6 Aralık 2017 Çarşamba

Maher Zain - Essubhu Beda (Resmi Müzik Klibi)

H. Sami Samioğlu - Es-Subhu Beda

Essubhu beda min tal’atihi – Sabah nurunu O’nun çehresinden aldı Velleylü deca min vefratihi – Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı Fa'kar Rusulâ fazlan ve âlâ – O fazilet ve ulviyeti ile bütün resullerden üstün oldu Ehdes sublâ li delâ le tihi – Hidayete erenler yolunu O’nun delaleti ile buldu Kenzül keremi mevlen niami – Cömertlik hazinesi o hazineden ihsan edendi Hâdil ümemi li şeriatihi – Toplumları dinine ve hidayetine erdirdi Ez kennesebi a’lel-hasebi – Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir Küllü’l-arabi fi-hizmetihi – Bütün Araplar O’nun hizmetindedir Sâate şşeceru natkal haceru – Ağaçlar huzurunda koştu, taşlar dile gelip konuştu Şukkal kameru bi işaretihi – O’nun işareti ile ay ikiye yarıldı Cibrili etâ leylete Esrâ – İsra gecesi Cebrail (a.s.) O’na geldi Ver-Rabbü de’â li-hazretihi – Ve Rabbi O’nu huzuruna davet etti Nâleş-şerefâ vallâhu afâ – O büyük rütbelere nail oldu Amma selafâ min ümmetihi – Allah (c.c.) da O’nun ümmetini affetti Fe Muhammeduna Hüve Seyyidüna – Bizim Muhammedimiz (s.a.v.) ki O bizim efendimizdir Fel izzü lenâ li icabetihi – O’nu kabul ettiğimiz için şeref bize aittir

GELECEĞİN AYAK SESLERİ

Aydınlık,Cumhuriyet,Sözcü gazetelerinin haberleri ve yazarları önümüzde ki zamana ait gelişmelerin habercisi olmaktadır.Necib Sultan'ım buyururdu ki,"Evlat bazı gazeteler olacak olan olayları bir kaç ay öncesinden haber verir".Geçmişte de böyle olmuştur.Basın hükümeti yönlendirmiştir.Basın,savcılar için ihbar kaynağı olmuştur.Bu nedenle yazarı çizeri solcu diye söz konusu gazeteleri red edemeyiz.Çünkü her meşrebin doğru,ilkeli ,dürüst insanları mevcuttur.Bugün hükümete açıkça karşı olduğunu ifade eden( -olabilir çünkü meşrebi bağdaşmamaktadır-) gazetele yazarları ile,hükümet yanlısı gibi gözüküp çaktırmadan hükümete vuran köşe yazarlarını nazara alırsak Ak Partinin geleceği şudur:Fetö/PYD yi devlet içinde siz büyüttünüz.Etkili yerlere siz getirdiğniiz.Hükümet sırtından zenginler yarattınız.GFetö'nün siyasal ayağı halen aktif.Kapatılan Bank asya yöneticilerinden yedi tanesini Halkbank'a virman ettiniz ve bunlar Sarraf olayını devletin başına iş olarak açtı.Hırsızlık malının üzerine Türk bayrağı örttünüz.(Rıza Zelyut yazıları).Tüm bunlardan anlaşılacak şudur:Devir döndüğü zaman,Akparti hükümetlerinde görev almış ne kadar siyasetçi,bürokrat ve zengin olmuş kimseler var ise bunular hesaba hazır olsunlar!Zayıflayan devlet ekonomisi için "nereden buldun ?" yasası ile yedi sülalesinin mal varlıkları sorgulanacak.Bundan da anlıyoruz ki Fetö/PYD davaları bir başka görüntü ile devam edecek.Yaşantısı,kazancı şeffaf olanların endişe etmesine gerek yok.Samimi olanları Canab-ı Hakk muhafaza edecektir.Ama İyiliği emredip kötülükten nehy hususunda sözlü olarak dahi gerekli tepkiyi gösteremeyenler de, gelecek olan bu soğuk havadan dolayı mutulaka en azından üşüyeceklerdir.Tüm bu mukadderat değişebilir mi/.Değişebilir.Yapılanlara tevbe etmek,kamuya ait hakkı iade etmek, kalbi samimiyete niyet edip fabrika ayarlarına dönmektir.

NEFS'İN YEDİ MERTEBESİ VE KUR'AN'DAKİ YERİ

Özellikle Halvetilik ve kollarında “etvar-ıseb’a”denen,nefsin yedi mertebesi üzerinde durulurBu safhaların aşılması için özel yöntemler uygulanır.Buradaki kavram  ve terimler ise tasavvufun genel kavramlarıdır.
1.Nefs-iemmare:Yusuf suresi 53 ayetindeki “şüphesiz nefis kötülüğü şiddetle emredicidir” ifadesinden ismini alır.Nefsin en ham şeklidir.Her şeyde ben ve benlik düşüncesi hakimdir.İbadet dahil aşırı bir kendine güven duygusu vardır.Zikri “Lailahe illallah”dır.
2.Nefs-i levvame:Azarlayan, kendini kınayan nefs demektir.İsmini Kıyame suresi 2.ayetten alır.İnsanın ruhi tekamülünde önemli bir merhaledir.Emmarede tamamen ölü olan nefs, bu safhada şüphe duymaya ve öz eleştiriye başlamıştır.Rahatı kaçmış, bir takım hareketlerinden huzursuzluk duyar olmuştur.Fakat hedef henüz uzaktadır.Zikri “Allah” kelimesidir.
3.Nefs-i mülheme: ilham ve keşfe mazhar olmaya başlayan , iyiyi kötüden ayırt eden , aşırı istek ve arzularına karşı direnme gücüne kavuşan nefistir.Adını Şems suresi 8. Ayetten alır.Levvame mertebesinde bazı tereddütler vardır.Mülhemede ise gönül aynasına ilhamlar ve bilgiler yansımaya başlamıştır.Bunlara huzur ışıkları denebilir.Zikri “Hu”dur
4. Nefsi mutmainne:İtmi’nan ve huzura ermiş nefs demektir.Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlakı benimsemiş nefistir.Bunun verdiği huzur ve sükunla , o ana kadar ki manevi sıkıntı ve ıstıraplar yok olmuştur.Dini sadakatle yaşayıp cennet nimetlerine erme söz konusudur.İsmini fecr suresi 27.ayetten alır.Zikirkelimesi “Hak”tır.
5.Nefs-i raziye:Allah’dan razı olmuş nefs demektir.”Rıza” makamına ermiş kimsenin seviyesidir.Kendisi ve başkaları hakkında tecelli eden , gerek hayır gerek şer görünsün , her hükme razı olan nefis durumundadır.Zikir kelimesi “Hayy”dır.
6.Nefsi marziyye: Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs.  Tam fena halidir.Övülmeye , şöhrete itibarı kalmamıştır.Zikir kelimesi “Kayyum”dur. Bu son ikisi Fecr suresinin 28.nci ayetinden isimlerini alırlar.
7.Nefs-ikamile:Hertürlü kemali elde etmiş ve irşad mevkiine yükselmiş nefstir.Zikir kelimesi “Kahhar”dır.

İlk dört mertebeye orta seviyede bir çok kimse ulaşabilir. Son üç mertebe ise havas seçkin kimseler için söz konusudur.

5 Aralık 2017 Salı

MÜRİD,EVRAD,RİYAZET VE ERBAİN TERİMLERİ

 “Mürid”sözlükte iradesi olan , bir şeyi isteyen demektir.Tasavvuf terimi olarak ise, tarikata girmiş olan kimse manasına gelir.Sözlük anlamından hareketle şöyle söylenebilir:Müridlik her şeyden önce bir istek ve irade işidir.Yanikesin ihtiyaç duyulunca vetam karar verilerek bu işe soyulunur.Burada geçici heves ve meraklar sözkonusu olamaz.Sufilere göre mürid,iradesi bulunmayan kimse demektir.İradesinden sıyrılıp çıkamayan kimse mürid olamaz.Burada ise çelişkiyoktur.Çünkü, iradeden sıyrılış da müridin kendi isteği ile olacaktır.Bu aynı zamanda mürşide teslimiyetin bir ifadesidir.Tasavvvuf kültüründe şu sözmeşhurdur:”Mürşid önünde mürid gassal elinde meyyit gibidir”.Yani ölü yıkayıcı önündeki ölü gibi olmalıdır.Zira tam teslim olmadan yol almak mümkün değildir.
“Evrad” tarikat mensupları tarafından okunması gereken dualar topluluğuna denir.Tarikatın kurucuları veya daha sonraki şeyhler tarafından düzenlenen evradlar,Hz.Peygamber’e selavat,Kuran’ın kısa sureleri ve bazı ayetlerle ,Allah’ın 99 ismi (esmai hüsna)ve çeşitli dua cümlelerinden oluşur.  
“Riyazet”; Eğitmek itaat ettirmek demek olan riyazet,tasavvufta nefsin aşırı istekleri ile mücadele etmek demektir.Az yemek, az uyumak, az konuşmak riyate yöntemlerindendir.Riyazetin amacı iyi ahlak sahibi olmaktır.
“ERBAİN” veya “ÇİLE” çıkarmak , riyazet metodlarından biri olup ,kırk gün boyunca tenha bir yerde , az yiyecekle yetinip , zamanını ibadet, zikir ve tefekkürle geçirmek demektir.Amaç,manevi  ve ruhani gelişme sağlamak ve iç dünyasını zenginleştirmektir.

İNSANIN EĞİTİMİ:SEYR Ü SÜLUK

Tasavvuf her şeyden önce insanın ruhi-manevi ve ahlaki yönlerinin eğitimiyle ilgilenir.Amaç, insanın yaratılıştan getirdiği ham ve aşırı yönleri törpülemek ve makul çizgiye getirmektir.Bu işlemlerin hepsine birden seyr ü süluk demir.Bueğitimin bir adı da mücahede ve riyazattır.
Mücahede, insanın nefsani arzularına ve aşırı isteklerine karşı direnip savaş açmasıdır.Böyle bir savaş gereklidir, çünkü insanın olgunluğu , maddi ve beşeri insiyakların üzerine çıkıp , ruhi-manevi alana yükselmesiyle mümkündür.Bir başka ifade ile maddesi ile manası arasında denge kurmasına bağlıdır.Maddi duygular ve madde alanı daha baskındır.onları makul çizgiye çekebilmek için bir mücadeleyi gerektirir.Gerçekten, insanın kendisiyle, nefssiyle savaşı , dışardaki bir düşmanla savaşmasından daha zordur.Çünkü o içimizdedir, bizim bir parçamızdır.Bu savaşın başarısı nefsin ölmesi yani etkisiz hale gelmesiyle mümkündür.
Nefsin ölmesi mecazi bir kavramdır, burada kastedilen ona hakim olabilmektir.Yabani atı ehlileştirmeye benzer.”Nefsin senin bineğindir, binebilirsen senitaşır;o senin üzerine binecek olursa seniöldürür” denir.”MUTU KABLE EN TEMUTU”(Ölmeden evvel ölünüz)ifadesiylekastedilen budur.Hadiste “Kuvvetli pehlivan güreşte başkasını yenen değildir.Asıl pehlivan, öfke sırasında kendisine hakim olabilendir.”buyrulur.
Ayrıca halvet,uzlet ve çile gibi zorlayıcı yollara başvurulmuştur.Bunların maddi görüntüsü bellibir süre(mesela üçgün veya kırk gün)tenha bir yere çekilip , az bir yiyecekle yetinerek ibadet ve tefekkürle manevi yönünü geliştirmek çalışmalarıdır.Hz.Peygamber Efendimizin her Ramazan ayında yaptığı “itikaf”uygulamaları bunun örneğidir.
Halvetin sürekli olması veya toplumdan uzaklaşarak münzevi hayat yaşamak tasavvufun tercihi değildir.Asıl olan topluluk içinde halvetin(halvet der encümen) yolunu bulabilmektir.Hadis-i şerifte buyrulur:”İnsanlar içinde bulunup da onlardan gelecek sıkıntılara katlanan Müslüman, insanlardan ayrı yaşayan ve bu tür sıkıntılara maruz kalmayan Müslümandan daha hayırlıdır.”Dağda tek başına kalıp ermek kolaydır.Asıl olan toplum iç inde , her türlü dış etkiyiaşarak olgunlaşabilmek, aynı zamanda insanlara faydalı olmaktır.
Tasavvuf eğitimi kamil mürşidin gözetiminde veonun rehberliğinde daha başarılı sonuçlar verir.Tarikatlarda , az çok farklı olarak, daha ziyade müridin özelliği de göz önünde bulundurularak değişik usuller uygulana gelmiştir.Mevlevilikte “çile” l001 gündür ve Mevlevidergahında “hizmet” denen bir eğitim yoluyla gerçekleşirdi.

4 Aralık 2017 Pazartesi

KERAMET NEDİR?

Keramet sözlükte cömert olmak. iyi olmak, kıymetli olmak anlamına gelir.Terim olarak ise, sufilerin hayatlarında görülen olağanüstü  olay ve davranışlara denir.Teorik olarak keramet, Allah7ın sevdiği kullarına bir tür ikram ve ihsanı sayılır.Dolayısıyla bu niteliğe sahip herkeste görülebilir.Hatta bu olumlu vasıflara sahip olmayan bazı kimselerde de olağanüstü şeyler görülebilir.Dini terim olarak bu ikincilere "istidrac" demir.
Keramet ikiye ayrılır:
1-Maddi (kevni )keramet:Havada uçmak, denizde yürümek gibi
2-İlmi veya manevikeramet:İlim irfan ve ahlakla ilgili kerametler.Bilgi ve hikmetle etkili olmak, insanların kötü huylarını gidermede başarı göstermek veya yazılan bir eserin asırlar sonrasında bile faydalı olması gibi.
Kur'an ve hadislerde keramete örnek olarak gösterilen bazı olaylar zikredilir.Hz.Meryem'in çocukluğunda Allah tarafından rızıklandırılması (Ali imran 3/36-37) söz konusudur.Ayrıca Hz.İsa'yı doğurduğu zaman o annesine:"Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün,dedi" (Meryem 19/25).Mevsimi olmadığı halde bu gerçekleşti.
Hz.Musa ile Hızır arasında geçen olay ve Hz.Süleymanın vezirinin , Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar bir sürede getirmesi de birer örnektir.
Hadislerde  de keramet sayılack bir takım olaylar zikredilir.Yolculuğa çıkıp sağnak yağmura tutulan ve mağaraya sığınarak orada mahsur kalan üç arkadaşın yaptıkları hasbi iyilikleri hatırlayıp dua ederek kurtulmaları bunlardandır.(Buhari/edep)
Tarih içinde keramet, tarikat hayatının ayrılmaz parçası gibi görülmüştür.Halbu ki olgun kişi olmak için keramet şart değildir.Şeyhin hiç kerameti olmadığı halde , müridin kerameti olabilir.Maddi keramet sahibi olan , kerameti olmayandan daha üstündür., diye bir kural yoktur.Nasıl ki zengin olanın , orta halliden daha iyi bir insan olması gerekmediği gibi.
Aslında keramet tasavvuf dışındaki insanların ilgisini daha çok çeker.Nedense normal şartlar dışında cerayan eden , olağanüstü görülen şeyler merakımızı celbeder.Bazı kimseler de tabi ve sıradan olayları bile keramet gibi görmek veya göstermek isterler."Şeyh uçmaz müritleri uçurur" sözü meşhurdur,.
Tasavvuf mensupları keramet konusunda şu ölçüleri benimsemişlerdir:
1- Kerameti gizlemek esas olmalıdır.Çünkü keramet bir hicap(perde) olabilir,Keramete takılıp kalanlar, onu kendilerinden bilip esas görevini unutabilirler.Amaç keramet göstermek değildir.
2- Keramet değil istikamet esastır.Su üstünde yürürsen saman çöpü olursun.Havada uçarsan sinek olursun.Bir gönül ele al ki adam olasın
3-Keramet kötü huyları yok edebilmektir.
4- Gerçek tasavvuf mensupları keramet göstermekten kaçarlar, bunu yarı yolun bir gereği , hatta manevi ilerleme yolunda bir tuzak olarak kabul ederler

3 Aralık 2017 Pazar

RIZA NE DEMEKTİR?

RIZA, KARŞILAŞTIĞI HER ŞEYİ , BAŞINA GELEN iyi-kötü her olayı gönül hoşluğu ile karşılamaktır.Tasavvufta son makamlardan biridir.Rıza, muhabbetin, Allah sevgisinin sonucudur.Allah'ı gerçekten seven ve onu tek fail kabul eden kimse , O'ndan gelen her şeyi hoşnutlukla karşılayacaktır.Rıza sabırdan üstündür.Sabır katlanmak, şikayet etmemektir.Rıza ise seve seve kabullenmektir.Kalb ve zihin Allah ile meşgulken insan çok defa açlık ve susuzluk hissetmezmiş.Bu hal,bazı maddi acıları fiziksel olarak duymamaya da neden olabilirmiş.
İbrahim Tennuri hazretleri:
Hoştur bana senden gelen
Ya hil'at ü yahut kefen
Ya gonca gül yahut diken
Lütfun da hoş kahrın da hoş
buyurmuştur.

1 Aralık 2017 Cuma

ZİKRİ DAİM NE DEMEKTİR ?

Zikri daim, devamlı olarak zikirde olmak halidir.Yani her an Allah7ı hatırlamak halidir."Allah7ı görüyormuş " gibi davranmaktır.Tarikatlarda zikrin asıl amacı, kişiyi böyle bir seviyeye çıkarmaktır.
Samimiyetten uzak ve otomatik alışkanlık haline gelen zikir kişiye bir fayda sağlamaz.Şair Nabi öyle der:
Leb zikirde amma gönül fikri cihanda
Kaldı arada süpha-i mercan mütereddit
(Dudak zikir kelimeleri söylüyor,fakat bu sırada kişinin gönlü dünya düşüncesiyle meşgul.Arada kararsız kalan mercan tesbihe yazık oluyor)
devamlı zikir kişinin Yaradanı ile gönül bağını sağlam ve devamlı tutmasıdır.İdeal zikir ise:
Evinden çıkıp işine giden insan karşısına çıkan canlı cansız neye baksa ondakivarlığın Allah'dan olduğunudüşünmesi zikirdir.gördüğü her şeyde Yaratıcının kudretini temaşa etmesi zikirdir.Vücudumuzu Yaratıcının bize bir araç olarak sunduğu,bu araçtaki enerji ve donanımın O'a ait bir vergi olduğu bilincine ulaşmaktır.

ZİKRİN PSİKOLOJİK BOYUTLARI

Sesli yapılan zikirler genellikle musiki eşliğinde olur.Önce musiki aletiolan def veya dergahlardaki adıyla bendirle başlanmış, ney yakıcı nağmeleriyle adeta kutsallık kazanmış, zamanla hemen her saz tasavvuf musikisine dahil olmuştur.Müziğin gücü ve insan üzerindeki etkisi herkesce bilinmektedir.Kullanılış yerine göre hükmü değişir.Müzik, hayvani veşehevi duyguları tahrik için , orduları heyacna sürüklemek amacıyla ve nihayet ulvi ve manevi hisleri harekete geçirmek  maksadıyla kullanılabilir.İyiye kullanılırsa makbuldür.Bu nedenle müziğin ve müzik aletlerinin dinde yeri varmıdır, yokmudur tartışmasını gereksiz buluyoruz.
Sufilere göre hayatın çeşitlisafhalarında karşılaştığı kirlilik ve olumsuzluklarla katılaşmış olan kalb, zikir psikolosinin şifalı tesiriyle yumuşar, temizlenir, parlar ve ilahi hakikate kavuşma imkanı yakalar.
Toplu ve sesli zikirler sadecemusiki ihtiyacını değil, vücud hareketi ihtiyacını da karşılar.Müziğin melodisine ve ritmine vücud da katılmak ister.Zikirde ahenkli ve ritmik raks ve deveranla bu ihtiyaç karşılanır.Tasavvuf düşüncesinde zikir bir "araç"tır.Zikirden asıl amaç "zikr-i daim"haline ulaşabilmektir.

TARİKATLARDA ZİKRİN UYGULANIŞ BİÇİMİ

Tarikat kurucu pirefendilerimiz Kur'an'daki ayetlerden ve Efendimiz (sav)'in hadislerinden süzdükleri dualardan birtakım zikir sözleri oluşturdular.Vird,evrad, ezkar, hizb, tesbihat gibi isimler verilen bu sözler belli kurallar içinde ,tek tek veya topluca okuna geldi.
Ferdi zikir, kişinin evinde,işyerinde camide,sokakta tekrarlayacağı zikirdir.Okunan metinlerin sayısı ve değiştirilmesi genellikle şeyhin izin ve işaretiyle oldu.
Toplu icra edilen zikirler tarikatlere göre değişik gösterir.Oturarak (kuudi), ayakta (Kıyami), ve dönerek (Devran) icra edilen zikir şekilleri vardır.
Bugün sema, Mevleviliğin toplu zikir şeklidir.
Bütün zikirler başlıca ikiguruba ayrılır.SESSİZ (Hafi) zikir Nakşibendiliktarikatında mevcut olup SESLİ (cehri) zikir Mevlevilik,Kadirilik, Rifailik,Halvetilik tarikatlarında görülür.
Zikrin sesli veya sessiz olmasının üstünlüğü tartışılmaz.Her ikisine imkan tanıyan usuller vardır.Bu konuda kişininmanevi yapısı ve halet-i ruhiyyesi bunların birini tercihte belirleyici olacaktır.Kimi insan sessizlikten, sükunetten hoşlanır, kimileri de ritim, ahenk ve hareketten etkilenir.

30 Kasım 2017 Perşembe

İDARECİLERİN DANIŞMANLARI NASIL OLMALIDIR?

İdarecinin danışmanı açık sözlü,eksiklik ve noksanlığı rahatlıkla idarecinin yüzüne söyliyebilecek kimseler olmalıdır.ancak bundan önce lazım olan bir şart daha mevcuttur ki idareci yüzüne karşı eleştirilmeye tahammülkar olmalıdır.İnsan nefsi asla eleştiriye tahammül edemez.Bu nedenle bu özelliği taşıyan idareci  nadirattandır.

İTİRAFÇILIĞIN KARŞILIĞI

Fetö soruşturmaları nedeniyl hep rastlamışızdır,şüpheli itirafçı olmaya zorlanır ve onun verdiği isimler makbul kabul edilerek muamele görür ve tutuklanır.İtirafçılık müessesinin sulandırılacağı, rakipleri mahvetmek için kullanılacağı v.s.Bu şekilde bir çok samimi insan terörist diye damgalanmış,göz altına alınmış,adli kontrole tabi tutulmuş ve tutuklanmıştır.Ancak bu silahın,bu müesseseden umut bekleyenlere karşı bir silah olarak döneceği düşünülmelidir.Bugün Amerika'daki Sarraf davası , ilahi bir karşılıktır.ETKİN PİŞMANLIK hükümleri  dikkatli bir şekilde değerlendirilmeden  bir takım insanlar mağdur edildiğinden aynı müessesenin bu gün başkalarını rahatsız ettiğini gözlemlemekteyiz.İlahi adaletin yarın ne getireceği hiç belli olmaz.

TARİKATLARIN ORTAK TEMELİ :ZİKİR

BÜTÜN TARİKATLARIN ORTAK TEMELİ:ZİKİR
Zikir üç açıdan ele alınabilir:1-DİNİ TEMELİ, 2-TARİKATLARDAKİ UYGULANIŞ BİÇİMİ, 3-PSİKOLOJİK BOYUTU
Zikir sözlükte,anmak, hatırlamak, unutmamak gibi anlamlar taşır.Tasavvuf terimi olarak müridin sesli veya sessiz, toplu veya tek başına Allah7ın isimlerini, telime-i tevhidi tekrar etmesi demektir.Amaç Allah7ı anmak, o düşünce içinde derinleşip yoğunlaşarak O’na yakınlık hissi duymaya çalışmaktır.
ZikirKur’an da sıkça geçer.
*”Allah’ı anmak en büyük ibadettir”(Ankebut 29/45).
*”Allah’ı çokça zikredin, O’nu sabah akşam tesbihedin”(Ahzap 33/41).
*”En güzel isimler Allah’ındır.,o isimlerle Allah’a dua edin”(Araf 7/180)
Ayrıca ayakta iken, otururken, uzanmışkenyani her hal ve durumda Allah’ı anarlarve bunutefekkürle yani bilinçli bir şekilde yerine getirenlerövülür(Ali imran 3/191).Buşekilde şuurlu olarak yapılan zikrin mutlu sonucu ise şöyle dile getirilir:
*”Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla yatışır, arzuladığı huzur ve güveni bulur.”(Rad13/28)
Hz.Peygamber (sav) Allah’ın anıldığı evle anılmadığı evi , diriyle ölüye benzetmiştir.Onun Allah’dan naklederek dile getirdiği şu kudsihadis oldukça ilgi çekicidir:”Kulum benizikrederse  onunla beraber olurum.Kulum beni içinden ve gizlice anarsa ben de onu içimden vegizlice anarım.Benitopluluk içindeanarsa ben de onu daha hayırlı birtopluluk içinde anarım.Kulum bana bir karış yaklaşırsa , ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa ben bir kulaç yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak varırım.”
Tasavvufun amaçlarından başta geleni , Allah yakınlığını elde edebilmek,hatta O’nda fani olup (fena fillah),yeniden O’nunla dirilmek (beka billah) olduğundan, zikir bu amaca ulaşmak için bir araç olarak görülmüştür

MURAKABE VE MUHASEBE NEDİR?

 Murakabe ve muhasebe ne demektir?
Tavuvvuf terimi olan MURAKABE,kişinin içi dünyasını kontrol altında tutması demektir.Bir iç denetimidir, bir iç yoğunlaşmadır.MUHASEBE ise kendikendini hesaba çekmektir.Efendimiz (sav)”Hesap gününden önce kendikendinizi hesaba çekiniz”(HASİBU KABLE ENTÜHASEBU) buyurmuştur.
Pratik anlamda Murakabevemuhasebe için Gazzali bir takım usullertavsiye eder.İlk safha bir iş yapmadan öncekimurakabedir, bu niyet safhasıdır.Hatıra iyi şeylerin gelmesi , olumlu düşüncelere sahip olmakiçiniyiinsanlar arasında bulunmak bir tedbirdir.
İkinci safha asıl amel zamanıdır.,iş sırasındaki murakabedir.Bütün işlerimiz la günah, ya ibadet ya da mubah olarak sınıflanabilir.İbadette murakabe ihlasla, günahta murakabe utanma ve tövbe ile olur.
En geniş alan mübah işler alanıdır.Mübahta murakabe edepli olmaktır.Yemede,içmede, oturmada kalkmada, konuşmada,gezmede velhasıl her an ve her durumda “edep” ölçüsüneuymaktır.Yani Hakk7ın huzurunda olduğunu unutmamaktır.Ayrıca nimetin sahibini düşünmek ve ona şükretmektir.
Üçüncü safha amelden sonraki murakabedir.Her akşam o günün muhasebesini yapmak, bütün faaliyet ve durumlarının bir değerlendirmesine girerek yanlışları tekrarlamamaya karar vermektir.Böyle günlük muhasebelerden başarıyla çıkabilmek önemli bir seviyedir.Başkalarını kandırsak bile , kalbimizi katılaşmamışsa ve  hasta değilse kendimizi kandırmamız zordur.

TAKVA NEDİR?

TAKVA NEDİR?
Kalbi kötü düşünce ve günahlardan temizlemek demektir.Allah’dan korkmak ve O’na saygı duymaktır.Takva, “Allah’ı görür gibi kulluk etme”düşüncesinin bir divamıdır.Kişinin kendini her an Allah’ın huzurunda hissederek, buna uygun tavır vedavranış içindeolmasıdır.Efendimiz sav,”Nerede olursanız olun, Allah’a karşı takva üzerine bulunun” buyurmuştur.

VERA NEDİR?

VERA NEDİR?
Vera, şüpheli şeylerden sakınmk demektir.Zühdün ve dini duyarlılığın saşlangıcı sayılır.Hz.Peygamber(sav);”Vera sahibi ol, insanların en abidi olursun”buyurur.Vera. hırsa, tamahkarlığı önlemeye , hakkı olmayan ve başkasının gözü bulunan şeye el uzatmama disiplinini sağlamaya yöneltir.Önemsenmeyen, küçk kabl edilen, az hatalı sayılan durumlarda bile dikkatli davranmak, fedakarlığı seçmek veralı davranışın gereğidir.
İbrahik b. Ethem,hurma satın alırken, tartı sırasında yere düşen bir hurma tanesini kendine ait zannederek alıp yemesi ve bu yüzden manevi derece kaybına uğrayıp, kıldığı namazlardan huzur duymamasına dair menkıbe vera konusu için iyi bir örnektir.
Manevi gelişmenin bir yolu da maddi konularda titizlik göstermekten geçer.Bazı sufiler”Veradan daha kolay bir şey yoktur, tereddüt duyduğum konularda fedakarlığı seçerim  ve onu terk ederim.”derler. Hz.Peygamber (sav)”İnsanlar fetva verse de sen gönlüne danış, fetvayı kalbinden al”buyururken bu gerç eği vurgular.
Sonuç olarak vera konuşmada, yemede ,içmede, kullanılan eşyada ,doğru,saf,temiz,ve helal olanın peşinde bulunmaktır.Hatanın küçüğü büyüğü olmaz.Küçük hataları önemsemeyen, zamanla büyük hatalara düşer.

29 Kasım 2017 Çarşamba

EFENDİM

Ezeldi nurun tıpkı ebed olduğu gibi
Geldin işte, ey yüce nurun sahibi
Alemler şende, cümbüşte şimdi
Sancağın arza indirildi efendim
Gören bilmedi, ya görmeyen neylesin
Lakin ezelden beri hep dillerdesin
Dil ne ki, yanıp duran gönüllerdesin
Suretin aşikar oldu şimdi efendim
Bülbül aşıkmış sana, ya şu kutlu hira
Ve yıllardır hep seni bekleyen Bahira
Neylesin sensiz ol Haticetül Kübra
Aşkında aşık olduğu sensin efendim
Cümle var sana aşık, işte o kütük
Cismi odun, lakin sırrı çok büyük
Aşkından sarhoş ağlaşır körkütük
Cana can katan sensin Efendim
Bana baksan, naçar bir asiyim ben
Bilmiyorum işte bu halim neden
Yüzüm yerde şefaat dilerim senden
Çünki sen Şefiül Müznibinsin Efendim
29.11.2017

MEVLİD KANDİLİ ÜZERİNE OYNANANLAR

cAMİ HOCALARI mEVLİD kANDİLİNİN BUGÜN 29.11.2017 ÇARŞIMYI PERŞEMBEYE BAĞLAYAN GECE İCRA EDİLECEĞİNİ SÖYLERKEN,HİCRİ TAKVİME GÖRE YÖN BELİRLEYENLER İSE 11 rEBİÜLEVVELİN 30 kASIM pERŞEMBE GÜNÜ OLDUĞUNU BU NEDENLE mEVLİD KANDİLİ KUTLAMASININ YARIN AKŞAM YAPILMASININ GEREKTİĞİ FİKRİNDEDİRLER.
Bu hadise aslında bir nifak hadisesidir.Namaz proğramlarında mevlid Kandili ve 11 Rebuülevvelin perşeme günü(30 Kasım 2017) olduğunu belirlemişken gündüz vakti programa müdahele edilerek 11 Rebiülevvelin bugün (29.11.2017 çarşamba) olduğu şeklinde değişiklik yapılmıştır.
Bu husus Hükümet açısından hiç zor almayan mesele olsa gerektir.Çünkü Devlet halkının inanç sağlığıyla alakalı tedbirleri almak zorundadır.
Ama diyeceksiniz ki gündemdeki önemli mesele yüzünden bu iş ikincil plana itilmiştir.Allah , dinine hürmet ve hizmet edene yardım eder.
Biz Mevlid kandilini yarın kutlayacağız.

VİCDANLARDAKİ SUÇ ZAMANAŞIMI SÜRESİ

Kılıçdaroğlu'nun dün mecliste Man adasına gönderilen 2011 yılına ait paralarla alakalı olduğunu iddia ettiği belgeleri gösterdi.Maliye ile alakalı bir uzman "Hadise 2011 yılında olmuştur.İncelenemez.Çünkü üzerinden beş yıl geçmiştir".Bu kanaat kağıt üzerinde doğru.Ancak toplum vicdanında zamanaşım süresi yoktur.adalet tahakkuk edene kadar devam eder.Bu nedenle iddia gerçek değilse hiç tereddüt etmeyelim..Gerçekse hesap verelim.Çünkü,halk ,-kendilerine bakmaksızın- idarecilerinin temiz kalmasını istemektedir.

HAZRET-İ PİR MEVLANA EFENDİMİZİN BEL EVLATLARI

Hz.Mevlananın torunları şu üç şehirdedir.Konya, Afyon,Kütahya.evvelsi gün Afyonda olan ancak iş gereği İ.......'da olan birgemi acentasının müdürlüğünü yapan C......ÇELEBİ ile tanıştım.Tevafuk onu basit bir işi için birisi yanıma getirmişti.beş dakika içinde oluşan samimi ortama,onu bana getiren şahısta şaşırdı bu tanışıklık nereden diye!Hurma ikram ettim.yedikten sonra çekirdeğini içine koymak için bir kağıt parçası istedi ve şunu söyledi:"Bize rahmetli babamız (Fahrettin ÇELEBİ)öğretti ki çekirdekli olan meyvenin çekirdeği çöpe atılmaz onu toprağa atarız.Bu nedenle bu çekirdeği bulduğum yerde toprağa atmak için üzerimde taşıyacağım"
Hz.Pir'in asaletinin ,bel evlatlarında da halen sürdüğünü görmekten memnun kaldım.Necib Sultanım hep şunu söylerdi:"Evlat, göl yerinde su eksik olmaz"

CEZALANDIRMADA ALENİLİK

Eskiden bir şahıs hırsızlık yaptığı vakit eli kelepçeli bir vaziyette,çaldığı mal elinde olarak yerleşim yerlerinde dolaştırılıp insanlara bu şahsın suçunu duyururlar imiş.Böylelikle insanlar onu tanırlar,ona karşı daha dikkatli olurlar imiş.Keza,İçlerinde Hz.Ömer efendimizinde bulunduğu bir takım arap tüccarlarının mallarını hile ile gaspeden devlet idaresinde yetkili olan bir vezirin oğlunu ve yalan tercümanı,Nuşirevan şehrin giriş kapısına kurulan bir idam sehpasında astığı rivayet edilir.Bu adaletin uygulandığının halk tarafından bilinmesi isteğidir.
Sayın cumhurbaşkanı,kendi ismini kullanarak talepte bulunan kişi oğlu bile olsa reddedip acımayacağını ifade olarak dün belirtmişti.Merak ediyoruz,acaba bugüne kadar hangi bürokrat yahut yakın çevrede bulunan birisine bu tür ceza verdi?Kamuoyu bunu bilmek istiyor.İstifa ettirilen Belediye başkanları uygulaması durduruldu.Sırada o kadar çok kişi var ki,bunların üzerine gidilmemesi,insanlarımız nazarında acaba ne karşılığı kollanıyor düşüncesini bizlerde oluşturmaktadır.İcraaat görmek istiyoruz.

NASIL BİR TEVEKKÜL

Tevekkül, Allah'a güvenmek demektir.Allah'ın yegane fail olduğunu bilen kulun, O'na güvenmesi ve dayanmasıdır.Kur'an da:
*"İnanıyorsanız, Allah'a tevekkül edin"(Maide suresi 5/18)
*"Kim Allah'a tevekkül ederse Allah ona yeter"(Talak 65/3)
Hz.Peygamber Efendimiz(sav)'in ifadesiyle:"Siz Allah'a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, Allah kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı.Nitekim kuşlar sabahleyin yuvalarından aç çıkarlar, akşam tok olarak dönerler"(İbni Mace)
Tevekkül genellikle yanlış anlaşılan bir kavramdır.Unutmamalıdır ki tevekkül her şeyden önce bir gönül işidir.Yani günlük hayata yansıyan bir yönü yoktur.Tevekkülü bilen ve yaşayan bir kimse ile buna inanmayan kimsenin maddi hayatla ilgili tavırları arasında fark ğgörülmez.Yaşanan hayatın kuralları bellidir.Çalışmak, gayret etmek, başarı için üzerine düşen meşru ve ahlaki her şeyi yapmaktır.
Bütün bunlar arasında tevekkülün yeri nerededir?Tevekkül,bir işin sonucunu almak için sebeblere yapışmak, fakat sebeblere değilmüsebbibe yani Allah'a güvenmektir.Beslenmek için yiyip içmek,fakat besinlere değil Allah'a güvenmektir.Hastalanınca en iyi hekime gitmek, verilen ilaçları ve tedaviyi en iyi şekilde uygulamak, fakat hekime ve ilaca değil Allah'a güvenmektir.Çünkü sonunda şifayı verecek olan Allah'dır.
Gazzali'nin verdiği örnekle , evine hırsızın girmemesi için tedbir almak, kapı ve kilit yaptırmak, buna rağmen hırsız girip zarar vermişse yanıp yakılmamaktır.Yani her türlü tedbire yapışmak, fakat sonunda takdire boyun eğmektir.
Tevekkül anlayışı , tembelliği ve ihmalkarlığı gerektirmez.Aksine daha çok çalışmayı , başarısbızlıklar ve felaketler karşısında yılmayıp yeni bir ümit ve enerji ile hayata bağlanmayı sağlar.Mütevekkil kimse hayata küsmez, bir kapıyı kapayan Allah başka bir kapıyı açar diye düşünür.Son tahlilde veren de O'dur,alan da O'dur; ben üzerime düşeni yaparsamO da elbet beni kollayacaktır der.
Muhammed İkbal'e göre "Tevekkül bir amel ve fiil inkarı değil, hudutsuz bir kuvvetten beslendiğimize inanmaktır.Bu ise fiili terk değil, fiilde kararlı ve gayretli olmaya sevk eder"

28 Kasım 2017 Salı

Kâni Karaca - Mevlid (Veladet Bahri)

masalın çocuğu utançla ağlayarak Evvel Zaman 'a kendisini şikayet etti:" ben çok mu kötü ve günahkarım..herkes O'nu ve diğerlerini gördüğünü söylüyor.ama onlar bana hiç yüzlerini göstermiyorlar.sadece örtü ve hırka.içinde bir şey yok..beni neden sevmiyorlar?!! beni neden istemiyorlar?! çok kötüyüm ve günahkarım ondan mı?"" Evvel Zaman merhametle şöyle dedi: hayır evladım siz günahkar değilsiniz..siz doğruyu görüyorsunuz...siz hiç bir zaman rüyada göremeyeceksiniz ,boşuna ümid etmeyin.bu asla rüyada olmayacak..çünkü siz burada görüyorsunuz.burada gören rüya da göremez.." **** ve çocuk Şimdiki Zaman'a utançla şikayet etti :" ben çok günahkar ve kötüyüm..kimse bana kendini göstermiyor.O HIRKANIN İÇİNDE BİR ŞEY YOK!! karanlık...orayı istemiyorum.. hiç bir şey yok..göremiyorum..göremiyorum .neden göremiyorum?..Şimdiki Zaman :" siz zaten görüyorsunuz!!!" az sonra kurulan dairede ŞİMDİKİ ZAMAN TEK BAŞINA HIRKANIN İÇİNDE BEMBEYAZ NUR İNCİ İÇİNDE PARILDADI DURDU"" ve çocuk seyr ederken gülerek hep GÖRÜYORUM GÖRÜYORUM dedi..ve anladı.. ** yarın PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUM GÜNÜ YANİ MEVLİD KANDİLİ..her müminin içinde muhammedilik kandili uyandığında,oradan çıkacak suret hz nebimizdir.o tescilli tek ilk kalıp surettir ve tüm suretler bahsi onunla çözülebilir.. bizim nebimiz NURU EVVEL ,BAS I MADDESİ EN SON GELENDİR..o yüzden de tekamülün zirvesidir.. O ,atası İBRAHİM GİBİ HANİF OLDUĞUNU ,YENİ BİR DİN GETİRMEDİĞİNİ SÖYLEMİŞTİR..O, maddede tekamül etmiş insanlığı,manaya soyut idealara yüceltmek için gelmiştir..ne yazık ki , O 'nu anlamak saflık ve yalansız hayatlar istediğinden ,O'NU KABUL EDEBİLECEK SURET KAPLARI NADİR YETİŞEBİLMEKTEDİR.. insanlar onu rüyalarında gördüklerini söyler sık sık..oysaki anlattıkları genelde okudukları-duydukları veya hayalini kurdukları zihinlerinin oyunları ve kendi anlamlarındaki suret kurgularıdır.. ben tüm nebilerin makamlarının ve hz peygamberin makamının da şimdiki geniş zamanlı bizim anlarımızda yaşadığına inanırım ve tün nebilerle hayat kaydım boyunca tanışacağıma da .. sizlere ütopik gelebilir fakat tüm hayatım boyunca sadakatle bu inancıma iman ettim ... dilerim ki bu gece hepimizin kandili uyansın.ve ruhül kudüs olan üçgen ruh ateş gedelerimizde ;ŞEMSİmiz MUM' a PERVANELER MİSALİ SEMA EDELİM..
amin... nur cihan

EN BÜYÜK GÜNAH "BEN GÜNAHSIZIM DEMEK"/TEVBE

Tövbe tasavvufi makamların başlangıcı ve müridliğin ilk adımıdır.Tövbe sözlükte dönmek(rücu)demektir.Kötü'den iyiye, masivadan Hakk'a dönmektir.Tövbe bir iç mücadelesidir, soylu bir harekettir.İnsan olmanın bir sonucudur.Ezelde verilen "Evet Rabimizsin"(Kalu bela, Araf 7/172) sözünü hatırlamak, onun gereğini yerine getirerek Rabbine dönmektir.
Kur'an da tevbe kelimesi sıkça geçer.Müminlerin tevbe etmeleri ısrarla istenilir."Ey iman edenler.Samimi bir tövbe ile (nasuhtevbesi) Allah'a dönün.Umulur ki rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter"(Tahrim 66/8) buyrulur.
Tövbe insan içindir.Meleklerin ve hayvanların tövbeyle ilgisi yoktur.Tevbe kulun gönlünü açıp Hakk7a niyaz etmesi, tıpkı duada olduğu gibi ,O'nunla iletişim kurmasıdır.Bunun için bir aracıya ihtiyaç yoktur.Allah her zaman herkesi görür,işitir ve bilir.
Her seviyede insanın her zaman tevbeye ihtiyacı vardır.Zünnun'i Mısri "Avamın tevbesi günahlardan, havassın(seçkinlerin)tövbesi gafletten olur"der.
Son nefese kadar tevbe etmek mümkündür.Kapı açık bırakılmıştır.
Günahsızım diye bilerek veya bilmeyerek gurura kapılmaktansa , günah işleyip tövbe etmek daha makbuldur.Belki de en büyük günah , ben günahsızım, diye düşünmektir.İnsan hem yüce bir varlıktır, hem deson derece aciz ve zayıftır.Onun üstünlüğü , Rabbini tanıması ve O'na bağlılığı ölçüsündedir.Allah'a kulluk kişiliksiz olmaya yol açmazTövbe, marazi bir suçluluk haleti ruhiyyesini devamlı canlı tutmak değildir.Bu düşünce Hırıstiyanlıktaki "asli günah" anlayışını da kabul etmez.Allah'ın bir ismi de "TEVVAB"dır.O,tövbeleri kabul edendir.
"Bütün insanlar çok hata işlerler.Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir."hadisi şerifi mevcuttur.
"Allah'a yemin olsun ki , eğer sizler günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok ederdi; günah işleyipAllah'a tövbe istiğfar eden ve Allah'ın da kendilerini bağışlıyacağı bir topluluk getirirdi" hadisişerifinde söz konusu olan günaha teşvik değil,insanın gerçek yapısını , günahsızlığın mümkün bulunmadığını, asıl önemli olanın bir şekilde Allah'a dönmek olduğunu vurgulamaktır.

FAKİRİ YEDİRMEYE TEŞVİK ETMEMEK YAHUT YEDİRMEMEK

El Hakka suresinin 33. ayetinde "Çünkü  o, ulu Allah'a iman etmezdi",aynı surenin 34.ncü ayetinde ise "Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi"buyurulmuştur.Fakirin yedirilmesinin teşvik edilmemesi  bir önceki ayetteki Allah7a inanmamaya atfetmiştir.Bu atıf fakiri yedirmeyi teşvik etmeme fiilinin büyük bir cürüm ve günah olduğuna işaret etmektedir.Ayette iki fiilin; yani Allah'a inanmama  fiili ile yoksulu doyurmaya teşvik etmeme fiilinin özel olarak zikredilmesi  inkarın inanç sahabında fiillerin en çirkini, cimriliğin de kötü ahlak alanında hareketlerin en iğrenci olduğundan dolayıdır.Ayette yapılan atıf , yoksulları mahrum bırakmanın , kafirlerin vasıfları olduğuna delalet etmesi içindir.
Teşvik etmemek,Allah'ı inkarla eş değer tutulduğuna göre,bizatihi yedirmemek ise aynı eş değerde ağır bir günah olsa gerektir.

"BİR LOKMA BİR HIRKA YETER"DÜŞÜNCESİNİN YANLIŞ/DOĞRU YORUMLARI

Bu söz çok defa "Dervişe bir lokma bir hırka yeter" tarzında kullanılır.Bu ifade muhtemelen Hz.Peygamber sözüne dayanır. Bu hadis-i Şerif:
"Şu üç şey müstesna, kıyamet günü her şeyden sorulacaksınız:Sırtınızı örtecek bir hırka, açlığınızı giderecek bir kaç lokma ve soğuk sıcaktan koruyacak bir yuva"(Ahmet Hanbel ).Barınma umumi yerler de de temin edilebileceğinden geriye sadece yiyecek ve giyecek kalır.
Bu ifade genellikle dinin ve tasavvufun aleyhine kullanılmakta  ve onunla insanın azla yetinmeyi, dolayısıyla tembelliğe ve pasifliğe yöneltildiği söylenmektedir.Oysa tasavvufun genel ilkeleri çerçevesinde düşünürsek durum böyle değildir.
Tasavvuf mensupları "bir lokma bir hırka" ölçüsünü ,kişinin kendi şahsı için yapacağı harcamalarla savurganlıktan kaçmak için benimserler.Bu; üretimde ,isarda ve infakta yani VERME ALANLARINDA  söz konusu bir ölçü değildir.Onlarda bu sınırlama yoktur.
İnsanın özünde hırs, tamahkarlık ve sınırsız arzular vardır.Bu yüzden ebediyyen kalacakmış gibi  ve taparcasına dünyaya sarılır.Bu hal manevi gelişmeye engeldir.Böylesi kötü hasletlerin etkisinden kurtulmanın yollarından biri , ihtiyaçları sınırlamaktır..Yukarıdaki hadisten kaynaklanan tasavvuf görüşü bu düşünceden doğmuş  ve ihtiyaçlara sınır getirmek istemiştir.Bu anlayış yaygınlaşırsa , sadece kendini düşünen bencil insanların yerini özgeci(diğergam), başkalarını da düşünen kimseler alacaktır.
O halde "Bir lokma bir hırka" anlayışı, bir üretim ölçüsü değildir.şahsi kullanım sınırıdır..Yani insan maddi varlığını  ve parasını, kendisinin ve ailesinin sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadarını (bir lokma bir hırka)ayırdıktan sonra tamamen başkalarına verebilmelidir.
Gerçek tasavvuf anlayışı insanları pasifleştirmez.Tarihteki büyük sufiler , her bakımdan üretken ve diğergam insanlardır.Halka hizmeti Hakk'a hizmetle bir sayan anlayışın, insanları tembelleştireceği düşünülemez.Mensuplarını meslek erbabı yapmayı teşvik eden el emeği alın teriyle geçinmeyi kutsal bilen mürşitler,çevrelerinde yer alanları nasıl olur da pasifleştirebilirler?
Her devirde , her kurumun istismarcıları veya yanlış uygulayıcıları olabilir.Bunları genellemek yerine , temel ilkelere dikkat etmek gerekir.Gülün hastalıklarına değil, gülün bizzat kendisine bakılmalıdır.

RIZA SARRAF DAVASINDAN ENDİŞE DUYANLAR

Amerikada görülen bir dava nedeniyle Türkiye'de endişe içinde olanlar, Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil eden (rüşvet,komisyon v.s) eylemlerin deşifre olması ve bunun mahkeme kayıtlarına geçmesinin yaratacağı endişe akabinde bunları delil sayacak bir hukukçunun bir zaman sonra Türk adliyesinde soruşturma açma endişesidir.Bugün bu mümkün olmayabilir.ancak yarın için böyle söylenemez.Bu nedenle, Kanunun suç saydığı bir eylemi(rüşvet,komisyon,görevi ihmal yahut kötüye kullanma gibi yüz kızartıcı suçlar) sadece hapsi gerektirmez,yedi sülalenin mal varlığına el koymayı da gerektirdiğinden suça karışmış olanlar endişe duymalıdırlar.Suça bulaşmayanların bir endişe duyması gerekmez.
Bu davanın geri planında bazı şahısların siyasetten al aşağı edilmesi niyetleri var ise de alaşağı edecek olan halkımızdır.Bu iş seçimle olacaktır.bu nedenle niçin endişe edelim bu davadan.Bırakın Rıza konuşsun.
Acaba  Rıza'ya baskı yapılıp iftira attırılabilir mi?Mümkündür.Ancak Fetö davalarında baskı yapılarak itirafçılığa zorlanmanın bir bedeli olacak.Adam cemaatın en önde gideni,itirafçı olup dışarıda gezerken bu hakkı Rıza sarraf'a çok görmemek gereklidir.

TASAVVUFLA ALAKALI OKUNACAK KİTAPLAR:

Tasavvufla alakalı olarak meraklıları şu kitapları okuyabilerek işe başlayabilirler.Kitap konusu bu işin "kal" söz kısmıdır.konuşmakla açlığın giderilemeyeceği bilinmelidir."Hal" e erişmek gereklidir.Ancak, bu süreç yılları alabilecek sabır gerektiren bir süreçtir.Okumanın insanda oluşturabileceği olumsuz yansımalarından biri de:okuduklarını ezberleyip başkalarına anlatarak bilgi satmak halidir.Bu hal büyüyerek, kişi de "Ben biliyorum","Ben daha makbulum","benim yolum doğrudur" gibi kişide nefsin  varlık göstermek zeminini oluşturabilir.Sükutu başarabilirse şu kitaplar tavsiye edilebilir:
Selçuk Eraydın,TASAVVUF VE TARİKATLAR(İfav yayınları)
Mustafa KARA,TASAVVUF VE TARİKATLAR TARİHİ (Dergah yayınevi)
H.Kamil YILMAZ , ANA HATLARIYLA TASAVVUF VE TARİKATLAR(Ensar neşriyat)
Osman TÜRER, ANA HATLARIYLA TASAVVUF TARİHİ (Seha Neşriyat)
M.Necmettin BARDAKÇI, Sosyo-kültürel Hayatta Tasavvuf(Fakülte kitabevi,Isparta)
Süleyman ATEŞ,İSLAM TASAVVUFU

TASAVVUFUN KAYNAĞI VE DAYANAKLARI NEDİR?

TASAVVUFUN KAYNAĞI  veya DAYANAKLARI NEDİR?
Bunları üç gurupta toplamak mümkündür:
1-Kur’an veSünnet
Tasavvufun zahitlik yönü genellikle maddi hayatı , eşyayı, dünyayı konu edinir ve bunlarla ilgili kanaat ve yorumları içerir.İkinci önemli boyutu ise tefekkür ve felsefe cihetidir..Sufiler insan düşüncesinin uzanabildiği , ruhi-manevi inkişafın son noktasına kadar ulaşabildiği alanlarla da meşgul olmuşlardır,Tasavvufi yaşayış ve yorumlara zemin teşkil eden ayet ve hadis örnekleri ise:
*”İyi biliniz ki dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir”(Ankebut 29/64),
*”Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın”(Lokman 31/19),
*”İhtiyaçları bile olsa başkalarını kendilerine tercih ederler”(Haşr 59/9”,
*”Allah kuluna kafi değilmidir?”(Zümer 39/36)
*”Biz insana şah damarından daha yakınız”(Kaf 50/16),
*”Nereye yönelirsen Allah oradadır”(Bakara 2/115),
*”Nerede olursanız Allah sizinle beraberdir”(Hadid 57/4),
*”Evvel O’dur.son O’dur,Zahir de O’dur, batın da O’dur.O herşeyi hakkıyla bilendir”(Hadid 57/29),
*”Rabbinin adını an ve bütün varlığınla O’ na yönel”(Müzemmil 73/8),
Efendimiz (sav)’in zahitliğe teşvik eden sözleri:
*”Dünyada bir garip , bir yolcu gibi ol.”,
*” Benim dünyadaki durumum , yolculuğu sırasında bir ağaç altında gölgelenen , sonra da geçip giden bir yolcunun durumu gibidir.”,
*” Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin yahut sussun.”,
*”Benim bildiğimi sizler bilseydiniz az güler, çok ağlardınız”,
*”Allah sizin şeklinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve işlerinize bakar”
*” Yüce Allah şöyle buyurdu:Kim benim bir velime düşmanlık ederse ben ona savaş açarım.Kulum üzerine farz kıldığım şeylerden daha iyi bir yolla bana yaklaşamaz..Kulum nafilelerle de bana yaklaşmaya devam eder;nihayet ben onu severim .Onu sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum,benden bir şey isterse  veririm.Bana sığınırsa korurum.”
II-Sosyal ve siyasi hadiseler
Tasavvufun doğuşunda ve yaygınlaşmasında sosyal ve siyasi hayattaki buhranların ve dalgalanmaların belli ölçüde rolü olmuştur.İslam tarihindeki ilk huzursuzluk devri,Emevilerin baskıları  ve aşırı dünya düşkünlükleri,Anadoludaki yurt edinme  ve devletleşme devirlerindeki sosyal sıkıntılar  tasavvuf ve tarikatların bir manevi sığınma vazifesi gördüğünü göstermiştir.Ancak bu durumlar tasavvufun doğumunda belirleyici tek kaynak değildir.Çünkü Osmanlı’nın refah devirlerinde dahi tarikatlar en canlı devirlerini yaşamışlardır.
Sıkıntılı ve buhranlı insanların tasavvuf ve tekke atmosferinde  daha çok huzur bulduğu bir gerçektir.İnsan malzemesinin böyle ortamlarda  ve intikal devirlerinde ruh sağlığını yıpratmadan , manen zırhlı bir şekilde yeni oluşumlara taşınabilmesi , tasavvuf kurumu için iftihar edilebilecek bir olaydır.
III-İnsanın yapısı

İnsan ruh taşıyan bir canlıdır.Onun deruniliğe müsait bir yapısı vardır.O sadece etten kemikten yani maddi unsurlardan meydana gelmemiştir.Ruhun, manevi melekelerin, duyguların da beslenmeye,tatmine, gelişmeye ihtiyacı vardır.Bazı kimselerde bu özellik ve ihtiyaç daha ileri seviyededir.Uygun zemin ve imkan bulununca bu alanda inkişaf görülür.Beden geliştirilmesi sporla, aklın geliştirilmesi ve beslenmesi felsefeyle, ruhun ve gönlün beslenip geliştirilmesi  de tasavvufla olacaktır.

27 Kasım 2017 Pazartesi

SUFİ KİME DENİR

"Sufi ",Tasavvuf ilkelerini içtenlikle yaşayan olgun kişi demektir.Bugünkü dilimizde mevcut olan "Sofu" kelimesi bu sufi sözünden bozmadır.Söylenişi gibi anlamında da bir kayma olmuş ve zamanla özü boşalmış şekil dindarları ve kuru ibadet müslümanları için kullanılır hale gelmiştir.Aynı durum "Zahid" kelimesi için de geçerlidir.Zaman içinde , "aşık" ve "arif" gibi tasavvufun ideal tiplerine karşılık , kuru dindarlar için zahid kelimesi kullanılır olmuştur.İlk sufilerden bazılarının yaptıkları sufi tarifleri şöyledir:
*Sufi toprak gibidir, kötü olan her şey ona atılır,fakat ondan ancak en güzel şeyler biter.O , yeryüzü gibidir, iyisi de , kötüsü de onu çiğner.O, güneş gibidir yeri aydınlatır, bulut gibidir her şeyi gölgelendirir, yağmur gibidir yeri sular.
*Sufi bulamadığı zaman sükun ve huzur içinde olan , bulduğu zaman için ise başkalarına vermeyi tercih eden , sema ve dini musiki ile iç içe olan , emir ve yasaklara riayet eden kimsedir.
*Sufi en uygun iş ile meşgul olan, ve kötülüklerden uzak duran kişidir.
*Sufi görünüşte kul, hakikatta ise hür olandır.
*Sufi hiçbir şeyin bulandırmadığı  ve her şeyin kendisiyle berraklaştığı kişidir.
Tasavvufun amacı , kendini aşabilmiş,"Yaradandan dolayı yaradılmışı seven", üstün ahlaklı ve erdemli insan tipi yetiştirmektir.
Sufilik olgun insan olma yolunu seçmek demektir.Olgun insan kimseyi incitmez, kimseden de incinmez.Kütahyalı Gaybi Sunullah  hazretlheri, gökten yağmur gibi bela da yağsa , baştan ayağa gam yüküyle sarılsa da gerçek sufinin incinmeyeceğini belirtir.
"BELA BARAN GİBİ GÖKTEN YAĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR
SERAPA BAR-I GAM SANA AĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR"

TASAVVUFUN 1000 DEN GAZLA TARİFİ

Tasavvufun ne olduğu ancak “hal edinilerek” yani bizzat yaşanılarak anlaşılabilir.Buna göre tasavvuf , kitaplardan öğrenilerek değil bilgi ile uygulanarak elde edilebilir.Bu yolun mensupları tarafından binleri bulan tarifi yapılmıştır.Tarifler değişik asırlarda , farklı sufilerce yapılmıştır.Tariflerin çokluğu bir zaaf değil , aksine sistemin değişik yönlerini yansıttığı için faydalıdır ve bir zenginlik getirmektedir.Aynı sufinin birden fazla tarifi vardır.Bu da onun , hayatının muhtelif dönemlerinde yakaladığı “nükteleri”göstermesi   açısından önemlidir.
Tariflerden birine göre :”Tasavvufun başlangıcı ilim, ortası amel yani uygulama, sonu ise mevhibe yani Allah'ın özel bağışıdır”.İşte bu bağış , sufinin arzuladığı ve ona büyük manevi haz veren bir şey olmalıdır.
Hz.Cüneyd’in tarifinde:”Tasavvuf Hakk'ın seni senliğinde öldürmesi, kendisi ile diriltmesidir.”der.Yani kişinin zaaflarından, bencilliğinden ve beşeriyetinden sıyrılarak , üstün bir yaşayışa, adeta ilahi bir kişiliğe yükselmesi, kendisinden fani ve Hak’la baki olmasıdır.
*Tasavvuf edepten ibaretti.
*Tasavvuf gereksiz işleri terketmektir.
*Tasavvuf karşılıklı sevgi ve dostluktur.
*Hiçbir kaygı duymadan Allah ile beraber olmaktır.
*Tasavvuf Kur’an ve hadislere sarılmak, heva ve heveslere uymamak,şeyhlere hürmet etmek,zikre devam etmek,ibadetler konusunda bir takım tevillere kaçmamaktır.
*Tasavvuf ilahi ahlakla ahlaklanmaktır.
*Tasavvuf bencillikten kurtulup diğergam(özgeci) olmaktır.Kendinden çok başkalarını düşünmektir.Bir başka ifadeyle
“Tasavvuf yar olup bar olmamaktır
Gül-i gülzar olup har olmamaktır.”(yani herkesle dost olmak, kimseye yük olmamak,gül bahçesinin gülü olup diken olmamaktır)
Şu tarifleri de vardır:
*Tasavvuf üç şey üzerine kurulmuştur.Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
*Tasavvuf senin bir şeye sahip olmaman ve hiçbir şeyin de sana sahip olmamasıdır.

*Tasavvuf itirazdan vazgeçmektir.Ahde vefa etmektir.Emeli bırakıp amele sarılmaktır.Hakka bağlanıp masiva ile ilgiyi kesmektir.Cömertlik ve vefadır.Boş el hoş gönüldür.

26 Kasım 2017 Pazar

HAZRETİ PEYGAMBER ZAMANINDA TASAVVUF VARMIYDI?

Efendimiz Sav zamanında kelime olarak "tasavvuf" yoktu.Efendimiz zamanında ve sonra tasavvuf kelimesi yerine "zühd" kelimesi kullanılmıştır.Efendimiz ve yakın arkadaşları zahidane bir hayat sürmüşlerdir.Azla yetinmişler, sade ve alçak gönüllü bir tavır sergilemişlerdir.Bilhassa "ashabı suffa" denilen sahebeler bu konuda ileri gitmişlerdir.
Tasavvufun özelliklerini
şöyle sıralayabiliriz;
*Tasavvufun menşe i Kuran ve sünnettir.
*Tasavvuf kesiksiz bir silsileye sahip mürşit vasıtasıyla öğrenilebilir.
*Sadece kitaplardan öğrenilecek bir ilim değildir.
*Akli bir ilim olmayıp verael akl(akıl ötesi)bir özellik taşır.
*Kal ilmi değil , hal ve zevk ilmidir.(Tatmayan bilmez)
*Konusu kendini ve Rabbini bilmektir(marifetullah)
*Akıl üstü vasfı  dolayısıyla "keramet "ortaya konabilir.
*Tasavvufa "tarikat " denilen Allah'a ulaştırıcı manevi bir yolla süluk edilir.

25 Kasım 2017 Cumartesi

AMERİKA/RUSYA/İSRAİL DOSTLUĞU

Ayete aykırıdır.Maide suresi 51 ayeti:”Ey İman edenler! Yahudileri ve Hırıstiyanları dost edinmeyin.Onlar birbirinin dostudurlar.Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o, onlardandır.Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”
Suud’un en büyük müttefiki ve hamisi ABD ve İsrail’dir.Düşmanlık gibi yıllardır gösterdiği İsrail karşıtlığının aslında bugün maskeleri düşerek dostluk olduğu gün yüzüne çıkmıştır.Yemen'i bombalayan uçakların pilotu İsrail’lidir.Yahut İsrail uçaklarına bu işi para karşılığı yaptırmaktadır.Bu haberi Azizim Necib Sultan söylemişti.

Bizi yöneten idarecilerimiz bu ayetin hükmünü hiçe saymaktadırlar.Osmanlı devletini iktisaden çökerten Doğu’da çarlık Rusyası ile  yapılan mücadeleler olmuştur.Bu tarihsel gerçeğe rağmen günlük yaşayan idarecilerimiz tehlikeli bir yola girmişlerdir.Atalarımız “Moskoftan dost,ayıdan post olmaz”lafını boşuna dememiştir.İslam karşısında küfür tek millettir.Bu böyle bilinmeli,Allah’a hakkıyla güvenip,Allah’dan layık olduğu şekilde korkup ülkemizin insanlarıyla birlik ve beraberlik içinde olunmalıdır.

YAŞANMIŞ BİR KABİR HİKAYESİ

Menzil cemaatına mensub olduğunu belirten astsubaylıktan emekli olmuş güzel birisi anlattı.Malatyada vazife yaparken çömezim olan  birisi şu hikayeyi anlattı babası ile alakalı olarak.Babası 55 yaşına gelmiş hiç çocuğu olmamış.Cenabı Allah’a nezretmiş:Ya Rabbi yaşım ilerledi çocuğum olmadı.bana bir çocuk lütfedersen ben üç gün diri diri kabre gireceğim.Allah teala ona bir çocuk ihsan etmiş,çocuk(ben) doğduktan sonra bu nezrini unutmuş.Bir gün rüyasında “sözünü yerine getir”denmiş.adam bunun üzerine bu nezrini yerine getirmek ihtiyacını duymuş.Tüm köylü de bundan haberdar bir vaziyette mezarlıkta yer hazırlanmış.Kabre havalandırma tertibatı yapılmış adam kabre girmiş ve üzeri toprakla örtülmüş.Üç gün sonra adamı kabirden  derisi simsiyah bir şekilde çıkartmışlar.Adam bu halini yakınlarına şöyle aktarmış.”Kabre girdikten sonra şekillerinden korktuğum bazı varlıklar geldi.Korkum geçtikten sonra bana ‘hadi seni bu alemde gezdirelim’ dediler.Gezinti esnasında birisi bağırarak bu adam benim hakkımı versin’ diye bağırıyordu.Yanımdakiler ‘Bu adam ölmedi,geçici olarak buraya geldi.bu nedenle hesaplaşma akti değildir’ dedilerse adam ısrarla bağırmaya devam etti.Bu adam benim mahallemde oturmakta idi.Ben o mahallenin bakkalı idim.Benden bir kg  yağ satın aldı parasını vermedi.deyince yanımdaki bekçiler “Pekala “dediler.’onun vücudundan l kg yağ alalım’ dedikten sonra bacaklarımın arasına bir kova koydular.Vücudumdan yağ süzülmeye başladı kova dolunca o şahsa verdiler.Bu halin tesiriyle beyaz olan tenim simsiyah kesildi.”Babam bu hadiseden sonra da uzun süre yaşadı.ama vücudunun siyahlığı hep aynı kaldı.Bu nedenle ehliyet ve hüviyetindeki resimleride değiştirdi.”

STRESİN İLACI ALLAH ZİKRİ

 STRESİN İLACI(Allah Teala’nın zikri)
Resulullah (sav) Mekke yolunda Cümdan dağının yanından geçiyordu.Buyurdu ki:
“Yürüyün , bu Cümdan’dır.Müferridler(öne) geçmiştir.Sahabe-i kiram,”Müferridler kimdir ey Allah'ın Resulü?”diye sordular Peygamber Efendimiz buyurdu ki:’Allah’ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar’.
Bütünüyle Allah’ın zikrine dalmış kişilerdir.Zikir onların üzerinden bütün ağırlıkları alır.Kıyamet günü hafiflemiş olarak (günahsız) gelirler”.
Efendimiz (sav)”Baki kalan salih amelleri çoğaltın”dedi.(Sahabe)Dediler ki:’Onlar nedir ey Allah’ın Resulü?’.Buyurdu ki:”Tekbir,teşbih, tehlil, elhamdülillah vela havle ve la kuvvete illa billah sözleridir.’
“Allah’ın zikrini öylesine çokça yapın ki size münafıklar  mecnun desinler.Gösteriş yapıyorsunuz desinler”
Allah’ı çokça zikreden kişi nifaktan uzak olur.

TEVEKKÜLÜN ÜÇ DERECESİ

Hikmet ehli bir zat şöyle der:
Tevekkülün üç derecesi vardır.Birincisi şikayeti terketmek, ikincisi rıza ve üçüncüsü muhabbettir.Şikayeti terk,sabır derecesidir.Rıza ise Allah Teala’nın kendisi için takdir ettiği şeyi,kalbin içtenlikle benimsemesidir.Bu durum birinci dereceden daha yüksektir.Muhabbet ise Allah Teala’nın kendisi için yaptığı şeyi sevmesidir.Birinci derece zahitlerin, ikinci derece sıddıklerin ve üçüncü derecede peygamberlerin derecesidir.
Allah Teala’ya tevekkül eden kişi, Cenab-ı Hakk’ın kendisi için takdir ettiği rızık ve diğer hususlara karşı sabır gösterirse bu kimse sabreden biridir.Takdir edilen gerçekleştikten sonra buna sabır gösterirse razı olmuş demektir.Eğer bütünüyle kendi seçimini terk etmiş ve ancak kendisi için takdir edilene rıza gösteriyorsa , buna da muhabbet ehli ariflerin derecesidir.
Nitekim Ömer b.Abdülaziz (rh.a)şöyle der:Öyle bir duruma geldim ki ancak kaza ve kaderin tecellileri bana sürur veriyor!

TEVEKKÜL ÜZERİNE

 Adamın biri ,
“Ey Allah’ın Resulü (Devemi) bağlayıpta mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip de mi tevekkül edeyim?’ diye sordu.Resulullahda (sav)
‘Deveni bağla öyle tevekkül et’ buyurdu.
Hz.Ömer (r.a)Yemen halkından bazı kimselerle karşılaşır.Onlara,
“Siz kimsiniz ?diye sorar.Onlar da:
“Bizler tevekkül edenleriz(mütevekkilleriz)”derler.Hz.Ömer (r.a)onlara,
“Aksine sizler hazır yiyenlersiniz (müteekkillersiniz).Gerçek şu ki tevekkül edenler tohumu toprağa atar ve ondan sonra Allah’a tevekkül ederler”der.

TEVEKKÜL VE İHMAL

Resulullah (sav)davalı ikikişi arasında hüküm verdi.Aleyhine hüküm verilen kişi dönüp giderken:”Allah bize yeter,O ne güzel vekildir’dedi.Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki:Allah ihmalkar davrananları kınar.Üzerine düşen, akıllıca hareket etmektir.Ancak buna rağmen bir işte başarılı olamadığın zaman,’Allah bize yeter.O ne güzel vekildir’demelisin”.
(Hadisi şerifte aleyhine hüküm verilen kişi , kendisinin mazlum olduğu intibaını verecek şekilde. ‘Allah bize yeter’ deyince Resulullah’da(sav) ona, işi sağlam tutmasını  ve akıllıca hareket ederek hakkını kaybedecek ihmalkarlıktan kaçınmasını tavsiye etmiş ,buna rağmen bir başarısızlık söz konusu olunca , ‘Allah bize yeter.O ne güzel vekildir’demesini tavsiye buyurmuştur)

"KEŞKE"SÖZÜ

“KEŞKE SÖZÜ”
Efendimiz (sav) buyurmuştur:
“Kuvvetlimümin Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve sevimlidir.Ama her ikisinde de hayır vardır.Sana fayda verecek şeye çaba göster.Allah’dan yardım dile ve acizlik gösterme.Sakın ola,’Keşke şöyle yapsaydım şöyle olurdu’ deme.Çünkü ‘keşke’ sözü şeytanın ameline kapı aralar.”

24 Kasım 2017 Cuma

BİR GÜNDE YENECEK YEMEK MİKTARI

Bir Arap hekimine sormuşlar:"Bir günde ne kadar yemek gereklidir?"
Hekim cevap vermiş:"Yüz dirhem kafidir".
"Bu kadarı ne kuvvet verir?" demiş
Hekim:Bu kadarı seni sırtında taşır, bundan fazla olursa sen onu sırtında taşırsın."cevabını vermiş.
emek yaşamak ve Allah7ın nimetlerini şükür ile anmak içindir.Halbuki sen sanıyorsun ki ; yaşamak yemek içindir.

YÜZÜNÜN AKSİ DÜŞÜNCE

Yüzünün aksi düşünce kadeh aynasına
Şarabın gülüşünden kapıldı arif boş tamaha
     Yüzünün güzelliği aynaya yansıyınca bir kez
     Bunca görüntü düştü vehimler aynasına
Görünen bunca akis , bunca güzel görüntü
Sakinin yüzünden kadehe düşen bir yansıma
    Aşk kıskançlığı bütün hasların dilini kesti
     Nereden düştü hüznünün sırrı avamın diline
Mescitten meyhaneye kendiliğinden düşmedim
Akibetim belliydi ezelde buydu düşen payıma
     Günlerin döndüğü daireye her düşen
Gitmesin de ne yapsın pergel gibi devranın ardı sıra
Efendi ,beni tekkede tekrar göreceğin günler geçti
Artık işimiz sakin yüzüyle , kadehin dudağıyla
     Hüznünün kılıcı altında  raks ederek gitmeli
     Onun kılıcıyla ölen  erişir iyi sona
Ben yüreği yanmışa her an bir lütfu var onun
Ne ihsanlar hak etti, şu fakire baksana
    Bütün sufiler ahbaptır, bakarlar güzele , lakin
     İçlerinden yanık Hafız'ın adı çıktı kötüye
Hafız şirazi

BELLEYİCİ KULAKLAR

El-Hakka suresinin 12 nci ayetinde geçer:"Onu sizin için bir ibret ve öğüt ypalım  ve belleyici kulaklar onu bellesin diye"
Bu ayeti kerime indiği sırada Efendimiz (sv),Hz.Ali'ye der ki:
"Ey Ali! Ayette yer alan "belleyen kulağı" senen kulağın olarak kılmasını diledim".Hz.ali der ki:"Peygamber Efendimizin bu temennisinden sonra artık hiç bir şeyi unutmadım;zaten unutmam da mümkün değildi"Çünkü imam Ali, sırları muhafaza eden bir kişiydi

MANEVİ İDARECİLER

Hak Teala zahirde nasıl ki devletleri ve sınırları ayırmış, keza her devlet kendi içinde idari yapı bölgelerine ayrılmışsa tıpkısı manevi dünya içinde geçerli imiş.Her bölgenin ,her şehrin entepe idarecisinden en alta kadar görev yapan manevi idarecilerini halketmiş.Manevi idarecilerin ,kendi varlıklarının bilincinde oldukları vakıası pek nadir imiş.Bu nedenle zahirle alakalı bir dünyevi iş yapmaya kalkışanların manevi büyükleri bulup onlardan yardım istemesi de yaşanan bir hadise imiş.Te idareciler yaşan insanlar olabileceği gibi,Hayy makamına ermiş ancak vücud olarak ahirete intikal etmiş kişilerde olabilir imiş.

23 Kasım 2017 Perşembe

TEVEKKÜL RIZKI CELBEDEN EN BÜYÜK SEBEBDİR

Efendimiz (sav) buyurmuştur:"eğer sizler gerçek anlamda Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp akşam dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı."
Nitekim Cenab-ı Hakk buyurur:"Kim Allah'dan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona kafidir"

NİFAK HAKKINDAKİ KORKULAR

"İbn Ömer'e sordular:"Bizler sultanın yanına giriyoruz, fakat onun yanından dışarı çıktığımızda söylediğimizin tersini söylüyoruz?".O da,"Bizler bu durumu münafıklık sayardık"
Münafık iyi olanı söyler ama kötü olanı yapar demişlerdir.

PEYGAMBER AİLESİNİN YEMEĞİ

Hz.Aişe (r.anha) validemiz şöyle dediği rivayet edildi:"Muhammed'in (s.a.v.) ailesi Medine'ye geldiğinden beri vefatına kadar üç gün peş peşe buğday ekmeğinden doya doya yememişlerdir."

AÇLIK ÜZERİNE

İbrahim b.Ethem der ki:"Bir kimse midesini denetime alırsa , dinini de sağlama almış olur.Açlığa sahip olan kişi güzel ahlaka da sahip olur.Sevinç,mutluluk ve tebessüm de bundan oluşur."
Ebu Süleyman ed-Darani şöyle der:"Dünyanın anahtarı tokluk, ahiretin anahtarı ise açlıktır.Dünya ve ahiretteki bütün hayırların aslı Allah Teala'dan korkmaktır.Bilinmelidir ki Allah teala dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir.Açlık da O'nun katında saklı bir hazinedir ve bu hasleti sadece özel olarak sevdiği kimselere verir.Benim için akşam yemeğini bir lokma eksik yemek, onu yiyip de gecenin başından sonuna kadar ibadetle geçirmekten daha sevimlidir."

EN ETKİLİ VE GÜZEL DİYET İSLAMDADIR

Resululah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ademoğlu karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.Ademoğluna, belini doğrultabilecek bir kaç lokma kafi gelir.Eğer (yemesi) kaçınılmaz ise o takdirde (midesinin) üçte birini yiyeceğe,üçte birini içeceğe ve üçte birini de nefes için ayırsın."
Ünlü tabiblerden birisi bu hadisi duyunca "Eğer insanlar bu sözlerin gereğini yerine getirseler bütün hastalıklardan ve illetlerden kurtulmuş olurlar, hastahane ve eczahaneler de atıl kalır idi."
Kabirde bulunanlara "Sizlerin ölümüne ne sebeb oldu?"diye sorulsa onlar, "oburluk" diye karşılık verirlerdi denilmiştir.
Gıdayı azaltmanın kalbe sağladığı yarar ve maslahatlar ise ;hiç kuşkusuz yemeği azaltmak kalbin incelmesine, anlayışının güçlenmesine, nefsin kırılmasına, heva ve gazabın zayıflatılmasına katkı sağlar.Gıda ve yiyecekleri çoğaltmak ise bunun tersi yönünde etkide bulunur
Hasan Basri'den rivayet edilmiştir ki:"Babanız Adem'in (a.s.) başına gelen musibet yemekten dolayı geldi.Bukonu kıyamet gününe kadar sizin için musibettir."
Yine şöyle derler:"Her kim midesine hakim olursa , bütün salih amelleri işlemeye muktedir olur.Hikmet, dolu duran midenin yanında durmaz."
Ebu Said et-Temimi'ye "Korkuyla dolu olan bir kişi tok olur mu?"DİYE SORULDUĞUNDA "Hayır" DEMİŞTİR."PEKİ AŞK SAHİBİ OLAN BİR KİŞİ TOK OLUR MU?" diye sorulunca yine "Hayır" demiştir.

22 Kasım 2017 Çarşamba

ALLAH'IN BAĞIŞLAMASININ GENİŞLİĞİ VE YOLU

Enes b.Malik'den rivayet edilen hadis-i şerif:
"Allah Teala buyurdu ki:
Ey Ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden umduğun sürece , işlediğin günaha aldırmadan seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!İşlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile, benden bağışlanma dilediğinde seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!Yeryüzünü dolduracak kadar hatayla bana gelsen, sonra şirk koşmadan huzuruma çıktığın takdirde ben de sana yeryüzü dolusunca bağışlamayla gelirim!
Bu hadiste günahların bağışlanması üç sebebe bağlanmıştır:
Birinci şart:Bağışlanma ve kabul edilmesini umud ederek dua etmek.Dua etmek Rabbimizin bir emridir:"Rabbiniz şöyle buyurdu:Bana dua edin kabul edeyim.Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir."(Mümin 40/60)
İkinci sebeb istiğfardır.İstiğfarın anlamı mağfiret dilemektir."ALLAH'DAN MAĞFİRET İSTEYİN.ÇÜNKÜ ALLAH AFFEDİCİ VE ESİRGEYİCİDİR."(Bakara 2/199)
Üçüncü sebeb :Tevhiddir."Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını , (günahları)dilediği kimse için bağışlar.Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile ) iftira etmiş olur"(Nisa 4/48)
Bir kimse kelime-i tevhidi kalbinde tam anlamıyla gerçekleştirdiği takdirde ; kalbinde Allah teala dışında her şeyin muhabbeti , tazimi, yüceliği, heybeti, korkusu, umudu ve tevekkülü çıkıp kaybolur.Bu vasfı kazanan kişinin günahları denizlerin köpüğü kadar olsa bile , yanıp kül olur.Tevhid inancına sahip olmak eşsiz bir iksire sahip olmak demektir.