9 Haziran 2020 Salı

SADECE FARZ AMEL GÖZ ÖNÜNDE OLUR

Kalbin ameli olmadan diline doladığın dini bilgiler seni Allah'a bir adım bile yaklaştırmaz. Amellerini insanlarda göstere göstere yapanın da ameli yoktur. Amel, halvette iken(yalnızken) olur ve insanların gözü önünde yerine getirilmesi gereken farz ameller dışında hiçbir amel göz önünde olmaz. İşin temeli budur. Temel yanlış atılırsa üzerine yaptığın binayı sağlamlaştırmak fayda vermez. Amellerin temeli tevhid ve ihlastır. Amel temelini tevhid ve ihlasla güçlendirmek gerekir.

EN BÜYÜK CEZA

Hz.Peygamber sav buyurmuştur:"Allah'ın kuluna verdiği en büyük ceza  kulun, nasibinde olmayan şeyi aramasıdır"Nasibinde olmayan bir şeyi tüm dünya insanları bir araya gelse sana veremezler. Aksi düşünce senin kalbine, kafana yerleşmiş olan şeytanın vesvesesidir. Sufilerden biri "Kurtulmuş birini bulmayan kimse kurtulmaz" demiştir. Kurtulmuş birini görmek ancak gönül gözüyle mümkün. Çünkü gözler kör olmaz kalpler kör olur.

MÜSLÜMANIN NEŞESİ YÜZÜNDEDİR

Hz.Peygamber (sav) buyurmuştur:"Müslümanın neşesi yüzünde, hüznü kalbindedir." Bu kimse güçlü olduğu için insanların yüzüne karşı güleryüz göstermeyi , Allah'la kendi arasında ise hüzünlü olmayı başarabilmiştir. Onun kaygısı sürekli, tefekkürü çoktur, gülmesi az, ağlaması çoktur. Bundan dolayı Hz. Peygamber:"İman sahibinin, rahat etmek için Rabbine kavuşmaktan başka yolu yoktur."buyurur. İman sahibi, güler yüzü ile hüznünü saklar, dışı kazanç uğruna çalışır durur, içi ise Rabbi ile birlikte sükunet içindedir; dışı ailesi için, içi ise Rabbi içindir. Sırrını ne ailesine, ne çocuğuna, ne komşusuna  nede insanlardan birine açmaz. Hz. Peygamber'in "İşlerinizde, saklamak yoluyla yardım isteyin" buyruğunu işitmiştir

8 Haziran 2020 Pazartesi

İNSANDA DİNİ BİTİREN DÖRT ŞEY

İnsanın dini dört şey yüzünden gider:
1-Bildiklerinizi hayata geçirmezseniz
2-Hakkında bilginiz olmayan işler yaparsanız
3-Bilmediklerinizi öğrenmez, cahil kalırsanız
4-İnsanların, bilmedikleri şeyleri öğrenmelerine mani olur, ayaklarına taş koyarsanız.

İYİLİK HAZİNESİNİN SIRRI

İyiliğin hazinesi sırrı, musibetleri, hastalıkları ve sadakayı SAKLAMAKTIR. Sağ elindeki sadakadan sol elin haberi olmasın.Allah (c.c) ateş'e;"Bana inanan, sırf benim için çalışan, yalnız bana rağbet edip başkalarından yüz çeviren kullarım, üzerinden geçinceye kadar serinlik ve selamette ol" der. İbrahim (a.s) ateşten bu emir kurtarmıştır. Hz. Musa kavmini suda boğulmaktan benzer emir kurtarmıştır. Tüm kudret Allah'dan dır.

KADER'İ MUTLAK'IN İŞARETLERİ

Toplum hayatına hakim olan İlahi kurallar,yavaş yavaş işaretlerini vererek tecelli etmektedir. Bu süreçte şimdiki nesin"in" olarak telakki ettiği oluşumlar yükselirken, mevcut iktidar "out" trendi içine girmiştir. "in" trendinde olanlarda ortak duygu, ortak masa, yumuşak davranış ve adalet için bir araya gelme şeklinde zıt olanların bir araya gelmeleri devam ederken bu kümelenme büyümeye, umut vaadetmeye başlamıştır. Muhafazakarlara açılan bir CHP bu davranıştan dolayı tabanında tepki dahi duymamaktadır. İyi Parti, Saadet, Gelecek ve Deva rahatlıkta bir araya gelmekte ve icabında birlikte hareket etme konusunda rahat bir şekilde niyetlerini deklare etmektedir. Bu birlikteliği "müşterek düşmana karşı birlikte olma" şeklinde bir değerlendirme haksız olur. Çünkü iyi yürümeyen bir idare, inişe geçmiş bir ekonomi, zirve yapmış işsizlik gayrimemnunları bir arada olmaya mecbur etmiştir. Farklı meşrepteki insanların bir araya gelmesi manidardır ve mutlaka bir karşılığı olacaktır.

TÜRKLERİN YENİLMEZLİĞİNİN BİTTİĞİ VAKİT

Ruslarla yapılan savaşta aktedilen Küçük Kaynarca anlaşmasıyla başlar. Çünkü Osmanlılar o zamana kadar hemen hemen daima kendilerinden sayıca çok olan ordulara karşı zafer kazanmaya alışmıştı. Rus savaşında 180 bin kişilik Osmanlı Ordusunun sayıları 30 bin civarında olan bir Rus ordusuna karşı mağlup olması Osmanlı'nın "Yenilmezlik " konusundaki maneviyatını bozmuştu. 21 Temmuz 1774 de imzalanan bu anlaşmadan sonra inkıraz(bozulma) devri başlamıştı.

OSMANLI NİÇİN YÜKSELDİ

Osmanlı Devletinin yükselme nedenini şüphesiz kaderi ilahi icabı olup zahirdeki sebepleri, bu beyliğin Anadolu'daki Selçuklu'dan sonra oluşmuş kardeş devletlerle uğraşmak olmayıp, Bizans'la uğraşmasıdır. Kardeş kavgasına iltifat etmeyip yüzlerini küffara döndürmüşlerdir. Her ne kadar iyi yetişmiş kabiliyetli devlet adamları var ise de asıl saik tutulan yol ve takip edilen maksadın rızayı ilahiyyeye mutabakat etmesidir. Bu nedenle Cenabı Hak o kurucu kadronun mesailerine büyük bereket lütfetmiştir.
Birbirleriyle boğuşan kardeş beyliklerin askerleri vicdanen rahatsız olarak alttan alta gelip Osmanlı beyliğine sığınmışlar, kendi beylerinin hakimiyet kavgaları onları rahatsız etmiştir. Küffara karşı olan mücadelenin uhrevi bir maksadı mevcut idi. İslami hassasiyete sahip her kes Osmanlılara temayül ediyordu. O devrin manevi mürşidlerinden en alt tabakadaki insanlara kadar herkesin müşterek olduğu bu hissiyat Osmanlı'nın yükselişinin sağlam ve müsmir(semereli) zeminini teşkil etmiştir.

VAKİ BİR KÖTÜLÜĞÜN SÖYLENMESİ GIYBET DEĞİLDİR

Gıybet, yani vaki olan bir kötülüğün, yazılıp söylenmesi, muayyen istisnai hallerde caizdir. Bunlar, tetva almak için müftüye, davacı olunduğu takdirde hakime anlatılması gibi istisnai hallerdir. Bu istisnaların en ehemmiyetlisi, anlatılan menfi halin, kar ve zararının umuma ait olmasıdır. Bu takdirde yapılan iş bir başka mükellefiyetin icabıdır: Emri bil maruf,nehyi anil münker. Toplulukların önünde giden veya devleti idare eden şahsiyetlerin durumu hiç şüphesiz böyledir.
Şeriatın iftira yahut gıybet olarak telakki ettiği kimsenin ölü yahut diri olması fark etmez. Belki, ölü hakkındaki mes'uliyet daha ağır olabilir çünkü ölü kendini müdafaa edemez.

İBNİ HALDUN

Kainatın umumi olarak tabi olduğu bu Kemal-Zeval tebeddülatını (değişimi), en büyük sosyal vakıa olan devlete tatbik edip Dünya'da "Tarih Felsefesi" çığırını açmak şerefi, büyük İslam alimi İbni Haldun'a (1331-1403) aittir. Kitabul İber isimli eserinin mukaddimesinde bu husus uzun uzun anlatılmıştır.İlim tarihinde buna "Biyolojik Görüş" denir. Bu da Devletin her canlı gibi doğup büyüyüp gelişerek nihayet inkıraza(bozulmaya,yıkılmaya) uğrayıp yok olmasını ifade eder.

MURADI İLAHİYYEYE VUKUFİYET

Hak Teala, bazı kullarına ilahi muradını seyrettirir. Bu seyri yapan zahirde karşı çıksa da neticenin değişmeyeceğini bildiği için hale razı gelir.
Sultan II. Abdülhamit han hazretleri, saltanatının son yıllarında "murad-ı ilahiye vukuf" selahiyet ve iktidarına haiz manevi bir makama yükselmiş olduğu içindir ki , şerirler grubu (Kötülük çetesi) Selanik'ten kalkıp "Hareket ordusu" na karşı kılını dahi kıpırdatmamıştır. O güruhun önünde Hızır (a.s) 'ı gördüğünü söyleyerek hareketsiz kalmış, fakat Onun bu ataleti(hareketsiz kalması) meşum neticeyi önlemeye kifayet etmemiştir.

HAYR VE ŞER KONUSU

İmanın şartlarından biriside "Hayrihi ve şerrihi minallahi Teala" yani hayrın ve şerrin Allah'dan geldiğine inanmaktır. ŞERİATTA hayrı Cenab-ı Hakk'dan, şerri ise nefsimizden bilmek temel itikadi esastır. Bu görüş "kader-i muallak" olan fiillerde , onların, failin istemesi neticesinde halkolduğunu bilmek zemininde doğrudur. Allah'ın "RIZASI" ile "İRADESİ"ni birbirine karıştırmamak gerekir. Bilinen şudur ki Allah'ın rızası yalnız hayırda, iradesi ise her oluşta mutlaka mevcuttur.
"KADER-İ MUTLAK" olan konularda durum değişiktir. Kaderi mutlakta Allah'ın dilemesi, mahlukun irade izharından evveldir. Kaderi mutlak icabı olan hiçbir şey- kul için- mükafat ve mücazaatı gerektirmez. Bunlar sadece hesaba çekilişte bir "nisab" teşkil etmek üzere rol oynarlar. Buna göre beşeri iradeyi kuşatan sonsuz sebep ve şart vardır ki, onlar ister lehde, ister aleyhde olsunlar, ilahi mizanda hesaba katılırlar. Bu keyfiyet, Cenab-ı Hakk'ın "adil" sıfatı ilahiyyesinin bir neticesidir.
Kaderi muallak olan her şeyin, Allah tarafından halkedilmesi, mahlukun dilemesi sebebiyle vaki olduğu içindir ki ceza ve sevabı gerektirir. Hak Teala'nın ilmi, ezelde mahlukun ne yapacağını o fiil gerçekleştirmeden bilir. Bu bir cebriyye görüşü değildir.zira Hakk yanında zaman mevhumu olmadığından olmamış olan, olmuş gibi bilinir.
Hak Teala'nın insana vermiş olduğu irade ise imtihan alemi olan bu dünyada ceza ve sevabın ortaya çıkması için gereklidir.

ZITLARIN VARLIĞI VE BİRBİRLERİNE GALEBESİ

Hak Teala'nın yarattığı kainatta ilahi tayine dayanan bir takım kanun ve kaideler vardır. Dinde "adetullah" veya "sünnetullah" denilen bu kaideler
değişmez ve değiştirilemezler. Hak Teala alemi ihtilaf yani zıtlıklar ve farklılıklar üzerine tesis etmiştir. Bu zıtlıklar birbirlerini yok edemezler.Ancak aralarında ebedi bir galebe nöbetleşmesi vardır. Bu temel vasıf, Allah'ın "camiül-ezdad" olması, yani zıt sıfatları birleştiren olmasının bir neticesidir. Zıtlardan birisi galebe halinde iken öteki mağlup olarak hazır bulunur. Bu kural İman ve küfür zıtları için de geçerlidir. HADİ ve MUDİLL Hakkın sıfatıdır.ikisi birbirine zıttır. HAYY ve MÜMİT sıfatı da birbirine zıttır.
Kainatın ilahi takdirle tabi bulunduğu ikinci bir esas kaide de her varlığın "Fanilikle mahkum" bulunmasıdır. Hak teala "Beka " sıfatını Zatı uluhiyetine tahsis buyurmuştur ve bu sıfattan hiçbir varlığa nasip vermemiştir.
Bu nedenle Kainat ebedi bir değişikliğe mahkumdur. Bütün varlıklar Kemalden zevale, zevalden kemale doğru daimi bir değişim içindedir. Hiçbir varlık aynı hal üzre sabit kalma imkanına sahip değildir. Bu ilahi kaidenin istisnası yoktur. Cenabı Hakk'ın bu alemi yaratmaktan muradı ilahiyyesi insan ve cinlerin idrak ve iktidarları seviyesinde "BİLİNMEK" ve bu bilmenin vicdani bir neticesi olarak İBADETLERLE TEKRİM OLUNMAKTIR.Bunun Hak Teala yanındaki makbul şekli ve muhtevası İSLAM ile kaimdir. Böyle olduğu halde Resulullah Efendimiz (sav) "Bu din garip başladı, garip bitecektir" buyurmuştur.
Bu dünya alemimizdeki zıtlar arasındaki galebe nöbetleşmesi ani olmayıp bir tedric (yavaş yavaş) kanuna tabi kılınmıştır. Müşahede olunan ani oluşlar dahi yine bu kanunun tabi olduğu hazırlık safhasının neticesidir.
Zıtlar arasındaki bu nöbet değişimin vakti her varlık için ayrı ayrıdır. Karanlık ve aydınlık arasındaki bu nöbetleşmeyi 24 saat olarak  gözlemlerken mevsimler arasındaki bu nöbetleşmeler örneğin yaz ve kış bir yıllık süreçtir. Her değişimin peryodu muayyen ve muntazam olmayabilir.
Hak Teala ilahi takdiri ile bir kaplumbağaya üç yüz sene ömür, bir çınar ağacına bin sene ömür, bir zeytin ağacına üç bin sene ömür verirken bir kelebeği 15 gün ömür verir, yahutta bir canlı türüne yarım gün ömür verir. Bu ilahi takdirin bir gereği olup Kemal ve Zeval bu sürelerde gerçekleşir. Çiçeklerin ömrü bir mevsimdir.
Zıtlıklar arasında nöbetti biri çıkarken diğeri iniştedir.
Bu temel kaide insanların oluşturduğu devletler içinde geçerlidir. Devletlerde bu ilahi kanuna tabidirler. Hak teala gerek yükseliş ve gerekse iniş süreçlerinde bu ilahi kural sebepler tahtında ceryan ettirir. Kainattaki ilahi iradeyi sebepler "esbab" ile örter. Marifet, sebep perdesinin arkasını bilmektir.Hak Teala "HALIK" yaratıcı sıfatını hiçbir varlığa vermemiştir.

KULLUĞUN ASLI

Durmadan laf olsun diye kulluktan bahseden ama kulluk etmeyen kul değildir.
Kul imtihan zamanı belli olur. Bu yüzden kendini sına ki kulluk nişanesi belli olsun.
Kullukta hürmet asıldır. Yola hürmetsizce  girilirse padişah onu çabucak meclisinden kovar. Harem, hürmetsiz insan için haramdır. Ama insan saygıya riayet ederse bu nimet kendisi için tamamlanır.

7 Haziran 2020 Pazar

KABİLİYETLER VE EKSİKLİKLER

İdarecilerin bir yönde faziletleri olduğu gibi aynı idareci bir yönden de kifayetsiz olabilir. İdare makamına talip olanlarda iffet ve istikamet, rüşvetçilere düşman olma, doğru olanlara muhabbet etme, vazifede cesaret ve ciddiyet gibi hassalar bir fazilet olduğu gibi aynı kimsenin hiddet ve şiddet, her söze itimat, her işte acele etmesi gibi yönleri ki bu hususlar siyasete ve makama zarardır, o kimsede bir kusur olup başarıyı  gölgeler.

BORSA İLE ALDATILAN PADİŞAH

Mahmut Nedim paşa (1818-1883) Sultan Abdülaziz'in veziridir. Rus büyük elçisi General İgnatiyef ile arasından su sızmazdı. Büyük elçinin tanıdığı bankerlerden alınan kağıtlardan Padişaha satmışlardı. Altı milyon altın verilen bu kağıtların değeri yarı nispete inip padişah üç milyon altın zarar etmişti. Bu satıştan Mahmut Nedim Paşa'nın aldığı komisyon iki milyon altın idi.

HÜSEYİN AVNİ PAŞA

Sultan Abdülaziz'i hal eden ve bir kaç gün sonra boğan ihanet çetesinde Midhat paşa ile başrol oynamıştır. Çok kindar bir adamdır. O devrin bütün kaynakları bu şahsın kindarlığı, ahlaksızlığı, rüşvetçiliği ve diktatörlüğü üzerinde müttefiktir. Irz düşmanı birisi olup fahişelerle vakit geçirirdi. Kurup silah fabrikasından silah alımından komisyon almıştır. Bu komisyondan da ikbaline mani olunmaması için etkili kimselere dağıtmakta idi.

OSMANLININ YIKILMASININ ZAHİRİ SEBEBLERİ

Hak Teala kader sırrına ait de olsa sebeb örtüsü altında hadiseleri tecelli ettirmiştir. Her devletin doğup gelişip batması Hak Teala'nın iradesi dahilinde olmakla birlikte zahirde bu batışın sebeplerini aşikar etmiştir. Osmanlının batış zamanına denk gelen Sultan Abdülaziz Han, Sultan Abdülhamit Han ve Sultan vahdettin devri en zor devir idi. Bu tükenişin zahiri sebepleri arkasında bu üç padişahın etrafında bulunan yüksek idarecilerin ihaneti, işbirlikçiliği, rüşvet, içki ve fuhşa müptela olmaları yatar. Şüphesiz dürüstler yok değildir amma batış devri bir defa başlamıştır. Dönüş mümkün değildir. Sırrı kader tecelli etmiş olup mürekkep kurumuştur.
Hain, işbirlikçi, satılmış, rüşvetçi, içki ve kadın düşkünü olan yüksek rütbelileri Sultan Abdülaziz ve Abdülhamit dönemleri için sıralarsak:
ALİ VE FUAT PAŞALAR
Her ikisi de tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin bir numaralı amili Reşit paşanın yetiştirmeleridir. Her ikisi de rakı müptelasıdırlar. Bu densiz adamlar Padişah'ı ecnebi sefirlerle tehdit ederek de işlerini yürütmekteydiler. Ali Paşa beş defa "Sadrazam", yedi defa da "Hariciye Nazırlığı (Dışışleri Bakanlığı) yapmıştı. Ali Paşanın vefatında cenaze namazını Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Efendi namazını kıldırdı. Tezkiye için cemaate dönüp "Bu zatı nasıl bilirsiniz" diye sorunca cemaatten La(Hayır kötü) yahut Neam(evet iyi) şeklinde hiçbir cevap çıkmamıştır. Herkesin ağzı kilitlenmişti. Bu hal dehşetli tesir bırakmıştı. Hariciye bakanı iken dairesine ermeni memurları doldurmuştu. Fransızlara hoş görünmek için. Paris sulh görüşmeleri sırasında Rusların Kafkaslar ve kırımdaki toprak kazanımlarını geriye itebilmek için itiraz edeceklerini İngiliz sefiri belirtmesine rağmen Osmanlı Devleti adına bu görüşmeye katılan Ali paşa Bizce oralar o kadar önemli değil" demesi üzerine İngiliz sefiri:(Glerandon) "Ben bir Türk'den fazla Türk olamam ki" diyerek paşaya karşı itirazını belirtmiştir. Rüşvetciliği, masonluğu, kindarlığı, kıskançlığı hususunda ittifaki kanaat mevcuttu.
FUAT PAŞA.Üstadı Reşit paşa gibi ilk masonlardandı. 1868 de Nis de vefat etmiş, cenazesi İstanbul'a getirilip türbesine götürülürken cenazeyi takip eden herkes gülmekteydi. Bir Ramazan günü debdebeli şekilde Beyazıt camisine gelmiş ancak içeride yer olmadığı için son cemaat mahallinde namaza dururken arkasındaki yaverlerine namaz kılmalarını söyler,Yaverler "Abdestimiz yok "demesi üzerine Paşa gülerek "Kimin abdesti var" der ve imama uyar.
MİDHAT PAŞA. Masondur. Sadrazamlığa geldiği esnada Fransız ve İngiliz borsalarında  Osmanlı Kağıtlarının değeri %5 artmıştır. Bu artışı bileceği için bir gün öncesinden külliyetli miktarda borsa kağıdını bankerinden almış ertesi günü bu kağıtlar %50 değer kazanmıştı. Bu şekilde bir anda servetine servet katmıştır. Frengi hastalığına müptele içki düşkünü idi. Sultan Abdülhamit, sultan Abdülaziz'in cinayetine ilişkin açılan mahkemede suçlu bulunmuş, idamına karar verilmişse de bu cezası sürgüne çevrilmiş ve gönderildiği yerde vefat etmiştir.
MÜTERCİM RÜŞTÜ PAŞA-ŞEYHÜLİSLAM HAYRULLAH EFENDİ-ŞİRVANZADE RÜŞTÜ PAŞA Sultan Abdülaziz'i çökerten çetenin elamanları idi.

ABDURRAHMAN CAHİT ZARİFOĞLU

BİR DURUŞU OLMALI İNSANIN, BİR BAKIŞI, ANLAYIŞI,BİR AŞKI, BİR DAVASI OLMALI.
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu “Sultan” şiirinde şöyle seslenmişti:
“Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri (ACZ) tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum

DÖRT GÖZE SAHİP OLANLAR

Halk arasında ziyadesiyle kurnazlar için "dört gözlü " tabiri kullanılır.
Marifet ve gerçek iman sahibi bir müminin iki iç, iki de dış gözü vardır. Dış gözleriyle (beden gözüyle)Allah'ın yer yüzünde yarattıklarını görür, iç gözüyle de gökyüzünde yarattıklarını görür.S onra kalbinden perde kalkar, teşbihsiz ve tekyif (keyfiyeti anlatılamayacak ve herhangi bir şeye benzetilemeyecek ) bir surette Allah'ı görür de O'nun sevgili, yakın kulu olur. Kalpten perdeyi kaldıran yegane şey, insanlardan, nefis ve hevadan ve şeytandan uzaklaşmaktır. Allah yerin hazinelerinin anahtarını onun eline vermiş, artık taşın ve toprağın onun yanında bir farkı kalmamıştır.
Azizim Necib Sultanım anlatmıştı. Seyyid Ali Baba Rahmetullah,1980 ila 1984 yılları arasında prostad ameliyatı nedeniyle  Dörtyol İcadiye mahallesinde bir bahçe içinde ev dışına kurdurduğu bir hayma altında dört yıl, dört ay, dört gün yaşamıştı. Ben Dörtyol Kuzuculu beldesindeki evimden akşam yemeğini yedikten sonra üç yahut dört kilometre uzaklıktaki çadırına ziyarete geliyordum. Dönüş saat gece yarısına denk geldiğinden, beni dönüşte, Seyyid Alibaba' hazretlerine hizmet eden sakallı Ali isimli birisi traktöre bindirerek götürmekte idi. Ben kuzuculu mahalle sınırları içinde indirmesini söylüyordum o ise hizmet sevap olsun diye beş yüz metre daha ileri eve bırakıyordu. 12 Eylül sokağa çıkma yasağı günleri idi. Devlet, anarşik hadiselerin ziyadesiyle yaşadığı kuzuculu mahallesine ilave bir karakol kurmuş, başına da dört çizgili bir astsubayı görevlendirmişti. Ben evimden çıkıp Ali Babaya  giderken siyah renkli bir araba Dörtyol-Erzin istikametinden gelip yanımdan geçiyor, dönüşte ise aynı araba Erzin-Dörtyol istikametinden gelip yanımızdan geçiyordu. Belli ki denetim amaçlı bir takip vardı. Bu hususu Ali Baba Rahmetullah'a ilettim. Celallenerek Buyurdu ki "asfalttan aşağıya bir adım atamazlar. Dörtyol Erzin asfaltından ayrılan bir ara yol ile hazretin kaldığı ve vefatından sonra türbe  olarak kalan çadırının arası 400 metre mesafede idi. Gerçekten de sıkıyönetim ve dışarı çıkma yasağı kaldırılana dek,Seyyid Ali baba hazretlerinin çadırının etrafında toplanan insanlar cuma gecelerinde sesli bir şekilde zikir çekerlerken, askeriye tarafından hiçbir rahatsızlık verilmedi...

UÇAKTA BİR KİŞİLİK YER OLSA ?

Uçakta bir kişilik yer olsa, insan aile efradından olanlardan kızını mı alır, damadını mı alır. Necib Sultanım durup dururken bir bahis açtı Tayyip bey, ailesi, damadı hakkında. Tabi kabine revizyonunun gündem olduğu haftanın gündemiyle de alakalı olabilir. Bu soruya ben "kızını alır" diye cevap verdim. Damadın icraatlar nedeniyle Tayyib Erdoğan'a rahatsızlık verdiği aşikardı. Çünkü Soylu ve Albayrak çekişmesinin altında buna ilişkin detaylar mevcuttu. Keza, vaktinde Davutoğlu'nun teşkilatlanmaya el atarak kendine yakın isimlere teşkilatta yer vermek ve yakın isimleri milletvekili listelerine almak çalışması bir vakıa idi. Belki Tayyib Erdoğan ile ters düşme nedenlerinden birisi de bu idi. Damadın böyle bir çevre oluşturma çalışması yoktur denebilir mi?Denemez. Akçalı işler içerisinde zengin edilmiş bir çevre, Ak Parti misyonunu başlangıçtan çok uzaklara savurmuştur. Zengin bir aristokratik çevre. Fransa'nın Krallık olduğu zamanda mevcuttu. Ancak kralı, devrim esnasında ilk terk edenler, satanlar, suçlayanlar bunlardı.

FETHULLAH GÜLEN'İN SUYU ISINDI MI?

Azizim Necib Sultan'ın söylediği bir cümle idi. Hiç detaya girmedi. Yine, gelecek olan sahibüzzaman'dan bahsetti. Anladım ki,sahibüzzamanın geliş vakti 2023 olarak belirtmiş olduğundan bu süreç içinde (2020-2023) Amerika'da Fethullah Gülen'e karşı ya bir tavır olacak, yahutta hastalık  v.s nedeniyle terki dünya edecek.
"Suyun ısınmasından" ben bunu anlıyorum. 

ALLAH'IN HAS KULLARI,GERÇEK MİRASÇILAR

Allah Teala'nın has kulları, insanlar yanında sağır, dilsiz ve kördürler. Kalpleri Allah'a yakın olduğu için başkalarını duymazlar, görmezler. Onları yakınlık sarar ve heybet bürür, sevgililerine karşı besledikleri sevgide onlara faydalı olur. Onlar celal ve cemal sıfatları arasındadırlar. Sağa, sola arkaya dönmezler. Sadece önlerine (Rablerinin cemaline ) bakarlar. İnsanlar, cinler, melekler ve bütün mahlukat onlara hizmet eder. Onun lütfu ile doyarlar, yakınlığı ile kanarlar. Lütuf şarabından içerler, yakınlığı ile kanarlar. Onların insanlara kulak vermekle işi yoktur. Onlar bir vadide, insanlar bir başka vadidedirler. Hz:Peygamberin yerine, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara iletirler onlar gerçek mirasçılardır. İşleri güçleri, halkı Hakk'ın kapısına yöneltmektir. Allah'ın delillerini onlara sunarlar, her şeyi yerli yerine koyarlar, fazilet sahibi herkesin hakkını da verirler.İnsanların hakkını tastamam verirler, nefislerinin hakkını ise tam almazlar. Allah için sever, Allah için kızar. Onlar bütün varlıklarıyla O'na aittir; başkalarının onlar üzerinde nasibi yoktur. Kim bu hale nail olursa, O'nunla beraberliğe nail olur, kurtuluş ve ferah bulur. İnsanlar, cinler, melekler, yerler ve gökler onu sever.
Bu varisler derler ki:
"Ey benimle beraber olmak ve benden faydalanmak isteyen mürid! Benim halimde ne halk, ne dünya ve ahiret vardır. Benim ellerimde tevbe edip benimle beraber olan, benim hakkımda güzel düşünüp söylediklerimle amel eden kimse  de Allah'ın izniyle benim gibi olacaktır. Allah (c.c) Peygamberlerini kelamıyla, sadık kullarını da kalplerine verdiği ilhamle terbiye eder. Çünkü onlar Peygamberlerin mirasçıları, halifeleri ve manevi evlatlarıdır.

ZİKİR-İLİM -AMEL-ÖTESİ

Allah Teala, "Beni anın ki ben sizi anayım, bana şükredin ve nankörlük etmeyin" buyurmuştur. Ben beni zikredenin sohbet arkadaşıyım buyurmuştur.
Zahirde bir şehre, harita üzerinden o şehre giriş yolunu kullanarak gireriz. Bir apartmana, giriş kapısından dühul ederiz. Apartman dairesine ise, o meskenin kapısını kullanırız.
"Kapı" denilen bu tarif yerleri ulaşmayı temin eden hayati derecede önemli yerlerdir. Yaratılmamızın gayesi, Hak Teala'ya ibadet etmektir. İbadet sadece formel, fiziksel,şekli hareketler, vakitler değildir. Din dediğimiz, dünyanın varlık nedenini,insanın varlık unsurlarını ve gayesini anlatan kurallar bütünüdür. Zahir dediğimiz bu bakışta kanunlar,yaşayanların tecrübesi vardır. Evvel emirde "Kapı" Peygamberlerdir. Çünkü bilmediğimiz alemle alakalı olarak bize Allah'ı , emirlerini, nehiylerini(yasaklarını,haramlarını) anlatmışlar, bizatihi kendi hayatlarına yaşayarak insanlara aktarmışlardır. Hak Teala'nın seçkinleri olan Peygamberlik Cenab-ı Risalet Efendimizle son bulmuş, kemale ermiş, kıyamete kadar başka bir din gelmeyeceği kati olarak belirtilmiştir. İnsan nesli kıyamete kadar devam ettiğinden, insandaki gaflet, bozulma, peşin lezzetlere kanıp talep etme devam etmektedir. Her devirde yaşayan bu insanlarla ilgilenme, onlara nasihat etme ve hatırlatma babında, Hak Teala'nın seçkin kullarının  varlığı ve görevi devam etmekte olup biz bunlara Allah dostları anlamında Evliyaullah hazeratı demekteyiz. Allah dostları Peygamberlerin açtığı yoldan gitmekte, Cenab-ı Resulullah'ın yolunu ve yöntemini izlemektedirler. Hak Teala ahirete ait ilimleri bunlara bahşetmekte, bunlar vasıtası ile de bu insanları benimseyen, seven  arayış içindeki insanlara "yaşayarak" gösterilmektedir. Bu insanlar içinden yetişenlerde, seleflerinin gösterdiği yolda aynı görevi devralmakta ve kıyamete kadar insan yetiştirme suretiyle devretme devam etmektedir.
İlim der ki "Oğlum, benimle amel etmezsen ben senin aleyhinde bir delil olurum. Amel edersen lehinde bir delil olurum". Cenabı Peygamber buyurmuştur"İlim amele seslenir, cevap verirse kalır, cevap vermezse çekip gider." Bereketi gider, sıkıntısı kalır, ihtiyaç duyduğun anlarda senin yanında olmaz.İlmin özü ameldir. İlmin sana söylediği şeyleri yerine getirmedikçe Hz.Peygambere itaat etmiş olmazsın.
Hak teala giden Kapı Peygamberler ve onda devam eden kemalat sahibi varisleridir. 

6 Haziran 2020 Cumartesi

İSTEKLERİMİZ

Ey Fakir! Zenginlik arzun olmasın.Çünkü o senin helakine sebep olabilir. Ey Hasta! Sen de sağlığına kavuşmayı arzulama. O da senin helak sebebin olabilir. Elinde olan meyveyi koru ki yaptığın iş övgüye layık olsun. Elinde olan bu miktarla yetin ve fazlasını isteme. Hakk'ın senin isteğinle verdiği her şey senin hayat suyunu bulandırır, başına bela olur. Bu tecrübe edilmiş, yaşanmış bir gerçektir. Ancak istemek, kula kalbi tarafından emredilirse istediği şey bereketli kılınır ve pislikleri giderilir. Allah'dan daima affetmesini, sıhhat-afiyet vermesini, dinde, dünyada ve ahirette kurtuluş vermesini dile ve bu kadarcığıyla yetin. Allah'a karşı (zorba bir hükümdar gibi) emirler sıralama. O, senin belini büker.

ANSIZIN YAKALANMAK

"Onlar kendilerine verilenlerle sevinip şımarınca onları apansız yakalayıverdik"Enam 44).Bu ayeti fert bazında değil bir insan topluluğu bazında algılarsak, kendilerine iktidar olma imkanı verilmiş bir topluluk iktidarın verdiği imkanlar nedeniyle şımarırda zulüm yaparsa apansız gelen bir bela ve felaketle bitme noktasına gelir.
Allah katında olan şeyler sabırla elde edilirler. Sabır ve fakirlik gerçek iman sahibi kimselerde bulunur. Kulluk için sadece "La ilahe illallah" demek yeterli değildir. Buna bir şey eklemediğin sürece bu sözün sana bir faydasız olmaz. İman söz ve ameldir.
La ilahe illallah diyen kimseye "Delilin var mı?" diye sorulur. Bu sözün delili emre uymak, yasaklardan kaçınmak, sıkıntılara sabretmek ve kadere teslim olmaktır. Bütün bunları yapsan bile bunlar; ancak ihlaslı olduğun zaman kabul edilir. Amel olmadan söz, sünnete uygunluk ve ihlas olmadan da amel kabul edilmez.

SEVGİ BELAYI CEZBEDER SABRI MEYDANA ÇIKARTMAK İÇİN

Dert gelince sabırla karşılayıp deva gelinceye kadar beklemek gerek imiş. Deva gelince de onu şükürle karşılamak gerekir.
Celal ve cemal tecellileri merdivenleri basamak basamak çıkılır. Kul denendiği zaman belli olur. Bela gelmeden geçimi yerinde olan kimse "Allah'ı seviyorum" der.
 Allah'dan bir bela geldiğinde sen aynı kalabiliyorsan Allah'ı seviyorsun demektir. Bela geldiğinde yalanın ortaya çıkar ve ortada sevgi kalmaz,
Cenab-ı peygamber Efendimiz'e (sav) birisi geldi ve :"Ey Allah'ın Resulü ! Ben Allah'ı seviyorum." dedi. Bunun üzerine Efendimiz:"O halde bela için bir elbise hazırla" buyurdu.
Allah ve peygamber sevgisi fakirlik ve bela ile arkadaş imiş. Bundan dolayı salihlerden birisi "İnsanlar olmadık şeyleri iddia etmesinler diye bela ile sevgi başbaşa bırakılmıştır, böyle olmasa herkes Allah'ı sevdiğini iddia ederdi." İşte bu yüzden belaya ve fakirliğe sabır, Allah sevgisinin göstergesi kabul edilmiştir.

NEFSE MUHALEFET

"Hoşlanıyorum", "seviyorum","istiyorum" bir duygunun ifadeleridir. İçeceğimiz çayın demli yahut açık olması, kaç şekerli olması gerektiği, kebapla yiyeceğimiz etin yağlı yahut yağsız olması,ekmeğinin yahut zerzevatının bol olması ve yanında kolanın olması, yaz günü suyun buz gibi olması, klima isteği,v.s gibi istekleri çoğaltabiliriz. Bu yiyecek ve içeceklerle alakalı nefsimizin bize telkin ettiği şeylerdir. Bunun gibi giyeceklerimizle alakalı, mesken ve otomobille alakalı, tatillerimizle alakalı tüm tercihlerde nefis rol oynar. İstek ve arzular denilen bu heva insanı sürükler. Nefse muhalefet bu isteklere muhalefetle başlar. Uykusuzluk, aç kalmak, eski yahut sıradan elbise giymek. Gitgide tercih sahibi olmamak haline gelindiğinde kader oluğunun altında, sabır yastığına yaslanıp muvafakat kılıcını kuşanıp, kurtuluş ümidiyle Hakk'a kulluk edip razılık ve teslimiyet içinde uyumak. İstemeden Hak Teala'nın sana lütfettiğini görürsün. İstenmeden verilen şeylerin hiç çilesi olmaz imiş.

5 Haziran 2020 Cuma

TAYYİP ERDOĞAN RİSK ALTINDA MIDIR?

Şüphesiz.Çünkü Hilafet siyaseti uygulaması kaçınılmazdı.Dünya üzerindeki Müslüman ülkelerin muzlum olanlarının umudu idi.Osmanlıdan himaye bekleyenler bunu türkiye Cumhuriyetinden beklemekteler.bu nedenle Tayyip Erdoğan'ın söylemlerini takip etmektedirler.Eğer bu söylemler aşikar ve aleni olursa, Ayasofya açılırsa İngiliz Siyaseti,Siyonizm nasıl Sultan Abdülaziz'i, Sultan Abdülhamid'i ve Sultan Vahdettin'i hal etmişsse Tayyip Erdoğan'ın da başına çorap örmeye çalışacaklardır.Ancak Cenab-ı Hakk'ın mekri nasıl tecelli edecek.Bu şimdilik bir muamma.

TEKNİĞİ YAKALAMAK

Sultan Abdülaziz o zaman uzun mesafe sayılan 500 mt.ye isabet eden Martini Henry tüfenklerini Türkiyeye getirmiş, Tophanede bu silahları söktürerek bire bir aynısını yaptırdıktan sonra bu tüfenkler Rus harbinde kullanılmış.Plevne müdafaasında yararları görülmüştür.Çünkü Rusların elinde bulunan tüfenklerin mesafesi 250 mt olduğundan bizim tüfenklerimiz etkili olmuştur.
Sultan Abdülaziz han, Amerikadaki Kuzey-Güney muharemesini tetkik etmiş Kuzeylilerin muvaffakiyetlerinin ellerinde bulunan Henry Martini,Spencer,Vinchester   tüfenkleriniden kaynaklandığını tespit etmesi üzerine bu tüfenklere yönelmiştir."Şeşhaneli Amerikan Tüfeği" denilen bu tüfeğin mekanizmasını sarı pirinçten imal ettirmiş ve adınada Yellow Boy (Sarı Çocuk) adı verilmişti.

AMERİKA OSMANLI'YA KORUMA HARACI ÖDEMİŞTİR.

Osmanlı Donanması Akdeniz'i bir göl haline getirdikten sonra Atlas okyanusunu aşarak Amerikaya ulaşmıştı.Gerek uzaklık gerekse nüfus azlığı nedeniyle Amerika hususu geri planda kalmıştı.Ancak 1795 yılında Birleşik Amerika, Cezair Beylerbeyliğimize yılda 642.000 altın dolar,12.000 Türk altını ödeyerek bir anlaşma imzalamıştır.Bir tarafta George Washington diğer tarafta Cezair beylerbeyi Dayı Hasan paşa nın imzasını ihtiva eden bu anlaşma gereğince Osmanlılar Atlas Okyanusunda Amerikan bayrağı taşıyan hiçbir gemiye dokunmadıkları gibi , onları korumayı da taahhüt etmişlerdir.Bu ahidname 1818 yılına kadar yürürlükte kalmıştır

AÇE DEVLETİ

Kanuni ve oğlu Sarı Selim,Afrika Ümit burnunu dolaşarak uzak doğuya Filipinlere,Endenezyoya,Hindistan 'a gemiler göndermiş oradaki insanları İngliz,Portekiz sömürgesine karşı korumuştu.Bunlar arasında Kuzey Sumatra'da 1514 yılından 1903 yılına kadar hükümran olmuş "Açe Devleti" Osmanlı'nın yardımı ile bu ülkenin insanlı Osmanlı bayrakları ile donanmış,hükümdarları kendi rızaları ile Uzakdoğu'da bir nevi "Osmanlı beylerbeyi" haline gelmişlerdir.Uzak Doğu insanının islama girmelerinde etkin roy oynamışlardı.

YÜKSELMENİN NEDENİ

Mehmet Akif,Süleymaniye Kürsüsü nam eserinde konuşturduğu vaiz Abdürreşit İbrahim Efendi olup ,Abdülhamit devrinde yaşayıp bir çok seyahatler yapıp bunları kitaplaştırmıştı.Bu eserden ilham alan Akif,Batı karşısında izlenecek yolu şöyle şiirleştirmiştir:
"İstedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek?
Nedir esbabı terakkisi? Yakından görmek
Bu uzun boylu mesai, bu uzun boylu sefer,
Bir kanaat verecekmiş bana dünyada meğer
O kanatta şudur:
                          Sırrı terakkinizi siz
Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz
Onu kendinde bulur yükselecek millet;
Çünkü her noktada taklit ile sökmez hareket
Alınız ilmini Garbı'n, alınız sanatını
Veriniz hemde mesainize son süratinizi
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız
Çünkü milliyeti yok sanatın , ilmin yalnız:
İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin Bütün edvar-ı terakki-yi yarıp geçmek için
Kendi " mahiyet-i ruhaniye" niz olsun kılavuz
Çünkü beyhudedirümmid-i selamet onsuz"

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ

Abdülhakim Arvasi hazretlerinin seçkin müritlerinden Hilmi Işık  hazretleri buyurmuştur:"Biz mağdur ve mazlum, büyük şahsiyet Sultan Abdülaziz Han hazretlerinin ahının çilesini çekmekteyiz. Henüz Sultan Abdülhamid Han hazretlerinin ahının çilesine sıra gelmemiştir.

YİNE AYASOFYA KONUSU

Ayasofya konusunun araştırılması için Tayyip Bey talimat vermiş. Çünkü 1935'te müze yapılmasına ilişkin Bakanlar kurulu kararı şaibeli durumda. Vakıf Malı olması nedeniyle Kariye camisi hakkında Danıştay'ın verdiği karar ortada. Vakıf malı devletçe de olsa vakfedenin amacı dışında kullanılamaz. Sultan Abdülhamid'in başarısının altında yatan sırlardan biriside türbelere yaptığı imaret işleridir. Aynı işleri Tayyib bey, Belediye başkanlığı zamanında da başlatmıştı. Belki de bu hizmetinden dolayı ona uzun bir iktidar süreci bahşetti. Ayasofya Fatih'in vakfiyesidir. Vakfedenin iradesi korunması en değerli kul haklarındandır. Şayet tüm tehditlere rağmen Ayasofya cami şeklindeki vakfiye aslına döndürülürse Tayyip Erdoğan siyaset sahnesinde bir rüzgarı arkasına almış olabilir. Hak Teala, bu milletin sırtında Ayasofya kamburunu indirsin ve Ayasofya özgür olsun.
Ayasofya konusunu meydanlarda siyaset konusu hep yapıla gelmiştir.1965 de Demirel Ayasofya konusun meydanlarda dile getirerek tek başın iktidar olmuştur.Sonrasında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel "Memleketin bir çok sorunları varken niçin Ayasofya sorusu soruluyor " diye asabi bir şekilde hadiseyi gündem dışına itmiştir.Sonraki süreçlerde (1970 koalisyonlarda) Ayasofyaya bitişik hünkar mahfili denilen kısımda cuma kılınması ve Ayasofya minaresinden ezan okunmasına müsaade çıkmışsa da 12 Eylül darbesi sonrasında da bu kadarcık uygulamada kaldırılmıştır.Cami olarak Açılması hususunda Kanun teklifi verilmiş ve Kanunlaşması için 150 kişi evet demişsede 9 oy eksikliği nedeniyle kanunlaşamamıştır.Bu toplantıya katılmayan ancak Ayasofya kartını sürekli kullanan siyasileri iyi tespit etmek gereklidir.
Maalesef Ayasofya konusu derin bir konudur.Belkide bağımsızlıkla eş değerdedir.Ancak dile getirenler bu hususu siyaset malzemesi yapmaktadır.Ayasofya konusunu siyaset malzemesi yapan gayrisamimi kişiler siyaset sahnesinden silinecek ancak maneviyat yönü ziyade bir kişiye Kader-i mutlak imkan verdiğinde konu çuzülebilecektir.  

4 Haziran 2020 Perşembe

İTTİHAT VE TERAKKİNİN HATALARINDAN

Sultan Abdülhamit,Yahudilerin fahiş para vererek Filistin'de Araplardan toprak satın almasını istihbarat etmesi üzerine toprak satmak isteyen Arapların topraklarını satın alacağını belirtti ve Yahudilerin toprak hususunda yeni bir tezgah yapmamaları için Filistin'deki toprağı Şahsı adına Tapusunu çıkarttı. Filistin Çiflikatı Şahanesi adını alan bu topraklar, gafil ve güdümlü ittihatçılar tarafından tahttan indirildikten sonra emlaki millileştirildi. Böyle yapmasalardı o topraklar kaybedilse bile Milletlerarası hukuka göre şahsi mülkiyet hakkı baki kalacaktı. Aynı hata Musul'da da yapıldı. Musul'da petrol araması yapan İngilizlerin  petrol tespit ettikleri yerleri Abdülhamit Kendi namına tapulatmıştı.

BİR FİTNE MERKEZİ:SELANİK

Katolik İspanyolların, Endülüs devleti yıkıldıktan sonra Müslüman ve Yahudi katliamlarına başlamaları üzerine Fatih Sultan Mehmed'in oğlu ikinci Beyazid,Müslümanları ve Yahudileri Osmanlı memleketine taşınmasına müsaade etti. Türkiye'ye getirilen Yahudilerin ağırlıklı olarak iki yerde kaldı; İstanbul ve Selanik. Selanik, bu nedenle fitnenin merkezi oldu. Filistin devleti hayalinin önünde en büyük engel olarak gördükleri Sultan Abdülhamit'i indirmek için Yahudilerce kurulan İttihat ve Terakki'nın merkezi Selaniktir. O büyük hükümdarı tahttan indirmek amacıyla oluşturulan Harekat Ordusunun kalkış yeri Selanik'tir.

PKK

PKK, Kürt görünüşlü bir Ermeni harekatıdır. Öcalan'ın anası da, babası da Ermeni kıtalinden arta kalan ermeni yetimidir.
Ermenilerin bu örgütten maksatları şudur:1-) Ermeni Katliamı, doğuda kürtler vasıtasıyla yapıldığı için Kürtlerden Ermenilerin intikamını almak 2-) Bölgedeki Kürt nüfusunun ölüm ve hicret nedeni ile azalmasını temin etmek. Bundan maksat ise Avrupa Birliğine girildiği takdirde doğuya hatırı sayılı bir Ermeni göçü olacaktır 3-) Avrupa birliğine kabul edildikten sonra Doğu Anadoluya hicret edecek Ermeniler bu toprakları para ile satın alacaklardır.

ERMENİLER NİÇİN ABDÜLHAMİD'E DÜŞMANDIR?

Bir takım imtiyazlarla Ermeniler Osmanlı mülkünde çok zengin olmuşlardı. Rusların kışkırtmaları ile doğu Anadolu'da müstakil bir Ermeni devleti fikrine kapıldılar ve 1862 de Zeytun isyanına kalkıştılar. Rusların bu etnik unsurları kullanmalarındaki maksat doğu Anadoludaki bir koridor nedeniyle İskenderun'dan Akdeniz'e açılmak hayali vardı. Ermeni komitacılar İstanbul'daki Osmanlı bankasını basıp havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. Sultan Abdülhamit bir çoğu sarraf ve müteahhit olan bu insanlara iktisadi baskı olarak iş verilmemesini emretti. Çok geçmeden de Yıldız'da Abdülhamit'e karşı meşhur bombalı suikast teşebbüsü yapıldı.

BARZANİ AİLESİ

Barzani ailesinin, ta Babil esaretinden kalma Kürtleşmiş Yahudi olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. İsrail'in desteğinin asıl sebebi belki de budur. (Ahmet Uçar-Hahamların torunları:Barzaniler)

KIRK BİN ALTIN İHSANI KABUL ETMEYEN ŞAHSİYETLER

Sultan Abdülhamit zamanında, ordunun Yunanlılarla yaptığı savaşı kazanması üzerine Atina'ya yönelen Gazi Ethem Paşa büyük başarı kazanmıştı. Padişah bu zaferler üzerine kendi şahsi kesesinden hazırlanan yirmi bin altın, Komutan Gazi Ethem paşa ile Dışişleri nazırı Tevfik Paşa'ya kırk bin altın verilmesini emretmişti. Bu iki şahsiyet verilen ihsanı kabul etmediler. Tevfik Paşa: "Devlet benim maaşımı veriyor. Savaş sonrası yapılan anlaşmayı imzalamam vazifem icabı. Fazladan bir şey kabul edemem" demiştir. Padişah hazırlıklıdır: "Ben öğrendim ki, senin evin yokmuş. Oturduğun Hariciye konağını hazineden 19.000 altına satın alarak Ethem Paşa'ya hediye etmişti. Ethem Paşa'ya da Eminönü kantarcılar mevkiinde dededen kalma hatıra niteliğindeki konağı tamir ettirmiştir. Mercan lisesi olarak kullanılan bu yer Ethem Paşa Konağı olarak anılmaktadır.
Bugün bu ihsanı reddedebilecek kaç babayiğit çıkar?

MECLİSİ MEBUSANIN YANLIŞ TEŞEKKÜLÜ

Padişahın yanı sıra milletvekillerinden oluşan ve adına Meclisi Mebusan denilen meclisin varlığı 1878 şartlarında yanlıştı. Osmanlı'yı diğer devletlerle karşılaştırdığımızda bu devletlerin meclisinde yabancı unsurlar temsil edilmemekte idi. Örneğin Büyük Britanya denilen İngiltere meclisinde İngiltere pek çok ülkeyi elinde tutarken (Hindistan,Avustralya,Yeni Zelanda, Kanada, Güney Afrika ve birçok ülke), İngiltere meclisinde sadece İngiltere, Galler, İskoçya, İrlanda milletvekilleri bulunmakta idi. Diğer ülkelerin hiçbir temsilcisi yoktu.İngiltere diğer ülkeleri sömürge zihniyetiyle idare etmekte. Halbuki Osmanlı,idaresi altındaki halktan gayri Müslim ve Hristiyan ve Dürzi'lerden milletvekili seçmişlerdi. Azınlıklar mecliste milletvekili ile temsil edilince ayrılık şeklinde fitne kazanı da kaynamaya başlamıştı.
Rusya Parlamentosunda 1905 sonrasında oluşmuştu. Rusların seçim hakkı yoktu. Almanya'da oluşan parlamentonun devlet idaresine iştirak etmekten uzaktı. İmparatorluğu doğrudan doğruya Kayzer  ve onun itimadına mazhar şansölye (federal başbakan) mutlak yetkilerle idare etmekte idiler. Abdülhamid 1978 de meclisi askıya alarak Osmanlı Devletinin daha erken çöküşüne mani olmuştur.

KAZDIĞI ÇUKURA DÜŞEN KİŞİ: MİDHAT PAŞA

1839 Tanzimat fermanında "sürgün" cezası yoktu. Sürgün cezasını Kanuni Esasi'ye koyan Midhat Paşa'dır. Çünkü, bu sürgün cezası ile kendisine muhalif ve tehlike giren insanları cezalandırmayı amaçlamıştır."İstifa tehdid'i" ile sürgüne gönderilmesini temin ettiği bir çok masum insan mevcuttur. Midhat Paşa'nın rakipleri için kazdığı bu çukura kendisi de düşmüştür."El -cezau, min cinsil amel"(Ceza amelin cinsindendir).
Midhat Paşa,kendisine 500 altın verilerek Taif'e sürgüne gönderilmiş ve orada ölmüştür.

EN BÜYÜK İHANET 93 HARBİ

İttihat Terakkinin yaptığı en büyük ihanet, 1877 Osmanlı-Rus harbidir. Diplomatik yoldan yahut çok az taviz vermek suretiyle bu harbin yapılması önlenebilirdi. (Petesburg'a bir elçi gönderilmesi  ve Nikşik kasabasının Karabağ'a verilmesi bu savaşı önleyebilecekti). Şayet bu harp olmasa idi balkanlar kolaylıkla elden çıkmaz,Osmanlı Ekonomisi çökmez, ordu ve silah varlığımız çökmezdi. Midhat paşa ve avenesi Padişahı harbe razı etmek için çeşitli nümayişler düzenlemişler, gerekli tedbirleri almayarak Osmanlı'nın bitmesine en büyük amil olan 93 harbini çıkartmışlardı. Belki bu sırrı kader idi. Bilemeyiz.
Bu harbin sonuçları vahimdi. Rumeli ve Kafkas cephesindeki hezimetin sonunda Edirne anlaşması yapıldı. Fakir bir kasabanın verilmemesine karşı Bulgaristan krallığı,Sırbistan ve Karabağ'ın müstakilliyeti, Romanya'nın istiklali ve Rusya'ya bir milyar dört yüz on milyon ruble harp tazminatı ödenmesi ve Kars, Ardahan ve Batum'un terki. Abdülhamid bu anlaşmayı yürürlüğe koymasa da bir defa gemi su almaya başlamıştı.
Sultan Abdülhamid, Midhat Paşa'yı sürgüne gönderdi. Kanuni esasiyi askıya alıp ayrılıkçı unsurlardan oluşan meclisi kapattı.

CİMER ŞİKAYETLERİ

Sultan Abdülhamid'in Yıldız sarayında kurduğu jurnal müessesi, ülke içindeki hadiselerden anında haberdar olmayı amaçlamıştı.Bugünkü iktidarda CİMER sistemini ihdas etmekle isabetli davranmıştır. Çünkü, bürokrasi ve milletvekilleri,hadiseleri yukarıya layıkıyla ve hakikatiyle aktarmamakta vatandaş mağdur olmakta idi. Keza Devlet reisine, insanlarımızın rahat ve güvenli bir şekilde ulaşması da bir haktır. Şüphesiz bu müessesenin kötüye kullanılması da mümkündür. Bu nedenle CİMER arşivlerinin muhafaza edilmesi lüzumludur. Zira Yıldız Sarayı yağmalandığında jurnallerin bulunduğu depo yakılmıştır. Geçmişi ortadan silme amaçlı bu hareket, ittihat Terakki içinde kimin kimleri ihbar ederek iftira atmak suretiyle altını oyduğunun delilini yok etme amaçlıdır. CİMER müessesesi insanımız arasında vatansever, doğru ve sadakatlı insanlarının varlığını tespit açısından da bir ölçüdür. Bu kaynak heba edilmemelidir.

MERHAMETLİ PADİŞAH

Sultan Abdülhamit Han, mahkeme neticesinde katline karar verildiği halde amcası sultan Abdülaziz'in katillerini (Midhat Paşa, Mabeynci Seyid bey v.s) gibi bir çok suçluya ceza uygulamamış,sürgüne göndermiştir. Sürgüne gönderirken de maişetlerini temin zımnında para vermiştir. Midhat Paşaya verilen para 500 altın idi. Mabeynci Seyid beyin karısına geçimi için tahsisat bağlanmıştı. Dr. Abdullah Cevdet, Trablusgarp'a sürülürken bütün işlemiş aylıklarının bir torba gümüş mecidiye olarak kendisine verilmiştir.
Padişah, suçlu olup suçtan ağır ceza almış kimse için uydurma bir jurnalle sürgüne gönderdiği kişiler mevcut olup, bu kişiler hataları nedeniyle toplamda daha fazla rencide olmaması için de bu asılsız jurnallere dayanmakta bir politika olmuştu. Sultan Abdülhamid değerlendirilirken bu gerçeklerde dikkatten uzak olmamalıdır.

SULTAN ABDÜLHAMİT'İN YETKİSİNİ ASKIYA ALDIĞI MECLİS

Sultan Abdülaziz'in İttihat ve Terakki katillerince katledilmesine şahit olan Sultan Abdülhamit, tahta çıkarken mecburen yetkili olan ittihatçılara demokratik davranmıştır. Mithat paşa ve avanesi Sultan'ı kendi çıkarlarına uygun kullanabileceklerini düşünerek işbaşına getirmişlerdi. Devlet bunların baskısı ile 93 harbi denilen Rus harbine katılmış ve zayıflamıştı. Bu nedenle sultan Abdülhamid kafasındaki düşünceleri uygulamaya geçirmiş, amcasının katlinde müessir olanları Mithat Paşa dahil mahkeme ederek sürgüne göndermişti. Meclisi Mebusan denilen milletvekillerinin durumuna gelince  yüz on beş milletvekillinden müteşekkil olan bu meclisin kırk altı kişisi Hristiyan, altmış dokuzu Müslümandı. Hristiyanların bizden kopma fikri ilk anda su yüzüne çıkmıştı. Diğer atmış dokuz kişinin yirmibeşi de gayri Türk idi. Bunlardan sekizi Arnavut, on dördü Arap ve Dürzi, üçü ise Kürttü. Bunlar dahi emperyalist güçlerin etkisi altında idi. Kırk iki Türk mebusunun kaçta kaçı sağlamdı.Batı devletlerinin büyükelçileri ile teşriki mesai yapan, onlarla gönül birliği içinde bulunan bu kimselerle yola çıkılmayacağını görmüştü.Padişah, Mithat Paşa'nın yazdığı kanuni Esasinin 113 ncü maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Meclisi dağıtmış ve örfi idare ilan etmişti.Bu suretle kuvvetli bir istihbaratla ülkeyi yönetmiş 33 yıllık saltanatı devrinde bugün bile hayran olunacak dış siyaset uygulamıştı.Kanunun verdiği yetkiyi kullandığından dolayı Padişahı itham etmek adil olmaması gerekir.
Mevcut milletvekillerinin ayrılıkçı çalışmaları Sultan Abdülhamid7i Kanuni Esasiye sadık kalmakla, memleket bütünlüğünü muhafaza etmek hususunda bir tercihte bulunmaya zorlamıştır.Bu durumda Kanuni esasiyi rafa kaldırıp memleket bütünlüğünü muhafaza etmek tercihini kullanmıştır.Kanuni Esasi "ilgi" edilmemiş, geçici olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

3 Haziran 2020 Çarşamba

SURET ALEMİ/GAYB ALEMİ

Alem iki kısımdır. Suret alemi ve gayb alemi. Suret alemi hissen algılanır. Duyu vasıtamız(beş duyu) ile algılanan bu aleme alemi şehadet veya alemi mülk'de denir. Diğeri ise beş duyumuzla algılanmayan alemdir ki buna alem-i gayb yahut alem-i melekut denir. Hak Teala yanında alem-i gayb yoktur. Şehadet alemi bir hikmete mebnien alemi melekutun hakmü ve teshirindedir. Bu Hak Tealanın bir hikmetine mebnidir. Alemi şehadette hiçbir hareket ve sükun ve yeme ,içme, kelam, susma ve konuşma sadır olmaz ki illaki alemi gaybdan südur eder.
Alemi şehadet nasıl zahiri göz ile görülürse alemi gayb da basiret ve batın gözü ile görülür. Zahir göz, karanlık olduğu vakit yahut önüne bir perde geldiği vakit göremez ise ancak bu hicaplar kalktığı vakit görür. Batın gözünün önünde de perdeler olursa gaybı göremez. Batın gözünün önündeki perdeler ise günah işlemek nedeniyle kalbe arız olan örtüdür.ve nefsani şehevatlardır. İnsan çeşitli riyazatlar ve mücehedatlarla bu perdeyi ortadan kaldırabilir. Bu perde kalktığı vakit aleme yayılmış olan nur kalbe akseder ve insan melekutu görmeye başlar. Ancak bu görmeler HakTeala'nın müsaade ettiği kadardır.

MUSTAFA KEMAL'İN TEHDİTLERİ

Hilafetin kaldırılması ile alakalı meclisin gizli oturumundaki tehdidi:
"Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usuli dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir"(Nutuk  sh 422)
20 Mart 1923 de Konya'da halka ve gazetecilere hitaben:
"Benim ve benimle beraber hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka ve mutlaka o adım atanı tepelemektir.
Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim. Farzı muhal eğer bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm"

SULTAN VAHDETTİN'İN DOKTORU

Reşat paşa. Mason olup, padişahı İstanbul'dan ayrılmaya ikna eden kişi idi. M.Kemal'in casusu olduğu söylenir. İtalya Sanremo'da intihar etmiştir. Bıraktığı mektupta:"Padişaha O'nu aldatıp ihanet ettiği yolunda bir mektup bıraktığı söylenir. Bu mektubu, bir çok vesika ile birlikte Sultan Vahdettin merhum zembille şömineye atıp yakmıştır.