DİYANET BAŞKANLARINA HIZLI BAKIŞ VE YORUMLAR
1-MEHMET RİFAT BÖREKÇİ
İstiklal harbi sırasında Milli Mücadele’ye karşı çıkan
Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvasına karşı fetva yayınlayan Ankara müftüsü
olup,bu hareket ile Birinci Meclise mebus olarak seçtirilmekle taltif edildi.Yeni
Rejim Şeriye ve evkaf vekaletini ayırıp Din işlerini Başbakanlığa bağlı
başkanlığa çevirdiğinde kurumun başına getirildi.
17 yıllık
başkanlığı sırasında Türkçe ezan ve kamete karşı çıkan imamların
cezalandırılması talimatının da, kurban, fitre ve zekatların Tayyare
Cemiyeti’ne verilmesi fetvasının altında Mehmet Rifat Börekçi’nin imzası vardı.
Bu sadakati protokolde üçüncü sırada yer alması ve 1941’de ömrünün sonuna kadar
Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturmasıyla ödüllendirildi.
2-Ord.Prof MEHMET ŞERAFETTİN YALTKAYA
Börekçinin vefatının ardından yerine, İsmet İnönü, 1938’de
Dolmabahçe’de “Tanrı Uludur” diye tekbir getirerek Atatürk’ün cenaze namazını
kıldıran Ord. Prof. Mehmet Şerafeddin Yaltkaya’yı getirdi. Aynı zamanda
müderris olan Yaltkaya, kelam başta olmak üzere İslami ilimlere ve Arap
edebiyatına vukufu ile şöhret sahibi ehliyeti ve liyakatı tartışılmaz bir
isimdi. Sadakatini de Türkçe ezan, kamet ve Kuran siyasetine sesini
çıkarmayarak gösterip, o da 1947’de vefatına kadar başkanlık koltuğunda oturdu.
3-AHMET HAMDİ AKSEKİ
Çok partili hayata geçilen, devletin dine baskılarının
yaklaşan seçimlerde tek parti iktidarının son bulmasına neden olabileceğinin
ufukta göründüğü 1947’de Cumhurbaşkanı İnönü, dinler tarihi müderrisi Şemseddin
Günaltay’ı Başbakan olarak atadığı gibi, Diyanet’in başına da Meşruiyet
döneminde İslamcılığın kalesi Sebülreşad’ın yazarı, itibarlı bir hadis alimi ve
Rıfat Börekçi’nin yardımcısı olan Ahmet Hamdi Akseki’yi getirdi. O da rejimin
bu açılım ihtiyacını iyi kullanarak, İmam Hatip okullarının başlangıcı olan
İmam Hatip kurslarının açılmasına, okullara seçmeli din dersi konmasına öncülük
etti. Hem bu duruşu hem de Diyanet reislerinin ömürlerinin sonuna kadar makamda
kalması geleneği gereği 1950’deki DP iktidarından sonra da koltuğunu korudu. Ta
ki 1951’de Meclis’te Diyanet Bütçesi konuşulurken CHP’li Ferit Melen’in
hakaretlerine dayanamayıp kalp krizi geçirerek vefat edene kadar.
4-EYÜP SABRİ HAYIRLIOĞLU
Ömrünün sonuna kadar Diyanet İşleri Başkanı olarak kalma
geleneği Demokrat Parti döneminde de sürdü. Beklenenin aksine seleflerine göre
ehliyet ve liyakat konusunda daha zayıf bir biyografisi olan eski milletvekili
ve avukat Eyüp Sabri Hayırlıoğlu, uzun yıllar sonra cami dışında cüppe giyme
hakkı verilen ilk Diyanet İşleri Başkanı olarak
Demokrat Parti iktidarı boyunca reisliğe devam etti, ağır hastalığı
yüzünden görevden ayrıldığında darbe olmuştu ama darbeciler de yerine atama
yapmak için vefatını bekleyerek geleneğe uydular.
5-ÖMER NASUHİ BİLMEN
Atama yaptıkları isim de ilginçti. Her evde bulunan büyük
ilmihalin yazarı Ömer Nasuhi Bilmen. 27 Mayıs darbecilerinin Diyanet’in başına
getirdiği Bilmen’in bu görev için ehliyet ve liyakatı tartışılmazdı. Ama 27
Mayıs’ın uygulamaları, darbeyi meşrulaştıran hutbeler ve Yassıada’yı içine
sindirmesi herhalde sadakatinin gereğiydi. Ama o sadakatin de sınırları vardı.
27 Mayısçılar tarafından yanına Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olarak
yerleştirilen ehl-i tarik bir emekli general olan Sadettin Evrin’in yazdığı ve
Diyanet yayınlarının bastığı kitabındaki şu paragrafa daha fazla katlanamadı:"Hazret-i Muhammed için Kur'an-ı Kerim'de söylenen: Biz
seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik âyetinin 27 Mayıs 1960 inkılabından
bir ay sonra giren 1380 Hicri yılına tarih düşmesi içinde bulunduğumuz zamana
ait bir işaret ve yukarıda belirtilen manevi rahmete bir beşaret
addedilebilir."Türkçe ibadet taleplerine 9 ay direnen ünlü din adamı,
kendisinden habersiz basılan kitaptan
sonra eşinin sağlık durumunu gerekçe göstererek emekliliğini istedi. Böylece
Diyanet Başkanlarının ömür boyu görev yapma geleneği bitmiş oldu.
6-HASAN HÜSNÜ ERDEM
Yerine gelen yine ehliyet ve liyakat sahibi saygın bir
hadisçi olan Hasan Hüsnü Erdem'in de Menderes’in idamını sessizce karşılayarak
gösterdiği sadakatiyle 2.5 yıl süren ve Kocatepe Camii’nin temelinin
atılmasıyla hatırlanacak başkanlığının akıbeti benzer oldu. Diyanet'in general
iki numarası Evrin bu kez Nurculuk aleyhinde bir broşür hazırladı ve Başkan
Erdem buna itiraz edince bu kez re'sen emekliye sevk edildi.
7-TEVFİK GERÇEKER
Askerler bu kez işi sağlama aldılar. İstiklal Harbi’nin
öncülerinden ilk Şer‘iyye ve Evkaf vekili Mustafa Fehmi Gerçeker’in oğlu,
medrese kökenli, yani makam için ehliyet ve liyakatı olan aynı zamanda
Diyanet'te çalışmış, sonra hukuk bitirip Danıştay'a girmiş, Yassıada
duruşmalarına bakan Yüksek Adalet Divanı üyeliğine seçilmiş idamlardan sonra
divanın yerine kurulan Anayasa Mahkemesi'nin ilk başkan vekilliği görevinden
emekli olarak sadakatinden de emin olunan Tevfik Gerçeker'i bu koltuğa
oturttular. Anayasa Mahkemesi'nden Diyanet'e gelen Gerçeker de koltukta 13 ay
oturdu. Çünkü Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti. İktidar değişiminden
hemen sonra Diyanet Başkanı da değişti. Artık yeni bir gelenek ortaya
çıkıyordu.
8-İBRAHİM BEDRETTİN ELMALI
Göreve getirilen İbrahim Bedrettin Elmalı, medrese kökenli
eski bir müftüydü, ehliyet ve liyakat sahibiydi. Ama bir özelliği daha vardı.
Elmalı, Millet Partisi ve Demokrat Parti’den Meclis’e girmiş eski bir vekildi.
Ama onun bu siyasi sadakati de 11 ay sonra yeterli bulunmadı. Hz. Muhammed'in
doğum kutlamaları için Tunus ve Libya'ya yaptığı ziyaretin ortasında bağlı
olduğu Devlet Bakanı Refet Sezgin tarafından nezaketsiz bir şekilde geri
çağrıldı. Gerekçeler arasında heyetinde şeriatçı isimler olması, Tunus'ta
Müslüman Kardeşler'le görüşmesi vardı. Görevden alındı.
9-ALİ RIZA HAKSES
Ardından gelen Diyanet İşleri Başkanlarından artık siyasi
iktidara tam sadakat beklenmekteydi. Elmalı’dan sonra 76 yaşında bu koltuğa
oturan, yine medrese kökenli ehil bir alim olan Ali Rıza Hakses, iki yıl sonra
yaptığı tayinlerle ilgili bakanla yaşadığı sorunlar yüzünden önce sağlığı el
vermiyor diye zorunlu tatile gönderildi, bunu kabul etmeyen başkan her gün
makamına geldi, Danıştay’a dava açtı ama bu çekişme de fazla uzun sürmedi ve
bir yıl iki ay sonra emekliye sevk edildi. Kırgın bir açıklama yaparak veda
etti.
10-LÜTFİ DOĞAN
Ardından gelen başkanlarla siyaset arasındaki sınırlar artık
kalkmıştı. Lütfi Doğan dört yıl boyunca vekaleten yürüttüğü görevi
bırakmasından sonra MSP milletvekili oldu, darbecilerin teknokrat hükümetinin
onun yerine asaleten atadığı adaşı Lütfi Doğan da, Ecevit hükümetlerinin
desteğiyle dört yıl süren görevinin ardından ilk Milliyetçi Cephe hükümeti
tarafından görevden alındı. O da siyasete girdi ve CHP’den milletvekili
seçildi. CHP iktidar olunca Diyanet’ten sorumlu bakan oldu.
11-SÜLEYMAN ATEŞ
Halefi Süleyman Ateş, selefi olan bakanla anlaşamayarak bir
yıl altı ayı doldurduğu görevinden yine kızgın ve kırgın bir şekilde istifa
ederek ayrıldı.
12-TAYYAR ALTIKULAÇ
CHP hükümetinin yerine seçtiği Tayyar Altıkulaç’ın en önemli
özelliğiyse Milli Görüş ve Süleymancılara karşı tutumuydu. Bu vasıfları ve
sadakatiyle darbenin ardından bile görevini korudu ve 1978’den 1986’ya kadar bu
koltukta oturdu. 1986 yılında görev süresi dolmadan “ilmi faaliyetlere dönmek
istiyorum” diyerek emekliliğini istedi. Her ne kadar hakkında yolsuzluk ve
irtica iddiaları çıksa da esas neden Özal’la uyumsuzluğuydu.
13-SAİT YAZICIOĞLU
1987’de başkanlığa seçilen Sait Yazıcıoğlu’nun ömrü ANAP iktidarının ömrü kadar oldu.
1992’de yeni DYP-SHP iktidarı görev süresini uzatmadı, yerine de 90’lar boyunca
devletin bütün ihtiyaçlarına hitap edecek, sadakat testlerindeki skorları
ehliyet ve liyakat testlerinin epey üstünde olan Mehmet Nuri Yılmaz getirildi.
1992’den AK Parti devrinin başladığı 2003’ün ilk aylarına kadar 11 yıl o makamı
işgal etti.
14-PROF DR ALİ BARDAKOĞLU
Cumhurbaşkanı Sezer’in yerine atadığı Prof. Dr. Ali
Bardakoğlu demokrasi ve İslam’ın uyumu, İslam’ın değil Müslümanların siyaseti
gibi tartışmaların eseri olan AK Parti’nin kuruluş ruhuna da uygun bir dini
ekolü temsil etmekteydi. Tarihselci olarak bilinen ilahiyat ekolünün içinden
gelen ehliyeti ve liyakatı tartışmasız bir isim olan Bardakoğlu’nun,
(http://www.karar.com/gorusler/prof-dr-ali-bardakoglu-yazdi-kayit-disi-din-pazari-393633)
7 yıl süren Diyanet İşleri başkanlığından bitimine 2 ay kala emekliye ayrılması
çokça tartışılmıştı. Genel olarak Bardakoğlu’nun mutlak sadakat yerine
eleştirel tutumunun sürtüşmelere neden olduğu iddia edilmişti.
15-PROF DR MEHMET GÖRMEZ
Cübbesini bizzat elleriyle giydirdiği yardımcısı Prof. Dr.
Mehmet Görmez de ona yakın bir ilahiyat ekolünün içinden yetişmişti. Ama sadece
ilahiyat eğitimi yoktu aynı zamanda gelenekle Kürt medreselerinden sağlam bir
ilişkisi vardı. Göreve başlamasının açılım sürecinin başladığı bir döneme
gelmesi de herhalde sadece tesadüf değildi.
7 yıllık görev süresi boyunca ehliyet ve liyakatıyla
sadakati arasında bir denge kurmayı başardı. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında
protokolde 3'üncü sırada yer alan Diyanet İşleri Başkanları, 1960’dan sonra
protokolde hızla irtifa kaybetmiş, 12 Eylül'le 51'inci sıraya kadar
düşürülmüştü. 2012'deki düzenlemeyle protokolde 10'uncu sıraya yükseltildi. Ama
bu sadece protokolde olan bir itibar yükselmesi değildi aynı zamanda bu yedi
yıl Diyanet’te devletin soğuk yüzünün silindiği, Diyanet’in ülkedeki
Müslümanlara dokunmaya başladığı, Cuma hutbelerinde güncel meselelerin
işlendiği, hayata, çocuklara, kadınlara doğru açılımlar yapan yeni bir
Diyanet’in de yükselen itibarının sonucuydu. Dönemin ruhuyla İslam dünyasına
doğru projeksiyonu çeviren Diyanet, iktidarın perspektifiyle de uyum içinde
yoluna devam etti. 15 Temmuz gecesi okunan selalar da tarihe geçti.
Mehmet Görmez’in 7 yılın sonunda görevinin bitmesine 3 yıl
kala neden emekliye ayrıldığının sorusunun cevabını bilmiyoruz. Dün Görmez’in
veda konuşmasındaki meşruiyet çizgisi vurgusu, Alevilere verdiği mesaj ve yeni
başkandan beklenti olarak dile getirdiği tekfirciliğe ve onun temsilcilerine
camilerinin kürsülerinin kapalı kalması tavsiyesi bazı ipuçları veriyor. Belki
cevap tarihin değişen ruhundadır. Göreve başladığı Türkiye, çözüm sürecini
konuşan, her alanda açılımların yapıldığı, demokratikleşme perspektifinin hakim
olduğu, dünyaya açılan, özgürlüğün güvenliğin önünde durduğu bir Türkiye’idi.
Görevden alındığı Türkiye ise güvenlik kaygılarının arttığı, daha içe kapanan,
milliyetçiliğin ve devletçiliğin yükseldiği bir Türkiye.
Ama esas cevap galiba Diyanet’in uzun tarihinde saklı. Bu
uzun tarih bize iktidarları Diyanet’le çatışmalarının bir laiklik sorunu değil,
tam tersine dini hayatı yöneten bu kurumun her zaman kontrol altında tutulmak
istenen muazzam gücü olduğunu anlatıyor. Bütün iktidarların kontrol birinci
hedefi olunca ehliyet ve liyakattan çok sadakat aranan bir vasıf haline
geliyor.
Kişilerin isimlerinden bağımsız yapısal bir sorun bu.
Cumhuriyetin stratejik bir hamleyle vakıflarından ayırdığı ve bütçesiyle
devlete bağımlı hale getirdiği Diyanet, dün Mehmet Görmez’in veda konuşmasında
vurguladığı gibi kalemiye sınıfının içine sığdırılmaya çalışıldı ama aynı
zamanda ilmiyye sınıfının da bir parçasıydı ve bu kurum itibar kazandıkça,
ilmin gereğini yaptıkça bürokrasinin içine sığmıyordu ve sorunlar çıkıyordu.
Yani bürokratik bir kurum olmasıyla ülkedeki İslam’ı temsili
arasında varlıksal çatışmalar hep çıktı, çıkması da muhtemeldir. Ulul emre
itaatle, iyiliği emredin kötülüğü menedin arasında bir denge tutturmak her
zaman kolay olmayabilir. O yüzden Görmez’in veda konuşmasındaki özerk Diyanet
vurgusu kritik bir vurgu.
Ama bu iktidarların vereceği ciddi ve hayati bir karar.
Böyle bir geçişi yapacak birikimi ve popülaritesi olan bir isimdi Mehmet
Görmez. Belki bundan sonra ilmiyye içinde bu değişim çabasına katkı yapmaya
devam eder.
Konuşmasının sonunda sorduğu soruya cevapla bitirelim; Varsa
haklarımız helal olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder