KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
20 Nisan 2021 Salı
SAHTE DOKTOR/SAHTE ŞEYH
Mesnevi Şerifin bir çok yerinde sahte şeyhler anlatılır.Kalp ve beyni ilgilendiren bir hastalıkta,sahte doktorun bu merkezlere vereceği tahribatın fazlasını, sahte şeyhler ruha verirler.Allah ve Resulünden gelen sahih aktarım, manevi ilim ve otorite Tasavvuf yolu'nun önderlerinin olmazsa olmazlarındandır. Hakikilerdeki mahviyyat , tevazu nedeniyle sahtelerdeki cüret ve iddia maalesef tasavvuf yoluna girenlerin yollarını vuran bir durumdur.Bir zat buyurmuştur ki:"Marifet sahibi olduğunu iddia eden her kes yalancıdır" demiştir.
ALLAH ADAMINDA OLMASI GEREKENLER
Ayıklık(sahv), sarhoşluk (sekr), sekine,merhamet, letafet, aşk, ilim, hikmet, irfan, mahviyet ve kudret.
Allah adamları ,Allah'ın kendilerini kendisinden bir ruhla teyit ettiği marifetli doktorlardır.Böylece kalp hastalıklarını hikmetle tedavi ederler ve yoldaki sıradan insanları kendi arzularından çekip alarak arzu edilen hakikate götürmek için hoş ve müstaid kalıplara irşadı aktarırlar".
Hali ve yaşayışı sana feyz ve hamle vermeyeni kal ve sözü ile sani Allah'a götürmeyen kimse ile sohbet etme,arkadaşlık yapma"(Atullah İskenderi)
YA LATİF ESMASI
Bu esmaya binlerce kez devam eden insanların bazı özel haller yaşadıkları, gayb aleminin açıldığı söylenir.Yetkili olan bir Zat'dan telkin edilmeden kişinin kendi kendine esma taliminde bulunmasının tehlikeli olduğunu tasavvuf büyükleri söylerler.İmam Ebu hamid Gazali buyurmuştur:El Latif'in kamil manası , davranışta incelikli olmayı ve algı ve sezgide dakikliği cem eder"
KEM NAZAR/SAFA NAZAR
Göz değmesi kavramının altında yatan kötü nazardır. Bu kötü nazarın karşısındaki şahsa, mala olumsuz verdiği etkisi inkar edilemez. Akil bu hakikati idrak edemez. Kötü nazarın karşısında safa nazar denilen Evliyaullah'a ait bir nazar vardır ki bu nazara isabet eden kimsenin üzerindeki kabziyyet gider, ferahlama ve genişleme(bast) gelir. Kem nazar sahibi bir bakışta hasta ettiği gibi safa nazar sahibi de bir bakışta iyi eder.
KAİNATIN İÇİ VE DIŞI
Kainatın dış ve zahiri GAFLET, iç ve batını İBRETTİR. Bunun için nefis, gafletinin zahirine, kalp ise ibretinin batınına bakar" (Ataullah İskenderi hazretleri)
YAKAZA HALİNDE YAŞANANLAR
Mağrib(Fas) meşayihlerinden Şeyh Muhammed ibnül Habib Hazretleri yakaza halinde Resulullah Efendimizle(sav) yaşadığı bir hal:
"Oğlum , bil ki Allah seni tatlı ve hoş sularla şereflendirecektir."
"Bunlar İslam, İman ve İhsan suları mı?"dedim."Evet , onlar" buyurdu. "Ya Resulallah! bunları ben kendim yalnız mı içeceğim , yoksa beni takip eden herkes de benimle içecek mi?" diye sordum.Buyurdu ki"Sen de, ümmetimden seni takip eden herkes de onlardan içecektir
VELİLER YANILIR,PEYGAMBER YANILMAZ
Tarikatı aliyyeye dışarıdan bakanlar ,biat etmemiş muhipler ve müridler , velayeti mutlak yanılmazlıkla bir zannediyorlar.Peygamberle Veli arasındaki fark , peygamberin hata yapmasına müsade edilmemesidir.Peygamberler doğrudan Allah tarafından terbiye edilirler.Evliyaullah hata yapabilir.Bir müntesip şeyhinin yanılmaz olduğuna inanmamalıdır.Bir şeyh en büyük kemale erse yine masum ve yanılmaz değildir.Çünkü Veliler insan olmakla insani zaafları mevcuttur.Velayet bu dünyada sıkıntısız bir hayat sürmenin garantisi değildir.Velayet, ahirette sıkıntısız bir hayat sürmenin ve bu dünya hayatını yaşarken imtihanları adam gibi taşıyabilmek için irfana sahip olmanın garantisidir.
Veliler bir şey yapacakları zaman hiç şüphe yok ki Hükmü İlahi tarafından evrilip çevrilen birer alet gibidirler.
Bir Allah velisini bilip tanımak , Allah'ı tanımaktan zordur.Sonuçta , Allah Kemali ve Cemaliyle tanınır.Buna karşı kendin gibi ,senin yediğin gibi yiyen, içtiğin gibi içen bir yaratılmışı tanıman ne kadar sürer(Ebul Abbas el-Mürsi)
DUALARIMIZIN MÜHRÜ
Bilindiği gibi mühür yazının en sonuna vurulur.Dualarımızı(isteklerimizi) bitirdikten sonra "Aman ya cel Celali ve ikram"(Ey Celal ve ikram sahibi) diyerek bitirmemiz gerekir.Bu dualara icabet edilmesini sağlayan mühürdür.
ZITLARDA GİZLİ OLANLAR
Hak Teala zıtları bir araya toplayandır.Nesneler zıtlarında gizlidir.Buluş(vecd) kaybedişte(fakd), izzet zillette, zenginlik fakirlikte, kuvvet zayıflıkta, bolluk darlıkta, yücelik alçaklıkta, hayat ölümde, nusret mağlubiyette, kudret acziyette gizlidir.
19 Nisan 2021 Pazartesi
ALLAH DOSTLARI GELİNDİR
Ataullah İskenderi hazretleri buyurmuştur:"Allah dostları gelindir; mücrimler gelinleri göremezler"
"Ey alemlerin Rabbi, Acizim kanlara gömüldüm Karada gemi yüzdürdüm" (Attar)
ATTAR'IN SENASI
Feridüddin-i Attar hazretleri buyurmuştur:"Ben, her ne işledimse hebaen mensura sayıyorum.Sen de benden , Hazretine yaraşmayan her ne gördünse üzerine af çizgisini çek, Sen benden günah tozunu yuy ki , ben de taatı tasavvur etme tozunu yayayım"
"Hebaan mensura" kelamı Furkan suresi 23 ayetinde geçer :Savrulmuş,dağılmış toz zerresi anlamındadır.
SIKINTILAR
Onsekizinci yüzyıl sufilerinden Şeyh Ali Cemel hazretleri buyurmuştur:"İnsanlar, ihtiyaç halinde ne büyük esrar ve fayda olduğunu bilseler, ihtiyaç içinde olmaktan başka bir şeye ihtiyaç duymazlardı" bu zatın halifesi olan Şeyh Mulay ed Darkavi hazretleri de şöyle yazmıştır:"Istırap veren sıkıntı, ihtiyacın şiddetlenmesinden başka bir şey değildir"."Ehlullah için, şüphe yok ki,en hayırlı anlar, büyük sıkıntı içinde bulundukları andır.Zira o anlar onların tekamülünü hızlandırır"
Ataullah el-iskenderu hazretleri buyurmuştur:"İhtiyaç ve yoksulluklar ilahi ihsanların yayıldığı sergilerdir.Bazen namaz ve oruçta bulamadığın halleri, çaresizlik ve yoksullukta bulursun"
"Allah'a ellerini kocaman açıp da gözyaşı döken çaresiz kulundan daha sevgili bir şey yoktur" denmiştir.
EVLİYAULLAH'DA OLANLAR VE OLMAYANLAR
Başkaları tarafından takdir edilme,makam,mülk,nüfuz,itibar sahibi olma,hayranlık uyandırma derdleri Evliyaullah'da olmayan şeylerdir.Var olanlar ise;Evliyanın belirleyici ortak karakterleri mahviyyat, herkese rıfk ile muamele, şekerden tatlı huy,sabır,keskin bir manevi sezi ve en önemlisi Allah'ı zikir üzre olmalarıdır.
ERENLERİN SİGARA İÇMELERİ
Aşık Fatma Ahıska'nın video görüntüsünü torunu lütfetti "Metli Dede Blogunda"kayıt için gönderildi. Bugün youtube olarak kayıt görecek. İnşaallah Aşık Anne'nin tüm hatırası Metli dede blogu içinde ayrı bir blog şeklinde kayda geçecek. Aşık sultanı izleyenler Aşık Annenin iyi bir sigara içicisi olduğunu görecekler. Kızı Sebahat hanımın aktardığına göre, ihvanlar, Aşık annenin sigara içmesini Metli Sultan'a şikayet kabilinden aktarmışlar. Metli Sultan Aşık Anne'ye sigara konusunu sorar: Aşık Anne "Sultanım" der.Ben sigara içtiğimde sohbet esnasında gelip bana musallat olan şeytanın yüzüne üflüyorum onlarda kaçıyorlar" demiş. Espri de olsa erenlerin sigarasına karışılmaz.
RUHLAR ALEMİNDE TANIŞ OLMAK
Elest meclisinde Allah'a söz veren ve O'nun Rabliğini kabul eden insan oğlu daha sonra bu sözünde durup durmadığının imtihanını vermek üzere ruhuna giydirilen bir elbise ile dünyaya gönderilmekte ve çeşitli şekilde denenmektedir.İnsanların ruhları nasıl ezel meclisinde birbirlerini görüp tanıyıp sevmişlerse şimdi de dünyada onları dost ve sevgili edinirler.Ezel bezminde Cenab-ı Hakk'ın güzelliğine aşık olan kul , bu aleme,şühud alemine geldiğinde yanılmaz ve oradaki sevgiliyi burada müşahede eder. Zira ruhlar alemi ikrar alemi, bedenler alemi de ispat alemidir.O alemi bu alemde yaşayanlar, ezel sarhoşudurlar. Ve onların aşkları ezelden ebededir.Bu aşıklar bu alemde de o aşkı yaşarlar.
DAVET GÖREVİ EHLİ BEYT'E AİTTİR
Hac ile alakalı ayetler gelince Resulullah efendimiz o sene hacca niyet buyurdular.Hazret-i Ebubekir efendimizi Emir-i hac tayin ettiler. Tevbe suresi o sırada inmekle Mekke ahalisine ve toplanan insanlara okuyup davet etmek üzere İmam Ali hazretlerini tayin buyurduklarında Ebubekir efendimiz:"Ben de tebliğ ederim ya Resulullah"dedi,Bunun üzerine Resullullah:"Sen, halifemsin. Davet ise ancak ehli beytimden biri tarafından yapılır" dedi
EFENDİMİZİN AYAKKABISI
Naleyn, hicazlıların kullandığı takunyaya denir.Efendimizin vefatından sonra bu iki çarığı, Topkapı sarayının kutsal emanetler kısmındadır.Çarığın bir tanesi önceden kutsal emanetlerle birlikte gelmişken diğer çarık Abbasi sülalesinden vefat eden bir şahsın miras eşyaları arasından çıkmıştır.Murisin malı bir yana çarık bir yana diye mirasçılar arasındaki paylaşımı her kes çarığı istemesi üzerine Cennetmekan sultan Abdülaziz han bu çarığı hazineye alıp diğeri ile birlikte Topkapı sarayına koymuştur.
MAHLUKATIN SAYISI
İmam Azam hazretleri Fatiha tefsirinde "Rabbül alemin" sözünü açıklarken, yeryüzünde olan mahlukat, denizde olan mahlukatın onda biri der. Deniz ve karada olan mahlukatın tümü, yeryüzünde bulunan melaikenin onda biridir der. Birinci kat gökte olan mahlukat yeryüzündekilerin on katı, daha üstteki mahlukat alttakinin on katı fazladır ve sistem bu şekildedir der.
BOY ÖLÇÜSÜ
Bir insanın boyu kendi karışı ile sekiz karıştan fazla olana "uzun",sekiz karıştan az olana "kısa" tam sekiz karış olana ise "orta" boylu denir.
AŞK SOHBETİ
Aşk bir gizli hazinedir.Aşk haberi ise gizli hazineyle remzedilen Cenab-ı Hakkın sırrından başka bir sır değildir. Hakk'ın zatına ait bilgidir.Hak aşıkları birlik sırrını arayan kişilerdir.Bu sırlara talib olan aşıklara en güzel sohbet aşk sohbetidir.Aşk sohbeti insan-ı kamil olan mürşid ile insanlığın kemaline talib olan mürid arasında tenhada geçen Adem, alem ve Tanrı'nın hakikatıyla alakalı konuşmalardır.Bu sohbette sadık mürid kelime-i tevhidi yani "La ilahe illallah"" ibaresini vara vara bir gün "La mevcude illallah"(Allah'dan başka varlık yoktur) şeklinde anlayacaktır.Cenab-ı hakk'ın hakikatıyla alakalı olan aşk sırrını ancak emin olan, mutmainne makamındaki kişiler taşıyabilir.Bunun dışındaki kişilere tevhidin hakikatinden bahsetmek aşka ve aşkın sahibine ihanet demektir.Alemde en büyük emanet aşk emanetidir.Bu nedenle Yunus Emre EMANETTİR SAKINGIL AŞK HABERİNİ ZİNHAR" demiştir.
HAKİKAT ERBABINA GÖRE
Hakikat erbabına göre dünya ahiretin ahiret de dünyanın yansımasıdır.Tıpkı bunun gibi alemde adem, ademde de alem gizlidir. Bunun için şöyle denmiştir:Her ne ki var alemde/Örneği var ademde Aşıkın ahireti sülukunun nihayetidir.Dünyada kendisine manevi güçler ikram edilir.Aşık bunlara tenezzül ederse yoldan mahrum kalır.Aşk insanın unsurlar aleminden kurtulup hayatta iken ruhlar alemine dönmesini sağlar.
18 Nisan 2021 Pazar
SİHİR HAKKINDA
Bakara suresi 102 ayetinde buyrulmaktadır:""Onlar, Süleyman'ın mülkü üzerine şeytanların okuduğu (anlattığı, tilavet ettiği) şeylere tabi oldular(uydular).Süleyman inkar etmedi.Fakat şeytanlar insanlara, sihri ve Babil Şehri'ndeki iki meleğe, Harut ve Marut'a indirilen şeyleri öğretmekle kafir oldular.Oysa onlar:"Biz sadece fitneyiz(sizin için bir imtihanız).O halde (sakın sihir ilmini öğrenerek)kafir olmayın" demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi.Fakat o ikisinden , erkek ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar Allah'ın izni olmadan onunla(sihirle)hiç kimseye zarar verebilecek değiller.Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Andolsun ki , onlar ,onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler.Elbette onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne kötü , keşke bilselerdi"
Anlaşıldığı üzere bu ayette,Babildeki iki meleğe verilen sihre benzeyen bir güçten bahsedilmektedir.Ayette geçen şeytanlar, şeytani düşüncelere , sihir,büyü,göz bağcılık gibi kuvvetlere sahip insanlardır.Bu tip insanların bir kısmı , ayrıca Babil'de yaşayan Harut ve marut isimli iki meleğe öğretilen bilgiye sahiptirler.Diğer taraftan "o iki meleğe indirilen şey" hakkında ayette açıkca sihir tabiri kullanılmamakta ancak sihre atıfta bulunulmaktadır.Demek ki "o iki meleğe indirilen şey" gerçekte bir sihir değil, fesat ehlinin elinde küfre vesile olabilecek bir şey iken , bu şeytanlar o gücü yalnız sihir için kullanmayı öğretmişlerdir.Halbuki harut ile Marut bunu öğretecekleri zaman "Biz fitneyiz, bir imtihan aracıyız, yani bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da küfürdür.Şu halde sakın sen bunu belleyip de küfre girme"demedikçe ve bu yolda nasihat etmedikçe kimseye ellerindeki o gücün formülünü vermezler ve bir şey öğretmezlerdi.Ayette belirtilen ve kendilerine "Şeytanlar" denilen kişiler ise öyle yapmadılar, tam aksine söz konusu bu gücü kötüye kullanmak üzere yani bir sihir gibi öğrettiler.Nihayet burada söz konusu edilen ve Harut ile Marut'un elde ettikleri bilgiler için , sihir olmamakla birlikte sihre benzeyen ve ilahi ilhamla kendilerine verilen gizli bir güçtür diye bir tanımlama yapılabilir.
ŞEYH MUHAMMED APAK'IN TAVSİYELERİ
Hatay Hassa Söğüt beldesinde yaşamış Muhammed Ali Apak hocanın tavsiyelerindendir:
*Allah'ı yitirmeyin.Allah yiter mi? Allah her yerde var.Ama sen, unutursan yitirirsin .Zikrin başı Allah'ı yitirmemektir"
*Üç gün aç kalıp bağırsakların sızlasa da cimri adamın evine vardığında yemek sofrası serilip buyur edilsen de nefsine hakim ol, sofradan lokma alma.Çünkü o lokma vücuduna hastalık verir. Cömerdin sofrasında, lokmayı cömert kişi ağzına götürürken kapıp yiyebilirsin. Bu şifa olur, hastalığını atarsın"
*Akşamın tavuğu,sabahın horozu olun"(Erken yatıp geceleyin erkenden kalkın)
*İsteyen dili kessinler, istemeden ikram edilen herhan gibi bir şeyi almayan eli kessinler"
*Suçsuz kadın herhangi bir iftira ile terk edilirse dağlar titrer"
*Pınarın önünü tıkarsan kurur.Önünü açarsan akar durur.Cömertlik bir akarsudur, arkası kesilmez"
*"Bu dünyaya nasıl bir göz ile bakarsın? diye sordum;Eksik&sakat doğmuş bir keçi yavrusunu, aç kalmış bir köpek yer, faydalanır,dedi"
*Dünya ve ahiret için elde etmek istediklerinize salavatı şerifeyi bolca çekerek ulaşabilirsiniz"
*Bu zamanın adamı boyraz'a(kuzeye) karşı namaz kılsa dahi karışmayın.Çünkü dinlemez seni"
*Saat ile kalkan dervişten hayır çıkmaz!(saatının alarmını kurarak kalkan derviş kastedilmiştir)
*Derviş olup da Peygamber aleyhisselatü vesselam ile diz dize oturmayan, derviş olamaz"
*Evin ufak tefek işlerini bir fakire yaptırın da, ona vereceğiniz şeyi çokca verin, o da sıkılmasın.Emek karşılığı aldığını düşünsün"
17 Nisan 2021 Cumartesi
NECİB SULTAN'DAN
Bir rüyasını anlattı.Ziyaretine gelen bir siyasetçiden bahsetti. O esnada kapının çalması üzerine kapıyı açtığında Hz. Osman efendimizin kendisine ziyarete geldiğini gördüm dedi.İçeride oturan siyasetçiyi görünce "o çıkmadan içeri girmem" dedi. O siyasetçi gidince eve girdi buyurdu. Beraberinde Üç kur'an getirdiğini beyan ederek Üç kur'an dan tercüme olanı filan'a, arapça mushaf olanı filana, birisini de kendisine verdiğini belirtti.Üç sene önce okunan Kur'an'ın manasının içine doğduğunu ancak yaptığı bir hata yüzünden bu halin kendisinden geri alındığını ancak üç yıl sonra yeniden aynı halin tekraren kendisine verildiğini belirtti.
NECİB SULTAN'DAN
Haftalık ziyarette birbiri ile dövüşmeye hazırlanan iki horozdan bahsetti.ABD/Rusya olsa gerek. Putin için tüm tedbirleri aldı sağlam dedi.Kuzey Kore'nin Rusya'nın yanında olduğunu belirtti. Trump zamanında Rusya, Kuzey Kore'nin yanında olduğunu belirtti. Türkiye'nin tutumu merak konusu dedi.Ukrayna başbakanının Türkiye ziyaretinden bahsetti. Demek ki Ukrayna için sıkıntılı bir dönem olacağını,Türkiye'nin iki ara bir derede kalacağını hissettim.
ÇINAR AĞACI
Yunus Emre hazretleri yolu üzerinde bir çınar ağacına rastlar. Görkemli varlığı yükseklere ulaşan dalları ve yemyeşil yaprakları ile gözüken bu ağaçla konuşmak, ona bazı sırlar söylemek ister. Aslında bu ağaçtan kasıt kendini bilmeden dünyevi telaş içinde ömür tüketmiş,şöhret ,bilinmek, parmakla gösterilmek için zahiri ilimler öğrenip bu ilmine mağrur olanlara insan tipidir."BİR GÜN SANA ZEVAL ERE YÜCE KADDİN YERE İNE/BUDAKLARIN ODA GİRE KAYNAYA KAZAN KIZA SAÇ"(Bir gün seninde sonun gelir. Kocaman boyun toprağa karışır. Budakların ateşe atılır, kazan kaynatır,saç kızdırır)."Her şey ona dönecektir"(Yasin /83,Bakara 156)fetvasınca halk sonuçta O'na dönecektir. Bedenin iriliği değil gönlün diriliği önemlidir. Varlık ağacımızın dalı budağı oraya buraya uzandıkça kökten ve özden o kadar uzaklaşırız. O zaman "ben" diyen "ten"in yanması yok olması gerekir. Zevalli(sonlu) varlıkların ölmeden önce ölüp şimdiden "eyvallah"demeleri gerekir. Yoksa yolları ateşten geçer.Odun yakılınca benlikten kurtulur. Sonu kül olmaktır. Dalını kibirden Kibriya'ya, benden ve tenden soyunup Hakk'a uzatan ağacın akıbeti kül(yok) değil, küll(varlık,Hak) olmaktır.
KUŞ BUDAĞA BİR KEZ KONAR
Bu ibare Yunus Emre'nin nutuklarında geçer. Bu cümleyi Yunus mu halkın dilinden yahut Halk mı Yunus'un dilinden almış bilinmez."Ağaç karır devran döner,kuş budağa bir kez konar/Daha sana kuş konmamış ne güvercin ne hod turaç" dizelerinde belirttiği ""ağaç" kavramı dünyevi telaşlarla kendini bilmeden,tefekkürsüz , aşksız ve ilimsiz ömür geçiren kişidir.Bu taptaze yaprakları dal ve budaklarıyla gençler gibi özene bezene yaşayan ağaçta yaşlanacaktır.Sona doğru bir gidiş vardır.Gafletle zaman geçirene hitap eder"Ömür sürmek fırsatı bir kez ele geçer".Bu fırsat içinde hikmet ve muhabbete ulaşmalı.
Akar yaşım sele benzer,ömür geçer yele benzer/Güler yüzün güle benzer ne bilsin geçe bu çağlar.
Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi/ Hele bana şöyle gele şol göz açıp yummuş gibi"
PEYGAMBERİ TAVIR
Efendimiz (sav) buyurmuştur:"Konuşmamın zikir, susmamın fikir, bakışımın ibret olmasıyla memurum" buyurmuştur. Hak yolunun saliki olan dervişin dikkat etmesi gereken en önemli husus geçtiği yollarda rastladığı nesne ve olaylara ibret gözüyle bakmasıdır."İbret", "ubur" masdarından türetilmiştir.Bu kelime" Dıştan içe, dünyevi olandan uhrevi olana geçmek" demektir.
MERKEP TELLALI
Feridüddin Attar hazretleri "Esrarname" isimli eserinde şöyle bir kıssa nakleder:
"Bir zaman kendini beğenen bir kişi yaşamıştı.Bu kişinin ömrü pazarlarda merkep telallığı ile geçmişti.Bir gün ecel erişti. Hakk'ın Celal sıfatı olan Azrail kapısına dayandı.Merkep dellali Azrail'in heybetinden korkup bağırmaya başladı:"Ey insanlar,Çuval yüklü kara bir merkep göreniniz var mı?Sahibi geldi , canımı almak ister"
Attar burada bize işin hakikatini şöyle bildirir:"Haberi yok, o kara merkep kendisi idi".İnsanın bu dünyada hangi sıfatı galipse kıyamette o sıfatla dirilecek tir.Kıyamet dirilişinde iyi ve kötü sıfatlar elbiseye bürünecek,gelip sahibini bulacaktır.
POST
Koyun ve Keçi gibi hayvanların derisinden üzerinde oturulacak sergiye post denir.Istılah manası ise Tarikatlarda o yolun erkanını devam ettiren zatın makamını temsil eder.Bu makam sahibi dergahında bir koyun yahut keçi postuna fiziken oturur.Mürşit makamını temsil eden bu makam dost makamı, vahdet makamıdır.Oraya can feda ederek kurbiyete ulaşmış , postlarını sırtlarından çıkartıp altına almış olanlar oturabilir.Nefsine hamil olup beygir gibi gösterişle, katır gibi inatla, deve gibi kinle, hasılı binbir yükle gelenler, hayvanlıklarından kurtulamayacakları için o makama oturamazlar.
Efendimiz SAV) "Nefisleriniz bineklerinizdir" buyurarak nefsi bineğe benzetmiştir.Nefislerini terbiye edemeyenler , mahşer günü burada kazandıkları hayvani vücudlarla haşrolunacaktır.Erenler hayvani nefsten kurtulup "ruh" makamına ulaşmışlardır.
AŞIK FATMA AHISKA
Aşık Anne(Fatma Ahıska)'nin kızı Sebahat Haytaoğlu nakletti. İstanbul Merter'de otururken bulunduğumuz yere Bursa'dan bir şeyh Efendi gelmişti.Bu şeyh Efendiye bağlı olan ancak aynı zamanda anneminde talebelerinden olan bir hanım teyze anneme rica ederek "Şeyh Efendi'nin yanına birlikte gidelim.senin onunla tanışmanı istiyorum" diye ısrar etti.Annem sonunda kabul etti.birlikte şeyh efendinin bulunduğu yere geldiler.Şeyh Efendinin huzuru gayet kalabalık insan topluluğu ile dolmuştu.ancak bu şeyh efendi ağzı bozuk ve küfürlü konuşmakta imiş.Annem ise celalli birisi idi.Huzura girdiklerinde Tekke terbiyesinde yetişen annem şeyh efendiye tevazu gösterdi.O esnada şeyh efendinin ağzından küfürlü bir konuşma çıktı.Annem celallendi ve başındaki örtüyü sıyırdı uzun saçları ortaya çıktı ve o kimseye "Hadi kalk o işi yapmaya gidiyoruz" deyince ortalıkta çıt sesi çıkmadı.şeyh efendi kızardı. Mahcub bir vaziyette özür beyan ederek Bir bayan beni irşad etti" dedi.Annem Efe hazretlerinde başladığı sülukunu Metli dede'de tamamlamıştı.metli sultanın himmeti ile hiç çekinmez, pervasız,gözü kara lafı ağzında birisi idi.bir yanlışlık görürse karşısında kim olursa olsun hemen celallenir ve gerekli olan sözü söylerdi." RUHU ŞAD OLSUN
ERENLERİN GAYRETİ
Özkan Yıldırım isimli bir derviş anlattı.1979 yılında Sivas merkezde askerlik yapmaktaydım. MHP'li Bakan Gün sazak vurulmuştu.Askerlik yaptığım yer, 3.orduya mensuptu. Sivas,Yozgat ve Kayseri MHP nin etkin olduğu yerlerden olduğu gibi Bektaşi vatandaşlarımızda yoğunlukta idi. Anarşik hadiseler kaynama noktasında idi.Bazı şer odakları MHP lileri ,Aleviler üzerine saldırtıp katliam peşinde idi.bunlara karşı alevi halkta silahlandırılmıştı. Bir akşam vakti İstihbarat yüzbaşısı bana kapalı beş zarf verdi.bu zarfları bir araçla ilgili yerlere teslim etmemi emretti.İçeriğini bilmemekle birlikte o gece bu tür hadiselerin başlayacağı düşüncesiyle akşam saat 8 de ilgili yerlere dağıtıp teslim ettim.Bu bilgiler üzerine civar vilayetlerden takviye asker gelerek toplanan MHP lileri kordon altına aldılar ve toplumsal bir olay atlatıldı. Ertesi gün asker kıyafeti ile zemininde dükkanlar üstte Cami olan ve bahçesinde türbe bulunan bir camide abdest alırken cami avlusunda ismini Mehmet diye hatırladığım uzun saçlı bir adamla karşılaştım.bu adamın yaya olarak dolaştığı ve Hicaza gidip geldiğini söylerlerdi. Hatay Dörtyol'da bulunan Ali baba hazretlerine de uğradığını söylemişti. Cami avlusunda beni görünce gel bakalım her zaman yeşil mi çok sıcak memleketin adamı diyerek bana iltifat etti. Anladım ki o günlerde toplumsal çatışmanın olmaması için o zat Sivas'ta idi ve hadise çıkmamasından memnun kalmıştı.O zatla bu karşılaşmamdan sonra bende tasavvufa karşı bir muhabbet başladı."
(Bloğun önceki yazılarında bu hadiseyi Necib Sultan anlatmıştı.O tarihlerde Üçlerden birisinin Dörtyol'da, birisinin Sivas'ta üçüncüsünün de Kütahya'da olduğunu söylemişti)
16 Nisan 2021 Cuma
MEVLEVİ BİR AŞIK:EVA DE VİTRAY MAYEROVİÇ
ÖLÜM ASUDE BAHAR ÜLKESİDİR BİR RİNDE ŞABAN KUMCU “Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış, Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle, Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış, Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle. Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde, Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter. Ve serin serviler altında kalan kabrinde, Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.” Yahya Kemal Beyatlı Havva Hanım, Prof.Dr. Eva de Vitray Mayerovitch; “…Medine’yi çok sevdim…Orası bana Konya ile Assie (Asiz) şehirlerini hatırlatır. İşte artık ben, Mescid-i Nebevi ‘de, Peygamber Camii’ndeydim… Hazreti Peygamber’in kabrini mümkün olduğu kadar yakından görmeyi arzu ediyordum. Haşin ve kaba bir muhafız vardı. Elindeki iri sopayla insanların fazla yaklaşmasını engelliyordu. O adam bizi kabir etrafında dolaştırırken, Mısırlı dostum profesör hanım kendisine; “bırakın da geçsin, o Fransız bir bayan hacda! Dedi. Muhafızın yüz hatlarının dehşet içinde gerildiğini gördüm. “Bir Fransız bayan hacda!” diye bağırdı. Dimdik onun gözlerine baktım ve onun duyacağı şekilde, Arapça olarak, Peygamberimize “Esselatü vesselamü aleyke ya Rasülallah…! “Salat ve selam senin üzerine olsun ey Allah’ın elçisi!” Diyerek salavat getirdim. Bir anda muhafız elindeki sopayı yere bırakıverdi, hemen elimden tutup beni Peygamberimiz Aleyhisselam’ın kabrinin demir parmaklıklarına yapıştırdı ve kendiliğimden ayrılıncaya kadar beni orada öylece bıraktı… …Ben Mutlak’ın susuzluğunu çekiyordum, karşılaşmanın veya bir kitabın hayatınızı altüst edebilmesi için önceden hazır olmanız gerekir. Zaman Allah’ın büyük bir lütfudur. Zaman bir yandan ölümü ve yıkımı getiriyorsa da diğer yandan yaratmanın ve verimliliğin kaynağıdır. Her şeyin gizlenmiş imkanlarını ortaya çıkaran zamandır. İnsanın en büyük zenginliği, şimdiki şartları değiştirme imkanıdır. İnsan niçin şahittir…? Dünyaya gelmeden önce yaşanılmış olan kemali hatırlattığı içindir.” “Neye, nasıl ve niçin inanıldığının bilinmesi yönünden imanın oluşumunda bilgi unsuru önemli olmakla birlikte, bilinen şeyin imana dönüşebilmesi için his ve kalp yoluyla benimsenmesi gerekmektedir. Muhyidd İbnül-Arabi’ye göre maddi, manevi bütün varlıklar Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Var olan her şeydeki güzellik, O’nun cemil isminin bir yansıması; güzele yönelik muhabbet de yine O’nun vucud isminin tecellisidir. Şu hâlde hakiki sevilen sadece Hak’tır. Gazali’ye göre; muhabbet nihai makam ve en yüksek değerdir. Şevk, üns (alışma) ve rıza gibi tasavvufi, ahlaki makamlar bunun sonucudur. Tövbe, sabır, zühd, şükür, takva, tevazu, cömertlik, adalet ve merhamet gibi erdemlerin özünde “sevgi” vardır. Dini davranışlar ve ahlaki erdemler sevginin meyvesidir. Mevlâna (k.s.) sevginin; acıyı tatlı, bakırı altın, bulanıklığı duru, derdi deva, dikeni gül, zindanı gülistan, narı nur, üzüntüyü neşe, kahrı lütuf, ölüyü diri, kralı kul haline getiren bir güce sahip olduğunu belirtir. Sufiler ahlaki özelliklere sahip olarak ilahi muhabbete erişmeye çalışırlar. Bu anlayışa dayanan ahlak her şeyden önce bir sevgi ahlakıdır…” TDV İslam Ansiklopedisi. Havva Hanım, Prof. Dr. Eva de Vitray Mayerovitch, 1909 yılında Paris’te doğdu. Zengin, aristokrat ve dindar bir aileye mensuptur. Soyadındaki “de” eki, Fransa’da belirli bir yasal zemini olan, çeşitli mali haklar ve ayrıcalıklarla donatılmış elit, sosyal bir sınıfın sahip olabileceği, asalet ünvanıdır. Honore de Balzac, General Charles de Gaulle örneklerinde olduğu gibi. Anglikan bir büyükanne tarafından, Katolik mezhebinde yetiştirilir. Bir rahibe okuluna verilir. Latince ve Grekçe bölümünü bitirerek liseden mezun olur. Sonra hukuk eğitimini tamamlar. Eflatun’da Simgeler” adlı felsefe doktorasını yazarken kafası karmakarışıktır, normal simge-sembol düşüncesiyle, marazi simge düşüncesi arasında bir ayrım yapabilmek için üç yıl psikiyatri okumuştur. “Ne gariptir ki, bende dahil Roger Garaudy gibi birçok Fransız filozof İslam Felsefesi’ni tanımadan Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yaptık,” diye yazar, İslam’ın Güler Yüzü Kitabında… Yirmi iki yaşında kendisi gibi öğrenci olan Yahudi bir gençle evlenir. Bu evlilikten iki oğlu olur. Unutamadığı olaylardan bir tanesini, İkinci Dünya Savaşı’nda, Paris’in Almanlar tarafından işgal edildiği yıllarda yaşar. Fransızlar, Yahudi komşularını “Gestapo’ya” (Alman İstihbarat Polisi) ihbar etmeye başlarlar...Bu durum Fransızlar adına utanç vericidir. Nihayet bir gece yarısı saat üç’te “Gestapo” Havva Hanım’ın evinin kapısını çalar. Evde üç yaşındaki çocuğuyla yalnızdır. Polisler, direnişçilerle beraber olan kocasını sorarlar; Havva Hanım, “İçimden gelen bir iç sesin cesaretiyle, biraz Kant ve Hegel Almancası biraz da Berlin ayaktakımı ağzıyla konuşuyordum, halbuki ben böyle konuşmayı bilmiyordum. Adamlar bu kadın dalga geçiyor, gizleyecek bir şeyi yok dediler ve gittiler. Yakındaki bir kasabada, kadın ve çocuklardan oluşan 642 kişiyi kilisede toplayıp diri diri yakan tümenleri gördükten sonra; “Mutlak’ın susuzluğunu çekiyordum ve hakikaten çok huzursuzdum…” diye anlatır, o günlerdeki duygularını… Havva Hanım, 1935 yılında nükleer fizik dalında Nobel ödüllü Frederic Joliot ve eşi İrene’nin laboratuvarında yönetici olarak çalışmaya başlar. Bir arkadaşı, yıllar önce birlikte Sanskritçe öğrendiği, sonradan İslamabad Üniversitesi Rektörü olan, Muhammed İkbal’in “İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İnşası” isimli kitabını hediye eder. “Bu kitabın benim bütün sorularıma cevap verdiği hissine kapıldım. Evrenselliği buldum. Kitapta, vahyin ancak bir tane olduğu, iki kere ikinin her yerde dört ettiği ve ister Aztekler’in harfleriyle yazılmış olsun ister Çince ister Arapça, bütün bu rakamların her zaman tek ve aynı hakikati ifade ettiği anlatılıyordu. Evet tek bir hakikat… Zaten Kur’an’da başka bir şey demiyordu ki... Roma’da toplanmış beylerin doğmalarını bir tarafa bırakıyordum… O kitapta sürekli “Üstadım” diye kendisinden söz edilen Mevlâna’yı (k.s.) öylesine çok sevdim ki…” “Sevgi düşünmenin ilk ve vazgeçilmez şartıdır.” Cemil Meriç Mevlana’yı (k.s.) ve eserlerini daha fazla tanımak için Paris’te Millî Kütüphane ’ye gider, orada, Mevlana’yla ilgili sadece Almanca ve İngilizce eserler vardır. Mesnevi’yi ve diğer eserlerini orijinal metinlerinden okuyabilmek için, klasik Farsça öğrenmeye başlar. Üç yıl süren dil eğitimini başarıyla tamamlar. Önce Muhammed İkbal’in kitaplarını Fransızca ‘ya çevirir. “Mevlâna Celaleddin’i Rumi, Mistik Düşünce ve İslam’da Şiir” konulu doktora tezini bitirir. İslam’ı öğrenme sürecinde, Mısır’a gider (1969-1973) Ezher Üniversitesi’nde Profesör olarak görev yapar, daha sonra Libya, Kuveyt, Suudi Arabistan’da da görevler alır. İran, Sudan, Fas ve Türkiye’ye sayısız ziyaretler yapar. Havva Hanım’ın düşünceleri olgunlaşmaya başlar… “Mevlana’nın inanılmaz derecede modern olduğunu düşünüyorum. Çok net olarak söyleyebilirim ki, benim aradığım da budur; bir toplamacılık oradan buradan devşirmecilik değil, bir dini birlikteliktir. Çünkü biraz İslam’dan, biraz Hristiyanlık’ tan, biraz Budizm’den veya Hinduizm’den alıp, bunlardan acayip bir karma yapmak her zaman kolaydır. Hakiki dini birlikteliğin, katiyen böyle olmadığını inanıyorum. Her inanan, kendi geleneği içinde sonuna kadar gitmelidir. Ancak o zaman, merkeze ulaştığımızda, diğerleriyle buluşabiliriz. Ben biraz fazla entellektüelim, bununla birlikte, Allah’ın nasıl olduğunu bilmekten acizim. Onu zihnimde şekillendiremem ve böyle bir şey yapmayı da istemem. Ama bilirim ki, bilebileceğimiz veya hayal edebileceğimiz bütün şeylerin ötesinde bir Mutlak (Varlık) vardır...” Doksan yıllık ömrü içinde yirminci yüzyılın bütün olaylarını görmüş ve yaşamıştır. On dokuzuncu yüz yılda gerçekleşen sanayi devriminden sonra, bir pazar kavgası olarak başlayan “Harbi Umumi” (1914-1918) Birinci Dünya Savaşı, onun çocukluk yıllarına rastlar. Bu savaşta yenilen Almanların yirmi yıl sonra başlattığı İkinci Dünya Savaşı’nda da (1938-1945) genç bir akademisyendir. Paris’in işgal edilmesi, Nazilerin başlattığı insan avı, savaşın acımasızlığı Fransız Halkı’nda büyük travmalara sebep olmuştur. Bütün dünyadaki enerji kaynaklarının bölüşüldüğü, insan onurunun yok sayıldığı emperyalist, sömürgeci vahşi kapitalizmin, Rusya’dan başlayan Marksist işçi, köylü, proletarya iktidarı teziyle, milyonlarca insanın emeğini sömüren ve ülkeleri işgal eden komünizmin, Almanya ve İtalya’nın başlattığı ırkçı, kafatasçı Nazizm’in yıkıcı sonuçlarına, ölüm kamplarına şahitlik etmiştir. Havva Hanım, yokluk ve sefalet yıllarını yaşamış, bir bilim aşığı olarak, çalışmalarını aksatmadan devam ettirmiştir. Cemil Meriç “İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri, itibarları menşeilerinden belli, hepsi de Avrupalı” der, “Bu Ülke” kitabında. Bu buhran döneminde; ilahi ve ahlaki prensipleri reddeden bireyci, faydacı, materyalist, pozitivist, sosyalist (Egzistansiyalizm) varoluşçular; savaş sonrası boşluğa düşen gençlerin ve aydınların beynini uyuşturmaya devam etmiştir. Onlara göre: “Dünyanın bir hakikati yoktur. O yalnız bana göre, benim için, benim gördüğüm gibidir. Biz kendimizi seçerken, dünyamızı da seçiyoruz…” Fikir babaları Nietzsche, Heidegger, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir’dır. Peyami Safa’ya göre; “Allahsız varoluşçuluk saçmalığın felsefesi olduğu kadar, saçma bir felsefedir. Daha sonraları “hümanizme” dönüş yapmak zorunda kalsalar da bir hırpanilik felsefesi olarak kahvelere düşmüş, kaldırımlardaki veya pazar yerlerindeki değerini de kaybetmiştir.” Hak ve hakikat yolcusu, Havva Hanım, bu karanlık dönemlerde aydınlığın ve huzurun arayışı içindedir… Fransa’nın en saygın bilim ve araştırma kurumu, “İlmi Araştırmalar Milli Merkezi’nde” (CNRS) yönetici ve uzman olarak çalışır. 20. Yüzyıl’ın en ünlü bilim ve fikir adamlarıyla beraber ortak çalışmalar yapar. Ünlü Fransız düşünür Roger Garaudy’ de Müslüman olduktan sonra yazdığı “İslam ve İnsanlığın Geleceği” Kitabı’nda şunları yazar; “İslam imanına giriş formülü, kelimeyi tevhit, yani, Allah’tan başka ilah yoktur ifadesidir. İslam tasavvufu da Hristiyan mistisizmi, Hint bilgeliği veya Yeni Eflatunculuk’tan kaynaklanmaz; tasavvufun kaynağı Kuran’dır. İslam’ın doruk noktasında Gazali’nin tasavvufta bilginin en üst derecesini “tevhidin dördüncü derecesi” olarak görmesi (ihya cilt,4, s.212) anlamlıdır. Dördüncü derece, bir tek varlıktan başkasını görmemektir, bu da sıddıkların ve ermişlerin tefekkürüdür. Bu bilgi anlatılmaz, ancak “semboller” kullanılarak ifade edilebilir. Mişkat’ül Envar’ın ikinci bölümünde bunun kurallarını verir ve şu açıklamayı yapar: “Yaşadığımız bu alemde hiçbir şey yoktur ki, gayb aleminin bir sembolü olmasın…” Havva Hanım, “Bir insanın, yeryüzündeki en küçük hareketi, henüz keşfedilmemiş galaksilere ait güneş sistemleri içinde kaydedilir”, sözünü okuyunca, kendisinden geçip, vücuduna bir çimdik atar. Einstein’ın talebesi olan bir fizikçi arkadaşının; “Mesela siz bir kahve fincanına dokunduğunuzda Einstein bu hareketin, diğer güneş sistemleri tarafından algılandığını ifade eder,” sözünü hatırlar. “Bunun daha 13. Yüzyıl’da söylenmiş olmasından çok etkilendim” diyecektir. Kilise’nin Tanrı adına yetki kullanmasını kabul edemez- “Hangi hakla…!” Diye sorgular. Teslis, aforoz, azizlerin masumiyeti, İncil’in gerçek olup olmadığı, günah çıkartma gibi doğmalar onu büsbütün çıkmaza sürükler. Bütün bunlara rağmen, kendi kendine: “Dur bakalım! Sayıları iki milyarı bulan Hristiyanlar’ın hepsi yanılıyor da bir tek sen mi yanılmıyorsun? Ya Hristiyanlık senin şimdiye kadar tenkit ettiğin ve sandığın gibi değilse…? Acele etme! Şu atalarının dinini bir kere daha incele ve onu derinlemesine araştır bakalım,” der. Temkinlidir. Sorbonne Üniversitesi’nde Oscar Culmann isimli bir profesörün, üç yıl süren Hristiyanlıkla ilgili verdiği tefsir derslerine katılır. İncili yorumlamaya çalışır. Sorularına hiçbir cevap alamaz… ……….. ………. “Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim, Gece bir hendeğe düşercesine, Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı, Birden kucağına düştüm gerçeğin, Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,, Sanki erdim çetin bilmecesine, Dev sancıların budur kaynağı! Hem geçmiş zamanın hem geleceğin. …………. …………. Atomlarda cümbüş, donanma şenlik, Kaçır beni ahenk, al beni birlik, Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. Artık barınamam gölge varlıkta. İç içe mimari, iç içe benlik, Ver cüceye onun olsun şairlik, Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur! Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta… Necip Fazıl Kısakürek, / ÇİLE “Yaptığım dualarda şöyle niyaz ettiğim olurdu: Allahım! Bana ne yapmam gerektiğinisen söyle, bana bir işaret gönder...! Bu işareti ben, bir rüya görerek aldım. Rüyamda kendimi kabre konulmuş gördüm ve bir tür kişilik ikileşmesiyle, kendi mezarımı kendim dışarıdan görüyordum. Hiç mi hiç görmediğim bir mezardı bu. Mezar taşımın üstünde Eva adım Arapça veya Farsça bir yazıyla yazılmıştı ve bu da “Havva” şeklindeydi. Bu bana çok garip görünüyordu hem uyuyor hem de “hadi canım sende, ben ölmedim ki” diyordum. Bundan emin olmak için ayak parmaklarımı oynatıyordum. Uyandığımda bana, aynen şöyle denildiğini hatırladım; “Bak yavrum, sen bir işaret istedin, işte senin işaretin, sen Müslüman bir hanım olarak gömüleceksin.” “Rüyasını anlattığı kişilere “anladım ki Allah Fransızca da biliyor,” diye espri yapar…” Prof. Dr. Abdullah Öztürk. “İslam’a girmek istediğimde Louis Massignon’a (Lüi Masinyon) gittim. İlk İkbal tercümeme önsöz yazıp beni şereflendirmiş büyük bir alimdir. İslam’ı çok iyi bilmesine rağmen ihtida etmemiş olmasına, İslam dünyasındaki insanların son derece hayret ettiğini biliyorum. O da beni, Strasburg’daki piskopos olan dostuna gönderdi. Bir süre sonra, kendisine Müslüman olduğumu söyledim. O dönemde kırk yaşındaydım…” “Bu anlattığım rüyayı unuttum, çok tabii bir şekilde İslam yoluma devam ettim. On beş sene sonra İstanbul’a ilk seyahatimi yaptım…Müze durumundaki seki bir Mevlevi tekkesininde, bana rüyamda gösterilmiş mezar taşını gördüm. Benim rüyamda gördüğüm mezar taşı, bunun tıpatıp aynısıydı. Üzerinde sadece bir isim eksikti…Mezarlık Mevlevi hanımların mezarlığıydı, birkaç yıl sonra, bu mezar taşı üzerindeki Havva ismi, artık tamamen resmi bir şekilde benim adım oldu… Hacca niyet ettiğim zaman, Ezher Üniversitesi’nden izin almaya gitmiştim, karşıma tanıdığım bir profesör çıktı. Müslüman olduktan sonra hangi adı aldınız? Diye sordu. Kendisine Müslüman adımın olmadığını söyleyince, mutlaka bir Müslüman adı almam gerektiğini söyledi. Her şeyi öylesine kendi başıma öğrenmiştim ki, bu durumu hiç bilmiyordum. Şaşırıp kaldım ve kendisi buna bir çözüm buldu. “Şimdiki Eva adınızı İslamileştirmeniz yeterli, zaten bu isim Kur’an’da geçen bir kelime” dedi. Böylece Eva’dan Havva oldum. Zaten Havva, rüyamda mezar taşımın üzerinde gördüğüm kendi ismimdi…” Havva Hanım, İslam’ın Güler Yüzü kitabında, İslam’ı ve tasavvufu şöyle anlatır; “Tasavvuf, İslam’ın çerçevesi içinde, yaşanmış bir içselleşmedir. (Dinin derunileştirilmesi, dini emir ve yasakların gönülden yaşanmasıdır.) Şüphesiz çok büyük bir düşünce özgürlüğüyle birlikte, zaten bu düşünce hürriyeti, asıl İslam’ın temel niteliğidir. Eğer bir kural varsa, o da şudur; herkes Kur’an’ı, sanki şu an kendisine vahyediliyormuş gibi anlamalıdır.” Fas’ta yaşayan Şeyh bin Tunis’ in fikirlerinden de etkilenir. - “Bazen kendi kendime Şeyh bin Tunis Paris’te olsaydı da bir taksiye atlayıp ziyaretine gitseydim dediğimi hatırlarım.” “Cihat mücadele etmek manasına gelir ve İslam’da sahih anlamıyla bu mücadelenin günahlarımıza karşı, bizzat kendimize karşı yapılması gerekir. Şu hâlde söz konusu olan deruni mücadeledir. Müslüman olunmadan sufi olunmaz, fakat sufi olmadan Müslüman olunur. İslam’da, ruhlar bedenlerden önce vardır, o yüzden ruhlar (geçmişi) hatırlar. İki yaratılış arasında unutma vardır. Kur’an, insanın unutkan olduğunu, sadece Allah’ı değil, gerçekte kendi kendisini bile unuttuğunu anlatır. Namaz kılarken yanıldığımızda ve daldığımızda unutma (sehiv) secdesi yapılır. Gerçekten de bu; gafletimizden af dilemedir.” “Her şey, tarifi icabı, kendiliğinden olması gereken bilinçlenmeye doğru gidiyor. Böylece karşımıza o zamansızlık, imtiyazlı an kavramı yeniden çıkıyor. Kur’an’da Allah, “beni anın (zikredin ki), bende sizi anayım” Bakara Suresi (12/152) buyurur. Demek ki, zikir bir hatırlamadır. Namazda insan, bütün kâinatı eline alır ve onu insanlık adına takdim eder. Yeni doğmuş bir bebeğe ilk sesleniş, kulağına okunan ezandır. Ruhunu teslim etmek üzere olana son fısıldanan dua da Kelime-i Şehadettir. Namaz bitirildiğinde, baş iki yana çevrilerek Allah’ın rahmeti üzerinize olsun denir, böylece dünyaya bir tür barış çağrısı yapılır. Çölündeki bedevi, gölgelere bakarak namaz saatini bilir, Ramazan ayının gelişini hilal belirler… O yüzden diyeceğim odur ki; İslam’da ibadet, kâinatla tam bir uyum içindedir… Havva Hanım, kendi ülkesi için de şu değerlendirmeyi yapar; “Cezayirliler değildir Fransa’ya gelen, aksine Mağrip ülkelerini (Fas, Tunus, Cezayir’i) ardından Çinhindi’ni zorla ele geçirenler Fransızlardır. Ya Afrika’da yaptıklarımıza ne dersiniz…?” 1989 yılında Konya’da verdiği bir konferansta, vefat ettiğinde, Konya’da Mevlana’nın (k.s.) yanında bir yere defnedilmek istediğini söyler. Büyük oğlu bir tıp profesörü, küçük oğlu da ünlü bir avukattır. Fakat annelerine karşı çok ilgisizdirler. Ancak Paris’te yaşayan Müslümanlar Havva Hanım’ı bir an bile yalnız bırakmazlar. Bütün hayatı boyunca, Mevlevi dervişleri ve onu tanıyan, bilen Müslüman gençler, adeta etrafında pervane olmuşlardır. 1999 yılında, Paris’te, evinde vefat eder. Orly Havaalanı yakınında Thiais ilçesinde bulunan mezarlıkta Müslümanlar için ayrılan bir bölümde, dik dörtgen taşlarla sınırı belli edilmiş bir mezara defnedilir. Fransa’da kanun gereği mezarlar on yıllığına ücreti karşılığında kiralanır. Eğer arayanı soranı olmaz ve ikinci on yıl için ücreti ödenerek yeniden kiralanmazsa, mezarlar boşaltılır, ölüler ortak bir çukura atılır. Havva Hanım’ın mezarının, on yıllık kira süresiyse, dolmak üzeredir. Manevi oğlum dediği Selçuk Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Profesörü, Abdullah Öztürk, Havva Hanım’ın büyük oğluna bir mektup yazar. Annesinin Thiais’de bulunan mezarının Konya’ya taşınması için izin ister. İzin alınır. Prof. Dr. Abdullah Öztürk ve dostları, mezarı son gördüklerinde, isminin yazılı olduğu bir mezar taşı bile yoktur. Allah kendilerinden razı olsun, Abdullah Öztürk Hocamızın ve dostlarının gayretleriyle vasiyeti yerine getirilir. Bu büyük insan, büyük alim, Mevlâna (k.s.) dostu, Havva Hanım’ın cenazesi, 2008 yılında Konya’ya getirilir. Konya Halkı Havva Hanım’ı bağrına basar. Göz yaşları arasında Mevlana’nın (k.s.) Türbesi’nin yanında bulunan Üçler Mezarlığı’na defnedilir. 1980’li yıllarda, Paris’te Üniversite eğitimi yaptığım dönemlerde, hafta sonlarında, cumartesi akşamları gittiğimiz bir Mevlâna Derneğimiz vardı. Türk, Arap ve Müslüman olmuş Fransız dostlarımızla bir araya gelir, tasavvuf musikisi eşliğinde ilahiler söylerdik. Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ’inden Fransız hocalarımızı da davet ederdik. Onlarda vakitleri müsait oldukça gelirlerdi. Tasavvuf musikisi dinlenir, sohbetler yapılır, beraberce Özbek pilavı yenir ve çaylar içilirdi. Böylece haftanın yorgunluğu atılır, ruhlarımız dinlenmiş olarak oradan ayrılırdık. Havva Hanım da vakti müsait olursa, davetlerimizi kabul eder, dergahımıza gelirdi. Bir köşede oturur, sohbetlere katılır, ilahileri huşu ile dinlerdi. “Zaman olur ki, hayali cihan değer.” Yaşlı ancak dinçti. Halim selim, nur yüzlü, Allah dostu Havva annemizi hiç unutmuyor, Fatihalar gönderiyoruz. Havva Hanım’ın başlıca çevirileri; Altı ciltlik Mesnevi, / Mecalis-i Seb’a, / Fihi Ma Fih, / Rubailer, /Divan-Mevlâna Celaleddin-i Rumi gibi eserleriyle, / Mevlana’dan, Muhammed İkbal’in Cavidname’sini Farsçadan Fransızcaya, / yine İkbal’in İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İnşası, eserini İngilizceden, Fransızcaya çevirmiştir. Havva Hanım’ın Mevlâna ve Tasavvuf, / Konya ve Kozmik Raks, isimli iki eserini Prof. Dr. Abdullah Öztürk ve eşi Melek Öztürk, / İslam’ın Güler Yüzü ve Duanın Ruhu, isimli iki eserini de Cemal Aydın, Fransızcadan Türkçeye çevirmiştir. Diğer eserleri de Tasavvuf Antolojisi, Mekke, / Evliya Menkıbeleri, / İslam’da İbadettir. Faydalanılan Eserler; İslam’ın Güler Yüzü / Duanın Ruhu, Fransızcadan çeviren Cemal Aydın
AŞK İLE ASLA UYUŞMAYAN ŞEY
Dünya sevgisi ve saygınlık(izzet) aşk ile hiçbir zaman aynı yerde olmaz. Hakiki aşık ve arifler dünya ve makam sevgisiyle, Hakk sevgisinin bir arada olmayacağını ,her ikisinin de aynı zamanda bir gönülde bulunamayacağını çeşitli nükteler ve kıssalarla anlatmışlardır. İnsan hem dünyayı hem de Allah'ı aynı anda talep edip ikisini birden elde edeceğini sanıyorsa kendisini aldatıyor demektir.
Bu dünyada saltanat makamında velayete ulaşabilen "Merd-i Hüda"nın sayısı bir eldeki parmakların sayısı kadar azdır.
CEZBE
Halveti erenlerinden Yakupzade Hafız Mustafa efendi(ö:Uşak /1973) hazretleri,Şabani Halveti Yamalızade Hacı Ali Rıza Efendi(ö:Uşak 1939) tarafından yetiştirilmiştir.Yakupzade süluku esnasında cezbeye düşüp 53 gün sürmüştür.Yakupzadenin bu halini halk ve ailesi anlamamış ve "Yamalızade Efendi, Yakupzade hafız mustafa efendi'yi delirtti" gibi sözlerle suçlanmıştır.Yakupzade takdir edilen cezbe süresini tamamlayınca bütün kemal sıfatlarla donanmış olarak sosyal hayata dönmüş ve uzun yıllar topluma fevkalade yararlı bir insan ve bir mürişidi kamil olarak yaşamıştır.cezbenin getirdiği sahrayı cünun denilen bu hal sülukta geçilmesi gereken bir geçittir.
Safranbolulu Mehmet Emin efendi "Mizanül aşk isimli eserinde cezbe ile Hakk7a ulaşan saliklerden bahsederken:"Bu makamda salik bütün kayıt ve görüntülerden kurtulur.Hakk7ı müşahede eder.Sonra, hakikat makamındaki zevkini şer'i şerife uygun hale getirir.Onun, imen ettiğiyle gözüyle gördüğü bir olur.Rahmani bir cezbe zuhur eder,bir ahısakaleynin ahıyla beraber olur"
AŞK,AKIL,BİLGİ
Ledün yolu aşk ve yokluk yoludur.Bilgi , aşktan sonra gelir.Zahiri bilgi, nefsi terbiye edilmemiş insana daima benlik verir.Gönül bilgisi -Hak ve hakikat dışarıya sızdırılmadığı için sahibine benlik vermez.Bilakis aşk ve yokluk ile elde edildiği ve yok oldukça tecelli ettiği için harabat yolu üstündür.Aşkın başı cezbe , sonu vecd halidir.Vecd, bilmek ve görmekten öte olma halidir.Yunus'un "Aşk gelince cümle eksikler biter"demesi bundandır.Cezbe saliki halktan Hakk'a yöneltir.
ERENLERİN SOHBETİ
Ledün yolunun ilk şartı insanı kamil sohbetine ulaşmaktır.Başka türlü gönül evinde iman lambasının yanması mümkün değildir. Ab-ı hayat isteniyorsa Hakk'ı bilen bir dil,gönül düğmesine basan bir el, Hızır konumunda bir mana adamıyla yoldaş olup sohbet etmek gereklidir.İnsan, hadiselerin ve eşyanın hakikatini sohbetle kavrar.Yavaş yavaş vahdeti idrak eder.Cenab-ı Hakk'ın alemleri kuşatan varlığını tanıdıkça , sohbette muhatabının Allah olduğunu anlamaya başlar.Konuşanın ve konuşulanın Hak olduğunu bilir.Sohbette önceleri kendisini var zannederken , yokluğunu idrak eder ve sadece dost kalır. Beyazid-i Bestami gibi"Otuz senedir Allah huzurunda bulunup O'nunla konuştuğum halde insanlar kendileri ile konuştuğumu sandılar" der.
BELA İMTİHANI
Selim Divane hazretleri "burhanül arifin" nam eserinde şöyle der:
"Bir kimse Hakk'ı anlayıp bilirse o kimse Hakk'ın kazasına razı olup belasına sabreder.Kimseye hacetini arz etmez.Çünkü belaya sabretmek Hakk'ı kemal mertebe bilmekten gelir.Bir kimse bütün makamları geçer ama bir makam vardır ki o bela ile geçilir.Bari-i Teala ona bir bela verir.O da sabreder.Hak Teala onu o makamdan geçirip mahbup edinir"
MAHLUKATI İLAHİYYENİN SAYISI
"De ki; Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa hatta bir o kadar dailave etsek, yine deRabbinin sözleri bitip tükenmeden bu denizler bitip tükenirdi"(KEHF 18/109) Rabbinin kelimeleri mahlukatı ilahiyyenin isimleridir.Mahlukatı ilahiyye sonsuzdur.Bu cümleden olarak bir örnek verilirse İsrafil aleyhisselamın yardımcıları o kadar çoktur ki, yeryüzüne ne kadar yağmur yağarsa o yağmur tanelerinin yerde ineceği noktaya ulaştırmaya bir melek memurdur. O yerde biten dane yahut bitkiyi, sahibi yiyinceye kadar korunmasına da bir melek memurdur.O rızkı yiyecek olan insan yahut hayvan onu yiyince, melek arşı alaya çıkıp Hak Teala hazretlerini tehlil/zikirle meşgul olur ve bir daha hizmet nöbeti ona gelmez.Diğer mahlukatın melekleri sayılmaz, nihayeti yoktur.Bu çokluğu insan aklı kavrayamaz ve kalemde beyan etmekte çaresiz kalır.
15 Nisan 2021 Perşembe
ALTI SORUNUN CEVABINI BULANLAR HAKK'A ARİFTİRLER
kendilerine şu altı soruyu sorup da cevabını bulanlar Hakk7a arif olmuşlardır:
1-Nerden Geliyorsun 2-Neredesin? 3-Nereye gidiyorsun 4-Ne Haldeydin ? 5-Ne haldesin 6-Ne hale döneceksin? Aklı kendisine perde olan kişiler bu soruların gerçek cevabını bulamazlar.
İNSAN-I KAMİL MAKAMI
Hak Teala'nın en belirgin olduğu ikilik makamı insanı kamil makamıdır.Kamiller kendilerini tanıtmasaydı Allah'ın kemali bilinmez, kulluk sırrına erilmezdi.Kamil insanların bıraktıkları izlerdir ki Allah'a yol bulmamızı kolaylaştırmaktadır.Eskiden mürşidlerin alameti farika olarak (toplum içinde bilinmeleri için) giysileri farklı idi.Bu kıyafetler bu zatların makamlarını gösterir hem de arayanların rahat bir şekilde ulaşmaları için bu giysiler toplum içinde tanınmalarını temin ederdi.Makam tekmil etmemiş müritler kamillerin alameti olan kıyafetleri giyemezler,giyerlerse manevi sorumlulukları vardır.Araf suresi 26 ayetinde "Takva elbisesi başka elbiselerden daha hayırlı ve daha yücedir.Onu giyende hayırlı ve yüce olmalıdır" buyurmuştur.
HAK TEALA'NIN BİLİNMESİ
Cenab-ı Hakk, insan tarafından, insan-ı kamil ile, insanı kamil yüzünden bilinir.Başka bir makamdaki mahlukat Hakk'ı idrak edemez.Bu idrak eşref-i mahlukat noktasına gelen insanın hakkıdır. Her insan da bu seviyede değildir. Ledün erlerinin bazıları demişlerdir ki"Allah bilindi görülmedi. Muhammed görüldü bilinmedi" Bu sözün sırrı "RESULULLAH" ibaresinde gizlidir. Hakk'a yakin olanların bilebileceği bir tabirdir bu.
Bir başka ifade ile Hakk'ın tebdil-i kıyafet seyrana çıkmış, sıfatlara tenezzül etmiş hali. Onu kim tanıyor? Biri.işte o bir kişi pek önemli. Kul padişahsız olmaz, padişah da kulsuz. Kul eğer "padişah geliyor yoldan çekilin" demeseydi padişahı kim bilebilirdi. Hak teala zatıyla bilinmez, sıfatları ile bilinir.
İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR
Efendimiz buyurmuştur:"Ci'tü bil-milletis-sehileti(Ben kolay bir dinle geldim)Eski şeriatların izleri kaldırılmıştır.Yahudi ve Nasara'nın ibadetleri meşakkatli idi.İbadet yerlerinin(Kilise,Havra) dışında ibadet mümkün değildi.Günlük elli vakit namaz ve Yahudiler gibi kayış bağlamak , gevşek ise caiz olmayıp sık bağlamak ve kaba bir pislik bulaşınca su ile temizlemek mümkün olmadığından kullanımı caiz bulunmamak gibi zorluk yoktur
MÜSLÜMAN ÖRNEKTİR
"BÖYLECE , PEYGAMBERİN SİZE SİZİN DE İNSANLARA ÖRNEK OLMANIZ İÇİN HER TÜRLÜ AŞIRILIKTAN UZAK , ADALETLİ , DENGELİ BİR TOPLUM KILDIK"(BAKARA 2/143) buayette ifade buyrulduğu gibi,peygamber bir "ÖRNEK"tir.bu nedenle bu örneği gayeedinmiş mümin de diğer tüm insanlığa örnek olmalıdır.Aşırılık, adaletsizlik ve dengesizlik müminin hayatında olmamalıdır.
BEDİR BABA HAZRETLERİ
Kayseri Pınarbaşı ilçesi Kırkgeçit nam olunan yerde türbesi olan bu zat açık keramet sahibi bir zat idi.Avşar idi.Alparslan Türkeş'in hazretle akrabalığı var idi.Türkeş,zaman zaman hazrete uğrar imiş.Doğan isimli bir dervişin anlattığına göre bir gün Türkeş, hazretin huzurunda bir çocuk gibi ağlamağa başlamış bir müddet sonra şeyh efendi buyurmuş ki:"Göz yaşınla cehennemin ateşini söndüreceksin.Komünistler nerde yanacak".Şeyh efendinin erkanını Pınarbaşındaki türbesinde ilahiyat mezunu torunu devam ettirmektedir.