Bütün tarikatların
nihayeti “Ben ilmin şehriyim.Ali de onun kapısıdır “Hadis-i şerifi üzere
,hakikat ilimleri şehrinin kapısı olan Hazret Ali-yy el Murtaza efendimiz
hazretlerine ve ondan sonra da hakikat-ı
Muhammediyye’ye varır.Hazret-i Ali efendimize muhabbet,Hz.Resulullah(s.a.v.)’e
muhabbettir.Cenabı peygamber (s.a.v.)şöyle buyurur:”Kim Ali’yi severse beni
sevmiş olur, kim beni sevmişse Allah’ı sevmiş olur.Kim Ali’ye buğz ederse bana
buğz etmiş olur, kim de bana buğz ederse Allah’a buğz etmiş olur.
Her tarikat kendine göre
bir usul üzere süluk gösterir(manevi yolda talibini yürütür).Bazısı ETVAR’I
SEBA ve bazısı LETAİF-İ HAMSE ve bazısı FENA yolunda gider.Nitekim Fena
fişşeyh,fena fi Pir,,fena fir Resul, fena fillah hap mahv demektir.Bu
mertebeler geçildikten sonra beka billah’a vasıl olunur.Bu metodlardan hangisini tercih etmiş olurlarsa
olsunlar ,BÜTÜN YOLLARDA AŞK ŞARTTIR.ve Salike süluku esnasında hiçbir sebepten
dolayı mürşidine itiraz caiz olmaz.Çünkü kamil kişiler parlak ayna gibidirler.Çünkü
karşısına gelen insan ne türlü renk ile
gelirse , o kişiye o renk görünür..Görünen renk karşısındaki rengin
aksidir.Gördüğü noksanlığı kendi noksanı olduğunu anlamalıdır.
(Bu mevzular dışarıda kalan nasipsizler tarafından sık
sık eleştirilir ve yolun yolcuları tan edilir.Sanki birileri ekonomik olarak bir
sömürü sistemi kurmuş insanları sömürmekte,kazançlarını kendileri yönlendirmekte.Manevi bir feodal yapı oluşturmakta.insanlar aklını bir başkasına kiraya vermekte,bu da bir takım
suistimallere yol açmaktadır Halbuki mürşit olarak teslim olunan kişinin dünya
ile alakası hiç olmaz.belki hesap dahi bilmez.dünya nimetlerine
mesafelidirler.kendi nefislerini düşünmezler.Peki öyleyse bazı tarikat şeyhleri
niçin zengin ve şaşa içindedir.?denirse eğer şayet bu işin sahtekarı
değilse,mali olarak durumu iyi olan gerçek mürşit pek azdır.Tıpkı ikiyüzyirmi
dörtbin peygamber arasında sadece Hz.Süleyman ‘ ın örneği gibidir. bu
hal,nefislerinden vazgeçememiş başlangıçta olan salikler için gereklidir.Hele
bugünkü zamanımızda çok elzemdir.Çünkü insanlar birbirlerini mal varlığı ile
değerlendirmektedir.Bu nedenle vaktimizin mürşitlerinin zengin olması
güzeldir.)
Bir salikin
her ne kadar zuhur ve müşahedesi açılmış ise de hayvani sıfatlardan daha
tamamıyla kurtulamadığından ,teveccühünde daima bir merkep zuhur
edermiş.Keyfiyeti mürşidine arz etmiş.Mürşidi “o merkebi bir daha gördüğün
vakit kulaklarından tut ve ya şeyh deyip gözlerini aç”diye tenbih etmiş.O
dervişte şeyhinin tarifi üzre yapıp gözlerini açtığı zaman bakmış ki tuttuğu
kendi kulaklarıymış.İşte mürşidin aynasında salikin gördüğü de kendi aksidir.Fakat salik bu hayvani
sıfatlarla kalmaz.Çalıştığı sürece hayvani sıfatlardan kurtulup ademiyyeti bulur.Bazı
mürşitlerin manevi kuvveti ziyade olup ,pirine kurbiyyeti tam olduğundan
,saliklerini hayvani sıfatlardan bir nazar ederek ilk seferde kurtarır.Salikini
müşahedesini ademiyetten başlatır.Velhasıl salike lazım olan ,gönlünü ve gözünü
hiçbir yere iliştirmeyip ,mürşidinin emrettiği her ne ise , ondan bir adım
dışarı çıkmamaktır.
“Zahir olan gizlinin göstergesidir”ifadesine göre
,salik mürşidinden batıni terbiye tahsil ettiği gibi zahiri terbiye de
görmelidir.Yalnız batınen terbiye olunup zahiren terbiye olunmaz ise , bu bir
çeşit noksanlıktır..Her iki terbiyeyi birleştirmek güzel olur.Efendimiz
hazretlerinin “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi de güzel
eyledi buyurdukları,hem zahiri hem batını içermektedir.Her şeyi buna kıyas
etmemiz gerekir. Salik gerek konuşmasında,gerek hareketlerinde,gerek
işlerinde,,söylediği söze dikkat edip lüzumsuz ve çok konuşmaktan
kaçınmalıdır.Hazreti Pir Mevlana Efendimiz:”Kelamından olur malum,kişinin kendi
miktarı”buyurdukları bunu anlatmaktadır.”Yetim babası ölen değil,ilim ve
edepten mahrum olandır.Güzellik süslü
elbiseler giymekle değil,ilim ve edeple güzelleşmektir.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder