İMAM GAZZALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İMAM GAZZALİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2020 Perşembe

ŞAZELİ HAZRETLERİNİN GÖRDÜĞÜ RUHİ VAKIA

İmam Şazeli hazretleri  zamanın kutbu idi. Gördüğü bir ruhi vakıayı aktarmıştır: Hz.Risalet Efendimiz (sav), Hz. Musa ve Hz.İsa'ya karşı İmam Gazzali ile iftihar etmiş, onunla gurur duyduğunu söylemiştir. Hz.Risalet, Gazaliyi reddeden bazı kimselere tazir cezası vermiştir ki, o şahısların vefat ettikleri tarihe kadar kamçı izleri vücudlarında mevcut idi.

22 Ocak 2018 Pazartesi

KALBİ İLİMLER/HAKİKATLAR


 Aklın erişebileceği hakikatlar ile eğitilmiş  kalbin erişebildiği hakikatler var; Batın ilmi kalb ile elde edilebilen bir ilim olup içe aittir.Diğer bilgi vasıtalarının erişemediği perde arkasına ait ilimdir. Elbette bu ilim, herkese açık  “zahir” Kur’an ve din bilgisine aykırı olmayacak, ümmetin üzerinde birleştiği dinden başka ve farklı bir getirmeyecektir, ama  vahyin bildirdikleri içinde öyle konular, âlemler ve hakikatler var ki, bunların bilgisine erişebilmek için yine Allah’ın insanlarda yarattığı; ibadet, tefekkür, perhiz ve zikirle gelişip açılacak olan bir başka ilim vasıtasına (kalbe) ihtiyaç vardır. Kalbini te’dîb etmemiş olanların da bilgi vasıtalarına açık olan din bilgisi Müslüman olmak ve amel edildiğinde cennete girmek için yeterlidir, daha ötesi ise daha fazla cehde ve cihada bağlıdır.

Gazzâlî işte bu kalb vasıtasıyla ulaşılan ilme “mükâşefe ilmi” diyor ve şöyle açıklıyor:

Bu bâtının ilmidir ve ilimlerin ulaşmak istediği hedeftir. Bazı âriflere göre bu ilimden nasibi olmayanların sonlarından korkulur. Bu nasibin en aşağısı böyle bir ilmin olduğuna inanmak ve onu ehline bırakmaktır.

Bir başkasına göre: Kendisinde şu iki kötülük bulunan kimseye bu ilimden bir şey açılmaz: Bid’at ve kibir.

Dediler ki: Dünyaya gönlünü kaptırmış, nefsinin arzularına esir olmuş kimse başka ilimleri elde edebilir ama bu ilim onda gerçekleşmez.

Bu ilmi inkar edenin en az cezası onu tatmaktan mahrum kalmasıdır. Bu ilim sıddîklerin ve mukarrablerin ilmidir.

Bu mükâşefe ilmi, bir nur, bir aydınlıktır ki, kötü sıfatlarından temizlenip arındıktan sonra insanın kalbine doğar ve bu nur sayesinde daha önce adını duyduğu ve okuduğu, manası hakkında açıklığa kavuşamadığı, eksik manalarla yorumladığı birçok şey aydınlığa kavuşur ve artık şu konularda hakikat bilgilerini elde eder:

Allah Teâlâ’nın münezzeh zâtı, yüce ve eksiksiz sıfatları, fiilleri, dünya ve ahireti yaratma hikmetleri, ahireti dünya ile irtibatlandırmasının  sebebi ve şekli, peygamberin, peygamberliğin ve vahyin manasının bilgisi, şeytanın, “şeytânlar ve melekler” ifadesinin manası, şeytanların insana düşman olmalarının nasıllığı, meleğin peygamberlere nasıl göründüğü, vahyin onlara nasıl ulaştığı, göklerin ve yerin melekûtunun ne denek olduğu, kalbin manası, şeytanlarla meleklerin kalbde ve kalb için nasıl çatıştıkları, kalbe şeytan ile melekten gelen telkinlerin birbirinden ayrılması, ahiret, cennet, ateş, kabir azabı, sırat, mizan, hesap ne demektir bilinmesi… Allah’a kavuşmanın, O’nun değeri eşsiz benzersiz yüzüne bakmanın, ona yaklaşmanın, yakınına komşu olmanın, Mele-i A’lâ (melekler alemi) ile arkadaş/yoldaş olarak yaşanan mutluluğun, meleklere ve peygamberlere yakın olmanın, cennetliklerin derece ve makamlarının farklılığının ne demek olduğunun; evet bütün bunların ve daha nicelerinin bilgisi. Bunları detayları ile anlatmak uzun bahisler ister; çünkü bunlara iman eden insanların bu konulardaki bilgileri çok farklıdır. 

İşte bazı örnekler:

* Kimilerine göre bütün bunlar misaller ve temsillerden ibarettir; Allah Teâlâ’nın ahirette kulları için hazırladıkları şeylerin insanlar ancak isim ve sıfatlarını biliyorlar, mahiyetlerini ise ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir beşer kalbi hayal edebilmiştir.

* Kimilerine göre bunların bazıları misallerdir, bazıları ise kelimelerin insanlar tarafından anlaşılan manasına uygundur.

* Kimileri, Allah’a ait beşer bilgisi, “Onu bilmekten aciz olduğunu anlamaktan ibarettir” derken, bazıları Allah hakkında büyük bilgilere ulaştıklarını iddia ediyorlar.

* Bazılarına göre insanların Allah hakkındaki bilgilerinin sınırı, sıradan insanların (avamın) inancının ulaştığı şu çizgidir:  Allah vardır, her şeyi bilir, her şeyi işitir, her şeye gücü yeter, her şeyi görür, konuşur...

* Bizim mükâşefe ilminden maksadımız (bize göre mükâşefe ilmi) bütün bu konularda perdenin kalkması, öyle ki, insanın gözüyle gördüğü şeyde şüphesinin kalmaması gibi  bu konuların da açıklığa kavuşmasıdır. Ve bu ilim, insanın cevherinde (özünde) mümkündür; yeter ki o cevher dünyanın pisliklerine bulaşarak paslanmış ve kirlenmiş olmasın!

* Ahiret yolunun ilmi (muâmele ilmi) derken, “Allah’ı, O’nun sıfatlarını ve fiillerini bilmenin önünde bir perde teşkil eden pislikten, pastan ve kirden bu aynayı temizleme ilmini kastediyoruz. 

TEMİZLEME NASIL OLACAK 

Nefsin arzularından uzak durulacak, bütün hallerinde peygamberlere uyulacak, onlar örnek tutulacak, kalbin aydınlanması ve Hakk’a yüz çevirmesi ölçüsünde bu hakikatler de onda ışıklanacaktır. Bu ilim kitaplardan elde edilemez; nasıl, kimlerden hangi eğitimle elde edilebileceği bilgileri bu kitabın (İhyâ’nın) ilgili bölümlerinde  gelecektir

25 Ekim 2017 Çarşamba

İMAM GAZZALİ

Allah İmam Gazzali' yi uyardı da, hayatının yarısını öğrenmek ve öğretmekle geçirdiği bazı ilimlerin ona ahirette işe yaramayacak olduğunu gördü de Tasavvuf ilmiyle alakalı kitaplara yöneldi.Allah'ın zat ve sıfatları ile fiillerini, Kur'an'ın hakikat  ve sırlarını öğrettikleri için onlardan daha faydalı ilim bulunmadığına kesin olarak kanaat getirdi.Bağdat'da vermekte olduğu derslerine son vererek, bu ilimlerin ehli ve otoritesi olanları bulmak, sohbetinde bulunmak zevkine ererek onlardan olmak amacıyla yola çıktı.Allah onu muvafffak kıldı ve olanlar oldu.
Beyazid Bestami  der ki:"siz ilmi ölü olan kimseden aldınız.Biz ise ilmimizi hiç bir zaman ölmeyecek olan Allah'dan aldık"
İmam Fahruddin Razi, Şeyh Necmeddin Kübra hazretlerine sordu:"Rabbini ne ile tanıdın?".Şeyh (k.s) da"Kalblere gelen varidatla" diye cevap verdi.Bu sebeble nefisler bu varidatı yalanlamaktan aciz kalırlar.Nefis denilen şey , içinde şehvet arzularının  ateşi ve cehaletlerin kaynar sularının bulunduğu cehennem gibidir.Dünyada bu nefsi kötü vasıflardan temizlersen kıyamet gönünde yanmaktan ve ayrı düşmekten kurtulur.
Bu serkeş nefis öyle hızlı koşar ki,
Akıl onun dizginini tutmaya güç yetiremez.
Nefis ve şeytanla kim başa çıkabilir?
Karınca kaplanla savaşabilir mi? 

7 Ekim 2017 Cumartesi

BEDEN ÜLKESİNİ YAHUT BİR ÜLKEYİ YÖNETMEK

İmam Gazzali (k.s) şöyle demiştir:Kulun kendisine aid ülkesi , kalbi ve kalıbıdır. Ordusu;şehveti,heves ve gadabdır. Emrindeki raiyyesi  ve yönettiği halkı; lisanı, iki gözü ve iki eliyle diğer organlarıdır. Kul bunlara sahip olup onların emrine girmediği zaman hükümranlığı, bir melikin kendi halkını yönetmesi seviyesine ulaşmış olur.
Şeyh Sa’di (r.a) şöyle demiştir:
Senin vücudun iyi ve kötü ile dolu bir şehirdir.
Sen onun sultanısın, akıl da bilge veziri.
Bu şehirde başıboş alçaklar vardır,
Bunlar kibir, sevda ve hırstır.
Sultan kötülere meylü muhabbet ederse ,
Akıllı insanlarda rahat ve huzur nasıl kalır?
Bir de onun başarılı yönetimine insanların hiç birine muhtaç olmaması, aksine insanların ona uzun ve kısa vadede ihtiyaç duyması eklenecek olursa  o alem-i arzda melik sayılır.Bu,peygamberlerin rütbesidir.Çünkü onlar,ahiret hayatını mamur etmenin yolunu bulmakla Allah’dan başka her şeyden müstağni olur,hiç kimseye ihtiyaç duymazlar, aksine herkes onlara muhtaç olur.Bu sultanlıkta peygamberleri, varisleri olan alimler takip eder.Alimlerin saltanatları,Allah’ın kullarını irşat etmeğe  ve aydınlatmağa güçleri yettiği  ve kendileri irşada muhtaç olmaktan uzak bulundukları kadardır.Bu saltanat , kula mülkünde ve gerçek saltanatında ortağı bulunmayan gerçek Melik Cenab-ı Hak tarafından verilmiştir.Aksi halde kulun hiçbir sultanlığı olmaz.