Günlük hayatta görüştüğümüz insanlardan bize bazı nakiller olur. Yahut uğraştığımız dünyevi işlerden doğan manevi yükler olur. Bunlar bizim kalbimizi ve ruhumuzu meşgul eden toz ve örtülerdir. Bunları safra(yük)olarak telakki etmek gerekir ve bu yüklerden kurtulmanın yollarının başında sadaka, tasadduk, evliyaullahın hayatta olanını ziyaret yahut türbeleri ziyaretle meczubana para vermekle mümkün olur imiş. Hatay'la alakalı bu merkezler Dörtyol Ali baba Türbesi, Belen Gazi Abdurrahman paşa türbesi, Kırıkhan Beyazid-i Bestami hazretleri, Antakya Habib-ü Neccar türbesi. Bunlar bilinen ve meşhur olanları. Bazı bilinmeyen ve daha özel olanları da mevcud olup ehline malum imiş...
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
5 Mayıs 2020 Salı
NİÇİN 20 YAŞ ALTI YAHUT 65 YAŞ ÜZERİ?
Şüphesiz bu kriter belirlenirken fiziksel, tıbbi gerekçeleri olabilir. Ancak zahirde husule gelen tasarrufları, zahir yetkilisi bir sebebe binaen yapar da, bu kararın batındaki kaynağının hikmet nedir?Yahut daha açık bir deyimle Hedef 2023 işareti Cumhurbaşkanınca farklı maksat için söylenirken ehlullah 2023 lafzını farklı nedenle söyler.
Bunu niçin söyledim. Azizim Necib Sultan görüşmemizde bu iki gurup insanla (20 yaş altı, 65 yaş üstü) alakalı gündemdeki corona akabinde vuku bulacak işlerden bahsetti. Muhatap bu iki grup için "Dedesi erik yemiş, torununun dişi kamaşmış" kelimesini de kullandı."Bayramdan sonra görüşelim" dedi. Hayr olur inşallah, Hükümetin karşılıksız para basmasından bahsetti."Bir virüs belası çıktı, harp marp durdu" dedi."Kimseden niye çıt çıkmıyor" dedi. Belki bunlar içi doldurulması gereken cümlelerdi. Amma Ricalullah'ın sözlerini ancak zaman açıklar.Sabır gereklidir..
Bunu niçin söyledim. Azizim Necib Sultan görüşmemizde bu iki gurup insanla (20 yaş altı, 65 yaş üstü) alakalı gündemdeki corona akabinde vuku bulacak işlerden bahsetti. Muhatap bu iki grup için "Dedesi erik yemiş, torununun dişi kamaşmış" kelimesini de kullandı."Bayramdan sonra görüşelim" dedi. Hayr olur inşallah, Hükümetin karşılıksız para basmasından bahsetti."Bir virüs belası çıktı, harp marp durdu" dedi."Kimseden niye çıt çıkmıyor" dedi. Belki bunlar içi doldurulması gereken cümlelerdi. Amma Ricalullah'ın sözlerini ancak zaman açıklar.Sabır gereklidir..
NECİB SULTAN'DAN
Necib Sultanım anlatmıştı. Adam fukarai sabirinden imiş. Evlenmiş. Fakirlik mevcut. Ancak ehlullahın fakirliği farklı bir fakirliktir. Bir müddet sonra hanımı ayrılmaya karar verir. Kocasının bir işi yok. Kadın kendi kendine der ki yarın olsun ana babamın evine gideyim. O gece Efendi yatar. Hanımına der ki üşüyorum üzerine yorgan at. Hanımı yorgan atar. Efendi tekrar eder bir yorgan daha at. Bu minvalde üzerine sabaha kadar en az on kat örtü (yorgan, kilim, çarşaf v.s) atılır. Efendi ekenden sabah namazına gider. Kadın evden ayrılmaya karar verdiği için bakar ki kocası dışarıda gelince terk edeyim der. Bir zaman sonra kapısını birisi çalar. Kadın hayret eder, bu vakitte kapıyı kim çalmıştır. Dışarıda bir adam katırın sırtında bulunan yükleri indirmekle meşgul. Adam bir yığın yiyecek getirmiştir. Adam tüm eşyaları eve bırakır ve Efendiye selam söyle sağolsun dün gece bizi soğukta donmaktan kurtardı."der gider. Kadın getirilen yiyeceklerden sabah kahvaltısı hazırlar. Efendi eve geldiğinde bir bakar ki mükellef bir sofra hazır. Hayretle hanımına "Bunları kim getirdi ?" der. Karısı bu sefer kocasına kızar;"Soğuktan donmaktan kurtardığın adam getirdi, bilmiyor musun?" der.
Hadise şöyle imiş:Adamın biri, gece vakti, şehre satmak üzere eşya getirmek üzere katırı ile yola çıkmış. Çıktığı vakit ay aydınlık imiş bir müddet sonra kuvvetli bir tipiye ve soğuğa muhatap olmuş. Donma tehlikesi içinde iken bir efendi kendisine yorgan, kilim, halı v.s getirip örtmüş. Sorduğunda ben filanım demiş. Hak Teala bu beladan adamı kurtarınca adam teşekkür için efendinin evini sorup bularak hediyelerini takdim etmiş.
Hakikatte Efendi evinde yatmakta ama Hak Teala ona iş yaptırmaktadır.
Bu hikayeyi anlattıktan sonra Necib Sultanım buyurmuştu:Evlat bilmek büyük tehlikedir. Allah bilmeden giden kullarından eylesin!" buyurdu...
Hadise şöyle imiş:Adamın biri, gece vakti, şehre satmak üzere eşya getirmek üzere katırı ile yola çıkmış. Çıktığı vakit ay aydınlık imiş bir müddet sonra kuvvetli bir tipiye ve soğuğa muhatap olmuş. Donma tehlikesi içinde iken bir efendi kendisine yorgan, kilim, halı v.s getirip örtmüş. Sorduğunda ben filanım demiş. Hak Teala bu beladan adamı kurtarınca adam teşekkür için efendinin evini sorup bularak hediyelerini takdim etmiş.
Hakikatte Efendi evinde yatmakta ama Hak Teala ona iş yaptırmaktadır.
Bu hikayeyi anlattıktan sonra Necib Sultanım buyurmuştu:Evlat bilmek büyük tehlikedir. Allah bilmeden giden kullarından eylesin!" buyurdu...
ERBAİN'E DENK GELECEK İŞLER
Şabaniyyenin Çerkeşiyye şubesine mensup Hacı Zihni Efendi, devlet hizmetinde memur imiş. Şeyhi Muhammed Necib Efendi, diğer ihvanlara dergahta erbain çıkarttığı halde kendisine çıkartmamış. Bundan mahrum kaldığı için melül olmuş. Hazret şöyle buyurmuş:"Evladım! Sen memursun. Her gün işinin başına gitmek zorundasın. Hukuku beytül mal var. Ben sana bir hizmet teklif edeceğim. Kırk gün buna devam edeceksin, erbain yerine geçer" buyurup şu suretle tarif ederler:
Her akşam, daireden eve geldiğinde evin işlerini görürsün. Saat alaturka on birde yemeği yersin, abdest alırsın, dergaha gelirsin. Akşam namazını cemaatle kılarız. Evvabin namazını edadan sonra erbainde bulunan ihvanın çorbalarını tevzi edersin. Badehu yatsı namazını kılarız. Gece usulünü yaparız sonra, hanenize dönersin, yatarsın. Sabahleyin Şafii zamanında kalkar, abdestini alır dergaha gelirsin. Seher vakti verdi Settar okuruz. Cemaatle sabah namazını kılarız, sabah usulünü yaparız. Yine erbaindeki ihvana çorbalarını tevzi eder, avdet eylersin. Her gün devlet dairesine gider Allah'ın kullarının işlerini görürsün...
Her akşam, daireden eve geldiğinde evin işlerini görürsün. Saat alaturka on birde yemeği yersin, abdest alırsın, dergaha gelirsin. Akşam namazını cemaatle kılarız. Evvabin namazını edadan sonra erbainde bulunan ihvanın çorbalarını tevzi edersin. Badehu yatsı namazını kılarız. Gece usulünü yaparız sonra, hanenize dönersin, yatarsın. Sabahleyin Şafii zamanında kalkar, abdestini alır dergaha gelirsin. Seher vakti verdi Settar okuruz. Cemaatle sabah namazını kılarız, sabah usulünü yaparız. Yine erbaindeki ihvana çorbalarını tevzi eder, avdet eylersin. Her gün devlet dairesine gider Allah'ın kullarının işlerini görürsün...
ULEMA VE MEŞAYİH ARASINDAKİ İHTİLAF
Zahir alimleri ile tarikat şeyhleri arasındaki niza(ihtilaf) lafzidir. Manada onlar müttehiddirler. Manevi birlikteliği fark etmeyenlerin kelamlarındaki bu itiraza ehlillah razı değildir.
Erbabı kulübün tahsil gayretinde olduğu tasavvuf üç halden ibarettir:Tecelli efal, tecelli-i sıfat, tecelli-i Zat. Ancak bu üç fırkayı bekleyen üç tehlike şudur:Tecelli efal sahipleri Cebriyyeye, tecelli sıfat sahipleri Hululiyye, tecelli zat bahibleri İlhadiyye gibi gözükme tehlikesi vardır. Bu üç hal ehlinin arasını tefrik eden şeriatı Muhammed ve Resulullah sünnetidir. Bu iddialarda bulunan kimselerin zahirleri şeriata ve sünnete muvafık olupta bu tecellilerden söz söyleyenler irfan ve sır sahibi olarak görmek gerekir. Eğer şeriat dairesi dışından ve itikaddan zerrece ayrılma var ise bu şahıs ehli delalet, ilhad ve ifsad ehlidir. Bu şahıstan zuhur eden şey ise keramet değil istidracdır.
Ancak sufilerden Melamiyyun taifesi vardır. Avam ve mahcub insanlar nazarında zahir şeriata aykırı söz ve fiil ile görünürlerse de, bu insanlar tetkik ve tahkik olunduğunda gerçekte asla şeriata aykırılıkları yoktur. Ancak içlerindeki sırrı ahfa muhabbeti bilinmediğinden bu muhabbeti setr etmek için zahirini şeriata aykırı tavırlar ile nefislerini gizli kılarlar. Bu fırka kamillerdir; mükemmiller değildir. Nefislerinde raşiddirler, lakin gayri mürşiddirler. Bu nedenle onlarda irşad ehliyeti yoktur. Çünkü tabi olanlarda şüphe ve şek duygusu görülür.
Mürşitlik şek ve şüpheden ari olmaktır. Belki bu melamiyyunun hali Hak Teala'nın bir cezbesinin neticesidir.
Mürşitler küffarı imana,avamı masiyyetten ibadete, havassıda masivadan vuslata davet ederler.
İlhad taifesi;Zahiri ibadet ebrarın, batını ibadet mukarrebinin halidir şeklindeki itikadı yanlıştır. Zahiri ibadeti terk ilhadlıktır....
Erbabı kulübün tahsil gayretinde olduğu tasavvuf üç halden ibarettir:Tecelli efal, tecelli-i sıfat, tecelli-i Zat. Ancak bu üç fırkayı bekleyen üç tehlike şudur:Tecelli efal sahipleri Cebriyyeye, tecelli sıfat sahipleri Hululiyye, tecelli zat bahibleri İlhadiyye gibi gözükme tehlikesi vardır. Bu üç hal ehlinin arasını tefrik eden şeriatı Muhammed ve Resulullah sünnetidir. Bu iddialarda bulunan kimselerin zahirleri şeriata ve sünnete muvafık olupta bu tecellilerden söz söyleyenler irfan ve sır sahibi olarak görmek gerekir. Eğer şeriat dairesi dışından ve itikaddan zerrece ayrılma var ise bu şahıs ehli delalet, ilhad ve ifsad ehlidir. Bu şahıstan zuhur eden şey ise keramet değil istidracdır.
Ancak sufilerden Melamiyyun taifesi vardır. Avam ve mahcub insanlar nazarında zahir şeriata aykırı söz ve fiil ile görünürlerse de, bu insanlar tetkik ve tahkik olunduğunda gerçekte asla şeriata aykırılıkları yoktur. Ancak içlerindeki sırrı ahfa muhabbeti bilinmediğinden bu muhabbeti setr etmek için zahirini şeriata aykırı tavırlar ile nefislerini gizli kılarlar. Bu fırka kamillerdir; mükemmiller değildir. Nefislerinde raşiddirler, lakin gayri mürşiddirler. Bu nedenle onlarda irşad ehliyeti yoktur. Çünkü tabi olanlarda şüphe ve şek duygusu görülür.
Mürşitlik şek ve şüpheden ari olmaktır. Belki bu melamiyyunun hali Hak Teala'nın bir cezbesinin neticesidir.
Mürşitler küffarı imana,avamı masiyyetten ibadete, havassıda masivadan vuslata davet ederler.
İlhad taifesi;Zahiri ibadet ebrarın, batını ibadet mukarrebinin halidir şeklindeki itikadı yanlıştır. Zahiri ibadeti terk ilhadlıktır....
ADAM SAYILMANIN ÖLÇÜSÜ
Şabaniyye Çerkeziyyeden post nişin Muhammed Tevfik efendi hazretlerinin hastalığı şiddetini artırınca hazret tacını Beypazarlı Ali Efendi hazretlerine bırakmıştır. Beypazarlı, azizinin huzuruna girince, hazretin kucağında yatmakta olan bir geyik yavrusu hemen firar edince "Hala adam olamamışım. Geyik bile beni adam yerine saymıyor, benden kaçıyor"demiştir.
HASTALIKLA KONUŞMA
Şabaniyyenin Çerkesiyye kolundan gelen Muhammed Tevfik Efendi bir gün hastalanmış. Hizmet edenleri kendisine bir Hristiyan tabib temin etmişler ve Hz.Aziz'i tedavi ettirmek istemişler.Muayene bitince hazret, tabib'e :"Hastalığımı teşhis ettin mi?" diye sual etmiş.O da "on bir ilaç tertip ettim. İçince bi-inayetillah şifa bulacaksınız" cevabını vermiş idi."Öyle ise ben bu işi bir de hastalığıma danışayım" deyip yorganı başına çekmiş, bir müddet sonra tabibe hitaben, "Hastalığım bana lisanı hal ile dedi ki:'Vakıa ben verilecek ilaçla geçerim. Ama senin ile yirmi beş senedir hem-bezm oldum. Benim yerime hiç tanımadığın bir hastalık gelir, tedavisi bulunmazsa ne yaparsın?' Düşündüm ben o ilacı içmekten vazgeçtim" demiştir.
4 Mayıs 2020 Pazartesi
FEDAKARLIK ÖRNEKLERİNDEN
Hasta olanların şifası amacıyla dua için şeyhe getirilip bedel olarak şeyhin kendi evladlarından birini feda etmesi örnekleri çoktur. Bunlardan bir örnek de Şeyh Nasuhi hazretlerine aittir. Şehremini'de medfun Şeyh Nazmi efendinin hafidi şeyh İsa efendinin kerimesinin hastalığına bir çare bulunamamış ve babası kızını nefes etmesi için Şeyh Nasuhi hazretlerine getirmiştir. Hazret-i Nasuhi, hastanın levhi mahfuzdaki mukedderatına nazar edip, onun yerine kendi kızlarından birini kurban verirse halas olacağının mümkün görür. Hanife, Saliha ve Raziye isimli üç kızı vardır. Harem dairesine girer, kerimelerine hitaben "Evladlarım! içinizde kendini Cenab-ı Hakk'a kurban verecek hanginizdir?" diye sorar. Hanife hanım kurban olmaya atılır. Hz. Nasuhi Fatiha buyurur. İsa efendinin kerimesinde derhal eseri şifa, Hz. Hanife'de ise eseri vefa zuhur eder. Önce hastalanır, sabah namazı vakti ağırlaşır, babasının yanında bulunmasını ister. Hz. Nasuhi sabah namazı ile meşgul iken haber gelir."Ziyaretimle iade-i afiyet gayri kabil. Şimdi ise sabah namazı vakti. Farzın tehiri bizim için kazası caiz olmayan halattandır. Emir büyüktür. Selam söyleyin Allah imanı Kamilden ayırmasın. Fahri kainat şefaatine mazhar buyursun" demişlerdir. Hz. Hanife ahirete uçar. Mezarı türbe içinde tesis edilir. Hz. Nasuhi, pek sevdiği bu kızının vefatından müteessir olur "Ya Rab! Kızımın kabri önünden ben kulunu sağ olarak geçirme" diye niyaz eylediklerinden 17 gün sonra kendisi ömrünü tamamlar.
ÇİÇEK MERAKI
Karabaşı Veli hazretlerinin halifesi Nasuhi hazretlerinin çiçek merakı var imiş. Sadberg gülünü yetiştiren, zühreli beyaz karanfili yetiştiren O'dur. Hazreti Nasuhi tütün içmez, içenlere ise karışmaz imiş. Hasan Ünsi hazretleri ise ne içer, ne de içirtirmiş. Tütün içmek isteyenlere "Hz.Nasuhi tekkesine gidin" diye serzenişi latifede bulunur imiş...
CAMİLERİ KAPATAN CHP İKTİDARI OLSA İDİ
Pandemi nedeniyle alınan tedbirler zımnında ilk hareket Camilerin vakit ve cuma namazlarına kapatılmasıdır. Bu İslam referanslı bir iktidarın ilk yapacağı iş olmamalıydı. Zira, şehir merkezindeki bir caminin cuma cemaatı ile kenar mahallelelerdeki cemaatın sayısı aynı olmayıp, camilerin konumuna göre bu karar farklılaşabilirdi.
Keza Zaman gazetesi yahut örgütle bağlantılı yayınevlerinin basımını yaptıkları Hadis-i şerif ve diğer Temel din kitapları nedeniyle darbenin akabinde sorgulanıp tutuklanması nedeniyle insanlar ellerinde bulunan bu dini eserleri maalesef yakmak suretiyle imha ettiler. Tıpkı tek parti iktidarının 1930 lı yıllarda yaptıkları gibi. Bir asır önceki bu olay maalesef İslamcı bir iktidar zamanında yeniden yaşatılmıştır. Bu olayı birileri bir müddet sonra itham haline getirirse hiç şaşmamak gerekir....
Keza Zaman gazetesi yahut örgütle bağlantılı yayınevlerinin basımını yaptıkları Hadis-i şerif ve diğer Temel din kitapları nedeniyle darbenin akabinde sorgulanıp tutuklanması nedeniyle insanlar ellerinde bulunan bu dini eserleri maalesef yakmak suretiyle imha ettiler. Tıpkı tek parti iktidarının 1930 lı yıllarda yaptıkları gibi. Bir asır önceki bu olay maalesef İslamcı bir iktidar zamanında yeniden yaşatılmıştır. Bu olayı birileri bir müddet sonra itham haline getirirse hiç şaşmamak gerekir....
ONBİRİNCİ MÜCEDDİD-İ DİN
Efendimiz (sav)'den sonra her yüzyılda gelecek müceddid-i din le alakalı olarak Muhyiddin İbni Arabi hazretlerinin ANKA-YI MUĞRİB isimli eserinde onbirinci müceddid-i din hakkında bir ibare vardır. İbarenin manası şudur:"Yüce Peygamber Hz. Muhammed Mustafa'dan sonra, çok CÖMERT, ve CÜSSELİ olan, ALİ el-ATVEL, O, GANEMDİR, HATEMDİR ve zamanı mühürlemiştir"sözleri içindeki kelimelerin ebced hesabıyla alakalı şu işaret edilmiştir:
HATEM lafzı hesapta Hilafetleri tarihidir
GANEM lafzı (Limniye sürgün müddetidir)
EL-ATVEL lafzı müddeti ömürlerinin süresidir.
EL-EKREM lafzı cifr hesabında 685 olup hilafet verdiği insanların sayısıdır. El-Ekrem lafzı adetçe 292 olup sair tarikatlardan irşad seviyesine getirdiği kişilerin sayısıdır
EL-ECSEM lafzı adetçe 135 olup fukarasından bu sayıda insan ricalü gayb'a dahil olan sayısıdır.
VE HÜVE YAHTİMÜZZAMAN lafzı hatemi velayet olduğunun işaretidir.
Bu zat Karabaş-ı Veli diye meşhur olan Ali Atvel (Uzun Ali) isimli Şabaniyyeden postnişin olan zattır.
HATEM lafzı hesapta Hilafetleri tarihidir
GANEM lafzı (Limniye sürgün müddetidir)
EL-ATVEL lafzı müddeti ömürlerinin süresidir.
EL-EKREM lafzı cifr hesabında 685 olup hilafet verdiği insanların sayısıdır. El-Ekrem lafzı adetçe 292 olup sair tarikatlardan irşad seviyesine getirdiği kişilerin sayısıdır
EL-ECSEM lafzı adetçe 135 olup fukarasından bu sayıda insan ricalü gayb'a dahil olan sayısıdır.
VE HÜVE YAHTİMÜZZAMAN lafzı hatemi velayet olduğunun işaretidir.
Bu zat Karabaş-ı Veli diye meşhur olan Ali Atvel (Uzun Ali) isimli Şabaniyyeden postnişin olan zattır.
PADİŞAHIN EVLİYAYA HÜRMETİ
Dördüncü Murad, Karabaşı Veli hazretlerine muhabbet eden sert, haşin tabiatlı bir Padişah iken,Cuma günü "Selamlık nereye" diye sorulduğunda Üsküdar Valide-i Atik cami" der imiş. Karabaşı Veli hazretleri bu camide cumadan sonra o kadar tesirli vaazları olmuştur ki Padişah dahi bu vaazdan ağlar imiş."Bu Şeyh efendinin va'zı bana o kadar tesir ediyor ki, İbrahim Edhem gibi tacu tahtı terk ile dağlara düşeceğim geliyor" buyururlar imiş. Sadrazam Kara Mustafa Paşanın bu cazibe nazarını celbetmiş, Padişah maneviyata dalar, devlet işlerinden gevşeklik gösterir diye Şeyhi, İstanbul'dan uzaklaştırma çareleri düşünür ve bu amaçla bir para göndererek "Padişahımız sizi hicaza göndermek arzusundadır. Sefer masraflarını gönderdiler" diye teklifte bulunur. Hz.Şeyh keşfi hakikat buyurup "A canım, bizden niye bu kadar korktunuz? Biz padişaha tacu tahtı terk ettirmeden esrarı marifet telkin edebilirdik" diyerek tekife icabat gösterip Hicaza gitmişlerdir....
TARİKATLARDAN MURAD ALLAHI BİLMEKTİR
Karabaşı Veli hazretleri Üsküdarda bulunan dergahında postnişin iken kimseyi reddetmezlerdi. Nica fasıklar gelir, biat dilerlerdi. Fakat bir müddet sonra tevbekar ve müstağfir olurlardı; sahibi irşad adamlar arasına girerlerdi. Bir de herkesi bulunduğu tarikat üzere terbiye ederdi.Mevlevi olan birisi hazret'e "Sultanım Mevleviliği terk edip, sizin hizmetinizde olacağım; bana biat verin." dedi. Hz.Şeyh cevaben:"Size Mevleviliği bıraktırmak olmaz. Her bir tarikattan murad suret değildir. Murad Allah'ı bilmektir. Herhangi tarikta olursanız sizi irşad mümkündür" buyurdular ve o şahsı terbiyelerine alıp irşad mertebesine ulaştırdılar. Diğer tarikatlardan bir çok zevat hazretten biat isterdi. Hazret onlara biat vermez ve "Geliniz sizinle görüşelim. Biattan murat teslimdir. Badehu Allah Teala'yı bilmektir" buyururlardı.
3 Mayıs 2020 Pazar
SARI ABDULLAH HAZRETLERİNİN SÜLUK YOLUNA GİRİŞİ
Mesnevi şarihlerinden Sarı Abdullah hazretleri on beş yaşlarında süluka başlamasıyla anlatır: Babalığım Hüseyin Ağa ile birlikte Kırkçeşme yakınlarında peştamal dokuyanların bulunduğu bir çarşya gittik. Babalığm bana dedi ki:"Oğlum ben ihtiyar oldum, rıhlet yakındır. Seni hakkani dostlarımla görüştürmek isterim" der. Peştamal dokuyan bir dükkana götürür. Yolda giderken "Oğlum şimdi varacağımız mecliste "Buraya gelmekten maksadın nedir? " diye sana sorarlar "Maksudum matlubum Allah'dır, talebi Hakka geldim" diye cevap ver şeklinde tenbihatta bulunur.
Tezgah başındaki bir piri faninin yanına vardık. Pederim ona hitaben "Oğlumdur, kalbine bakmağa getirdim" dedi. O piri muhterem "Peki efendim efendimizden izinli misin" deyince pederim "Onun müsadesi olmadan mümkün mü, elbette müsadesini aldım" deyince yaşlı adam hücrenin duvarına vurdu. Beş-on adet yüzleri parlak adam zuhur etti. Beni ortalarına aldılar. Suali tekrar ettiler. O suretle cevap verdim. O zaman dükkan sahibi piri muhterem "Oğlum, gerçekten garazın Allah ise, içindeki masivayı çıkarır. Bu hal ile Hakka teveccüh edelim. Bakalım hakkınızda feyzi Hak ne mertebe zuhur eder" buyurunca içimdeki masivaya müteallik bir şey kalmadı. Tam ve teveccühde bulundum. Bu hal üzre iken "Allah" diye nida edip bihuş düştüm. Takriben bir saat bu halde kaldım. Ayılıp gözümü açtığımda o zatlar gitmiş, ihtiyar adam tezgahının başında işini yapmakta idi. Babalığım "Haydi Kalk oğlum gidelim" dedi. Piri muhteremin elini öptük. Kalbimden zuhur eden nuru görmekte idim. Elbisemle örtmeye çalıştım. Piri muhterem tebessümle:"Oğlum, gizlemeye hacet yok, onu her göz göremez, onu ibkaya çalış" buyurdu.
Doğru evimize gittik. Kafama "Efendimiz" dedikleri zat kimdir suali takıldı. Bir zaman sonra babalığım beni Cuma namazı için Ayasofya camisine götürdü. Namaz çıkışı babam arkasına baktı, hemen geri geri çekildi ve selama murakıp durdu. Bir Piri muhterem hizamıza geldi, selam verdi"Hacı, oğlun bu mudur?" dedi."Evet" cevabını arz eyledi. Ben dahi kemali ihtiram ile elini öptüm. Kalbime derhal muhabbeti aks etti. Kalbimde masivallahdan bir şey kalmadı "Allah" diye sayha atarak yere düşüp bayıldım.Halk etrafımıza toplanmış bu ne haldir " diye sorarlarmış. Pederim "Sarası tuttu" diye savuşturdu. Beni bir hammalın arkasına verip evimize getirmiş. Elini öptüğüm o zat İdrisi Muhtefi hazretleri imiş.
Sarı Abdullah Efendi hazretleri, İdris-i Muhtefi hazretlerinin vefatından sonra Halil Paşa'nın delaletiyle Aziz Mahmud Hüdai hazretlerine intisap etmiştir.
Tezgah başındaki bir piri faninin yanına vardık. Pederim ona hitaben "Oğlumdur, kalbine bakmağa getirdim" dedi. O piri muhterem "Peki efendim efendimizden izinli misin" deyince pederim "Onun müsadesi olmadan mümkün mü, elbette müsadesini aldım" deyince yaşlı adam hücrenin duvarına vurdu. Beş-on adet yüzleri parlak adam zuhur etti. Beni ortalarına aldılar. Suali tekrar ettiler. O suretle cevap verdim. O zaman dükkan sahibi piri muhterem "Oğlum, gerçekten garazın Allah ise, içindeki masivayı çıkarır. Bu hal ile Hakka teveccüh edelim. Bakalım hakkınızda feyzi Hak ne mertebe zuhur eder" buyurunca içimdeki masivaya müteallik bir şey kalmadı. Tam ve teveccühde bulundum. Bu hal üzre iken "Allah" diye nida edip bihuş düştüm. Takriben bir saat bu halde kaldım. Ayılıp gözümü açtığımda o zatlar gitmiş, ihtiyar adam tezgahının başında işini yapmakta idi. Babalığım "Haydi Kalk oğlum gidelim" dedi. Piri muhteremin elini öptük. Kalbimden zuhur eden nuru görmekte idim. Elbisemle örtmeye çalıştım. Piri muhterem tebessümle:"Oğlum, gizlemeye hacet yok, onu her göz göremez, onu ibkaya çalış" buyurdu.
Doğru evimize gittik. Kafama "Efendimiz" dedikleri zat kimdir suali takıldı. Bir zaman sonra babalığım beni Cuma namazı için Ayasofya camisine götürdü. Namaz çıkışı babam arkasına baktı, hemen geri geri çekildi ve selama murakıp durdu. Bir Piri muhterem hizamıza geldi, selam verdi"Hacı, oğlun bu mudur?" dedi."Evet" cevabını arz eyledi. Ben dahi kemali ihtiram ile elini öptüm. Kalbime derhal muhabbeti aks etti. Kalbimde masivallahdan bir şey kalmadı "Allah" diye sayha atarak yere düşüp bayıldım.Halk etrafımıza toplanmış bu ne haldir " diye sorarlarmış. Pederim "Sarası tuttu" diye savuşturdu. Beni bir hammalın arkasına verip evimize getirmiş. Elini öptüğüm o zat İdrisi Muhtefi hazretleri imiş.
Sarı Abdullah Efendi hazretleri, İdris-i Muhtefi hazretlerinin vefatından sonra Halil Paşa'nın delaletiyle Aziz Mahmud Hüdai hazretlerine intisap etmiştir.
İDRİSİ MUHTEFİ
Asıl ismi Hacı Ali Ağa iken, Hamzavi Melami şeyhidir. Osmanlı vaktinde, Hamzavilere karşı o kadar şedid davranmıştır ki şeriata aykırı düşünceleri vardır diye 50.000 hamzavi dervişini idam ettirmiştir. Bu nedenle Hamzavi olanlar kendilerini gizleyerek bu yolu devam ettirmişlerdir. Bu kadar sıkı istibdada rağmen bu yol biteceğine aksine gelişmiştir.
İdrisi Muhtefi, bidayetinde terzilik yapan birisi olup sarayla ilişkileri iyidir. Hiçbir zaman Şeyhim demez. İstidadı olanlar bire bir kendilerine gelir ve nazarları ile onda hal değişikliği yapar. Zahirde şeriata tam uygunluk gösterir. Rejim kendisini aramış ama bir türlü bulamamıştır. 84 sene ömür sürmüştür. Cenazesine bir rivayette 24.000 kişi katılmıştır. Cenazede hazır bulunanlardan baba, oğul, kardeş birbirlerinin hazreti şeyhe müntesip olduklarını cenaze namazı ile fark etmişlerdir. O güne kadar bu sırdan haberdar olmamışlardır....
İdrisi Muhtefi, bidayetinde terzilik yapan birisi olup sarayla ilişkileri iyidir. Hiçbir zaman Şeyhim demez. İstidadı olanlar bire bir kendilerine gelir ve nazarları ile onda hal değişikliği yapar. Zahirde şeriata tam uygunluk gösterir. Rejim kendisini aramış ama bir türlü bulamamıştır. 84 sene ömür sürmüştür. Cenazesine bir rivayette 24.000 kişi katılmıştır. Cenazede hazır bulunanlardan baba, oğul, kardeş birbirlerinin hazreti şeyhe müntesip olduklarını cenaze namazı ile fark etmişlerdir. O güne kadar bu sırdan haberdar olmamışlardır....
SEHİV SECDESİ
Abdalların namazında sehiv secdeleri bulunur. (Halbuki) ariflerin nazarında vücud mahvolur"(Sunullah Gaybi hazretleri).
İnsanı Kamil muhabbeti hasıl oldukça ilham ve salih rüya ile cümle müşkiller hallolur. Muhabbetten mana çocuğu doğar. Bir şeyhi kamilin söylediği sözü, mürid derhal kabul eylerse nikahı manevi olur.
İbadetten, taatten, mücehedattan, riyazattan, esmaü ezkardan, evradu uzletten, çile ve halvetten maksat ve netice, talib kendi hakikatına erişmek ve kendi özünden haberdar olmak, bikemalihi mahiyyetini bilmektir. Kendi özünden haberdar olmaktır. Bu maksada yol ise ikiden hali değildir: Ya bedeni mücahede ki vadii berzahidir. Ya cezbe-i maneviyye ki şah-rah ı manevi ve rahı vahdettir
Huzur isteyen zuhur istemez, zuhur isteyen huzur istemez. Muhabbed istidadın cilasıdır. Halkın boş işlerle uğraşması, sohbetin kadrini bilmemesindendir. Sıddikler hakkında yetmiş adam "Filan kimse mülhiddir, zındıktır" demedikçe velayet mertebesine ulaşılamaz.
Namazın hakikati, Hak'la daima vuslattır.
İnsanı Kamil muhabbeti hasıl oldukça ilham ve salih rüya ile cümle müşkiller hallolur. Muhabbetten mana çocuğu doğar. Bir şeyhi kamilin söylediği sözü, mürid derhal kabul eylerse nikahı manevi olur.
İbadetten, taatten, mücehedattan, riyazattan, esmaü ezkardan, evradu uzletten, çile ve halvetten maksat ve netice, talib kendi hakikatına erişmek ve kendi özünden haberdar olmak, bikemalihi mahiyyetini bilmektir. Kendi özünden haberdar olmaktır. Bu maksada yol ise ikiden hali değildir: Ya bedeni mücahede ki vadii berzahidir. Ya cezbe-i maneviyye ki şah-rah ı manevi ve rahı vahdettir
Huzur isteyen zuhur istemez, zuhur isteyen huzur istemez. Muhabbed istidadın cilasıdır. Halkın boş işlerle uğraşması, sohbetin kadrini bilmemesindendir. Sıddikler hakkında yetmiş adam "Filan kimse mülhiddir, zındıktır" demedikçe velayet mertebesine ulaşılamaz.
Namazın hakikati, Hak'la daima vuslattır.
ŞEYH BİR DERVİŞ BİR OLUR " SÖZÜ
Büyükler bütün zamanlarda "Şeyh bir, derviş bir olur"demişlerdir. Resulullah efendimiz zamanından beri "Esrarı ilahiyyeden haberdar olan büyükler, her devirde hakiki biata mahal ve müstahak olup, Hakk'ın sırrını taşımaya kabil ancak bir kişidir. Geri kalanı ahyar, ebrar ve avanu ensardır.
Hacı bayram Veli hazretleri dahi dervişim diyenleri toplayarak bir imtihan yapmışlar. Meydana kurdurduğu bir çadır içinde bir koyunu kesmiş, kanı çadır dışına taşmış, sonra çadırın kapısından görünüp,canını şeyhine kurban edenler gelsin deyince herkes kaçmış sadece bir kadın ve bir er kalmıştır."Bir buçuk dervişe kadir oldum" demiştir.
Büyüklerden birisi buyurmuş:"Kırk senedir İstanbul'da vahdet davulunu çalıyoruz, ancak bir adama eriştirebildik. Ondan gayrı muhabbetimize giriftar ve sırrı hakikatimize yar yoktur. Sair gelip gidenler müellefeti kulup makulesindendir."
Hacı bayram Veli hazretleri dahi dervişim diyenleri toplayarak bir imtihan yapmışlar. Meydana kurdurduğu bir çadır içinde bir koyunu kesmiş, kanı çadır dışına taşmış, sonra çadırın kapısından görünüp,canını şeyhine kurban edenler gelsin deyince herkes kaçmış sadece bir kadın ve bir er kalmıştır."Bir buçuk dervişe kadir oldum" demiştir.
Büyüklerden birisi buyurmuş:"Kırk senedir İstanbul'da vahdet davulunu çalıyoruz, ancak bir adama eriştirebildik. Ondan gayrı muhabbetimize giriftar ve sırrı hakikatimize yar yoktur. Sair gelip gidenler müellefeti kulup makulesindendir."
TÜM YARATIILIŞTAN MAKSAT BİR İNSANI KAMİL YETİŞMESİDİR
Maddi alemin zübdesi, özü ve sonu insandır. Tıpkı ağacın meyvesi gibi. Adi ve şaki adamlar ham yemişe benzerler. Kamiller olgun yemiştir. Ondan tekrar bir ağaç vücuda gelebilir ve binlerce yemiş verir. İnsandan koca bir kainat çıkar. Cennet, cehennem arş kürsi ondadır. Çekirdekten ağacın, ağaçtan çekirdeğin olması devr demektir. Tabiatta bütün bu kevnü fesad, bir insanı kamil yetiştirmek içindir.
Sana alem görünen hakikatte Allah'dır
Allah birdir vallahi sanma kim bir kaç ola
Bir ağaçtır bu alem meyvesi olmuş Adem
Meyvedir maksud olan sanma kim ağaç ola
Bu adem meyvesinin çekirdeği sözündür
Sözsüz bu adem ü alem bir anda tarac ola
Bu sözlerin meali kişi kendin bilmektir
Kendi kendin bilene hakikat mirac ola
Hak denilen özündür özündeki sözündür
Gaybi özün bilene rububiyettac ola
Seyrü süluku ikmal etmeyen, vahdeti vücud esrarını anlamayan kimseler, bu bahisler üzerinde durmamalıdır. Zamanın inkişaf edeceği haller olarak bu bahisleri geçmelidirler. Zira delalete düşerler. Feyzi ilahi gerektir ki büyüklerin bu sözlerinin mahiyeti anlaşıla....
Sana alem görünen hakikatte Allah'dır
Allah birdir vallahi sanma kim bir kaç ola
Bir ağaçtır bu alem meyvesi olmuş Adem
Meyvedir maksud olan sanma kim ağaç ola
Bu adem meyvesinin çekirdeği sözündür
Sözsüz bu adem ü alem bir anda tarac ola
Bu sözlerin meali kişi kendin bilmektir
Kendi kendin bilene hakikat mirac ola
Hak denilen özündür özündeki sözündür
Gaybi özün bilene rububiyettac ola
Seyrü süluku ikmal etmeyen, vahdeti vücud esrarını anlamayan kimseler, bu bahisler üzerinde durmamalıdır. Zamanın inkişaf edeceği haller olarak bu bahisleri geçmelidirler. Zira delalete düşerler. Feyzi ilahi gerektir ki büyüklerin bu sözlerinin mahiyeti anlaşıla....
SUNULLAH GAYBİ HAZRETLERİ
Kütahyada türbesi mevcut olup Hamzavi melametinde bir şahıs imiş.Türbesinin ihyasında Mehmet Dumlu efendinin payı büyüktür. Ruhul Hakika isimli eserinde buyurur:
Yolumuzun başlangıcı muhabbet, resmi ayinimiz SOHBET, neticesi MARİFETTİR. Başlangıçta muhabbette fena ve esnayı halde sohbete mülazemette vefa ve son halde marifette bekadır. Yani evvela şeyhin yoluna mal ve ten ve can sakınmayıp, şeyhini Allah'ı sever gibi sevmek, sonra şeyhin hizmetine bel bağlayıp, devamlı sohbetinde olmak lazımdır. Şeyhinin ağzından çıkan kelimei kudsiyyeyi ve esrarı ledünniyeyi canı gönülden kabul edip sözünü dinlemek ve anlamaktır. Diğer tarikatların riyazet, bedeni mücahede, vird çokluğu, zikir ve devran bizim yolumuzda yoktur. Zira cümle amellerin kemali,sahiplerini cennete ve cennet içinde makamlara yükseltmektir. Amma aşku muhabbetin meali erbabını marifete ve nuri marifetle rüyete ve vahdete vasıl eylemektir.
Yolumuzun başlangıcı muhabbet, resmi ayinimiz SOHBET, neticesi MARİFETTİR. Başlangıçta muhabbette fena ve esnayı halde sohbete mülazemette vefa ve son halde marifette bekadır. Yani evvela şeyhin yoluna mal ve ten ve can sakınmayıp, şeyhini Allah'ı sever gibi sevmek, sonra şeyhin hizmetine bel bağlayıp, devamlı sohbetinde olmak lazımdır. Şeyhinin ağzından çıkan kelimei kudsiyyeyi ve esrarı ledünniyeyi canı gönülden kabul edip sözünü dinlemek ve anlamaktır. Diğer tarikatların riyazet, bedeni mücahede, vird çokluğu, zikir ve devran bizim yolumuzda yoktur. Zira cümle amellerin kemali,sahiplerini cennete ve cennet içinde makamlara yükseltmektir. Amma aşku muhabbetin meali erbabını marifete ve nuri marifetle rüyete ve vahdete vasıl eylemektir.
OĞLAN ŞEYH İBRAHİM EFENDİ
Türbesi Aksaray'da Murad Paşa cami haziresindedir."Oğlanlar şeyhi" namıyla şöhret bulmuştur. Babası şeyh Tıbtıp Ali hazretlerinin yanında yedi yaşında iken Ahmet Sarban hazretlerinin ilahilerini ezberlerken "Varımı ol dosta virdim hanu-manım kalmadı" nutkunu ezberlerken, Şeyhleri yanında imiş. Onlara hitaben "Bu nutuk sahihan Ahmet Sarban'ın mıdır?" dediğinde şeyh "Evet" cevabını alınca küçük İbrahim "Çok şey kendinin varı var imiş de böyle söylemiş" demesi üzerine bu söz şeyhin hoşuna gittiğinden "Bu oğlan şeyhtir" buyurmaları üzerine "Oğlan şeyh" diye ismi kalmıştır.
TEVHİDİ SIRLARI İFŞA EDEN BİR ŞEHİD:İSMAİL MAŞUKİ HAZRETLERİ
Tevhid-i sırları faş eden ve bunun bedelini baş vererek ödemeyen müstesna şahsiyetlerden birisi de İsmail Maşuki hazretleridir. İbni Kemal'in fetvasıyla beraberindeki on iki müridi ile idam edilmişlerdir. Mübarek başı ve vücudu ayrı ayrı ahır kapı önünden denize bırakılmıştır. Hikaye olunur ki müridlerinden birisi rüyasında hazreti görmüş "Rumeli hisarında Kayalar mezaristanı denilen yerde bekle, evvela cesedim, sonra başım gelecek oraya defnedesin" buyurmasıyla, o mürid hayret içinde denilen yerde beklemeye başlar. Hakikaten önce cesedi şerifleri dalgaların yardımıyla o sahile gelir. Bir gün sonra da ser-i mübarekleri zuhur eder. Emirleri mucibince defn olunmuştur.
Bugün mezarı Rumeli hisarında Bebek'e yakın olup bitişiğinde bir tekke vardır. Rıhtım kenarında duvar içindedir. Muvacehe penceresinden ziyaret olunur. Mezar taşında:"Tarikatı Aliyeyi Bayramiyye ricalinden Aksaraylı Pir Ali efendinin mahdumu kutbul arifin, gavsül vasilin Şehid İsmail Maşuki hazretlerinin ruhu saadetlerine lillahil fatiha sene:1529 yazılıdır.
Peçevi Tarihinde yazılı olduğu üzre İbni Arabi hazretleri Anka-i Mağrip isimli eserinde "Harfi evveli ayn olan şeyh, ismi sin ile başlayan padişah zamanında evveli kaf, ahiri he ile biten şehirde mülaki olalar" demiş olup bu haber Ali Atfel efendinin Sultan Süleyman ile Konya'da görüşeceklerinin haberi olarak mütala edilmiş olup, Kanuni Bağdat seferinden dönerken Konya'da Ali Atvel hazretleri ile görüşmüş, kendisini İstanbul'a davet etmiş ise de kabul etmemiş, oğlu İsmail'i talep etmesi üzerine babası muvafakat etmiştir.
Bugün mezarı Rumeli hisarında Bebek'e yakın olup bitişiğinde bir tekke vardır. Rıhtım kenarında duvar içindedir. Muvacehe penceresinden ziyaret olunur. Mezar taşında:"Tarikatı Aliyeyi Bayramiyye ricalinden Aksaraylı Pir Ali efendinin mahdumu kutbul arifin, gavsül vasilin Şehid İsmail Maşuki hazretlerinin ruhu saadetlerine lillahil fatiha sene:1529 yazılıdır.
Peçevi Tarihinde yazılı olduğu üzre İbni Arabi hazretleri Anka-i Mağrip isimli eserinde "Harfi evveli ayn olan şeyh, ismi sin ile başlayan padişah zamanında evveli kaf, ahiri he ile biten şehirde mülaki olalar" demiş olup bu haber Ali Atfel efendinin Sultan Süleyman ile Konya'da görüşeceklerinin haberi olarak mütala edilmiş olup, Kanuni Bağdat seferinden dönerken Konya'da Ali Atvel hazretleri ile görüşmüş, kendisini İstanbul'a davet etmiş ise de kabul etmemiş, oğlu İsmail'i talep etmesi üzerine babası muvafakat etmiştir.
HACI BAYRAM HAZRETLERİNİN KEŞFİ
Hacı Bayram Veli hazretleri, keşfen kendisinden sonra Akşemseddin hazretleri ile Dede Ömer Sikkin'in aralarının açılacağını bilmiş ve Dede Ömer'e hitaben "Akşeyh ile senin ma-beynini ateş telif eder" buyurmuştur.
Akşemseddin hazretleri, Dede Ömer hazretlerini Ümmilik ile itham edip, irşad iddiasında bulunmamasını tenbih ile "Azizin tac ve hırka ve seccadesi, tesbih ve asası bizdedir" demiştir.
Dede Ömer bundan münfail olup, burhan göstermek suretiyle müdafaya kıyam ile bir yere odun yığdırıp ateş yaktırmış, Akşemseddin'e hitaben "Azizin tac ve hırkası, tesbih ve seccadesi bu fakirinizde de vardır. Eğer zevk ve halet, tac ve abada ise, vücudumuz ateş olsun; tacu aba yanmasın. Halet ü aşk ve muhabbet bizde ise tac u aba yansın, vücudumuza zarar terettüp etmesin. Bismillahirrahmanirrahim" diyerek ateşe girdi. Ateş içinde vecd ile sema ederken üzerindeki tac, aba, seccade tesbih yandı,vücuduna bir şey olmadı. Bunun üzerine dervişan her iki şeyhin arasını bulmuş ve sulh etmişlerdir.
Dede Ömer hazretleri bu vakıadan sonra tac ve hırka giymemiştir. Tariki Melamideki tac ve hırka giymeme bu vakıadan doğmuştur.
Dede Ömer, Melamiyye neşesini yükselten erenlerden birisidir.
Akşemsedddin ve Dede Ömer'in türbeleri Göynük'de dir.
Akşemseddin hazretleri, Dede Ömer hazretlerini Ümmilik ile itham edip, irşad iddiasında bulunmamasını tenbih ile "Azizin tac ve hırka ve seccadesi, tesbih ve asası bizdedir" demiştir.
Dede Ömer bundan münfail olup, burhan göstermek suretiyle müdafaya kıyam ile bir yere odun yığdırıp ateş yaktırmış, Akşemseddin'e hitaben "Azizin tac ve hırkası, tesbih ve seccadesi bu fakirinizde de vardır. Eğer zevk ve halet, tac ve abada ise, vücudumuz ateş olsun; tacu aba yanmasın. Halet ü aşk ve muhabbet bizde ise tac u aba yansın, vücudumuza zarar terettüp etmesin. Bismillahirrahmanirrahim" diyerek ateşe girdi. Ateş içinde vecd ile sema ederken üzerindeki tac, aba, seccade tesbih yandı,vücuduna bir şey olmadı. Bunun üzerine dervişan her iki şeyhin arasını bulmuş ve sulh etmişlerdir.
Dede Ömer hazretleri bu vakıadan sonra tac ve hırka giymemiştir. Tariki Melamideki tac ve hırka giymeme bu vakıadan doğmuştur.
Dede Ömer, Melamiyye neşesini yükselten erenlerden birisidir.
Akşemsedddin ve Dede Ömer'in türbeleri Göynük'de dir.
2 Mayıs 2020 Cumartesi
AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİNDEN YÜRÜYEN SİLSİLE
Akşemseddin hazretlerinden yürüyen silsile ikiye ayrılır: Birincisi Hamzavileri ikincisi Bayramileri şamildir. Hamzaviler Ömer sikkini hazretlerinden, Bayramiler ise Cemaleddin Şami hazretlerinden gelmiştir.
Hamzavilerin silsilesi
Akşemseddin Hazretleri
Dede Ömer Sikkini hazretleri
Bünyamin Ayaşi hazretleri
Pir Ali Aksarayi hazretleri
Şeyh Çelebi hazretleri
Şeyh Ahmed-i Sarban hazretleri
Şeyh Hüsameddin Ankaravi hazretleri
Şeyh Hamza Bali hazretleri
İdrisi Muhtefi hazretleri
Şeyh Hacı Kabayi hazretleri
Şeyh Beşir Sultan hazretleri
Şeyh Muhammed Haşim hazretleri
Hamzavilerin silsilesi
Akşemseddin Hazretleri
Dede Ömer Sikkini hazretleri
Bünyamin Ayaşi hazretleri
Pir Ali Aksarayi hazretleri
Şeyh Çelebi hazretleri
Şeyh Ahmed-i Sarban hazretleri
Şeyh Hüsameddin Ankaravi hazretleri
Şeyh Hamza Bali hazretleri
İdrisi Muhtefi hazretleri
Şeyh Hacı Kabayi hazretleri
Şeyh Beşir Sultan hazretleri
Şeyh Muhammed Haşim hazretleri
YAZICIZADENİN RİYAZATI
Hacı bayram Veli hazretlerinin terbiyelerinden yetişen Muhammediye eserini yazan Gelibolu'da medfun Yazıcıoğlu Muhammed hazretleri yedi sene ateşte pişmiş yemek yememiş ve zikrullah ile meşgul olmuştur....
YANMAYAN DEMİR
Hacı bayram hazretleri vefatlarında cenaze namazında hazır bulunanların cehennem ateşinden azad olmasını Hak Teala'dan istirham etmiş ve bu duası kabul görmüştür. Bu nedenle Ankara halkı cenaze namazına iştirak etmeye teveccüh etmiştir. Bir köylü eğilen saban demirini doğrultmak üzere Ankara'ya gelirken vefattan haber almış. Ancak cenaze namazına gecikerek yetişebilmiş. Saban Demirini beline sokarak namaza iştirak etmiş. Namazdan sonra, eğri demiri düzeltmek üzere demircilerin yanına varmış. Usta demiri ateşe sokmuş, demir bir türlü ısınmamış. Hazretin duasının bereketi hemen kendisini göstermiş...
HACI BAYRAM CAMİ ALTINDAKİ HÜCRELER
Ankara'da Hacı Bayram camisinin altında mutfak ve çilehane odaları mevcut olup birinci oda Akşemseddin hazretlerinin, İkinci oda Yazıcıza Muhammed Bican hazretlerinin, Üçüncü oda Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin çilehanesi imiş. Her üçünün birleşip huzuru pirde zikrettikleri bir oda daha varmış. Burada Hz. Pir'in kemeri, mübarek surrelerine Resulü Ekrem efendimizin sünneti seniyyelerine tebean koydukları siyah taş mevcut imiş...
MUİNEDDİN CEŞTİ HAZRETLERİ
Tarikatı aliyyenin Hindistan'da yayılmasında etkili olmuştur.Türbesini hem müslümanlar hem de hindular hürmet gösterirler. Şu hadiseden dolayı:
Muhammed Tuğluk Şahın saltanat günlerinde Mecusi uleması ve fakirleri, din hakkında islam üleması ile imtihan olunmak istemişler. Kim galip gelirse onun dinine tabi olmak şartıyla. Hint fakirlerinden birisi havda yürümeye başlar. Tuğluk Şah müslümanlardan mukabele ister. Herkes hayret içinde birbirlerine bakarken Muineddin hazretleri önünde bulunan ayakkabılarına hitap eder:"Bu cühela önünde bizi mahcub etmeyiniz." Ayakkabıları hemen, hint fakirinin peşi sıra yürümeye başlar ve fakirin başı hizasına gelince başına darbe vurmaya başlar. Hint fakirini başına vura vura aşağıya indirir. Bu kerameti kahriye karşısında mecusiler İslama girerler ve hazrete gerek sağlığında gerekse vefatından sonra hürmetkar olurlar.
Muineddin Ceşti hazretlerinin İstanbul'da iki halifesi mevcut olup birisi Mesnevihan Selanikli Esad Dede, Diğeri Ali Bahçet efendi hazretleridir....
Muhammed Tuğluk Şahın saltanat günlerinde Mecusi uleması ve fakirleri, din hakkında islam üleması ile imtihan olunmak istemişler. Kim galip gelirse onun dinine tabi olmak şartıyla. Hint fakirlerinden birisi havda yürümeye başlar. Tuğluk Şah müslümanlardan mukabele ister. Herkes hayret içinde birbirlerine bakarken Muineddin hazretleri önünde bulunan ayakkabılarına hitap eder:"Bu cühela önünde bizi mahcub etmeyiniz." Ayakkabıları hemen, hint fakirinin peşi sıra yürümeye başlar ve fakirin başı hizasına gelince başına darbe vurmaya başlar. Hint fakirini başına vura vura aşağıya indirir. Bu kerameti kahriye karşısında mecusiler İslama girerler ve hazrete gerek sağlığında gerekse vefatından sonra hürmetkar olurlar.
Muineddin Ceşti hazretlerinin İstanbul'da iki halifesi mevcut olup birisi Mesnevihan Selanikli Esad Dede, Diğeri Ali Bahçet efendi hazretleridir....
CEŞTİYYEDE ZİKRİN DÖRT MERTEBESİ
Birincisi :"Allahu Allah" Birinci ismi şerifin "ha" sının zammı ve ikincisinin sükunuyladır.
İkincisi :"Allah Allah."Kuvvet ve şiddetle ve cehr ü fevr ile
Üçüncüsü: Lafzatullah "Allah"
Dördüncüsü :"La-ilahe illa'llah"
İkincisi :"Allah Allah."Kuvvet ve şiddetle ve cehr ü fevr ile
Üçüncüsü: Lafzatullah "Allah"
Dördüncüsü :"La-ilahe illa'llah"
ABDULLAH MÜNZEVİ HAZRETLERİ
Abdullah Münzevi hazretleri, bazı kimselerin dergaha hediye ettikleri yiyeceği toprağa gömdürür imiş. Bu dervişler arasında dedikodu olmuş ve dervişin biri gelen yiyecekten bir miktar gizlice hücresine saklamış. Hazreti şeyh vakıf olup, onu hücreden meydana çıkarttığında, yiyeceği haşeratın kapladığını görülmüş. Hazret:"Evladlarım Her gelen taam hemen yenilmez. Haram ile muhammer olan bu gibi şeyleri yemek, seyrü süluka en büyük engel olan şeylerdendir. Helal lokma yemeğe bakınız" demiştir...
SEYYİD ALDÜLKADİR BELHİ HAZRETLERİNİN CEYLANI
Seyyid Abdülkadir Belhi hazretleri, dört yaşında iken babası ve amcası ile birlikte Belh şehrinden ayrılmışlar. Yanlarında bir ceylan beslerler imiş o ceylan yolculuk boyunca kendileri ile birlikte İstanbul'a kadar gelmiş. Dergahta itina ile bakılmış vefatında gelip dizlerine yüz sürmüş ve yere yatmış. Teberrüken boynuzları muhafaza edilir imiş...
SALTANAT SAHİPLERİNİN VİRDİ
Ahmed Hüsameddin Dağıstani hazretlerinin Sultan Mehmed Reşad'a muhabbetleri vardı. Padişahta ona seccadeci başı Zekeriya beyi gönderirdi. Padişahın vazifesinin selameti mülkü millet olduğundan meşguliyeti nedeniyle vird ittihazına gerek olmadığına, ancak günde yedi defa SÜBBUHUN KUDDUSÜN RABBÜNA VE RABBÜL MELAİKETÜ VERRUH LAFZI CELİLESİNİ SÖYLEMESİNİ BİLDİRMİŞTİR...
SALAVATİ ŞERİFE
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE ALAALİ SEYYİDAN MUHAMMEDİN ADADİ MAFİ İLMÜLLAHİ SALATEN DAİMETEN BİDEVAMİ MÜLKÜLLAHİ
"Ey Allah'ım Efendimiz Muhammed (sav)'e ve aline, mülkü devam ettiği müddetçe Allahın ilmindeki adet kadar devamlı rahmet eyle"
Her namazın akabinde on defa okunmalıdır.
"Ey Allah'ım Efendimiz Muhammed (sav)'e ve aline, mülkü devam ettiği müddetçe Allahın ilmindeki adet kadar devamlı rahmet eyle"
Her namazın akabinde on defa okunmalıdır.
HAK TEALA'NIN SÜBUTİ SIFATLARI/TERZİ BABA
Erzurumla Terzi baba'nın şöhreti artıp başına birçok insan toplanınca şehrin müftisine müracaatla ümmi birisi irşad yapıyor halk başına toplanıyor diye hasedlikten şikayette bulunur. Müftü efendi Terzi Babayı çağırtır ve kendince bir ilim meclisi kurup Terzi Babayı imtihan edecektir. Terzi baba davete icabet eder. Müftü sorar:"Hak Teala'nın sübuti sıfatları kaç? diye.
Terzi baba "Bu beldeye göre yedi, sair beldelere göre sekiz" der. Hazır bulunanlar hayret ederler. Hazret izaha başlar: Bu beldeye göre:İlim, sem'i, Basar, İrade, Hayat, Kelam ve Tekvin'"dir. Kudret sıfatını söylemez. Sebebini sordular:Efendim, bu belde Hakk'ın kudret sıfatı yoktur "diye ehli belde inkardadır. Eğer kudret sıfatına kani olsa idiler "Bir ümmi kulunda sırrı irşadı icad edecek kudret bulunur" derlerdi. Mademki öyle diyemiyorlar, o halde Hakk'n kudret sıfatı umumunuzun zannına göre bu beldede yoktur. Halbuki İNNALLAHE ALA KÜLLİ ŞEY İN KADİR cevabını verir vermez cemaat onun ilmi ledün sahibi bir ümmi kamil olduğunu anlar tamamı ellerini öperler...
Terzi baba "Bu beldeye göre yedi, sair beldelere göre sekiz" der. Hazır bulunanlar hayret ederler. Hazret izaha başlar: Bu beldeye göre:İlim, sem'i, Basar, İrade, Hayat, Kelam ve Tekvin'"dir. Kudret sıfatını söylemez. Sebebini sordular:Efendim, bu belde Hakk'ın kudret sıfatı yoktur "diye ehli belde inkardadır. Eğer kudret sıfatına kani olsa idiler "Bir ümmi kulunda sırrı irşadı icad edecek kudret bulunur" derlerdi. Mademki öyle diyemiyorlar, o halde Hakk'n kudret sıfatı umumunuzun zannına göre bu beldede yoktur. Halbuki İNNALLAHE ALA KÜLLİ ŞEY İN KADİR cevabını verir vermez cemaat onun ilmi ledün sahibi bir ümmi kamil olduğunu anlar tamamı ellerini öperler...
ERZURUMLU ŞEYH TERZİ BABA(HAYYAT VEHBİ)
Hayyat Vehbi diye meşhurdur. Bir gün seyahat eden fukaradan birisi Erzurum'a gelir ve yırtılan abasının tamir için terzi arar. Hiçbir terzi bu abayı tamire yanaşmaz çünkü hem kirli, hem eski hemde bit içinde olduğu için ellerini sürmek istemezler ve istihza tarikiyle "Şurada Terzi baba var ona götür" derler. Fakir, terzi babaya gelir ve abasının tamirini ister. Hazret peki der ve ertesi günü almasını söyler. Abayı alır güzelce yıkar temizler kurutur sonra tüm tamirat işlerini yapar. Fakir, abasını teslim almak için gelir abasının temizlenmiş, dikilmiş görünce pek ziyade sevinir nazar eder ve gönülden dua eder. Derhal Terzi baba'da işler değişir, füyuzat cuşa gelir.
ZİKRİ KİM BIRAKIR?
İbrahim Hakkı Erzurumi hazretleri buyurmuştur:
"Zikri ancak müşahede makamına erenler bırakabilir; fakat zikretmeyenlerde O'nu müşahede makamına eremez. Her halükarda O'nu görüyorum; her nefes alış verişimde O'nu zikrediyorum.
Aşkımdan dolayı bugün duayı bile unuttum. Yediğim öğle yemeği mi akşam yemeği mi olduğunu da bilmiyorum.
Efendim! Senin zikrin yemem içmem oldu.Yüzün ise gördüğümde benim derdimin dermanıdır."
"Zikri ancak müşahede makamına erenler bırakabilir; fakat zikretmeyenlerde O'nu müşahede makamına eremez. Her halükarda O'nu görüyorum; her nefes alış verişimde O'nu zikrediyorum.
Aşkımdan dolayı bugün duayı bile unuttum. Yediğim öğle yemeği mi akşam yemeği mi olduğunu da bilmiyorum.
Efendim! Senin zikrin yemem içmem oldu.Yüzün ise gördüğümde benim derdimin dermanıdır."
AMME KELİMESİNİN TEFSİRİ
Şeyh Ahmed Hüsameddin Dağıstani hazretleri huzurunda bulunan Hüseyin Vassaf hazretleri anlatmıştır ki AMME YETESAELUN, ANİN NEBEİL AZİYM ayetini okudu, yalnız AMME üzerindeki tedkikatı bir saatten fazla sürdü. Açıkladığı hakikatler karşısında hayrette kaldık.
HAFTLIK HATİM USULÜ
Kur'an-ı Kerim'i bir hafta içinde hatmedenlerin usulleri şu imiş:
Cuma günü:Fatihayı Şerifden Enam suresine kadar
cumartesi günü :Enamdan surei Yunus'a kadar
Pazar günü:Yunustan sure-i Taha'ya kadar
Pazartesi günü :Taha 'da nsure-i Ankebut'a kadar
Salı günü ;Ankebut'tan Sure-i Zümer'e kadar
Çarşamba günü :Zümer'den Surei Vakıaya kadar
Perşembe günü:Vakıa 'dan Kur'anın sonuna kadar
Cuma günü:Fatihayı Şerifden Enam suresine kadar
cumartesi günü :Enamdan surei Yunus'a kadar
Pazar günü:Yunustan sure-i Taha'ya kadar
Pazartesi günü :Taha 'da nsure-i Ankebut'a kadar
Salı günü ;Ankebut'tan Sure-i Zümer'e kadar
Çarşamba günü :Zümer'den Surei Vakıaya kadar
Perşembe günü:Vakıa 'dan Kur'anın sonuna kadar
GÜNLÜK OKUNAN SELAVAT SAYISI
Ricalullahdan Ali Behced efendi hazretleri günlük olarak 20.000 selavat şerife okur imiş. Onun halifelerinden Şeyh İbrahim Hayran efendi hazretleri "Adam olamadım; şeyhim yevmi yirmi bin salavatı şerife okurlardı. Biz henüz on iki bin kadar okuyabiliyoruz. Fa'tebiru" demişlerdir.
SÜLUK ŞARTLARI
AliBehced efendinin müritleri için belirttiği süluk şartları:
1- Mürit ,halk ile muhatalatayı terkede (insanlar içine karışmayı).
2-Yiyecek ve içeceklerdeki lezzeti terile kanaatla muttasıf ola,
3-Beş vakit namazını cemaatla kıla
4-Malayani konuşmayı terk ede
5-Helal yiye, şüpheliden uzaklaşa
6-Halkın ezasına tahammül eyleye
7-Evladü iyaline şiddetli muhabbetten mümkün olduğunca kaçına
8-Fukara vemiskinlere sadaka vermek ifa ede
9-Herkese iyi huy ile muamele ede
10-Ehli dünyadan uzak ola, onlara behamahal tevazuu terk ede
11-Gece gündüz evradını okuya
12-Huzuru kalb ile devamlı zikirde buluna
13-Halkın methü zemmine kulak asmaya
14- Fakru zarurete tahammül, her halinde doğruluk, kendini herkesten hakir bile
1- Mürit ,halk ile muhatalatayı terkede (insanlar içine karışmayı).
2-Yiyecek ve içeceklerdeki lezzeti terile kanaatla muttasıf ola,
3-Beş vakit namazını cemaatla kıla
4-Malayani konuşmayı terk ede
5-Helal yiye, şüpheliden uzaklaşa
6-Halkın ezasına tahammül eyleye
7-Evladü iyaline şiddetli muhabbetten mümkün olduğunca kaçına
8-Fukara vemiskinlere sadaka vermek ifa ede
9-Herkese iyi huy ile muamele ede
10-Ehli dünyadan uzak ola, onlara behamahal tevazuu terk ede
11-Gece gündüz evradını okuya
12-Huzuru kalb ile devamlı zikirde buluna
13-Halkın methü zemmine kulak asmaya
14- Fakru zarurete tahammül, her halinde doğruluk, kendini herkesten hakir bile
AĞLAMAYAN BEBEK
Hırkai şerif camiinde vazife ifa eden Sadullah efendinin bir bebeği doğar. Çocuk hiç ağlamaz imiş. Annesi merak etmiş. Kocasına çocuğu Ali Behçed efendiye götürüp bir nefes ettirmesini istemiş. Sadullah efendi, hazreti şeyhin mesleğini bildiği için hanımının bu talebini kabul etmemiş. Çünkü şeyh efendi gelenlere okuma adeti yokmuş.Validesi çocuğu alarak bizatihi Behçed efendinin dergahına getirerek müsade ile hazretin huzuruna çıkıp çocuğun halini arz etmiş. Hazreti şeyh çocuğu kucağına alarak"Sen uslu bir çocuk olduğun için ebeveynini rahatsız etmemek için ağlamıyorsun. Amma oğlum! Ne yapalım, ağlamıyorsun diye, görüyorum ki validen merakından ağlayacak" diye mübarek elleri ile çocuğun dudağına hafifçe vurmuş. O andan itibaren çocuk ağlamaya başlamış. Validesi bu halde evine götürmüş. Gariptir ki sonra da, "Hiç susmuyor" diye Hz. Şeyhe müracaat eylemiştir...
KİM OTUZALTI SENE KABRİME GELİRSE
Ricalullahdan Ali Behcedefendi hazretleri vasiyet etmişti."Ben dünyayı değiştikten sonra her kim otuz altı seneye kadar kabrime gelirse, hayatta bulundukları gibi kendilerine vakıf olacaklarını ve bu süreden sonra hayatta olanlar için herhangi bir mesafe(uzaklık) olmaksızın her nerede olsalar birbirlerinden vakıf ve haberdar olacağını beyan buyurmuşlardır.
1 Mayıs 2020 Cuma
HOCA NEŞET EFENDİ LATİFELERİ
Süleyman Neşet efendi RİCALULLAHDANDIR. Hoca Neşet efendi diye meşhur olmuştur. Cömert ve yardımsever bir kimse idi.Bazı devlet ekabirine fakir fukaranın ihtiyacı için müracacat ederek onların işlerini görürdü."Efendim, şunun bunun işi için bu kadar yüz suyu dökmek reva mıdır?" diye etrafındakiler itiraz ettiklerinde hazret buyurmuştur:"Yüz suyu ile değirmen çevrilmez ya. Böyle işler görülür"
Çubukta sigara içerdi. Bir gün mecliste birisi "Efendim! cennette ateş yok, siz orada çubuğunuzu nereden yakacaksınız?" şeklinde küstah bir sual sorar. Hazreti Neşet, çubuğundan bir nefes çeker ve ""Sizin için kebab pişirilecek ocaktan" cevabını verir.
Yine birisi "Efendi Farisi lisani cehennem lisanıdır diyorlar, öyle midir?" diye sorunca hazret:"Öyle de olsa öğrenmek gerekir. Çünkü nereye gideceğimizi katiyyen bilmiyoruz. Şayet cehenneme uğrayacak olursak, ahalisinin lisanını bilmemek de bizim için bir azabı diğer olur" demiştir...
Çubukta sigara içerdi. Bir gün mecliste birisi "Efendim! cennette ateş yok, siz orada çubuğunuzu nereden yakacaksınız?" şeklinde küstah bir sual sorar. Hazreti Neşet, çubuğundan bir nefes çeker ve ""Sizin için kebab pişirilecek ocaktan" cevabını verir.
Yine birisi "Efendi Farisi lisani cehennem lisanıdır diyorlar, öyle midir?" diye sorunca hazret:"Öyle de olsa öğrenmek gerekir. Çünkü nereye gideceğimizi katiyyen bilmiyoruz. Şayet cehenneme uğrayacak olursak, ahalisinin lisanını bilmemek de bizim için bir azabı diğer olur" demiştir...
NE ZAMAN VEFAT EDECEĞİM
Osmanlı Sadrazamlarından Koca Rağıp Paşa merhum, Galata Mevlevihanesinde Mesnevi takrir eden Agah Ağa hazretlerine sorar:Efendim, Bağdat'a tayinim çıktı, gidiyorum. Şayet avdet edemezsem , sizlerle tekrar buluşamayabilirim diye endişem var. Acaba ne zaman irtihal edeceğim(öleceğim). Biiznillah haberdar buyurursanız memnun olurum" demeleri üzerine hazret:"Ne zaman beni kalbinden çıkartırsan o zaman " demişlerdir...
KENAN İLİNDE YİTİRİLEN YUSUF
Yunus Emre hazretlerinin bir deyişidir:
Yitirdim Yusuf'u Kenan ilinde
Yusuf'um buldum Kenan bulunmaz
Yusuf Yar ,Kenan ağyardır. Yusuf'tan murad vahdet, Kenan dan murad kesrettir. Kesret Kenanda, vahdet Yusuf'ta
Enaniyet Kenandır, mahviyyet Yusuf'tur.Yusuf'dan murad Ruhtur. Kenandan murad cesettir.
Yitirdim Yusuf'u Kenan ilinde
Yusuf'um buldum Kenan bulunmaz
Yusuf Yar ,Kenan ağyardır. Yusuf'tan murad vahdet, Kenan dan murad kesrettir. Kesret Kenanda, vahdet Yusuf'ta
Enaniyet Kenandır, mahviyyet Yusuf'tur.Yusuf'dan murad Ruhtur. Kenandan murad cesettir.
HAK TEALA'NIN LAUBALİ AŞIKLARI
Hak Teala'nın mestur (gizli) kulları vardır. Avam -i halk bilmez. Belki bir mekruhla iştigal etmektedirler ki avam onları anlayamasın. Yakın tarihteki Neyzen Tevfik hazretleri bunlardan birisidir. Hafız Şirazi de muhtemelen bunlardandır. Mirac gecesi olan leylei kadirde Kabe Kavseyn makamında efendimiz SAV 'e iki bardak içinde içecek sunuldu. Birisi süt idi diğeri şarab dolu idi."Bu iki kadehten birini ihtiyar etmesi" işaret buyruldu. Hz. Risalet sütü tercih etti. Şarabı ise ahyarı ümmeti için alıkoydu. Hafız Şirazi gibi aşıklar bu şarabı aşkı içtiler ve daim müstağrak gezdiler. Esrara ait konuları bu zatlar söylemiştir. Bu sırlar müşkil olup avamdan saklanması da vacip olmakla gah sureti mecazda, gahl sureti hezlde tabir buyurdular
Bu zatlar aşkı ilahiden müstağrak olduklarından mertebi irşadda cismen meşgul olmalarına imkan kalmamıştır. Ancak bunların sözleri ve deyişleri her aşıkın ruhunu diriltecek ve kalbleri uyandıracak niteliktedir...
Bu zatlar aşkı ilahiden müstağrak olduklarından mertebi irşadda cismen meşgul olmalarına imkan kalmamıştır. Ancak bunların sözleri ve deyişleri her aşıkın ruhunu diriltecek ve kalbleri uyandıracak niteliktedir...
AHVALİ ZATİYYESİNDEN HABERDAR OLMAK
Hafız Şirazi hazretleri ile alakalı olarak Abdurrahman Cami hazretleri buyurur ki:
"Bir kimse ahvali zatiyyesinden haberdar olmak isterse, Hafız Şirazinin ruhuna bir fatiha okuyup, tam bir yönelişle Hafız'ın divanını açsın sağ taraftaki ilk beyit onun falı hayr'ıdır.
Rivayet olunur ki Sultan Mirza Yakup'un veziri Necmeddin, Hafiz Şiraziyi inkar edenlerden birisi idi. Hafızın vefatından sonra bir gün sultan veziri ile sohbet ederken, "Divanı Hafız'ı getiriniz, tefe'ül edelim" dedi. Vezir Necmettin için Tefe'ül ettiler, şu beyit çıktı:"Ruhumun darlığı, rakibin yaralamasındandır. Ey Allahım, sakın olaki, dilenci itibar görür hale gelmesin" Bir anda Padişah "Ey Necmeddin! Hafız'ın kerametini gördün mü?" diyerek Divan'ı kaldırıp Necmeddin'in başına çarpmıştır..
"Bir kimse ahvali zatiyyesinden haberdar olmak isterse, Hafız Şirazinin ruhuna bir fatiha okuyup, tam bir yönelişle Hafız'ın divanını açsın sağ taraftaki ilk beyit onun falı hayr'ıdır.
Rivayet olunur ki Sultan Mirza Yakup'un veziri Necmeddin, Hafiz Şiraziyi inkar edenlerden birisi idi. Hafızın vefatından sonra bir gün sultan veziri ile sohbet ederken, "Divanı Hafız'ı getiriniz, tefe'ül edelim" dedi. Vezir Necmettin için Tefe'ül ettiler, şu beyit çıktı:"Ruhumun darlığı, rakibin yaralamasındandır. Ey Allahım, sakın olaki, dilenci itibar görür hale gelmesin" Bir anda Padişah "Ey Necmeddin! Hafız'ın kerametini gördün mü?" diyerek Divan'ı kaldırıp Necmeddin'in başına çarpmıştır..
HAFIZ ŞİRAZİ
Şöhret peşinde olmayan, mesturinden (gizlilerden) bulunduğu için, vefatından sonra şöhret bulan bir zattır. Küçük yaşlarda Kur'an-ı hıfz ettiği için "Hafız" lakabıyla anılagelmiştir. Hangi tarikata mensup olduğu meçhuldür. Bir rivayette Şahı Nakşibent hazretleri ile görüştüğü rivayet olunur. Şahı Nakşibent hazretlerinin halifelerinden Muhammed Parsa hazretleri, Hac ziyaretine giderken Mürşidinin emriyle Şiraz'a uğrayarak ziyarette bulunmuştu. Hazret, gizlilik nedeniyle çocuklarla ceviz oynar imiş. Muhammed Parsa onu görünce "Azizim Şahı Nakşibend, Şiraz'a uğra, orada Ekemci-zade Hafız Şemseddin var, ona mülaki ol, selamımı söyle" buyurmuştu, der. Hafız kendisini tanıtmış, sohbet etmişler."Bir cevizle iki koz avlarız"diye latife etmişler. Görüşme esnasın da Hafız "Bir bakışta toprağı en tesirli ilaca çevirenler, acaba bize de bir nazar ederler mi?" gazelini okumuş. Muhammed Parsa hazretleri döndüklerinde Şahı Nakşiibend hazretlerine uğrayarak görüşmeyi ve okuduğu gazeli nakletmesi üzerine hazret tebessüm etmiş. Şöyle bir hadise geçmişti. Bir kadın nafakasının yokluğundan dolayı hazret'in huzuruna gelerek "Çocuklarımla aç kaldık. Nefsimizi doyuracak paramız yoktur" deyince Hz.Şah, yerden bir avuç toprak almış, nefes etmiş. O toprak altın olmuş, o kadına ihsan buyurmuştur. Hafız bu sırrı keşfederek o gazeli okumuş idi.
MOLLA CAMİ'DEN VAHDETİ VÜCUD
SEN SİNEDE NİHAN İDİN BENSE GAFİL
SEN, GÖZDE AYAN İDİN BENSE GAFİL
BİR ÖMÜR SENİN İZİNİ ARADIM OYSA
CİHANIN HEPSİ SEN İDİN, BENSE GAFİL
Ben bilmez idim gizli nihan hep sen imişsin
Tenlerde ve canlarda nihan hep sen imişsin
Senden bu cihan içre bir nişan arar idim ben
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin
SEN, GÖZDE AYAN İDİN BENSE GAFİL
BİR ÖMÜR SENİN İZİNİ ARADIM OYSA
CİHANIN HEPSİ SEN İDİN, BENSE GAFİL
Ben bilmez idim gizli nihan hep sen imişsin
Tenlerde ve canlarda nihan hep sen imişsin
Senden bu cihan içre bir nişan arar idim ben
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin
ŞAHZADE/ŞEYHZADE
Yahya Efendi dergahı, Dolmabahçe sarayı ile yakın olmakla,saraya mensup insanların sürekli ziyaretine muhatap olurmuş. Padişahın çocuklarıda buraya uğrar oyun oynarmış. Sultan Reşad hanın şahzadeliği esnasında burada Dergahın şeyhinin oğlu ile oyun esnasında birbirlerini incitmişler.küçük Sultan Reşat, dergahtaki şeyh efendiye kendisini incittiğinden bahisle şikayette bulununca Şeyh efendi :"Efendim biriniz Şahzade, biriniz şeyhzade. Ne yapalım, böyle şeyler olur. Hoş görmeli" diye latifede bulunduğu rivayet edilir.
YAHYA EFENDİ HAZRETLERİ
Kanuni Sultan Süleyman'n süt kardeşi olan Beşiktaş'ta türbesi bulunan Yahya Efendi hazretlerinın hangi tarikatı aliyyeye intisap ettiği meçhuldür. Zira kendileri son derece kapalılığa meyyaldi. Ricalül galblerden idi. Üveysiyyül meşrepti. Ne sözlerinden, ne şiirlerinden nispetlerine dair bir koku almak mümkün değildi. Sohbetinde her kim olur ise olsun "Aşık"diye hitap buyururdu.
Çobanın birin besili sürüsünden sürübaşı iki koç sürüden ayrılıp Yahya efendi dergahına gelir. Çoban bunları arar bulamaz. Sual ve tahkik için Yahya efendinin huzuruna gelir. Hazret:"Bu adam koyunlarını aramak için dağ taş dolaşıp yorulmuştur ve acıkmıştır. Buna ekmek ve tereyağı ve bal getiriniz diye huddamına emr edip ihzar olununca
İşte sana tereyağı mumlu bal u tazenan
Diler isen yağa ban diler isen bala ban
BEYTİYLE İKRAM VE İLTİFAT EDERLER.çOBAN BU HALDEN MÜTEESSİR OLUP UĞRADIĞI NAZARI KİMYANIN TESİRİ İLE ŞEREFLİ İSLAMA MAZHAR OLUP O İKİ KOYUNU İMANA VASIL OLMASINA ŞÜKR İÇİN KURBAN KESİLMESİNİ NİYAZ EDİNCE YAHYA EFENDİ ŞU MANZUMEYİ söylemiştir:
Subh-dem iki ganem menzile mihman geldi
Her görenler didiler tekyeye kurbangeldi
Kurd tabiatludan onu sakının lütf eyleyin
Hazm idüp dirler ana nimetü Sübhan geldi
Yolda çokdur çalıcıanları çaylak gibi
Her aç olan ana dir derdime derman geldi
Bir koyuna sığarır iki koyunu niceler
Çeküp avurda yutar dir bize ihsan geldi
Ey Müderris ola gör rai bugün bunlara sen
Enbiya zümresihep aleme çoban geldi
Çobanın birin besili sürüsünden sürübaşı iki koç sürüden ayrılıp Yahya efendi dergahına gelir. Çoban bunları arar bulamaz. Sual ve tahkik için Yahya efendinin huzuruna gelir. Hazret:"Bu adam koyunlarını aramak için dağ taş dolaşıp yorulmuştur ve acıkmıştır. Buna ekmek ve tereyağı ve bal getiriniz diye huddamına emr edip ihzar olununca
İşte sana tereyağı mumlu bal u tazenan
Diler isen yağa ban diler isen bala ban
BEYTİYLE İKRAM VE İLTİFAT EDERLER.çOBAN BU HALDEN MÜTEESSİR OLUP UĞRADIĞI NAZARI KİMYANIN TESİRİ İLE ŞEREFLİ İSLAMA MAZHAR OLUP O İKİ KOYUNU İMANA VASIL OLMASINA ŞÜKR İÇİN KURBAN KESİLMESİNİ NİYAZ EDİNCE YAHYA EFENDİ ŞU MANZUMEYİ söylemiştir:
Subh-dem iki ganem menzile mihman geldi
Her görenler didiler tekyeye kurbangeldi
Kurd tabiatludan onu sakının lütf eyleyin
Hazm idüp dirler ana nimetü Sübhan geldi
Yolda çokdur çalıcıanları çaylak gibi
Her aç olan ana dir derdime derman geldi
Bir koyuna sığarır iki koyunu niceler
Çeküp avurda yutar dir bize ihsan geldi
Ey Müderris ola gör rai bugün bunlara sen
Enbiya zümresihep aleme çoban geldi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)