KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
6 Aralık 2017 Çarşamba
H. Sami Samioğlu - Es-Subhu Beda
Essubhu beda min tal’atihi – Sabah nurunu O’nun çehresinden aldı
Velleylü deca min vefratihi – Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı
Fa'kar Rusulâ fazlan ve âlâ – O fazilet ve ulviyeti ile bütün resullerden üstün oldu
Ehdes sublâ li delâ le tihi – Hidayete erenler yolunu O’nun delaleti ile buldu
Kenzül keremi mevlen niami – Cömertlik hazinesi o hazineden ihsan edendi
Hâdil ümemi li şeriatihi – Toplumları dinine ve hidayetine erdirdi
Ez kennesebi a’lel-hasebi – Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir
Küllü’l-arabi fi-hizmetihi – Bütün Araplar O’nun hizmetindedir
Sâate şşeceru natkal haceru – Ağaçlar huzurunda koştu, taşlar dile gelip konuştu
Şukkal kameru bi işaretihi – O’nun işareti ile ay ikiye yarıldı
Cibrili etâ leylete Esrâ – İsra gecesi Cebrail (a.s.) O’na geldi
Ver-Rabbü de’â li-hazretihi – Ve Rabbi O’nu huzuruna davet etti
Nâleş-şerefâ vallâhu afâ – O büyük rütbelere nail oldu
Amma selafâ min ümmetihi – Allah (c.c.) da O’nun ümmetini affetti
Fe Muhammeduna Hüve Seyyidüna – Bizim Muhammedimiz (s.a.v.) ki O bizim efendimizdir
Fel izzü lenâ li icabetihi – O’nu kabul ettiğimiz için şeref bize aittir
GELECEĞİN AYAK SESLERİ
Aydınlık,Cumhuriyet,Sözcü gazetelerinin haberleri ve yazarları önümüzde ki zamana ait gelişmelerin habercisi olmaktadır.Necib Sultan'ım buyururdu ki,"Evlat bazı gazeteler olacak olan olayları bir kaç ay öncesinden haber verir".Geçmişte de böyle olmuştur.Basın hükümeti yönlendirmiştir.Basın,savcılar için ihbar kaynağı olmuştur.Bu nedenle yazarı çizeri solcu diye söz konusu gazeteleri red edemeyiz.Çünkü her meşrebin doğru,ilkeli ,dürüst insanları mevcuttur.Bugün hükümete açıkça karşı olduğunu ifade eden( -olabilir çünkü meşrebi bağdaşmamaktadır-) gazetele yazarları ile,hükümet yanlısı gibi gözüküp çaktırmadan hükümete vuran köşe yazarlarını nazara alırsak Ak Partinin geleceği şudur:Fetö/PYD yi devlet içinde siz büyüttünüz.Etkili yerlere siz getirdiğniiz.Hükümet sırtından zenginler yarattınız.GFetö'nün siyasal ayağı halen aktif.Kapatılan Bank asya yöneticilerinden yedi tanesini Halkbank'a virman ettiniz ve bunlar Sarraf olayını devletin başına iş olarak açtı.Hırsızlık malının üzerine Türk bayrağı örttünüz.(Rıza Zelyut yazıları).Tüm bunlardan anlaşılacak şudur:Devir döndüğü zaman,Akparti hükümetlerinde görev almış ne kadar siyasetçi,bürokrat ve zengin olmuş kimseler var ise bunular hesaba hazır olsunlar!Zayıflayan devlet ekonomisi için "nereden buldun ?" yasası ile yedi sülalesinin mal varlıkları sorgulanacak.Bundan da anlıyoruz ki Fetö/PYD davaları bir başka görüntü ile devam edecek.Yaşantısı,kazancı şeffaf olanların endişe etmesine gerek yok.Samimi olanları Canab-ı Hakk muhafaza edecektir.Ama İyiliği emredip kötülükten nehy hususunda sözlü olarak dahi gerekli tepkiyi gösteremeyenler de, gelecek olan bu soğuk havadan dolayı mutulaka en azından üşüyeceklerdir.Tüm bu mukadderat değişebilir mi/.Değişebilir.Yapılanlara tevbe etmek,kamuya ait hakkı iade etmek, kalbi samimiyete niyet edip fabrika ayarlarına dönmektir.
NEFS'İN YEDİ MERTEBESİ VE KUR'AN'DAKİ YERİ
Özellikle Halvetilik ve kollarında “etvar-ıseb’a”denen,nefsin
yedi mertebesi üzerinde durulurBu safhaların aşılması için özel yöntemler
uygulanır.Buradaki kavram ve terimler
ise tasavvufun genel kavramlarıdır.
1.Nefs-iemmare:Yusuf suresi 53 ayetindeki “şüphesiz nefis
kötülüğü şiddetle emredicidir” ifadesinden ismini alır.Nefsin en ham
şeklidir.Her şeyde ben ve benlik düşüncesi hakimdir.İbadet dahil aşırı bir
kendine güven duygusu vardır.Zikri “Lailahe illallah”dır.
2.Nefs-i levvame:Azarlayan, kendini kınayan nefs
demektir.İsmini Kıyame suresi 2.ayetten alır.İnsanın ruhi tekamülünde önemli
bir merhaledir.Emmarede tamamen ölü olan nefs, bu safhada şüphe duymaya ve öz
eleştiriye başlamıştır.Rahatı kaçmış, bir takım hareketlerinden huzursuzluk
duyar olmuştur.Fakat hedef henüz uzaktadır.Zikri “Allah” kelimesidir.
3.Nefs-i mülheme: ilham ve keşfe mazhar olmaya başlayan ,
iyiyi kötüden ayırt eden , aşırı istek ve arzularına karşı direnme gücüne
kavuşan nefistir.Adını Şems suresi 8. Ayetten alır.Levvame mertebesinde bazı
tereddütler vardır.Mülhemede ise gönül aynasına ilhamlar ve bilgiler yansımaya
başlamıştır.Bunlara huzur ışıkları denebilir.Zikri “Hu”dur
4. Nefsi mutmainne:İtmi’nan ve huzura ermiş nefs
demektir.Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlakı benimsemiş
nefistir.Bunun verdiği huzur ve sükunla , o ana kadar ki manevi sıkıntı ve
ıstıraplar yok olmuştur.Dini sadakatle yaşayıp cennet nimetlerine erme söz
konusudur.İsmini fecr suresi 27.ayetten alır.Zikirkelimesi “Hak”tır.
5.Nefs-i raziye:Allah’dan razı olmuş nefs demektir.”Rıza”
makamına ermiş kimsenin seviyesidir.Kendisi ve başkaları hakkında tecelli eden
, gerek hayır gerek şer görünsün , her hükme razı olan nefis durumundadır.Zikir
kelimesi “Hayy”dır.
6.Nefsi marziyye: Allah’ın kendisinden razı olduğu
nefs. Tam fena halidir.Övülmeye , şöhrete itibarı kalmamıştır.Zikir kelimesi “Kayyum”dur. Bu son
ikisi Fecr suresinin 28.nci ayetinden isimlerini alırlar.
7.Nefs-ikamile:Hertürlü kemali elde etmiş ve irşad
mevkiine yükselmiş nefstir.Zikir kelimesi “Kahhar”dır.
İlk dört mertebeye orta seviyede bir çok kimse
ulaşabilir. Son üç mertebe ise havas seçkin kimseler için söz konusudur.
5 Aralık 2017 Salı
MÜRİD,EVRAD,RİYAZET VE ERBAİN TERİMLERİ
“Evrad” tarikat mensupları tarafından okunması gereken dualar topluluğuna denir.Tarikatın kurucuları veya daha sonraki şeyhler tarafından düzenlenen evradlar,Hz.Peygamber’e selavat,Kuran’ın kısa sureleri ve bazı ayetlerle ,Allah’ın 99 ismi (esmai hüsna)ve çeşitli dua cümlelerinden oluşur.
“Riyazet”; Eğitmek itaat ettirmek demek olan riyazet,tasavvufta nefsin aşırı istekleri ile mücadele etmek demektir.Az yemek, az uyumak, az konuşmak riyate yöntemlerindendir.Riyazetin amacı iyi ahlak sahibi olmaktır.
“ERBAİN” veya “ÇİLE” çıkarmak , riyazet metodlarından biri olup ,kırk gün boyunca tenha bir yerde , az yiyecekle yetinip , zamanını ibadet, zikir ve tefekkürle geçirmek demektir.Amaç,manevi ve ruhani gelişme sağlamak ve iç dünyasını zenginleştirmektir.
İNSANIN EĞİTİMİ:SEYR Ü SÜLUK
Tasavvuf her şeyden önce insanın ruhi-manevi ve ahlaki
yönlerinin eğitimiyle ilgilenir.Amaç, insanın yaratılıştan getirdiği ham ve
aşırı yönleri törpülemek ve makul çizgiye getirmektir.Bu işlemlerin hepsine
birden seyr ü süluk demir.Bueğitimin bir adı da mücahede ve riyazattır.
Mücahede, insanın nefsani arzularına ve aşırı isteklerine
karşı direnip savaş açmasıdır.Böyle bir savaş gereklidir, çünkü insanın
olgunluğu , maddi ve beşeri insiyakların üzerine çıkıp , ruhi-manevi alana
yükselmesiyle mümkündür.Bir başka ifade ile maddesi ile manası arasında denge
kurmasına bağlıdır.Maddi duygular ve madde alanı daha baskındır.onları makul
çizgiye çekebilmek için bir mücadeleyi gerektirir.Gerçekten, insanın
kendisiyle, nefssiyle savaşı , dışardaki bir düşmanla savaşmasından daha
zordur.Çünkü o içimizdedir, bizim bir parçamızdır.Bu savaşın başarısı nefsin
ölmesi yani etkisiz hale gelmesiyle mümkündür.
Nefsin ölmesi mecazi bir kavramdır, burada kastedilen ona
hakim olabilmektir.Yabani atı ehlileştirmeye benzer.”Nefsin senin bineğindir,
binebilirsen senitaşır;o senin üzerine binecek olursa seniöldürür” denir.”MUTU
KABLE EN TEMUTU”(Ölmeden evvel ölünüz)ifadesiylekastedilen budur.Hadiste “Kuvvetli
pehlivan güreşte başkasını yenen değildir.Asıl pehlivan, öfke sırasında kendisine
hakim olabilendir.”buyrulur.
Ayrıca halvet,uzlet ve çile gibi zorlayıcı yollara
başvurulmuştur.Bunların maddi görüntüsü bellibir süre(mesela üçgün veya kırk
gün)tenha bir yere çekilip , az bir yiyecekle yetinerek ibadet ve tefekkürle
manevi yönünü geliştirmek çalışmalarıdır.Hz.Peygamber Efendimizin her Ramazan
ayında yaptığı “itikaf”uygulamaları bunun örneğidir.
Halvetin sürekli olması veya toplumdan uzaklaşarak
münzevi hayat yaşamak tasavvufun tercihi değildir.Asıl olan topluluk içinde
halvetin(halvet der encümen) yolunu bulabilmektir.Hadis-i şerifte buyrulur:”İnsanlar
içinde bulunup da onlardan gelecek sıkıntılara katlanan Müslüman, insanlardan
ayrı yaşayan ve bu tür sıkıntılara maruz kalmayan Müslümandan daha hayırlıdır.”Dağda
tek başına kalıp ermek kolaydır.Asıl olan toplum iç inde , her türlü dış
etkiyiaşarak olgunlaşabilmek, aynı zamanda insanlara faydalı olmaktır.
Tasavvuf eğitimi kamil mürşidin gözetiminde veonun
rehberliğinde daha başarılı sonuçlar verir.Tarikatlarda , az çok farklı olarak,
daha ziyade müridin özelliği de göz önünde bulundurularak değişik usuller
uygulana gelmiştir.Mevlevilikte “çile” l001 gündür ve Mevlevidergahında “hizmet”
denen bir eğitim yoluyla gerçekleşirdi.
Etiketler:
İNSANIN EĞİTİMİ,
MÜCAHEDE,
RİYAZAT,
SEYR Ü SÜLUK
4 Aralık 2017 Pazartesi
KERAMET NEDİR?
Keramet sözlükte cömert olmak. iyi olmak, kıymetli olmak anlamına gelir.Terim olarak ise, sufilerin hayatlarında görülen olağanüstü olay ve davranışlara denir.Teorik olarak keramet, Allah7ın sevdiği kullarına bir tür ikram ve ihsanı sayılır.Dolayısıyla bu niteliğe sahip herkeste görülebilir.Hatta bu olumlu vasıflara sahip olmayan bazı kimselerde de olağanüstü şeyler görülebilir.Dini terim olarak bu ikincilere "istidrac" demir.
Keramet ikiye ayrılır:
1-Maddi (kevni )keramet:Havada uçmak, denizde yürümek gibi
2-İlmi veya manevikeramet:İlim irfan ve ahlakla ilgili kerametler.Bilgi ve hikmetle etkili olmak, insanların kötü huylarını gidermede başarı göstermek veya yazılan bir eserin asırlar sonrasında bile faydalı olması gibi.
Kur'an ve hadislerde keramete örnek olarak gösterilen bazı olaylar zikredilir.Hz.Meryem'in çocukluğunda Allah tarafından rızıklandırılması (Ali imran 3/36-37) söz konusudur.Ayrıca Hz.İsa'yı doğurduğu zaman o annesine:"Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün,dedi" (Meryem 19/25).Mevsimi olmadığı halde bu gerçekleşti.
Hz.Musa ile Hızır arasında geçen olay ve Hz.Süleymanın vezirinin , Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar bir sürede getirmesi de birer örnektir.
Hadislerde de keramet sayılack bir takım olaylar zikredilir.Yolculuğa çıkıp sağnak yağmura tutulan ve mağaraya sığınarak orada mahsur kalan üç arkadaşın yaptıkları hasbi iyilikleri hatırlayıp dua ederek kurtulmaları bunlardandır.(Buhari/edep)
Tarih içinde keramet, tarikat hayatının ayrılmaz parçası gibi görülmüştür.Halbu ki olgun kişi olmak için keramet şart değildir.Şeyhin hiç kerameti olmadığı halde , müridin kerameti olabilir.Maddi keramet sahibi olan , kerameti olmayandan daha üstündür., diye bir kural yoktur.Nasıl ki zengin olanın , orta halliden daha iyi bir insan olması gerekmediği gibi.
Aslında keramet tasavvuf dışındaki insanların ilgisini daha çok çeker.Nedense normal şartlar dışında cerayan eden , olağanüstü görülen şeyler merakımızı celbeder.Bazı kimseler de tabi ve sıradan olayları bile keramet gibi görmek veya göstermek isterler."Şeyh uçmaz müritleri uçurur" sözü meşhurdur,.
Tasavvuf mensupları keramet konusunda şu ölçüleri benimsemişlerdir:
1- Kerameti gizlemek esas olmalıdır.Çünkü keramet bir hicap(perde) olabilir,Keramete takılıp kalanlar, onu kendilerinden bilip esas görevini unutabilirler.Amaç keramet göstermek değildir.
2- Keramet değil istikamet esastır.Su üstünde yürürsen saman çöpü olursun.Havada uçarsan sinek olursun.Bir gönül ele al ki adam olasın
3-Keramet kötü huyları yok edebilmektir.
4- Gerçek tasavvuf mensupları keramet göstermekten kaçarlar, bunu yarı yolun bir gereği , hatta manevi ilerleme yolunda bir tuzak olarak kabul ederler
Keramet ikiye ayrılır:
1-Maddi (kevni )keramet:Havada uçmak, denizde yürümek gibi
2-İlmi veya manevikeramet:İlim irfan ve ahlakla ilgili kerametler.Bilgi ve hikmetle etkili olmak, insanların kötü huylarını gidermede başarı göstermek veya yazılan bir eserin asırlar sonrasında bile faydalı olması gibi.
Kur'an ve hadislerde keramete örnek olarak gösterilen bazı olaylar zikredilir.Hz.Meryem'in çocukluğunda Allah tarafından rızıklandırılması (Ali imran 3/36-37) söz konusudur.Ayrıca Hz.İsa'yı doğurduğu zaman o annesine:"Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün,dedi" (Meryem 19/25).Mevsimi olmadığı halde bu gerçekleşti.
Hz.Musa ile Hızır arasında geçen olay ve Hz.Süleymanın vezirinin , Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar bir sürede getirmesi de birer örnektir.
Hadislerde de keramet sayılack bir takım olaylar zikredilir.Yolculuğa çıkıp sağnak yağmura tutulan ve mağaraya sığınarak orada mahsur kalan üç arkadaşın yaptıkları hasbi iyilikleri hatırlayıp dua ederek kurtulmaları bunlardandır.(Buhari/edep)
Tarih içinde keramet, tarikat hayatının ayrılmaz parçası gibi görülmüştür.Halbu ki olgun kişi olmak için keramet şart değildir.Şeyhin hiç kerameti olmadığı halde , müridin kerameti olabilir.Maddi keramet sahibi olan , kerameti olmayandan daha üstündür., diye bir kural yoktur.Nasıl ki zengin olanın , orta halliden daha iyi bir insan olması gerekmediği gibi.
Aslında keramet tasavvuf dışındaki insanların ilgisini daha çok çeker.Nedense normal şartlar dışında cerayan eden , olağanüstü görülen şeyler merakımızı celbeder.Bazı kimseler de tabi ve sıradan olayları bile keramet gibi görmek veya göstermek isterler."Şeyh uçmaz müritleri uçurur" sözü meşhurdur,.
Tasavvuf mensupları keramet konusunda şu ölçüleri benimsemişlerdir:
1- Kerameti gizlemek esas olmalıdır.Çünkü keramet bir hicap(perde) olabilir,Keramete takılıp kalanlar, onu kendilerinden bilip esas görevini unutabilirler.Amaç keramet göstermek değildir.
2- Keramet değil istikamet esastır.Su üstünde yürürsen saman çöpü olursun.Havada uçarsan sinek olursun.Bir gönül ele al ki adam olasın
3-Keramet kötü huyları yok edebilmektir.
4- Gerçek tasavvuf mensupları keramet göstermekten kaçarlar, bunu yarı yolun bir gereği , hatta manevi ilerleme yolunda bir tuzak olarak kabul ederler
3 Aralık 2017 Pazar
RIZA NE DEMEKTİR?
RIZA, KARŞILAŞTIĞI HER ŞEYİ , BAŞINA GELEN iyi-kötü her olayı gönül hoşluğu ile karşılamaktır.Tasavvufta son makamlardan biridir.Rıza, muhabbetin, Allah sevgisinin sonucudur.Allah'ı gerçekten seven ve onu tek fail kabul eden kimse , O'ndan gelen her şeyi hoşnutlukla karşılayacaktır.Rıza sabırdan üstündür.Sabır katlanmak, şikayet etmemektir.Rıza ise seve seve kabullenmektir.Kalb ve zihin Allah ile meşgulken insan çok defa açlık ve susuzluk hissetmezmiş.Bu hal,bazı maddi acıları fiziksel olarak duymamaya da neden olabilirmiş.
İbrahim Tennuri hazretleri:
Hoştur bana senden gelen
Ya hil'at ü yahut kefen
Ya gonca gül yahut diken
Lütfun da hoş kahrın da hoş
buyurmuştur.
İbrahim Tennuri hazretleri:
Hoştur bana senden gelen
Ya hil'at ü yahut kefen
Ya gonca gül yahut diken
Lütfun da hoş kahrın da hoş
buyurmuştur.
1 Aralık 2017 Cuma
ZİKRİ DAİM NE DEMEKTİR ?
Zikri daim, devamlı olarak zikirde olmak halidir.Yani her an Allah7ı hatırlamak halidir."Allah7ı görüyormuş " gibi davranmaktır.Tarikatlarda zikrin asıl amacı, kişiyi böyle bir seviyeye çıkarmaktır.
Samimiyetten uzak ve otomatik alışkanlık haline gelen zikir kişiye bir fayda sağlamaz.Şair Nabi öyle der:
Leb zikirde amma gönül fikri cihanda
Kaldı arada süpha-i mercan mütereddit
(Dudak zikir kelimeleri söylüyor,fakat bu sırada kişinin gönlü dünya düşüncesiyle meşgul.Arada kararsız kalan mercan tesbihe yazık oluyor)
devamlı zikir kişinin Yaradanı ile gönül bağını sağlam ve devamlı tutmasıdır.İdeal zikir ise:
Evinden çıkıp işine giden insan karşısına çıkan canlı cansız neye baksa ondakivarlığın Allah'dan olduğunudüşünmesi zikirdir.gördüğü her şeyde Yaratıcının kudretini temaşa etmesi zikirdir.Vücudumuzu Yaratıcının bize bir araç olarak sunduğu,bu araçtaki enerji ve donanımın O'a ait bir vergi olduğu bilincine ulaşmaktır.
Samimiyetten uzak ve otomatik alışkanlık haline gelen zikir kişiye bir fayda sağlamaz.Şair Nabi öyle der:
Leb zikirde amma gönül fikri cihanda
Kaldı arada süpha-i mercan mütereddit
(Dudak zikir kelimeleri söylüyor,fakat bu sırada kişinin gönlü dünya düşüncesiyle meşgul.Arada kararsız kalan mercan tesbihe yazık oluyor)
devamlı zikir kişinin Yaradanı ile gönül bağını sağlam ve devamlı tutmasıdır.İdeal zikir ise:
Evinden çıkıp işine giden insan karşısına çıkan canlı cansız neye baksa ondakivarlığın Allah'dan olduğunudüşünmesi zikirdir.gördüğü her şeyde Yaratıcının kudretini temaşa etmesi zikirdir.Vücudumuzu Yaratıcının bize bir araç olarak sunduğu,bu araçtaki enerji ve donanımın O'a ait bir vergi olduğu bilincine ulaşmaktır.
ZİKRİN PSİKOLOJİK BOYUTLARI
Sesli yapılan zikirler genellikle musiki eşliğinde olur.Önce musiki aletiolan def veya dergahlardaki adıyla bendirle başlanmış, ney yakıcı nağmeleriyle adeta kutsallık kazanmış, zamanla hemen her saz tasavvuf musikisine dahil olmuştur.Müziğin gücü ve insan üzerindeki etkisi herkesce bilinmektedir.Kullanılış yerine göre hükmü değişir.Müzik, hayvani veşehevi duyguları tahrik için , orduları heyacna sürüklemek amacıyla ve nihayet ulvi ve manevi hisleri harekete geçirmek maksadıyla kullanılabilir.İyiye kullanılırsa makbuldür.Bu nedenle müziğin ve müzik aletlerinin dinde yeri varmıdır, yokmudur tartışmasını gereksiz buluyoruz.
Sufilere göre hayatın çeşitlisafhalarında karşılaştığı kirlilik ve olumsuzluklarla katılaşmış olan kalb, zikir psikolosinin şifalı tesiriyle yumuşar, temizlenir, parlar ve ilahi hakikate kavuşma imkanı yakalar.
Toplu ve sesli zikirler sadecemusiki ihtiyacını değil, vücud hareketi ihtiyacını da karşılar.Müziğin melodisine ve ritmine vücud da katılmak ister.Zikirde ahenkli ve ritmik raks ve deveranla bu ihtiyaç karşılanır.Tasavvuf düşüncesinde zikir bir "araç"tır.Zikirden asıl amaç "zikr-i daim"haline ulaşabilmektir.
Sufilere göre hayatın çeşitlisafhalarında karşılaştığı kirlilik ve olumsuzluklarla katılaşmış olan kalb, zikir psikolosinin şifalı tesiriyle yumuşar, temizlenir, parlar ve ilahi hakikate kavuşma imkanı yakalar.
Toplu ve sesli zikirler sadecemusiki ihtiyacını değil, vücud hareketi ihtiyacını da karşılar.Müziğin melodisine ve ritmine vücud da katılmak ister.Zikirde ahenkli ve ritmik raks ve deveranla bu ihtiyaç karşılanır.Tasavvuf düşüncesinde zikir bir "araç"tır.Zikirden asıl amaç "zikr-i daim"haline ulaşabilmektir.
TARİKATLARDA ZİKRİN UYGULANIŞ BİÇİMİ
Tarikat kurucu pirefendilerimiz Kur'an'daki ayetlerden ve Efendimiz (sav)'in hadislerinden süzdükleri dualardan birtakım zikir sözleri oluşturdular.Vird,evrad, ezkar, hizb, tesbihat gibi isimler verilen bu sözler belli kurallar içinde ,tek tek veya topluca okuna geldi.
Ferdi zikir, kişinin evinde,işyerinde camide,sokakta tekrarlayacağı zikirdir.Okunan metinlerin sayısı ve değiştirilmesi genellikle şeyhin izin ve işaretiyle oldu.
Toplu icra edilen zikirler tarikatlere göre değişik gösterir.Oturarak (kuudi), ayakta (Kıyami), ve dönerek (Devran) icra edilen zikir şekilleri vardır.
Bugün sema, Mevleviliğin toplu zikir şeklidir.
Bütün zikirler başlıca ikiguruba ayrılır.SESSİZ (Hafi) zikir Nakşibendiliktarikatında mevcut olup SESLİ (cehri) zikir Mevlevilik,Kadirilik, Rifailik,Halvetilik tarikatlarında görülür.
Zikrin sesli veya sessiz olmasının üstünlüğü tartışılmaz.Her ikisine imkan tanıyan usuller vardır.Bu konuda kişininmanevi yapısı ve halet-i ruhiyyesi bunların birini tercihte belirleyici olacaktır.Kimi insan sessizlikten, sükunetten hoşlanır, kimileri de ritim, ahenk ve hareketten etkilenir.
Ferdi zikir, kişinin evinde,işyerinde camide,sokakta tekrarlayacağı zikirdir.Okunan metinlerin sayısı ve değiştirilmesi genellikle şeyhin izin ve işaretiyle oldu.
Toplu icra edilen zikirler tarikatlere göre değişik gösterir.Oturarak (kuudi), ayakta (Kıyami), ve dönerek (Devran) icra edilen zikir şekilleri vardır.
Bugün sema, Mevleviliğin toplu zikir şeklidir.
Bütün zikirler başlıca ikiguruba ayrılır.SESSİZ (Hafi) zikir Nakşibendiliktarikatında mevcut olup SESLİ (cehri) zikir Mevlevilik,Kadirilik, Rifailik,Halvetilik tarikatlarında görülür.
Zikrin sesli veya sessiz olmasının üstünlüğü tartışılmaz.Her ikisine imkan tanıyan usuller vardır.Bu konuda kişininmanevi yapısı ve halet-i ruhiyyesi bunların birini tercihte belirleyici olacaktır.Kimi insan sessizlikten, sükunetten hoşlanır, kimileri de ritim, ahenk ve hareketten etkilenir.
30 Kasım 2017 Perşembe
İDARECİLERİN DANIŞMANLARI NASIL OLMALIDIR?
İdarecinin danışmanı açık sözlü,eksiklik ve noksanlığı rahatlıkla idarecinin yüzüne söyliyebilecek kimseler olmalıdır.ancak bundan önce lazım olan bir şart daha mevcuttur ki idareci yüzüne karşı eleştirilmeye tahammülkar olmalıdır.İnsan nefsi asla eleştiriye tahammül edemez.Bu nedenle bu özelliği taşıyan idareci nadirattandır.
İTİRAFÇILIĞIN KARŞILIĞI
Fetö soruşturmaları nedeniyl hep rastlamışızdır,şüpheli itirafçı olmaya zorlanır ve onun verdiği isimler makbul kabul edilerek muamele görür ve tutuklanır.İtirafçılık müessesinin sulandırılacağı, rakipleri mahvetmek için kullanılacağı v.s.Bu şekilde bir çok samimi insan terörist diye damgalanmış,göz altına alınmış,adli kontrole tabi tutulmuş ve tutuklanmıştır.Ancak bu silahın,bu müesseseden umut bekleyenlere karşı bir silah olarak döneceği düşünülmelidir.Bugün Amerika'daki Sarraf davası , ilahi bir karşılıktır.ETKİN PİŞMANLIK hükümleri dikkatli bir şekilde değerlendirilmeden bir takım insanlar mağdur edildiğinden aynı müessesenin bu gün başkalarını rahatsız ettiğini gözlemlemekteyiz.İlahi adaletin yarın ne getireceği hiç belli olmaz.
TARİKATLARIN ORTAK TEMELİ :ZİKİR
BÜTÜN TARİKATLARIN ORTAK TEMELİ:ZİKİR
Zikir üç açıdan ele alınabilir:1-DİNİ TEMELİ,
2-TARİKATLARDAKİ UYGULANIŞ BİÇİMİ, 3-PSİKOLOJİK BOYUTU
Zikir sözlükte,anmak, hatırlamak, unutmamak gibi anlamlar
taşır.Tasavvuf terimi olarak müridin sesli veya sessiz, toplu veya tek başına
Allah7ın isimlerini, telime-i tevhidi tekrar etmesi demektir.Amaç Allah7ı
anmak, o düşünce içinde derinleşip yoğunlaşarak O’na yakınlık hissi duymaya
çalışmaktır.
ZikirKur’an da sıkça geçer.
*”Allah’ı anmak en
büyük ibadettir”(Ankebut 29/45).
*”Allah’ı çokça zikredin,
O’nu sabah akşam tesbihedin”(Ahzap 33/41).
*”En güzel isimler
Allah’ındır.,o isimlerle Allah’a dua edin”(Araf 7/180)
Ayrıca ayakta iken, otururken, uzanmışkenyani her hal ve
durumda Allah’ı anarlarve bunutefekkürle yani bilinçli bir şekilde yerine
getirenlerövülür(Ali imran 3/191).Buşekilde şuurlu olarak yapılan zikrin mutlu
sonucu ise şöyle dile getirilir:
*”Bilin ki kalpler
ancak Allah’ı anmakla yatışır, arzuladığı huzur ve güveni bulur.”(Rad13/28)
Hz.Peygamber (sav) Allah’ın anıldığı evle anılmadığı evi
, diriyle ölüye benzetmiştir.Onun Allah’dan naklederek dile getirdiği şu
kudsihadis oldukça ilgi çekicidir:”Kulum benizikrederse onunla beraber olurum.Kulum beni içinden ve
gizlice anarsa ben de onu içimden vegizlice anarım.Benitopluluk içindeanarsa
ben de onu daha hayırlı birtopluluk içinde anarım.Kulum bana bir karış
yaklaşırsa , ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa ben bir
kulaç yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak varırım.”
Tasavvufun amaçlarından başta geleni , Allah
yakınlığını elde edebilmek,hatta O’nda fani olup (fena fillah),yeniden O’nunla
dirilmek (beka billah) olduğundan, zikir bu amaca ulaşmak için bir araç olarak
görülmüştür
MURAKABE VE MUHASEBE NEDİR?
Tavuvvuf terimi olan MURAKABE,kişinin içi dünyasını kontrol altında tutması demektir.Bir iç denetimidir, bir iç yoğunlaşmadır.MUHASEBE ise kendikendini hesaba çekmektir.Efendimiz (sav)”Hesap gününden önce kendikendinizi hesaba çekiniz”(HASİBU KABLE ENTÜHASEBU) buyurmuştur.
Pratik anlamda Murakabevemuhasebe için Gazzali bir takım usullertavsiye eder.İlk safha bir iş yapmadan öncekimurakabedir, bu niyet safhasıdır.Hatıra iyi şeylerin gelmesi , olumlu düşüncelere sahip olmakiçiniyiinsanlar arasında bulunmak bir tedbirdir.
İkinci safha asıl amel zamanıdır.,iş sırasındaki murakabedir.Bütün işlerimiz la günah, ya ibadet ya da mubah olarak sınıflanabilir.İbadette murakabe ihlasla, günahta murakabe utanma ve tövbe ile olur.
En geniş alan mübah işler alanıdır.Mübahta murakabe edepli olmaktır.Yemede,içmede, oturmada kalkmada, konuşmada,gezmede velhasıl her an ve her durumda “edep” ölçüsüneuymaktır.Yani Hakk7ın huzurunda olduğunu unutmamaktır.Ayrıca nimetin sahibini düşünmek ve ona şükretmektir.
Üçüncü safha amelden sonraki murakabedir.Her akşam o günün muhasebesini yapmak, bütün faaliyet ve durumlarının bir değerlendirmesine girerek yanlışları tekrarlamamaya karar vermektir.Böyle günlük muhasebelerden başarıyla çıkabilmek önemli bir seviyedir.Başkalarını kandırsak bile , kalbimizi katılaşmamışsa ve hasta değilse kendimizi kandırmamız zordur.
TAKVA NEDİR?
TAKVA NEDİR?
Kalbi kötü düşünce ve günahlardan temizlemek demektir.Allah’dan korkmak ve O’na saygı duymaktır.Takva, “Allah’ı görür gibi kulluk etme”düşüncesinin bir divamıdır.Kişinin kendini her an Allah’ın huzurunda hissederek, buna uygun tavır vedavranış içindeolmasıdır.Efendimiz sav,”Nerede olursanız olun, Allah’a karşı takva üzerine bulunun” buyurmuştur.
VERA NEDİR?
VERA NEDİR?
Vera, şüpheli şeylerden sakınmk demektir.Zühdün ve dini
duyarlılığın saşlangıcı sayılır.Hz.Peygamber(sav);”Vera sahibi ol, insanların
en abidi olursun”buyurur.Vera. hırsa, tamahkarlığı önlemeye , hakkı olmayan ve
başkasının gözü bulunan şeye el uzatmama disiplinini sağlamaya
yöneltir.Önemsenmeyen, küçk kabl edilen, az hatalı sayılan durumlarda bile
dikkatli davranmak, fedakarlığı seçmek veralı davranışın gereğidir.
İbrahik b. Ethem,hurma satın alırken, tartı sırasında
yere düşen bir hurma tanesini kendine ait zannederek alıp yemesi ve bu yüzden
manevi derece kaybına uğrayıp, kıldığı namazlardan huzur duymamasına dair
menkıbe vera konusu için iyi bir örnektir.
Manevi gelişmenin bir yolu da maddi konularda titizlik
göstermekten geçer.Bazı sufiler”Veradan daha kolay bir şey yoktur, tereddüt
duyduğum konularda fedakarlığı seçerim
ve onu terk ederim.”derler. Hz.Peygamber (sav)”İnsanlar fetva verse de
sen gönlüne danış, fetvayı kalbinden al”buyururken bu gerç eği vurgular.
Sonuç olarak vera konuşmada, yemede ,içmede, kullanılan
eşyada ,doğru,saf,temiz,ve helal olanın peşinde bulunmaktır.Hatanın küçüğü
büyüğü olmaz.Küçük hataları önemsemeyen, zamanla büyük hatalara düşer.
29 Kasım 2017 Çarşamba
EFENDİM
Ezeldi nurun tıpkı ebed olduğu gibiGeldin işte, ey yüce nurun sahibi
Alemler şende, cümbüşte şimdi
Sancağın arza indirildi efendim
Gören bilmedi, ya görmeyen neylesin
Lakin ezelden beri hep dillerdesin
Dil ne ki, yanıp duran gönüllerdesin
Suretin aşikar oldu şimdi efendim
Lakin ezelden beri hep dillerdesin
Dil ne ki, yanıp duran gönüllerdesin
Suretin aşikar oldu şimdi efendim
Bülbül aşıkmış sana, ya şu kutlu hira
Ve yıllardır hep seni bekleyen Bahira
Neylesin sensiz ol Haticetül Kübra
Aşkında aşık olduğu sensin efendim
Ve yıllardır hep seni bekleyen Bahira
Neylesin sensiz ol Haticetül Kübra
Aşkında aşık olduğu sensin efendim
Cümle var sana aşık, işte o kütük
Cismi odun, lakin sırrı çok büyük
Aşkından sarhoş ağlaşır körkütük
Cana can katan sensin Efendim
Cismi odun, lakin sırrı çok büyük
Aşkından sarhoş ağlaşır körkütük
Cana can katan sensin Efendim
Bana baksan, naçar bir asiyim ben
Bilmiyorum işte bu halim neden
Yüzüm yerde şefaat dilerim senden
Çünki sen Şefiül Müznibinsin Efendim
Bilmiyorum işte bu halim neden
Yüzüm yerde şefaat dilerim senden
Çünki sen Şefiül Müznibinsin Efendim
29.11.2017
MEVLİD KANDİLİ ÜZERİNE OYNANANLAR
cAMİ HOCALARI mEVLİD kANDİLİNİN BUGÜN 29.11.2017 ÇARŞIMYI PERŞEMBEYE BAĞLAYAN GECE İCRA EDİLECEĞİNİ SÖYLERKEN,HİCRİ TAKVİME GÖRE YÖN BELİRLEYENLER İSE 11 rEBİÜLEVVELİN 30 kASIM pERŞEMBE GÜNÜ OLDUĞUNU BU NEDENLE mEVLİD KANDİLİ KUTLAMASININ YARIN AKŞAM YAPILMASININ GEREKTİĞİ FİKRİNDEDİRLER.
Bu hadise aslında bir nifak hadisesidir.Namaz proğramlarında mevlid Kandili ve 11 Rebuülevvelin perşeme günü(30 Kasım 2017) olduğunu belirlemişken gündüz vakti programa müdahele edilerek 11 Rebiülevvelin bugün (29.11.2017 çarşamba) olduğu şeklinde değişiklik yapılmıştır.
Bu husus Hükümet açısından hiç zor almayan mesele olsa gerektir.Çünkü Devlet halkının inanç sağlığıyla alakalı tedbirleri almak zorundadır.
Ama diyeceksiniz ki gündemdeki önemli mesele yüzünden bu iş ikincil plana itilmiştir.Allah , dinine hürmet ve hizmet edene yardım eder.
Biz Mevlid kandilini yarın kutlayacağız.
Bu hadise aslında bir nifak hadisesidir.Namaz proğramlarında mevlid Kandili ve 11 Rebuülevvelin perşeme günü(30 Kasım 2017) olduğunu belirlemişken gündüz vakti programa müdahele edilerek 11 Rebiülevvelin bugün (29.11.2017 çarşamba) olduğu şeklinde değişiklik yapılmıştır.
Bu husus Hükümet açısından hiç zor almayan mesele olsa gerektir.Çünkü Devlet halkının inanç sağlığıyla alakalı tedbirleri almak zorundadır.
Ama diyeceksiniz ki gündemdeki önemli mesele yüzünden bu iş ikincil plana itilmiştir.Allah , dinine hürmet ve hizmet edene yardım eder.
Biz Mevlid kandilini yarın kutlayacağız.
VİCDANLARDAKİ SUÇ ZAMANAŞIMI SÜRESİ
Kılıçdaroğlu'nun dün mecliste Man adasına gönderilen 2011 yılına ait paralarla alakalı olduğunu iddia ettiği belgeleri gösterdi.Maliye ile alakalı bir uzman "Hadise 2011 yılında olmuştur.İncelenemez.Çünkü üzerinden beş yıl geçmiştir".Bu kanaat kağıt üzerinde doğru.Ancak toplum vicdanında zamanaşım süresi yoktur.adalet tahakkuk edene kadar devam eder.Bu nedenle iddia gerçek değilse hiç tereddüt etmeyelim..Gerçekse hesap verelim.Çünkü,halk ,-kendilerine bakmaksızın- idarecilerinin temiz kalmasını istemektedir.
HAZRET-İ PİR MEVLANA EFENDİMİZİN BEL EVLATLARI
Hz.Mevlananın torunları şu üç şehirdedir.Konya, Afyon,Kütahya.evvelsi gün Afyonda olan ancak iş gereği İ.......'da olan birgemi acentasının müdürlüğünü yapan C......ÇELEBİ ile tanıştım.Tevafuk onu basit bir işi için birisi yanıma getirmişti.beş dakika içinde oluşan samimi ortama,onu bana getiren şahısta şaşırdı bu tanışıklık nereden diye!Hurma ikram ettim.yedikten sonra çekirdeğini içine koymak için bir kağıt parçası istedi ve şunu söyledi:"Bize rahmetli babamız (Fahrettin ÇELEBİ)öğretti ki çekirdekli olan meyvenin çekirdeği çöpe atılmaz onu toprağa atarız.Bu nedenle bu çekirdeği bulduğum yerde toprağa atmak için üzerimde taşıyacağım"
Hz.Pir'in asaletinin ,bel evlatlarında da halen sürdüğünü görmekten memnun kaldım.Necib Sultanım hep şunu söylerdi:"Evlat, göl yerinde su eksik olmaz"
Hz.Pir'in asaletinin ,bel evlatlarında da halen sürdüğünü görmekten memnun kaldım.Necib Sultanım hep şunu söylerdi:"Evlat, göl yerinde su eksik olmaz"
CEZALANDIRMADA ALENİLİK
Eskiden bir şahıs hırsızlık yaptığı vakit eli kelepçeli bir vaziyette,çaldığı mal elinde olarak yerleşim yerlerinde dolaştırılıp insanlara bu şahsın suçunu duyururlar imiş.Böylelikle insanlar onu tanırlar,ona karşı daha dikkatli olurlar imiş.Keza,İçlerinde Hz.Ömer efendimizinde bulunduğu bir takım arap tüccarlarının mallarını hile ile gaspeden devlet idaresinde yetkili olan bir vezirin oğlunu ve yalan tercümanı,Nuşirevan şehrin giriş kapısına kurulan bir idam sehpasında astığı rivayet edilir.Bu adaletin uygulandığının halk tarafından bilinmesi isteğidir.
Sayın cumhurbaşkanı,kendi ismini kullanarak talepte bulunan kişi oğlu bile olsa reddedip acımayacağını ifade olarak dün belirtmişti.Merak ediyoruz,acaba bugüne kadar hangi bürokrat yahut yakın çevrede bulunan birisine bu tür ceza verdi?Kamuoyu bunu bilmek istiyor.İstifa ettirilen Belediye başkanları uygulaması durduruldu.Sırada o kadar çok kişi var ki,bunların üzerine gidilmemesi,insanlarımız nazarında acaba ne karşılığı kollanıyor düşüncesini bizlerde oluşturmaktadır.İcraaat görmek istiyoruz.
Sayın cumhurbaşkanı,kendi ismini kullanarak talepte bulunan kişi oğlu bile olsa reddedip acımayacağını ifade olarak dün belirtmişti.Merak ediyoruz,acaba bugüne kadar hangi bürokrat yahut yakın çevrede bulunan birisine bu tür ceza verdi?Kamuoyu bunu bilmek istiyor.İstifa ettirilen Belediye başkanları uygulaması durduruldu.Sırada o kadar çok kişi var ki,bunların üzerine gidilmemesi,insanlarımız nazarında acaba ne karşılığı kollanıyor düşüncesini bizlerde oluşturmaktadır.İcraaat görmek istiyoruz.
NASIL BİR TEVEKKÜL
Tevekkül, Allah'a güvenmek demektir.Allah'ın yegane fail olduğunu bilen kulun, O'na güvenmesi ve dayanmasıdır.Kur'an da:
*"İnanıyorsanız, Allah'a tevekkül edin"(Maide suresi 5/18)
*"Kim Allah'a tevekkül ederse Allah ona yeter"(Talak 65/3)
Hz.Peygamber Efendimiz(sav)'in ifadesiyle:"Siz Allah'a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, Allah kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı.Nitekim kuşlar sabahleyin yuvalarından aç çıkarlar, akşam tok olarak dönerler"(İbni Mace)
Tevekkül genellikle yanlış anlaşılan bir kavramdır.Unutmamalıdır ki tevekkül her şeyden önce bir gönül işidir.Yani günlük hayata yansıyan bir yönü yoktur.Tevekkülü bilen ve yaşayan bir kimse ile buna inanmayan kimsenin maddi hayatla ilgili tavırları arasında fark ğgörülmez.Yaşanan hayatın kuralları bellidir.Çalışmak, gayret etmek, başarı için üzerine düşen meşru ve ahlaki her şeyi yapmaktır.
Bütün bunlar arasında tevekkülün yeri nerededir?Tevekkül,bir işin sonucunu almak için sebeblere yapışmak, fakat sebeblere değilmüsebbibe yani Allah'a güvenmektir.Beslenmek için yiyip içmek,fakat besinlere değil Allah'a güvenmektir.Hastalanınca en iyi hekime gitmek, verilen ilaçları ve tedaviyi en iyi şekilde uygulamak, fakat hekime ve ilaca değil Allah'a güvenmektir.Çünkü sonunda şifayı verecek olan Allah'dır.
Gazzali'nin verdiği örnekle , evine hırsızın girmemesi için tedbir almak, kapı ve kilit yaptırmak, buna rağmen hırsız girip zarar vermişse yanıp yakılmamaktır.Yani her türlü tedbire yapışmak, fakat sonunda takdire boyun eğmektir.
Tevekkül anlayışı , tembelliği ve ihmalkarlığı gerektirmez.Aksine daha çok çalışmayı , başarısbızlıklar ve felaketler karşısında yılmayıp yeni bir ümit ve enerji ile hayata bağlanmayı sağlar.Mütevekkil kimse hayata küsmez, bir kapıyı kapayan Allah başka bir kapıyı açar diye düşünür.Son tahlilde veren de O'dur,alan da O'dur; ben üzerime düşeni yaparsamO da elbet beni kollayacaktır der.
Muhammed İkbal'e göre "Tevekkül bir amel ve fiil inkarı değil, hudutsuz bir kuvvetten beslendiğimize inanmaktır.Bu ise fiili terk değil, fiilde kararlı ve gayretli olmaya sevk eder"
*"İnanıyorsanız, Allah'a tevekkül edin"(Maide suresi 5/18)
*"Kim Allah'a tevekkül ederse Allah ona yeter"(Talak 65/3)
Hz.Peygamber Efendimiz(sav)'in ifadesiyle:"Siz Allah'a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, Allah kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı.Nitekim kuşlar sabahleyin yuvalarından aç çıkarlar, akşam tok olarak dönerler"(İbni Mace)
Tevekkül genellikle yanlış anlaşılan bir kavramdır.Unutmamalıdır ki tevekkül her şeyden önce bir gönül işidir.Yani günlük hayata yansıyan bir yönü yoktur.Tevekkülü bilen ve yaşayan bir kimse ile buna inanmayan kimsenin maddi hayatla ilgili tavırları arasında fark ğgörülmez.Yaşanan hayatın kuralları bellidir.Çalışmak, gayret etmek, başarı için üzerine düşen meşru ve ahlaki her şeyi yapmaktır.
Bütün bunlar arasında tevekkülün yeri nerededir?Tevekkül,bir işin sonucunu almak için sebeblere yapışmak, fakat sebeblere değilmüsebbibe yani Allah'a güvenmektir.Beslenmek için yiyip içmek,fakat besinlere değil Allah'a güvenmektir.Hastalanınca en iyi hekime gitmek, verilen ilaçları ve tedaviyi en iyi şekilde uygulamak, fakat hekime ve ilaca değil Allah'a güvenmektir.Çünkü sonunda şifayı verecek olan Allah'dır.
Gazzali'nin verdiği örnekle , evine hırsızın girmemesi için tedbir almak, kapı ve kilit yaptırmak, buna rağmen hırsız girip zarar vermişse yanıp yakılmamaktır.Yani her türlü tedbire yapışmak, fakat sonunda takdire boyun eğmektir.
Tevekkül anlayışı , tembelliği ve ihmalkarlığı gerektirmez.Aksine daha çok çalışmayı , başarısbızlıklar ve felaketler karşısında yılmayıp yeni bir ümit ve enerji ile hayata bağlanmayı sağlar.Mütevekkil kimse hayata küsmez, bir kapıyı kapayan Allah başka bir kapıyı açar diye düşünür.Son tahlilde veren de O'dur,alan da O'dur; ben üzerime düşeni yaparsamO da elbet beni kollayacaktır der.
Muhammed İkbal'e göre "Tevekkül bir amel ve fiil inkarı değil, hudutsuz bir kuvvetten beslendiğimize inanmaktır.Bu ise fiili terk değil, fiilde kararlı ve gayretli olmaya sevk eder"
28 Kasım 2017 Salı
Kâni Karaca - Mevlid (Veladet Bahri)
masalın çocuğu utançla ağlayarak Evvel Zaman 'a kendisini şikayet etti:" ben çok mu kötü ve günahkarım..herkes O'nu ve diğerlerini gördüğünü söylüyor.ama onlar bana hiç yüzlerini göstermiyorlar.sadece örtü ve hırka.içinde bir şey yok..beni neden sevmiyorlar?!! beni neden istemiyorlar?! çok kötüyüm ve günahkarım ondan mı?"" Evvel Zaman merhametle şöyle dedi: hayır evladım siz günahkar değilsiniz..siz doğruyu görüyorsunuz...siz hiç bir zaman rüyada göremeyeceksiniz ,boşuna ümid etmeyin.bu asla rüyada olmayacak..çünkü siz burada görüyorsunuz.burada gören rüya da göremez.."
****
ve çocuk Şimdiki Zaman'a utançla şikayet etti :" ben çok günahkar ve kötüyüm..kimse bana kendini göstermiyor.O HIRKANIN İÇİNDE BİR ŞEY YOK!! karanlık...orayı istemiyorum.. hiç bir şey yok..göremiyorum..göremiyorum .neden göremiyorum?..Şimdiki Zaman :" siz zaten görüyorsunuz!!!" az sonra kurulan dairede ŞİMDİKİ ZAMAN TEK BAŞINA HIRKANIN İÇİNDE BEMBEYAZ NUR İNCİ İÇİNDE PARILDADI DURDU"" ve çocuk seyr ederken gülerek hep GÖRÜYORUM GÖRÜYORUM dedi..ve anladı..
**
yarın PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUM GÜNÜ YANİ MEVLİD KANDİLİ..her müminin içinde muhammedilik kandili uyandığında,oradan çıkacak suret hz nebimizdir.o tescilli tek ilk kalıp surettir ve tüm suretler bahsi onunla çözülebilir..
bizim nebimiz NURU EVVEL ,BAS I MADDESİ EN SON GELENDİR..o yüzden de tekamülün zirvesidir..
O ,atası İBRAHİM GİBİ HANİF OLDUĞUNU ,YENİ BİR DİN GETİRMEDİĞİNİ SÖYLEMİŞTİR..O, maddede tekamül etmiş insanlığı,manaya soyut idealara yüceltmek için gelmiştir..ne yazık ki , O 'nu anlamak saflık ve yalansız hayatlar istediğinden ,O'NU KABUL EDEBİLECEK SURET KAPLARI NADİR YETİŞEBİLMEKTEDİR..
insanlar onu rüyalarında gördüklerini söyler sık sık..oysaki anlattıkları genelde okudukları-duydukları veya hayalini kurdukları zihinlerinin oyunları ve kendi anlamlarındaki suret kurgularıdır..
ben tüm nebilerin makamlarının ve hz peygamberin makamının da şimdiki geniş zamanlı bizim anlarımızda yaşadığına inanırım ve tün nebilerle hayat kaydım boyunca tanışacağıma da .. sizlere ütopik gelebilir fakat tüm hayatım boyunca sadakatle bu inancıma iman ettim ...
dilerim ki bu gece hepimizin kandili uyansın.ve ruhül kudüs olan üçgen ruh ateş gedelerimizde ;ŞEMSİmiz MUM' a PERVANELER MİSALİ SEMA EDELİM..
amin...
nur cihan
EN BÜYÜK GÜNAH "BEN GÜNAHSIZIM DEMEK"/TEVBE
Tövbe tasavvufi makamların başlangıcı ve müridliğin ilk adımıdır.Tövbe sözlükte dönmek(rücu)demektir.Kötü'den iyiye, masivadan Hakk'a dönmektir.Tövbe bir iç mücadelesidir, soylu bir harekettir.İnsan olmanın bir sonucudur.Ezelde verilen "Evet Rabimizsin"(Kalu bela, Araf 7/172) sözünü hatırlamak, onun gereğini yerine getirerek Rabbine dönmektir.
Kur'an da tevbe kelimesi sıkça geçer.Müminlerin tevbe etmeleri ısrarla istenilir."Ey iman edenler.Samimi bir tövbe ile (nasuhtevbesi) Allah'a dönün.Umulur ki rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter"(Tahrim 66/8) buyrulur.
Tövbe insan içindir.Meleklerin ve hayvanların tövbeyle ilgisi yoktur.Tevbe kulun gönlünü açıp Hakk7a niyaz etmesi, tıpkı duada olduğu gibi ,O'nunla iletişim kurmasıdır.Bunun için bir aracıya ihtiyaç yoktur.Allah her zaman herkesi görür,işitir ve bilir.
Her seviyede insanın her zaman tevbeye ihtiyacı vardır.Zünnun'i Mısri "Avamın tevbesi günahlardan, havassın(seçkinlerin)tövbesi gafletten olur"der.
Son nefese kadar tevbe etmek mümkündür.Kapı açık bırakılmıştır.
Günahsızım diye bilerek veya bilmeyerek gurura kapılmaktansa , günah işleyip tövbe etmek daha makbuldur.Belki de en büyük günah , ben günahsızım, diye düşünmektir.İnsan hem yüce bir varlıktır, hem deson derece aciz ve zayıftır.Onun üstünlüğü , Rabbini tanıması ve O'na bağlılığı ölçüsündedir.Allah'a kulluk kişiliksiz olmaya yol açmazTövbe, marazi bir suçluluk haleti ruhiyyesini devamlı canlı tutmak değildir.Bu düşünce Hırıstiyanlıktaki "asli günah" anlayışını da kabul etmez.Allah'ın bir ismi de "TEVVAB"dır.O,tövbeleri kabul edendir.
"Bütün insanlar çok hata işlerler.Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir."hadisi şerifi mevcuttur.
"Allah'a yemin olsun ki , eğer sizler günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok ederdi; günah işleyipAllah'a tövbe istiğfar eden ve Allah'ın da kendilerini bağışlıyacağı bir topluluk getirirdi" hadisişerifinde söz konusu olan günaha teşvik değil,insanın gerçek yapısını , günahsızlığın mümkün bulunmadığını, asıl önemli olanın bir şekilde Allah'a dönmek olduğunu vurgulamaktır.
Kur'an da tevbe kelimesi sıkça geçer.Müminlerin tevbe etmeleri ısrarla istenilir."Ey iman edenler.Samimi bir tövbe ile (nasuhtevbesi) Allah'a dönün.Umulur ki rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter"(Tahrim 66/8) buyrulur.
Tövbe insan içindir.Meleklerin ve hayvanların tövbeyle ilgisi yoktur.Tevbe kulun gönlünü açıp Hakk7a niyaz etmesi, tıpkı duada olduğu gibi ,O'nunla iletişim kurmasıdır.Bunun için bir aracıya ihtiyaç yoktur.Allah her zaman herkesi görür,işitir ve bilir.
Her seviyede insanın her zaman tevbeye ihtiyacı vardır.Zünnun'i Mısri "Avamın tevbesi günahlardan, havassın(seçkinlerin)tövbesi gafletten olur"der.
Son nefese kadar tevbe etmek mümkündür.Kapı açık bırakılmıştır.
Günahsızım diye bilerek veya bilmeyerek gurura kapılmaktansa , günah işleyip tövbe etmek daha makbuldur.Belki de en büyük günah , ben günahsızım, diye düşünmektir.İnsan hem yüce bir varlıktır, hem deson derece aciz ve zayıftır.Onun üstünlüğü , Rabbini tanıması ve O'na bağlılığı ölçüsündedir.Allah'a kulluk kişiliksiz olmaya yol açmazTövbe, marazi bir suçluluk haleti ruhiyyesini devamlı canlı tutmak değildir.Bu düşünce Hırıstiyanlıktaki "asli günah" anlayışını da kabul etmez.Allah'ın bir ismi de "TEVVAB"dır.O,tövbeleri kabul edendir.
"Bütün insanlar çok hata işlerler.Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir."hadisi şerifi mevcuttur.
"Allah'a yemin olsun ki , eğer sizler günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok ederdi; günah işleyipAllah'a tövbe istiğfar eden ve Allah'ın da kendilerini bağışlıyacağı bir topluluk getirirdi" hadisişerifinde söz konusu olan günaha teşvik değil,insanın gerçek yapısını , günahsızlığın mümkün bulunmadığını, asıl önemli olanın bir şekilde Allah'a dönmek olduğunu vurgulamaktır.
FAKİRİ YEDİRMEYE TEŞVİK ETMEMEK YAHUT YEDİRMEMEK
El Hakka suresinin 33. ayetinde "Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi",aynı surenin 34.ncü ayetinde ise "Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi"buyurulmuştur.Fakirin yedirilmesinin teşvik edilmemesi bir önceki ayetteki Allah7a inanmamaya atfetmiştir.Bu atıf fakiri yedirmeyi teşvik etmeme fiilinin büyük bir cürüm ve günah olduğuna işaret etmektedir.Ayette iki fiilin; yani Allah'a inanmama fiili ile yoksulu doyurmaya teşvik etmeme fiilinin özel olarak zikredilmesi inkarın inanç sahabında fiillerin en çirkini, cimriliğin de kötü ahlak alanında hareketlerin en iğrenci olduğundan dolayıdır.Ayette yapılan atıf , yoksulları mahrum bırakmanın , kafirlerin vasıfları olduğuna delalet etmesi içindir.
Teşvik etmemek,Allah'ı inkarla eş değer tutulduğuna göre,bizatihi yedirmemek ise aynı eş değerde ağır bir günah olsa gerektir.
Teşvik etmemek,Allah'ı inkarla eş değer tutulduğuna göre,bizatihi yedirmemek ise aynı eş değerde ağır bir günah olsa gerektir.
"BİR LOKMA BİR HIRKA YETER"DÜŞÜNCESİNİN YANLIŞ/DOĞRU YORUMLARI
Bu söz çok defa "Dervişe bir lokma bir hırka yeter" tarzında kullanılır.Bu ifade muhtemelen Hz.Peygamber sözüne dayanır. Bu hadis-i Şerif:
"Şu üç şey müstesna, kıyamet günü her şeyden sorulacaksınız:Sırtınızı örtecek bir hırka, açlığınızı giderecek bir kaç lokma ve soğuk sıcaktan koruyacak bir yuva"(Ahmet Hanbel ).Barınma umumi yerler de de temin edilebileceğinden geriye sadece yiyecek ve giyecek kalır.
Bu ifade genellikle dinin ve tasavvufun aleyhine kullanılmakta ve onunla insanın azla yetinmeyi, dolayısıyla tembelliğe ve pasifliğe yöneltildiği söylenmektedir.Oysa tasavvufun genel ilkeleri çerçevesinde düşünürsek durum böyle değildir.
Tasavvuf mensupları "bir lokma bir hırka" ölçüsünü ,kişinin kendi şahsı için yapacağı harcamalarla savurganlıktan kaçmak için benimserler.Bu; üretimde ,isarda ve infakta yani VERME ALANLARINDA söz konusu bir ölçü değildir.Onlarda bu sınırlama yoktur.
İnsanın özünde hırs, tamahkarlık ve sınırsız arzular vardır.Bu yüzden ebediyyen kalacakmış gibi ve taparcasına dünyaya sarılır.Bu hal manevi gelişmeye engeldir.Böylesi kötü hasletlerin etkisinden kurtulmanın yollarından biri , ihtiyaçları sınırlamaktır..Yukarıdaki hadisten kaynaklanan tasavvuf görüşü bu düşünceden doğmuş ve ihtiyaçlara sınır getirmek istemiştir.Bu anlayış yaygınlaşırsa , sadece kendini düşünen bencil insanların yerini özgeci(diğergam), başkalarını da düşünen kimseler alacaktır.
O halde "Bir lokma bir hırka" anlayışı, bir üretim ölçüsü değildir.şahsi kullanım sınırıdır..Yani insan maddi varlığını ve parasını, kendisinin ve ailesinin sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadarını (bir lokma bir hırka)ayırdıktan sonra tamamen başkalarına verebilmelidir.
Gerçek tasavvuf anlayışı insanları pasifleştirmez.Tarihteki büyük sufiler , her bakımdan üretken ve diğergam insanlardır.Halka hizmeti Hakk'a hizmetle bir sayan anlayışın, insanları tembelleştireceği düşünülemez.Mensuplarını meslek erbabı yapmayı teşvik eden el emeği alın teriyle geçinmeyi kutsal bilen mürşitler,çevrelerinde yer alanları nasıl olur da pasifleştirebilirler?
Her devirde , her kurumun istismarcıları veya yanlış uygulayıcıları olabilir.Bunları genellemek yerine , temel ilkelere dikkat etmek gerekir.Gülün hastalıklarına değil, gülün bizzat kendisine bakılmalıdır.
"Şu üç şey müstesna, kıyamet günü her şeyden sorulacaksınız:Sırtınızı örtecek bir hırka, açlığınızı giderecek bir kaç lokma ve soğuk sıcaktan koruyacak bir yuva"(Ahmet Hanbel ).Barınma umumi yerler de de temin edilebileceğinden geriye sadece yiyecek ve giyecek kalır.
Bu ifade genellikle dinin ve tasavvufun aleyhine kullanılmakta ve onunla insanın azla yetinmeyi, dolayısıyla tembelliğe ve pasifliğe yöneltildiği söylenmektedir.Oysa tasavvufun genel ilkeleri çerçevesinde düşünürsek durum böyle değildir.
Tasavvuf mensupları "bir lokma bir hırka" ölçüsünü ,kişinin kendi şahsı için yapacağı harcamalarla savurganlıktan kaçmak için benimserler.Bu; üretimde ,isarda ve infakta yani VERME ALANLARINDA söz konusu bir ölçü değildir.Onlarda bu sınırlama yoktur.
İnsanın özünde hırs, tamahkarlık ve sınırsız arzular vardır.Bu yüzden ebediyyen kalacakmış gibi ve taparcasına dünyaya sarılır.Bu hal manevi gelişmeye engeldir.Böylesi kötü hasletlerin etkisinden kurtulmanın yollarından biri , ihtiyaçları sınırlamaktır..Yukarıdaki hadisten kaynaklanan tasavvuf görüşü bu düşünceden doğmuş ve ihtiyaçlara sınır getirmek istemiştir.Bu anlayış yaygınlaşırsa , sadece kendini düşünen bencil insanların yerini özgeci(diğergam), başkalarını da düşünen kimseler alacaktır.
O halde "Bir lokma bir hırka" anlayışı, bir üretim ölçüsü değildir.şahsi kullanım sınırıdır..Yani insan maddi varlığını ve parasını, kendisinin ve ailesinin sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadarını (bir lokma bir hırka)ayırdıktan sonra tamamen başkalarına verebilmelidir.
Gerçek tasavvuf anlayışı insanları pasifleştirmez.Tarihteki büyük sufiler , her bakımdan üretken ve diğergam insanlardır.Halka hizmeti Hakk'a hizmetle bir sayan anlayışın, insanları tembelleştireceği düşünülemez.Mensuplarını meslek erbabı yapmayı teşvik eden el emeği alın teriyle geçinmeyi kutsal bilen mürşitler,çevrelerinde yer alanları nasıl olur da pasifleştirebilirler?
Her devirde , her kurumun istismarcıları veya yanlış uygulayıcıları olabilir.Bunları genellemek yerine , temel ilkelere dikkat etmek gerekir.Gülün hastalıklarına değil, gülün bizzat kendisine bakılmalıdır.
RIZA SARRAF DAVASINDAN ENDİŞE DUYANLAR
Amerikada görülen bir dava nedeniyle Türkiye'de endişe içinde olanlar, Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil eden (rüşvet,komisyon v.s) eylemlerin deşifre olması ve bunun mahkeme kayıtlarına geçmesinin yaratacağı endişe akabinde bunları delil sayacak bir hukukçunun bir zaman sonra Türk adliyesinde soruşturma açma endişesidir.Bugün bu mümkün olmayabilir.ancak yarın için böyle söylenemez.Bu nedenle, Kanunun suç saydığı bir eylemi(rüşvet,komisyon,görevi ihmal yahut kötüye kullanma gibi yüz kızartıcı suçlar) sadece hapsi gerektirmez,yedi sülalenin mal varlığına el koymayı da gerektirdiğinden suça karışmış olanlar endişe duymalıdırlar.Suça bulaşmayanların bir endişe duyması gerekmez.
Bu davanın geri planında bazı şahısların siyasetten al aşağı edilmesi niyetleri var ise de alaşağı edecek olan halkımızdır.Bu iş seçimle olacaktır.bu nedenle niçin endişe edelim bu davadan.Bırakın Rıza konuşsun.
Acaba Rıza'ya baskı yapılıp iftira attırılabilir mi?Mümkündür.Ancak Fetö davalarında baskı yapılarak itirafçılığa zorlanmanın bir bedeli olacak.Adam cemaatın en önde gideni,itirafçı olup dışarıda gezerken bu hakkı Rıza sarraf'a çok görmemek gereklidir.
Bu davanın geri planında bazı şahısların siyasetten al aşağı edilmesi niyetleri var ise de alaşağı edecek olan halkımızdır.Bu iş seçimle olacaktır.bu nedenle niçin endişe edelim bu davadan.Bırakın Rıza konuşsun.
Acaba Rıza'ya baskı yapılıp iftira attırılabilir mi?Mümkündür.Ancak Fetö davalarında baskı yapılarak itirafçılığa zorlanmanın bir bedeli olacak.Adam cemaatın en önde gideni,itirafçı olup dışarıda gezerken bu hakkı Rıza sarraf'a çok görmemek gereklidir.
TASAVVUFLA ALAKALI OKUNACAK KİTAPLAR:
Tasavvufla alakalı olarak meraklıları şu kitapları okuyabilerek işe başlayabilirler.Kitap konusu bu işin "kal" söz kısmıdır.konuşmakla açlığın giderilemeyeceği bilinmelidir."Hal" e erişmek gereklidir.Ancak, bu süreç yılları alabilecek sabır gerektiren bir süreçtir.Okumanın insanda oluşturabileceği olumsuz yansımalarından biri de:okuduklarını ezberleyip başkalarına anlatarak bilgi satmak halidir.Bu hal büyüyerek, kişi de "Ben biliyorum","Ben daha makbulum","benim yolum doğrudur" gibi kişide nefsin varlık göstermek zeminini oluşturabilir.Sükutu başarabilirse şu kitaplar tavsiye edilebilir:
Selçuk Eraydın,TASAVVUF VE TARİKATLAR(İfav yayınları)
Mustafa KARA,TASAVVUF VE TARİKATLAR TARİHİ (Dergah yayınevi)
H.Kamil YILMAZ , ANA HATLARIYLA TASAVVUF VE TARİKATLAR(Ensar neşriyat)
Osman TÜRER, ANA HATLARIYLA TASAVVUF TARİHİ (Seha Neşriyat)
M.Necmettin BARDAKÇI, Sosyo-kültürel Hayatta Tasavvuf(Fakülte kitabevi,Isparta)
Süleyman ATEŞ,İSLAM TASAVVUFU
Selçuk Eraydın,TASAVVUF VE TARİKATLAR(İfav yayınları)
Mustafa KARA,TASAVVUF VE TARİKATLAR TARİHİ (Dergah yayınevi)
H.Kamil YILMAZ , ANA HATLARIYLA TASAVVUF VE TARİKATLAR(Ensar neşriyat)
Osman TÜRER, ANA HATLARIYLA TASAVVUF TARİHİ (Seha Neşriyat)
M.Necmettin BARDAKÇI, Sosyo-kültürel Hayatta Tasavvuf(Fakülte kitabevi,Isparta)
Süleyman ATEŞ,İSLAM TASAVVUFU
TASAVVUFUN KAYNAĞI VE DAYANAKLARI NEDİR?
TASAVVUFUN KAYNAĞI
veya DAYANAKLARI NEDİR?
Bunları üç gurupta toplamak mümkündür:
1-Kur’an veSünnet
Tasavvufun zahitlik yönü genellikle maddi hayatı , eşyayı,
dünyayı konu edinir ve bunlarla ilgili kanaat ve yorumları içerir.İkinci önemli
boyutu ise tefekkür ve felsefe cihetidir..Sufiler insan düşüncesinin
uzanabildiği , ruhi-manevi inkişafın son noktasına kadar ulaşabildiği alanlarla
da meşgul olmuşlardır,Tasavvufi yaşayış ve yorumlara zemin teşkil eden ayet ve
hadis örnekleri ise:
*”İyi biliniz ki dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden
ibarettir”(Ankebut 29/64),
*”Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın”(Lokman 31/19),
*”İhtiyaçları bile olsa başkalarını kendilerine tercih
ederler”(Haşr 59/9”,
*”Allah kuluna kafi değilmidir?”(Zümer 39/36)
*”Biz insana şah damarından daha yakınız”(Kaf 50/16),
*”Nereye yönelirsen Allah oradadır”(Bakara 2/115),
*”Nerede olursanız Allah sizinle beraberdir”(Hadid 57/4),
*”Evvel O’dur.son O’dur,Zahir de O’dur, batın da O’dur.O
herşeyi hakkıyla bilendir”(Hadid 57/29),
*”Rabbinin adını an ve bütün varlığınla O’ na yönel”(Müzemmil
73/8),
Efendimiz (sav)’in zahitliğe teşvik eden sözleri:
*”Dünyada bir garip , bir yolcu gibi ol.”,
*” Benim dünyadaki durumum , yolculuğu sırasında bir ağaç
altında gölgelenen , sonra da geçip giden bir yolcunun durumu gibidir.”,
*” Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin
yahut sussun.”,
*”Benim bildiğimi sizler bilseydiniz az güler, çok
ağlardınız”,
*”Allah sizin şeklinize ve mallarınıza değil,
kalplerinize ve işlerinize bakar”
*” Yüce Allah şöyle buyurdu:Kim benim bir velime düşmanlık
ederse ben ona savaş açarım.Kulum üzerine farz kıldığım şeylerden daha iyi bir
yolla bana yaklaşamaz..Kulum nafilelerle de bana yaklaşmaya devam eder;nihayet
ben onu severim .Onu sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen
ayağı olurum,benden bir şey isterse
veririm.Bana sığınırsa korurum.”
II-Sosyal ve siyasi hadiseler
Tasavvufun doğuşunda ve yaygınlaşmasında sosyal ve siyasi
hayattaki buhranların ve dalgalanmaların belli ölçüde rolü olmuştur.İslam
tarihindeki ilk huzursuzluk devri,Emevilerin baskıları ve aşırı dünya düşkünlükleri,Anadoludaki yurt
edinme ve devletleşme devirlerindeki
sosyal sıkıntılar tasavvuf ve
tarikatların bir manevi sığınma vazifesi gördüğünü göstermiştir.Ancak bu
durumlar tasavvufun doğumunda belirleyici tek kaynak değildir.Çünkü Osmanlı’nın
refah devirlerinde dahi tarikatlar en canlı devirlerini yaşamışlardır.
Sıkıntılı ve buhranlı insanların tasavvuf ve tekke
atmosferinde daha çok huzur bulduğu bir
gerçektir.İnsan malzemesinin böyle ortamlarda
ve intikal devirlerinde ruh sağlığını yıpratmadan , manen zırhlı bir
şekilde yeni oluşumlara taşınabilmesi , tasavvuf kurumu için iftihar
edilebilecek bir olaydır.
III-İnsanın yapısı
İnsan ruh taşıyan bir canlıdır.Onun deruniliğe müsait bir
yapısı vardır.O sadece etten kemikten yani maddi unsurlardan meydana
gelmemiştir.Ruhun, manevi melekelerin, duyguların da beslenmeye,tatmine,
gelişmeye ihtiyacı vardır.Bazı kimselerde bu özellik ve ihtiyaç daha ileri seviyededir.Uygun zemin
ve imkan bulununca bu alanda inkişaf görülür.Beden geliştirilmesi sporla, aklın
geliştirilmesi ve beslenmesi felsefeyle, ruhun ve gönlün beslenip
geliştirilmesi de tasavvufla olacaktır.
27 Kasım 2017 Pazartesi
SUFİ KİME DENİR
"Sufi ",Tasavvuf ilkelerini içtenlikle yaşayan olgun kişi demektir.Bugünkü dilimizde mevcut olan "Sofu" kelimesi bu sufi sözünden bozmadır.Söylenişi gibi anlamında da bir kayma olmuş ve zamanla özü boşalmış şekil dindarları ve kuru ibadet müslümanları için kullanılır hale gelmiştir.Aynı durum "Zahid" kelimesi için de geçerlidir.Zaman içinde , "aşık" ve "arif" gibi tasavvufun ideal tiplerine karşılık , kuru dindarlar için zahid kelimesi kullanılır olmuştur.İlk sufilerden bazılarının yaptıkları sufi tarifleri şöyledir:
*Sufi toprak gibidir, kötü olan her şey ona atılır,fakat ondan ancak en güzel şeyler biter.O , yeryüzü gibidir, iyisi de , kötüsü de onu çiğner.O, güneş gibidir yeri aydınlatır, bulut gibidir her şeyi gölgelendirir, yağmur gibidir yeri sular.
*Sufi bulamadığı zaman sükun ve huzur içinde olan , bulduğu zaman için ise başkalarına vermeyi tercih eden , sema ve dini musiki ile iç içe olan , emir ve yasaklara riayet eden kimsedir.
*Sufi en uygun iş ile meşgul olan, ve kötülüklerden uzak duran kişidir.
*Sufi görünüşte kul, hakikatta ise hür olandır.
*Sufi hiçbir şeyin bulandırmadığı ve her şeyin kendisiyle berraklaştığı kişidir.
Tasavvufun amacı , kendini aşabilmiş,"Yaradandan dolayı yaradılmışı seven", üstün ahlaklı ve erdemli insan tipi yetiştirmektir.
Sufilik olgun insan olma yolunu seçmek demektir.Olgun insan kimseyi incitmez, kimseden de incinmez.Kütahyalı Gaybi Sunullah hazretlheri, gökten yağmur gibi bela da yağsa , baştan ayağa gam yüküyle sarılsa da gerçek sufinin incinmeyeceğini belirtir.
"BELA BARAN GİBİ GÖKTEN YAĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR
SERAPA BAR-I GAM SANA AĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR"
*Sufi toprak gibidir, kötü olan her şey ona atılır,fakat ondan ancak en güzel şeyler biter.O , yeryüzü gibidir, iyisi de , kötüsü de onu çiğner.O, güneş gibidir yeri aydınlatır, bulut gibidir her şeyi gölgelendirir, yağmur gibidir yeri sular.
*Sufi bulamadığı zaman sükun ve huzur içinde olan , bulduğu zaman için ise başkalarına vermeyi tercih eden , sema ve dini musiki ile iç içe olan , emir ve yasaklara riayet eden kimsedir.
*Sufi en uygun iş ile meşgul olan, ve kötülüklerden uzak duran kişidir.
*Sufi görünüşte kul, hakikatta ise hür olandır.
*Sufi hiçbir şeyin bulandırmadığı ve her şeyin kendisiyle berraklaştığı kişidir.
Tasavvufun amacı , kendini aşabilmiş,"Yaradandan dolayı yaradılmışı seven", üstün ahlaklı ve erdemli insan tipi yetiştirmektir.
Sufilik olgun insan olma yolunu seçmek demektir.Olgun insan kimseyi incitmez, kimseden de incinmez.Kütahyalı Gaybi Sunullah hazretlheri, gökten yağmur gibi bela da yağsa , baştan ayağa gam yüküyle sarılsa da gerçek sufinin incinmeyeceğini belirtir.
"BELA BARAN GİBİ GÖKTEN YAĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR
SERAPA BAR-I GAM SANA AĞARSA
HAKİKAT SUFİLİK İNCİNMEMEKTİR"
TASAVVUFUN 1000 DEN GAZLA TARİFİ
Tasavvufun ne olduğu ancak “hal edinilerek” yani bizzat
yaşanılarak anlaşılabilir.Buna göre tasavvuf , kitaplardan öğrenilerek değil
bilgi ile uygulanarak elde edilebilir.Bu yolun mensupları tarafından binleri
bulan tarifi yapılmıştır.Tarifler değişik asırlarda , farklı sufilerce
yapılmıştır.Tariflerin çokluğu bir zaaf değil , aksine sistemin değişik
yönlerini yansıttığı için faydalıdır ve bir zenginlik getirmektedir.Aynı
sufinin birden fazla tarifi vardır.Bu da onun , hayatının muhtelif dönemlerinde
yakaladığı “nükteleri”göstermesi
açısından önemlidir.
Tariflerden birine göre :”Tasavvufun başlangıcı ilim,
ortası amel yani uygulama, sonu ise mevhibe yani Allah'ın özel bağışıdır”.İşte
bu bağış , sufinin arzuladığı ve ona büyük manevi haz veren bir şey olmalıdır.
Hz.Cüneyd’in tarifinde:”Tasavvuf Hakk'ın seni senliğinde
öldürmesi, kendisi ile diriltmesidir.”der.Yani kişinin zaaflarından,
bencilliğinden ve beşeriyetinden sıyrılarak , üstün bir yaşayışa, adeta ilahi
bir kişiliğe yükselmesi, kendisinden fani ve Hak’la baki olmasıdır.
*Tasavvuf edepten ibaretti.
*Tasavvuf gereksiz işleri terketmektir.
*Tasavvuf karşılıklı sevgi ve dostluktur.
*Hiçbir kaygı duymadan Allah ile beraber olmaktır.
*Tasavvuf Kur’an ve hadislere sarılmak, heva ve heveslere
uymamak,şeyhlere hürmet etmek,zikre devam etmek,ibadetler konusunda bir takım
tevillere kaçmamaktır.
*Tasavvuf ilahi ahlakla ahlaklanmaktır.
*Tasavvuf bencillikten kurtulup diğergam(özgeci)
olmaktır.Kendinden çok başkalarını düşünmektir.Bir başka ifadeyle
“Tasavvuf yar olup bar olmamaktır
Gül-i gülzar olup har olmamaktır.”(yani herkesle dost
olmak, kimseye yük olmamak,gül bahçesinin gülü olup diken olmamaktır)
Şu tarifleri de vardır:
*Tasavvuf üç şey üzerine kurulmuştur.Zaruret olmadıkça
yememek, uykuya mağlup olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
*Tasavvuf senin bir şeye sahip olmaman ve hiçbir şeyin de
sana sahip olmamasıdır.
*Tasavvuf itirazdan vazgeçmektir.Ahde vefa etmektir.Emeli
bırakıp amele sarılmaktır.Hakka bağlanıp masiva ile ilgiyi kesmektir.Cömertlik
ve vefadır.Boş el hoş gönüldür.
26 Kasım 2017 Pazar
HAZRETİ PEYGAMBER ZAMANINDA TASAVVUF VARMIYDI?
Efendimiz Sav zamanında kelime olarak "tasavvuf" yoktu.Efendimiz zamanında ve sonra tasavvuf kelimesi yerine "zühd" kelimesi kullanılmıştır.Efendimiz ve yakın arkadaşları zahidane bir hayat sürmüşlerdir.Azla yetinmişler, sade ve alçak gönüllü bir tavır sergilemişlerdir.Bilhassa "ashabı suffa" denilen sahebeler bu konuda ileri gitmişlerdir.
Tasavvufun özelliklerini
şöyle sıralayabiliriz;
*Tasavvufun menşe i Kuran ve sünnettir.
*Tasavvuf kesiksiz bir silsileye sahip mürşit vasıtasıyla öğrenilebilir.
*Sadece kitaplardan öğrenilecek bir ilim değildir.
*Akli bir ilim olmayıp verael akl(akıl ötesi)bir özellik taşır.
*Kal ilmi değil , hal ve zevk ilmidir.(Tatmayan bilmez)
*Konusu kendini ve Rabbini bilmektir(marifetullah)
*Akıl üstü vasfı dolayısıyla "keramet "ortaya konabilir.
*Tasavvufa "tarikat " denilen Allah'a ulaştırıcı manevi bir yolla süluk edilir.
Tasavvufun özelliklerini
şöyle sıralayabiliriz;
*Tasavvufun menşe i Kuran ve sünnettir.
*Tasavvuf kesiksiz bir silsileye sahip mürşit vasıtasıyla öğrenilebilir.
*Sadece kitaplardan öğrenilecek bir ilim değildir.
*Akli bir ilim olmayıp verael akl(akıl ötesi)bir özellik taşır.
*Kal ilmi değil , hal ve zevk ilmidir.(Tatmayan bilmez)
*Konusu kendini ve Rabbini bilmektir(marifetullah)
*Akıl üstü vasfı dolayısıyla "keramet "ortaya konabilir.
*Tasavvufa "tarikat " denilen Allah'a ulaştırıcı manevi bir yolla süluk edilir.
25 Kasım 2017 Cumartesi
AMERİKA/RUSYA/İSRAİL DOSTLUĞU
Ayete aykırıdır.Maide suresi 51 ayeti:”Ey İman edenler! Yahudileri ve Hırıstiyanları dost edinmeyin.Onlar birbirinin dostudurlar.Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o, onlardandır.Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”
Suud’un en büyük müttefiki ve hamisi ABD ve İsrail’dir.Düşmanlık gibi yıllardır gösterdiği İsrail karşıtlığının aslında bugün maskeleri düşerek dostluk olduğu gün yüzüne çıkmıştır.Yemen'i bombalayan uçakların pilotu İsrail’lidir.Yahut İsrail uçaklarına bu işi para karşılığı yaptırmaktadır.Bu haberi Azizim Necib Sultan söylemişti.
Bizi yöneten idarecilerimiz bu ayetin hükmünü hiçe saymaktadırlar.Osmanlı devletini iktisaden çökerten Doğu’da çarlık Rusyası ile yapılan mücadeleler olmuştur.Bu tarihsel gerçeğe rağmen günlük yaşayan idarecilerimiz tehlikeli bir yola girmişlerdir.Atalarımız “Moskoftan dost,ayıdan post olmaz”lafını boşuna dememiştir.İslam karşısında küfür tek millettir.Bu böyle bilinmeli,Allah’a hakkıyla güvenip,Allah’dan layık olduğu şekilde korkup ülkemizin insanlarıyla birlik ve beraberlik içinde olunmalıdır.
YAŞANMIŞ BİR KABİR HİKAYESİ
Menzil cemaatına mensub olduğunu belirten astsubaylıktan emekli olmuş güzel birisi anlattı.Malatyada vazife yaparken çömezim olan birisi şu hikayeyi anlattı babası ile alakalı olarak.Babası 55 yaşına gelmiş hiç çocuğu olmamış.Cenabı Allah’a nezretmiş:Ya Rabbi yaşım ilerledi çocuğum olmadı.bana bir çocuk lütfedersen ben üç gün diri diri kabre gireceğim.Allah teala ona bir çocuk ihsan etmiş,çocuk(ben) doğduktan sonra bu nezrini unutmuş.Bir gün rüyasında “sözünü yerine getir”denmiş.adam bunun üzerine bu nezrini yerine getirmek ihtiyacını duymuş.Tüm köylü de bundan haberdar bir vaziyette mezarlıkta yer hazırlanmış.Kabre havalandırma tertibatı yapılmış adam kabre girmiş ve üzeri toprakla örtülmüş.Üç gün sonra adamı kabirden derisi simsiyah bir şekilde çıkartmışlar.Adam bu halini yakınlarına şöyle aktarmış.”Kabre girdikten sonra şekillerinden korktuğum bazı varlıklar geldi.Korkum geçtikten sonra bana ‘hadi seni bu alemde gezdirelim’ dediler.Gezinti esnasında birisi bağırarak bu adam benim hakkımı versin’ diye bağırıyordu.Yanımdakiler ‘Bu adam ölmedi,geçici olarak buraya geldi.bu nedenle hesaplaşma akti değildir’ dedilerse adam ısrarla bağırmaya devam etti.Bu adam benim mahallemde oturmakta idi.Ben o mahallenin bakkalı idim.Benden bir kg yağ satın aldı parasını vermedi.deyince yanımdaki bekçiler “Pekala “dediler.’onun vücudundan l kg yağ alalım’ dedikten sonra bacaklarımın arasına bir kova koydular.Vücudumdan yağ süzülmeye başladı kova dolunca o şahsa verdiler.Bu halin tesiriyle beyaz olan tenim simsiyah kesildi.”Babam bu hadiseden sonra da uzun süre yaşadı.ama vücudunun siyahlığı hep aynı kaldı.Bu nedenle ehliyet ve hüviyetindeki resimleride değiştirdi.”
STRESİN İLACI ALLAH ZİKRİ
Resulullah (sav) Mekke yolunda Cümdan dağının yanından geçiyordu.Buyurdu ki:
“Yürüyün , bu Cümdan’dır.Müferridler(öne) geçmiştir.Sahabe-i kiram,”Müferridler kimdir ey Allah'ın Resulü?”diye sordular Peygamber Efendimiz buyurdu ki:’Allah’ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar’.
Bütünüyle Allah’ın zikrine dalmış kişilerdir.Zikir onların üzerinden bütün ağırlıkları alır.Kıyamet günü hafiflemiş olarak (günahsız) gelirler”.
Efendimiz (sav)”Baki kalan salih amelleri çoğaltın”dedi.(Sahabe)Dediler ki:’Onlar nedir ey Allah’ın Resulü?’.Buyurdu ki:”Tekbir,teşbih, tehlil, elhamdülillah vela havle ve la kuvvete illa billah sözleridir.’
“Allah’ın zikrini öylesine çokça yapın ki size münafıklar mecnun desinler.Gösteriş yapıyorsunuz desinler”
Allah’ı çokça zikreden kişi nifaktan uzak olur.
TEVEKKÜLÜN ÜÇ DERECESİ
Hikmet ehli bir zat şöyle der:
Tevekkülün üç derecesi vardır.Birincisi şikayeti terketmek, ikincisi rıza ve üçüncüsü muhabbettir.Şikayeti terk,sabır derecesidir.Rıza ise Allah Teala’nın kendisi için takdir ettiği şeyi,kalbin içtenlikle benimsemesidir.Bu durum birinci dereceden daha yüksektir.Muhabbet ise Allah Teala’nın kendisi için yaptığı şeyi sevmesidir.Birinci derece zahitlerin, ikinci derece sıddıklerin ve üçüncü derecede peygamberlerin derecesidir.
Allah Teala’ya tevekkül eden kişi, Cenab-ı Hakk’ın kendisi için takdir ettiği rızık ve diğer hususlara karşı sabır gösterirse bu kimse sabreden biridir.Takdir edilen gerçekleştikten sonra buna sabır gösterirse razı olmuş demektir.Eğer bütünüyle kendi seçimini terk etmiş ve ancak kendisi için takdir edilene rıza gösteriyorsa , buna da muhabbet ehli ariflerin derecesidir.
Nitekim Ömer b.Abdülaziz (rh.a)şöyle der:Öyle bir duruma geldim ki ancak kaza ve kaderin tecellileri bana sürur veriyor!
TEVEKKÜL ÜZERİNE
“Ey Allah’ın Resulü (Devemi) bağlayıpta mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip de mi tevekkül edeyim?’ diye sordu.Resulullahda (sav)
‘Deveni bağla öyle tevekkül et’ buyurdu.
Hz.Ömer (r.a)Yemen halkından bazı kimselerle karşılaşır.Onlara,
“Siz kimsiniz ?diye sorar.Onlar da:
“Bizler tevekkül edenleriz(mütevekkilleriz)”derler.Hz.Ömer (r.a)onlara,
“Aksine sizler hazır yiyenlersiniz (müteekkillersiniz).Gerçek şu ki tevekkül edenler tohumu toprağa atar ve ondan sonra Allah’a tevekkül ederler”der.
TEVEKKÜL VE İHMAL
Resulullah (sav)davalı ikikişi arasında hüküm verdi.Aleyhine hüküm verilen kişi dönüp giderken:”Allah bize yeter,O ne güzel vekildir’dedi.Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki:Allah ihmalkar davrananları kınar.Üzerine düşen, akıllıca hareket etmektir.Ancak buna rağmen bir işte başarılı olamadığın zaman,’Allah bize yeter.O ne güzel vekildir’demelisin”.
(Hadisi şerifte aleyhine hüküm verilen kişi , kendisinin mazlum olduğu intibaını verecek şekilde. ‘Allah bize yeter’ deyince Resulullah’da(sav) ona, işi sağlam tutmasını ve akıllıca hareket ederek hakkını kaybedecek ihmalkarlıktan kaçınmasını tavsiye etmiş ,buna rağmen bir başarısızlık söz konusu olunca , ‘Allah bize yeter.O ne güzel vekildir’demesini tavsiye buyurmuştur)
"KEŞKE"SÖZÜ
“KEŞKE SÖZÜ”
Efendimiz (sav) buyurmuştur:
“Kuvvetlimümin Allah katında zayıf müminden daha hayırlı
ve sevimlidir.Ama her ikisinde de hayır vardır.Sana fayda verecek şeye çaba
göster.Allah’dan yardım dile ve acizlik gösterme.Sakın ola,’Keşke şöyle
yapsaydım şöyle olurdu’ deme.Çünkü ‘keşke’ sözü şeytanın ameline kapı aralar.”
24 Kasım 2017 Cuma
BİR GÜNDE YENECEK YEMEK MİKTARI
Bir Arap hekimine sormuşlar:"Bir günde ne kadar yemek gereklidir?"
Hekim cevap vermiş:"Yüz dirhem kafidir".
"Bu kadarı ne kuvvet verir?" demiş
Hekim:Bu kadarı seni sırtında taşır, bundan fazla olursa sen onu sırtında taşırsın."cevabını vermiş.
emek yaşamak ve Allah7ın nimetlerini şükür ile anmak içindir.Halbuki sen sanıyorsun ki ; yaşamak yemek içindir.
Hekim cevap vermiş:"Yüz dirhem kafidir".
"Bu kadarı ne kuvvet verir?" demiş
Hekim:Bu kadarı seni sırtında taşır, bundan fazla olursa sen onu sırtında taşırsın."cevabını vermiş.
emek yaşamak ve Allah7ın nimetlerini şükür ile anmak içindir.Halbuki sen sanıyorsun ki ; yaşamak yemek içindir.
YÜZÜNÜN AKSİ DÜŞÜNCE
Yüzünün aksi düşünce kadeh aynasına
Şarabın gülüşünden kapıldı arif boş tamaha
Yüzünün güzelliği aynaya yansıyınca bir kez
Bunca görüntü düştü vehimler aynasına
Görünen bunca akis , bunca güzel görüntü
Sakinin yüzünden kadehe düşen bir yansıma
Aşk kıskançlığı bütün hasların dilini kesti
Nereden düştü hüznünün sırrı avamın diline
Mescitten meyhaneye kendiliğinden düşmedim
Akibetim belliydi ezelde buydu düşen payıma
Günlerin döndüğü daireye her düşen
Gitmesin de ne yapsın pergel gibi devranın ardı sıra
Efendi ,beni tekkede tekrar göreceğin günler geçti
Artık işimiz sakin yüzüyle , kadehin dudağıyla
Hüznünün kılıcı altında raks ederek gitmeli
Onun kılıcıyla ölen erişir iyi sona
Ben yüreği yanmışa her an bir lütfu var onun
Ne ihsanlar hak etti, şu fakire baksana
Bütün sufiler ahbaptır, bakarlar güzele , lakin
İçlerinden yanık Hafız'ın adı çıktı kötüye
Hafız şirazi
Şarabın gülüşünden kapıldı arif boş tamaha
Yüzünün güzelliği aynaya yansıyınca bir kez
Bunca görüntü düştü vehimler aynasına
Görünen bunca akis , bunca güzel görüntü
Sakinin yüzünden kadehe düşen bir yansıma
Aşk kıskançlığı bütün hasların dilini kesti
Nereden düştü hüznünün sırrı avamın diline
Mescitten meyhaneye kendiliğinden düşmedim
Akibetim belliydi ezelde buydu düşen payıma
Günlerin döndüğü daireye her düşen
Gitmesin de ne yapsın pergel gibi devranın ardı sıra
Efendi ,beni tekkede tekrar göreceğin günler geçti
Artık işimiz sakin yüzüyle , kadehin dudağıyla
Hüznünün kılıcı altında raks ederek gitmeli
Onun kılıcıyla ölen erişir iyi sona
Ben yüreği yanmışa her an bir lütfu var onun
Ne ihsanlar hak etti, şu fakire baksana
Bütün sufiler ahbaptır, bakarlar güzele , lakin
İçlerinden yanık Hafız'ın adı çıktı kötüye
Hafız şirazi
BELLEYİCİ KULAKLAR
El-Hakka suresinin 12 nci ayetinde geçer:"Onu sizin için bir ibret ve öğüt ypalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye"
Bu ayeti kerime indiği sırada Efendimiz (sv),Hz.Ali'ye der ki:
"Ey Ali! Ayette yer alan "belleyen kulağı" senen kulağın olarak kılmasını diledim".Hz.ali der ki:"Peygamber Efendimizin bu temennisinden sonra artık hiç bir şeyi unutmadım;zaten unutmam da mümkün değildi"Çünkü imam Ali, sırları muhafaza eden bir kişiydi
Bu ayeti kerime indiği sırada Efendimiz (sv),Hz.Ali'ye der ki:
"Ey Ali! Ayette yer alan "belleyen kulağı" senen kulağın olarak kılmasını diledim".Hz.ali der ki:"Peygamber Efendimizin bu temennisinden sonra artık hiç bir şeyi unutmadım;zaten unutmam da mümkün değildi"Çünkü imam Ali, sırları muhafaza eden bir kişiydi
MANEVİ İDARECİLER
Hak Teala zahirde nasıl ki devletleri ve sınırları ayırmış, keza her devlet kendi içinde idari yapı bölgelerine ayrılmışsa tıpkısı manevi dünya içinde geçerli imiş.Her bölgenin ,her şehrin entepe idarecisinden en alta kadar görev yapan manevi idarecilerini halketmiş.Manevi idarecilerin ,kendi varlıklarının bilincinde oldukları vakıası pek nadir imiş.Bu nedenle zahirle alakalı bir dünyevi iş yapmaya kalkışanların manevi büyükleri bulup onlardan yardım istemesi de yaşanan bir hadise imiş.Te idareciler yaşan insanlar olabileceği gibi,Hayy makamına ermiş ancak vücud olarak ahirete intikal etmiş kişilerde olabilir imiş.
23 Kasım 2017 Perşembe
TEVEKKÜL RIZKI CELBEDEN EN BÜYÜK SEBEBDİR
Efendimiz (sav) buyurmuştur:"eğer sizler gerçek anlamda Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp akşam dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı."
Nitekim Cenab-ı Hakk buyurur:"Kim Allah'dan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona kafidir"
Nitekim Cenab-ı Hakk buyurur:"Kim Allah'dan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona kafidir"
NİFAK HAKKINDAKİ KORKULAR
"İbn Ömer'e sordular:"Bizler sultanın yanına giriyoruz, fakat onun yanından dışarı çıktığımızda söylediğimizin tersini söylüyoruz?".O da,"Bizler bu durumu münafıklık sayardık"
Münafık iyi olanı söyler ama kötü olanı yapar demişlerdir.
Münafık iyi olanı söyler ama kötü olanı yapar demişlerdir.
PEYGAMBER AİLESİNİN YEMEĞİ
Hz.Aişe (r.anha) validemiz şöyle dediği rivayet edildi:"Muhammed'in (s.a.v.) ailesi Medine'ye geldiğinden beri vefatına kadar üç gün peş peşe buğday ekmeğinden doya doya yememişlerdir."
AÇLIK ÜZERİNE
İbrahim b.Ethem der ki:"Bir kimse midesini denetime alırsa , dinini de sağlama almış olur.Açlığa sahip olan kişi güzel ahlaka da sahip olur.Sevinç,mutluluk ve tebessüm de bundan oluşur."
Ebu Süleyman ed-Darani şöyle der:"Dünyanın anahtarı tokluk, ahiretin anahtarı ise açlıktır.Dünya ve ahiretteki bütün hayırların aslı Allah Teala'dan korkmaktır.Bilinmelidir ki Allah teala dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir.Açlık da O'nun katında saklı bir hazinedir ve bu hasleti sadece özel olarak sevdiği kimselere verir.Benim için akşam yemeğini bir lokma eksik yemek, onu yiyip de gecenin başından sonuna kadar ibadetle geçirmekten daha sevimlidir."
Ebu Süleyman ed-Darani şöyle der:"Dünyanın anahtarı tokluk, ahiretin anahtarı ise açlıktır.Dünya ve ahiretteki bütün hayırların aslı Allah Teala'dan korkmaktır.Bilinmelidir ki Allah teala dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir.Açlık da O'nun katında saklı bir hazinedir ve bu hasleti sadece özel olarak sevdiği kimselere verir.Benim için akşam yemeğini bir lokma eksik yemek, onu yiyip de gecenin başından sonuna kadar ibadetle geçirmekten daha sevimlidir."
EN ETKİLİ VE GÜZEL DİYET İSLAMDADIR
Resululah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ademoğlu karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.Ademoğluna, belini doğrultabilecek bir kaç lokma kafi gelir.Eğer (yemesi) kaçınılmaz ise o takdirde (midesinin) üçte birini yiyeceğe,üçte birini içeceğe ve üçte birini de nefes için ayırsın."
Ünlü tabiblerden birisi bu hadisi duyunca "Eğer insanlar bu sözlerin gereğini yerine getirseler bütün hastalıklardan ve illetlerden kurtulmuş olurlar, hastahane ve eczahaneler de atıl kalır idi."
Kabirde bulunanlara "Sizlerin ölümüne ne sebeb oldu?"diye sorulsa onlar, "oburluk" diye karşılık verirlerdi denilmiştir.
Gıdayı azaltmanın kalbe sağladığı yarar ve maslahatlar ise ;hiç kuşkusuz yemeği azaltmak kalbin incelmesine, anlayışının güçlenmesine, nefsin kırılmasına, heva ve gazabın zayıflatılmasına katkı sağlar.Gıda ve yiyecekleri çoğaltmak ise bunun tersi yönünde etkide bulunur
Hasan Basri'den rivayet edilmiştir ki:"Babanız Adem'in (a.s.) başına gelen musibet yemekten dolayı geldi.Bukonu kıyamet gününe kadar sizin için musibettir."
Yine şöyle derler:"Her kim midesine hakim olursa , bütün salih amelleri işlemeye muktedir olur.Hikmet, dolu duran midenin yanında durmaz."
Ebu Said et-Temimi'ye "Korkuyla dolu olan bir kişi tok olur mu?"DİYE SORULDUĞUNDA "Hayır" DEMİŞTİR."PEKİ AŞK SAHİBİ OLAN BİR KİŞİ TOK OLUR MU?" diye sorulunca yine "Hayır" demiştir.
"Ademoğlu karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.Ademoğluna, belini doğrultabilecek bir kaç lokma kafi gelir.Eğer (yemesi) kaçınılmaz ise o takdirde (midesinin) üçte birini yiyeceğe,üçte birini içeceğe ve üçte birini de nefes için ayırsın."
Ünlü tabiblerden birisi bu hadisi duyunca "Eğer insanlar bu sözlerin gereğini yerine getirseler bütün hastalıklardan ve illetlerden kurtulmuş olurlar, hastahane ve eczahaneler de atıl kalır idi."
Kabirde bulunanlara "Sizlerin ölümüne ne sebeb oldu?"diye sorulsa onlar, "oburluk" diye karşılık verirlerdi denilmiştir.
Gıdayı azaltmanın kalbe sağladığı yarar ve maslahatlar ise ;hiç kuşkusuz yemeği azaltmak kalbin incelmesine, anlayışının güçlenmesine, nefsin kırılmasına, heva ve gazabın zayıflatılmasına katkı sağlar.Gıda ve yiyecekleri çoğaltmak ise bunun tersi yönünde etkide bulunur
Hasan Basri'den rivayet edilmiştir ki:"Babanız Adem'in (a.s.) başına gelen musibet yemekten dolayı geldi.Bukonu kıyamet gününe kadar sizin için musibettir."
Yine şöyle derler:"Her kim midesine hakim olursa , bütün salih amelleri işlemeye muktedir olur.Hikmet, dolu duran midenin yanında durmaz."
Ebu Said et-Temimi'ye "Korkuyla dolu olan bir kişi tok olur mu?"DİYE SORULDUĞUNDA "Hayır" DEMİŞTİR."PEKİ AŞK SAHİBİ OLAN BİR KİŞİ TOK OLUR MU?" diye sorulunca yine "Hayır" demiştir.
22 Kasım 2017 Çarşamba
ALLAH'IN BAĞIŞLAMASININ GENİŞLİĞİ VE YOLU
Enes b.Malik'den rivayet edilen hadis-i şerif:
"Allah Teala buyurdu ki:
Ey Ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden umduğun sürece , işlediğin günaha aldırmadan seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!İşlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile, benden bağışlanma dilediğinde seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!Yeryüzünü dolduracak kadar hatayla bana gelsen, sonra şirk koşmadan huzuruma çıktığın takdirde ben de sana yeryüzü dolusunca bağışlamayla gelirim!
Bu hadiste günahların bağışlanması üç sebebe bağlanmıştır:
Birinci şart:Bağışlanma ve kabul edilmesini umud ederek dua etmek.Dua etmek Rabbimizin bir emridir:"Rabbiniz şöyle buyurdu:Bana dua edin kabul edeyim.Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir."(Mümin 40/60)
İkinci sebeb istiğfardır.İstiğfarın anlamı mağfiret dilemektir."ALLAH'DAN MAĞFİRET İSTEYİN.ÇÜNKÜ ALLAH AFFEDİCİ VE ESİRGEYİCİDİR."(Bakara 2/199)
Üçüncü sebeb :Tevhiddir."Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını , (günahları)dilediği kimse için bağışlar.Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile ) iftira etmiş olur"(Nisa 4/48)
Bir kimse kelime-i tevhidi kalbinde tam anlamıyla gerçekleştirdiği takdirde ; kalbinde Allah teala dışında her şeyin muhabbeti , tazimi, yüceliği, heybeti, korkusu, umudu ve tevekkülü çıkıp kaybolur.Bu vasfı kazanan kişinin günahları denizlerin köpüğü kadar olsa bile , yanıp kül olur.Tevhid inancına sahip olmak eşsiz bir iksire sahip olmak demektir.
"Allah Teala buyurdu ki:
Ey Ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden umduğun sürece , işlediğin günaha aldırmadan seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!İşlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile, benden bağışlanma dilediğinde seni bağışlarım!
Ey Ademoğlu!Yeryüzünü dolduracak kadar hatayla bana gelsen, sonra şirk koşmadan huzuruma çıktığın takdirde ben de sana yeryüzü dolusunca bağışlamayla gelirim!
Bu hadiste günahların bağışlanması üç sebebe bağlanmıştır:
Birinci şart:Bağışlanma ve kabul edilmesini umud ederek dua etmek.Dua etmek Rabbimizin bir emridir:"Rabbiniz şöyle buyurdu:Bana dua edin kabul edeyim.Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir."(Mümin 40/60)
İkinci sebeb istiğfardır.İstiğfarın anlamı mağfiret dilemektir."ALLAH'DAN MAĞFİRET İSTEYİN.ÇÜNKÜ ALLAH AFFEDİCİ VE ESİRGEYİCİDİR."(Bakara 2/199)
Üçüncü sebeb :Tevhiddir."Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını , (günahları)dilediği kimse için bağışlar.Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile ) iftira etmiş olur"(Nisa 4/48)
Bir kimse kelime-i tevhidi kalbinde tam anlamıyla gerçekleştirdiği takdirde ; kalbinde Allah teala dışında her şeyin muhabbeti , tazimi, yüceliği, heybeti, korkusu, umudu ve tevekkülü çıkıp kaybolur.Bu vasfı kazanan kişinin günahları denizlerin köpüğü kadar olsa bile , yanıp kül olur.Tevhid inancına sahip olmak eşsiz bir iksire sahip olmak demektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)