13 Şubat 2017 Pazartesi

YOL TARİFLERİ(NAZİF DEDE)


Bütün tarikatların nihayeti “Ben ilmin şehriyim.Ali de onun kapısıdır “Hadis-i şerifi üzere ,hakikat ilimleri şehrinin kapısı olan Hazret Ali-yy el Murtaza efendimiz hazretlerine  ve ondan sonra da hakikat-ı Muhammediyye’ye varır.Hazret-i Ali efendimize muhabbet,Hz.Resulullah(s.a.v.)’e muhabbettir.Cenabı peygamber (s.a.v.)şöyle buyurur:”Kim Ali’yi severse beni sevmiş olur, kim beni sevmişse Allah’ı sevmiş olur.Kim Ali’ye buğz ederse bana buğz etmiş olur, kim de bana buğz ederse Allah’a buğz etmiş olur.
Her tarikat kendine göre bir usul üzere süluk gösterir(manevi yolda talibini yürütür).Bazısı ETVAR’I SEBA ve bazısı LETAİF-İ HAMSE ve bazısı FENA yolunda gider.Nitekim Fena fişşeyh,fena fi Pir,,fena fir Resul, fena fillah hap mahv demektir.Bu mertebeler geçildikten sonra beka billah’a vasıl olunur.Bu  metodlardan hangisini tercih etmiş olurlarsa olsunlar ,BÜTÜN YOLLARDA AŞK ŞARTTIR.ve Salike süluku esnasında hiçbir sebepten dolayı mürşidine itiraz caiz olmaz.Çünkü kamil kişiler parlak ayna gibidirler.Çünkü karşısına gelen insan ne türlü  renk ile gelirse , o kişiye o renk görünür..Görünen renk karşısındaki rengin aksidir.Gördüğü noksanlığı kendi noksanı olduğunu anlamalıdır.
(Bu mevzular dışarıda kalan nasipsizler tarafından sık sık eleştirilir ve yolun yolcuları tan edilir.Sanki birileri ekonomik olarak bir sömürü sistemi kurmuş insanları sömürmekte,kazançlarını kendileri yönlendirmekte.Manevi bir feodal yapı oluşturmakta.insanlar aklını bir  başkasına kiraya vermekte,bu da bir takım suistimallere yol açmaktadır Halbuki mürşit olarak teslim olunan kişinin dünya ile alakası hiç olmaz.belki hesap dahi bilmez.dünya nimetlerine mesafelidirler.kendi nefislerini düşünmezler.Peki öyleyse bazı tarikat şeyhleri niçin zengin ve şaşa içindedir.?denirse eğer şayet bu işin sahtekarı değilse,mali olarak durumu iyi olan gerçek mürşit pek azdır.Tıpkı ikiyüzyirmi dörtbin peygamber arasında sadece Hz.Süleyman ‘ ın örneği gibidir. bu hal,nefislerinden vazgeçememiş başlangıçta olan salikler için gereklidir.Hele bugünkü zamanımızda çok elzemdir.Çünkü insanlar birbirlerini mal varlığı ile değerlendirmektedir.Bu nedenle vaktimizin mürşitlerinin zengin olması güzeldir.)  
Bir salikin her ne kadar zuhur ve müşahedesi açılmış ise de hayvani sıfatlardan daha tamamıyla kurtulamadığından ,teveccühünde daima bir merkep zuhur edermiş.Keyfiyeti mürşidine arz etmiş.Mürşidi “o merkebi bir daha gördüğün vakit kulaklarından tut ve ya şeyh deyip gözlerini aç”diye tenbih etmiş.O dervişte şeyhinin tarifi üzre yapıp gözlerini açtığı zaman bakmış ki tuttuğu kendi kulaklarıymış.İşte mürşidin aynasında salikin gördüğü  de kendi aksidir.Fakat salik bu hayvani sıfatlarla kalmaz.Çalıştığı sürece hayvani sıfatlardan kurtulup ademiyyeti bulur.Bazı mürşitlerin manevi kuvveti ziyade olup ,pirine kurbiyyeti tam olduğundan ,saliklerini hayvani sıfatlardan bir nazar ederek ilk seferde kurtarır.Salikini müşahedesini ademiyetten başlatır.Velhasıl salike lazım olan ,gönlünü ve gözünü hiçbir yere iliştirmeyip ,mürşidinin emrettiği her ne ise , ondan bir adım dışarı çıkmamaktır.
“Zahir olan gizlinin göstergesidir”ifadesine göre ,salik mürşidinden batıni terbiye tahsil ettiği gibi zahiri terbiye de görmelidir.Yalnız batınen terbiye olunup zahiren terbiye olunmaz ise , bu bir çeşit noksanlıktır..Her iki terbiyeyi birleştirmek güzel olur.Efendimiz hazretlerinin “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi de güzel eyledi buyurdukları,hem zahiri hem batını içermektedir.Her şeyi buna kıyas etmemiz gerekir. Salik gerek konuşmasında,gerek hareketlerinde,gerek işlerinde,,söylediği söze dikkat edip lüzumsuz ve çok konuşmaktan kaçınmalıdır.Hazreti Pir Mevlana Efendimiz:”Kelamından olur malum,kişinin kendi miktarı”buyurdukları bunu anlatmaktadır.”Yetim babası ölen değil,ilim ve edepten  mahrum olandır.Güzellik süslü elbiseler giymekle değil,ilim ve edeple güzelleşmektir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder