5 Mayıs 2016 Perşembe

SİYASETTEKİ ÜÇ KORKU

Saltanatta(dünya mülküne malikiyette) üç korku mevcuttur.Birinci korku:(BAŞ KORKUSU)  Acaba rakiplerim (hasetçilerim)benim bu makamdan gitmem için ne tür plan ve proğramlar içindedir.Bunların tedbirini almak için sürekli etrafındaki insanları değiştirmek,kullanıp atmak davranışı vardır.İkinci Korku:ALLAHTAN GAFLET KORKUSU ki meşguliyet ve malların imarı nedeniyle Malikül Mülk olan Hakk'a itat ve ibadeti unutup uzak kalmak demek olan gaflet durumu.Üçüncü korku:DİN KORKUSU ki İbadetin terki ve enaniyetin canlanması nedeniyle oluşan dinden çıkıp küfre girme korkusu.İşte bu üç korkuyla  bir insanın  muhatap olmasının nedeni dünya mülkünün verilmesidir ki bu o insan için gayet azim bir imtihan ve iptiladır.Hazret-i Süleyman dahi bu üç korkunun birlikte olduğu durum için El aman deme anlamına gelen ayetin ifadelerini kullanmıştır:Sad suresi 38/35 ayeti:Ya Rab,beni mağfiret et ve bana bir mülk bağışla ki ,benden sonra bir kimseye layık olmasın"diye dua etmiştir..Dünya mülküne sahip olmaktaki tehlike'den ancak bu zehirden etkilenmeyecek peygamber ve evliya müstesnadır.Gerisi için ziyana uğramak mukadderdir.

HIDRELLEZ -6 MAYIS

yine bana uğramadan geçen bir hıdrelleze daha geldik...ey hıdrellez ey yürüdükçe ayağının altında yeşil çimenler biten ,ey güldükçe gülüşünde güller açan,ey ağladıkça gözlerinden inci mercan saçan NERDESİN smile ifade simgesi
sevgiler... bir selam vereyim dedim..MERHABA

VELİLERİN HER YAPTIĞINI YAPMAMAK GEREKİR

Veliyyi Kamil her ne yaparsa ,müritlere cüret etmek ve o fiili yapmak layık olmaz.Zira tatlı doktora zarar vermez ancak hastaya zrar verir.Soğuk ve buz üzüme zarar vermez ancak koruğa(olmamış üzüme) ziyan verir.Çünkü henüz yoldadır.Henüz Fetih suresi 48/2 :"Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret etmek için sana fethi Mübin müyesser etti" hitabına mazhar olmamıştr.Eğer bir Veli zehir içse o zehir bal şerbeti olur,talip içerse ölür.Efendimiz,Hz.Süleyman'da bile olmayan Tasarruflara sahip olmasına rağmen bu halini setr etti ve beşeri yönünü hep önde tuttu.Bu nedenle Vücudlarının ahkamının mahkumu olanlar,vücud kaydından kurtulmuş Velilerin davranışı gibi davranmmaları gerekir aksi halde zarar görürler.

VASAT(ORTA)YOL'DA BULUNMAK

Başbakan sayın Ahmet Davutoğlu 'nu tanımadan mübarek adam diyebilirmiyiz?Yahut MÜBAREK olarak telakki etmenin ölçüleri nedir?Ölçü İlahi emirler ve Cenab-ı Peygamber sünnetine mutabaat olmakla davranışlarının bu ölçülere uygun olması nedeniyle MÜBAREK diyebiliriz.HAL hadisesini kitaplar yazmaz.Yazsa da okumakla yaşanmaz.Örneğin kitap az gülünüz,çok ağlayınız der,ancak bu sözleri okuyanlar,bu hadisi ezberlmiş olsalar da az gülme,çok ağlama sıfatına sahip olamazlar.HAL başka Bir HAL'dır.Yani ancak kendi, kendini anlatır.hariçte bir kelam onu anlatamaz.Kelamla ona sahip olunamaz.ALLAH '(CC)da böyledir.Kendi,kendini anlatır.ALLAH dediğimiz güç merkezinin enerjisinin ,voltajının düşürülmüş derecesi olan Enbiya ve Evliya onu anlatır.Sayın Davutoğlu,Efendimizin taşıdığı vasıfları üzerinde taşr.Tevazusu vardır.Kelamı yumuşaktır.Mikrofon karşısında efelenme rolünü beceremediği için bazıları eleştirir.Hasbidir.Evliyaullaha muhabbeti vardır.Durduğu nokta orta yol olduğu için,uçta kalanları rahatsız etmiştir.Dilerim ki ceketini alıp çıkmaz.Doğru bildiklerini ifadeden de çekinmez.Çünkü her şey Hakk'ın elindedir.HAKİKATLARI YAŞAMAĞA HASRET KALDIK  BARİ DUYMAK SURETİYLE TESELLİ OLALIM.

AHMED'İ KABUL ETMEK

Ahmed(a.s)Efendimizi'in namı şerifi,bütün Enbiyanın tamamının namı şerifidir.Efendimiz ahir zaman nebisi ve hatem-i enbiya olup kendinden evvel geçen enbiyanın hutbelerini ve riyasetleri camidir.Bu mana,yüz adedini zikrettiğimiz vakit,içindeki doksan adatini zikretmiş olduğumuza benzer.Şura suresi 42/13 ayeti:"Allah Teala size dinden Nuh'a vasiyet ettiği şeyi şer'etti;ve sana,İbrahim ve musa ve İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi vahy ettik"buyrulmuştur.Böyle olunca Ahmed'i kabul etmek tüm peygamberleri kabul etmek demektir.Keza Peygamberimizin varisi Evliyaullah Efendilerimiz olmakla vaktimizdeki bir Veliyi kabullenmek,tüm Evliyayı kabul anlamındadır.

SECDE'NİN ŞEKLİ DEĞİŞTİ Mİ?

Dinimizde ki secdenin fiziksel halini biz alnımızın yere değdirilmesi şeklinde anlarız.Kölelerde ,efendileri karşısında yerlere eğilerek alınlarını yerlere değdirmişlerdir.Secde,müslüman görünenlerde fiziksel olarak böyledir.Secdenin şekilden öte olan manası şudur ki:Karşısındaki gücü ve tasarrufatını kabullenmektir.Bugün,kendisini milletvekili,bakan  yahut başbakan yapacak şu kişidir şeklindeki bir telakki,o kişiye secde etmektir.Bu düşünce içinde olanların fiziksel secdelerinin manası nedir?diye sorulacak olursa denir ki o sadece kendini aldatmaktır.Hz.Pir ne de güzel ifade etmiştir bu durumu bir hoca'nın kavuğunu çalan bir hırsız hikayesinde.Kavuk ne kadar büyük görünürse,ilmi o kadar çoktur anlayışında olan bir zavallı,sarığın içine bez ve kağıt parçaları koyarak kavuğunu geniş hale getirmişti.Sabah namazından çıkıp evine giderken,yolunu bekleyen bir hırsızın hışmına uğrar ve hırsız değerli bir metadır diye büyük kavuğu kaptığı gibi kaçar.Hoca arkasından bağırır:Hele sarığın içindekilere  bir bakda öyle karar ver.Hırsız kavuğa bakarki içi çabut ve kağıt parçaları ile şişirimiş.Hayıflanır ve "zamanı boşa gittiği için"hayıflanarak kavuğu yere çalar.Suretine saygı göstererek hakikatta  kudretine secde ettiğiniz dünyevi kişiler bu güçlerini kendilerini methedecek ve itiraz etmeyecek insanları temin yönünde harcadıkları için her iki tarafta bu tuzağın tehlikesinden habersiz cihad yaptıklarının gönül rahatlığı içindedirler ve zaman zaman Allah'a sorarlar:Ya Rabbi biz senin için çalışıyoruz.Niçin bizi dünya devletleri içinde güçlü kılmıyorsun?Allah'ın cevabı nedir  dersen benim cevabımla yetin:Hem Of'lu hem Hoca.İnanana sinkaf

GÖKTEKİ AYI GÖREMEMEK

Cumhurbaşkanı ile görüş ayrılıklarına düşen Başbakan Davutoğlunun geldiği noktayı tahlil edersek;ülkenin yönetimine talip oldular,Biri diğerinin yolunu açtı Başbakan olmasını istedi ama şimdi bir takım konularda görüş farklılıkları husule geldi.Bu farklılık muhtemel bir değişikliği getirecektir.Niçin hep böyle olur?Yeni gelecek olan da bir müddet sonra aynı hadisenin tekrar etmeyeceğinden nasıl emin olur?Ay gökte aşikar olmasına rağmen bunu görememek nasıl bir sarhoşluktur ki, bu sarhoşluğa can atan binlerce kişi var "Benim de önüm açılsın "diyen.O elinizden tutan da bir gün fani olur gider.Allah'ın mülkünde ,mülkiyet ve malikiyet iddia edenler baş gözleri gören körlerdir.Akibetleri konusunda seleflerinin cesedi ortalıkta iken halen bu makamın bitmeyeceğini sanırlar da bu makamı kendisine sunanların önünde secdeye kapanırlar,Vah vah ki vah !.

VÜCUTTA GİZLENENLER

Heva ve heves ,vücutta gizlenmiş olan nefsin esen rüzgarıdır.Emri ilahi ve sünneti Peygamber dairesinde yaşanırsa heva düzgarı söner ve kalbe ilahi ilhamatlar inmeye başlar.Rabbani ilhamlar çok latiftir asla  tebeddül etmez(değişmez).Daima sabittir.Nefsin kuvvetlerinden olan ilkaat ise daima fırıldak gibi döner ve bir diğerini nakzeder.Bu zıtlıklar kalbe ve ruha kasvet verir.Bu alemde padişahlık yapanlar,daima kendinden önce hüküm sürenleri olumsuz olarak telakki edip yalanladıklarından kendileri de iktidardan gittikten sonra aynı akıbete dçar olur ve unutulurlar.Halbuki Bir  Peygamber kendin evvel gelen tüm peygamberleri ve getirdiklerini tasdik ederler.Evliyaullahta da aynı kurallar caridir.Peygabberin birini inkar etmek tümünü inkar anlamına gelir.Padişahlardan öncekileri inkar etmek makbuldür.Çünkü yenisi eskiyi inkarla varlık kazanır ve ne yazıkki kendisnin de günü geldiğinde ret olanacağı aklına gelmez.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

BİTKİLERİN ÖMRÜ-AMELLERİN ÖMRÜ

Bir bitkinin topraktan çıkıp ağaç olup çiçek ve meyvaya durması bir zamana bağlıdır.Bu zaman dilimi bitkilerin kabiliyetlerine göre değişir.Kimisi üç ay içinde meyveye dururken kimisi üç -beşyıl geçtikten sonra meyveye durur.İnsanın fiillerinin(amellerinin)karşılığını görmesi sürecide farklıdır.Kötü fiillerin karşılığı bu dünyada,olmazsa kabir hayatında olmazsa Ahirette mutlaka karşısına getirilecektir.

HAKKIN RAHMETİ OLAN BİR ZAN(ACABA BU ŞAHİS VELİMİDİR?)

Birisi çıkıp şöyle bir sual sorabilir:"Sureta hakir görünen evliya hakında zan ve şüphe beslemeyin buyuruluyor da halbuki irşad davası ile ortaya çıkan bir takım kimseler var,biz bunların veliyyi Hakk olup olmadıklarını bilemiyoruz.Acaba bunların davetleri doğrumudur;yoksa nefsinin vehimlerine kapılmış kimselermidir diye zan ve şüphe edersek,bu düşüncemizde hakikaten bir veliyyi kamile tesadüf ederse,bizim gibi bu hakikatı halden gafil olan acizler ne yapsınlar?"sorusuna Hz.Pir cevaben buyurmuştur ki:"Müritlerin batınında bu maksat ile hasıl olan iştibah ve bir mürşit aramak hususunda vaki olan zan,Hakk'ın rahmeidir;zira bu araştırmak talibin hakkıdır;mesele hiç kimseye nazarı hakaretle bakmamaktadır."

"KUL YA İBADİ"HİTABI

Zümer suresi 39/53 ayeti:"Ya hibibim deki:Ey nefislerini israf eden kullarım;Allah Tealanın rahmetinden meyus olmayınız.Muhakkak Allah Teala bütün günahlara mağfiret eder;zira O çok mağfiret edici  ve rahmet eyleyicidir" buyrulmakla ayette geçen "Ey benim Kullarım"hitabını Mevlana Efendimiz şöyle tefsir eder:"Ya habibim kullarımın ubudiyyetini nefsine izafe ederek söyle;zira senin lisanın,benim lisanımdır"buyurur.Bu hakikatı Mevlana efendimiz Mesnevi'de pek açık olarak şöyle beyan buyururu:"Kulu efendisinden ayrı gördüğün vakit,kitab-ı kainatın hem metnini ve hem dibacesini gaip edersin."

VELİLERİN ÇEKİŞİ YAHUT DEF'İ

Kendi varlığına düşkün olan kimse ,Fena ehli olan bir Veliye yaklaşamamasının nedeni Kişiden kaynaklanmaz.Gelecek kişinin istidadı o Veli'nin konumunu idrak edemeyecekse Veli olan Zat  o kişiyi adalet gereği kendinden ve dergahtan zak tutar.Şeyh Galip hazretleri bu meyanda buyurmuştur ki:
Gelenler asitanı evliyaya
Bütün davetlidir Galip safaya
Sakın surette kalma aldanırsın
Komazlar,yoksa sen gelmem sanırsın"
Ancak bu zatların def etmesi sözle olmaz manevidir.Ehli suret olan ise "Ben gitmiyorum,"sanır."İstersem giderim,istersem gitmem"yoktur.Veli isterse dergaha gidebilirsin istemezse gidemezsin.Senin batınında enaniyetin varlığını görürse Evliyanın Batını ,manevi ret sopası ile senin batınını kovalar.Bu hal zahirde ise perdeye,sanki sen istemediğin için bu iş böyle oluyor şeklinde tecelli eder.
Gavsül Azam Abdülkadir Geylani hazretlerinin bir müridi nakleder ki Hz.Şeyh ile Cum'a namazına giderdim.Halk onlara iltifat ve hürmet etmezlerdi.Kendi kendime derdim ki:Böyle bir zatı şerife halkın iltifat ve hürmette kusuru taaccüp olunacak bir şeydir"dedim.Cuma namazını kılıp çıktıktan sonra halk,hazretin elini öpmek için öyle bir hücum ettiki güç bela aralarından kurtulup dergaha gelebildik.Hazret şöyle bana buyurdu:"Bunların kalpleri bizim irademiz elindedir.Bize iltifat ve hürmet etmeyen onlar değil,belki bizim batınımızın nefreti onları benden tedip eder"

ANAOKULU ÖĞRENCİSİNİN MERAKI

Küçük Egemen soruyar:Amca,Mirac gecesi Peygamberimiz Allah'la konuşmaya nasıl gitti? Çocuk aklına uygun bir cevap vermek gerek ki o an için çocuk bu cevaptan tatmin olsun.Çünkü aynı çocuk bir hafta önce :"Şeytanı niçin görmüyoruz?"sorusunu sormuştu. Diyeceksiniz ki çocuk bu soruları nerden buluyor.İzlediği çizgi filimler ve Batı kaynaklı seyrettikleri korku filimleri.Evliyaullah'da bizlere,hakikatları aklımızın durumuna yakın ederek anlatırlar.Şimdilik şu cevabı yeter gördük:Egemenciğim.Sen rüya görüyorsun değilmi?işte rüyada uçarak bir yere gidiyorsun ve geliyorsun.ama yatak içindesin ve evden çıkmadın.İşte miraç öyle bir şey.Şimdilik rüya gibi bir şeyle suali savuşturduk ama cevap bir müddet idare eder.Sonra yeniden aynı sorunun sorulacağını biliyorum.Hakikatları görenleri,görmeyen halk tarafından çoğunlukla inkar edilir ve kalan kısım ise tevil ederler.Peygamber,görünen Allah'ın varlığını davul çalarak aşikar ediyor ama inanan çok az.

KALBİMİZLE UĞRAŞANLAR

İyiden ve kötüden yana kalbimizle meşgul olan o kadar yaratık vardır ki biz bunları göremeyiz ancak kalbimizde olan tesirleri hissederiz.Şeytan kötülük ve günah yüzünden kablimizle meşgul iken melaike ise güzellik ve ibadet yönünden kalbimizi meşgul ederler.Bize bu meşguliyeti verenler ancak zahiri ölümle aşikar olarak görünürler ki o zaman biz kimlerin sözünü kabul etmiş,kimleri reddetmişiz anlaşılır.Düşmanı mı başımıza Reis yapmışız,dostu mu?,Hadis-i Şerif:Adem oğluna muhakkak şeytanın ilkası ve meleğin ilkası vardır.İmdi ilkayı şeytaniye gelince şerre ve doğruyu tekzibe davet eder;ve ilkayı Meleğe gelince,hayrı ve doğruyu tasdika davet eder.Kim ki bunu bulursa,Allah'a hamd etsin;ve kim ki diğerini bulursa,şeytandan Allah'a sığınsın".Hz.Pir Mevlana Efendimiz buyururki suyun içindeki diken gözükmez.Ne zamanki suyun içine gireriz,ayağımıza battığında dikenin varlığını hissederiz.İşte Kalbimize gelen vesvese,hile ve ızdıraplar bir diken gibi ayağımız yaralarlar.ancak bu dikeni oraya koyan kimdir.?Bu dikenler binlerce sebebden olabilir.Nefisten doğan dikenler olduğu gibi,şeytanın vesveseleri de olabilir.Bu nedenle Hak Teala Müminun 23/97 ayetinde:"De ki,ya Rab şeytanların vesveselerinden sana sığınırım"buyrulmuştur. 

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

KORKU NİÇİN YARATILMIŞTIR?

Korkunun nedeni acziyetin bilinmesidir.Ancak bu korkuya ne sebeb olur.İnsan cismaniyetinin küçük olması nedeniyle güç ve cesamet yönünden kendinden üstün olandan korkar.Ancak,tüm vahşi olan hayvanat,cin ve ifrit ise insandan kaçarlar.Onlar insandan korkarlar uzaklaşırlar.insan ise onlardan korkar.Tüm bu korkular ,varlığımızdaki aczi sabit tutmak içindir.

GÖRÜCÜLER

Bu alemin dışındaki alemi görenler nedense toplum içinde hep az bulunur,hemde toplum onları küçük ve hakir görür.Tıpkı göz içinde görmeyi temin eden gözbebeğinin küçücük olması gibi.Halbuki görmeyi temin eden o kısımdır ki fiziken kücücük olsada gördüğü ,ihata ettiği alan kendinden misilsiz şekilde büyüktür.Evliyaullah'da batın alemlerini görür ancak insanlar bu mana sultanlarını basit görürler ve kelamlarını tevil cihetine giderler.Hakk Teala'nın sütünden ancak Evliyası emebilir.Muhabbet damlasını kimin kalbine düşürmüşse dünyanın tüm kabiliyetleri onun yanında manasız kalır.Kime "Kulum"demişse sultan odur.Ashab-ı Kehfin köpeği ,köpeklikten çıkmış,tüm dünya arslanlarının baş eğdiği konuma kavuşmuştur.Suret gitmiştir,itibar edilen mana haline gelmiştir.Kalemle yazanlar karşısındakini överken "Şöyle boylu,böyle kaşı güzel,endamı şu"diye tabir kullanmazlar,o kişinin batınındakileri söylerler."Adaletli,cömert,fazilet sahibi efendi"diye yazar.Muhatabın manasını,ruhunu anlatır.

SA'Y İLE TEVEKKÜLÜ BERLEŞTİRMEK

İnsanın tekamülüne göre kurallar olduğu blokun önceki yazılarında zikredilmişti.Okul seviyesine göre derslerin farklı olması şeklinde de izah edilmiştir.Bu akıl gelişim durumuna göre ayarlanmış bir sistemdir.Aklın henüz kaldıramayacağı bir konu ,yaş seviyesi nazara alınarak öğretilmez.Bu nedenle "Allah her kulunun rızkını tekeffül etmiştir"denirken çalışıp çabalama,bir yerde otur,rızkın ayağına gelir sonucu çıkartılmamalıdır.Rızkın için sebebler yönünden çalış,ancak rızk bu çabaların sonucu değil Hakk'ın takdiriyle husule geleceğini tevekkül ederek çalışmayı ve  tevekkülü cem et.Bu seviyede bu gereklidir denir.İleri seviyedekilerin davranışları,başlangıçta yürüyenlere örnek olamaz.Soğuk ,koruk seviyesindeki üzüme zarar verir de şekerleşmiş üzüm buz içinde dahi özelliğini kaybetmez.

KENDİ GÖRÜŞÜMÜZ TERK ETMELİYİZ

Niçin ?,ve Kimin görüşüne itibar edelim?.Niçin terk edelim sorusunun cevabı şudur:Bizim zahir gözümüzde pek çok nefsani hastalıklar vardır.Bu hastalıklar nedeniyle hadiselerin içyüzünü(batın boyutunu-kader sırrını)göremeyiz.Cenab-ı Hakk zahir ve batın boyutunu bildiğinden bizim istidadımıza münasip şeyleri  bizim hakkımızda icra buyurur.Bu nedenle kendi görüşümüzü terk etmemiz zaruri olur.Ayet:(Bakara 2/216:Çirkin gördüğünüz şeyler ,caiz ki sizin için hayırlı olsun;ve hoş gördüğünüz şeyler,caiz ki sizin için şer olsun".Peki Hakk'ın görüşü kimin görüşüdür sualinin cevabı ise Evliyanın görüşüdür deriz.Çocuk yürümeyi öğreninceye kadar anne babası tarafından taşınır."Mahlukat ,Allah'ın ıyalidir" hadisi şerifi gereğince Sahip Haktealadır.Topraktan bereket çıkaran yağmurun inmesi nasıl onun kudreti dahilinde ise Gökten rahmet indiren Ekmekte indirir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

3 Mayıs 2016 Salı

miracımızı yapmadığımız zaman bize namaz verilmez.. MAHMUT EROL KILIÇ

"ister kudüs'e git, ister mekke'ye git, ister medine'ye git, nereye gidersen git, gittiğin yer taştır, topraktır neticede.. ama sen oraya işlenmiş ruhu götürebilirsen, ibrahim'in nefesini kâbe'de müşahede edebilirsen, o kâbe, kâbe olur işte..
''..kulunu (Muhammed'i) bir gece, mescid-i haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz mescid-i aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir..''
O kulunu -bir gece- aldı ve önce yatay olarak yürüttü.. Hz. Peygamber (sav) niye mekke'den miraç ettirilmedi? üzerinde düşünülmesi gerekli bir husus.. önce yatay, ardından dikey.. neden miraca yükseldi? biz bunu miraç kandili olarak kutlayalım diye değil elbette.. bu hadisede bizlere göstermek istediği bir örnek var.. yükselmek demektir miraç.. urûc etmek demektir.. Allah Rasûlü belirli katlar içerisinde gezdirilerek yükseltildi..
''sizler de ey insanoğlu, beni izlemek istiyorsanız, Hz. Muhammed'in (sav) yolundan gidiyoruz, O'nun yolunu izliyoruz diyorsanız eğer, ardıma düşün, peşimden gelin..'' anlamı taşır..
siz de miraç edin diyor bize Efendimiz.. miracımızı yapmadığımız zaman bize namaz verilmez.. O (sav) miracını yaptı, namazı getirdi ümmetine.. bizler de miracımızı yaparsak, namaz kılmaya ancak o vakit başlayabiliriz.. miraç yapmadığımız sürece kıldığımız namazlar
-Allah kabul etsin hepimizin namazını- yatay namazlardır.. sûrî namazlardır.. beden ile yapılır, onun da faydası vardır ama miraç yaptığımız takdirde, namazımız dahi değişerek birden başka bir namaz haline gelecektir..
bu mübarek gecenin miracımıza vesile olmasını niyaz ediyorum.."
Mahmud Erol Kılıç

MEZARA ŞİKAYET ETMEK

Dörtyol'da mefdun KIRKLARDAN Murtaza Aziz efendinin oğlundan bir vatandaşın alacağı varmış.Sandık imal etme işinden kaynaklanan bu parayı oğul bir çok defa istemesine rağmen vermemiş.alacaklı şahis mübareğin mezarının başına giderek oğlundan şikayetçi olduğunu hazretin ruhaniyetine iletmiş.Ertesi sabah,alacaklı çalan kapıyı açtığında bakmış ki Murtaza Baba'nın oğlu karşısında ve hiç bir kelam kullanmadan parayı takdim ederek gitmiş.


YIRTICILAR NİÇİN ISSIZ ÇÖL YAHUT ORMANLARDA YAŞARLAR?

İnsandan ürkmeleri nedeniyle vahşi hayvanlar ve cinler çöllere,ıssız yerlere ve ormanlara kaçmışlardır.Evliyayı ve onun kerametlerini inkar edenlerde onlardan uzaklaşıp kendi akıllarını yeterli görmüşlerdir.İnsana yakın olan hayvanata,ehli hayvan denir ve öldürülmeleri suçtur.İnsandan kaçan hayvanat vahşi hayvan sınıfına girmekle avlanmalarına cevaz verilmiştir.Evliyaya yakın duran insan ehlidir.Evliyaya uzak duran insan vahşidir. 

BEDENİ RUHMU YAŞATIR,KANMI ?

Mevlana Efendimiz zamanında bu konuda Doktorlar ile Ulema ihtilaf etmişlerdir.İnsan bedenni yaşatan Kan mıdır?Ruhmudur?Mevlana efendimiz Ulamaya dönerek "Doktorlar haklıdır,elbette insan kandan yaşar"buyururlar.Sonra bir hacamatçı çağırırlar damarlarından birini kestirip kanı leğene boşaltırlar.Artık akacak kan kalmamıştır.Doktorlar telaş içindedirler.Kan bittikten sonra Doktorlara dönerek:"Amma bizim mezhebimizde insan ruhdan yaşar"buyurmuşlardır.
Keza İbni Arabi hazretleri ,tabiiyyundan(tabiatın ahkamına inananlardan)birisiyle bir mecliste Ateşin Hz.İbrahim'i yakmaması mevzu edilir.O şahıs,bu hadiseye tevile kalkar.Cenabı Şeyh ortada yanmakta olan mangalı o şahsın elbisesi üzerine döker ancak elbise yanmaz.Allah Velilerinin bu şekildeki kerametleri ile vehmin oluşturduğu akli delilleri çürüten davranışları olmuştur.

"BENCE","BANA GÖRE","KANAATIMCA"İFADELERİ

Bu kelam,akıllarına itimat eden zahir ulemasının ve ehli taklidin kelamlarıdır.Akılları onlara delil getirir.Yüzbinlerce zahir ilmini ve akli delili cüzi bir vehim kuvveti ,mucize ve keramet emrinde şüpheye düşürür,bu şek nedeniylede tevil yoluna saparlar.Şeytan bir şüphe verir,hakikatı göremeyen körler akıl değneğine dayandıklarından ayakları kayarak yere düşerler.Fakat Peygamberi taklid edenler kendi vehimlerinin tesirinden azadedirler.Kutbu zaman yakin sırrına eriştiği için onun delillerinde şüphe olmaz ve şüphe ona hiç yaklaşamaz.Askeriyedeki savaş,kumandanla kazanılır.Din savaşının kumandanı ise kutbu zamandır ki ona Kutbul Aktap denir.Cihanın gözbebeğidir.Tüm Evliyalar onu takip ve taklit ederler.Nefis ve şeytan ordularına karşı zafer temin eden o zat-ı şeriftir.


MİRACI ÖZETLEMEK

Öncelikle ruhun özgürleştirilmesi gereklidir.Çünkü,kafes içindeki kuş uçamaz.Mirac ancak ruh kuşunun kanatlanması ile mümkün olacaktır.Yolları sadece o bilir.Çünkü kendi asıl memleketini o tanır.Mirac bize,Hakka (aslımıza)kavuşmak için ahireti beklemeğe gerek olmadığının işaret ve ifadesidir.Ezelden ve Ebedden bir kesit yaşamaktır.Yaratan ve yaratılan arasındaki canlı bağlantıdır.Naklen yayındır.

HAKKIN NİDASININ SESİNİ DUYABİLMEK


Hakkın nidasının sesi,bize fikir olarak gelir.Bloğun bir kaç yazı öncesinde sessiz ve harfsiz konuşmaktan bahsedilmiş,bir nebze bu konu ifade edilmişti.Kalbimize gelen bu düşüncelerinde bir geldiği yer(kaynak)vardır ancak bu meçhuldür.Fikirler bilahere azalara sessiz ve harfsiz emreder ve fiiller oluşur.Maddiyata esir olanlara zevk sahiplerinin bu itikadı güç gelir.Bu güçlük vücud mertebelerini anlayamamaktandır.Vücud birdir ancak muhtelif meratipleri ve her bir mertebedeki durum farklılığı hakikatın tam olarak kavranmasına mani olmaktadır.Bir mertebede cemad(cansız,toprak,maden v.s olup ses ve hareket yoktur),bir mertebede nebat(ses yok,hareket yok,renk var),bir mertebe ki  hayvanat(hareket var,konuşma yok) yahut insanat (hem konuşma,hem hareket var)olan ve suretlere bürünen yaratılmış(kesret),ancak kendi mertebelerine has kurallara tabi olup biri diğerini algılayamaz diye düşünürüz.İnsanlar nasıl kabileler şeklinde ayrılmışsa diğer mertebedekilerde kabileler şeklinde kendi içlerinde ayrılmışlardır.Her mertebe kendi hakikatlarından varid olan emri ve nidayı işitip anlarlar ve bu emir dairesinde inkılab ve hareket ederler.Aynı mertebede olanların Hakk'ın sesini duyabilmesi önemlidir.Vücud yapısı yönünden aynı mertebenin mamülleri,birbirlerini tanırlar,ancak farklı mertebeye ait bir vücud sahibini anlamak zordur.İmam Şafi hazretleri,Şeybani Rai hazretlerinin yanında iki dizi üzerinde oturur ve dinlermiş.Etraftakiler:"Ya imam.Bu şahıs ümmidir.Sen din alimi bir mezhep imamısın.Bu ne hal?"şeklindeki suallerine:"O,benden daha çok Hakk'ı tanımaktadır"cevabını vermiştir.

kandil uyanması

KANDİLİMİZ UYANSIN..
bir mum yanarken sayısız mumu yaksada kendi ışığından bir şey eksilmezmiş..bir mum asla dibine yani kendine ve en yakınlarına ışık veremezmiş..bir ŞEM-GÜNEŞ-MUM ancak kendi içindeki fitili olan kundalini-ASA SUYU ile tutuşur ve bitmeyen KEVSER OLAN AB-I HAYAT SUYUNU yine kendisinden YAKITI İNSANLAR OLAN cevherinden çıkartırmış..aydınlatmak için kendini YAKARAK tüketirken ,SENDEN AÇIĞA ÇIKAN RA'NIN NAZARI İLE GÖRDÜKLERİNE ŞAHİT OLMAK NURU SEN OL!!
şahitlik ettiklerine gözünle settar perdesi çekmek istediğinde gözlerini AMAna kapat ve neş'e zamanlarında gözlerini aç,aynayı parlat ve SEYR ET!!
BİR MUM YAK !!
bal mumun bedenin,fitilin nefsin ,ışığın ruhun olsun..
RUHUN SENİ AYDINLATSIN





" mümin müminin AYNasıdır" ........ TÜLAY KADI

Bir varmış ve aynı bir yokmuş ...
Kıvamında başlar ya hani her masal...
İşte bilinmeyi seçen bilinmezliğimizde böyle masal tadında...
Kendini birleyerek kendini seçmiş OLan ise bilir ki bu 1 "lezzet" ve hep damakta!
Doğrulmuş olma vasfını taşıyan her canlının ilk selam verdiği hassasıdır bu yüzden belki de tatmak...
Tatmak derken ardından dokunmak ve sonsuz olana dek hatırlamak...
Hepsini hissedişe yönlendirip kapsayan ise kokudur!
"Koku zamanla geçmeyen ve en Gaybi durumdur" derler belki de en çok bu sebebten yani daiRAsinden!
Ledün böylece özünden özüne dönüştür!
Ve form ötesi biçimi ile herşey ama herşey dairesel dönüşümler zincirindedir...
Böylece ahir zamanda veli ve evliya artarken hakiki mürşidi bulmak güçleşecek denmiş olabilir mi?
Yani o sahte efendiler bile sistemin münezzehliği gereğince öyle gerekli olmuyor mu böylece?
Yani aldanan kimseleri cezalandıranda yok sadece kendi telafi şanslarını arıyorlar başka vechelerde...
Oysa kendilerine bakmak gelmiyor ki hiç akıllarına!
" hiç akletmezler mi... " ayet
Bu yüzden hep dışarıda bir yerlerde aranır... Oysa irşad yetkisi olan kimsesizlerin kimsesidir...
Ayna kıvamında bizi yansıtan...
Aynaya baktığımızda gördüklerimiz gerçektir
" mümin müminin AYNasıdır" gereğince...
Ve söz kıymetli :)
"Sözü tutmak" ise ol dedi OLuverdi gerekçesi... Oysa korkak ve kaçak yanımız başkasında aranacak dürüstlük ve güvenilirlikten dem vurur!
Aslında güvenmemiz ve birlememiz gereken ise kendimizdir :)
Böylece emin olduktan sonra karşımızdakinin EMİN oluşu gerçekleşir!
Yaşasın şeriat ve hakikatin DÖNGÜSÜ...
Kıymetli hadis ve sünnetler sonsuz ve lezzetli olan bu yolculuğun ilk tatbikat alanlarıdır belki de...
Unutmadan...
Kendinden kendine yolcuğu bir kez başlar ve asla dönüşü yoktur! Durulmazda çünkü diridir ve dönüşür!
Her seferinde...yeniden... Ve kendinden yeni OL" AN kendine...
Ol kelimesini yerinde kullanan artık kendinde ki boyutları yani kapıları açma yetkisi olan HIZIR' da OLuverir böylece!
Elbette şehadet aleminde temsilci niteliğinde bir HIZIR a.s var ve selam O"na!
Asl olan ise, kişinin kendi ALİiiii bakışında:)
Akılların önce çarşı yerine dönüp nihayet mutabık olabileceğimiz şu günlerde; "bir gelene 10 gelen"
( Hüveme yani dönüştürene ) dua ve yöneliş niyeti ile...
Âmin
Tülay Kadı Hortum

DEĞİŞMEYEN ŞEY

Bir sual ortaya atılsa ve dense ki:"Dini,mezhebi,ırkı,lisanı,mekanı farklı da olsa tüm bu farklılıklarda mevcut olabilecek şey nedir?.Şüphesiz cevap ihtimallerinin ilk başındaki madde  YOLSUZLUK olur idi.Yani Japonyasın da da,Almanyasın da da,İslam Devletinde de ,Hırıstiyan Ülkesindede bu ayıb mevcuttur.O halde farklılıkları ifade etmeksizin İNSANIN OLDUĞU HER YERDE YOLSUZLUK VARDIR denilse hatalı olmaz.Bu durumda öncelikle  insanın kendisi tahlil edilmelidir.Nefis vasıtasıyla dünyaya meylettiği bir aşikardır.Çünkü Allah Teala,mutlaka çekimi,cazibesi olan bir şeyi yaratacaktır ki ;yarattığı, adına insan denilen mahluk, kimi tercih edecek?.Bu nedenle sözün kısası şudur :Hırıstiyan da,Yahudi de,İslamcı da Yolsuzluk yapar.ve yolsuzluk yapan imtihanı kaybeder.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

SURET İSLAMCILARININ BİTEN DEVRİ

Günlük hayatımızdan arapça yazmanın,Kur'an öğrenmenin,dini neşriyat yapmanın,dini yaşantıya uygun kıyafet giymenin,arapça ezan okumanın yasaklandığı devirler geçti.Bu devirlerde,şüphesiz güç sahiplerine yaltaklanan yağcılık yapan meddahlarda mevcut olmuştur.Sonra Askeri darbelerle ezilen İslami kıpırdanışların devirleri de geçti.Siyasal alanda adım adım çıkılan zorlu tırmanışlarda zaman zaman düşürülen İslam sancağının serüvenlerini de izledik.Tüm kurumların mania olmayacak derecede dizayn edildiği bu günlere geldik.Asıl büyük savaşımız başlamıştır.Nefislerimizle imtihan savaşı.Bu savaşı,Suret İslamcıları kaybedecektir.Çünkü,Bayrak indiği yerden kalkacaktır.TC harflerinin arasına "İ" harfi mutlaka konulacaktır.Tevratta ve İncilde ,Efendimiz SAV 'in ismi nasıl geçmekte ve o isme hürmet etmekte iseler,Bu ülkenin bir kez daha İslamın bayraktarlığını yaparak Dünyaya hükmedeceğinin müjdesini 50 yıl önce Ricalül GAyb Erenleri vasıtasıyla verilmiştir.Şu an Ehli olanlar seyretmektedirler.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

DOĞUM GÜNÜ NEŞESİNDEN ŞEHİT CENAZESİNDE HÜZNE BULAŞMAK

"Sözcü"gazetesi ilk sayfada fotoğraf yayınlamış.Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun öğle vakti Çankırı'da bir özürlü gencin doğum günü kutlamasındaki  neşesini bir karede yayınlarken,Bakan gelecek diye bekletilen Ilgaz ilçesindeki şehit ast subay cenaze namazındaki üzüntülü halini de diğer kareye ekleyerek aynı gün bu neşenin ve üzüntünün nasıl başarıldığını dile getirmiş.Bence Haklı bir habercilik.Gazetenin bu haberi verişteki gayesi başka da olsa .Ülke kan revan içinde iken,gülmenin,neşelenmenin,ziyafetin zamanı değildir."Ricayı kıramadım" mazereti de olamaz.Küçükken köyümüzde bir cenaze olduğu vakit,evinde radyosu olanlar kırk gün radyoyu açmazlardı ki cenaze evine karşı ayıp olur diye.Geldiğimiz noktaya bakın.İnançlı denilen kadroların bir tepe yetkilisi,bir anlık gafletle davet edildiği bir özürlü vatandaşın doğum günü partisinde  neşeleniyor,iki saat sonrasındaki cenaze töreninde üzgün gözüküyor.Acaba,bu ülkede kabiliyetli bir gurup tiyatromu oynuyor.Eğer öyle ise soralım,oyun ne zaman sona erecek,çünkü akşam vakti yaklaşmakta.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

ŞAMDA CUMA NAMAZI KILACAKLAR !

Kazın ayağı öyle değil.Ağızdan çıkan her sözün karşılığı vardır.Bugün  Halep'te  Cuma namazı kılınamıyorsa aynı durum Kilis Camilerinde de mevcut.Buyur.Füze düşecek korkusu ile Cami kapısında yazı asılmış:"İbadete kapalıdır".Rejimin verdiği korkuyla caminin kapatılmasını gördük ve birde Füze düşecek korkusu ile Kilis'de Cami kapandığını gördük.Cenab-ı Hakk'ın imtihan etmeyeceğini mi sanıyoruz.Ağızdan çıkan söz çok önemlidir.Kime mi?Ehline.

HALEP'İN ATEŞLE İMTİHANI"

Bizlerin değerlendirmesi hemen o ana göredir.Ferd bazında sorgulamalar olduğu gibi Kabile bazlı sorguda vardır.Hatta Ülke bazlı sorguda mevcuttur.Tıpkı,siyasal iktidara gelmiş bir partinin başarılı olup olmadığının sorgulanması gibi bir şey.Mutlaka o dönem geçecektir.Bu dönem üç beşyıl olabileceği gibi otuz kırk yılda olabilir.Bir dönem,bir devir gibi.Bu dönem ve devirler bittikten sonra "Kar","Zarar"değerlendirilmesi yapılır.Halep 7 milyonluk bir Sünni şehirdi.Bugün bir milyon insan kalmamış,harebe haldedir.Düşen ateş,önüne ne çıkarsa yakar.Büyük,küçük,çocuk,bebek,hayvanat ve bitki demeksizin her şey ateşten nasibini alır.Bu hale düşmenin mutlaka evveli vardır.Niçin bu hale sebeb oldular.Hangi bir Allah dostunu incittiler,Zengini fakiri kollamadı da israf aldı başını gitti.Zalimlere arka çıkıldı da Hakk'ın elinden tutulmadı.Sosyal olaylarda kurallara tabidir.Zayıf insanlar olarak gözyaşı dökmekteyiz.Eğer Cenab-ı Hakk bu şehir insanlarının geçmiş olayları ihtiva eden dosyasını bize okutmuş olsa idi ve bize sorsa idi:Sen olsan ne yapardın?Hiç kimse itiraz etmeksizin:Ya Rab ! Az bile Ya Rab !bizim gözyaşımız Zalimlerin cezasına değil.Zalimlerle birlikte yanan masumlar,bebeler,hayvanlar ve ağaçlar,karıncalar ve kuşlar.Onlara merhamet kılda  senin yolunda olanlara nusret vererek barış temin edilsin

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

BİR MATEMATİK KURALIDIR

Efendimizin ismini maskaralık suretiyle ağzında çeviren bir kimsenin ağzı eğri kaldıda Efendimize yalvararak af diledi.Cenabı Hakk'ın koyduğu bir matematik kuralı gibidir:Hak Teala bir kimsenin perdesini yırtmak isterse ,onun meylini temiz kişilere dil uzatıp,onları kötüleme meyline maruz kılar.Eğer Hak Teala bir kimsenin ayıbını örtmek isterse o kişi alıp içinde olanların ayıplarını görmez ve onlardan söz etmez.Bu kimseye tazarru etmek ve niyazda bulunmak meyli verilir.Akan gözyaşının akabinde gülmek akibeti vardır.Eğer gözyaşına kavuşmak istersen gözyaşı dökenlere merhamet et,merhamet istersen zayıflara merhamet et.Hadis-i şeriftir:"Merhamet ediniz ki merhametli olunasınız","Yeryüzünde olanlara merhamet ediniz ki ,gökte olanlarda size merhamet etsin"

AYNI AKİBETE DÜÇAR OLMAK

Hadis-i Şerifte buyrulmuştur ki:"Kardeşinin kuyusunu kazan kimse , ona düşer"Halkın libas-ı ırzını ve namusunu yırtan kimsenin ,libas-ı ırzı ve namusu yırtılır.Birisini öldüren kimse öldürülür.Bu hakikat hayatın her safhasına şamildir.


Tecrübe ile sabittir ki bir ailenin çocuğunu bir halden dolayı kınayan kimse,kendi çocuğunda da aynı akibete düçar olarak o elemi tadar.Çünkü,ceryan eden hadiselerde sırrı kadere ait hususlar mevcut olmakla,eleştiri şeklindeki bu kınama,bir anlamda Hakk takdirine karşı çıkmak olur ki Hak Teala aynı akibeti ona da yaşatır.Siyaset sahnesinde bu işler çok aşikar izlenebilir.Bir güce sırtını dayanarak bir yerlere gelen kimse,bir zaman sonra aynı yöntemle alaşağı olur.Bilmezki bu durum kendi yaptıklarının sonucdur.Halen gaflet içerisinde,buna sebebiyet verenlere düşmanlık eder.Halbuki düşmanı kendi içindeki nefistir de farkında değildir.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

EVRENDE MEVCUT GEZEGENLERLE İNSAN-I KAMİL İLİŞKİSİ

Bir Hadis-i Şerifte buyrulmuştur:"Allah Teala,milyonlarca kandil halk edip,onları arş-i vücuda talik buyurdu.;ve semavat ve arz ve onlarda olan şeyler ,hatta cennet ve cehennem kaffesi bir kandil içindedir.Kandillerde olan şeyi  i Allah Tealadan gayri kimse bilmez".Kur'an da Güneş hakkında  "Parlak kandil"ifadesi kullanılmıştır(Nebe  78/13 ayeti)Aydınlatmak kabiliyeti Kandille ifade buyurulmakla İnsan-ı Kamil'de kandil gibi insanları aydınlatmaktadır.Ancak,bir kısım kamiller vardır ki halk nazarında meşhur ve malumdur.Bir takım Kamiller daha vardır;onların meşarib-i alileri ve mazhar oldukları esmai ilahiyye herkes indinde malum değildir.Bunlar gizli olan taifedendir.

MÜRŞİTLERİN MEŞREPLERİ

İnsan topluluğunda bulunan  her meşrebe uygun Mürşitleri Cehab-ı Hakk mevcut eylemiştir.Salik meşrep olarak halim ve cemali ise ,meşrebi gazup ve celalli olan bir veliyyi kamilden layıkıyla feyz alamaz.Çünkü kendi meşrebi itiraza sevk eder ve itiraz ise feyzin yolunu kapatır.Bu nedenle kemali muhabbetle mürşidine teslim olamaz.

AHİRETİN DİLİ

Ahiret aleminin,cennet yahut cehennemin dili nedir?İnsanlar nasıl konuşacaklardır.Bu soru merak edilir.Hatta daha ileri gidilip Cenabı Hakk hangi lisan ile konuşur sorusu biraz fazlaca mübalağadır.Sessiz,harfsiz kulaksız konuşmaya örnek insan vücududur.Zira,yapacağımız bir iş fikrimize gelir ve karar veririz.İşi yapacak olan azalar bu karardan nasıl haberdar olurlar?Bilinmez.Sonra karar verdiğimiz fikir,azalara ne söylemiştir ,hangi lisanı kullanmıştır ki azalar hemen ona itaat ederek gereğini icra ederler.Bu durumda ortada ses,söz,lisan bulunmamaktadır.Bu nedenle o alemin konuşmaları da buna benzer olsa gerektir.

AKLI KAMİLE BAĞLANMAK

İnsan bilmediği bir sanatı ustadan öğrenir.Tıpkı medresede dini ilimleri öğrenmek için  Hoca'ya olan ihtiyacı gibi.Bu ikili ilişki ve alakadan,üst akıl,diğerine birşeyler aktarır.Öğrendiğin bu ilim ve sanatlar bu dünya işlerinin tanziminde sana faydalıdır.Aklı cüz'i bu talimden faydalanarak gelişir.Gaybiyete ait konularda da bilen bir zata danışıp onun tedrisine tabi olmanın gerekliliği garip olmamalıdır.Çünkü aklın derecesini yükseltmek ve iktisabı terakki için de bir aklı kemale gelmiş olanı bulup rehber edinmek gereklidir.Cünkü Aklı Kamilin Kamilin terbiyesi altında olmak nefsani sıfatlara bir zincir olur,onları bağlar.Şarap içenin aklı nasıl etkilenirse ,aklı cüz'i,aklı kamilden etkilenir.Aklı kamilin sözleri nefsine uygun gelmese de bu sözleri hoş tutmak gereklidir ki böylelikle sıcağı,soğuğu,acıyı ,tatlıyı tefrik eden cehennem tabiatlı nefisten kurtulmak mümkün olabilsin

VAHDETİ VÜCUD NİÇİN AŞİKAREN İZAH EDİLMEDİ?

Mevlana Efendimiz vücudu mutlakın tenezzülatını v esrarını ve vahdeti vücudu en güzel bir şekilde ve surette açıkça şerh ederdim amma okuyacak olanların zeka kuvvetleri aynı olmayacağından korkarım ki anlayamazlar da kimi ,biz artık işin hakikatını anladık,binanaleyh her şey Hak olunca kim kime ibadet edecek,namaza,oruca ne lüzum var?Bunlar bu hakayıkı anlamayanlara mahsustur,diyerek şeriatı tatil ederler ve yanlış hükümler ile Hakk'a iftira atarlar diye çekinmiş ve kapalı geçerek misaller altında anlatmıştır.En'am suresi 6/21 ayeti bu tür yanlış düşünmeler içindir. :"Kim Allah'a karşı yalan sözlerle iftira edenlerden daha zalimdir" .Dünyaya sahip olmak için dini alet olarak kullanmak,siyasete dini bulaştırmakta bu ayetin tehdit sahasındadır.Vahdeti vücudun misaller altında anlatılması,kın içinde kılıç olarak telakki edilmiş,kınından çıkan kılıcın kesme tehlikesinden dem vurulmuştur.

İKİ GÖZ NEDEN VARDIR?

Başımızdaki göz merkezi ikidir.Gözlerdeki bu ikilik acaba neye işarettir.Biri zahir diğeri Batın aleminin varlığına işaret olabilir.Çünkü görme duygusu bir göz ile de mümkündür.Kısıtlı olsada bu ihtiyaç giderilebilir.Ama Hak Teala bizlere iki tane vermiştir.Bu ikilik hakikatta birlikdir.Sen,çok olan eşyadaki "çokluğu"görür isen ikilikte kalırsın.Surete bakmışsın.Ancak iki gözden çıkan nur birleşir.Biri başka diğeri başka görmez.Sağ göz mü görür,sol göz mü görür tartışması ve şüphesi olmaz.Nura nazar etmeyip nurun çıktığı yere nazar edilirse ikilik başlar.Eşyada Zahir olan Hakk'tır bakışına ulaşılırsa sorun biter."Peygamberler arasını tefrik etmeyiz"(Bakara 20285 ayeti) bunu bir alıştırmadır.Suretde kalmak serkeşliktir.Ancak suretten vazgeçebilmek Ancak İnsan-ı Kamilin yardımı ve tasarrufu ile mümkündür.Zaten insan-ı Kamil,Hakk'dan ayrı düşünülemez.

"İŞ GÖRENLER"

Naziat suresi 79/5 ayeti:"Bir iş çevirenler" ayetinde Hak Teala'nın Kader ve kazasının gereğini yerine getiren VAZİFELİ lerden bahsediler.Padişahın Çavuşları olan bu iş görücüler melek cinsinden manevi olabilecekleri gibi,insan cinsinden de maddi olabilir.Garip olan şudur ki:Cenab-ı Hakk bir zalime,bir kafire bu dini mübini için  hizmet ettirirde o zalim ve kafir,boynuna takılı olan ip yahut zincirden habersiz "Ben yapıyorum"duygusu ile ilahi hükmü icra eder.

1 Mayıs 2016 Pazar

GÜZEL BİR CEVAP

Gaziantepte yaşamış Bilal Baba hazretlerine sormuşlar:"Efendim Hz.Abdülkadir Geylani mi büyüktür yoksa Seyyid Ahmet Rüfai hazretlerimi?".Hazret bu soruyu şu şekilde cevaplamıştır:"Evladım birisi boyuna büyümüştür diğeri enine büyümüştür ! Hatta bu soruya bir mübarek zat da şöyle cevap vermiştir:"Evlat ! bu soruya cevap verebilmek için ikisinden de büyük olmak gerek ki hangisinin büyük olduğu söyliyebilelim."

RÜYAMIZDAKİLERLE KONUŞMAK MÜMKÜNMÜDÜR?

Rüyamızda görüştüğümüz kişilerle görüşmemiz bizim irademiz dahilinde değildir.Bu uyanık iken mümkün değildir.Çünkü aynı hali yaşayabilmemiz için uykuda olmamız gereklidir.Uykudaki imkan,uyanıklıkta mümkün değildir.Rüyada uçabilmemiz mümkün iken uyanık iken bu mümkün değildir.İçinde bulunduğumuz bu alem,şehadet alemi olup bu alemin kuralları ile Batın aleminin kuralları aynı değildir.Kara dediğimiz toprağın kuralları ile denizin kuralları aynı olamaz.Bu nedenle hislerimiz bu şehadet aleminin kurallarına mağluptur.Bu alemle alakasını kesen kişide ruhun tecellileri başlar.Dünyanın lezzetleri içinde olan ruhun lezzetlerinden uzaktır.

GÜVENİLECEK YER

Yardım kimden istenir?İnancımıza göre Hak Teala'dan.Acaba onun yardımını isteyecek yüzümüz var mı?Bence yok.Çünkü İsraili yine büyük olarak kabul edip,Amerikan Başkanının merhametini celb edip,AB ülkelerinde serbest dolaşımı sağlayabilirsek her şey düzelecek düşüncesindeyiz.İçte yanan ateşi düşünen yok.Üstelik birde kendi içinde sessiz kaynayış mevcut.Sadi Şirazi ne demiş:Düşman öldürmekle bitmez.Sen dost edin.Firavunun sahip olduğu güü bugünün ülkeleri ile kayaslarsak  bugün belkide hiçbir ülkede mevcut değil.Ancak Hz.Musa'nın bir asasına dayanamadı.Bugün için "MUCİZE BEKLEMEK"olurmu demeyin.Mucize her devir için geçerlidir.Bugünün Firavunlarına karşı çıkıp onun saltanatını yıkacak bir Hz.Musa meşrepli er mutlaka mevcut olacaktır Anlayışı ve fikri keskin etmek yol değildir.Şahın fazlı,acziyetten boynu bükülmüş,kendisinin hiçliğini ve müflisliğini bilerek dilenciler gibi ah ve eninler ile tese'ül yolunu tutmuş kimseleri kabul eder.Hazine cem etmiş olanları değil.Cihandan çok firavunlar,Daralar,İskenderler gibi güç kuvvet sahipleri geçti.Bugün hiçbirinin eseri kalmadı.

HALEPTEKİ SON DAHİLİYE DOKTORU

Üç yıldır misafir ettiğimiz 23 kişilik Halepli BEDİNCKİ aileSİ  üzüntülü.Dün gece Halepte kalan son dahiliye doktoru,bombardımanda şehit olmuş.Bir akraba,yüzünden yaralanmış ve gözlerini kaybetmiş.Halep kan ağlıyor.Tekkeler kapatıldıktan sonra Mevlana Efendimizin torunları yurt dışına çıkmış ve 22 kuşaktan  torun Celalettin Çelebi (Esin Çelebi annemizin babası) Halep Mevlevihanesinde doğmuştu.Bu nedenle Halep'in yanımızda ayrı bir güzelliği vardır.Ya Rabbi ! Ümmeti ayağa kaldıracak bir sahip gönder artık.Bizlere,onu tanıma,ona yardımcı olma ve ona asker olma lütfunu bağışla .

TEVAZU BÜYÜKLERDE GÜZELDİR

Katar ziyareti öncesi Başbakan açıklama yapacak.Ancak açıklamanın yapılacağı masada dört koltuk var ve Binali Yıldırım'a koltuk ayrılmamış,Boş koltuk bulamayınca dinleyici sırasına oturmuş.Protokol sorumlusu telaşlı.Efendim Hükümet sözcüsü gelmeyecekmiş lütfen siz buyrun!cevap:Siz o koltuğa oturtacak birisini bulursunuz.Masadaki diğer iki bakan(İsmet Yılmaz ve Naci Ağbal)telaşlı.Sayın bakan buyrun boş olan yere lütfen oturun.Cevap olumsuz.Başbakan içeri girer bakarki bakan dinleyici sırasında ve koltuğun bir boş.Davet eder.Binali Yıldırım kalkmaz.Başbakan ısrarı sonucu bakar ki işin rengi başka olacak kerhen gider ve oturur.Ama yüzü turşu satmaktadır.Söyleyin nerde Allah için sevmek davranışı.Hadi diyelim ki protokol sorumlusu hata yaptı,tahmin edemedi,koltuk koymadı.Efendim ,dinleyici sırasında oturmak ne kaybettirir size..Zaten bu makamlar bittikten sonra dinleyici koltuklarında oturmayacakmısınız .Tevazu büyüklerde,makam sahiplerinde olursa güzeldir.Bu fotoğraftan yakında ne anlaşılması gerektiği şüphesiz duyulacaktır.Beyler ! Zararı İslam davası görüyor.

İNANÇTA ON İKİ TAİFE OLMAK

Hz.Pir Mevlana Efendimizin Mesnevii Şerifinin birinci cildinde hikayesini anlattığı Hırıstiyanların mensup olduğu on iki beye bağlı insanlardan acaba ne murat edilmiştir?On iki taifeye ayrılmış hırıstiyan topluluğu.Şüphesiz tarihte yaşanmış bir hadisede olabilir ancak,Belki Müslüman Cemaatının ayrılacağı,yahut etrafından toplanacakları on iki düşünce gurubu yahut tarikat olabilir mi diye düşünmenin mahzuru yoktur.Her düşünce gurubu itikadi noktadan bir veya birkaç maddeyi esas alarak öne çıkartırlar ve hakikatın bu düşünceye sahip olmak olduğunu ifade ederler.Örnein dünya yaşantısında RİYAZET-AÇLIK-TÖVBE yi ön planda tutanlar olduğu gibi CÖMERTLİĞİ  esas ittihaz edenler de mevcut olup bunlar diğer hal faydalı değildir derler.Bir başka gurupsa AÇLIK VE CÖMERTLİK yaratıcıya karşı şirktir TEVEKKÜL VE TESLİMİYET 'ten gayrisi hile ve tuzaktır derler. Birileri vacip olan ÇALIŞMAKTIR  yoksa tevekkül düşüncesi kabahattır der.Bir gurup EMİR VE NEHİYLER İŞLEMEK İÇİN DEĞİL ACZİMİZİN ŞERHİDİR diyerek emir ve yasakların temelini ortadan kaldırır.Yani bu emir ve yasaklar avamadır,bize değildir derler.Diğer bir gurup ise acziyeti ifade etmeye karşı çıkarak KUDRETİ(CÜZ'İ İRADEYİ) işaret ederek bu sendeki kuvvette Hakk'dan dır diyerek iradeyi bir anlamda insana ait kılar.Diğeri derki Acziyetten de,kudret görmekten de geç ki bunlar vücudu hakiki muvacehesinde gayriyyet ispatıdır ve NAZAR PUTTUR.
Bir diğeri NAZAR VE HAYAL ışık gibidir sakın söndürme.Bir diğerine (keserata)aleme nazar etme ışığını söndürürsen(ZÜHD) dünya sana daha fazla yaklaşır.Hakk'ın sana verdiği kabiliyetler.istidatları kabul et,sana külfetli gelen şeyleri yapamadım diye üzülme diyerek meşrebine uygun geleni yapma yolunu mübah gösterir.Bir diğerine de yaratılışına hoş gelen şeyi yapmak çorak yere tohum ekmek gibidir,nefsine hoş geleni yapma,sonra pişman olursun.Bir diğerine ÜSTAD BUL hasep ve nesep sahibi olan kimse akibeti göremez.Diğer taife de :Üstad'a ne gerek var ÜSTAD SENSİN  niye başkasına uyacaksın ki.Tüm bunlar bir araya getirildiğinde birbirine zıt on iki ayrı düşünce gurubu mevcuttur.Tüm bu gurupların ayrılıkları SURETTEDİR.Yolun hakikatında ayrılık yoktur.Ancak suretteki ayrılıklar,YÖNETMEK(BAŞ OLMAK) isteği ile birleşirse en tehlikeli olan DİN SAVAŞLARINA sebebiyet verir.

HAZRET-İ İBRAHİM PEYGAMBERİN İNSAN-I KAMİL ARAYIŞI

İbrahim Peygamberin arayışı Kur'an'da anlatılır.Peygamber olarak tercih edilen bir zat  için anlatılan hadise,hakikatta bizim için,bugünün insanı için anlatılan hikayedir.Yoksa geçmişde olmuş bitmiş bir hikaye değildir.Bugünün insanı,itikadi yönden inanacak bir merkez(insan)arayışı içinde nasıl hareket edeceğinin işaretleridir.Enam suresi 7/76 ve devam eden ayetlerde Hz.İbrahim'in "Geceleyin"zuhur eden hadiseleri ifade buyurulmuştur ki "Gece"tabirinden maksat insanın karanlık içinde kaldığı (arayışta olduğu)bir zamanıdır.Yoksa İbrahim Peygamber hiç gece görmediğini,hiç ay ve yıldız görmediğini söylemek  mümkün olur mu?İtikaden bağlanacağı bir mürşit arayan kimse bir çokları ile karşılaşır.Bu insanların ışıkları derece derecedir.Kimisi çok uzakta bir yıldız ışığı gibi zaif bir ziyaya sahip(ilmel yakin mertebesi),kimisi ay gibi kuvvetli ışığa sahiptir(aynel yakin mertebesi).Ancak tüm bu ışık kaynakları güneşin doğması ile(yani insanın Hakkal Yakin seviyesine gelmesi)ile gözden kaybolurlar.Kitapta yazılanlar gitmiş,beş duyumuzla hissettiklerimiz kifayetsiz kalmış ancak ruhumuzla müşahede ettiklerimiz meydana çıktığında diğer deliller terk edilmiştir.İbrahim Peygamber kıssasında bunlar  anlatılmak istenmiştir.Mevlana Efendimiz ,Hz.İbrahim tarafından görülen güneşi "Git sayeden bir güneşi bul!Tebrizli şah Şems'in eteğini bul !Bu düğün ve gelin tarafına yolu bilmezsen ,ziyau'l-Hak Hüsameddin'den sor" buyurmuştur.Bu zatları ararken yolda "Hased"isimli çok güçlü bir eşkiyanın varlığını işaret ederek bir insanda mevcut ilahi lütuf olan Velilik derecesinin varlığı seni hasede sevketmesin,"Onda var bende niye yok"dedirtmesin.Evliyalık çalışma ile elde edilemez,vehbidir,Hakk'ın lütfudur.Böyle bir Veli'ye Hakk'ın lütfundan dolayı hased edersen,senin kalp evin kirlenir.Allah adamının ayağının altına toprak olmak gereklidir.

UYKU-UYANIKLIK

Hakk'la birlikte olursak uyanık olabiliriz.Hakk'la birlikte olmayan,dünya işlerinde ziyade akıl sahibi olunsa da buna uyanıklık demezler ziyade uyku derler.Uykuda rüya gören kişiye şeytan rüyasında huri gibi bir güzel şeklinde gözükür ve o güzelle olan yakınlaşma sonucunda bir anlık zevk yaşar uyanır ki nesil tohumunu çorak yere dökmüş,vücudu pislik içinde kalmıştır. Gökte uçan kuşun gölgesi yere düşmüş,kuş gibi uçan bu gölge kuş zannedilmiştir de hevasına kapılan ahmak avcı habire bu gölgeye ok atar avlamak için.Bir gün bakarki ömür geçmiş,artık atacak ok kalmamıştır.Halbuki bu avcının terbiye edeni(mürebbisi)Hakk'ın yeryüzündeki gölgesi olan Evliyaullah olsa idi ,onun eteğini tutan kişiler vaktin bu tehlikelerinden korunmuş olacaktı.Uyanık halde bu ömrü tamamlayacaklardı.

"ASHABI KEHF'"'İN İŞARET ETTİĞİ MANA

Ashab-ı Kehf hikayesi Kur'an da zikredilmiştir.Zalim bir padişahın vezirleri konumunda olan yedi gencin inançlarından dolayı bir mağaraya sığınmaları ve Cenab-ı Hakk'ın onları,köpekleri Kıtmir ile birlikte 309 yıl uyutması ve sonra uyanmaları hikayesidir.Ashab-ı Kehf'te geçen zamanın,beden üzerine tesir etmemesi hali,bedenin bu kadar süre içinde bir şeye ihtiyaç duymayarak fiziksel hayatiyetini devam ettirmesi,bu süre içinde bedenin ihtiyaç duyduğu hareketin Hakk Teala tarafından yerine getirilmesi v.s gibi sayısız hikmeti ve sırrı içinde barındırır.Bu ayetler ,Dünyevi hayatlarında Evliyaullah'ın hareketlerini yöneten,onları hareket ettirenin  Cenab-ı Hak olduğunun delilleridir.Ashab-ı Kehf'in her devirde mevcut olduğunun delilidir.Evliyanın cismini görüp manasından habersiz olanlar onlardan faidelenemezler.Tıpkı Hz.Nuh (AS)'ın gemisine binemeyenler gibi.Bugünde günah ve inkar tufanı tüm yeryüzünü kaplamıştır.Bu tufanın zararından kurtulabilmek,Evliyaullahın kalbine girmekle mümkün olacağının idrakinde kaç kişi vardır ki ?Kur'an'ın anlattığı her şey el'an yaşanmaktadır.Yoksa tarihte olmuş bitmiş bir vakıa olarak düşünülmemelidir.