22 Ocak 2018 Pazartesi

KALBİ İLİMLER/HAKİKATLAR


 Aklın erişebileceği hakikatlar ile eğitilmiş  kalbin erişebildiği hakikatler var; Batın ilmi kalb ile elde edilebilen bir ilim olup içe aittir.Diğer bilgi vasıtalarının erişemediği perde arkasına ait ilimdir. Elbette bu ilim, herkese açık  “zahir” Kur’an ve din bilgisine aykırı olmayacak, ümmetin üzerinde birleştiği dinden başka ve farklı bir getirmeyecektir, ama  vahyin bildirdikleri içinde öyle konular, âlemler ve hakikatler var ki, bunların bilgisine erişebilmek için yine Allah’ın insanlarda yarattığı; ibadet, tefekkür, perhiz ve zikirle gelişip açılacak olan bir başka ilim vasıtasına (kalbe) ihtiyaç vardır. Kalbini te’dîb etmemiş olanların da bilgi vasıtalarına açık olan din bilgisi Müslüman olmak ve amel edildiğinde cennete girmek için yeterlidir, daha ötesi ise daha fazla cehde ve cihada bağlıdır.

Gazzâlî işte bu kalb vasıtasıyla ulaşılan ilme “mükâşefe ilmi” diyor ve şöyle açıklıyor:

Bu bâtının ilmidir ve ilimlerin ulaşmak istediği hedeftir. Bazı âriflere göre bu ilimden nasibi olmayanların sonlarından korkulur. Bu nasibin en aşağısı böyle bir ilmin olduğuna inanmak ve onu ehline bırakmaktır.

Bir başkasına göre: Kendisinde şu iki kötülük bulunan kimseye bu ilimden bir şey açılmaz: Bid’at ve kibir.

Dediler ki: Dünyaya gönlünü kaptırmış, nefsinin arzularına esir olmuş kimse başka ilimleri elde edebilir ama bu ilim onda gerçekleşmez.

Bu ilmi inkar edenin en az cezası onu tatmaktan mahrum kalmasıdır. Bu ilim sıddîklerin ve mukarrablerin ilmidir.

Bu mükâşefe ilmi, bir nur, bir aydınlıktır ki, kötü sıfatlarından temizlenip arındıktan sonra insanın kalbine doğar ve bu nur sayesinde daha önce adını duyduğu ve okuduğu, manası hakkında açıklığa kavuşamadığı, eksik manalarla yorumladığı birçok şey aydınlığa kavuşur ve artık şu konularda hakikat bilgilerini elde eder:

Allah Teâlâ’nın münezzeh zâtı, yüce ve eksiksiz sıfatları, fiilleri, dünya ve ahireti yaratma hikmetleri, ahireti dünya ile irtibatlandırmasının  sebebi ve şekli, peygamberin, peygamberliğin ve vahyin manasının bilgisi, şeytanın, “şeytânlar ve melekler” ifadesinin manası, şeytanların insana düşman olmalarının nasıllığı, meleğin peygamberlere nasıl göründüğü, vahyin onlara nasıl ulaştığı, göklerin ve yerin melekûtunun ne denek olduğu, kalbin manası, şeytanlarla meleklerin kalbde ve kalb için nasıl çatıştıkları, kalbe şeytan ile melekten gelen telkinlerin birbirinden ayrılması, ahiret, cennet, ateş, kabir azabı, sırat, mizan, hesap ne demektir bilinmesi… Allah’a kavuşmanın, O’nun değeri eşsiz benzersiz yüzüne bakmanın, ona yaklaşmanın, yakınına komşu olmanın, Mele-i A’lâ (melekler alemi) ile arkadaş/yoldaş olarak yaşanan mutluluğun, meleklere ve peygamberlere yakın olmanın, cennetliklerin derece ve makamlarının farklılığının ne demek olduğunun; evet bütün bunların ve daha nicelerinin bilgisi. Bunları detayları ile anlatmak uzun bahisler ister; çünkü bunlara iman eden insanların bu konulardaki bilgileri çok farklıdır. 

İşte bazı örnekler:

* Kimilerine göre bütün bunlar misaller ve temsillerden ibarettir; Allah Teâlâ’nın ahirette kulları için hazırladıkları şeylerin insanlar ancak isim ve sıfatlarını biliyorlar, mahiyetlerini ise ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir beşer kalbi hayal edebilmiştir.

* Kimilerine göre bunların bazıları misallerdir, bazıları ise kelimelerin insanlar tarafından anlaşılan manasına uygundur.

* Kimileri, Allah’a ait beşer bilgisi, “Onu bilmekten aciz olduğunu anlamaktan ibarettir” derken, bazıları Allah hakkında büyük bilgilere ulaştıklarını iddia ediyorlar.

* Bazılarına göre insanların Allah hakkındaki bilgilerinin sınırı, sıradan insanların (avamın) inancının ulaştığı şu çizgidir:  Allah vardır, her şeyi bilir, her şeyi işitir, her şeye gücü yeter, her şeyi görür, konuşur...

* Bizim mükâşefe ilminden maksadımız (bize göre mükâşefe ilmi) bütün bu konularda perdenin kalkması, öyle ki, insanın gözüyle gördüğü şeyde şüphesinin kalmaması gibi  bu konuların da açıklığa kavuşmasıdır. Ve bu ilim, insanın cevherinde (özünde) mümkündür; yeter ki o cevher dünyanın pisliklerine bulaşarak paslanmış ve kirlenmiş olmasın!

* Ahiret yolunun ilmi (muâmele ilmi) derken, “Allah’ı, O’nun sıfatlarını ve fiillerini bilmenin önünde bir perde teşkil eden pislikten, pastan ve kirden bu aynayı temizleme ilmini kastediyoruz. 

TEMİZLEME NASIL OLACAK 

Nefsin arzularından uzak durulacak, bütün hallerinde peygamberlere uyulacak, onlar örnek tutulacak, kalbin aydınlanması ve Hakk’a yüz çevirmesi ölçüsünde bu hakikatler de onda ışıklanacaktır. Bu ilim kitaplardan elde edilemez; nasıl, kimlerden hangi eğitimle elde edilebileceği bilgileri bu kitabın (İhyâ’nın) ilgili bölümlerinde  gelecektir

DÜNYA MEDENİYETİ/DİNMEDENİYETİ

 Kuş iki kanatlı uçar.İki kanadın mevcudiyeti kuşu maksada ulaştırır.İnsanında kemalata ulaşması ve yaratılış maksadına ulaşabilmesi için  dünya ve ahiret kanadına sahip olması gerekir.Bu nedenle insanların Din medeniyetine ve dünya medeniyetine sahip olmaları huzuru getirir.Ancak bu iki medeniyetin kuralları birbirine zıt olsada bu iki zıtlık birbiri ile barıştırılabilirse mutluluk gelir.
Din medeniyetinin istinad noktası “Hak” dır.Hakk’ın şe’ninin neticesine razı olmaktır.
Dünya medeniyetinin istinat noktası “Kuvvet”tir.Kuvvetin şe’ninin neticesi ise boğuşmak,mücadele etmektir.Zalim; aciz kalınca kuvvete sarılır.O zanneder ki hak kuvvettedir. Halbu ki kuvvet Hak’dadır.Beşeriyet bu sahaya düşünce yıkım başlar.
Din medeniyetinde hedef:”Fazilet” dir.Faziletin şe’ninin neticesi ;Aslının, Rabbının, meadının rızasıdır.Dünya medeniyetinde hedef “Menfeat”dır.Menfeatın şe’ninin neticesi ise:-nefsani ihtiyaçlar hiç bir vakit doymayacağından-boğuşmaktır.Beşer bir işi yapacağı vakit  derhal “Ne menfeaatim var?”sorusunu sorar.
Din medeniyetinden hayat:”Yardımlaşmadır.Allahsız bir zerre olmadığını idrak ile hukuka riayettir.Dünya medeniyetinde hayat ise “cidal/mücadele” diye tarif edilir.”Nasılsınız?”diye sorduğunda “mücadeleye devam” cevabını alırsınız.
Dünya medeniyetinde gaye :”Şehvet”tir.
“Din medeniyetinde şehvet yok mudur?” diye bir soru sorulursa gaye olarak değil ücret olarak vardır.Yani din:”Ey insan oğlu !Sen kudretin insan dokuma tezgahını hamilsin.İnsan kadar terbiyesi güç , kadriniaz bilen bir mahluk yoktur.Sen bu külfeti üzerine alıyorsun, ben de zevk ve şehveti sana ücret olarak veriyorum” der.
Bu iki medeniyetle ilgili maziye bakarsak;
Din medeniyetleri, dünya medeniyetlerinden daha çok yaşamışlar ve dini medeniyetler insanlar üzerinde daha fazla icra kudreti göstermişlerdir.
Din medeniyetinde kaynak “vahyy” olup,vahy(ilham) suretiyle gelen ilmi kaidelerde noksanlık olmaz.Dini medeniyetlerin hayati tanzim eden usulü, insana daha kolay gelir ve kabul edilmiştir.Dünyevi medeniyetlerde ise  dayanak “his” olduğundan kanunlarını tayinde beşer hissinden yardım gördüklerinden cemiyetin ufak bir dalgalanması idari kuvvetlerini derhal çözülüp ayrılmaya uğratmışdır.
Bu ifadelerdeki din medeniyeti “İslam medeniyeti”dir. İslam dini tamamen akıl ile bağdaşan bir dindir.akıl ile İslam dini arasında arasında hiçbir vakit zıtlık,mücadele yoktur.Eğer var gibi gösterilmek istenirse ya akıl sahih değildir veya nakil sarih değildir.Malumatı beşeriye ile menkulatı diniyye arasında  hiçbir vakit  hakikatde çekişme olamaz iken , ferdi saltanatların araya girmesiyle bunlar mütemadiyen birbirleri ile çarpışmışlardır. Batı’da ise bunun tersi olmuş bu çarpışma kilise dini ile aklın bağdaşmamasından doğmuş ve Batının akıllıları hidayet yolunu bulacağız diye sürekli çırpınmış, halen çırpınmaktadırlar.İnsanın manasını saran manevi hastalığın önüne ne göz kamaştırıcı fenniyle, ne akla hayret verici ilmiyle geçememiştir.Çünkü vahiy kuvveti , nübüvvet kuvveti beşerin önüne geçmedikçe mutluluk bulunamaz

21 Ocak 2018 Pazar

BİR PAPAZIN MÜŞKÜLÜ

Boğaziçi camilerinin birinde bir vaaz esnasında Seyyid Şemsettin Yeşil hazretlerini dinleyen bir papaz vaaz sonrasında hazretin eline sarılarak kendisinden 15 dakikalık bir özel görüşme ister ve bu görüşme esnasında şu müşkülünü sorar:"Efendim ben iyi derecede arapça bilirim.Bütün islam alemini gezdim,alimlerle görüştüm.Kuranı Kerimdeki bir mevzu hakkında doyurucu bir cevap alamadım.İçimizdeki bir ses bu müşkülümü sizin halledeceğini söylüyor"der.Hoca efendi:"Buyrun sorun" demesi üzerine Papaz şöyle devam eder."Kuranı Kerimde Cenab-ı Hakk bir ayette;"Emaneti ehlinin gayrına vermeyiniz" diye emrediyor ve ;İblam peygamberi de:"emaneti ehlinden gayrına verirseniz kıyameti bekleyiniz"buyuruyor.Ve sonra başka bir ayette(Ahzab 72) Cenabı Hakk:"Allah emanetini bütün mevcudata arzetti,hukukunu yerine getiremeyiz diye onu yüklenmekten çekindiler ve onu insan yüklendi çünkü o çok zalim ve çok cahil idi"diyor,Allah, Allah olduğu halde nasıl olur da emaneti çok zalim ve çok cahil olana teslim eder.
Bu suale Şemseddin Yeşil hazretleri şöyle cevap verir:Buradaki zulüm , zulmü memduhtur,adl'in mukabili olan zulüm değildir.Cehilde makbul bir cehildir, ilmin mukabili olan cehil değildir.O insan ki nefsinin kuvvetli zalimi oldu, Hak ve hakikatın gayrısının da cahili oldu, emaneti almak hakkına haiz oldu.Demek oluyor ki emaneti ilahiyye ; nefislerinin hayrını ayağının altına alan, Hak ve hakikattan maadasına cahil olan insanda bulunuyor.Onun için emaneti kalb taşır, zira kalb mevzi-i nazar-ı Hakdır.Sahib-i kalb olan da ancak Hz.İnsandır.
Bu cevaptan mutmain olan papaz hocaefendiye  sorar:"Efendim, evladınız yok mu?"deyince Hocaefendi:"Henüz evli değilim"der.Papaz:"Hayır onu demek istemedim.sizin gibi zatların çocuğu etten, kandan olmaz, eseriniz yokmu? demek istedim.Bu ilmi beraber mi götüreceksiniz, beşeriyetin istifadesine sunmayacakmısınız?" demesi üzerine Seyyid Şemseddin Yeşil hazretlerinin eser yazımı başlamıştır.

METLİ SULTAN

Karı koca iki ihvan Metli Sultanı ziyarete gelirler.O gece dergahta kalmak niyetleri vardır.Baba Sultan:"Hadi siz evinize gidin benim İstanbul'dan bir otobüs dolusu ziyaretçim gelecek demiş ve o iki kişi evlerine gitmişler,.Bayan olanı kendi kendine "Baba bizi kovdu" diye içinden geçirmiş ertesi sabah olunca erkenden dergaha acaba misafir geldimi gelmedi mi diye kontrole gittiğinde görmüşkü bir otobüs dolusu misafir dergahtalar.Kadın hatasını anlamış

METLİ SULTAN'DAN

(NAKLEDEN HASAN hÜDA HAZRETLERİNİN KERİMELERİ)
Metli Sultanın başından şikayet eksik olmaz.Seydişehir'in çalmanda köyünde ikamet ederken herkesi başına toplayıp zikir çektiriyor diye jandarmaya şikayet ederler.Seydi şehir mahkemesi Konya Ağır ceza mahkemesine işi havale eder.Ağır Ceza üyesi bayan bir hakime imiş:Bayan Hakime Metli Sultan'a:Sen neden komşularını rahatsız ediyorsun diye sorunca Baba Sultan celallenmiş ve ağzından "Defol" kelimesi çıkmış.Bayan hakimeye ne olmuşsa bilinmiyor,yerine erkek olan bir hakim gelmiş .Hakim "Ne için geldiniz?" diye şikayetçilere sormuş.Onlarda Bu şahsbın "Allah Allah demesinden rahatsız olduk"demesi üzerine Hakim celallenmiş :Siz Allah demiyormusunuz diyerek huzurlarındakini kovmuşlar.
Metli Sultan7ın bu yahut bir başka adliyelik hadisesi Milliyet gazetesinin arşivinde (1952) bulunmaktadır.Arama motorlarından sorgulanırsa bu habere rastlanır.

METLİ SULTAN'DAN

(Nakleden Hasan Hüda hazretlerinin kerimeleri)
Zikir ehli olan Medli Sultan'ın zikirinden rahatsız olan bir gurup Babayı Jandarmaya şikayet ederler.Jandarma Medli Sultan'ı alıp karakolda yahut tutuklanarak cezaevine hapse koyarlarGeceleyin seher vaktinde kapı kendiliğinden açılmış Baba evine gitmiş.Sabah gardiyanlar sayıma geldiğinde baba yerinde yok.Tekrar evine gidip cezaevine getirirler.Cezaevindeki koğuşta kalanlar buna şaşarlar.Bu hal bir kaç kez tekrar eder hatta ayağını zincire vururlar  vakti gelince zincir çözülür tekrar kapılar açılır.O koğuşta bulunanlar cezaları bitince Metli Sultan7a ihvan olurlar

METLİ SULTAN'DAN

(Nakleden Hasan Hüda hazretlerinin kızları)
İhvanlar,Metli sultan7ı Bursa'ya davet etmişler.Metli Sultan davete icebet etmiş.Bursa da iken ihvanlar Metli Sultan'dan camide bir vaaz etmesini istemişler.Metli Sultan :"Eğer ben burada vaaz edersem hepiniz camiden kaçarsınız" deyince İhvanlar:Hayır kaçmayız derler ve çok rica etmeleri üzerine hazret kürsüye çıkar Besmele çekerek vaazına başladığında İza zülziletül ardu zilzaleha diye okuyunca cami sallanmaya başlamış ve cemaat korkudan camiden kaçışmışlar.Baba Sultan'(da vaazı bırakmış

ALLAH TEALAYI TANIMAK

Bu husus bir menkıbede şöyle anlatılmaktadır.İnsanlardan bir gurup, önünde perde olan biryerde toplanırlar.Cenabı Allah,
*Uğruna ibadet ettiğiniz, zikirler çektiğiniz O Allah benim” diyerek perdeyiaçar.Guruptakiler açılan perdenin arkasından görünene bakıp;”Haşa ki, Sen Rab olasın” diyerek inkar ederler.Sonra ikinci gurup gelir.Cenabı Allah:
*”Uğruna ibadet ettiğiniz zikirlerçektiğiniz O Allah benim”diyerek perdeyi açar.Guruptakiler açılan perdenin arkasından görünene bakıp,”Haşa ki Sen Rab olasın”diyerek inkar ederler.Daha sonra üçüncü gurup gelir.Cenabı Allah onlara seslenip perdeyi açar.O guruptakiler gördükleri yüze bakıp:
“Beli, Sen bizim Rabbimizsin”diyerek secdeye varırlar.Cenabı Allah,
“Sizden öncekiler beniinkar ettiler, siz nerden tanıyıp secde ettiniz?” deyince secde edenler:”Ya Rabbi biz Seni dünyadayken her yüzde müşahedeedenleriz,Sen hangisuret ile görünürsen görün biz şaşmayız , şaşırmayız”diyecekler
İşte tanık sıfatlar cihetiyledir.Varlık dediğimiz olgu da sıatlar cihetiyledir.Bizlerinvarlık dediğimiz , sıatların vücutlanması ile görülür hale gelmesi olup,hersuretten görünen hep sıattır..NiyaziMısri:
“Hakk’ı istersen yürü insana bak
Şems-iZat yüzünde Rahşan eylemiş
Hakk yüzü insan yüzünden görünür
Zat-ı Rahman şeklin insan eylemiş
Diyerek bizlere bu hakikatı anlatmıştır.
Sunullah Gaybi hazretleri:
Düşe düşüp aldanma Kendin hayrete salma
Hakk’dan gayrı nevardır Tabire muhtaç ola
     Sana alem görünen Hakikatta Allah’tır!
     Allah birdir vallahi Sanma ki birkaç ola !
Bu sözlerin meali kişi kendin bilmektir
Kendi kendin bilene hakikat miraç ola!
      Bu sözlerin meali kişikendin bilmektir
      Kendikendin bilene hakikat miraç ola
Hak denilen özündür, özündeki sözündür

Gaybi özün bilene Rububiyyet tac ola

İNSANI YÜZÜNDEN TANIMAK

Tanımak,görmüş olmak, iulişkisi bulunmak, bilmektir.Tanıdım ben seni demek ibaresi görür hale geldiğimize, vakıf olmaktan gelir.Bir insan, kendisine özelliklerianlatılanıgördüğünde artık o ,ona yabancı değil, tanıdık gelir.İnsan tanımadığnı göremez.Görmek için tanımak, tanımak için tanıtana tabi olmak gerekir.Cenabı Allah kutsi hadisinde ;
“Ey Ademoğlu, kim kendini bilirse muHakk’AK Beni de bilir.Beni bilen de ancak Beni ister.Beni isteyen de mutlaka Beni bulur.Benibulan da her dilediğine ulaşır.
Diyerek tanımanın bilmek ile mümkün olduğunu anlatmaktadır.Bu bilme bizim kendi dışımızda bilme olmayıp,kendimizi hakikat cihetiyle bilme sonucu kendimizi tanımak, kendimizden Allah’ı tanımak ve tanıma sonucu görmektir.Efendimiz (sav) hadisinde:”Eğer Allah’ı Hakkıyla tanıyıp bilseydiniz, o zaman duanızla, hep dağlar yok olurdu.Rabbini en çok tanıyıp bileniniz, kendini en çok bileninizdir”diyerek bu gerçeğe vurgu yapmıştır.Allah’ı hakkıyla tanıyanın Allah’dan ayrı olarak kendisine verdiği müstakil varlığı son bulur.
Bakara 273 ayetinde:
İnfaklarınız ve sadakalarınız , kendilerini Allah yoluna adayan,yeryüzünde dolaşmaya gücü yetmeyen fakirler içindir.Onların durumlarını bilmeyen ,onları iffetlerinden dolayı zengin zanneder.Onları sen, yüzlerinden tanırsın.Zorla insanlardan bir şey istemezler.Hayır olarak ne verirseniz, o takdirde muhakkak ki Allah , onu en iyi bilendir.”buyurarak , tanımanın yüzlerden olacağını vurgulamaktadır.Yüz ise sıfat anlamında kullanılıp, sıfatlarından yani , onların hali ,tavrı, özellikleri ve yaptıklarından tanırsın deniliyor.Yusuf Suresi 58 ayetinde:
“Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler.(Yusuf)hemen onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı” denilerek gördüğüne ehil olmadan tanınamayacağı anlatılmaktadır.Yusuf (a.s) kardeşlerine ehil olduğu, kardeşlerinin sıfatlarını bildiği için tanıdı, tanıdığı içingördü.Kardeşleri ise Yusuf (abs)’ın sıfatlarına ehil olmadığı, bilmediği için tanımıyorlar, tanımadıkları için göremediler.Ta ki Yusuf kendisini tanıtana kadar.

"HU"

Arapça "O" anlamında olup , Allah'ın zatını ifade eden , mutlak gayb olan hüviyetdemektir.Hüviyet ise varlığın kindisi olup, varlığı oluşturan zatın, zatın zuhuru olan tüm sıfatların ve sıfat tecellisi olan fiillerin bütünlüğüdür.Bu bütünlük tecellidir.Tecelli, zahire isim giyinerek çıktığından tecelliyi zikrettiğimiz isim ile tevhid edersek ikilik, Allah ile tevhid edersek iman olur.İşte tüm varlıklar ve biz diye anlatılan kesret isimden ibarettir.Aslı itibarıyla bu isimleri giyinip zahir olan , zatından sıfatına tecelli eden Allah'dır.Bizler isimlere müstakil varlık veririz.Her ismi zan ile ayrı ayrı tecelli eder görürüz.Oysa, görünen suretin aslına nisbetle bakıldığında isim zikredilmez.O denir yahi HU.
Sufi kendisinde ikiliği birleyip tevhideermiş olandır.İşte o safa ehli yani seyir ehlidir.O her baktığının siretini , esmanın müsemmasını görerekHak ile olandır ve o Hu dadır.Aşık da , candan Hu diyerek varlığının, maşukun mekanı olduğunu dile getirmektedir.

LEDÜNNİ HAKİKATLAR

Cenabı Hakk, bilinmek istedi ve kendisine ait özelliklere isim ve suret giydirerek zahir kıldı.Yani Zatından Sıfatına tecelli etti.Bilecekolan özellikleri ile de, bunlar subuti sıfatlardır, işte bu sıfatları , insan denilen isim ve çamurdan yarattığı sureti ile tevhit ederek insanla zahir oldu.İnsanın kendindeki sır budur.Bu sır yine ancak sır olan ilmü ledün ile açılabilir.
“Böylece katımızdan, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledun ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular”’Kehfsuresi 65)
Bu ayette belirtilen kavramlardan hareketle Cenab-ı Hakk’ı tanıyabilmek  ,Bizatihi Hak Teala’nın  öğrettiği ledün ilmin sahip bir kul ile mümkündür. Marifet ilmi denilen Hakk’ı bilme  ve bulma ilmi ,ledün ilmi öğretilen kul diye tabir edilen Pir ile tahsil edilir.Bizler dünya boyutunda tecelliyi sahiplenip,tecelli de tecelli eden olarak Hakk’ı değil nefsimizi görerek örtülü bir vaziyette yaşamaktayız.Bu yaşam , hakikatta şirkolan bir yaşam olup bizim kendi ikiliğimizdi.İkilik anlayışı ile bulunduğumuzdan vesıfatlarımız bu anlayışa tabi olduğundan , kendimizi ve bu alemi iki görüyor,bizimle tecellide olan Allah’ı ötelerde zikrederek gaflet ve delalet üzerine yaşıyorduk.Kendi  anlayışımız doğrultusunda yarattığımız Allah7a inhanıyor ,tevhit üzerine Muhammed ümmeti olduğumuzu sanıyorduk.Bu uğurda yaptığımız ibadetler dahi nefsimiz için yapıldığından bizi Hakk’a yaklaştırmak şöyle dursun bizi Hakk’dan uzaklaştırıyordu.Kendimizi rahminiyette zannedip , aslında zulmaniyette kendimize zulmediyorduk.Bizden görülen canlı maklukluk idi.Sıfatlarımız , sonradan giyindiğimiz ve mahluka ait olan özellikler doğrultusunda fiile çıkıyordu.Bu nedenle bizden görülen Hakk değil mahluk oluyordu.İştebu mahlukluk  kendimizde mevcut olan Hakk’ı yani sırrı örtüyordu.Bukonuda Araf suresi 179 ayette:”Andolsun biz , cinler ve insanlardan, kalbleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olupta bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik.İşte bunlar hayvanlar gibi , hatta daha da aşağıdadırlar.İştebunlar gafillerin ta kendileridir”
Denilmektedir.Bizlerin , içinde bulunduğu ba halin küfür olduğunu fark etmesi bile , fark ettirilmektir ve başımıza gelen en büyük nimettir.Bu fark ediş sonucu Mürşid-i Kamil önderliğinde , hayvanlığımızdan insanlığımıza miraç etme yolculuğu başlar.Yolculuk esnasında sonradan giyindiğimiz mahluk özelliklerinden soyunup üryan kalıp , aslımızda mevcut olan Hakikatı kendimizde görünce , sırrımız açılmış olur.İşte insan diye anılan zaten kendisindeki bu sır açığa çıkmış olandır.ve bu ancak Mürşid-iKamil ile mümkündür.Bu hususta hz.Niyazi Mısri
“Sam u salat u hac ile sanma biter zahid işin,
İnsan-ı Kamil olmaya lazım olan irfan imiş

Diyerek bize gerçeği anlatmaktadır.

20 Ocak 2018 Cumartesi

OLASI BİR AFRİN HAREKATININ İÇİMİZDEKİ DOĞURACAĞI SONUÇLAR

Türkiye PKK ile mücadele zamanında Afrin'e müdahale ederse ve bu müdahale esnasında ABD nin silahlandırdığı PKK tarafından mehmetçiğe verdirilecek zayiatın ülkemiz içinde iki yansıması olacaktır:Birincisi Şehit ailelerin ve ülke insanımızın ,ülkemizde bulunan suriyelilere karşı olası tepkileri ve sokak hareketleri ile aynı şekilde ülke içinde kürt unsurlara karşı tırmandırılacak tepki.Bunlar sokak hareketi haline getirildiği anda Allah korusun sonuçları kötü olacaktır.Küffara çok dikkat etmek gereklidir.Gaz verir,tahrik eder ekonomisi sıkıntı içinde olan ülkemiz içindeki etnik unsurlar arasında bir çatışma ortamı yaratarak birlik ve beraberliği bozar.Ülkemize sığınan ve misafir edilen suriyelilere diyebilirmiyiz ki"sizin yüzünüzden mehmetçiğimiz şehit oldu?".Ama konuyu bu hale getirecekler.Savaş kararı verenler bilmelidirler ki vebal çok büyüktür.900 km boyunca inşa edilen beton bariyerler o zaman niçin çekildi?Hemen alel acele bu yaptırılarak güya kaçakçılık önlendi,insan girişi kontrol altına alındı.Şimdi ise inşa ettiğimiz bu beton bariyerlerde bir kısım kapılar açarak Afrin harekatını yapacağız.Kanımca bu yanlış davranış olacaktır.Nato,ABD,Rusya,İran,İsrail,Suud ,Türkiyenin Afrinde dayak yemesini bekliyorlar.Bu yanlışa düşmeyelim.

NEFSİN RUHA SECDE ETMESİ

Nefis denilen ,mananın maddesel boyutu olan bu dünyada zahir oluşunda aldığı isimdir.Nefis tecellidir,nefis sıfatın fiilidir.Bizler asıl itibarıyla nefis derken de ruh derken de aynı değerin farklı boyutlardaki ismini zikrettiğimiz için aynı değerden bahsediyoruz.Batın ve zahir boyutları.Batını ruh, zahiri nefis.Batını Hak, zahiri halk.Batını sıfat, zahiri fiil. Batını siret, zahiri suret.Batını müsemma, zahiri esma
Dünya denilirken de kesret denilirken de anlatılan nefistir.Nefis  Muhammedi nurun batınında mevcut olan özelliklerin , tafsilata çıkarken giydiği elbisedir.Mutlak olan nefis değildir, mutlak olan yani, o zahir oluşla görülen bilinen, o nefisle tecelli eden sıfattır.
Enam suresi 98 ayeti:O,sizi bir tek nefisten(Adem'den) var etti.(Yer yüzünde yaşamanız için)bir kalma yeri ve (ölümünüzden sonrası için ise)bir emanet bırakılma yeri vardır.Anlayan bir topluluk için gerçekten ayetleri iyice açıkladık" buyurulmuştur.
Nefis bizim dünyada bulunuş halimizdir.Nefis dünya için yaratılmıştır.Bu nedenle nefsin bütün ihtiyaçları dünyadan yanadır,dünyalıktır.Dünya nefsin pazarıdır ve varlığının dayanağı dünyaya bağlıdır.Dünyevi istekleri yerine geldikçe  ilahlığı perçinlenir.Ruh ile nefis birbirine zıt kutuplardır ve her ikisi bizde sırt sırta vermiş olarak dururlar.Yüzleri kendi boyutlarına dönüktür.Dönük oldukları boyutun sonu ve doyumu yoktur.Biz hangi tarafa hizmet edip yürüyor isek oraya doğru yaklaşırken aynı anda diğer taraftan uzaklaşırız.Nefis dünyada bulunmaya başladığında kendisini zulmaniyette tutan , şirkte olmasını sağlayan mahluk sıfatları yoktu.Tüm bunları , dünyada sonradan giyindi ve bunlar ile varlığa sahiplendi.,küfrederek kendisine zulmedenlerden oldu.Tüm talepleri bu ilahlığın devamı için olmaya başladı.
Nefsin dünyalık isteğinde tatmin yoktur.Yusuf suresi 53 ayeti:Ben nefsimi temize çıkarmam,çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç , nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır,çok merhamet edendir" buyurarak şirk olan bu halin nasıl tevhide dönüşeceğini de göstermektedir.Rabbin merhametine sığınıp, Rabbin isteğine kul olmak.Buz,güneşe muhabbet ile buzluğundan eriyerek aslına dönüşür.Buz ile anlatılan nefsin kendisini ilah olarak görmesidir.Güneş ise Rab olup , nefsin Rabbine muhabbeti kendisinin, Rabbin tecellisi olduğunu idrak edip aslına secde etmesidir.Bu konuda Hz.Mısri Niyazi
Şeritaın secdesi şekli sücuttur.Hakikatın secdesi mahvı vücuttur.
diyerek bu secdeyi anlatmıştırNefis varlığım dediğinin sıfatların tecellisi ile fiile gelişi olduğunu idrak edip, nisbetine tövbe ederek emanetleri sahibine teslim ettiğinde gerçekleşecek bir secde.
Mer arafe nefsehu fekad arefe Rabbehu.

18 Ocak 2018 Perşembe

BİR İNSANIN SÜREKLİ KAZANMASI ÜZERİNE

Kazanmak ve kaybetmek.artı/eksi gibi bir hadise olup kabz/bast hallerinin tecellisidir.Hayat /ölüm,gece/gündüz v.s gibi hayatın tabi olduğu bir kuraldır.Sadece mülkün sahibi kalacaktır.Bir insanın hayatındaki sürekli kazanımlar ve başarı gibi gözüken dünyevi artılar ilahi bir mekr olabilir.Yahutta içindeki tüm düşünce duygular tamamıyla ortaya çıksın,mazeret olarak söyleyecek bir şeyi kalmasın diye Hak Teala'nın bir oyunu olabilir.Zenginlik ve güç insan nefsi için en büyük tehlikedir. Edabali hazretlerinin Osman Gazi'ye olan vasiyetinde belirttiği gibi  "Yüksekte yer tutanlar düştükleri takdirde daha fazla hasara uğrarlar"sözünü unutmamak gereklidir.

KADER HÜKMÜNE AŞİNA OLANLARLA YOL YÜRÜMEK

Zahir'in zirvesindeki şahıs,Batın'ın zirvesindeki şahısla yol yürüyebilir mi?Çok zor ama imkansız değil.Çünkü Madde sultanlığı ile Mana sultanlığının aynı şahısta cem olduğu pek az örnekler vardır.Hz.Süleyman,Hz.Davud ve İbrahim Ethem gibi.Bir an düşünelim Devletin başında olan bir zat,öyle bir zata tabi olacak ki gelecekle alakalı olarak atacağı adımları maneviyatın direktifler doğrultusunda atacak.Bu durumda sendeleme, sekteye uğrama , kandırıldım deme asla olmayacağından böyle bir dünya ve ahiret saadeti yolu niçin aranmaz hayret ederim !.
Eyüp Sultan baş imamı Sait Çayırlı hoca,Menderes'e "Hükümetten çekilmesini" söylemişti.Menderes bu sözü tutamadı.Londradaki uçak kazasından sonra da Sait Hoca kendisini kabul etmedi.Bu da kaderin bir hikmeti olsa gerek.

İNANÇLI BİR SOSYALİST:Dr.HİKMET KIVILCIMLI

  “Oğlum burası Müslüman evi, ayakkabılarını çıkar” Bu sözlerin sahibi, evini ziyarete gelen Dev-Genç'lilerin postallarıyla paldır küldür içeriye girmeye kalkıştıklarını gören Türkiye sosyalist hareketinin sembol isimlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ydı
Kıvılcımlı Türkiye’deki sosyalist düşünce hayatının en özgün birkaç isminden biriydi. Kurduğu Vatan Partisi ile etkilediği geniş sayılabilecek bir kitlesi de vardı.

Sosyalizme gönülden bağlı olmasına rağmen İslamiyet’e ve yerliliğe önem vermesi, bu konuda kapsamlı araştırmalar yapması onu farklı bir yere koymamıza yetiyor da artıyor. Diktatörlükler döneminde tam 22 yılı cezaevinde geçti. 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi sonucu çıkarılan afla özgürlüğüne kavuştu.

Sonraki yıllarda kurucusu olduğu Vatan Partisi’nin Eyüp mitingindeki konuşmasına “Bugün Müslüman İstanbul’umuzun, İstanbul’dan önce Müslüman olan Eyüp semtine Vatan Partisi’nin sesini duyurmaya geldik” diye başlayınca İRTİCAİ SÖYLEMDE bulunmaktan dolayı yargılanmıştı.
22 yıl süren hapis hayatı boyunca oğlunun peşinden cezaevlerini dolaşan bir annenin dramı ayrı bir konudur.Fakir bir işçi kadın olan annesi Makbule hanım,oğlunun bulunduğu cezaevine ziyaret için geldiğinde fakirlik nedeniyle çöplerden yiyecek topladığını Kırşehir halkı görmüştü.

17 Ocak 2018 Çarşamba

NİYAZİ MISRİ

Bahr içinde katreyem bahr oldu hayran bana
Ferş içinde zerreyem arş oldu seyran bana
     Dost göründü çün ıyan kalmadı bir şey nihan
     Tufan olursa cihan bir katre tufan bana
Surette nem var benim sirettedir ma'denim
Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana
     Kaf-ı dil ankasıyam sırrın aşinasıyam
     Endişeler hasıyam ad oldu insan bana
Niyazi'nin dilinden Yunus durur söyleyen
Her kes çün can gerek Yunus durur can bana

AŞK/AŞIK/MAŞUK KAVRAMLARI

Aşık ve Maşuk,Aşk'ın sıfatlarıdır.Aşk birdir lakin sıfatı ile zahir olurken Aşık ve Maşuk olarak aslı itibarıyla birliği bozmayan ikiliğe çıkar.Aşk'ın kendisini Aşık ve Maşuk esmaları ile zikretmesidir.Enbiya suresi 20 ayet "!Gece ve gündüz hiç durmaksızın zikrederler"buyrulmuştur.Bununla Aşık/Maşuk muhabbetianlatılır.Yunus emre:
"Aşk ile ister idik yine bulduk ol canı
Gömlek edinmiş giyer suret ile bu teni
   Yunus, imdi sen senden, ayrı değilsin candan
Sen sende bulmaz isen , nerde bulasın anı?
dizeleriyle , Aşk ile maşuka varıp , maşuğunkendisini giyinerek zahir oluşunu ve bu zahir oluş ile maşuğun kendisinde muhabbet edip , zikredip seyran ettiğini anlatmaktadır.
AŞK İMAMDIR BİZE ,GÖNÜL CEMAAAT,
KIBLEMİZDOST YÜZÜ, DAİMDİR SALAT
sözleriyle nasıl gerçekleştirebileceğimizi göstermektedirAŞKI İMAM EDİP, MAŞUĞU KIBLEMİZ YAPIP,AŞK NAMAZINI KILMAK

MECNUN NEDEMEKTİR

Mecnun;saklamak ,gizlemek ya da üzeri örtülü anlamına gelen,Aşk yüzünden aklı örtülü olan demektir.Aşk’ın zahirde olduğu kimse, Aşk’ın ete kemiğe büründüğü halin ismi.
Aşk’ın zahir olduğu kimsede,halka göre geçerli olan dünyaya tabi bilgiler ve nefsani değerler ile oluşmuş akıl devre dışı kalır.Aşk tecelliye geldiğinde , bu tecellinin cezbesine kapılana Aşık denir.Aşık için aşkın tecelli mahalli , maşuk olur.Aslında aşık tecelli mahalinden Aşk’a aşık olmuştur.Bu pencereden bakıldığında , Aşık’da Maşuk’da Aşk’ın kendisidir.

Mecnun da Aşk da aynı olgunun farklı isimleridir.Mecnun aşk’ın zahiridir. 

"BİR" OLMAK MESELESİ

Buna Fena olmak da denilebilir.Kişinin kendi benliğinden , nefsinin isteğinden sıyrılıp karşısındaki bir makam da var olması halidir.Bunun en evvel hali kişinin bağlı olduğu Şeyh yahut Mürşidinde yok olma halidir.Kendi nefsi yoktur Mürşidin nefsi vardır.Kendi isteği yoktur mürşidinin isteğivardır.Bu çizgi çok eleştirilen ,farklı manalara çekilerek sulandırılan bir durumdur.Hak Teala’nın ahlakı hep vermeküzerinedir.Bu inceliğe dikkat edilirse insan gerçeği anlıyabilir.Ancak bu eleştirilerde verilen örnekler hep Sahtelerle alakalıdır.Manevi yolun sahtecileri buna sebeb olmuşlardır.Ancak yol bu şekilde kurulmuştur.Mürşit sevgisini tamamlamıyan bir üst olan Peygamber (sav) sevgisine ulaşamaz. Bu sevginin tamamlanabilmesi için mürşidin müritten razı olması gereklidir.

ABDÜLEHAD NURİ SİVASİ HAZRETLERİ

Semadan sırrı tevhidi duyan gelsin bu meydane
Derun içre bugün ALLAH diyen gelsin bu meydane

Görenler nur-u GAFFARI duyanlar sırrı SETTARI
Cihanda şeşeyi ar’ı kıran gelsin bu meydane

Seladır ehli irfana getirsin canı kurbana
Başı canı HAK yoluna koyan gelsin bu meydane

Cümlenin HALIKI birdir niçin bazısı gafildir
Bu ne hikmet bu ne sırdır bilen gelsin bu meydane

Geçip bu ab ile gülden dahi cümle kal-u kıldan
Bu dünya nakşini dilden yuyan gelsin bu meydane

Gönül maksudunu buldu cihan envar ile doldu
Bugün nuri imam oldu ulan gelsin bu meydane.


16 Ocak 2018 Salı

KINANMASI GEREKEN ŞİŞMANLIK

Hz.Ebubekir Sıddıyk (r.a) 'tan şöyle rivayet olunur:Peygamberimize dedim ki:Ya Resulallah ! ne çabuk ihtiyarladınız!Peygamberimiz buyurdu ki :"Hud,Vakıa, el-Mürselat, Amme, İzeş-şemsu küvvirat sureleri beni kocattı"
Yukarıda zikri geçen sureleri öğrenen kimsenin manalarını da öğrenmesi gerekir.Çünkü bu surelerden arzulanan amaç ancak manalarını öğrenilmekle elde edilir.Ayrıca Peygamber Efendimizin yukarıdaki ifadesi açıkça gösteriyor ki ahiret endişesi Allah Teala'nın tehdidini öğrenme  ve bunu daima zihinde canlı tutma insanı kocatır.Bundan dolayı hem alim hem de şişman olan kimse , hem kıraat alimi  ve hem de şişman olan kimse kınanmıştır.Çünkü şişmanlık insanın okuduğunu gaflet içinde okumasından kaynaklanır.Eğer kişi okuduğunu canlı biçimde kavrayıp bunun endişesine düşerse o endişeden kocayıp ihtiyarlar, kederinden erir.Çünkü vücud yağı kederle birlikte bulunmaz
İmam Şafii(rh)şöyle der.Şişman olan kimse kesinlikle felaha ermez.Niçin diye sorulduğunda şöyle cevap verir:Çünkü akıllı kimse mutlaka iki halden birisinde bulunur; ya ahiretini ve varacağı yeri düşünür ya da dünyasını ve geçimini düşünür.Vücud yağı ise keder ve düşünceyle bir arada bulunmaz.Kişi bu iki özellikten ve nitelikten uzak olduğu zaman şişmanlamak suretiyle hayvanlar mesabesinde olur.

DÜNYA VE AHİRETTE KİMLER KONUŞABİLİR

"O, göklerin , yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.O, rahmandır. O gün insanlar  O'na karşı konuşmaya yetkili değildir"(Nebe 37)
"Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün , Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler"(Nebe 38)
Bakli'nin Arais isimli eserinde şöyle denilmektedir:Dünyada iken kelamı ahval açısından, ahvali vecd açısından, vecdi keşf açısından, keşfi müşahede bakımından, müşahedesi muayene bakımından olan kimse dünyada ve ahirette konuşmaya izinlidir.Böyle bir kimse , Hak Teala ile birlikte hürmet ve hibe sergisi üzerinde konuşur.Allah o kişi sayesinde yaratıkları helak olma tehlikesinden kurtarır.

A'RAFTA OLANLAR NİMETE ULAŞMAMIŞLARDIR

Helak olmaktan kurtuluş nimeti elde etmeyi gerektirmez.Çünkü helak olmaktan kurtuluş a'rafta olanlar için de söz konusudur. Araf ta olanlar nimeti elde edemeyeceklerdir."Nimet elde etmek" aynı zamanda helak olmaktan kurtuluşu da gerektirir.
Şüphesiz cehennem ateşinden kurtulmak çok önemlidir.Ancak nimeti elde edemeyip cemale kavuşamayanlar tıpkı bu dünyada mekansız ve işsiz sokakda yaşayanlar misali gibidir der isek inşaallah hatalı olmaz.

15 Ocak 2018 Pazartesi

MAHŞERE BÖLÜK BÖLÜK GELEN İNSANLARIN KONUMU

Nebe suresinin 18 nci ayetinde:"Sura üflendiği gün , bölük bölük Allah'a gelirsiniz;" buyurulmuştur.Hz.Muaz,bu ayetteki bölük bölük ve değişik zümreler halinde gelmelerinin ne olduğunu Hz.Peygamber (sav)'den sorar.Peygamberimiz (sav)"Ey Muaz sen çok büyük bir meseleyi sordun?" buyurur, daha sonra gözleri dalar gider ve sözüne şöyle devam eder:
"Benim ümmetimden insanlar on zümre halinde mahşere gelirler.Kimisi maymun, kimisi domuz biçiminde, bazıları yüzüstü ayakları havada sürüklene sürüklene mahşere gelirler.Bazıları kör, bazıları sağır ve dilsiz olarak gelirken, kimileri dilleri göğüsleri üzerine sarkmış onu çiğneye çiğneye gelirler.Ağızlarından irin akan bu insanlardan mahşere gelen herkes tiksinir ve iğrenir.Bazılarının elleri ve ayakları kesiktir, kimileri cehennem ateşinden bir kütük üzerine asılmıştır.Bazıları leşten daha pis kokar.Kimisi katrandan bütün vücudunu kapatan cübbe giymiş olarak gelir.Bu cübbe vücudlarının derilerine tamamen yapışık haldedir.
Yukarıda sıralanan kilerden mahşere
Maymun biçiminde gelenler insanlar arasında koğuculuk yapan , laf getirip götürenler olacaktır.
Domuz kılığında gelecek olanlar haram yiyenler olacaktır
Yüzüstü sürünerek mahşere gelecek olanlar faiz yiyenler olacaktır.
Kör olarak mahşere gelecek olanlar hüküm verirken zulüm yapan kimseler olacaktır.
Dilsiz olarak haşredilecekler yaptıkları amelleri beğenen kimselerdir.
Dillerini çiğneyenler alim ve kassaslar yani insanlara vaaz ve nasihat eden ancak sözleri yaptıkları fiilleri tutmayan kimselerdir.
Elleri ve ayakları kesik olanlar komşularına eziyet eden kimselerdir.
Cehennem ateşinden kütük üzerinde asılacak kimseler halkı sultanlara gammazlayan kimseler olacaktır.
Leşten daha pis kokan kimseler şehvet ve lezzetlerinin peşinde koşan , bunlara düşkün olanlarla mallarından Allah7ın hakkını vermeyen kimselerdir.
Kapkara ziftten cübbe giyecek olanlar kibirlenen , böbürlenen, kendini beğenen kimseler olacaktır.

GAFLETE KARŞI YAPABİLECEKLERİMİZ

Gaflet bir nevi unutma halidir.Ancak,bunun oluşumuna insan yine kendisi sebeb olmaktadır.Allah'ı,ahireti,hesabı ve niçin var edildiğimizi unutma hali diyebileceğimiz gaflete düşmemek için bazı tedbirler geliştirilmiştir.Farzları sürekli olarak gözetmek bir tedbirdir.Örneğimiz olan Resulullah (sav) hazretlerinin günlük yaşantısına ait olan şeyleri taklit etmek gaflete karşı bir tedbirdir.Uykusu,kalkması,giyinmesi,yemesi,içmesi,guslü,abdesti,aile içi davranışları,komşuluk ilişkileri,emri altındakilere davranış şekilleri insan boyutlu olduğundan beşer yönünü taklit gayreti içinde olmak gafleti köreltir.Bu taklit ve selavatı şerife kalbimizde O'na karşı sevgi ve muhabbet pınarlarını açar.
Gafletin perdesini yırtan şeylerden biriside korkudur.Fiziksel korku harici fukaralık,hastalık,bela ve musibetlerden doğar.Batını korku için ahiret alemine,kıyamet gününe ,hesap ve mizana ve sırata dayalı olan korkudur.Herkez bela zamanı "Allah" der ve O'ndan yardım ister.Ancak selamete ulaştığında unutur.En kötüsü,bela ve musibetlere rağmen halen sebebler peşinde zaman tüketen ve istikametini düzeltmeyenlerdir.Cenab-ı Hakk7a bize iman nasib ettiği için,Efendimize ümmet ettiği için ayrıca ve özel olarak teşekkür etmek gereklidir.

GÜNEŞ VE AY'IN İL K YARATILIŞI

Denilmiştir ki güneş ve ay arşın nurundan yaratılmışlardır.Bu iki ışık kaynağı kıyamet günü tekrar arşın nuruna geri döneceklerdir.
İkrime 'nin rivayetine göre İbn Abbas (r.a) yanında bulunanlara :"Size Peygamber Efendimiz'den güneş ve ayın ilk yaratılışlarına ve akibetlerine dair duymuş olduğum hadisi şerifi aktarayım mı?"dedi.Onlar da "evet, Allah sana merhamet eylesin " dediklerinde İbn Abbas dedi ki:"Peygamberimiz (sav) bu soru sorulunca şöyle buyurdu:"Allah Teala yaratmasını bir proğrama bağlayıp da Adem'den başka yaratacağı hiçbir nesne kalmayınca kendi arşında iki güneş yarattı.İlmi ezelisinde güneş olarak bırakacak olduğunu tıpkı dünya gibi doğusu ve batısı olan bir gezegen biçiminde yarattı.Öte yandan ilmi ezelisinde ışığını söndürecek ve aya dönüştürecek olduğunu ise büyüklük itibarıyla güneşten daha küçük yarattı.Fakat gökte, bizden çok uzak ve yüksekte olduklarından küçük görünüyorlar Şayet Allah tela güneşi ve ayı ilk yarattığı gibi bıraksaydı gece ile gündüz, gündüz ile gece birbirinden ayırt edilemeyecekti.Oruç tutan ne zaman oruç tutup ne zaman iftar edeceğini anlayamayacaktı.Kadın ne zamandan ne zamana kadar iddet bekleyeceğini bilemeyecekti.Müslümanlar ne zaman namaz kılacaklarını, ne zaman hacca gideceklerini bilemeyeceklerdi.Allah Teala kullarının menfeat ve maslahatını çok daha iyi gözetmekte ve onlara çok merhamet etmektedir.Bundan dolayı Cebrail'i göndermiş ve kanadını ayın yüzüne sürmesini emretmiştir.Cebrail kanadını aya sürünce ayın ışığı söndürülmüş ve orada sadece nur kalmıştır
Yüce Allah bu olaya şöyle temas eder:
"Biz geceyle gündüzü iki ayet(nişane) kıldık da gece ayetini silip(giderip) yerine eşyayı gösterici gündüz ayetini getirdik.Ta kiRabbinizden bir lütuf ve inayet arayasınız, yılların sayısını, hesabını bilesiniz.İşte biz herşeyi gereği gibi anlattık."(el-İsra 17/12)Ayın yüzeyinde görmüş olduğunuz karaltılar yol benzeri çizgiler olup ayın ışığının söndürülmesinden kalmış izlerdir.
Kıyamet kopup Allah Teala insanlar arasında hüküm verip, cennetliklerle cehennemlikleri birbirinden ayırdığında ve henüz cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girmemiş iken Allah Teala güneşi ve ayı çağırır.Her ikisi kapkara bir biçimde ve dürülmüş olarak getirilirler.O günün dehşetinden ve Rahman'ın korkusundan omuzları tir tir titrer bir halde sarsılmış olarak Rahman7ın huzuruna dururlar.Tam arşın hizasına vardıklarında Allah Teala'ya secdeye kapanırlar, sonra şöyle derler:
"Ey ilahımız dünya hayatı esnasında sana olan taatımızı , sana ibadetteki hareketimizi  vermiş olduğun emre ne derece süratle koştuğumuzu biliyorsun.Müşrikler bize ibadet etti diye bize azap etme.Sen biliyorsun ki biz onları bize ibadet etmeye çağırmadık.Sana ibadet etmekten gaflete düşmedik."Bu ifadeler üzerine Allah teala şöyle buyurur:"Sizler doğru söylediniz.Ben kendi nefsime yaratmayı ilk  başlatan ve sonra yeniden döndüren olacağıma söz verdim.Şimdi ben ikinizi yaratmayı başladığım noktaya döndüreceğim.Haydi sizi yarattığım nesneye geri dönün." Ay ve güneş bu emre karşılık:"Ey Rabbimiz! Sen bizi hangi şeyden yarattın?"diye sorarlar.Allah:"Sizi arşımın nurundan yarattım.Haydi ona dönün" der.
Peygamber Efendimiz şöyle devam eder."Ay ve güneşten bir şimşek çakması gibi bir ışık belirir.Bu ışık nerdeyse parlaklığından dolayı gözleri alacaktır ve sonra ay ile güneş arşın nuruna katılırlar.İşte Allah Teala'nın:"YÜBDİÜ VE YÜ'ID/O Allah ilk olarak yaratan ve geri döndürendir"(el-Buruc 85/13) ayeti kerimesinin manası budur.

14 Ocak 2018 Pazar

KALBİN YEDİ TABAKASI

SUDUR TABAKASI-İslam cevherinin kaynağı olan tabaka,
KALP TABAKASI-İman cevherinin bulunduğu tabaka.
ŞİĞAF TABAKASI-Aşk, muhabbet ve şefkatin yer aldığı tabaka.
FUAD TABAKASI-Mükaşefe,müşahede ve rü'yetin bulunduğu tabaka.
HABBETUL L-KALB TABAKASI-Allah muhabbetine tahsis edilmiş tabaka.Kevneyn muhabbeti ve alemeyn aşkı yoktur.
SUVEYDA TABAKASI-Ledünni ilmin kaynağı beytül hikmettir.
BEYTÜL İZZET TABAKASI-Ekmel insanlar kalb tabakasıdır.Hiçbir zaman batından zahire çıkmaz yansırlar bulurlar

EVTAD ve EBRAR

Nebe suresinin 7 nci ayetini("VEL CİBALE EVTADEN/Dağları da birer kazık yapmadık mı? buyrulmakla,dağlar yeryüzünün sükunu için yaratılmış bir kazık olarak telakki edilir.Bazı alimler ayette yer alan "evtad" kelimesini gerçek anlamında kullanıp buna seyyid, evliya, havasül asfiya anlamı vermişlerdir.Gerçekten evliya, seyyidler ve has kullar yeryüzünde sabit dağlar gibi varlık arzı bunlarla sabit hale gelir.EVTAD dörde ayrılır.Doğuyu muhafaza eden Abdulhay'dır.Batıyı muhafaza eden Abdulalim'dir.Kuzeyi koruyan Abdulmurit'dir.Güneyi koruyan Abdülkadir'dir.Ebdal ise yedi kişi olup yer kürenin bölgelerini yukarıdan ve aşağıdan korurlar.
"Ebdal"ın bu şekilde isimlendirilmesinin nedeni Onlardan biri vefat ederse ,kırk kişiden biri "nüceba"dan biri onun yerine geçer.Kırk kişi olan neciblerden eksilen kişinin yeri üç yüz kişi olan "nükeba"dan biri ile tamamlanır.Eksilen bu bu üç yüz kişi de "süleha"dan biriyle tamamlanır.
"Ebdal" bir yerde ikamet etmezler, fakat ebdal olmadan önce hasta olurlar, tedavi görürler, yerler, giyinirler ve evlenirler
Hz.Peygamber zamanında ebdalin kutbu Üveys'in amcası İsamüddin Kareni idi.O vefat edince yerine Mekke ile Yemen arasında bir köyden olan İbn Ata Ahmet geçti.Bilali Habeşi (r.a) Hz.Peygamber (sav) zamanında yedi ebdalden birisiydi.İmam Şafii de (ra) dört evtaddan birisi idi.

13 Ocak 2018 Cumartesi

BATIL AMELLERİN DOĞDUĞU ÜÇ KUVVET

Mürselat suresinin 30 ncu ayetinde "Üç kola ayrılmış bir gölgeye idin" buyurulmuştur.ayetin öncesi ve sonrasına bakıldığına kafirlere ilişkin azap ayetleridir.Bu ayet tefsir edilirken denilmiştir ki İnsandan kaynaklanan fasid, bozuk inanç ve batıl ameller üç kuvvetten yani vehm, gadap ve şehvetten kaynaklanır.Bu üçü insandan kaynaklanan tüm afetlerin kaynağı olduğu için insanın başına gelecek olan azab da aynı şekilde üçe ayrılacaktır.Vehm insanın dimağına yerleşen şeytani bir kuvvettir.Bu kuvvet insanın nefsini şaşırtarak gerçekleri anlamasına engel olur.İkinci kuvvet kalbin sağ tarafında bulunan hayvani, yırtıcı ve gazabi kuvvetidir.Bu gazap kuvveti insan nefsini tam olarak itidal üzere durmaktan alıkoyar.Üçüncü kuvvet ise hayvani -şehevi kuvvettir.Bu kuvvet kalbin sol tarafında bulunup insan nefsini ilahi vasıflarla bezenmiş olmaktan alıkoyar.Bu nedenle alimler derler ki ayette işaret edilen ve üç kola ayrılan dumanın bir kolu kafirin tepesinde , bir kolu sağ tarafında ve bir kolu da sol tarafında onu kuşatacaktır
Gazap ve şehvet karanlığından sakın
Zira onun dumanı gönül gözünü karartır
Gazap içeri girdiğinde akıl orayı terk eder
Heva galebe çaldığında can artık dik başlı ve edepsiz olur.

2018 DE SEÇİM OLABİLİR Mİ?

Varlığı inkar edilse de bu ihtimal mevcuttur.Olağanüstü halin verdiği yetkinin tüm gücü kullanılıp,parti kapatma kararları akabinde iç dış karışıklığını bahane edip buyrun sandığa denirse hiç şaşılmamalı.Duaya çok ihtiyacımız var.

İKİ BÜYÜK TEHLİKE:DIŞ HARP/İÇ HARP

Ülkemizi bekleyen tehlikeler yukarıdaki başlıkta ifade edildi.İsrail'in selameti uğruna Türkiyenin güneyinde oluşturulack bir kürt koridoru için PKK ya verilmiş 4000 tır dolusu silah nedeniyle Suriyede bir çatışmanın içine çekilmemiz an meselesidir.Bu iç siyaset malzemesi yapılacaktır.Şehit olan Mehmetçik üzerinden iktidarı devam ettirme hesapları yahut birilerinin iktidara gelme hayalleri başlayacaktır.Asıl büyük tehlike halkımızın sokakta karşı karşıya getirilmesidir.Bu çok daha büyük bir plan parçasıdır.696 sayılı KHK da böyle bir ihtimalin alt yapısı düşünülmüş ve müphem bir sorumsuzluk hali öngörülmüştür.Tüm bunlar çok bildiğini sananların . çok uluslu güçlerin planlarının    bir gereği olabilir ama Hak Teala'nın da bir planının olduğu unutulmamalıdır.İnsanımız asla birbiri ile çatışmayacaktır.Sağduyu galip gelecektir.

12 Ocak 2018 Cuma

CENNETTEKİ İÇECEKLER VE ÇEŞMELERİ

Cennette Kevser ırmağı(çeşmesi) sadece Hz.Peygamber (sav)'e mahsustur.Diğer dördü su, süt,şarap ve bal ırmakları müttakiler içindir.Bunlardan iki çeşme haşyet ehli, iki çeşme de yemin ehli içindir.Bu dört çeşme Rahman suresinde gelmiştir.Bunlardan diğer "Rahik çeşmesi"ebrar, "Tesnim çeşmesi" ise mukarrebler içindir.Bu her iki çeşme Mutaffifin suresinde zikredilmiştir..Selsebil denilen Kafur ve Zencebil adlı iki çeşme ehli Beyt içindir.Şarabı tahur bunlardan akar ve muhakkikler ona şarabı şühud adını verirler.Bu şarabdan içenlerin gönül aynaları kıdem nurlarının parıltılarıyla aydınlanır.Ezel ve Ebed nakış akisleri onun halini ve vaktini öyle saflaştırır ki vahdet yolunda yabancılık kirliliği mutlaka ortadan kalkar.İkilik rengini , şarap kadehinde olduğu gibi tek renge tebdil ederler.
Ariflerden birisi demiştir ki , yarın dar-ı baka meclisinde oturanlar şarabı tahurun lezzetini tatmak isterler.Bugün Allah7ın fazlının meyhanesinde bade içenlere , o gün verilecek payları burada peşinen verilmiştir.Bir topluluğu şarap, diğer topluluğu ise Hakk'ın didarı mest etmiştir.
Büyüklerden birisine rüyasında Maruf Kerhi (rh)'in arşın çevresinde tavaf ettiğini gösterdiler.Rabbül -İzzet meleklerine "onu tanıdınız mı?"diye sordu.Onlar"hayır tanımadık" dediler.Allah "o Maruf Kerhi dir.Bizim muhabbetimizle sarhoş olmuştur.Bakışını bize çevirmeyiniz de uyanmasın, aklı başına gelmesin.Bugün muhabbet şarabı olmayana yarın şarab-ı tahur da yoktur." dedi.
Eskilerden biri şöyle anlatır:Bir gün Sehl b.Abdullah Ateme'nin arkasında namaz kıldım.Namazda "ve sekahum rabbuhum şeraben tahuran/rableri onlara temizleyici bir içki içirmiştir" ayetini okuyunca sanki bir şey emiyormuş gibi ağzını oynatmaya başladı.Namazı bitirince kendisine " okuyormuydun  yoksa içiyormuydun?" diye sordular.Şöyle cevap verdi:"Allah'a yemin ederim ki, o ayeti okurken, onu içerken aldığım lezzet gibi bir tat alıyor olmasaydım bu ayeti okumazdım"  dedi.

EN BÜYÜK SALTANAT:ŞÜHUD EHLİ OLMAK

"Ne yana bakarsan bak ,(yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün"(el/İnsan 20) buyurulmuştur.Bu ayeti Necmeddin-i Kübra hazretleri tevil üzere tefsir ederken "yani sen tevhid makamını ve vahdet halini kendi nefsinde gerçekleştirip hayata geçirirsen,şühud nimetine erer, müşahede edilen mülk ve zatı, isim ve fiilleri ile kebir olanı elde edersin"diyerek dünyada "büyük bir saltanat" tabirinden maksad,manevi cennet ehlinin elde edeceği "şühud" nimetidir.Marifet  ve rüyet saltanatının üstünde , ondan daha büyük bir saltanat yoktur.
Düşününüz ki,her şeyin hakikatını levhi mahfuzdan okumak ve ona uygun davranmaktır.Rüyet ve müşahede hallerinin örneklerinden birisi de Cenab-ı Resulullah'a atfedilen bir hadis-i şerifin mahiyetini Cenab-ı Resulullah'ın ruhaniyetinden sorarak direk kaynaktan bilgi temin edebilmek lütfu  büyuk bir nimet ve saltanattır
Karabaş-ı Veli hazretleri bir meseleyi Resulullah'a sormak için tayyi mekan yaparak Peygamber mescidine geldiğinde, orada bulunan Osmanlı sarayına mensup bir idarecinin dikkatini çekmesi üzerine (Sütçü Beşir Ağa olabilir) misafir edilmek istenir,kabul etmez ve gerekçe olarak memlekette halk beni Yatsı namazına imamet için bekliyor demesi üzerine bu hal padişaha anlatılınca,Padişah kendisini bulunduğu Balkanlardan İstanbul'a davet eder ve irşad amacıyla Üsküdarda tekke yaptırır.

11 Ocak 2018 Perşembe

SABRIN ÇEŞİTLERİ

Sabır dört çeşittir:
Birden başa gelen beklenmedik felaketlere karşı sabır,
farzları eda etmeye sabır,
 haramlardan kaçınmaya sabır
 ve musibetlere karşı sabır

ALLAH'TAN KORKU KURTULUŞA VESİLEDİR

Sahih bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:"Ömründe hiç sevap işlememiş bir adam aile fertlerine:'Öldüğüm zaman beni yakın.Sonra küllerimin yarısını karaya yarısını denize atın.Allah Teala -eğer beni diriltmeye gücü yeterse-bana dünyada hiç kimseye azap etmediği şekilde azap etsin'der.Bu kişi öldüğünde ailesi , vasiyete uygun olarak dediğini yapar.Allah karaya emreder, oradaki külleri toplar. Sonra denize emreder, oradaki parçalarını toplar.Ardından;"Niçin böyle yaptın?" diye sorar.O kişi "Senin korkundan ya Rab, Sen de bunu en iyi bilensin" der.Bu söz üzerine Allah Teala, kendisinden bu denli korkması sebebiyle o kişiyi bağışlar."

10 Ocak 2018 Çarşamba

ONLAR YEMEĞİ YOKSULA,YETİME VE ESİRE YEDİRİRLER AYETİ

el-İnsan suresinin 8 nci ayeti:"Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler."buyurulmuştur.Marifet ehli olan birisi bu ayeti şöyle tefsir eder:"Onlar mali menfeatlardan nefislerini uzaklaştırırlar.Nefislerini ahlaksızlıktan özellikle cimrilik hastalığından tezkiye eder, temize çıkarırlar.Çünkü mal sevgisi perdelerin en kesif ve en kalınıdır.Onlar, başkalarını kendilerine tercih etme, kendileri ihtiyaç içinde yaşarken başkalarının eksiğini gediğini kapatma faziletiyle nefislerini tasfiye edip temize çıkarırlar.Yahut onlar nefislerini, cehalet rezaletinden temize çıkarırlar.Allah sevgisi ve O'nu sevdikleri için , hikmet ve ahkamdan oluşan ruhani yemeği Allah Teala'nın bu ayetinde zikredilen yoksula, yetime ve esire yedirirler.

ŞARABIN ÜÇ ÇEŞİDİ

Şarap ya nefsani-cismanidir.ya cismani-rahmanidir,veya ruhani-rabbanidir.
Nefsani-şeytani şarap , dünyada iken fasıkların içtikleri şaraptır.Bunu içmek haramdır.
Cismani -rahmani şaraba gelince  bu ahiret yurdunda müminlerin içecek oldukları şaraptır.Bu , "EL-VEHHAB" yani  çok çok veren, bağışlayan Allah'tan kuluna bağış ve ihsandır.
Ruhani-rabbani olan şarap her iki dünyada muhabbet ve şevk ehlinin içtikleri şaraptır.Bu kadehlerin içinde en leziz olanıdır.
Mevlana Celaleddin Rumi (k.s) şarabı şöyle dile getirir:
Ey Saki! Susamışım,olmuşam hasret şaraba!
Getir kadehi , çok görme, aşıklar erdi şaraba
Al dünyayı, al malını senin olsun; yeter bize aşk
Aşk da bulduk bağı, bahçeyi, beldeyi;.dönmek yok bir daha

VEFA ÖRNEĞİ

Osmanlı'nın bekası için taht mücadelesine giren Yavuz Sultan Selim Han,devletin bekası için giriştiği savaşta mücadele ettiği kardeşi Şehzade Korkut'un cenazesini taşırken üzüntüsünden ağlayarak;"Kardeşim ne sen böyle yapsaydın ne de ben bu duruma düşmeseydim demiştir.Kardeşinin en yakınında olan Piyale Paşa'ya hitaben "Kardeşime karşı olan sadakatinden dolayı seni affediyorum.İstersen seni Vezirim yapayım " teklifi üzerine ,Piyale Paşa,"Sultanım vezirlik istemem,isteğim kardeşiniz Korkut'un türbesinde türbedar olmaktır" demiştir.Sadakat ve vefa her zaman karşılığı olacak bir ahlakı hamidedir.

İNSANIN İMTİHAN EDİLDİĞİ DOKUZ ŞEY

Ebu Osman el-Mağribi(k.s) der ki:Allah teala insanları dokuz çeşit şeyle imtihan etmiştir.Bunlardan üçü fitneye düşürücüdür.Bunlar insanın gözü , kulağı ve dilidir.Üçü inkarcı hakikatı gizleyicidir.Bunlar ise insanın nefsi, heva ü hevesi ve düşmanı olan şeytandır.Üçü de mümindir., onlar da aklı, ruhu ve kalbidir.Allah kulunu yardımı ile destekler, ona güç verirse aklı kalbine galip gelip ona hakim olur, nefis ve hevasını esir alır.Böylece nefis ve heva hareket imkanı bulamazlar.Nefis ruhla, heva akılla ünsiyet peyda eder. O zaman da Allah'ın "Allah'ın sözü ise  zaten yücedir"(et-tevbe 9/40) ve "Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın"(Enfal 8/39) beyanlarında yer aldığı üzere Allah'ın kelimesi en yüce olur.

EDEPSİZLİK

Büyüklerden biri buyurmuştur ki Her kim amellerinin ve ahvalinin sonuçlarını bu dünyada acele ile isterse edepsizlik etmiş, dünya imtihanının hakikatına uymayan bir şekilde muamele etmiş olur.

ÖNCE AH SONRA ELHAMDÜLİLLAH

Emevi hulefaları içinde olan ve evliya mertebesinde olan Ömer b.Abdülaziz hazretleri bir an dalar ve ahh ! nidası eder, sonra da "Elhamdülillah" dermiş.bir gün zatın biri bunu kendisine sormuş:"Niçin böyle yapıyorsunuz?" diye.Şöyle cevaplamış.Evladı Fatıma'nın ciğerparesi Hz.Hüseyin'e Kerbelada yapılan zulüm aklıma geliyor ve aşkımdan Ahh ! çekiyorum.Sonra da O'nun yaşadığı çağda dünyaya gelmiş olsa idim ve dünyanın bir yerinde yaşarken ona yapılan zulmü haber alıp onun yardımına gitmeseydim Kıyamet günü Cenab-ı Resulullah'ın yüzüne nasıl bakardım ? düşüncesine dalıyorum,bu mahcubiyetten dolayı o devirde dünyaya gelmediğime şükrederek "Elhamdülillah "diyorum' demiştir.

ÖLÜDEN DİRİNİN DOĞMASI:EBU CEHİL'İN OĞLU HAZRETİ İKRİME

Hak Teala'nın ölüden diri çıkarması örneklerinden birisi Kafir Ebu Cehil'in oğlu İkrime hazretlerinin İslamı kabul etmesi ve İslmiyete hizmet etmesi örneğidir.Naklolunduğuna göre,Ebu Cehil kafiri bir gün bindiği deve ile giderken,küçük bir çocuk olan Efendimiz Sav'e rastlamış ve onu devesinin terkine almıştı.Deve hareket etmedi.Bunun üzerine Ebu Cehil ,küçük Muhammed (sav)'i devesinin ön tarafına oturtması üzerine deve hareket etti.Bu hareketinden dolayı Hak Teala,Ebucehil'in sülbundan islamla şereflenecek İkrime hazretlerini dünyaya getirmiştir.

9 Ocak 2018 Salı

ZAMANIN HÜSEYİNLERİNİN GAMINI ÇEKMEK

Hz.Hüseyinin katledip mübarek bedenini parçalayanlar birbirlerine diyorlardı ki:"Çabuk olun namaz vakti geçecek".Şam sarayında yezit halifeyim diyerek cuma namazını kıldırmakta idi.Mümin suretinde kafir olmak . Vaktin hüseyinlerinin gamını çekmek.Kıyamet melaike kordonu içinde insanların hesaba çekilmesidir.hakkı'ın görevlendirdiği bir münadi:Gözlerinizi kapatın der.ve o esnada Hz.Fatıma annemiz arşta kendisi için hazırlanan kürsiye oturur ve huzuru izzete kabul olunarak:Ya Rabbi!Evlatlarımı katledenlerle alakalı hükmünü ver".Cenabı Hakk,hükmünü verir..Sonra Müminlerin annesi Hz.Fatıma biz müminlere olan kereminden dolayı bir talebi daha olur:"Ehli Beytime yapılan zulümden dolayı kalbinde gam,gözlerinde yaş bulunanları affet!.Hakk Teala bu isteğini de kabul eder.
Denir ki müminim diyen kimsenin kalbinde ehli beyt sevgisi yoksa onun imanı kemale ermemiştir.!".Kalbimizde bu gam ve bu burukluk affımıza inşaallah sebeb olacaktır.Kur'an sofrasında insanların diz dize oturacakları vakit gelecektir.

8 Ocak 2018 Pazartesi

SEMA,ŞARAP VE DİDAR HAKKINDA

Bir tarikat Piri demiştir ki arifin cennetten nasibi sema,şarap ve didar olmak üzere üç şeydir.Sema hakkında "Artık onlar bir bahçede neşelenirler"(Rum 30/15) buyurmuştur.Şarap hakkında:"Rableri onlara tertemiz bir içki içirir"(el-insan 76/21) gelmiştir.Didarının müşahedesi konusunda ise:"Yüzler vardır ki , o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.Rablerine bakacaklardır(O'nu göreceklerdir).(Kıyame 75/22-23)buyrulmuştur.Sema etmede kulağın, şarapta dudağın ve müşahede etmekte gözün nasibi vardır.Sema vecd ehline,şarap aşıklara ,Hakk'ın didarı ise muhiblere hastır.Sema ferah verahatlığı artırır, şarap dili açar,didar sıfat elde eder.Sema matlubu elde eder, şarap sırrı açığa çıkartır, didar ise arifi ferd eder ve vahdete ulaştırır.Sema için yedi uzvu kulak yapmak, saki O olduğu için bütün şarabı içmek,O'nun didarı için de her bir kılı göz yapmak gerekir.

DİLİNİ KIPIRDATMA

Kıyame suresinin 16 ila 19 ayetleri:
"(Rasulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
Şüphesiz onu , toplamak(senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.
O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.
Sonra şüphen olmasın ki , onu açıklamak da bize aiddir"
"Şey " diye ifade edilebilen her nesne mülktür ve melekuttur.Çünkü Allah"Her şeyin melekutu elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir"(Yasin 36/83) buyuruyor.Kuran-ı Kerim eşyanın en şereflisi ve en mükemmelidir.Kuranın da bir mülkü ve melekutu vardır.Onun mülkü; zahiri ahkamı ve şeriatlarıdır.Bu ahkam ümmetin çıkarlarıyla alakalı olan , mali ve bedeni ibadetler, ve cinayetlerle ilgili hususlarla vasiyet ve benzeri hükümlerdir..Kuranın melekutuna gelince ; bunlar içindeki ilahi sırlarla lahuti gerçeklerdir.Bu sırlar ve bu gerçekler ümmetin havasının  ve ahassül havassının batınları ile ilgilidir.Hatta bunlar ahassul havas'ın hülasası olan mükaşefat , gizli müşahedat  ve ruhani muayenatla ilgilidir.Kur'anın içindeki mülkten ve melekuttan her birinin bir müdrekatı vardır.Onlar sadece bunlarla kavranılır.Vicdana ve zevke aid gerçekleri ibarelerin dilleri ifade edemez.Çünkü bu gerçekler işaretlerin işaret edemeyeceği gerçeklerdir.Allah'ın ;"onu çarçabuk almak için dilini kıpırdatma"ifadesi ilerde gelecek olan batın ve hakikatların sırlarının zahiri lisan ile ifade edilemeyeceğine işaret etmektedir.Bir başka ifade ile bu batını sırlar ve gerçekler ibarelerin yardımıyla ifade edilemeyecek gerçeklerdir.Bunların görüntüsü Kuranın mülkü ile melekutunu bir araya toplar.Peygamberimiz (sav)Efendimizin Kuran'ın mülkünün zahirine ve melekutunun batınına tabi olmaktadırBizler de Allah'dan kendimizi her an ve zaman dilimi içinde Kur'an'a uyanlardan eylemesini dileriz

MEHDİ RESUL HABERCİLERİ

Başlık kendini "Mehdi" ilan edenlere değil,Mehdi Resul'den haber verenlerle alakalıdır.Yani habercilere'dir.Ehlibeyt'e yapılan zulüm ve onların gizlenmesi akabinde İslam Dünyasında Hep Mehdi Resul beklentisi ve Hz.İsa'nın tekrar yeryüzüne nüzulü hadisesi varolmuştur.Güncel olan habercileri you tube üzerinden bulmak mümkündür.Bu kişiler,kendilerini sadece haberci (yansıtıcı) kabul ederek bazı yaşadığı hallerini aktarmakta iseler bunu normal karşılayıp "haber kendisini ve aynı meşrepte olanları bağlar"deyip geçmek gerekir.Yeni bir kural,daide ve düzenleme getirmemek kaydıyla.Çünkü Şeriat koymak Peygamberlere mahsustur.Keza haberci yansıtıcıdır,asla kendine davet edemez.Habercinin kişisel konumunu tayinde "şöyle olmalı,böyle olmalı" şeklinde bir öngörü bize ait değildir.istersek, bu hali yaşamadığmız için gözlerimizi örter,kulaklarımızı kapatırız.ancak,Bu şekilde bir ruhsal hal yşamak için illaki ,vaız olmak,fakih olmak v.s gibi ön kural konulamaz.Hak Teala tasarrufunda tektir.Bu nedenle Habercinin ne dediğini şeriat ölçülerinden geçirmek bize düşer.Aykırılık varsa reddetmemiz gerekir.Aykırılık yoksa,kural koymuyorsa,, dünyalık talebinde bulunmuyorsa(kendisine itaat,saygı v.s) dinlemekte mahzur yoktur.Çünkü,Davet her an mevcuttur.O davet, günahtan uzak kalmaya,Hakk'dan uzak kalmamayadır.Bunun için bir haberciye gerek yoktur ki.
Gelelim Mehdi Resul hadisesinin insanlar tarafından bilinmesi konusu ise;şüphesiz olağan dışı bazı zuhuratları olsa gerek.Sözü kısa kesmekte faide vardır.Şekeri tatmamışlara şekerin tadını anlatmak gibi bir şey olsa gerek

7 Ocak 2018 Pazar

KİŞİYE ÖZEL DAVRANILMA İSTEĞİ BİR NEFS HALİDİR.

Makam sahibinin,bir şahsı özel olarak telefonla araması,özel olarak ziyaret etmesi,ismini yazdığı bir mektup göndermesi insan nefsinin memnun kaldığı bir davranıştır.Bu nedenle siyasilerin yaptığı bir davranış şeklidir.Kaynağını ise Kur'an'da aradığımızda karşımıza Müddessir suresinin 52 nci ayetidir.Bu ayette:""Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler(ilahi vahiy)verilmesini istiyor." buyrulmaktadır.Ebucehil,Abdullah b.Ümeyye gibi kafirlerin önde gelenleri EFendimiz (sav)'e "Bizlerden her birimize gökten bir kitap getirmedikçe ya da alemlerin rabbinden filan oğlu filancaya başlığı ile başlayan , içinde sana uymamızı emreden yani:"Ey filanca! Muhammed'e uy o benim katımdan sana gönderilen elçidir" yazısı yazılan açılmış kağıtlar getirmedikçe senin ardından asla gitmeyeceğiz"dediler.Tıpkı:""Bize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece(göğe) çıktığına da asla inanmayız"(El isra 17/93) dedikleri gibi.

KAFİRLERE YABAN EŞEĞİ BENZETMESİ

Peygamber davetinden kaçan kafirleri Cehabı Hak ,Yaban eşeğinin Arslan'dan kaçmasına benzetmiştir.(Müdessir 50-51).Belgesellerden gözlemlediğimiz gibi,Yaban eşeğinde,arslan korkusu ziyadedir.Kafir olan insanlarda, peygamber daveti,din kokusuna karşı müthiş bir allerji vardır.Günlük basını takip ettiğimizde ,küçük yaşlarda din eğitimi yaptırılması hadisesinden en fazla rahatsızlık duyup en yüksek yaygarayı çıkartanlar da bunlardır.Din referanslı en küçük bir şeye karşı tahammülleri olmayıp,din ışığını sanki ağızlarındaki nefesle üfleyerek söndürmek isterler.Ancak bilinmelidir ki Allah Teala dininin koruyucusudur.Ayrıca,insanlara kurtuluş için lütfedilen bu emaneti muhafaza etmeyen ve bu hususta tembellik gösterenleri yok edip  o emanete layık kavimler getirmeye de gücü her zaman yeter.

6 Ocak 2018 Cumartesi

ZAHİR İDARECİ-MANEVİ İDARECİ

Allah Teala bu unsuri alemde insanların kendi cinslerinden birer beşer başkan tayin etmiştir.Bu ulvi alemin misali olarak o insanların başlarına idareci olarak gelmişlerdir.Bu idareciler arasında peygamberler, halifeler, sultanlar, padişahlar, kadılar v.s gibi tüm alemde insanların işlerini üstlenen kimseler vardır.İşte bu yeryüzündeki yöneticileri olan kimselerin ruhları ile göklerde bulunan idareci melekler arasında bir münasebet vardır.Onlar şaibelerden uzak, ayıplardan ayrılmış adaleti bunlara verirler ve bu yeryüzü yöneticileri onlardan bu adaleti alırlar.Ancak herkes kendi yeteneğine göre alır.Yeteneği güzel ve güçlü olan bunu kendine gelen temiz ve temizleyici biçimiyle alır.Dolayısıyla o kişi adaletli vali , faziletli önder olur.Buna karşılık yeteneği düşük olan kimse bu tertemiz olguyu alır  ve kendi düşük ve çirkin  ve zalim kalıbına koyarak ona yeni bir biçim verir.Böylece o zalim vali , zalim yönetici, ve cimri bir kişi olur.Böyle olan bir kimse dışarıda suçlu aramasın, bu kişi kınayacaksa kendi nefsini kınasın.