KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
RİYAZAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RİYAZAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2021 Cumartesi
RİYAZAT
Eskiden tasavvuf yoluna girenler riyâzât yaparlarmış. Şimdi niye öyle bir şey yok? DİYENLERE iSMAİL Emre hazretleri şöyle cevap vermiş: – Şimdi yiyin, için; yeter ki aklî ve ahlâkî riyâzât yapın. Aklî riyâzât nasıl olur? denilirse – Mânevî ilimleri öğrenmekle.
– Riyâzât ne vakit lâzım? Nefis insanı mahkûm ediyorsa, lazım… Nefis ilâhî aşka tâbi olduktan sonra riyâzâtın ne lüzumu var? Niyazî: “Her ne zaman galib gelirse kes gıdasın zâlimin!” diyor.
– Ama ben riyâzâtı doğru buluyorum.DİYEN'e – Doğru bulan yapmalı.denir.
Adana’ya her taraftan gelinir; Osmaniye’den de gelinir, Karaisalı’dan da. Siz Osmaniye’de olduğunuz halde Karaisalı’dan gelebilir miydiniz? Herkesi bulunduğu yere, yürüdüğü yola göre kabul etmeli. İlim mi diyor? Peki. Riyâzât mı diyor? Evet. En sür’atli yol; aşktır. Bu aşk, ilimle gitmek isteyende de mevcut ama, az mevcut. Eğer ilim ve riyâzât yolu “Aşk”a dayanmazsa, aşkta nihâyet bulmazsa, muvaffak olunamaz.
Dinimiz İslâm dinidir. Tarifi de Kur’ân’da vardır ama, herkes aklına göre anlar. Kur’ân’ın bir yerinde “Nefsinizi öldürün!” diyor; bir yerde de “Nefsinize zulmetmeyin!” diyor. Bu sözler birbirini tuttu mu? Tutmuyor gibi. Öyleyse bu sözler, yerine ve icabına göre söylenmiş. Sözler, insanın anlayışına göre mânâlanır.
Nefsi öldürmek, kurşunla değil… Bir insanın başına büyük bir taşla vurursan, ölür değil mi? – Evet. Kocaman bir kelle şekerle vurursak?
Yine ölür. İşte benim deyişim de bu. Mesele, şu nefsin ölmesi değil mi? Sıkıntılı azaplı bir ölümle değil de, tatlı bir ölümle ölelim diyorum.
İnsanı delâlete götüren de nefistir, hidâyete götüren de.
24 Aralık 2020 Perşembe
İİNSAN VÜCUDU,YEDİĞİMİZ GIDALAR,RİYAZAT,
– O vücudun içinden çıkıp da dışarıdan bakasın sanata ki; ne sanat… Onun için doktorlar bu hâle çok yakındır: İnsan vücudunu gerek kesip biçerek, gerek mikroskopla tetkik ediyor ve işin ehemmiyetini görüyor, anlıyorlar. Fakat onlar insan vücudunun ölüsünü tetkik ediyorlar. Damardaki kanla, vücuttan çıkmış kan bir mi? Kan damardan çıkar çıkmaz vahşileşiyor, tehlikeli bir hâl alıyor. Onun için şeriat “kan çıkınca abdest bozulur “ demiş.
Bazı insanlar kendi vücutlarındaki sırrı anlamak için riyâzât yaparlar; yani aç kalırlar. Uzun zaman aç kalan bir insanın gözündeki perde kalkar. Gözbebeğinin tam önüne ve çok yakınına bir mercimek bile koysan hiçbir şey göremezsin. Görmek için o hâil olan şeyden uzaklaşıp öyle bakmak lâzımdır. Bizim görgümüz, yediğimiz gıdalardan gelmiyor mu? Yemesek, aç kalsak gözümüz görmez olur. Demek ki gözümüz yediğimiz gıdaların kuvvetiyle görüyor. Doğduğumuz zaman da gözümüz, kulağımız vardı; peki niçin duymuyorduk, görmüyorduk? Yavaş yavaş süt, ekmek yerken görmeğe, duymağa başladık. Gıdaların ölen, yani bağırsaktan dışarı atılan kısımlarından başka, bir de ölmeyenleri var. Sebze veya koyun eti hayat değil miydi? Mâdem ki hayattır, canlıdır; öyleyse bunların kendilerine mahsus konuşmaları, kavgaları gürültüleri yani kendilerine mahsus ahlâkları vardır. Bağırsak bu ahlâkı vücuttan dışarı atamaz. Bu hayvanî ahlâk bizim gözümüzü, kulağımızı yani aklımızı istilâ eder. Başlarız bu hayvanî ahlâk gözlüğü ile görmeğe… Bu gıdaların hayvanî ahlâkı yok edilirse, görgümüz, bebekliğimizdeki temiz görüş gibi olmaya başlar. Bebekle konuşup anlaşmak nasıl mümkün değilse, hayvanî sıfatlardan temizlenip bebekleşmiş bir insan da duygusunu görgüsünü bize anlatamaz. Bizi şu anda kaldırıp Hindistan’a bıraksalar, oranın insanlarıyla konuşup anlaşabilir miyiz? Ama orada uzun müddet kalsak, onların yiyip içtiklerinden yesek, içsek, dillerini öğrensek o vakit anlaşabiliriz.
Riyâzâttan maksat vücuttaki, akıldaki hayvanî görüş gözlüğünü çıkarıp, insan görüşüne sahip olmaktır. Aç kalmak suretiyle vücutta birikmiş olan gıdalar sarf olunur, bitirilirse, onların ahlâkı ve görgüsü de gider. O vakit insanın ne güzel olduğu anlaşılır. Fakat şimdi riyâzâta lüzum yok. “Zamanın tebeddülü ile ahkâm da değişti.”
8 Aralık 2020 Salı
RİYAZAT
Riyâzâta gelince: Riyâzat, şakî olan nefsi ıslah etmek içindir. Nefis azgın olmadıktan sonra riyâzâta ne lüzum var… Bu yolu bazıları riyâzâtla, bazıları da riyâzâtsız yürütürler. Bu, bir meşrep meselesidir. Muhtelif sanat sahiplerine meselâ maşa yaptıracak olsak, tesfiyeci demiri eğeleyerek maşa yapmaya çalışır; demirci ocağa sokup örs üzerinde döğerek; Tenekeci bilmem ne şekilde yapmaya uğraşır. Yani her sanatkâr, alıştığı usulle iş yapar. Riyâzât devri geçti artık… Bu devir medeniyet ve çalışma devridir. Hint fakirlerinin uyuşukluğu içinde geçirecek zamanımız yoktur. Bu vücut, iki yokluk arasındaki yolculuğumuzda bizi taşıyan bir binit, bir hayvandır. Altımızdaki hayvan ne kadar kuvvetli olursa, bizi hedefimize o kadar kolaylıkla ve emniyetle götürür. Şayet gemi azıya alırsa yemini kesmeli. Azmadığı müddetçe yesin, içsin, gülsün, eğlensin. Bu dünyada içleri temiz, vicdanlı nice insanlar var… Bunlar gazı konmuş fitili kesilmiş ve camı silinmiş lâmbalara benzerler. Yanmak ve ışık vermek için bir kibrit bekliyorlar, Aşk kibritini. Lâkin ne fayda ki, hakikati anlamak için temiz olmak lâzım amma kâfi değil. İlle “irfâniyyet” lâzım. Son doğuşlardan biri bunu şöyle anlatıyor: Uykudan uyanmak, gözünen değil, Kuş dili öğrenmek sözünen değil; Secde-i Rahmânı, nerde buyurmuş, Bilip görmek lâzım, dizinen değil. Diğer bir doğuşta da şöyle deniliyor: Dost bilinmez, bu zevka dalmayınca, Bir bilenden izini almayınca; Aynelyakîn o yüz seyredilir mi, Tefekkür deryasına dalmayınca… Bu yollarda dersin başı: tefekkür… Bu söz şeriatta oluyor küfür; Üç yerinden çözülmeden duyulmaz, Tâ ezelden Hakkın bastığı mühür. Çözülür mü acıya dayanmadan.. Bu benlikler ateşlere yanmadan, Bu âlemi nasıl seyretsin gafil, Âşık olup uykudan uyanmadan… Neyliyelim, böyle edilmiş karar… Gösteririz, o, devre (1) yerden arar; Biz yanınca, Dosta döndü yüzümüz, Tarif etsek, duyana olur zarar. Hiç göremez, varıp öldürmeyince, Tekrar diriltip de güldürmeyince; Kuş dilini öğretmek kabil değil, Kalbinden yazıyı sildirmeyince. Satır üstüne yazı yazılır mı? Buzun üstüne mühür kazılır mı? (Emre)! eriyip de su olmayınca, Terkib olan unsur hiç bozulur mu? (1) Devre: Ters, yanlış.
5 Aralık 2017 Salı
MÜRİD,EVRAD,RİYAZET VE ERBAİN TERİMLERİ
“Evrad” tarikat mensupları tarafından okunması gereken dualar topluluğuna denir.Tarikatın kurucuları veya daha sonraki şeyhler tarafından düzenlenen evradlar,Hz.Peygamber’e selavat,Kuran’ın kısa sureleri ve bazı ayetlerle ,Allah’ın 99 ismi (esmai hüsna)ve çeşitli dua cümlelerinden oluşur.
“Riyazet”; Eğitmek itaat ettirmek demek olan riyazet,tasavvufta nefsin aşırı istekleri ile mücadele etmek demektir.Az yemek, az uyumak, az konuşmak riyate yöntemlerindendir.Riyazetin amacı iyi ahlak sahibi olmaktır.
“ERBAİN” veya “ÇİLE” çıkarmak , riyazet metodlarından biri olup ,kırk gün boyunca tenha bir yerde , az yiyecekle yetinip , zamanını ibadet, zikir ve tefekkürle geçirmek demektir.Amaç,manevi ve ruhani gelişme sağlamak ve iç dünyasını zenginleştirmektir.
İNSANIN EĞİTİMİ:SEYR Ü SÜLUK
Tasavvuf her şeyden önce insanın ruhi-manevi ve ahlaki
yönlerinin eğitimiyle ilgilenir.Amaç, insanın yaratılıştan getirdiği ham ve
aşırı yönleri törpülemek ve makul çizgiye getirmektir.Bu işlemlerin hepsine
birden seyr ü süluk demir.Bueğitimin bir adı da mücahede ve riyazattır.
Mücahede, insanın nefsani arzularına ve aşırı isteklerine
karşı direnip savaş açmasıdır.Böyle bir savaş gereklidir, çünkü insanın
olgunluğu , maddi ve beşeri insiyakların üzerine çıkıp , ruhi-manevi alana
yükselmesiyle mümkündür.Bir başka ifade ile maddesi ile manası arasında denge
kurmasına bağlıdır.Maddi duygular ve madde alanı daha baskındır.onları makul
çizgiye çekebilmek için bir mücadeleyi gerektirir.Gerçekten, insanın
kendisiyle, nefssiyle savaşı , dışardaki bir düşmanla savaşmasından daha
zordur.Çünkü o içimizdedir, bizim bir parçamızdır.Bu savaşın başarısı nefsin
ölmesi yani etkisiz hale gelmesiyle mümkündür.
Nefsin ölmesi mecazi bir kavramdır, burada kastedilen ona
hakim olabilmektir.Yabani atı ehlileştirmeye benzer.”Nefsin senin bineğindir,
binebilirsen senitaşır;o senin üzerine binecek olursa seniöldürür” denir.”MUTU
KABLE EN TEMUTU”(Ölmeden evvel ölünüz)ifadesiylekastedilen budur.Hadiste “Kuvvetli
pehlivan güreşte başkasını yenen değildir.Asıl pehlivan, öfke sırasında kendisine
hakim olabilendir.”buyrulur.
Ayrıca halvet,uzlet ve çile gibi zorlayıcı yollara
başvurulmuştur.Bunların maddi görüntüsü bellibir süre(mesela üçgün veya kırk
gün)tenha bir yere çekilip , az bir yiyecekle yetinerek ibadet ve tefekkürle
manevi yönünü geliştirmek çalışmalarıdır.Hz.Peygamber Efendimizin her Ramazan
ayında yaptığı “itikaf”uygulamaları bunun örneğidir.
Halvetin sürekli olması veya toplumdan uzaklaşarak
münzevi hayat yaşamak tasavvufun tercihi değildir.Asıl olan topluluk içinde
halvetin(halvet der encümen) yolunu bulabilmektir.Hadis-i şerifte buyrulur:”İnsanlar
içinde bulunup da onlardan gelecek sıkıntılara katlanan Müslüman, insanlardan
ayrı yaşayan ve bu tür sıkıntılara maruz kalmayan Müslümandan daha hayırlıdır.”Dağda
tek başına kalıp ermek kolaydır.Asıl olan toplum iç inde , her türlü dış
etkiyiaşarak olgunlaşabilmek, aynı zamanda insanlara faydalı olmaktır.
Tasavvuf eğitimi kamil mürşidin gözetiminde veonun
rehberliğinde daha başarılı sonuçlar verir.Tarikatlarda , az çok farklı olarak,
daha ziyade müridin özelliği de göz önünde bulundurularak değişik usuller
uygulana gelmiştir.Mevlevilikte “çile” l001 gündür ve Mevlevidergahında “hizmet”
denen bir eğitim yoluyla gerçekleşirdi.
Etiketler:
İNSANIN EĞİTİMİ,
MÜCAHEDE,
RİYAZAT,
SEYR Ü SÜLUK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)