23 Nisan 2016 Cumartesi

AŞKIN DÖLLENMESİ VE DOĞUM

Mürşid'in dilinden çıkan söz,müridin kalbine,kulak yolundan girerek munabbeti döller.Doğum gerçekleşirse,doğan çocuğun cinsiyeti erkek olursa Kutbiyet makamına kadar yükselir.Doğan çocuk kız ise kendisi ile birlikte etrafındakilerin imanını kurtaracak derecede irşada izin verilir.Eğer Mürşid'in sözü üzerine müridin kalbinde döllenme olmuyorsa kulak-kalp kanalında tıkanma vardır.

RIZKIN İKİ BOYUTU

Rızk deyince aklımıza hep maddi kısım gelir.Fiziksel olanı.Yiyecek,para v.s.Rızmın asıl önemlisi Manevi boyutu olanı.Ruhumuzla alakalı kısmı.Bu Bir bakış,bir an,bir Evliyaya rast gelmek,bir söz olabilir.Manevi rızk kalbimizi,gönlümüzü,ruhumuzu tamir ve takviye eder.Tıpkı yiyeceklerin bedenimize enerji vermesi gibi.Maddi rızkın posası olur da manevi rızkın posası olmaz.Maddi olarak en fazla iki kişilik kebab yiyebilirsin ama manevi rızkta doymak diye bir şey olmazmış.Acıkınca insan yemek arar,yahut ihtiyaç hasıl olunca para arar.Manevi rızka olan ihtiyacımızın ve açlığımızın işareti,vücudumuzdaki huzursuzluk ve strestir.Ne yazık ki maddi tıbbın ruh ve sinir hastalıkları bölümü,bu rahatsızlığı tedavide ilkel metodları kullanır.O da sarhoş edip unutturmak.

EHLİ TASAVVUFUN HAKİKİLERİ

Balın sahtesi mümkün olduktan sonra sahtesi olmayan hiçbirşey yoktur.Manevi yolun insanlarının hakikisinin ölçüsü siyasi olup olmadıklarıdır.İrfan dünyasında,siyasetle ilgilenmemiş ve onlara karışmamış olan şahsiyetler yolun hakikileridir.

ÖLÜMDEN SONRA SENLE BERABER OLANLAR

Bir Hadis-i Şerif'in beyanıdır:Ölümle birlikte malın seni terk eder.Dostların mezara kadar seni takip eder.İyi amellerin ölümden sonra seninle birlikte olur. Güzel huylar ölümden sonra,ay yüzlü kadınlar şekline girerek tabutun önünde salınarak giderlermiş.Biri elinden tutar,diğeri hatırını sorar,öteki sana yiyecekler,mezeler getirir,şekerler sunarmış.Bedenden ayrılınca sayısız güzellikte huriler,hayatta gösterilen sabırdan dolayı mezarda sana oğullar kızlar gibi sarılırlarmış.Kabir alemi yeni bir hayat.Ancak bu hayatın nüfusu sürekli artmada.ölüm diye bir şey olmamakta.Bu dünyada insan yaşlanınca kendisine itaatli,yardımsever evlatlarla birlikte yaşamanın mutluluğu nerde,asi isyankar evlatlarla  aynı evde yaşamanın ızdırabı nerde. Kabirdede aynı durum mevcutmuş.

ESRARLI KAİNAT KİTABI

Esrarlı kainat isimli kitabın yazarı Sir James Jeans olup bu eseri Ordinaryus Prof Salih Murat Özdilek türkçeye terceme etmiş olup kitabın ikinci sahifesinde yazılanlar şudur:"Yıldızlar arasında dünyamız büyüklüğünde yıldız pek az olup çoğu yüzbinlerce dünyaya içine alacak büyüklüktedir.Bunların arasında milyon kere milyon dünyayı içine alacak yıldızlara rastlıyoruz.Kainattaki bütün yıldızların sayısını yeryüzünün bütün denizlerinin kumsallarındaki kum zerreleri sayısı ile gösterebiliriz.Bu büyük yıldızlar ve yıldız kalabalığı uzay içinde kendi yörüngeleri içinde dolaşırlar.Bunların bir kaçı teşkil ettikleri kümeler ,guruplar halinde dolaştıkları halde çoğu yalnız kalmış seyyahlara benzer.Bu yıldızların içinde dolaştıkları kainat akıl almaz büyüklüktedir.Çünkü ışığı bize elli milyon senede gelebilen yıldız vardır.O kadar ki bir yıldızın diğerine yaklaşması ,tasavvuru güç olan nadir bir vakıadır.Bunların her biri boş bir okyanusta giden gemi gibi yalnız başına yolculuk yaparlar.Bizler,şu dünya üzerinde yaşayanlar ,kumlar sayısınca çok olan bu yıldızlar arasında ,bir kum tanesinin mikroskobun parçası üzerinde oturarak etrafımızı,uzayı ve zamanla çevrilen kainatın maksat ve mahiyetini keşfe çalışıyoruz."

BİR ÇİFTLİĞİN HİZMETLERİ VE HİZMETLİLERİ

Büyük bir çiftlik düşünün, ağaçları,meraları,suları,değirmeni,atı,öküzü,eşeği,meydanı,deposu evleri köprüsü v.s akla gelen her şey.Sahibi olan bir ağası vardır.Burada sayısız hizmetli ve sayısız hizmet vardır.Bu hizmetler ayrı ayrıdır.Hizmetlileri insan cinsinden de olsa gördükleri hizmetler  farklıdır.Bekçisi,fırıncısı,oduncusu,rençberi,çiftcisi,kasabı ,temizlik işlerine bakanı,ağaç bakımcıları v.s tümünün yaptıkları işler farklı olsada amaçları aynıdır.Çiftlikteki hayatı devam ettirmektir.Bu devamlılığın gereklerini birbirlerinden fiziken ayrı hizmetler oluşturur.Bu nedenle her hizmeti ifa eden hizmetlinin diğerine üstünlüğü yoktur.Makinanın her parçası ayrı görev görsede nihayet makina çalışır.Ancak bu hizmetler içinde kolay işler,zor işler,fiziksel olarak pis işler temiz işler vardır.Çiftlik ağasına yönelik özel hizmetler vardır.Bu yakın işlerle meşgul olanlar şüphesiz ağa nazarında diğerlerine göre daha hatırlı tutulur.Bu nedenle Yaratılan her şeyin sahibi,düzen devam etsin diye insanları aynı hizmetlerde görevlendirmiş,bu görev icra edilmektedir.Her zerre,ait olduğu nesnenin aşkından mesttir.Tüm mestliklere kaynaklık eden bir şarap vardır ki bu Hakk'ın cemalini müşahededen çoşar.

NEDEN ? VE NİÇİN ?SORULARINI SORANLAR

Bu soruları soranların aklı başındadır.Akıl Körün elindeki baston gibidir der Hz.Pir.Kör,elinde bastonu ile ancak zar zor vaziyette ve uzun zamanda mesafe kat edebilir.Neden ve niçin soruları akıldandır.Ancak mest olup sarhoş olanlar neden ve niçin soruları ile zaman kaybetmeyi edep dışı görürler.

İNSANLIĞIN ÇALINMASI

Bir ülkeki para birimi,altın yahut gümüş veya banknot dediğimiz kağıt yahut kıymetli madenler dir.Tüm ülkelerde tarih boyunca farklı nesneler para birimi olmuştur.İlkel toplum zamanına gidildiğinde de önümüze farklı maddeler çıkarsa da şaşmamak gerekir.Ancak,Hiç değişmeyen  ve değişmeyecek olan değer ölçüsü nedir?Alemin yaratıcısının değerleridir.O değerlerinin niteliklerini Peygamberleri vasıtasıyla insanları sürekli ikaz ederek iletmişlerdir.Güzel Ahlak.Efendimiz açık ve aşikar olarak noktayı koymuştur:"Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim"İnsanlıkla eşdeğerdir.Güzel ahlakı olmayan insanlık çizgisinden uzaklaşır.Bu nedenle Altınımızı,gümüşümüzü,kıymetli taşlarımızı çalanlara düşman oluruz.Ceza kanunlarına ağır cezalar koyarız da insanlığımızı çalanlara karşı sessiz kalırız.İnsanlarımızın insanlığı çalınıyor ey Devlet.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

SEVGİ YOLUNDA YÜRÜYEN HERKES PADİŞAHTIR

Allah'ı seven herhangi bir insana kul olmaz!Sevgi yolunda yürüyenlerin hepsi de padişahtır.orada kullara yer yoktur.Ancak onun huzuruna çıkan padişahlar yamalı elbiseler giyerler.Aşk yolunda asla hile olmaz.Çünkü Padişah,günahları setretmede sabırlıdır,mehil verir.Ancak aşk yolunda hileli davranışa asla sabredemez ve hemen foyasını yüzüne vurur.

AŞK DİYALOĞLARI

*Sevgili dedi ki:"Kapımı çalan kimdir?"Dedim ki:"Ben değerli köleniz!"Dedi ki:"Burada senin ne işin var?"Dedim ki:"Ey ay yüzlüm sana selam vermek,hatırınızı sormak isterim."
*Dedi ki: " Ne zamana kadar kapımın önünde duracaksın?" Dedim ki: "Sen beni içeri çağırıncaya kadar." Dedi ki: "Daha ne vakte kadar çoşacaksın,söylenip duracaksın? " Dedim ki : "Kıyamet kopuncaya kadar."
*O sırada ben ona karşı duyduğum sevgiden bahsettim.İçim yanarak aşk davasına giriştim.İspat için yeminler ettim.Aşk yüzünden malımı,mülkümü kaybettim,adım kötüye çıktı diye sızlandım.Sevgili dedi ki:"Bu dava için hakim şahit ister." Dedim ki:"Benim şahidim gözyaşlarım,yüzümün sarılığı da ravamın doğruluğunu,seni ne kadar çok sevdiğimi isbat eder "
*Dedi ki " Senin şahidin uygun bir şahit değil.Çünkü o yaşları döken gözlerin edebli ,terbiyeli olsalardı ,güzellere güzel bakarlardı;kötü bakıp ta kirletmezlerdi." Dedim ki:"Adaletiniz üzerin yemin ederim ki gözlerim de ,yüzüm de güvenilir,suçsuz,temiz kişilerdir."
*Dedi ki :"Yol arkadaşın kimdi ?Seni kim benim evime getirdi?"Dedim ki: Ey padişahım !Yol arkadaşım senin güzel hayalin idi " "Peki "dedi."Ben seni çağırmadım ki , seni buraya kim çağırdı?Dedim ki: " Senin hoş kokun,kadehinizin kokusu."
*Dedi ki : "Açık söyle,maksadın nedir ? " Dedim ki: "Sana daima vefalı olmak,dostluk etmek isterim " Dedi ki: "Benden ne istersin ?" Dedim ki: "Herkese,her şeye gösterdiğin lütfu iyiliği isterim,"
*Dedi ki: " Buraya gelirken gördüğün ve çok begendiğin yer neresidir ? ".Dedim ki :"Kayser'in köşkü "Dedi ki : "Orada ne gördün ?" Dedim ki:"Yüzlerce kerem,yüzlerce lütuf "
*Dedi ki :"Yol nasıl dı?Tenhamı idi?" Dedim ki: "Yolda yol kesenin korkusu vardı."Dedi ki:"Yol kesen kimdi?"Dedim ki:"Bu çıkışmanız,bu kaynamanız,bu ayıplamanız."
*Dedi ki :"Sence en emin yer neresidir ?"Dedim ki:"Zahitlik ve takva yeri !"Dedi ki:"Zahitlik dediğin nedir?"Dedim ki:"Selamet,esenlik yolu !"
*Dedi ki: "Nerede afet,bela var,ıstırap var?"Dedim ki:"Senin aşkının mahallesinde. " Dedi ki:"Sen orada ne halde idin,nasıl idin ?" Dedim ki:"Şikayet etmeden sana bağlılıkta,vefada,doğrulukta idim ?"
*Ben aşkı çok denedim.Fakat bu denemelerimden bir fayda olmadı.Kim denenmiş şeyi tekrar denerse pişman olur.
*Sonunda sevgili dedi ki:"Artık sus !Eğer ben aşkın nüktelerini,inceliklerini söylersem , kendinden geçersin de ne aklın kalır,ne fikrin." (Hz.Mevlana :Divan-ı Kebir)

22 Nisan 2016 Cuma

KİMLER'E AŞKTAN SÖZ AÇILMAZ

Şehvet peşinde koşanlara,bedenlere gönül verenlere aşktan söz açılmazmış.Çünkü onlar,korku ve ümit arasında yaşadıklarından sevap ve günah hesabı içinde imişler.Hz.İsa'nın ilahi aşkından,bindiği merkebe bahsedilmezmiş.Ateşe üflenirse ateşin kuvveti artarken,yere üflersen toz kalkarda yüzünü ve sakalını bulandırır.AŞIKLAR ALLAH'TAN GELDİ.Diğerleri ise Topraktan geldi.Allah'dan gelen Allah'a gider.Topraktan gelen toprağa gider.

HİCAZ DEMİRYOLUNUN CANLANDIRILMASI

Cennetmekan Sultan 2.Abdülhamit Han'ın ekonomik zorluklar içinde inşaasını yaptığı Hicaz demiryolunun tekrar tamiri için Türkiye Cumhuriyetinin girişim ve nakdi yardım yaptığı haberi bugün internet ortamında yer almıştı.Şüphesiz Ecdad yadigarı ile ilgilenmek varlığımızın ayrılmaz parçalarındandır.Nedense Ak parti iktidarının hiç dile getirmediği bir konu AYASOFYA'nın ibadete açılması konusudur.Ayasofya konusu,bugünkü Yönetici kadronun gençlik ve üniversite yıllarında daima kitlelere enerji konusu olmuştu.1925 yılından itibaren ibadete kapatılarak bir kambur gibi ülkenin siyasi hayatında durduğuna tartışmasızdır.Bu iktidarın,Ayasofya konusunu kaşımaması manidardır.Çünkü "ŞARTI VAKIF NASI ŞARİ GİBİDİR"sözünden anlaşılacak husus şudur:Vakıf yapanın koyduğu kurallar,Kur'an,Hadis gibidir.Fatih İstanbul'u fethedip Ayasofyayı ibadete açarak Vakıf haline getirmesi ve Ayasofya Vakfiyesini bilmemek mümkün değildir.Bu ülke,ne zaman Ayasofya'yı ibadete açma girişiminde bulunursa o vakit anlayın ki İktidar,Sadece Güç olarak ALLAH'I tanımaktadır.Bunun dışında hiçbir güç tanımamakta ve korkmamaktadır.Buyrun hodri meydan.4 dönem tek başına iktidar olma nimeti bugüne dek kimseye bahşedilmemiştir.Ayasofya halen Fatih'in vakfiyesine rağmen ibadete açılmayarak ezan sesinden mahrum edilmekte ise hesabını Hak Teala soracaktır.


Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

MUHİTTİN ENSARİ HAZRETLERİ-ALİ BABA

Anlatan Hakkı KONYALI.Kırıkhan Beyazid-i Bestami hazretlerinin türbesinin 4ncü kuşak hadimi.Muhittin Ensari hazretleri İstanbul'dan iki otobüs müridanı ile Beyazıd-ı bestami hazretlerinine geldiler.Bir hafta burada ikamet ettiler.Bir gün Mübarek niçin kızmışsa ve mesele ne ise Müritlerine kızarak "DEFOLUN"diye bağırarak müritleri kovdu.O esnada Seyyit Ali baba hazretleri ile Hayrettin Efendi aşağıdan yürüyerek hadisenin üzerine çıkageldiler.Ali Baba hazretleri "Hata yapmışlarsa ben affettim"diyerek müridana Şeyh efendinin ellerini öpün diye işaret etti.Mecliste Kilisten Bekir Canbolat'da var idi.Müridan ağlayarak şeyh efendinin elini öperken Muhittin Ensari hazretleri sarsılarak ağlıyordu ve sonunda Muhittin Ensari hazretleri yerinden kalkıp Ali Baba hazretlerinin elini öptüler.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

MUTLU DEDE

MUTLU DEDE bir cum'a günü Şişhanede ki Çürüklük Dergahından çıkmıştı.Evine gidecekti.Bir araba içinde bekliyordu.Yaklaştım.Camı açtı yüzüme dikkatle bakarak "Bu güzelliği nereden aldın ?"dedi.Şehadet parmağımla yukarıyı göstererek"Sahibinden"dedim.camı tekrar kapadı,sarsıla sarsıla ağladığını gördüm.Bu Mutlu Dedeyi son görüşümdü.Mutlu dede ile bu dünyada son mutluluğumdu.Gerisi mahşere kaldı".(Merhum Nezih UZEL)
Fatihte oturan Havlucu mustafa Mutlu isimli bu zat etraındaki bir gurup aşıkla birlikte dergahlarda gezerdi.Dede 1969 yılında dünyadan göçtü ve ihvan dağıldı.Aşağıdaki nefes Dede'ye aittir.


Bahrine aşkın dalmaya geldim
Şem'ine yârin yanmaya geldim.
     Men Aref dersin okumak için
     Mürşidi Kamil bağıne geldim
Zühdü Takvamı hiçe saymışem
Hemr-i vahdeti,içmeye geldim
     Aklı fikrimi,Hakk'a vermişem
     Mecnunem...Leylaya geldim.
İlmi Ledüni noktada gördüm
Ehli hal için feryada geldim
     Mutlu'nun yaşı sekseni aştı
     Hiçliğe talip olmaya geldim

BİR GÜN

Bir günü,24 saat olarak telakki etmeyelim de bir dönem dilimi olarak telakki edelim.Tıpkı,siyasette Milletvekilliği,Belediye başkanlığı dönemi gibi.Dönem dört yahut beş yıllık bir zaman dilimidir.İnsan oğlu anı yaşadığı için şikayet ve memnuniyeti ana göredir.Ancak dönem olarak değerlendirme yapıldığında o işin zarar mı yahut kar mı olduğu ,hayır mı ,şer mi olduğu anlaşılır.Bir nesneyi,gözüne ne kadar yaklaştırırsan görmen o kadar azalır.Gözüne bir santim mesafede olan bir nesneyi göremezsin.İnsan,Dönemsel olarak olayları ,hadiseleri,servetleri v.s değerlendirdiğinde gün bitiminde o şeyin hayırlı mı,şer mi olduğu konusunda sıhhatli fikre ulaşır.Acelecilik insanın hücresinde mevcut olmakla bir şeyin hayrımıza olup olmadığını dönemin bitmesinden sonra anlayabiliriz.Hükümetlerin başarılı olup olmadığı da dönem bitince belli olur.

SU,ATEŞTEN KORKMAZ

AŞK BENİM YANIMDAN GEÇTİ,BEN DE ONUN ARDINA DÜŞTÜM.Koşmaya başladım.Geri döndü,beni görünce kızdı.Kartal gibi üstüme saldırırdı.Beni bir lokma edip yutuverdi.O beni yutunca ,ben zamaneden de geçtim,dünyadan da kurtuldum.Artık hiçbir emelim,arzum kalmadı.Sanki çok tatlı bir denize daldım.Azabtan da kurtuldum,elemden de.Bu dünyada başa gelen bela lokmalarını yiyip sindirmeyen,ilahi aşk şarabının lezzetini tatmamış kişidir.Bu gerçeği bildikleri,bu gerçeğe güvendikleri için,peygamberler başlarına gelen belalardan şikayet şöyle dursun,onları şerbet gibi içtiler.Çünkü su,hiç bir zaman ateşten korkmaz (Hz.Mevlana)

DERVİŞLİĞİN İŞARETİ NEDİR?

Mevlana efendimiz bu hususta buyurmuştur ki:"Dervişliğin nişanesi,belirtisi;herkese elinden geldiği tadar iyiliklerde bulunan ,yardımcı olan,etrafa inciler saçan cömert kişi;tatlı dilli olup kimseyi incitmeyen ,değerli sözler söyleyen seçkin kişi derviştir.Yoksa herkesi aldatmak için yüz parçadan dikilmiş yamalı hırka giyen kişi derviş değildir.
Şeyh Sadi hazretleri dervişlikle alakalı olarak:"Tarikat,dervişlik insanlara hizmet etmekten,yararlı olmaktan başka bir şey değil.Tespih çekmekle,namaz kılmakla,hırka giymekle insan derviş olmaz."buyurmuştur

ELESTİN SÖZÜ

Elest aleminde "BELA"dediğimiz vakit aşk buna şahitti.Sürgün geldiğimiz bu alemde ,öteki alemin Bela'sı(Evet'i) bu alemde bela ve mihnet oldu.O alemin Evet'i zevk idi.Bu alemin Evet'i ise mihnet ve meşakkatir.Bedenin (cesedin)Zevki ile Elest'in "Bela"sı asla uyuşmaz.Dünyanın mihnet ve meşakkati uyuşur.Ters işler.Portrede,sağ el olarak resmedilen el,gerçekte modelin sol elinin olması gibi.Bu dünyanın ateşi,o dünyanın serinliği,bu dünyanın lezzeti,o dünyanın ateşi gibi olması.Algı hep böyle olursa insan yanılmaz.

DUYGULARIN DÖRT İŞLEMİ

Duygularımız bazan artar çoğalır,kabına sığmaz.Sonra azalır kaybolup gider de yerine soğukluk,ümitsizlik ve keder gelip kış rüzgarı gibi esmeye başlar.Bazen,para isteyen bir fakirin isteyiş tarzı,isteyiş sesi yahut istediği mekandan dolayı dolayı canımız sıkılır da boş çeviririz yahut madeni para ararız.Bazen,hayrımız ve yardımımız ifade edilsin,dile getirilsin diye cebimizdekinin tümünü veririz.Bu duyguları azaltan,çoğaltan,körelten ve taşıran kimdir?nedir?Bizim vücudumuzda ceryan ettiği ve "Hal"olarak bizim yaşamamıza rağmen kontrolü bizde değil.Bizim sandığımız ceset evimizde habersiz birisi yaşıyor ve tüm yetki ,irade onda.Duruma bakılırsa O asıl,biz iğretiyiz.İcraat onda,laf bizde.İş yapan o,övünen biz.Alim o,cahil biz.Duygularımıza dört işlem yaptıran  o ama ilk okul tahsilimiz halen devam ettiğinde bir türlü bu dört işlemi öğrenemeyen biz.

21 Nisan 2016 Perşembe

İNSANOĞLU

Duyulur bir sala sesi
Göçen kimdir, kimin nesi
Ağlaşırmış üç beş kişi
Başında insanoğlu

Pak olan felah bulur
Evlat dahi yaban olur
Eller, ayaklar kurur
Ölünce insanoğlu

Dört kişinin omzunda
Vedadır dosta, yarana
Bir tabutta musallaya
Koyarlar insanoğlu

Ölüm sana ne getirir
Bekler seni soğuk kabir
Dedin ise Allah bir
Kurtuldun insanoğlu

Gelir anda münker nekir
Sorarlar Rabbin kimdir
Geçmez imiş yalan fikir
Kabirde insanoğlu

Kabir kime cennet ola
Kimin içinse ateş dola
Gösterirler cümle kula
O zaman insanoğlu

Düzelt artık şu kalbini
Bilmek için lemyezeli
Uyandırırlar o gün seni
Mahşerde insanoğlu

Bakıldı ne var sende
Ne getirdin ol mahşere
Konur işin bir kefeye
Mizanda insanoğlu
09.04.2016

BASİT BİR HADİSENİN SEBEBİYET VERECEĞİ ONLARCA İHTİMAL

İki arkadaş işyerindeki koridorda karşılaşırlar.Elleri evrakla dolu olan,diğer arkadaşına selam vermeden geçer.Arkdaşında ilk etapta bu hareketten dolayı aklına gelen ihtimalleri sırlarsak:
1-Beni gördü ama görmemezlikten geldi
2-Kendini bir şey sanmaya başladı
3-Geçen ay borç almıştı.galiba borcunu ödemeyecek
4-Çok telaşlı idi,beni fark etmemiş olabilir
5-Yeni bir arkadaş buldu galiba,artık bize yüz vermiyor
bunun gibi onlarca ihtimali akla getiren nedir:Vehim kuvvetidir.İç alemimizde olan bir duyu kaynağı,var olanı yok,yok olanı var sanma gücü.Hayata bakışı düzgün,sevgi dolu olan kişide bu ihtimallerin menfi olanları bulunmazmış.

HAZRETİ HIZIR DUALARI

Dr.Münir Derman hazretleri  evliyaullahtan bir zat idi.Kitabında,HZ.Hızır A.S ın öğrettiği bir duayı sürekli okuduğunu belirtmiştir.Bu dua:"Ya Hak,Ya Mübiyn,Ya Habiyr,Ya Hadi,Ya Huyyu,Ya Gayyumu,Ya Evvelü,Ya Ahirü,Ya Zahiru,Ya Batınu".Niyazi Mısri hazretleri de Hızrıya-yi Cedida adlı eserinde anlatır:"Hızır (A.S)"Sabahleyin müezzin efendi ezan okurken "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah"dediği sırada ,kim iki elinin başparmaklarını öper  ve sonra her ikisi ile  ayrı ayrı göz kapaklarını mesheder,bir yandan da "Ya muhammed(SAV),Ey gözümün Nuru,Gönlümün aydınlığı Peygamberim"derse,ömür boyu kör olmaz"buyuruyor.

ÖĞÜT'ÜN EN KISA OLANI

Bir adam,Veli bir zatın huzuruna çıkar ve der ki:"Efendim,bana bir nasihatta bulunun da o nasihatı uygulayarak hayatıma istikamet verebileyim.Ancak benim öyle uzun uzun öğütleri uygulayabilecek gücüm yok.Mümkünse çok kısa öğüt olsun".Bunun üzerine Veli zat buyurur ki:"Evladım ! her geceni Kadir,her gördüğünü Hızır bil.Bu sana yeter".

BUDA'NIN GÖZ YAŞI

Anlatılır.Bir gün Buda,öğrencileri ile ders yapmakta imiş.Konu:Ölüm.Buda ,ölümün çok doğal,normal bir olay olduğunu anlatmakta iken içeri giren bir talebesi ağlamaktadır.Sebebini sorar:Öğrenci:"Efendil.Yaşlı bir komşumuz öldü.Hepimiz üzüldük.Çok rahat bir hayat sürmüştü.Hiç sıkıntısı olmamıştı,ama öldü"dedi.Buda ,dinledi ve sustu.sonra ağlamaya başladı:Bu sefer öğrenci meraklanmıştı:"Efendim siz ölümün tabi bir hadise olduğunu söylemektesiniz ama ağlıyorsunuz"deyince Buda öğrencisine döner:"Yavrum,ben adamın öldüğüne değil bomboş gelip,bomboş gittiğine yanıyorum.Hiç acı çekmedi,hiç sorun yaşamadı ,ıstırapla yanmadı,gözyaşını içine akıtmadı.Olgunlaşmaya imkan bulamadı,ham kaldı.Zavallı,tabiri caizse merkep geldi,merkep gitti ben ona ağlıyorum" demiştir.

İSLAMI YAŞAYAN BATININ YÜZÜ

İslamın bir çok umdeleri Batı'da hakkıyla yaşanmaktadır.İsveç Çelik endüstrisi ile ünlü olup,kaldığınız Otel'in lavabosunda"günlük traş olduğunuz jileti lütfen çöpe atmayıp belirlenen yere bırakın.Bu jilet tekrar çelik sektöründe işlenecektir"sözlerini görebilirsiniz.Yahut Müreffeh ülke olan İsviçrede İlaç prospektüsü dahil tüm kağıtlarınızı çöpe atmayarak biriktirin ve senenin belirli günleri görevlilerimiz bu maddeleri toplayarak tekrar kağıt endüstrisinde kullanacaktır tenbihleri ile karşılaşabilirsiniz.İlaç prospektüsleri tek sayfalık basit kağıtlardır.Zengin ülkenin bunu ihtiyacı mı var diyebilirsiniz.Ulusal çapta bu davranış KANAATİN ve israfı önlemenin zirvesidir.Dönüp adına İslam denen ülkelere bakalım.Petrolün çıldırttıkları,araçlarını altın kaplama yapıp Londra caddelerinde tur atmayı acaba ne olarak düşünmektedirler."Aç komşudan haberi olup olmamak"İslam'da bir ölçüdür.

GECELERE HASRET DUYMAK

Can bedenden ayrılınca ,gecelere hasret duyup özlem çekilirmiş.Efendimiz gece vakti miraca gitti,sevgiliye kavuştu. Hz.Musa'ya gece vakti ağaçtan ses geldi.Tüm bu manevi kazanımlar hep gece vakti olur.Gece vakti ay  ve yıldızların olduğu vakittir.Ay ve yıldızlar,Peygamber ve Evliyalardan kinayedir.Böyle bir zata ulaşanlar bu vakitlerin kıymetini idrak etmelidirler.Uyku,o zatlrdan uzaklık demektir.

AĞAÇ YAPRAKLARINDA NE YAZAR?

Baharla birlikte çıplak olan ağaçların dallarından yapraklar baş gösterir.Bu yapraklarda yeşil renkle yazılanların ne olduğunu ,ne demek istediklerini kitabın aslını okuyanlardan sorup öğrenmek gerektiğini Hz.Pir Mevlana Efendimiz söylemiştir.Bir ağaç yaprağının küçültülmesi yahut büyütülmesinden elde edilecek fotoğrafın aynı olduğunu bilim adamları müşahede etmişlerdir.Yani matematiksel olar bir yaprağın on katlık ölçülerle uzaklaşılmasında yahut mikroskopla büyütülerek içeri girilmesinden aynı görüntülere ulaşıldığını söylerler. Şeyh Sadi ağaç yaprakları için:"Ağaçların yeşil yaprakları gönül gözleri açık olan kişiler için Allah'ın kudretini,büyüklüğünü,yaratma gücünü anlatan birer defter gibidir"demiştir.

MEŞAKKATLİ HAC YOLCULUĞU

Yolculuğun yaya veya hayvanatla yapıldığı dönemler için Hac yolculuğunun fiziksel zorlukları ve yol tehlikesi nedeniyle Hac için "Meşakkatli yolculuk"tabiri kullanılmıştır ayette.Bugünün dünyasında Hac yolculuğunun meşakkati nedir?Kurumlar,şirketler,ücreti ödediğin takdirde tüm organizeyi yapmakta,Uçakla üç-dört  saat içinde bu mekana ulaşılmakta,konforlu otellerde konaklanmakta,Hac mekanları her türlü konforu barındırmakta iken "MEŞAKKAT"kavramı ne olmuştur?Bugünün imkanları,Meşakkat kavramının fiziksel boyutunu ortadan kaldırmış olsa da Meşakketin manevi boyutu devam etmektedir.Eğer Kabe'den murat Mekke'deki yapı ise meşakkat kalkmıştır.Hacc'dan murat İnsan-ı Kamil'i bulmak ve onu ziyaret ise bu meşakket bugün de devam etmektedir.Hem de artarak.Çünkü,nefsani hazlara ulaşma vasıtaları ziyade olmuştur.Bu kadar çeken ve çağıran cazibe merkezlerine gözlerini kapayıp,kulakları tıkamak "ER KİŞİ"işidir.Ali imran suresi 3/97 ayeti:"Allah evine giren kurtulur,eman bulur"buyurulurken nefis düşmanından kurtulup emin olmak hangi eve girmekle mümkündür?

İNSANI KAMİL İLE GEÇİRİLEN ZAMAN

Bu zaman dilimi çok süratli geçermiş.Dünya hayatında böyle bir manevi kapı bulupta,yaşarken o mübarek vücuddan tam anlamıyla yararlanamayanların hasretinden  bloğun önceki yazılarında söz etmiştik.Şeyh Sadi hazretleri güllerin ve lalelerin ömürlerinin az olduklarını anlatmak için şunları söylemiştir:"İstedim ki gülün ve lalenin karşısında şarap içeyim.Sürahiden kadehe şarabı dökünceye kadar bahar geçti gitti". 

ASANI BIRAK,NALINLARINI ÇIKART EMİRLERİ

Hz.Musa Peygamber'e Tur dağında Cenab-ı Hakk'ın emirleri.İrfan dünyasında bu emirler şu manalara gelir:Asa:Dünyaya ait bütün istekler,akraba,sevdikleri ve en yakın dostları ile alakalı duyguların gönülden çıkartılmasıdır."Ayağına giydiğin nalınları da çıkar at"emrinden sadece dünyaya ait zevk ve güzelliklerin değil,ahirette vaadedilen zevklerinde gönülden çıkartılması istenmiştir.Gönül evine Cenab-ı Hakk'dan başkası sığmaz.Bu hususta Peygamberlerin çok hassas davrandıkları ve kıskanç oldukları malumdur.

HÜDDEMİ OLANLAR

Nasıl dünyevi makam sahiplerinin,hizmetli,makam şöförü,özel kalem müdürü,koruma v.s nam altında sadece onun hizmetlerini yerine getiren yardımcı unsurları var sa Manevi makam sahibi olan kullarına Yüce Yaratıcı,"HÜDDEM"tabir edilen yapısı manevi boyutta bir yardımcı verirmiş.Bu güç üzerinde manen tasarruf ederlermiş.Bazı Evliyaullah,Hüddem sahibi olmasına rağmen bir ömür ona hiç iş buyurmazmış.AZİZİM şöyle anlatmıştı:Hüddem sahibi bir veli,aç kalmıştı.Onun bu halini gören hüddemi,hemen bir başka mekanda bulunan bir şahsın mutfağında pişmiş vaziyette dolma kazanını fiziken almış ve Veli'nin önüne getirmesi üzerine,Veli sormuş:Nerden getirdin?Hüddem filancanın mutfağından deyince Veli tekrar yerine iade etmesini emredip "Yemeği ocağa bırakan kadın,tekrar mutfağına döndüğünde ocağın üzerinde bu kazanı göremezse akıl zaafiyeti geçirirse ne yaparız"demiştir.Hüddem,Cenab-ı Hakk'ın manevi askerleridir ki Dünya hayatnı devam ettirmekte olan Veli'lerine bir ikramdırHz.Süleyman peygamberin ifrit,Peri ve Cinler'den oluşan bir takım yratıklara,manevi olarak tasarruf edip onlara iş gördürmesi (Dalgıçlık yaptırıp denizden inci çıkartmak,bina yapımı v.s)tefsir kitaplarında mevcuttur.

PADİŞAHLARIN FAKİRLİĞİ

Hem Padişah olacak hem de fakir.Hem askeri ,uşağı,halayığı olacak hemde işini kendi yapacak,hem taşı altın edecek kudrete sahipken nafakasını kendi temin edecek,hem üzeri para dolu iken harcamayıp Rezzak'ın ekmek göndermesine intizar edecek.Mana Sultanlarımıza(Evliyaullah'a)has olan bu davranışların tabakat kitaplarında çok örnekleri vardır.Seyyid Ali baba hazretlerinin (1879-1984)uzun iç gömleğinde üç cebi olduğu ifade edilirdi.Bu üç cep üzerinde külliyetli para olurmuş.Ancak bu üç cebe ait paralarında sahipleri farklı imiş.AZİZİM anlatmıştı.:Ali baba rahmetullahı aleyh Bir beldede bulunurken üç gün aç kalmış.Hiç kimse kendisini yemeğe davet etmemiş ve kendisi de kimseden bir şey isteyememiş.Azizim sormuş:"Baba,cebinde hiç para yokmuy du ? da bir bakkaldan ekmek alsan da nefsini köreltse idin.?"diye sorunca Hazret şu cevabı vermiş:Ceplerim para ile dolu idi.Ama para benim değildi ki!"Üç günün sonunda merhamet sahibi birisi evine davet ederek misafir eylemiş.Ali Baba hazretleri,prostat ameliyatı olmadan önce Dörtyol'da kalırken Haftanın 7 gününü ayırdığı yedi aile vardı.o gün bu ailelerde kalma sırası idi.Bunlardan birisi de Dörtyol'da uzun yıllar Asliye Hukuk hakimliği yapıp,sonradan tayini Üsküdar'a çıkan muhterem insan Hakim Battal ZOROĞLU idi.Diğerleri Ali KENANOĞLU,Muzaffer İKİZ,İrfan SÖNMEZ idi.Hepsi de güzel insanlardı.Dünyaya ait güzelliklere (para,eşya,tarla takım v.s)aldırış ve itibar etmeksizin,yahut Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu manevi makamlara mahsus tasarrufata meyletmeksizin sadece onun aşkını düşünmek azim bir imtihan imiş.

"BİZ"SİZ VE "BEN"SİZ OLMAK

Ben ve biz duyguları ayrılığı ve varlığı meydana getirir.Halbuki vücud varlığımızı düşündüğümüzde bu makina üzerinde hiçbir tasarruf ve irademizin olmadığı aşikardır.Kalbimiz,midemiz,ciğerlerimiz,ramarlarımız,beynimiz v.s bilincimizde ayrı olarak çalışmalarına  ve kendilerine ait görevleri ifa etmeye devam etmektedirler.Ben ve Biz diyebilecek hiçbir meta'ya sahip değilken  bu kavramları kullanmak aldanıştan ibaret olsa gerek.Zaten bu kavramlar yer yüzünde bozgunculuk yaratmaktadır.Biz ve Ben kalktığı zaman orta yerde gizli olan Mevcud aşikar olacaktır.Bensiz ve bizsiz kaldığımızda mutluluklar başlayacaktır.

20 Nisan 2016 Çarşamba

EN ÖNEMLİ DEĞER



En önemli-değerli sermayemizden birisidir Zaman.Zaman bir emanettir,doğumla verilir ölümle geri alınır..ve bu emaneti harcamamızdan sorguya çekileceğiz.El-Biruni ,Müslüman Matematik alimidir.Ağır hastalığı devam ederken bulunduğu şehrin Hükümdarı ziyaretine gelir ve sorar:"Üstad,bir emriniz varsa başımız üstüne"deyince Büyük alim cevap verir:"Sultanım,kafamda matematiğe ait çözemediğim bir soru var.Emir buyurun memleketin ünlü matematikçileri gelsinde bu dünya hayatımdaki son gecemde bu soruya çözüm bulup mutlu bir şekilde bu dünyaya veda edeyim"deyince Padişah isteği yerine getirilir ve ünlü matematikçiler gelirler.Güneşin doğmasına yakın bir zamanda çözüme varırlar.El-Biruni onlarla vedalaşır ve neşe içinde Huzur-u Hakk'a göçer.

KÜÇÜCÜK SORULAR

Küçük sorular sorulur:"Minicik de olsa bir güzelliği yaşadın mı?Bir açı doyurdun mu?bir fakiri giydirdin mi?bir gariban çocuğu okuttun mu?Bir hastayı tedavi ettirdin mi?Ziyaretçisi olmayan bir hastayı hastahanede ziyaret ettin mi?Bir fakir kızın çeyizine yardımcı oldun mu ?Gecenin ilerlemiş saatinde ıstırap çeken hastalar için dua ettin mi?Memleketin selameti için idarecilerimizin başarılı olması,Askerlerimizin,polislerimizin selamet içinde bulunması yönünde dua ettin mi? Bu sorular uzar gidir.Minicik gözükse de tebessümü sadaka sayan inancımızda yaşayabileceğimiz duygular.Yaşadığmız sürece bu küçük işleri niçin başarmamaktayız.Bir şiirde (Harp poemi)şair şunları söylemektedir:"İŞTE BİZ BÖYLE YAŞADIK KARDEŞİM,SİZDEN NE HABER?".Bize sizden ne haber diye sorduklarında soruya karşı makul cevaplarımız olmalıdır.

YAŞADIĞIMIZ SÜRECE İYİNİN YANINDA OLMAK DÜŞÜNCESİ

Cenb-ı Hakk insan oğluna tüm dünyayı Müslüman etmek vazifesi yüklememiştir.Biz vazifeyi hep dışarısının tanzim edilmesi şeklinde algılamışızdır.Zaten bu algı sonucu bazı şahıslar,Dini kabul etmeyerek dini yaşamayanları dünyadan yok etmenin bir görev ve cihat olduğunu sanarak ve iddia ederek terörü başlatmışlardır.Asr suresinde sırasıyla belirtilen kavramlar derinine tefekkür edilirse hakikat anlaşılır.İman etmek-güzel amel işlemek(yaşamak)-Hakkı tavsiye etmek-sabretmek.Bu dört umdenin içinde zorla yaptırmak,öldürmek varmıdır?yoktur.Peki nerden çıkar öldürmek?Nefisten çıkar.Çünkü nefsin yedi sıfatı içinde bağy(zorla yaptırma)duygusu vardır.Şiddet bu duygunun içindedir.Bu nedenle Hak Teala önce bize,evimizin içini süpürüp süpürmediğimizi,sonra evimizin önünü süpürüp spürmediğimizi soracaktır.Komşunun evinin önünü niçin süpürmedin diye sormayacaktır.Tevfik Fikret söylemiştir:"İnan Haluk !ezeli bir şifadır aldanmak".acaba şifamıdır değilmidir ahirette görülecektir.Gayretimiz ve yönümüz iyinin yanında olmak olmalıdır.

GİZLİ HAZİNE

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin kısa bir kitabının ismi "Gizli Hazine"dir.Bu kitap bir Hadis-i Kutsi'nin şerhidir.Davut (A.S):"Ya Rabbi insanları ne için yarattın"diye Cenab-ı Hakk'a niyazda blundu.Bunun üzerine Cenabı Hakk buyurdu ki:"Ben gizli bir hazine idim.Bilinmeyi sevdim,istedim.Beni bilmeleri için insanları yarattım".Bu hadis-i Kutsi hakkında hadis alimlerinin itirazı olsa da Hz.Muhyiddin ibni Arabi hazretleri "Seneden zayıf keşfen sahihtir"buyurmuştur.Bu kelam bize Evliyaullah'ın,doğrudan Resulullah efendimize soru sorup cevap almanın mümkün olduğunu gösterir.Bu durum ayetin beyanına da aykırı değildir.Çünkü Ayet:"Allah yolunda öldürülenler diridir siz bilmezsiniz"buyurmakla diri olan biri pek ala konuşabilir,görünebilir.Dirilerin var olduğu bu boyutları müşahede edebilmek ve onlarla görüşebilmek HAL işidir.Söze (Kal)getirildiğinde dünyada yaşamaya devam eden dünyeviler bu hususu inkar ederek deli yakıştırmasını yaparlar.HAY olan ölülerle konuşmak aklın tartabileceği bir ağırlık olmadığından Bilinmezlik boyutuna taşınmıştır.

SÖZÜN ŞÜKRÜ

İnsanın verdiği söz Elest aleminde "EVET SEN BİZİM RABBİMİZSİN"sözü olup bu sözün şükrü ise bu dünyada ŞİKAYET ETMEDEN,HAKK'DAN GELEN BELALARA,ISTIRAPLRA SABRETMEKTİR.Ses çıkarmamaktır.Tevazu simgesi olan toprak gibi olması gereken bu beden üzerinde biten nefis otlarını kurutabilirsek,aşk ateşi kuruyan o otları kolayca yakıverir de bu yanmadan meydana gelen kül,toprak kimya gibi dertlere derman olur.

HABİBİ HUDA

Tariften acizdir seni şu kalem
Senle şeref buldu cami alem
Hicranın yakar beni her dem
Habibi Huda Ya Rasulullah
Gülünce Sen, gülerdi melekler
Pervanen oldu cümle felekler
Aşıklar sana hasret çekerler
Habibi Huda Ya Rasulullah
Yüzüne bir hüzün çökse senin
Tadı olmaz on sekiz bin alemin
Hasretisin Veysel Karani'nin
Habibi Huda Ya Rasulullah
Senden haber verdi cümle nebi
Bekledi asırlarca dünya seni
Bir gülüşün her şeye değerdi
Habibi Huda Ya Rasulullah
Dengin yok cihanda, teksin sen
Bir geçişle geçtin, şu alemden
Kokun gelir bize ta ötelerden
Habibi Huda Ya Rasulullah
Yanında hasret çekerken Ebu Bekir
Neylesin şimdi şu garip, şu fakir
Varlığın özüsün, şanın çok yücedir
Habibi Huda Ya Rasulullah
17.04.2016

DİN MUMUNUN ATEŞİ

Din mumunun ateşi bu dünyada Evliyaullahtır.onunla düşüp kalkan onun sıfat ve huylarından etkilenir ve o huylara sahip olur.Allah’ın vahyini onun konuşmalarından duyarsın.Mana kulağı açık olan kişiye ,Allah hakikatı gören göz ihsan eder.
Şeyh Şadi hazretleri bir şiirinde buyurmuştur ki:
“Ey Bülbül,aşkı pervaneden öğren ! Yandı,can verdi de sesi çıkmadı.Benlik peşinde koşan bu sahte aşıklar,Allah’ı istemekten habersizdirler.Çünkü ona kavuşup haberi olanlardan  da bir haber gelmedi.”

MANEVİYATIN SARHOŞ EDİCİ ŞARAPLARI

 Maddi şarabın ,kişiyi sarhoş ederek içinde bulunduğu gam ve endişe dünyasından insanı uzaklaştırıcı tesirinden dolayı insanlar içkiye sarılırlar.Kendi iç dünyalarında bulamadıkları iç huzurunu şarapta bulduklarını sanırlar.Halbuki,şarabın yaptığı tesir,gam ve endişelerin doğduğu içsel kapının önüne bir perde çekmek gibi yapay,suni basit bir olaydır.Gam ve Endişeyi içimizden def edip çıkartma değildir.Bu tıpkı,ağrı çeken bir kimsenin bu ağrının acısını dindirmek için ağrı kesici hap içmesi gibidir.Hap,ağrının kaynağını ortadan kaldırmıyor,uyuşturarak acı duymamızı erteliyor.
Manevi şarap ise Hak Tealaya duyulan özlemdir.İçimizdeki gam ve endişeleri tamamen ortadan kaldıran bir etkisi vardır.İlk kadeh içildiğinde insan dirilir.ikinci kadehte,görmediğin alemlerde gezmeğe başlarsın.Üçüncü kadehi içtiğinde ne olacağını söylemem demiştir Hz.Pir efendimiz.



MANEVİ BÜYÜKLERİN ZİYARET SAATLERİ

Manevi büyüklerin ziyaret saatleri önemlidir.Bir kısmı akşamdan sonra hiç kimse ile görüşmezmiş.Gece ibadeti nedeniyle yatsı namazından sonra “Yat borusu çaldı”diyerek kapıyı kapatırmış.Gündüz mesaisinin etkin olduğu şehir hayatı ancak geceleri ziyareti mümkün kılarsa da Manevi büyükler bu ziyaret saatlerinde insanların fedakarlıklarını ölçmek için Öğle namazından sonra ikindi namazından öncesi vakitleri işaret göstererek- ki bu saatler dünya meşgalesi için yoğun saatlerdir-bu saatler arasında ziyarette en yüksek faidenin sağlanabileceğini belirtirler.İnsan-ı Kamil’in ziyaretinden en verim alabileceğimiz zaman dilimi  saati Saat 13.00 – 15.00 arasıdır.

BÜYÜKLERE HİZMET EDENLERDE AVANTAJI OLANLAR

AZİZİM anlatmıştı:Bir Manevi büyüğe hizmet edenlerden üç kişi (Şöförü,Kapısında duran perdedarı(mübarek zatla diğer insanları görüşmelerini ayarlayan protokol sorumlusu)ve meczuplarla  ilgilenenin maneviyat sahibinden faydalanması diğer insanlara nazaran %50 ziyadedir.



ÖLÜLERİN ARASINDA YAŞAMAK

Her maddenin bir kokusu vardır.Manevi  olan duyguların  da kokusu vardır.Nefsani olan kimselerin sözlerinden  bir soğukluk yayılır.Çatlaklık bulunan bir toprak testinin çıkarttığı ses fiske vurduğunda çatallıdır.Kırık olmayan testide bu ses olmaz.Mesnevii Şerifi’in son hikayesinin son bölümünde bir insanı anlamak yöntemlerinin örneği verilmişti.Birinci çocuk demişti ki:Ben karşımdaki insanı sözlerinden anlarım.Bu çocuk,insanda zahiri ibadet arayan,elinde tespih,bedeninde sakal ve takke yi yeterli bulan EBRAR TAİFESİDİR ki çok ibadet edenlerin necat bulmuş kişiler olduğuna inananların örneğidir.Birinci çocuğun düşüncelerine itiraz gelmiştir:Ya karşındaki şahıs konuşmayıp sükut durursa !.Bu durumda ikinci çocuk demiştir ki :Sükut ederek onu  konuşuncaya kadar beklerim .Bu ikinci taife:Nefis ve Ruh tezkiyesi ile meşgul olan AHYAR denilen taifedir.Sükut ve sabır ederek  karşısındaki kişiden işaret zuhurunu beklerler.Bu ikinci taifenin davranışlarına karşı denmiştir ki :Peki  karşıdaki kişi,senin bu niyetini bilerek bilinçli konuşursa ?sualini sormuşlar.Üçüncü şehzade ise şu yöntemi ileri sürerek dünya ve ahiret mükafatını almıştır:Karşımdaki şahıstan dolayı benim kalbimde hangi duygular oluşuyor.Bu örneklerle Mevlana Efendim
iz aslında bizlere bir ışık tutmuştur.O ışıkta şudur:Karşınızdaki insanın dilindeki tespihe,sözlerindeki hamd’i yeterli görmeyin.Sakal bırakmış,takke,sarık takmış olması sizleri aldatmasın.Hatta yaşantısındaki zühd ve takvada  onun nefsinin bilinçli bir şekilde görünerek aldatış  olabilir.Siz kendi kalbinize bakın ki bu şahıstan  size Manevi bir enerji akışı var mı?


19 Nisan 2016 Salı

ZAFERİN SARHOŞU OLMAYANLAR-AMİRAL TAGA

Yıl 1905.Çuşima Deniz Savaşı yapılıyor.Rus donanması ve japon onanması.İki tarafta tüm güçlerini sarfederler ve zafer japon donanmasının olur.Rus amiral esir düşer.Japon Amiral Taga'nın huzuruna çıkartılacaktır.Tedirgindir.Acaba kendisine nasıl bir muamele yapılacak,hakaret ve işkenceye mi muhatap edilecektir.Taga,rus amiralı görür görmez ayağa kalkıyor,elini uzatıyor"Hoş geldiniz amiralim"diyor.Son derece değer verip,nazik,kibar hareketlerle hatırını soruyor ve tesille etmek için:"Üzülmeyin,çok güzel savaştınız ,ama kader bize güldü"diyorsSonra Amiralin bir isteği olup olmadığını soruyor:Rus amiral yaralı olduğunu ve tedavisini istiyor.Derhal emir verilip Rus amiral hastanaye yatırılıyor.Hasta odası her gün çiçeklerle dolduruluyor.Taga her gün amirali hastahanede ziyarete gidiyor.Nazikçe kapısını çalıp topuk selamı veriyor"Sayın amiralin bu gün bir emirleri olacak mı?".Rus amiral iyileşiyor.Merasimle memleketine uğurlanıyor.Rus amiral memleketinde görevinden azlediliyor.Anılrını yazarken köşesine çekildiğinde,diyor ki:"Amiral Taga beni iki kere yendi,önce savaşta,sonra insanlıkta.Hayatımda kimseden görmediğim ilgiyi,sevgi ve saygıyı Taga'dan gördüm".
Bu ülkenin kahraman Mehmetçikleri Çanakkale savaşında amiral Taga'nın yaptıklarının çok ötesinde insanlık göstermişlerdir.Bu gün bunlar neslimize anlatılmadığı gibi,bizi idare eden siyasilerimiz bu hususu yaşantılarında göstermemektedirler.10.000 güvenlik görevlisi ile halkla buluşmanın izahını anlamak mümkün değildir.

KENNEDY'nin cebinden çıkan not

Amerikan Cumhurbaşkanı Kennedy,Teksas eyaletinde vurulduğunda ,cebinden oğün söyleyeceği bir nutuk çıkmıştı.Nutukta İshak Peygamberin bir sözü blunmaktaydı:"YOL UZUN,YÜK AĞIRDIR.BU YÜKLE ,BU YOLA KATLANAMAZSINIZ.YÜKLERDEN KURTULUNUZ"Kurtulunması gereken yükler acaba ne idi?şÜPHESİZ İLK AKLA GELEN ŞEY,NEFSİN İNSANA YÜKLEDİKLERİ YÜKLERDİ."Öncü ol,önder ol,Zengin ol"v.s kelkinlerinin yükleriydi.

SÖYLEDİKLERİNİ YAŞAMAK YAHUT YAŞAMADIKLARINI SÖYLEMEK

Anlatılırki Danimarkalı filozof Şaren,Kopenhag'da doğmuş,Liseyi ve sonrasında gittiği ilahiyat fakültesini birincilikle bitirdikten sonra Kopenhag'ın en büyük kilisesine papaz olarak atanır.Bir kaç yıl görev yaptıktan sonra istifa dilekçesi sunar.İstifa dilekçesinde der ki:"Bu görevi yapmaktan artık utanıyorum.Bütün yaptığım iş ,bir hafta kitap okumak ,sonra bu okuduklarımı .hafta sonunda beni dinlemeye gelenlere nakletmek.Kendimi bir papağan gibi görmeye başladım.O yazılanları içime sindirmeden,günlük hayatımda yaşamadan ,sadece naklediyorum.Bu beni artık sıkmaya ,üzmeye,bunaltmaya başladı.Yaşanmayan,günlük hayata intikal ettirilmeyen inançların ,duyguların,düşüncelerin ne kıymeti kalır.Aldanışların en kötüsü ,insanın kendi kendini aldatması değilmidir?Bu nedenlerle ,kendime karşı saygımın devamı için istifa ediyorum".
Kainatın Efendisi buyurmaktadr ki:"Allah'ım.Faydası olmayan ilimden sana sığınırım".Faydası olmayan ilim,yşanmayan ilim olsa gerektir.KİTAPTAN OKUNMAKLA ,İŞİTİP EZBERLEMEKLE bir husus öğrenilmez.İnandığını yaşamakla öğrenilmiş olur.Televizyonlara baktığınızda Din adına konuşanların hepsi hırçındır.Mehmet Akifin deyimi ile "nazarlardan taşan mana ibadullahı istihkar" dır.Yani ibadet edenlere hırçın bir şekilde hakaret etmektir.Samimi olarak inançlarını yaşamayanlar,üstelik o inançlarını mevki makam para pul şöhret siyaset yolunda kullananlar er geç hayatın tokadını yemeye mahkumdurlar.Tarih buna şahittir.ASR suresinde ancak inananların,inançlarını yaşayanların ve birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye edenlerin hüsrandan kurtulacakları yazılıdır.

ETİN TERBİYESİ OLUR DA SESİN TERBİYESİ OLMAZMI

Eti terbiyeleme usulleri vardır.Yumuşak düşmesi için .Sarımsakla ve yoğurtla karıştırıp bir müddet bekletirler.Bu yöntemle et yumuşak bir konuma gelir.Etin terbiyesi olduğu gibi sesin de terbiyesi mevcuttur.Ancak bu terbiyenin yöntemi farklıdır.Nefsin sıfatlarından sıyrılarak ahlakını güzelleştirmiş kişilerin sesleride bu güzel ahlaktan nasip alarak terbiye edilmiş ve konuşmasıda güzelleşmiştir.Asabi mizaçlı,kavgacı,bencil,hırçın tiplerin sesi asla terbiyeye müsait değildir.Biyolojik olarak tetkik edilse sesin terbiyesi ile güzel ahlak arasında  bir irtibatın bulunacağı keşfedilecektir.

KUR'AN VE MESNEVİNİN İLK KELİMELERİ

Kur'an "OKU" diye başlar.Mesnev-i Şerif "DİNLE"diye başlar.KONUŞ diye başlayan bir kitap yoktur.Cenab-ı Hakk dinlemenin önemini belirtmek için insanda bir dile karşılık  iki kulak vermiştir.Ama peygamber vardır ama sağır peygamber yoktur.Yanmak sükut iken tütmek,duman çıkarmak konuşmaktır.Mutluluk ve huzur kimsesizliğin içinde gizlenmiştir.Vücudumuz bir mabettir.İçinde bize bizden yakın olan vardır.Mana aleminin kapıları sabır,edep,tevazu şükür ile açılır.Sessizlik kişiyi özgür kılar

YANLIŞ YERDE ARAYANLAR

Büyük sufi kadın Rabiatül Adeviyye,evinin önünde yerde bir şeyler ararken gören komşuları merakla sorarlar:"Ya Rabia !ne arıyorsun?"Sultan cevap verir:"İğnemi"Komşular da başlarlar birlikte aramaya ancak bir türlü bulamazlar.Sorarlar:"En son iğne elinde iken nerede idin ne yapıyordun?Cevap:İçeride bir sökük elbise dikerken iğne elimden kayboldu"deyince komşular gülerek:"İlahi aşk olsun.Evin içinde kaybettiğin bir iğne dışarı bahçede aranır mı?"deyince büyük Sufi manalı bir cevap verir:Niye o kadar hayrettesiniz?Aramızda ne fark var ki?Sizin yaptığınızı yapıyorum.Sizde içinizde kaybettiğiniz huzuru ,mutluluğu dışarıda arıyorsunuz"