KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
5 Ağustos 2017 Cumartesi
DİNİ YALNIZ ALLAH'A HASRETMEK
Bir adam"Ya Resulallah ! Ben bir şey tasadduk ediyor ve bir şey yapıyorum, onunla hem Allah'ın rızasını hem de insanların övgüsünü istiyorum(bu davranış hakkında ne dersin?)"diye sordu.Hz.Peygamber (sav) cevaben:"Muhammed'in canı kudret elinde olana yemin ederim ki ,Allah kendisine ortak olunan hiçbir şeyi kabul etmez"buyurdu,ardından "Dikkat et, halis din yalnız Allah'ın dır "(Zümer 3)ayetini okudu
İNSANI İNCİTME(ALVARLI EFE HAZRETLERİ)
Hazer kıl! Kırma kalbin kimsenin cânını incitme!
Esîr-i gurbet-i nâlân olan insanı incitme!
Tarîk-i ışkda bîçâre-i hicrânı incitme!
Sabır kıl her belâya, Hâne-yi Rahman’ı incitme!
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Elin çek meyl-i dünyadan, eğer âşık isen yâre,
Muhabbet câmını nûş et, asıl Mansur gibi dâre,
Misafirsin felek bağında, bendin salma efkâre,
Düşersen bir belâya, sabır kıl; Mevla verir çâre,
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Bulaşma çark-ı dünyâya, vücûdun pak u tâhirken,
Güvenme mâl u mülk ü mansıbın efnâsı zâhirken,
Nic’oldu malı Karun’un felek bağında vâfirken,
Nedir bu sendeki etvâr-ı dert gönlün misafirken,
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Hasislikden elin çek, sen cömerd ol kân-ı ihsan ol!
Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol!
Hakîr ol âlem-i zâhirde, sen mânâda sultan ol!
Karıncanın dahi hâlin gözet, dehre Süleyman ol!
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Ben insanım diyen insana düşmez şâd’u handanlık,
Düşen bî-çareyi kaldırmadır âlemde insanlık,
Hakîkat ehlinin hâlidurur dâim perîşanlık,
Bir işi etme kim gelsün sana sonra peşîmanlık,
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Ehl-i irfânım deyü, her yerde bendin atma meydâna,
El elden belki üstündür, ne lâzım; uyma şeytâna,
Yakın olmak dilersen Hazret-i Hallâk-ı Ekvâna,
Cihanda tatlı dilli olması lâzımdır insâna,
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Celîs-i meclis-i ehl-i hakîkat ol firâr etme!
Hevâ-yı nefsine tabi’ olan yerde karâr etme!
Tekebbürlük eden insana asla i’tibâr etme!
Sana cevr ü cefâ ederse bir keş inkisâr etme!
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Vefâsı var mıdır gör kim sana bu çarh-ı devrânın
Eser yeller yerinde hani ya taht-ı Süleymân’ın
Yalınız adı kaldı âlem-i zâhirde Lokmân’ın
Geçer bir lahzada rü’yâ misâli ömrü insânın
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Sana bir fâ’ide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden
Gözün aç âlemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden
Zarar gördüm diyen gördün mü sen ehl-i muhabbetden
Yeme kul hakkını korkar isen rûz-i kıyametden
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Hakîkat bahrının gavvâsı ol terk-i mecâz eyle
Çıkar ha alma mazlûmun âhın seni i’tirâz ile
Çehil semt-i Habîb’e ey gönül azm-i Hicâz ile
Yüzün tuk hak-i payine hemen arz-ı niyâz ile
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Gönül âyînesin silmek gerekdir kalb-i âgâha
Muhabbet şemsi doğmuşken ne lazım mihr ile mâha
Ne müşkil hâcetin varsa hemân arzeyle Allah’a
Der-i Mevlâ dururken bakma LUTFÎ başka dergâha
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme!
Günahkâr olma, Fahr-i Âlem-i Zî-Şânı incitme!
Alvarlı M. Lutfî Efendi
İŞ GÖREN,FAYDA SAĞLAYAN YALAN İHSANDIR
Bir padişah,bir esirin öldürülmesi için emir vermiş.Esir öldürüleceğini anlayınca ,yaşama ümidini kaybedince ,hangi ülkedense , o ülkenin lisanıyla padişaha küfretmeye ve makbul olmayan sözler sarfetmeye başlamış.Padişah güvendiği adamına demiş ki:"Bu adam neler söylüyor?"
Güzel huylu vezirlerden birisi şöyle cevap vermiş:"Ey Melik,bu adama "Öfkesini yenen ve suçluları affedenler için cennet vaad edilmiştir"((Ali imran 134) ayetini okuyor".
Bunu duyan padişah merhamete gelerek onu bağışlamış.
Huzurda bulunan kötü kalpli ikinci vezir:"Bu dam size küfrediyor, uygun olmayan sözleri sarfediyor ve size sövüyordu"deyince ,Padişahın yüzündeki sevinç kaybolmuş incinmiş ve kızgınlıkla ikinci vezire:"Bana birinci vezirin yalanı ,senin söylediğin doğrudan daha makbul geldi.Zira onun yalanı iyi bir iş görmek içindi. Senin doğru sözünde ise kötülük ve şer var"demiş.
İleri görüşlü eski insanlar demişlerdir ki:"İş gören, fayda sağlayan yalan ihsandır. Fitne koparıcı doğrudan üstündür." (Sadi Şirazi)
Güzel huylu vezirlerden birisi şöyle cevap vermiş:"Ey Melik,bu adama "Öfkesini yenen ve suçluları affedenler için cennet vaad edilmiştir"((Ali imran 134) ayetini okuyor".
Bunu duyan padişah merhamete gelerek onu bağışlamış.
Huzurda bulunan kötü kalpli ikinci vezir:"Bu dam size küfrediyor, uygun olmayan sözleri sarfediyor ve size sövüyordu"deyince ,Padişahın yüzündeki sevinç kaybolmuş incinmiş ve kızgınlıkla ikinci vezire:"Bana birinci vezirin yalanı ,senin söylediğin doğrudan daha makbul geldi.Zira onun yalanı iyi bir iş görmek içindi. Senin doğru sözünde ise kötülük ve şer var"demiş.
İleri görüşlü eski insanlar demişlerdir ki:"İş gören, fayda sağlayan yalan ihsandır. Fitne koparıcı doğrudan üstündür." (Sadi Şirazi)
HA-MİM-AYN-SİN-KAF
Şura suresinin başındaki iki ayettir.Bu iki ayetle alakalı çeşitli tefsirler yapılmıştır."İleride yaşanacak azap ve felaket hükmüdür"denmiştir.Efendimiz bu ayet inince mübarek yüzünü hüzün ve bitkinlik emareleri kaplamıştır.Peygamberimize "Neden mahzun oluyorsun ey Allah'ın Resulü?" diye sorulduğunda ise Efendimiz (sav):
"İleride ümmetimin üzerine icra edilecek bir takım belalarbana haber verildi.Bunlar yere batırma,suret değişimi,insanları kamplara toplayan alevtopu,ve yine insanları çakıl taşı gibi denize savuracak olan kuvvetli fırtına ,Deccalin ortaya çıkışı ve İsa (a.s)'ın inişine dair ,ardı ardına gelecek daha bir dizi işaret ,felaket ve musibetlerdir" buyurduHz.Ali (KVC)bütün fitneleri bu iki lafızdan bilirdi."
Ata şöyle demiştir:"Ha", harb yani savaş demektir.Bu durum insan ve hayvanların tamamını bitirip tüketen yaygın bir ölümdür.(Mesela nükleer savaş gbi)"Mim" saltanatın bir milletten diğer millete geçmesidir."Ayn", Kureyşi hedef alan bir düşmandır.Ancak Kabe-i Muazzama hürmetine devlet yönetimi yine Kureyş'teolacaktır."Sin" Yusuf (a.s) döneminde olduğu gibi yıllar süren kuraklık ve kıtlık sebebiyle halkın helak olmasıdır.Ve savaş sonrası yaşanacak esaret durumlarıdır."Kaf" Allah'ın yeryüzünün mülk ve saltanatında geçerli olan kudrettir.Artık insanlar bu kudretin tecellisinden kurtulamayıp O'na boyun eğeceklerdir.
"İleride ümmetimin üzerine icra edilecek bir takım belalarbana haber verildi.Bunlar yere batırma,suret değişimi,insanları kamplara toplayan alevtopu,ve yine insanları çakıl taşı gibi denize savuracak olan kuvvetli fırtına ,Deccalin ortaya çıkışı ve İsa (a.s)'ın inişine dair ,ardı ardına gelecek daha bir dizi işaret ,felaket ve musibetlerdir" buyurduHz.Ali (KVC)bütün fitneleri bu iki lafızdan bilirdi."
Ata şöyle demiştir:"Ha", harb yani savaş demektir.Bu durum insan ve hayvanların tamamını bitirip tüketen yaygın bir ölümdür.(Mesela nükleer savaş gbi)"Mim" saltanatın bir milletten diğer millete geçmesidir."Ayn", Kureyşi hedef alan bir düşmandır.Ancak Kabe-i Muazzama hürmetine devlet yönetimi yine Kureyş'teolacaktır."Sin" Yusuf (a.s) döneminde olduğu gibi yıllar süren kuraklık ve kıtlık sebebiyle halkın helak olmasıdır.Ve savaş sonrası yaşanacak esaret durumlarıdır."Kaf" Allah'ın yeryüzünün mülk ve saltanatında geçerli olan kudrettir.Artık insanlar bu kudretin tecellisinden kurtulamayıp O'na boyun eğeceklerdir.
"BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ"
Şeyh Sa'di şöyle demiştir:"Balbek Camiinde vaazetmek suretiyle bazı şeyler anlatıyordum.Karşımda donmuş, gönülleri ölmüş, suret aleminden mana alemine geçememiş bir cemaat vardı.Baktım ki sözüm onlara tesir etmiyor, benim kızgın ateşim onların yaş odunlarına işlemiyor."Hayvanları terbiye ediyorum, körler mahallesinde ayna taşıyorm" diye kendime acıdım.Fakat mana kapısı açık sözün zinciri uzundu.Çünkü "Biz O'na şahdamarından daha yakınız" (Kaf 50/16)ayetini tefsir ediyordum sözü bir noktaya getirip şöylededim:
Dost bana benden daha yakındır
Fakat ne kadar tuhaftır ki ben ondan uzağım
"O benim kucağımdayken ben ondan ayrıyım"
Desem anlayan olur mu_ Ne yapayım ?
Ben sözü söylerken bir yolcuvaaz meclisine uğradı.Sözün tesirinden öyle bir nara attı ki diğerleri de ona uyup aşka geldiler, mecliste hamlar da cuşu huruşa geldiler.Bunu görünce "SÜPHANALLAH ! Haberdar olmayan uzaklar huzurda, fakat basiretsiz yakınlar uzakta "dedim
Dost bana benden daha yakındır
Fakat ne kadar tuhaftır ki ben ondan uzağım
"O benim kucağımdayken ben ondan ayrıyım"
Desem anlayan olur mu_ Ne yapayım ?
Ben sözü söylerken bir yolcuvaaz meclisine uğradı.Sözün tesirinden öyle bir nara attı ki diğerleri de ona uyup aşka geldiler, mecliste hamlar da cuşu huruşa geldiler.Bunu görünce "SÜPHANALLAH ! Haberdar olmayan uzaklar huzurda, fakat basiretsiz yakınlar uzakta "dedim
KABE'NİN SEKİZİNCİ MİNARESİ
Kabe'nin minarelerinin o gün için yedi tane oluşu fenaya davetin mertebelerine işarettir.Bunlar da sonuncusu "el-Kahhar" olan yedi isimdir.Zira KabeZat-ı ahadiyete işarettir.Yükselme bakımından bunun mertebeleri fena mertebeleridir.Çünkü Baka ancak nüzulden sonradır.Bunun için Peygamberimiz (sav)Miraçtan indikten sonra baka mertebesinin gerçekleşmesi için Medine'ye hicret emredilmiştir.
Kabe'nin sekizinci bir minaresi vardır ki bu da beka minaresidir.Ancak bu minare Kabe'niniçinde "Kabenin altında gömülü ve gizli olup"yalnız keşif ve mükaşefe yoluyla bilinir.Diğerleri gibi dış yüzeyde olmaz.
Kabe'nin sekizinci bir minaresi vardır ki bu da beka minaresidir.Ancak bu minare Kabe'niniçinde "Kabenin altında gömülü ve gizli olup"yalnız keşif ve mükaşefe yoluyla bilinir.Diğerleri gibi dış yüzeyde olmaz.
ÇOK GÜNAHI OLANLARIN YAPMASI GEREKEN İŞ
Haberde şöyle gelmiştir:"Kimin günahı çoksa bunların affı için seher vakitlerinde ezan okusun,müezzinlik yapsın"Hz.Ömer (r.a) Peygamberimize (sav) hitaben "Ya Rasulallah, seher vakti ile ezan okuma arasında ne gibi bir ilişki var?Bunun mana ve önemi nedir?" diye sorunca Peygamberimiz (sav)"Muhammed'i hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki Hırıstiyanlar kilise ve manastırlarında çan çaldıkları zaman arş, taşıyıcı meleklerin omuzlarına Allah'ın izzet,celal, azamet ve gazabından ötürü ağır gelir.Arşı omuzlarında taşıyan melekler müezzinlerin ezan okumalarını beklerler.Müezzinler ezan okumay başlayınca artık yükleri hafifler."
İBNÜL FARİZ
Kaside-i Hamriyyesinin sonunda şöyle der:"Aşk şarabından nasip ve hissesi olmayıp ömrü zarar ve ziyanda tüketip giden kimse haline yanıp ağlasın dursun"
AŞKA KANANLAR VE KANMAYANLAR
Yahya bin Muaz Razi(r.h) Bayezid Bestami hazretlerine şöyle yazmıştır"Sevgi ve aşk kadehinden öyle içtim ki daha ayılamadım".Bayezid Bistam hazretleri (k.s) şöyle cevap vermiş:"Ben de sevgi ve aşk kadehinden öyle içtim ki ne şarap tükendi ne de ben kanabildim."Bu şu demektir:Aşka kanmış olmak zayıf meşrepli aşıkların halidir.Kuvvetli, sırılsıklam , deli divane aşıklar , yedi denizi içip tüketse okyanusları kurutsa bil aşka kanmaz,'varsa getirin' derler.
HAZRETİ BEYAZİD
Bayezid Bistami (k.s) bir yolda yürümekteydi.Kalabalığın sesini işitti ve ne olduğunu bilmek istedi.Oraya ulaştığında küçük bir çocuğun siyah bir bataklığa düşmüş olduğunu gördü .İnsanlar da durmuş seyrediyordu.Ansızın bu çocuğun annesi koşarak geldi ve kendisini Bataklığın içine attı.Çocuğunu bataklığın içinden çıkardı ve gitti.Bayezid (k.s)bunu görünce hoş bir hale büründü, durup bir nara attı ve şöyle dedi:"ŞEFKAT GELDİ PİSLİĞİ GÖTÜRDÜ, MUHABBET GELDİ GÜNAHI GÖTÜRDÜ, İNAYET GELDİ CİNAYETİ GÖTÜRDÜ"
RÜŞVETÇİLERDEN NASIL KURTULACAĞIZ?
Bu başlık,A.Dilipak'ın bugünkü köşe yazısının başlığı.Yazar,kapalı da olsa imalı da olsa ,işin dojazını tenkit derecesine getirmeyip nasihat sınırları içinde bırakmış.Acaba diyebilirmiydi ki filan ilçenin Belediye Başkanına,Belediye Encümenine dikkat !" diyemiyor ki.
Niçin o cenahta bir çok ahbabı,tanıdığı mevcut.Hatta daha ötesi böylesi bir yüz kızartıcı durum davaya zarar verir ikilemi..Sanıyormusunuz ortada bir "dava mı var?".Cumhurbaşkanı Diyanet için :"Çok geç kaldılar"diye sitem etmiş.Bende diyorum ki acaba kaç yıl geç kalmış ? Eğer bunu 2009 da yapsaydı hedefte olur du."Okyanus ötesine selam"diyene karşı gelmiş olacaktı ki bu ipinin o zaman çekilmesini gerekli kılacak bir neden olabilirdi.Hiç kimse geç kalmadı? Hiçbir şey içinde geç diye bir şey yok.Bu millet en geç uyananları ihtilal gecesi uyananlarıdır.B nedenle,birbirimizi suçlamadan ve töhmet altında bırakmadan ve kırmadan öncelikle yapılacak şey üzerimizdeki şaibeleri kaldırmak olmalıdır.FETÖ'nün siyasi ayağı üzerine gitmeden milletin kalbindeki burukluklar silinemez.Belediyelerdeki, parti içindeki rüşvet merkezleri üzerine gidilmeden samimiyet lafları etkili olamaz.Dilipak'ın bahsettiği gibi,Belediyelerle kazanılmış iktidar,belediyelerle kaybedilebilir.Bu kayıp ise ülkenin kaybı olacaktır.Lütfen Sivil Toplum Kuruluşlarına ve Kanaat önderlerini teşehhüd miktarı kadar değil de daha fazla dinleyelim ve samimi olalım.
Niçin o cenahta bir çok ahbabı,tanıdığı mevcut.Hatta daha ötesi böylesi bir yüz kızartıcı durum davaya zarar verir ikilemi..Sanıyormusunuz ortada bir "dava mı var?".Cumhurbaşkanı Diyanet için :"Çok geç kaldılar"diye sitem etmiş.Bende diyorum ki acaba kaç yıl geç kalmış ? Eğer bunu 2009 da yapsaydı hedefte olur du."Okyanus ötesine selam"diyene karşı gelmiş olacaktı ki bu ipinin o zaman çekilmesini gerekli kılacak bir neden olabilirdi.Hiç kimse geç kalmadı? Hiçbir şey içinde geç diye bir şey yok.Bu millet en geç uyananları ihtilal gecesi uyananlarıdır.B nedenle,birbirimizi suçlamadan ve töhmet altında bırakmadan ve kırmadan öncelikle yapılacak şey üzerimizdeki şaibeleri kaldırmak olmalıdır.FETÖ'nün siyasi ayağı üzerine gitmeden milletin kalbindeki burukluklar silinemez.Belediyelerdeki, parti içindeki rüşvet merkezleri üzerine gidilmeden samimiyet lafları etkili olamaz.Dilipak'ın bahsettiği gibi,Belediyelerle kazanılmış iktidar,belediyelerle kaybedilebilir.Bu kayıp ise ülkenin kaybı olacaktır.Lütfen Sivil Toplum Kuruluşlarına ve Kanaat önderlerini teşehhüd miktarı kadar değil de daha fazla dinleyelim ve samimi olalım.
KESİN BİLGİ
Sad suresi 88 ayetinde :”Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz”buyurulmuştur.Bu nedenle ölüm esnasında perdeler kalkar ve hakikatlar görülür.Hasan Basri Hazretleri demiştir ki:”Ey Ademoğlu ! Sana kesin haber ölüm esnasında gelecektir”.Müminin imanı kesin bir iman haline gelirse Hz.Ali efendimizin dediği gibi olurdu:”Perde kalkacak olsaydı yakinim artmazdı”B sözün manası şudur:Dünya perde yurdudur.Ama haşr,dirilip toplanma, sevap , ceza ,nimetler,cehennem v.s ahiret halleri benim için yakin kesin inanç haline gelmmiştir.Bu nedenle bütün bunları göreyim diye perdeyi aradan kaldırsalar bile, benim kesin inancımda bir zerre bile artış olmaz.Yani bugünkü benim bilgim,yarın ki ahiretteki kesin bilgim gibidir”
SECİLİ DUALARDAN MEN
Peygamberimiz seçili dua yapmaktan men buyurmuştur.Çünkü asıl yasak olan davranış yapmacıklık,olduğundan farklı görünme halidir.Secili dua içinde bu yapmacıklık olacağından bu men yapılmıştır.
İHLASA ERDİRİLMİŞ KUL
İhlasa erdirilmiş kul odur ki kendisi ile Rabbi arasındaki sırrı hiçbir melek öğrenip yazamaz. Hiçbir şeytan öğrenip bozamaz.; hiçbir heves öğrenip ifsat edemez.Kullar arasında öyleleri vardır ki şeytan bunların velilik gücünün (saltanatının) ve hallerindeki izzetin izini gördüğü zaman ,sudaki tuzun eridiği gibi eriyiverir, hiçbir hilesi kalmaz ve böylece kendindeki tuzak kurma gücü gider.Onları gördüğü zaman Bütün hilelerini unutur vesvese okunu atamaz.
TOPRAK - ATEŞ KIYASLAMALARI
*Ateşin tabiatı bozmak ve önüne geleni tüketip itlaf etmektir.Toprak is böyle olmayıp toprağa bir dane atıldığında atılan danenin birkaç katını bitirir.
*Ateşin tabiatı hafiflik, kararsızlık ve hiddet iken toprağınki ağırlık, sükun ve sebattır.
*Canlılrın rızık,sık,giysi,zinetleri geçimlerini sağladıkları aletler ve meskenler ya toprağın içinde ya da bizzat topraktan oluşur.Ateşte ise bunlardan hiçbiri oluşmaz.
*Toprak canlı için zaruridir.Ondan müstağni kalamaz.Aylarca ateşe ihtiyaçsız kalabilir.
*Ateş toprağa muhtaçtır.Toprağın ise ateşe ihtiyacı yoktur
*İblisin temel maddesi özateş olup zayıf bir maddedir.Rüzgar(hava)onunla oynaşır,rüzgar nereye eserse oraya eğilir.Adem’İN MADDESİ TOPRAK OLUP HAVANIN GİTTİĞİ YERE EĞİLMEZ.B nedenle insan,hevasını esir edip galib olabilir.Bu nedenle insan hevasına esir olmayıp Rabbine döndüğünde seçkinlerden olur.
*Cenabı Hakk ,topraktan ve ondan halkettiği bereketlerden
bolca bahsetmiş,ateşten ise faydadan ziyade hep azapla birlikte bahsetmiştir.
*Güzellikler toprakta mevcutken,ateşte güzellikten bahsedilmemiştir.
*Ateşin konumu toprağa hizmet etmektir.
Ateş ayrılık sebebi iken toprak vuslat,yani kavuşma sebebidirAteşten kopup dağılma; toprakta ise bağlanma zuhur eder.
TOPRAK OLMASAYDI
Bir gün kafası karışık
birisi Ebu Yezid-i Bestami’(k.s)’ye sordu:”Bu zararsız toprak olmasaydı ne olur
du?Ebu Yezid ona şöyle cevap verdi:Eğer bu toprak olmasaydı aşk ateşi
yakılmazdı, gönüllerin yanışı , gözlerin yaşı ortaya çıkmazdı.Eğer toprak
olmasaydı ezeli şefkat kokusunu kim koklayabilirdi?sonsuz olanın yakınlığına
kim aşina olabilirdi?
4 Ağustos 2017 Cuma
ŞERİAT - HAKİKAT
Şeriat kök , hakikat ise onun dalıdır.Şeriat meşru olan bütün ilimleri içerisinde toplar.Hakikat ise gizli ilimleri camidir.Bütün makamlar şeriat ve hakikatta gizlidir
Şeriat insanı melek seviyesine getirir,hakikat ise "İnsan"diye anılır kılar
Şeriatta Kabe'ye secde edersin,Hakikatta ise Kabe'nin içine girersin.
Şeriatta Allah gaybdır.Hakikatta ise Allah mutlaktır
Şeriatta kişi vardır.Hakikatta hiçliğe ulaşır
Şeriatta Allah ve Muhammed ayrıdır
Hakikatta Allah, Muhammedde mutlaktır.
Şeriatta hocaya tabi olunur,Velayette İmam'a tabi olunur.Şeriatta namaz art arda,hakikatte cemal cemaledir.
Şeriatta kulluk benliktir. Hakikatta kulluk hiçliktir.
Şeriat Kur'an olarak Mushaf'ı okur.Hakikatte Kur'an olarak alem okunur
Şeriat insanı melek seviyesine getirir,hakikat ise "İnsan"diye anılır kılar
Şeriatta Kabe'ye secde edersin,Hakikatta ise Kabe'nin içine girersin.
Şeriatta Allah gaybdır.Hakikatta ise Allah mutlaktır
Şeriatta kişi vardır.Hakikatta hiçliğe ulaşır
Şeriatta Allah ve Muhammed ayrıdır
Hakikatta Allah, Muhammedde mutlaktır.
Şeriatta hocaya tabi olunur,Velayette İmam'a tabi olunur.Şeriatta namaz art arda,hakikatte cemal cemaledir.
Şeriatta kulluk benliktir. Hakikatta kulluk hiçliktir.
Şeriat Kur'an olarak Mushaf'ı okur.Hakikatte Kur'an olarak alem okunur
İBRAHİM DESSUKİ HAZRETLERİNDEN
BİR KİMSE BÜTÜN İNSANLARI SEVMEDİKÇE , ONLARA KARŞI ŞEFKATLİ DAVRANMADIKÇA VE ONLARIN AYIPLARINI ÖRTMEDİKÇE KAMİL BİR İNSAN OLAMAZ.Bunlara dikkat etmeyen ve kabul olduğunu iddia eden kimse yalancıdır.
Hiçbir kimseyi hareketlerinden, elbisesinden ve içmesinden dolayı kınamayın .Çünkü,Şeriatın açıkça nehyettiği yasakları çiğneyenin dışında , kimse kınanamaz,ayıplanmaz.Zira bu kınama yalnızlığa, yalnızlıkta kulun Rabbi'nin lütfundan uzak kalmasına sebeb olur.
Yüce Allah bazı insanlara , bazıları sebebiyle rahmet eder.
Bu yolda kuvvetli ile zayıf yarışamaz.
Allah'ın veli kulları bazen yağmur gibidir.Bu onların merhametli olduklarını gösterir; bazen de kılıç gibidir.bu da onların gazap taraflarının olabileceğine işaret eder.Bundan dolayı bir Allah dostu yüzünüze güldüğü zaman ona karşı saygıyı terkedip şımarmayın, ciddiyet ve edebinizi muhafaza edin
Hiçbir kimseyi hareketlerinden, elbisesinden ve içmesinden dolayı kınamayın .Çünkü,Şeriatın açıkça nehyettiği yasakları çiğneyenin dışında , kimse kınanamaz,ayıplanmaz.Zira bu kınama yalnızlığa, yalnızlıkta kulun Rabbi'nin lütfundan uzak kalmasına sebeb olur.
Yüce Allah bazı insanlara , bazıları sebebiyle rahmet eder.
Bu yolda kuvvetli ile zayıf yarışamaz.
Allah'ın veli kulları bazen yağmur gibidir.Bu onların merhametli olduklarını gösterir; bazen de kılıç gibidir.bu da onların gazap taraflarının olabileceğine işaret eder.Bundan dolayı bir Allah dostu yüzünüze güldüğü zaman ona karşı saygıyı terkedip şımarmayın, ciddiyet ve edebinizi muhafaza edin
DERVİŞLİK(Şeyh Sadi)
Bir padişah dervişlere değer vermezdi.Dervişlerden birisi işi zekasıyla anladı ve dedi ki:
"Ey Padişah! Biz bu dünyada asker sayısı bakımından senden çok azız.Yaşamak hususunda ise senden daha iyiyiz.Ölüm meselesine gelince bunda beraberiz.Kıyamette ise senden daha iyiyiz."
Görünüşte dervişlerin elbiseleri yırtık ve saçları da kazınmıştır.Hakikatta ise nefisleri ölmüş;fakat gönülleri diridir.
Dervişlik yolu on esas üzerinedir:Zikretmek,şükretmek,hizmet etmek,ibadet ve alçak gönüllülük,kanaatkarlık,Allah'ı tanıma ve Allah'ın birliğine inanma ,işi Allah'a bırakıp kadere razı olma, razı olma ve boyun eğme,tahammül,kendinden geçip başkasını kendisine tercih etmek.
Bu sıfatlara sahip kimse gerçek derviş olup kaftanda giyse yine derviştir hırka da.Fakat geveze,nefsine düşkün,gündüzleri şehvete geceleri uykuya düşkün önüne konulanı yiyen ve ağzına geleni söyleyen, derviş abası giyse de derviş değildir.
"Ey Padişah! Biz bu dünyada asker sayısı bakımından senden çok azız.Yaşamak hususunda ise senden daha iyiyiz.Ölüm meselesine gelince bunda beraberiz.Kıyamette ise senden daha iyiyiz."
Görünüşte dervişlerin elbiseleri yırtık ve saçları da kazınmıştır.Hakikatta ise nefisleri ölmüş;fakat gönülleri diridir.
Dervişlik yolu on esas üzerinedir:Zikretmek,şükretmek,hizmet etmek,ibadet ve alçak gönüllülük,kanaatkarlık,Allah'ı tanıma ve Allah'ın birliğine inanma ,işi Allah'a bırakıp kadere razı olma, razı olma ve boyun eğme,tahammül,kendinden geçip başkasını kendisine tercih etmek.
Bu sıfatlara sahip kimse gerçek derviş olup kaftanda giyse yine derviştir hırka da.Fakat geveze,nefsine düşkün,gündüzleri şehvete geceleri uykuya düşkün önüne konulanı yiyen ve ağzına geleni söyleyen, derviş abası giyse de derviş değildir.
İSTİKAMET VE SEBAT
Hani büyükler sohbetlerinde sıkça bahsederler:İSTİKAMET.doğru ölçü ve prensipleri kabullenip benimsemesidir .Hz.Ömer (r.a)'den istikametin imanda sebat etmek olduğu, Hz.Osman'dan ameli ihlasla yapmak olduğu,Hz.Ali 'den farzları eda etmek olduğu şeklinde rivayetler vardır.Bunlar istikametin teferruat açılımıdır.
İstikamet o kadar önemlidir ki şu misalle kolayca anlaşılır:Örneğin Ankara'dan İstanbul'a gitmek istediğin vakit İstanbul'a giden yola dönerek yürümen gerekir.Aksine Adana'ya giden yola dönmüşsen attığın her adım seni İstanbul'dan uzaklaştırır.Bunun gibi,Allah Teala'yı tanıma,ona kulluk etme ,O'nu bilme ve bulma yoluna niyet ederek yola çıkan kişi mutlaka,aradığının nerede olduğunu ve ona götüren vasıtaları bilip gereğini yapmak zorundadır.Hz.Cebrail vasıtasıyla öğretilenleri Cenabı Peygamber bizlere söylemiş,yaşamış,örnek olmuştur.O Peygamber'e tabi olan sahabe efendilerimiz bu bildirimlere uygun yaşamışlar ve bizlere örnek olmuşlardır.Hayat devam ettiği için Her devirde mevcut olan peygamber varisleri'de bu bildirimi ve tebliğ görevini irşad olarak devam ettirdiklerinden İstikamet Allah adamını aramak yönünde olmalıdır.Bulana kadar da Şeriatın emirlerine uygun yaşama gayretinde olmalıdır.Günlük beş vakit namazımız içinde kırk defa (vitir namazı ile kırk üç defa)okuduğumuz Fatiha suresinde "BİZİ DOĞRU YOLA İLET" isteğimiz mevcuttur.Her gün bir hatim yapan Evliyaullahtan birisi demiştir ki:otuz yıldan beri Fatihadan öteye geçemiyorum" İstikamet hususunda isabeti de Allah 'dan (C.C) niyazen isteyelim.
Yahudi ve Hırıstiyanlar memur oldukları tevhid dini üzere istikamet göstermemişlerdir."Üzeyir Allah'ın oğludur, İsa Mesih Allah'ın oğludur"gibi nice hezeyanlarda bulunmuşlardır.
"Benim için en çok endişe edilecek ve dikkat edilecek şeynedir?"diye soran bir sahabiye Efendimiz (sav)eliyle kendi dilini tutarak gösterip"İşte budur" buyurdu.
Tarikat pirlerinden birisi Hak ile sohbetin iki kelime ile olduğunu söyledi :İcabet ve istikamet. İcabet:söz vermek ahd, istikamet vefadır.İcabet şeriat , istikamet hakikattır. Bin yıllık şeriatı bir saatte idrak etmek mümkündür,fakat bir saatlik hakikatı bin yılda idrak etmek mümkün değildir"
İstikamet o kadar önemlidir ki şu misalle kolayca anlaşılır:Örneğin Ankara'dan İstanbul'a gitmek istediğin vakit İstanbul'a giden yola dönerek yürümen gerekir.Aksine Adana'ya giden yola dönmüşsen attığın her adım seni İstanbul'dan uzaklaştırır.Bunun gibi,Allah Teala'yı tanıma,ona kulluk etme ,O'nu bilme ve bulma yoluna niyet ederek yola çıkan kişi mutlaka,aradığının nerede olduğunu ve ona götüren vasıtaları bilip gereğini yapmak zorundadır.Hz.Cebrail vasıtasıyla öğretilenleri Cenabı Peygamber bizlere söylemiş,yaşamış,örnek olmuştur.O Peygamber'e tabi olan sahabe efendilerimiz bu bildirimlere uygun yaşamışlar ve bizlere örnek olmuşlardır.Hayat devam ettiği için Her devirde mevcut olan peygamber varisleri'de bu bildirimi ve tebliğ görevini irşad olarak devam ettirdiklerinden İstikamet Allah adamını aramak yönünde olmalıdır.Bulana kadar da Şeriatın emirlerine uygun yaşama gayretinde olmalıdır.Günlük beş vakit namazımız içinde kırk defa (vitir namazı ile kırk üç defa)okuduğumuz Fatiha suresinde "BİZİ DOĞRU YOLA İLET" isteğimiz mevcuttur.Her gün bir hatim yapan Evliyaullahtan birisi demiştir ki:otuz yıldan beri Fatihadan öteye geçemiyorum" İstikamet hususunda isabeti de Allah 'dan (C.C) niyazen isteyelim.
Yahudi ve Hırıstiyanlar memur oldukları tevhid dini üzere istikamet göstermemişlerdir."Üzeyir Allah'ın oğludur, İsa Mesih Allah'ın oğludur"gibi nice hezeyanlarda bulunmuşlardır.
"Benim için en çok endişe edilecek ve dikkat edilecek şeynedir?"diye soran bir sahabiye Efendimiz (sav)eliyle kendi dilini tutarak gösterip"İşte budur" buyurdu.
Tarikat pirlerinden birisi Hak ile sohbetin iki kelime ile olduğunu söyledi :İcabet ve istikamet. İcabet:söz vermek ahd, istikamet vefadır.İcabet şeriat , istikamet hakikattır. Bin yıllık şeriatı bir saatte idrak etmek mümkündür,fakat bir saatlik hakikatı bin yılda idrak etmek mümkün değildir"
EBU DEKKAK (k.s)'ın DÜŞMANI
Ebu Dekkak (k.s)'a "kendini nasıl görüyorsun?" diye sorulduğunda "şöyle görüyorum"diye cevap verdi."Elli yıllık ömrümü bir tabağa koyup yedi kat gökde ve yedi kat yerde dolaştırsalar gökteki hiçbir mukarreb melekten utanıp sıkılacak bir şeyim yok ,yeryüzünde hiçbir yaratılmıştan helallik istememi gerektirecek bir durumum yoktur.Ey mert kimse !böyle bir sıfata sahip olan birisine can çekişirken su bardağını önüne koyup , "vücudunun hararetini gider, ciğerlerini serinlet" dediklerinde o şöyle cevap verdi: " Bu vakit asli düşmanımı ve alçak nefsimi sulama vakti değildir. Çünkü bunu yaptığımda kuvvet bulur ve benim canıma okur"
Nefsin de bir ejderhadır, o nasıl ölsün?
Elinden bir şey gelmemenin derdiyle donup kalmıştır
Bir emriyle ırmakları akıtan
Firavun'daki imkan onda olsaydı
Hemen o zaman Firavunluğa kalkışır da
Yüzlerce Musa ve Harun'un yolunu keserdi.
Nefsin de bir ejderhadır, o nasıl ölsün?
Elinden bir şey gelmemenin derdiyle donup kalmıştır
Bir emriyle ırmakları akıtan
Firavun'daki imkan onda olsaydı
Hemen o zaman Firavunluğa kalkışır da
Yüzlerce Musa ve Harun'un yolunu keserdi.
İNSANIN-SİYASİNİN-MAKAM SAHİBİNİN ETRAFINI SARANLAR
"Biz onlara bir takım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlar süslü gösterdiler..."Fussilet 25.
"Önlerindeki işin süslü gösterilmesi"Dünya hayatının,dünya metaının hoşluğu nedeniyle onlara sahip olma düşüncesiyle dünya ömrünü o yolda tüketme,
"Arkalarında ne varsa süslü gösterilmesi"ahiret,yeniden dirilme yoktur,hesaba çekilme diye bir şey yoktur,insanın başına hoşuna gitmeyecek hiçbir şey gelmeyecektir"duyguları vererek gaflete sürünmesidir.
İnsanlardan ve cinni şeytanlar kişinin etrafını dostlar,arkadaşlar,yandaşlar,partili arkadaşlar,dava adamı,cemaat mensubu v.s nam altında sarıp yukardaki duygularla aldatmalarıdır.
Araisül beyanda bu ayetle alakalı denmiştir ki:"Nefis,şehevi arzuları yaldızlarken , şeytan da yapılacak işleri erteleyip ihmal etmeyi yaldızlar.İşte insanların önlerinde ve arkalarında olanın süslenip yaldızlanması budur."Cüneyd-i Bağdadi şöyle demiştir:"Nefis hiçbir zaman hak ile ünsiyet peyda etmez."
Keşfül Esrar'da şöyle der:"Allah Teala bir kuluna hayır murad ettiği zaman , o kulu taate davet ve teşvik eden , bu konuda ona yardımcı olan bir takım dostlar sardırır.Bir kula da şer ve kötülük murad ettiği zaman onu isyan ve menhiyata teşvik eden dostlar sardırır.İşte şeytan bu kötü dostlardandır.Zira şeytan vesvese vererek insana musallat olur.İnsana her vesileyle çokça kötülüğü emreden nefis,şeytandan daha kötü ve zararlıdır.Zira nefis bu dünyada hem kendini hemde kulu helaka götürecek şeylere çağırır.
"Önlerindeki işin süslü gösterilmesi"Dünya hayatının,dünya metaının hoşluğu nedeniyle onlara sahip olma düşüncesiyle dünya ömrünü o yolda tüketme,
"Arkalarında ne varsa süslü gösterilmesi"ahiret,yeniden dirilme yoktur,hesaba çekilme diye bir şey yoktur,insanın başına hoşuna gitmeyecek hiçbir şey gelmeyecektir"duyguları vererek gaflete sürünmesidir.
İnsanlardan ve cinni şeytanlar kişinin etrafını dostlar,arkadaşlar,yandaşlar,partili arkadaşlar,dava adamı,cemaat mensubu v.s nam altında sarıp yukardaki duygularla aldatmalarıdır.
Araisül beyanda bu ayetle alakalı denmiştir ki:"Nefis,şehevi arzuları yaldızlarken , şeytan da yapılacak işleri erteleyip ihmal etmeyi yaldızlar.İşte insanların önlerinde ve arkalarında olanın süslenip yaldızlanması budur."Cüneyd-i Bağdadi şöyle demiştir:"Nefis hiçbir zaman hak ile ünsiyet peyda etmez."
Keşfül Esrar'da şöyle der:"Allah Teala bir kuluna hayır murad ettiği zaman , o kulu taate davet ve teşvik eden , bu konuda ona yardımcı olan bir takım dostlar sardırır.Bir kula da şer ve kötülük murad ettiği zaman onu isyan ve menhiyata teşvik eden dostlar sardırır.İşte şeytan bu kötü dostlardandır.Zira şeytan vesvese vererek insana musallat olur.İnsana her vesileyle çokça kötülüğü emreden nefis,şeytandan daha kötü ve zararlıdır.Zira nefis bu dünyada hem kendini hemde kulu helaka götürecek şeylere çağırır.
UZUVLARIN ŞAHİTLİĞİ
"Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahidlik edecektir"(Fussilet 20)KULAK-GÖZ VE CİLT(DERİ) işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahidlik edecektir.Her bir organa Cenab-ı Hakk konuşma kabiliyeti verecektir.Nitekim Hz.Musa'ya konuşan ağaç,Yahudi bir kadının Efendimiz (sav) ve ashabına sunduğu zehirli kızarmış bir koyun konuşmuştur.Ehli sünnete göre hayat,akıl ve kudret için mutlaka bir bünye olması şart değildir.
Bu ayetten cansız maddelerin ahirette konuşan canlılara döneceğine dair işaret vardır.Nitekim bir ayette:"kuşkusuz gerçek hayat ahiret yurdudur"(Ankebut 29/64) buyrulur
.İbn Abbas (r.a)"rerilerin şahitliğinden maksad, cinsel organların şahitliğidir" dediği rivayet edilmiştir.Çünkü bunlarda cilt kapsamındadır.Ancak Cenab-ı Hakk haya sahibi olduğu için kinaye yapmaktadır.
Ala b.Ziyad'ın şöyle dediği rivayet edilir:Dünya günlerinden hiçbiri gelmez ki "Ey insanlar! Ben yeni bir günüm, sizin bende yapacaklarınıza şahitlik edeceğim, benim güneşim battığında kıyamete kadar bir daha size geri gelemem"diyor olmasın.
Mümin 'üzerinde bir gözetmen olmaksızın tek bir an bile geçirmediği, çünkü nerede olursa olsun Allah'ın kendisiyle birlikte olduğu şuuru içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilmektedir..Hadiste:"Kişinin imanının en üstün durumu nerede olursa olsun Allah'ın kendisiyle birlikte bulunduğunu bilmesidir.
Bu ayetten cansız maddelerin ahirette konuşan canlılara döneceğine dair işaret vardır.Nitekim bir ayette:"kuşkusuz gerçek hayat ahiret yurdudur"(Ankebut 29/64) buyrulur
.İbn Abbas (r.a)"rerilerin şahitliğinden maksad, cinsel organların şahitliğidir" dediği rivayet edilmiştir.Çünkü bunlarda cilt kapsamındadır.Ancak Cenab-ı Hakk haya sahibi olduğu için kinaye yapmaktadır.
Ala b.Ziyad'ın şöyle dediği rivayet edilir:Dünya günlerinden hiçbiri gelmez ki "Ey insanlar! Ben yeni bir günüm, sizin bende yapacaklarınıza şahitlik edeceğim, benim güneşim battığında kıyamete kadar bir daha size geri gelemem"diyor olmasın.
Mümin 'üzerinde bir gözetmen olmaksızın tek bir an bile geçirmediği, çünkü nerede olursa olsun Allah'ın kendisiyle birlikte olduğu şuuru içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilmektedir..Hadiste:"Kişinin imanının en üstün durumu nerede olursa olsun Allah'ın kendisiyle birlikte bulunduğunu bilmesidir.
ALLAH TEALA'NIN TEHDİDİ
Allah Teala buyuruyor ki:Ey Musa !diyeceklerime kulak ver, gerçek, , Benim söylediklerimdir.:Düşkün -fakir birine karşı büyüklük taslayanları kıyamet günü toz şeklinde haşrederim;alime tevazu gösterenleri dünyada da ahirette de yüceltirim.Her kim bir Müslümanın gizlisini-saklısını açığa çıkarmaya çalışırsa, Ben de onunkini yetmiş katıyla ortaya dökerim; her kim bir Müslümanı alçaltmaya çalışırsa savaşta Benimle teke tek dövüşüyor demektir.Her kim Bana iman ederse , dünyada da ahirettede melekler kendisiyle musafaha eder
3 Ağustos 2017 Perşembe
RÜYADAN SESLENİŞ
İYİ HUYLU MERHAMETLİ,DÜRÜST,CÖMERT VE SEVGİ DOLU BİR İNSAN VARMIŞ BULUNDUĞU YERDE KÖTÜLERE İYİ DAVRANIR,HERKESE EŞİT MUAMELE EDERMİŞ.GÜN DOLMUŞ VADE YETMİŞ ECEL GELİP ADAMI DEFNETMİŞLER.BİRKAÇ GÜN SONRA BİR ARKADAŞI RÜYASINDA GÖRMÜŞ VE "DURUMUN NASIL ?"DİYE SORMUŞ ADAM:BEN HAYATIMDA HERKESE GÜZEL VE İYİ DAVRANDIM.KİMSEYİ KIRIP DÖKMEDİM KENDİMDEN MEMNUN VE RAZI BIRAKTIM.ONUN İÇİN BANA BURADA YUMUŞAK VE TATLI DAVRANDILAR.HALİMDEN MEMNUNUM.
GÜNLER
Allah Teala Cumartesi'yi Hz.Musa (a.s)'a, Pazar'ı İsa (a.s)'a,Pazartesi'yi Davud (a.s)'a, Salı'yı Süleyman (a.s)'a, Çarşamba'yı Yakub (a.s)'a ,Perşembe'yi Adem (a.s)'a ve Cuma'yı Muhammed (sav)'a ikram etmiştir.
Hz.Peygamber'den Cumartesi günü hakkında bilgi istendiği zaman "hile-hud'a günüdür"demiş.Çünkü Kureyş kabilesinin kendisiyle ilgili kararı almak üzere Darünnedvede istişare ettikleri gün Cumartesi idi.Pazar günü hakkında bilgi istendiği zaman, "yeşertme ve imar günüdür" buyurmuştur.Çünkü Allah dünyayı yaratmaya ve imar etmeye o gün başlamıştır.Pazartesi günü hakkında bilgi istenildiği zaman "sefer ve ticaret(e çıkış) günüdür" buyurmuştur,Çünkü Şuayb (a.s) sefere o gün çıkmış ve müthiş kar etmiştir.Salı günü hakkında bilgi istenildiği zaman "kan günüdür" buyurmuştur.,çünkü Havva validemiz ilk o gün hayz görmüştür.Adem'in oğlu o gün kardeşini öldürmüştür.Cercis,Zekeriyya, oğlu yahya(a.s),firavunun büyücüleri ile hanımı Asiye binti Muzahim ve İsrailoğullarının ineği o gün katledilmiştir.Hz:Peygamber "O günde öyle bir saat vardır ki o saatte kan akmaz" buyurarak salı günü hacamat yaptırmayı şiddetle yasaklamasının sebebi budur.İblis arza o gün indiği için cehennemde o gün yaratılmıştır.Hz.Peygamber'den çarşamba günü hakkında bilgi istenildiğinde "Uğursuzluk günüdür"buyurmuştur.Firavun,Ad ve Semud kavmi o gün helak edilmiştir."Çarşamba günü alışveriş yapılmamalıdır"diye bir söz rivayeti vardır.Çarşamba günü tırnak kesmeyi yasaklıyan ve bunun alaca hastalığına yol açacağını belirten rivayetler vardır.Ancak çarşamba günü yıkanmak iyi görülmüştür.o gün zeval vaktinden önce ikindi vakti edilen dualara icabet edilir.Eğitim öğretim gibi işlere bu gün başlanırsa çabuk biteceği hususunda rivayetler vardır.
Hz.Peygamber (sv)'den Perşembe günü hakkında bilgi istenildiğinde "ihtiyaçların karşılandığı gündür " buyurmuştur.Devlet idarecisinin huzuruna girileceği gün bu gündür.
Cuma günü hakkında bilgi istenildiğinde "nikah ve nişan günüdür"buyurmuştur.
İbni Mesud'dan bir rivayette:"Her kim tırnaklarını Cuma günü keserse ,Allah kendisinden bir hastalık uzaklaştırıp bir şifa ihsan eder"
Ariflerin biri der ki:"Vakitlerin şeref ve fazileti , vaktin bizzat kendisinden değil , o vakitte gerçekleşen hallerin şerefinden gelir."
Hz.Peygamber'den Cumartesi günü hakkında bilgi istendiği zaman "hile-hud'a günüdür"demiş.Çünkü Kureyş kabilesinin kendisiyle ilgili kararı almak üzere Darünnedvede istişare ettikleri gün Cumartesi idi.Pazar günü hakkında bilgi istendiği zaman, "yeşertme ve imar günüdür" buyurmuştur.Çünkü Allah dünyayı yaratmaya ve imar etmeye o gün başlamıştır.Pazartesi günü hakkında bilgi istenildiği zaman "sefer ve ticaret(e çıkış) günüdür" buyurmuştur,Çünkü Şuayb (a.s) sefere o gün çıkmış ve müthiş kar etmiştir.Salı günü hakkında bilgi istenildiği zaman "kan günüdür" buyurmuştur.,çünkü Havva validemiz ilk o gün hayz görmüştür.Adem'in oğlu o gün kardeşini öldürmüştür.Cercis,Zekeriyya, oğlu yahya(a.s),firavunun büyücüleri ile hanımı Asiye binti Muzahim ve İsrailoğullarının ineği o gün katledilmiştir.Hz:Peygamber "O günde öyle bir saat vardır ki o saatte kan akmaz" buyurarak salı günü hacamat yaptırmayı şiddetle yasaklamasının sebebi budur.İblis arza o gün indiği için cehennemde o gün yaratılmıştır.Hz.Peygamber'den çarşamba günü hakkında bilgi istenildiğinde "Uğursuzluk günüdür"buyurmuştur.Firavun,Ad ve Semud kavmi o gün helak edilmiştir."Çarşamba günü alışveriş yapılmamalıdır"diye bir söz rivayeti vardır.Çarşamba günü tırnak kesmeyi yasaklıyan ve bunun alaca hastalığına yol açacağını belirten rivayetler vardır.Ancak çarşamba günü yıkanmak iyi görülmüştür.o gün zeval vaktinden önce ikindi vakti edilen dualara icabet edilir.Eğitim öğretim gibi işlere bu gün başlanırsa çabuk biteceği hususunda rivayetler vardır.
Hz.Peygamber (sv)'den Perşembe günü hakkında bilgi istenildiğinde "ihtiyaçların karşılandığı gündür " buyurmuştur.Devlet idarecisinin huzuruna girileceği gün bu gündür.
Cuma günü hakkında bilgi istenildiğinde "nikah ve nişan günüdür"buyurmuştur.
İbni Mesud'dan bir rivayette:"Her kim tırnaklarını Cuma günü keserse ,Allah kendisinden bir hastalık uzaklaştırıp bir şifa ihsan eder"
Ariflerin biri der ki:"Vakitlerin şeref ve fazileti , vaktin bizzat kendisinden değil , o vakitte gerçekleşen hallerin şerefinden gelir."
DAĞLAR
Dağlar ;varlıklar arasında erkekler makamındadır;nitekim kamil bir adama "dağ" denir.Allah Teala,Uhud dağını Peygamberimiz'e, Tur dağını Hz.Musa'ya, Serendib'i hz.Adem(a.s)'a Cudi dağınıda Hz.Nuh peygambere tahsis etmiştir.Dağlarıda peygamberlerin kürsüsü kılmıştır.
Bazı insanlar demiştir ki:"Sabit dağlar yerin surete kazıklarıdır;Veliler ise yerin gerçek manada kazıklarıdır"
Bazı insanlar demiştir ki:"Sabit dağlar yerin surete kazıklarıdır;Veliler ise yerin gerçek manada kazıklarıdır"
HASTALARA MÜJDE
Efendimiz (sav) şöyle buyurur:Bir kul güzel bir tarikat gidişat üzere bulunurken hasta olursa, kendisiyle ilgili görevlendirilmiş meleğe denir ki:Buna,kendisini eski sağlığına kavuşturuncaya ya da kendi nezdime alıncaya kadar serbest ve sağlıklı zamanlarındaki gibi sevap yazmaya devam ediniz" Bu hadisin anlamı şudur:Sağlıklı olduğu dönemdeki taat ve ibadetini kabul ettiğim gibi ya da kendi huzurumuzda kabul ettiğimiz şekilde ona ecrini şimdide vereceğim.Yani o hasta kul benim yanımdadır, bana bağlıdır
Allah kulunun hac,cihad,sadaka vb.taatlerde halis ve sahih bir niyet taşıdığı halde yapamadığını görürse , o ameli yapmamış olsa bile mükafatını niyetinin hemen akabinde ihsan eder.
Nitekim bir rivayette şöyle denilir:"Kul gece namazı kılmak niyetiyle yatar ve uyanamazsa kalkmış gibi kendisine o namazın sevabı yazılır ve(niyetteki )doğruluğun nuru onu aydınlatır.
Allah kulunun hac,cihad,sadaka vb.taatlerde halis ve sahih bir niyet taşıdığı halde yapamadığını görürse , o ameli yapmamış olsa bile mükafatını niyetinin hemen akabinde ihsan eder.
Nitekim bir rivayette şöyle denilir:"Kul gece namazı kılmak niyetiyle yatar ve uyanamazsa kalkmış gibi kendisine o namazın sevabı yazılır ve(niyetteki )doğruluğun nuru onu aydınlatır.
TEVAZU HZ.PEYGAMBER'DE ZİRVEDİR
"ONLARA SÖYLE ;'BEN DE ANCAK SİZİN GİBİ BİR İNSANIM.' "ifadesi ile Cenhab-ı Hakk tevazuu Peygamber(sav)'e öğretmiştir.Gerçekten de Miraca çıkmak için Burak isimli bir vasıtaya binen Cenab-ı Resulullah (sav),Kurayza ve Nadiroğullarının yurduna giderken liften yapılmış bir iple bağlanmış ve eyeri bulunan bir merkep üzerinde gitmiştir.En büyük lütuflara sahip bir elçi,çıplak merkep üzerine binmekten hiç çekinmemiştir.
EN KALIN ÜÇ PERDE
Fussilet suresinin 5 nci ayetinde Kafirler üç organı zikretmiştir:Ayet:"Ve dediler ki:Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır.Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır.Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır.Onun için sen(istediğini )yap, biz de yapmaktayız"
Bu ayette kalb,göz ve kulak zikredilmekle Üç organı mevzubahs etmlerinin sebebi şudur:Kalb,marifet mahalli olup öz ile kulak da marifetin elde edilmesindeki en güçlü faktörlerdir.İşte bu üç organ perdelenmiş olunca , bu , olabilecek en güçlü (kalın)perde olmuş olur.
Bu ayette kalb,göz ve kulak zikredilmekle Üç organı mevzubahs etmlerinin sebebi şudur:Kalb,marifet mahalli olup öz ile kulak da marifetin elde edilmesindeki en güçlü faktörlerdir.İşte bu üç organ perdelenmiş olunca , bu , olabilecek en güçlü (kalın)perde olmuş olur.
2 Ağustos 2017 Çarşamba
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLARI
DİYANET BAŞKANLARINA HIZLI BAKIŞ VE YORUMLAR
1-MEHMET RİFAT BÖREKÇİ
İstiklal harbi sırasında Milli Mücadele’ye karşı çıkan
Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvasına karşı fetva yayınlayan Ankara müftüsü
olup,bu hareket ile Birinci Meclise mebus olarak seçtirilmekle taltif edildi.Yeni
Rejim Şeriye ve evkaf vekaletini ayırıp Din işlerini Başbakanlığa bağlı
başkanlığa çevirdiğinde kurumun başına getirildi.
17 yıllık
başkanlığı sırasında Türkçe ezan ve kamete karşı çıkan imamların
cezalandırılması talimatının da, kurban, fitre ve zekatların Tayyare
Cemiyeti’ne verilmesi fetvasının altında Mehmet Rifat Börekçi’nin imzası vardı.
Bu sadakati protokolde üçüncü sırada yer alması ve 1941’de ömrünün sonuna kadar
Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturmasıyla ödüllendirildi.
2-Ord.Prof MEHMET ŞERAFETTİN YALTKAYA
Börekçinin vefatının ardından yerine, İsmet İnönü, 1938’de
Dolmabahçe’de “Tanrı Uludur” diye tekbir getirerek Atatürk’ün cenaze namazını
kıldıran Ord. Prof. Mehmet Şerafeddin Yaltkaya’yı getirdi. Aynı zamanda
müderris olan Yaltkaya, kelam başta olmak üzere İslami ilimlere ve Arap
edebiyatına vukufu ile şöhret sahibi ehliyeti ve liyakatı tartışılmaz bir
isimdi. Sadakatini de Türkçe ezan, kamet ve Kuran siyasetine sesini
çıkarmayarak gösterip, o da 1947’de vefatına kadar başkanlık koltuğunda oturdu.
3-AHMET HAMDİ AKSEKİ
Çok partili hayata geçilen, devletin dine baskılarının
yaklaşan seçimlerde tek parti iktidarının son bulmasına neden olabileceğinin
ufukta göründüğü 1947’de Cumhurbaşkanı İnönü, dinler tarihi müderrisi Şemseddin
Günaltay’ı Başbakan olarak atadığı gibi, Diyanet’in başına da Meşruiyet
döneminde İslamcılığın kalesi Sebülreşad’ın yazarı, itibarlı bir hadis alimi ve
Rıfat Börekçi’nin yardımcısı olan Ahmet Hamdi Akseki’yi getirdi. O da rejimin
bu açılım ihtiyacını iyi kullanarak, İmam Hatip okullarının başlangıcı olan
İmam Hatip kurslarının açılmasına, okullara seçmeli din dersi konmasına öncülük
etti. Hem bu duruşu hem de Diyanet reislerinin ömürlerinin sonuna kadar makamda
kalması geleneği gereği 1950’deki DP iktidarından sonra da koltuğunu korudu. Ta
ki 1951’de Meclis’te Diyanet Bütçesi konuşulurken CHP’li Ferit Melen’in
hakaretlerine dayanamayıp kalp krizi geçirerek vefat edene kadar.
4-EYÜP SABRİ HAYIRLIOĞLU
Ömrünün sonuna kadar Diyanet İşleri Başkanı olarak kalma
geleneği Demokrat Parti döneminde de sürdü. Beklenenin aksine seleflerine göre
ehliyet ve liyakat konusunda daha zayıf bir biyografisi olan eski milletvekili
ve avukat Eyüp Sabri Hayırlıoğlu, uzun yıllar sonra cami dışında cüppe giyme
hakkı verilen ilk Diyanet İşleri Başkanı olarak
Demokrat Parti iktidarı boyunca reisliğe devam etti, ağır hastalığı
yüzünden görevden ayrıldığında darbe olmuştu ama darbeciler de yerine atama
yapmak için vefatını bekleyerek geleneğe uydular.
5-ÖMER NASUHİ BİLMEN
Atama yaptıkları isim de ilginçti. Her evde bulunan büyük
ilmihalin yazarı Ömer Nasuhi Bilmen. 27 Mayıs darbecilerinin Diyanet’in başına
getirdiği Bilmen’in bu görev için ehliyet ve liyakatı tartışılmazdı. Ama 27
Mayıs’ın uygulamaları, darbeyi meşrulaştıran hutbeler ve Yassıada’yı içine
sindirmesi herhalde sadakatinin gereğiydi. Ama o sadakatin de sınırları vardı.
27 Mayısçılar tarafından yanına Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak
yerleştirilen ehl-i tarik bir emekli general olan Sadettin Evrin’in yazdığı ve
Diyanet yayınlarının bastığı kitabındaki şu paragrafa daha fazla katlanamadı:"Hazret-i Muhammed için Kur'an-ı Kerim'de söylenen: Biz
seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik âyetinin 27 Mayıs 1960 inkılabından
bir ay sonra giren 1380 Hicri yılına tarih düşmesi içinde bulunduğumuz zamana
ait bir işaret ve yukarıda belirtilen manevi rahmete bir beşaret
addedilebilir."Türkçe ibadet taleplerine 9 ay direnen ünlü din adamı,
kendisinden habersiz basılan kitaptan
sonra eşinin sağlık durumunu gerekçe göstererek emekliliğini istedi. Böylece
Diyanet Başkanlarının ömür boyu görev yapma geleneği bitmiş oldu.
6-HASAN HÜSNÜ ERDEM
Yerine gelen yine ehliyet ve liyakat sahibi saygın bir
hadisçi olan Hasan Hüsnü Erdem'in de Menderes’in idamını sessizce karşılayarak
gösterdiği sadakatiyle 2.5 yıl süren ve Kocatepe Camii’nin temelinin
atılmasıyla hatırlanacak başkanlığının akıbeti benzer oldu. Diyanet'in general
iki numarası Evrin bu kez Nurculuk aleyhinde bir broşür hazırladı ve Başkan
Erdem buna itiraz edince bu kez re'sen emekliye sevk edildi.
7-TEVFİK GERÇEKER
Askerler bu kez işi sağlama aldılar. İstiklal Harbi’nin
öncülerinden ilk Şer‘iyye ve Evkaf vekili Mustafa Fehmi Gerçeker’in oğlu,
medrese kökenli, yani makam için ehliyet ve liyakatı olan aynı zamanda
Diyanet'te çalışmış, sonra hukuk bitirip Danıştay'a girmiş, Yassıada
duruşmalarına bakan Yüksek Adalet Divanı üyeliğine seçilmiş idamlardan sonra
divanın yerine kurulan Anayasa Mahkemesi'nin ilk başkan vekilliği görevinden
emekli olarak sadakatinden de emin olunan Tevfik Gerçeker'i bu koltuğa
oturttular. Anayasa Mahkemesi'nden Diyanet'e gelen Gerçeker de koltukta 13 ay
oturdu. Çünkü Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti. İktidar değişiminden
hemen sonra Diyanet Başkanı da değişti. Artık yeni bir gelenek ortaya
çıkıyordu.
8-İBRAHİM BEDRETTİN ELMALI
Göreve getirilen İbrahim Bedrettin Elmalı, medrese kökenli
eski bir müftüydü, ehliyet ve liyakat sahibiydi. Ama bir özelliği daha vardı.
Elmalı, Millet Partisi ve Demokrat Parti’den Meclis’e girmiş eski bir vekildi.
Ama onun bu siyasi sadakati de 11 ay sonra yeterli bulunmadı. Hz. Muhammed'in
doğum kutlamaları için Tunus ve Libya'ya yaptığı ziyaretin ortasında bağlı
olduğu Devlet Bakanı Refet Sezgin tarafından nezaketsiz bir şekilde geri
çağrıldı. Gerekçeler arasında heyetinde şeriatçı isimler olması, Tunus'ta
Müslüman Kardeşler'le görüşmesi vardı. Görevden alındı.
9-ALİ RIZA HAKSES
Ardından gelen Diyanet İşleri Başkanlarından artık siyasi
iktidara tam sadakat beklenmekteydi. Elmalı’dan sonra 76 yaşında bu koltuğa
oturan, yine medrese kökenli ehil bir alim olan Ali Rıza Hakses, iki yıl sonra
yaptığı tayinlerle ilgili bakanla yaşadığı sorunlar yüzünden önce sağlığı el
vermiyor diye zorunlu tatile gönderildi, bunu kabul etmeyen başkan her gün
makamına geldi, Danıştay’a dava açtı ama bu çekişme de fazla uzun sürmedi ve
bir yıl iki ay sonra emekliye sevk edildi. Kırgın bir açıklama yaparak veda
etti.
10-LÜTFİ DOĞAN
Ardından gelen başkanlarla siyaset arasındaki sınırlar artık
kalkmıştı. Lütfi Doğan dört yıl boyunca vekaleten yürüttüğü görevi
bırakmasından sonra MSP milletvekili oldu, darbecilerin teknokrat hükümetinin
onun yerine asaleten atadığı adaşı Lütfi Doğan da, Ecevit hükümetlerinin
desteğiyle dört yıl süren görevinin ardından ilk Milliyetçi Cephe hükümeti
tarafından görevden alındı. O da siyasete girdi ve CHP’den milletvekili
seçildi. CHP iktidar olunca Diyanet’ten sorumlu bakan oldu.
11-SÜLEYMAN ATEŞ
Halefi Süleyman Ateş, selefi olan bakanla anlaşamayarak bir
yıl altı ayı doldurduğu görevinden yine kızgın ve kırgın bir şekilde istifa
ederek ayrıldı.
12-TAYYAR ALTIKULAÇ
CHP hükümetinin yerine seçtiği Tayyar Altıkulaç’ın en önemli
özelliğiyse Milli Görüş ve Süleymancılara karşı tutumuydu. Bu vasıfları ve
sadakatiyle darbenin ardından bile görevini korudu ve 1978’den 1986’ya kadar bu
koltukta oturdu. 1986 yılında görev süresi dolmadan “ilmi faaliyetlere dönmek
istiyorum” diyerek emekliliğini istedi. Her ne kadar hakkında yolsuzluk ve
irtica iddiaları çıksa da esas neden Özal’la uyumsuzluğuydu.
13-SAİT YAZICIOĞLU
1987’de başkanlığa seçilen Sait Yazıcıoğlu’nun ömrü ANAP iktidarının ömrü kadar oldu.
1992’de yeni DYP-SHP iktidarı görev süresini uzatmadı, yerine de 90’lar boyunca
devletin bütün ihtiyaçlarına hitap edecek, sadakat testlerindeki skorları
ehliyet ve liyakat testlerinin epey üstünde olan Mehmet Nuri Yılmaz getirildi.
1992’den AK Parti devrinin başladığı 2003’ün ilk aylarına kadar 11 yıl o makamı
işgal etti.
14-PROF DR ALİ BARDAKOĞLU
Cumhurbaşkanı Sezer’in yerine atadığı Prof. Dr. Ali
Bardakoğlu demokrasi ve İslam’ın uyumu, İslam’ın değil Müslümanların siyaseti
gibi tartışmaların eseri olan AK Parti’nin kuruluş ruhuna da uygun bir dini
ekolü temsil etmekteydi. Tarihselci olarak bilinen ilahiyat ekolünün içinden
gelen ehliyeti ve liyakatı tartışmasız bir isim olan Bardakoğlu’nun,
(http://www.karar.com/gorusler/prof-dr-ali-bardakoglu-yazdi-kayit-disi-din-pazari-393633)
7 yıl süren Diyanet İşleri başkanlığından bitimine 2 ay kala emekliye ayrılması
çokça tartışılmıştı. Genel olarak Bardakoğlu’nun mutlak sadakat yerine
eleştirel tutumunun sürtüşmelere neden olduğu iddia edilmişti.
15-PROF DR MEHMET GÖRMEZ
Cübbesini bizzat elleriyle giydirdiği yardımcısı Prof. Dr.
Mehmet Görmez de ona yakın bir ilahiyat ekolünün içinden yetişmişti. Ama sadece
ilahiyat eğitimi yoktu aynı zamanda gelenekle Kürt medreselerinden sağlam bir
ilişkisi vardı. Göreve başlamasının açılım sürecinin başladığı bir döneme
gelmesi de herhalde sadece tesadüf değildi.
7 yıllık görev süresi boyunca ehliyet ve liyakatıyla
sadakati arasında bir denge kurmayı başardı. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında
protokolde 3'üncü sırada yer alan Diyanet İşleri Başkanları, 1960’dan sonra
protokolde hızla irtifa kaybetmiş, 12 Eylül'le 51'inci sıraya kadar
düşürülmüştü. 2012'deki düzenlemeyle protokolde 10'uncu sıraya yükseltildi. Ama
bu sadece protokolde olan bir itibar yükselmesi değildi aynı zamanda bu yedi
yıl Diyanet’te devletin soğuk yüzünün silindiği, Diyanet’in ülkedeki
Müslümanlara dokunmaya başladığı, Cuma hutbelerinde güncel meselelerin
işlendiği, hayata, çocuklara, kadınlara doğru açılımlar yapan yeni bir
Diyanet’in de yükselen itibarının sonucuydu. Dönemin ruhuyla İslam dünyasına
doğru projeksiyonu çeviren Diyanet, iktidarın perspektifiyle de uyum içinde
yoluna devam etti. 15 Temmuz gecesi okunan selalar da tarihe geçti.
Mehmet Görmez’in 7 yılın sonunda görevinin bitmesine 3 yıl
kala neden emekliye ayrıldığının sorusunun cevabını bilmiyoruz. Dün Görmez’in
veda konuşmasındaki meşruiyet çizgisi vurgusu, Alevilere verdiği mesaj ve yeni
başkandan beklenti olarak dile getirdiği tekfirciliğe ve onun temsilcilerine
camilerinin kürsülerinin kapalı kalması tavsiyesi bazı ipuçları veriyor. Belki
cevap tarihin değişen ruhundadır. Göreve başladığı Türkiye, çözüm sürecini
konuşan, her alanda açılımların yapıldığı, demokratikleşme perspektifinin hakim
olduğu, dünyaya açılan, özgürlüğün güvenliğin önünde durduğu bir Türkiye’idi.
Görevden alındığı Türkiye ise güvenlik kaygılarının arttığı, daha içe kapanan,
milliyetçiliğin ve devletçiliğin yükseldiği bir Türkiye.
Ama esas cevap galiba Diyanet’in uzun tarihinde saklı. Bu
uzun tarih bize iktidarları Diyanet’le çatışmalarının bir laiklik sorunu değil,
tam tersine dini hayatı yöneten bu kurumun her zaman kontrol altında tutulmak
istenen muazzam gücü olduğunu anlatıyor. Bütün iktidarların kontrol birinci
hedefi olunca ehliyet ve liyakattan çok sadakat aranan bir vasıf haline
geliyor.
Kişilerin isimlerinden bağımsız yapısal bir sorun bu.
Cumhuriyetin stratejik bir hamleyle vakıflarından ayırdığı ve bütçesiyle
devlete bağımlı hale getirdiği Diyanet, dün Mehmet Görmez’in veda konuşmasında
vurguladığı gibi kalemiye sınıfının içine sığdırılmaya çalışıldı ama aynı
zamanda ilmiyye sınıfının da bir parçasıydı ve bu kurum itibar kazandıkça,
ilmin gereğini yaptıkça bürokrasinin içine sığmıyordu ve sorunlar çıkıyordu.
Yani bürokratik bir kurum olmasıyla ülkedeki İslam’ı temsili
arasında varlıksal çatışmalar hep çıktı, çıkması da muhtemeldir. Ulul emre
itaatle, iyiliği emredin kötülüğü menedin arasında bir denge tutturmak her
zaman kolay olmayabilir. O yüzden Görmez’in veda konuşmasındaki özerk Diyanet
vurgusu kritik bir vurgu.
Ama bu iktidarların vereceği ciddi ve hayati bir karar.
Böyle bir geçişi yapacak birikimi ve popülaritesi olan bir isimdi Mehmet
Görmez. Belki bundan sonra ilmiyye içinde bu değişim çabasına katkı yapmaya
devam eder.
Konuşmasının sonunda sorduğu soruya cevapla bitirelim; Varsa
haklarımız helal olsun...
ŞİRK NEDİR?
ŞİRK, NEFSİNDE NEFSİNİ BİLMEKTİR, TEVHİT İSE NEFSİNDE RABBİNİ BİLMEKTİR.Nefsimizde Rabbimizi bilmek bizi mümin kul yapar ki Cenabı Resul efendimiz "Müminin ferasetinden sakınınız;Zira o Allah Teala'nın nuru ile bakar"buyurmuştur.Bu hadiste Mümin tarifi yapılmıştır:Allah'ın nuru ile bakan,varını Allah'da fena kılmak suretiyle Allah'ın güzelliği ile ziynetlenendir..Mansur nefsinden Rabbine arif olup perde kalkınca Allah'ı kendisinde bilerek mümin kullardan olduğundan dolayı Enel Hak demiş bu şirk değil tevhit olup O sultan La İlahe İllallah beyanına kendi varında şehadet etmiştir.
TEVHİD NEDİR?
Aşk,kendisine seçtiğine tecelli eder.Seçilmiş olan , tecellinin cezbesine girer aşık ismini alır.Tecelli ise maşuk ismini alır.Aşık da maşuk da aşkın seven ve sevilen isimleridir.Aşık,aşkı ile maşukundan gayrıları aşkın narıyla yakıp kül ettiğinde, maşuk kendsinden gayrısı kalmayan aşığını kendisiyle ziynetler.O andan itibaren , aşık maşukunu kendisinde sevmeye , kendisinde görmeye, kendisinde muhabbet etmeye başlar.İşte tevhid edilen budur.
Tevhidi olmayan aşk, hayal aşkıdır.Aşksız tevhid ise bilgide kalmaya mahkumdur.Bu nedenle Resulullah efendimiz (sav)aşkın maşuku,İslam'ın tevhidi,inancın imanı, insanın ruhudur.Tevhidden bahsediyorsak aşkdan bahsediyoruzdur.aşkdan bahsediyorsak Hz.Muhammed (sav)'den bahsediyoruzdur.O,yere göğe sığmayanı , aşkıyla gönlüne sığdırandır.
Tevhidi olmayan aşk, hayal aşkıdır.Aşksız tevhid ise bilgide kalmaya mahkumdur.Bu nedenle Resulullah efendimiz (sav)aşkın maşuku,İslam'ın tevhidi,inancın imanı, insanın ruhudur.Tevhidden bahsediyorsak aşkdan bahsediyoruzdur.aşkdan bahsediyorsak Hz.Muhammed (sav)'den bahsediyoruzdur.O,yere göğe sığmayanı , aşkıyla gönlüne sığdırandır.
EVLİYAMENKIBELERİNDE HALLAC'IN HİKAYESİ NİÇİN SONA BIRAKILIR
Yunus (a.s)'ın kıssası,saffat suresinde en son anlatılan peygamber kıssasıdır.Zira Yunus (a.s) kıssasında halktan gelen eza ve cefaya sabredememe ve izinsiz bir kaçış söz konusudur. Nitekim kendisinden mutlak bir dava ve iddia sadır olduğu için evliya menkıbelerinde Hallac-ı Mansur'un menkıbesi en sona bırakmışlardır
TARİFLER
Allah kelamının beyaz kağıt üzerine siyah yazı ile yazılmış olan halin KUR'AN,Allah kelamının konuşan haline İNSAN(CANLI KUR'AN)denir.Keza Resulullah (sav) Efendimizin kağıda yazdığına Kur'an,gönüle yazdığına ise EHLİ BEYT denir.Allahın Kelamı kağıt üstünde nasıl yazı ile tecelli etmişse biz buna KUR'AN demekte isek aynı kelamın hal ve muhabbet olarak Mürşidde tecelli etmeside Kur'andır.Mürşidde görünen Kur'anın insanda tecelli etmiş görüntüsüdür
İnsanı Kamil,Cenab-ı Allah'ın bilinmek istemesi sonucunda esma ve suret giyerek yaratılmışlığa çıkışı,beraberinde bilinecek olma ve bilecek olma yönleriyle zahire gelişidir.
Cümle eşya ve cümle tecelliler , Cenab-ı Allah'ın kendisine olan sevgisini muhabbet edişidir.
İnsanı Kamil,Cenab-ı Allah'ın bilinmek istemesi sonucunda esma ve suret giyerek yaratılmışlığa çıkışı,beraberinde bilinecek olma ve bilecek olma yönleriyle zahire gelişidir.
Cümle eşya ve cümle tecelliler , Cenab-ı Allah'ın kendisine olan sevgisini muhabbet edişidir.
ORDU İKİ ÇEŞİTTİR
Hadisi şerifte varid olduğu üzere ordu iki çeşittir:"Birincisi gaza ve savaş ordusu, ikincisi dua ordusudur"Gaza ordusu savaş eğitim ve tekniklerini icra etmeli ve savaşmalıdır.Dua ordusu da dua işini icra etmeli ;ilim, zikir ve edeble meşgul olmalıdır.Kim gönül huzurunu bulur ve uyanık olursa o duasının kabulünü bekleyebilir.Kim de gaflet ve gevşeklik gösterirse duasının kabul olmayacağından korkmalıdır.
"BİZİM ORDUMUZ ŞÜPHESİZ ÜSTÜN GELECEKTİR"
Saffat suresi 173 ayetinin mealidir."Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir"Yardıma mazhar olmak yalnız mümine mahsus bir şereftir.Kafirin durumu ise tedrici olarak yavaş yavaş ilerleyip yükseliyor gibi olsa da sonu ebedi hüsrandır.Hasan Basri hazretleri der ki:Ben şuana kadar hiçbir peygamberin savaşta öldürüldüğünü duymadım"demiştir.
MELEKLERİN MAKAMLARI VE SIRA SIRA DURMALARI
"(Melekler şöyle derler)Bizim her birimiz için,bilinen bir makam vardır.Şüphesiz biz orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı teşbih ederiz" (Saffat 165)
İbni Abbas (r.a) der ki,göklerde her bir karış yerde bir melek ya namaz kılıyor,yahut teşbih ediyordur.Hatta bütün bir alem ruhlarla doludur.Yine alemde bulunan bir ev yahut bir zaviye mahiyetini yalnız Allah Teala'nın bildiği şeylerle mamur ve bayındır durumdadır.İşte bundan dolayı Hz.Peygamber (sav)halvet yalnızlık hallerinde bil tesettür ve örtünme emretmiştir.Kişinin eşiyle cinsi birlikteliklerinde bile tamamen çıplak olmamalarını tembihlemiştir.
İbni Arabi hazretlerine göre:"Meleklerin nafile ibadeti yoktur.Onlar nefeslerinin sayısınca devamlı farz ibadetlerle meşgul olurlar.İnsanların aksine onların nafileleri olmaz."
Efendimiz (sav) miracdan döndükten sonra ilk öğle namazında ashabını cemaatle namaz kılmak üzere davet etmişti.Önce Cebrail (a.s) Hz.Peygamber (sav)'e öğle namazını kıldırdı.Sonra Hz.Peygamber (sav)insanlara imam oldu ve öğle namazını kıldırdı
Bu ayetin inmesinden sonra saf şeklinde cemaat namazları eda edilmiştir.
Melekler makamat ehli oldukları için namaz ve teşbih gibi kulluk makamlarıyla övündüler.Şayet Marifetullahta hakikat ehlinden olsalardı ,Hak Teala'nın müşahede nurlarının istilasıyla taat mülahazasından fani olurlardı.
İbni Abbas (r.a) der ki,göklerde her bir karış yerde bir melek ya namaz kılıyor,yahut teşbih ediyordur.Hatta bütün bir alem ruhlarla doludur.Yine alemde bulunan bir ev yahut bir zaviye mahiyetini yalnız Allah Teala'nın bildiği şeylerle mamur ve bayındır durumdadır.İşte bundan dolayı Hz.Peygamber (sav)halvet yalnızlık hallerinde bil tesettür ve örtünme emretmiştir.Kişinin eşiyle cinsi birlikteliklerinde bile tamamen çıplak olmamalarını tembihlemiştir.
İbni Arabi hazretlerine göre:"Meleklerin nafile ibadeti yoktur.Onlar nefeslerinin sayısınca devamlı farz ibadetlerle meşgul olurlar.İnsanların aksine onların nafileleri olmaz."
Efendimiz (sav) miracdan döndükten sonra ilk öğle namazında ashabını cemaatle namaz kılmak üzere davet etmişti.Önce Cebrail (a.s) Hz.Peygamber (sav)'e öğle namazını kıldırdı.Sonra Hz.Peygamber (sav)insanlara imam oldu ve öğle namazını kıldırdı
Bu ayetin inmesinden sonra saf şeklinde cemaat namazları eda edilmiştir.
Melekler makamat ehli oldukları için namaz ve teşbih gibi kulluk makamlarıyla övündüler.Şayet Marifetullahta hakikat ehlinden olsalardı ,Hak Teala'nın müşahede nurlarının istilasıyla taat mülahazasından fani olurlardı.
SÜBHANALLAH TESBİHİNİN CEZAYI KALDIRMASI
Kab (r.a) dan rivayete göre der ki:"SÜBHANALLAH"sözü azaba engel olur..Ömer (r.a) ' dan rivayete göre suçlu birinin dayak cezası infaz edilirken adam daha ilk değnekte "SÜBHANALLAH"deyince Hz.Ömer adamı affetti
Hakk'ın zikri dergah-ı uluhiyette şefaatçı olur;
Cenab-ı Hakkı senden razı eder.
İmam Şafii hazretlerinden rivayete göre o der ki :Veba(taun) hastalığının en iyi tedavisi teşbih etmektir.Zira zikir. musibeti, cezayı ve azabı kaldırır.Allah Teaya şöyle buyuruyor:"Eğer Allah'ı teşbih edenlerden olmasaydı"
Hakk'ın zikri dergah-ı uluhiyette şefaatçı olur;
Cenab-ı Hakkı senden razı eder.
İmam Şafii hazretlerinden rivayete göre o der ki :Veba(taun) hastalığının en iyi tedavisi teşbih etmektir.Zira zikir. musibeti, cezayı ve azabı kaldırır.Allah Teaya şöyle buyuruyor:"Eğer Allah'ı teşbih edenlerden olmasaydı"
HIZIR VE İLYAS (A.S)'IN HACDAN AYRILIRKEN YAPTIKLARI DUA
Rivayete göre Hızır ve İlyas (a.s)Ramazan orucunu Beytil Makdis'te (KUDÜS)tutarlar.Hersene Hac mevsimini orada ifa ederler.Ademoğulları arasında en son vefat edecek olanlar da onlardır.Denilir ki İlyas (a.s) çöl,sahra,vadi ve karalara,Hızır (a.s) da denizlere gönderilmiştir.Yahutta tersidir.Yine anlatılır ki onlar hacdan ayrılırken:
MAŞAALLAHÜ MAŞAALLAHÜ LA YESUGUL AHİRE İLLALLAH
MAŞAALLAHU MAŞAALLAHÜ YA YASRİFU 'SSUE İLLALLAH
MAŞAALLAH MAŞAALLAHU MA YEKUNÜ MİN Nİ'METİN FEMİNELLAH
MAŞAALLAH MAŞAALLAH TEVEKKELNA ALALLAHİ HASBÜNALLAHÜ VENİ'MEL VEKİL" derler
(Maşallah, Maşallah , hayrı ancak Allah sevk eder.Maşallah, maşallah, kötülüğü ancak Allah def eder.Maşallah,Maşallah her nimet Allah'dandır.Biz Allah'a tevekkül ettik ona güvendik.O Bize kafidir ve O ne güzel vekildir"
MAŞAALLAHÜ MAŞAALLAHÜ LA YESUGUL AHİRE İLLALLAH
MAŞAALLAHU MAŞAALLAHÜ YA YASRİFU 'SSUE İLLALLAH
MAŞAALLAH MAŞAALLAHU MA YEKUNÜ MİN Nİ'METİN FEMİNELLAH
MAŞAALLAH MAŞAALLAH TEVEKKELNA ALALLAHİ HASBÜNALLAHÜ VENİ'MEL VEKİL" derler
(Maşallah, Maşallah , hayrı ancak Allah sevk eder.Maşallah, maşallah, kötülüğü ancak Allah def eder.Maşallah,Maşallah her nimet Allah'dandır.Biz Allah'a tevekkül ettik ona güvendik.O Bize kafidir ve O ne güzel vekildir"
BEDENLERİ İLE HALEN VAR OLAN PEYGAMBERLER
Peygamberlerden bedenleriyle, cisimleriyle halen mevcud olanlar dört tanedir.Bunlardan iki tanesi İdris ve İsa(a.s) gökte,iki tanesi de Hızır v İlyas (a.s)yeryüzündedir.
Denilir ki iki ismi olan beş peygamber vardır.İsimleri şöyledir:İlyas(İdris)'tir; Yakup (İsrail)'dir; , Yunus (Zünnun)'dür ; İsa (Mesih)'tir; Muhammed (Ahmed('dir.
Cebrail (a.s),Mikail (a.s), Azrail (a.s) ayrı ayrı tek bir zat oldukları halde aynı halde,aynı anda yüzbin yerde muhtelif şekillerde ortaya çıkabilirler.Bu şekil ve suretlerin her biri bunların bir olan zatlarıyla kaimdir.Kamil insanların ruhları da böyledir.Kamil zatlar aynı zamanda değişik yerlerde görünür,göründüğü her yerde farklı işlerle meşgul olabilirler.Bunların hepsinin tek olan Zatla alakaları vardır.
Denilir ki iki ismi olan beş peygamber vardır.İsimleri şöyledir:İlyas(İdris)'tir; Yakup (İsrail)'dir; , Yunus (Zünnun)'dür ; İsa (Mesih)'tir; Muhammed (Ahmed('dir.
Cebrail (a.s),Mikail (a.s), Azrail (a.s) ayrı ayrı tek bir zat oldukları halde aynı halde,aynı anda yüzbin yerde muhtelif şekillerde ortaya çıkabilirler.Bu şekil ve suretlerin her biri bunların bir olan zatlarıyla kaimdir.Kamil insanların ruhları da böyledir.Kamil zatlar aynı zamanda değişik yerlerde görünür,göründüğü her yerde farklı işlerle meşgul olabilirler.Bunların hepsinin tek olan Zatla alakaları vardır.
Etiketler:
HZ İDRİS,
HZ İLYAS,
HZ İSA,
HZ.HIZIR,
YAŞAYAN PEYGAMBERLER
HAZRETİ EBUBEKİR SIDIK'İN VAKUR DURUŞU
Bu sır Cenab-ı Hakk'ın bir ihsan ve atiyesidir.İhsan yolu iman yoludur.İman,gayb mertebesi,ihsan ise müşahede mertebesidir.İman marifetten neşet edip doğunca aslolan marifetullah ve ilmin muktezasıyla amel etmektir.Sonuçta insan gıda ile beslenmesi bakımından bitki; his ve hareket bakımından hayvan; hat,sınır,çizgi,kalıp bakımından duvarda bulunan bir suret,resim,fotoğraf yahut heykeldir.İnsanın fazilet ve üstünlüğü konuşma,düşünme,bilgi, anlayış ve diğer beşeri kemalat ve olgunluklardır.
Hadisi Şerifte varid olmuştur ki:"Ebubekir size namaz ve orucunun çokluğu ile değil;göğsüne /kalbine yerleşen bir sır ile üstün olmuştur.."
Efendimizin vefatı akabinde kürsüye çıkmış,ashabı kiramın aksine vakur,metanetli ve soğukkanlı davranarak "Muhammed, ancak bir peygamberdir.Ondan öncede peygamberler gelip geçmiştir.Şimdi o ölür ya da öldürlürse , gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?Kim (böyle)geri dönerse ,Allah'a hiç bir şekilde zarar vermiş olmayacktır.Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır."(Ali imran 3/144) ayetini okuması onun bu vakur sırrının eserlerindendir.Bu sebeble onun imanı daha kuvvetli;sebat ve metaneti daha tam ve müşahedesi daha yüce idi.
Hadisi Şerifte varid olmuştur ki:"Ebubekir size namaz ve orucunun çokluğu ile değil;göğsüne /kalbine yerleşen bir sır ile üstün olmuştur.."
Efendimizin vefatı akabinde kürsüye çıkmış,ashabı kiramın aksine vakur,metanetli ve soğukkanlı davranarak "Muhammed, ancak bir peygamberdir.Ondan öncede peygamberler gelip geçmiştir.Şimdi o ölür ya da öldürlürse , gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?Kim (böyle)geri dönerse ,Allah'a hiç bir şekilde zarar vermiş olmayacktır.Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır."(Ali imran 3/144) ayetini okuması onun bu vakur sırrının eserlerindendir.Bu sebeble onun imanı daha kuvvetli;sebat ve metaneti daha tam ve müşahedesi daha yüce idi.
1 Ağustos 2017 Salı
ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ PERDELER
İbrahim (a.s)ef'al(fiiller),sıfat( sıfatlar) ve Zat'a dair tevhidin bütün mertebelerini gerçekleştirmiştir.Zira Allah ile kul arasındaki külli perdeler üçtür.Bunlar mal,evlat ve beden(can)mertebeleridir.İşte ef'al tevhidi maldan,sıfat tevhidi evlattan, zat tevhidi ise beden ve candan fani olup ferağat etmekle hasıl olur.Bütün bu perdeler tevhitteki makamlara mukabildir.Hz.İbrahim bu üç tevhidlede imtihan olmuştur.Nemrudun ateşine atılması Zat tevhidi,Oğlu İsmail'i kurban etmesi sıfat tevhidi,5.000 koyundan oluşan sürüsünü bağışlaması da ef'al tevhidi imtihanı idi.
CEBRAİL'İN ZOR ANLARI
Haberde şöyle gelmiştir:Hazreti peygamber (sav)Cebrail (a.s)'a gökten inişinde hiç zahmet ve meşakket çektiğin oldumu ?diye sordu.Cebrail (a.s)"Evet dört yerde zor anlar yaşadım." dedi ve bunları şöyle sıraladı:
"Birincisi:İbrahim (a.s) ateşe atıldığı zaman ben arşın altındaydım.Allah teala tam o sırada "Yetiş kuluma!" buyurdu ,ben hemen yetiştim.Ona bir ihtiyacın varmı ? dedi.İbrahim (a.s)"Sana ihtiyacım yok"dedi.
İkincisi :İbrahim (a.s)bıçağı İsmail(a.s)'ın boğazına koyduğu zaman ben yine arşın altında bulunuyordum.Allah Teala "Yetiş kuluma"buyurduBen göz açıp kapayıncaya kadar bir zamanda yetişip bıçağı çevirdim.
Üçüncüsü :Yusuf (a.s)kuyuya atıldığı zaman "Yetiş kuluma" buyurdu.Ben Yusuf kuyunun dibine ulaşmadan yetiştim.Kuyunun dibinden bir taş çıkardım ve Yusuf(a.s)'ı o taşın üzerine oturttum, dedi.
Dördüncüsü:Uhud savaşında kafirlerin senin mubarek başını yarıp dişini kırdıkları zaman Allah Teala"Yetiş ! Şayet sevgilimin kanından bir damla yere düşerse yerden hiçbir bitki bitirmem"buyurdu.İşte ben senin yere düşmek üzere olan kanını elime aldım ve sonra onu havaya attım,dedi.
"Birincisi:İbrahim (a.s) ateşe atıldığı zaman ben arşın altındaydım.Allah teala tam o sırada "Yetiş kuluma!" buyurdu ,ben hemen yetiştim.Ona bir ihtiyacın varmı ? dedi.İbrahim (a.s)"Sana ihtiyacım yok"dedi.
İkincisi :İbrahim (a.s)bıçağı İsmail(a.s)'ın boğazına koyduğu zaman ben yine arşın altında bulunuyordum.Allah Teala "Yetiş kuluma"buyurduBen göz açıp kapayıncaya kadar bir zamanda yetişip bıçağı çevirdim.
Üçüncüsü :Yusuf (a.s)kuyuya atıldığı zaman "Yetiş kuluma" buyurdu.Ben Yusuf kuyunun dibine ulaşmadan yetiştim.Kuyunun dibinden bir taş çıkardım ve Yusuf(a.s)'ı o taşın üzerine oturttum, dedi.
Dördüncüsü:Uhud savaşında kafirlerin senin mubarek başını yarıp dişini kırdıkları zaman Allah Teala"Yetiş ! Şayet sevgilimin kanından bir damla yere düşerse yerden hiçbir bitki bitirmem"buyurdu.İşte ben senin yere düşmek üzere olan kanını elime aldım ve sonra onu havaya attım,dedi.
TERVİYE-AREFE-BAYRAM GÜNÜ
Zilhiccenin sekizinci günü Hz.İbrahim (a.s) rüyasında birisinin "Allah sana oğlun İsmail'i kurban etmeni emrediyor"dediğini gördü.O gün sabahtan akşama kadar bu rüyanın rahmani mi?şeytani mi ? olduğu konsunda hep şüphe etti, durdu.Bundan dolayı zilhiccenin sekizinci gününe "TERVİYE" günü denir.İkinci gecede aynı rüyayı gördü ve bunun rahmani olduğunu anladı.Buundan dolayı Zilhiccenin dokuzuncu gününe " bildi,anladı " manasında "Arefe günü" denildi.Sonra üçüncü gece yine aynı rüyayı gördü ve artık oğlunu kurban etmek istedi.Böylece Zilhicce'nin onuncu gününe "Kurban günü"denildi.
Peygamberlerin rüyaları haktır, vahiy kabilindendir.Zira onlara vahiy hep uyanık olarak gelir.Çünkü onların kalbleri asla uyumaz.Bir de onların nefis,gönül ve ruh dünyaları temiz olduğu için şeytan onlara nüfuz ve tesir etmeye yol bulamaz
Peygamberlerin rüyaları haktır, vahiy kabilindendir.Zira onlara vahiy hep uyanık olarak gelir.Çünkü onların kalbleri asla uyumaz.Bir de onların nefis,gönül ve ruh dünyaları temiz olduğu için şeytan onlara nüfuz ve tesir etmeye yol bulamaz
ZÜLKARNEYN'İN SÖZÜNÜ TUTABİLENLERE
Anlatılır ki ölümsüzlük peşinden koşan Zülkarneyn,Karanlık bir mağara,yahut,tünelde ilerlerken etrafındakilere demiştir ki "Burada her kes atının ayağına temas eden şeyi alsın, zira bunlar çok kıymetli mücevherlerdir.Kim atının ayağına dokunan nesneleri kaldırıp alırsa çok zengin olur.Kim de emre muhalefet eder , söz dinlemezse ebedi olarak hasret, nedamet ve pişmanlık duyar" demiştir.Gerçektende bu geçidin sonuna gelip aydınlığa çıkınca görmüşlerdir ki sözü tutup bir şeyler alanların elinde çok değerli mücevherler olduğunu görmüşler,söz tutmayanlar pişman olmuşlardır.
Keşke dememek için bir yük,
Ekmek, zahire miktarı olsun alaydım
Şimdi zenginlerden olurdum.
Vaktim gördüğün gibi meşakkatla geçmezdi
Keşke mücevheri yük edip getirseydim
İskender'i reddetmeseydim
O kusurdan dolayı düşmezdim,
Böyle bir mahcubiyete ve utanılacak duruma
Kafir ile Müslümanın hali de böyledir,
Bu dar ve karanlık yerde(dünyada)
Madem ki Allah'tan kitap ve rasul geldi
Kafir red ile , müslüman kabul ile ileri gitti
Kafirler fesad ve azgınlık cihetinden ,
İnat ve serkeşlik kapısından başka kapı çalmadılar
Müminler yüzünü peygamber kapısına çevirdiler.
Hem "işittik" hem de "itaat ettik" dediler
İnkarın sonu bela ve musibet oldu
İkrarın sonu lütuf ve ihsanlar oldu
Keşke dememek için bir yük,
Ekmek, zahire miktarı olsun alaydım
Şimdi zenginlerden olurdum.
Vaktim gördüğün gibi meşakkatla geçmezdi
Keşke mücevheri yük edip getirseydim
İskender'i reddetmeseydim
O kusurdan dolayı düşmezdim,
Böyle bir mahcubiyete ve utanılacak duruma
Kafir ile Müslümanın hali de böyledir,
Bu dar ve karanlık yerde(dünyada)
Madem ki Allah'tan kitap ve rasul geldi
Kafir red ile , müslüman kabul ile ileri gitti
Kafirler fesad ve azgınlık cihetinden ,
İnat ve serkeşlik kapısından başka kapı çalmadılar
Müminler yüzünü peygamber kapısına çevirdiler.
Hem "işittik" hem de "itaat ettik" dediler
İnkarın sonu bela ve musibet oldu
İkrarın sonu lütuf ve ihsanlar oldu
KULLUĞUN ETRAFINDA DÖNDÜĞÜ ŞEYLER
Vasıti der ki:"Kulluk(ubudiyet) şu altı şey etrafında döner:Bunlar sırasıyla şunlardır:
1-Ta'zim 2-Haya , 3- Havf(korku), 4-Reca (umut), 5-Muhabbet ve 6- Heybettir.
Buna göre ta'zim ve hürmeti hatırlayıp gereğini yapan kimsede ihlas ve samimiyet canlanır.Hayalı olan kimse her türlü fitne, fesat, vesvese ve tehlikelerden korunur.Havf sahibi olan kimse günahlardan tevbe eder ve tehlikelerden emin olur.Reca sahibi olan taat ve hayırlara koşar.Muhabbet ehli olan saf,temiz ve halis ameller yapar.Allah Teala'nın heybet ve azametini düşünen mülkiyet ve tercihi bırakıp tüm istek ve iradesinde Allah Teala'nın iradesine tabi olur.Allah Teala'nın emirleri karşısında "işittik ve itat ettik" derler.
1-Ta'zim 2-Haya , 3- Havf(korku), 4-Reca (umut), 5-Muhabbet ve 6- Heybettir.
Buna göre ta'zim ve hürmeti hatırlayıp gereğini yapan kimsede ihlas ve samimiyet canlanır.Hayalı olan kimse her türlü fitne, fesat, vesvese ve tehlikelerden korunur.Havf sahibi olan kimse günahlardan tevbe eder ve tehlikelerden emin olur.Reca sahibi olan taat ve hayırlara koşar.Muhabbet ehli olan saf,temiz ve halis ameller yapar.Allah Teala'nın heybet ve azametini düşünen mülkiyet ve tercihi bırakıp tüm istek ve iradesinde Allah Teala'nın iradesine tabi olur.Allah Teala'nın emirleri karşısında "işittik ve itat ettik" derler.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ HIZLI EMEKLİLİĞİ
Dillendirilmesinin üzerinden on gün geçmeden emeklilik istendiğini müşahede ettik.Emeklilik öncesindeki son sahnesi,Diyanet teşkilatının hazırladığı FETÖ raporu idi.Sağduyulu insanların hepsi söylüyor :Giderayak mı?. Diyanet işleri Başkanı,Darbe gecesi okuttuğu selalarla insiyatif aldığını gösteren ve sonuca etki eden en önemli şahsiyettir.Başkanlık ,ülkedeki laik otoritenin belirlediği en üst makamdır.Diyanet niçin vardır ?Zaruret midir?İhtiyaçmıdır? diye sorulabilir.Ancak disipline edilmemiş inanmaların çok büyük tehlikeler arz ettiği de bir gerçektir.Diyanet İşleri başkanından ne istendi de diyemedi şeklinde sui zanna neden olucu soruyu sormak istemiyorum.Çünkü Bu makama düşecek leke,İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek olacaktır.Siyasi otorite ile iç içe olan bir ulema tarih boyunca çok daha beter işlere fetva vermişlerdir.Emevi ve Abbasi sultanlarının En başta Ehli Beyte ve insanı Kamil örneklerine yaptıkları zulüm ,diyaneti temsil eden son makamı işgal edilen şahısların imzaları ile gerçekleşmiştir.Siyasi otorite daima,dini otoriteninde yanında olmasını istemiştir.Zira dini otoriteyi kullanarak insanlar üzerinde etkili olmak hep olagelmiştir.Sürgünde vefat eden Niyaz-i Mısri'nin,İmam-ı Azam'ın,İmam Malik'in ,Sünreverdi'nin,Hallac'ın,Nesimi'nin siyasi iktidarlarda alacağı vardır.Resulullah (sav)'in üzerine yemin ettiği üç şeyden birisi nedeniyle bu yüce şahsiyetlerin izzet ve şerefi hep artmıştır.Efendimiz (SAV)buyurmuştur ki üç şeye yemin ederim:Sadaka verildikçe malın artacağına,Allah için kendisine zulüm edilmesine sabr edenlerin izzetinin artacağına,isteyenin de zelil olacağına"
Siyasi otorite ile iç içe olan Diyanet asla hakikatları ifade edemez.Bu nedenle siyasi otoriteyi aldatanlar diyaneti de pek ala aldatırlar.
Siyasi otorite ile iç içe olan Diyanet asla hakikatları ifade edemez.Bu nedenle siyasi otoriteyi aldatanlar diyaneti de pek ala aldatırlar.
EL-KAHHAR İSMİ ŞERİFİ
El- Kahhar ismi şerifinin özelliği onu bin defa okuyanın kalbinden masivayı(mahlukatı)çıkarmasıdır.Bu ismin temel vasfı ,dünya sevgisini ve Allah dışındaki her şeyin azametini gönülden atıp gidermektir.
FAKİRLERİN DEVLETİ GELMEDEN
“Fakirlerin devleti
gelmezden önce onlar nezdinde kendinize bir yer edinin;onlardan el alın.Çünkü
kıyamet günü gelip çattığında ,Allah Teala fakir ve miskinleri bir araya
getirir;kendilerine şöyle denir:şu simaları inceden inceye bir süzün,
dikkatlice inceleyin bakalım.Dünyada iken size bir lokma yediren bir bardak içecek içiren bir hırka giydiren
ya da hakkınızda yapılmış bir gıybeti bertaraf eden herkesin elinden tutup
cennete götürün” (Hadis-i Şerif)
Hafız der ki:
Ufuklardan ufuklara kadar
zulüm ordusu vardır ancak,
Ezelden ebede kadar fırsat
dervişlerin(fakirlerin) dir.
“Cennetin sultanları üstü
başı dağınık yüzü gözü tozlu-topraklı kimselerdir ki bunlar dünyada birinden
izin istediklerinde kendilerine izin verilmez; bir kıza talip olduklarında onunla
evlendirilmez;bir şey söylemek istediklerinde hiç kimse dinlemez.Halbuki
bunlardan her hangi birinin nuru yeryüzü halkı arasında taksim edilecek olsa ,
hepsini de kuşatırdı.
Hafız der ki:
Fakirlere bakmak büyüklüğe
aykırı değildir
Süleyman bütün haşmetiyle
birlikte karıncasına bakıyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)