7 Haziran 2020 Pazar

FETHULLAH GÜLEN'İN SUYU ISINDI MI?

Azizim Necib Sultan'ın söylediği bir cümle idi. Hiç detaya girmedi. Yine, gelecek olan sahibüzzaman'dan bahsetti. Anladım ki,sahibüzzamanın geliş vakti 2023 olarak belirtmiş olduğundan bu süreç içinde (2020-2023) Amerika'da Fethullah Gülen'e karşı ya bir tavır olacak, yahutta hastalık  v.s nedeniyle terki dünya edecek.
"Suyun ısınmasından" ben bunu anlıyorum. 

ALLAH'IN HAS KULLARI,GERÇEK MİRASÇILAR

Allah Teala'nın has kulları, insanlar yanında sağır, dilsiz ve kördürler. Kalpleri Allah'a yakın olduğu için başkalarını duymazlar, görmezler. Onları yakınlık sarar ve heybet bürür, sevgililerine karşı besledikleri sevgide onlara faydalı olur. Onlar celal ve cemal sıfatları arasındadırlar. Sağa, sola arkaya dönmezler. Sadece önlerine (Rablerinin cemaline ) bakarlar. İnsanlar, cinler, melekler ve bütün mahlukat onlara hizmet eder. Onun lütfu ile doyarlar, yakınlığı ile kanarlar. Lütuf şarabından içerler, yakınlığı ile kanarlar. Onların insanlara kulak vermekle işi yoktur. Onlar bir vadide, insanlar bir başka vadidedirler. Hz:Peygamberin yerine, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara iletirler onlar gerçek mirasçılardır. İşleri güçleri, halkı Hakk'ın kapısına yöneltmektir. Allah'ın delillerini onlara sunarlar, her şeyi yerli yerine koyarlar, fazilet sahibi herkesin hakkını da verirler.İnsanların hakkını tastamam verirler, nefislerinin hakkını ise tam almazlar. Allah için sever, Allah için kızar. Onlar bütün varlıklarıyla O'na aittir; başkalarının onlar üzerinde nasibi yoktur. Kim bu hale nail olursa, O'nunla beraberliğe nail olur, kurtuluş ve ferah bulur. İnsanlar, cinler, melekler, yerler ve gökler onu sever.
Bu varisler derler ki:
"Ey benimle beraber olmak ve benden faydalanmak isteyen mürid! Benim halimde ne halk, ne dünya ve ahiret vardır. Benim ellerimde tevbe edip benimle beraber olan, benim hakkımda güzel düşünüp söylediklerimle amel eden kimse  de Allah'ın izniyle benim gibi olacaktır. Allah (c.c) Peygamberlerini kelamıyla, sadık kullarını da kalplerine verdiği ilhamle terbiye eder. Çünkü onlar Peygamberlerin mirasçıları, halifeleri ve manevi evlatlarıdır.

ZİKİR-İLİM -AMEL-ÖTESİ

Allah Teala, "Beni anın ki ben sizi anayım, bana şükredin ve nankörlük etmeyin" buyurmuştur. Ben beni zikredenin sohbet arkadaşıyım buyurmuştur.
Zahirde bir şehre, harita üzerinden o şehre giriş yolunu kullanarak gireriz. Bir apartmana, giriş kapısından dühul ederiz. Apartman dairesine ise, o meskenin kapısını kullanırız.
"Kapı" denilen bu tarif yerleri ulaşmayı temin eden hayati derecede önemli yerlerdir. Yaratılmamızın gayesi, Hak Teala'ya ibadet etmektir. İbadet sadece formel, fiziksel,şekli hareketler, vakitler değildir. Din dediğimiz, dünyanın varlık nedenini,insanın varlık unsurlarını ve gayesini anlatan kurallar bütünüdür. Zahir dediğimiz bu bakışta kanunlar,yaşayanların tecrübesi vardır. Evvel emirde "Kapı" Peygamberlerdir. Çünkü bilmediğimiz alemle alakalı olarak bize Allah'ı , emirlerini, nehiylerini(yasaklarını,haramlarını) anlatmışlar, bizatihi kendi hayatlarına yaşayarak insanlara aktarmışlardır. Hak Teala'nın seçkinleri olan Peygamberlik Cenab-ı Risalet Efendimizle son bulmuş, kemale ermiş, kıyamete kadar başka bir din gelmeyeceği kati olarak belirtilmiştir. İnsan nesli kıyamete kadar devam ettiğinden, insandaki gaflet, bozulma, peşin lezzetlere kanıp talep etme devam etmektedir. Her devirde yaşayan bu insanlarla ilgilenme, onlara nasihat etme ve hatırlatma babında, Hak Teala'nın seçkin kullarının  varlığı ve görevi devam etmekte olup biz bunlara Allah dostları anlamında Evliyaullah hazeratı demekteyiz. Allah dostları Peygamberlerin açtığı yoldan gitmekte, Cenab-ı Resulullah'ın yolunu ve yöntemini izlemektedirler. Hak Teala ahirete ait ilimleri bunlara bahşetmekte, bunlar vasıtası ile de bu insanları benimseyen, seven  arayış içindeki insanlara "yaşayarak" gösterilmektedir. Bu insanlar içinden yetişenlerde, seleflerinin gösterdiği yolda aynı görevi devralmakta ve kıyamete kadar insan yetiştirme suretiyle devretme devam etmektedir.
İlim der ki "Oğlum, benimle amel etmezsen ben senin aleyhinde bir delil olurum. Amel edersen lehinde bir delil olurum". Cenabı Peygamber buyurmuştur"İlim amele seslenir, cevap verirse kalır, cevap vermezse çekip gider." Bereketi gider, sıkıntısı kalır, ihtiyaç duyduğun anlarda senin yanında olmaz.İlmin özü ameldir. İlmin sana söylediği şeyleri yerine getirmedikçe Hz.Peygambere itaat etmiş olmazsın.
Hak teala giden Kapı Peygamberler ve onda devam eden kemalat sahibi varisleridir. 

6 Haziran 2020 Cumartesi

İSTEKLERİMİZ

Ey Fakir! Zenginlik arzun olmasın.Çünkü o senin helakine sebep olabilir. Ey Hasta! Sen de sağlığına kavuşmayı arzulama. O da senin helak sebebin olabilir. Elinde olan meyveyi koru ki yaptığın iş övgüye layık olsun. Elinde olan bu miktarla yetin ve fazlasını isteme. Hakk'ın senin isteğinle verdiği her şey senin hayat suyunu bulandırır, başına bela olur. Bu tecrübe edilmiş, yaşanmış bir gerçektir. Ancak istemek, kula kalbi tarafından emredilirse istediği şey bereketli kılınır ve pislikleri giderilir. Allah'dan daima affetmesini, sıhhat-afiyet vermesini, dinde, dünyada ve ahirette kurtuluş vermesini dile ve bu kadarcığıyla yetin. Allah'a karşı (zorba bir hükümdar gibi) emirler sıralama. O, senin belini büker.

ANSIZIN YAKALANMAK

"Onlar kendilerine verilenlerle sevinip şımarınca onları apansız yakalayıverdik"Enam 44).Bu ayeti fert bazında değil bir insan topluluğu bazında algılarsak, kendilerine iktidar olma imkanı verilmiş bir topluluk iktidarın verdiği imkanlar nedeniyle şımarırda zulüm yaparsa apansız gelen bir bela ve felaketle bitme noktasına gelir.
Allah katında olan şeyler sabırla elde edilirler. Sabır ve fakirlik gerçek iman sahibi kimselerde bulunur. Kulluk için sadece "La ilahe illallah" demek yeterli değildir. Buna bir şey eklemediğin sürece bu sözün sana bir faydasız olmaz. İman söz ve ameldir.
La ilahe illallah diyen kimseye "Delilin var mı?" diye sorulur. Bu sözün delili emre uymak, yasaklardan kaçınmak, sıkıntılara sabretmek ve kadere teslim olmaktır. Bütün bunları yapsan bile bunlar; ancak ihlaslı olduğun zaman kabul edilir. Amel olmadan söz, sünnete uygunluk ve ihlas olmadan da amel kabul edilmez.

SEVGİ BELAYI CEZBEDER SABRI MEYDANA ÇIKARTMAK İÇİN

Dert gelince sabırla karşılayıp deva gelinceye kadar beklemek gerek imiş. Deva gelince de onu şükürle karşılamak gerekir.
Celal ve cemal tecellileri merdivenleri basamak basamak çıkılır. Kul denendiği zaman belli olur. Bela gelmeden geçimi yerinde olan kimse "Allah'ı seviyorum" der.
 Allah'dan bir bela geldiğinde sen aynı kalabiliyorsan Allah'ı seviyorsun demektir. Bela geldiğinde yalanın ortaya çıkar ve ortada sevgi kalmaz,
Cenab-ı peygamber Efendimiz'e (sav) birisi geldi ve :"Ey Allah'ın Resulü ! Ben Allah'ı seviyorum." dedi. Bunun üzerine Efendimiz:"O halde bela için bir elbise hazırla" buyurdu.
Allah ve peygamber sevgisi fakirlik ve bela ile arkadaş imiş. Bundan dolayı salihlerden birisi "İnsanlar olmadık şeyleri iddia etmesinler diye bela ile sevgi başbaşa bırakılmıştır, böyle olmasa herkes Allah'ı sevdiğini iddia ederdi." İşte bu yüzden belaya ve fakirliğe sabır, Allah sevgisinin göstergesi kabul edilmiştir.

NEFSE MUHALEFET

"Hoşlanıyorum", "seviyorum","istiyorum" bir duygunun ifadeleridir. İçeceğimiz çayın demli yahut açık olması, kaç şekerli olması gerektiği, kebapla yiyeceğimiz etin yağlı yahut yağsız olması,ekmeğinin yahut zerzevatının bol olması ve yanında kolanın olması, yaz günü suyun buz gibi olması, klima isteği,v.s gibi istekleri çoğaltabiliriz. Bu yiyecek ve içeceklerle alakalı nefsimizin bize telkin ettiği şeylerdir. Bunun gibi giyeceklerimizle alakalı, mesken ve otomobille alakalı, tatillerimizle alakalı tüm tercihlerde nefis rol oynar. İstek ve arzular denilen bu heva insanı sürükler. Nefse muhalefet bu isteklere muhalefetle başlar. Uykusuzluk, aç kalmak, eski yahut sıradan elbise giymek. Gitgide tercih sahibi olmamak haline gelindiğinde kader oluğunun altında, sabır yastığına yaslanıp muvafakat kılıcını kuşanıp, kurtuluş ümidiyle Hakk'a kulluk edip razılık ve teslimiyet içinde uyumak. İstemeden Hak Teala'nın sana lütfettiğini görürsün. İstenmeden verilen şeylerin hiç çilesi olmaz imiş.

5 Haziran 2020 Cuma

TAYYİP ERDOĞAN RİSK ALTINDA MIDIR?

Şüphesiz.Çünkü Hilafet siyaseti uygulaması kaçınılmazdı.Dünya üzerindeki Müslüman ülkelerin muzlum olanlarının umudu idi.Osmanlıdan himaye bekleyenler bunu türkiye Cumhuriyetinden beklemekteler.bu nedenle Tayyip Erdoğan'ın söylemlerini takip etmektedirler.Eğer bu söylemler aşikar ve aleni olursa, Ayasofya açılırsa İngiliz Siyaseti,Siyonizm nasıl Sultan Abdülaziz'i, Sultan Abdülhamid'i ve Sultan Vahdettin'i hal etmişsse Tayyip Erdoğan'ın da başına çorap örmeye çalışacaklardır.Ancak Cenab-ı Hakk'ın mekri nasıl tecelli edecek.Bu şimdilik bir muamma.

TEKNİĞİ YAKALAMAK

Sultan Abdülaziz o zaman uzun mesafe sayılan 500 mt.ye isabet eden Martini Henry tüfenklerini Türkiyeye getirmiş, Tophanede bu silahları söktürerek bire bir aynısını yaptırdıktan sonra bu tüfenkler Rus harbinde kullanılmış.Plevne müdafaasında yararları görülmüştür.Çünkü Rusların elinde bulunan tüfenklerin mesafesi 250 mt olduğundan bizim tüfenklerimiz etkili olmuştur.
Sultan Abdülaziz han, Amerikadaki Kuzey-Güney muharemesini tetkik etmiş Kuzeylilerin muvaffakiyetlerinin ellerinde bulunan Henry Martini,Spencer,Vinchester   tüfenkleriniden kaynaklandığını tespit etmesi üzerine bu tüfenklere yönelmiştir."Şeşhaneli Amerikan Tüfeği" denilen bu tüfeğin mekanizmasını sarı pirinçten imal ettirmiş ve adınada Yellow Boy (Sarı Çocuk) adı verilmişti.

AMERİKA OSMANLI'YA KORUMA HARACI ÖDEMİŞTİR.

Osmanlı Donanması Akdeniz'i bir göl haline getirdikten sonra Atlas okyanusunu aşarak Amerikaya ulaşmıştı.Gerek uzaklık gerekse nüfus azlığı nedeniyle Amerika hususu geri planda kalmıştı.Ancak 1795 yılında Birleşik Amerika, Cezair Beylerbeyliğimize yılda 642.000 altın dolar,12.000 Türk altını ödeyerek bir anlaşma imzalamıştır.Bir tarafta George Washington diğer tarafta Cezair beylerbeyi Dayı Hasan paşa nın imzasını ihtiva eden bu anlaşma gereğince Osmanlılar Atlas Okyanusunda Amerikan bayrağı taşıyan hiçbir gemiye dokunmadıkları gibi , onları korumayı da taahhüt etmişlerdir.Bu ahidname 1818 yılına kadar yürürlükte kalmıştır

AÇE DEVLETİ

Kanuni ve oğlu Sarı Selim,Afrika Ümit burnunu dolaşarak uzak doğuya Filipinlere,Endenezyoya,Hindistan 'a gemiler göndermiş oradaki insanları İngliz,Portekiz sömürgesine karşı korumuştu.Bunlar arasında Kuzey Sumatra'da 1514 yılından 1903 yılına kadar hükümran olmuş "Açe Devleti" Osmanlı'nın yardımı ile bu ülkenin insanlı Osmanlı bayrakları ile donanmış,hükümdarları kendi rızaları ile Uzakdoğu'da bir nevi "Osmanlı beylerbeyi" haline gelmişlerdir.Uzak Doğu insanının islama girmelerinde etkin roy oynamışlardı.

YÜKSELMENİN NEDENİ

Mehmet Akif,Süleymaniye Kürsüsü nam eserinde konuşturduğu vaiz Abdürreşit İbrahim Efendi olup ,Abdülhamit devrinde yaşayıp bir çok seyahatler yapıp bunları kitaplaştırmıştı.Bu eserden ilham alan Akif,Batı karşısında izlenecek yolu şöyle şiirleştirmiştir:
"İstedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek?
Nedir esbabı terakkisi? Yakından görmek
Bu uzun boylu mesai, bu uzun boylu sefer,
Bir kanaat verecekmiş bana dünyada meğer
O kanatta şudur:
                          Sırrı terakkinizi siz
Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz
Onu kendinde bulur yükselecek millet;
Çünkü her noktada taklit ile sökmez hareket
Alınız ilmini Garbı'n, alınız sanatını
Veriniz hemde mesainize son süratinizi
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız
Çünkü milliyeti yok sanatın , ilmin yalnız:
İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin Bütün edvar-ı terakki-yi yarıp geçmek için
Kendi " mahiyet-i ruhaniye" niz olsun kılavuz
Çünkü beyhudedirümmid-i selamet onsuz"

ABDÜLHAKİM ARVASİ HAZRETLERİ

Abdülhakim Arvasi hazretlerinin seçkin müritlerinden Hilmi Işık  hazretleri buyurmuştur:"Biz mağdur ve mazlum, büyük şahsiyet Sultan Abdülaziz Han hazretlerinin ahının çilesini çekmekteyiz. Henüz Sultan Abdülhamid Han hazretlerinin ahının çilesine sıra gelmemiştir.

YİNE AYASOFYA KONUSU

Ayasofya konusunun araştırılması için Tayyip Bey talimat vermiş. Çünkü 1935'te müze yapılmasına ilişkin Bakanlar kurulu kararı şaibeli durumda. Vakıf Malı olması nedeniyle Kariye camisi hakkında Danıştay'ın verdiği karar ortada. Vakıf malı devletçe de olsa vakfedenin amacı dışında kullanılamaz. Sultan Abdülhamid'in başarısının altında yatan sırlardan biriside türbelere yaptığı imaret işleridir. Aynı işleri Tayyib bey, Belediye başkanlığı zamanında da başlatmıştı. Belki de bu hizmetinden dolayı ona uzun bir iktidar süreci bahşetti. Ayasofya Fatih'in vakfiyesidir. Vakfedenin iradesi korunması en değerli kul haklarındandır. Şayet tüm tehditlere rağmen Ayasofya cami şeklindeki vakfiye aslına döndürülürse Tayyip Erdoğan siyaset sahnesinde bir rüzgarı arkasına almış olabilir. Hak Teala, bu milletin sırtında Ayasofya kamburunu indirsin ve Ayasofya özgür olsun.
Ayasofya konusunu meydanlarda siyaset konusu hep yapıla gelmiştir.1965 de Demirel Ayasofya konusun meydanlarda dile getirerek tek başın iktidar olmuştur.Sonrasında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel "Memleketin bir çok sorunları varken niçin Ayasofya sorusu soruluyor " diye asabi bir şekilde hadiseyi gündem dışına itmiştir.Sonraki süreçlerde (1970 koalisyonlarda) Ayasofyaya bitişik hünkar mahfili denilen kısımda cuma kılınması ve Ayasofya minaresinden ezan okunmasına müsaade çıkmışsa da 12 Eylül darbesi sonrasında da bu kadarcık uygulamada kaldırılmıştır.Cami olarak Açılması hususunda Kanun teklifi verilmiş ve Kanunlaşması için 150 kişi evet demişsede 9 oy eksikliği nedeniyle kanunlaşamamıştır.Bu toplantıya katılmayan ancak Ayasofya kartını sürekli kullanan siyasileri iyi tespit etmek gereklidir.
Maalesef Ayasofya konusu derin bir konudur.Belkide bağımsızlıkla eş değerdedir.Ancak dile getirenler bu hususu siyaset malzemesi yapmaktadır.Ayasofya konusunu siyaset malzemesi yapan gayrisamimi kişiler siyaset sahnesinden silinecek ancak maneviyat yönü ziyade bir kişiye Kader-i mutlak imkan verdiğinde konu çuzülebilecektir.  

4 Haziran 2020 Perşembe

İTTİHAT VE TERAKKİNİN HATALARINDAN

Sultan Abdülhamit,Yahudilerin fahiş para vererek Filistin'de Araplardan toprak satın almasını istihbarat etmesi üzerine toprak satmak isteyen Arapların topraklarını satın alacağını belirtti ve Yahudilerin toprak hususunda yeni bir tezgah yapmamaları için Filistin'deki toprağı Şahsı adına Tapusunu çıkarttı. Filistin Çiflikatı Şahanesi adını alan bu topraklar, gafil ve güdümlü ittihatçılar tarafından tahttan indirildikten sonra emlaki millileştirildi. Böyle yapmasalardı o topraklar kaybedilse bile Milletlerarası hukuka göre şahsi mülkiyet hakkı baki kalacaktı. Aynı hata Musul'da da yapıldı. Musul'da petrol araması yapan İngilizlerin  petrol tespit ettikleri yerleri Abdülhamit Kendi namına tapulatmıştı.

BİR FİTNE MERKEZİ:SELANİK

Katolik İspanyolların, Endülüs devleti yıkıldıktan sonra Müslüman ve Yahudi katliamlarına başlamaları üzerine Fatih Sultan Mehmed'in oğlu ikinci Beyazid,Müslümanları ve Yahudileri Osmanlı memleketine taşınmasına müsaade etti. Türkiye'ye getirilen Yahudilerin ağırlıklı olarak iki yerde kaldı; İstanbul ve Selanik. Selanik, bu nedenle fitnenin merkezi oldu. Filistin devleti hayalinin önünde en büyük engel olarak gördükleri Sultan Abdülhamit'i indirmek için Yahudilerce kurulan İttihat ve Terakki'nın merkezi Selaniktir. O büyük hükümdarı tahttan indirmek amacıyla oluşturulan Harekat Ordusunun kalkış yeri Selanik'tir.

PKK

PKK, Kürt görünüşlü bir Ermeni harekatıdır. Öcalan'ın anası da, babası da Ermeni kıtalinden arta kalan ermeni yetimidir.
Ermenilerin bu örgütten maksatları şudur:1-) Ermeni Katliamı, doğuda kürtler vasıtasıyla yapıldığı için Kürtlerden Ermenilerin intikamını almak 2-) Bölgedeki Kürt nüfusunun ölüm ve hicret nedeni ile azalmasını temin etmek. Bundan maksat ise Avrupa Birliğine girildiği takdirde doğuya hatırı sayılı bir Ermeni göçü olacaktır 3-) Avrupa birliğine kabul edildikten sonra Doğu Anadoluya hicret edecek Ermeniler bu toprakları para ile satın alacaklardır.

ERMENİLER NİÇİN ABDÜLHAMİD'E DÜŞMANDIR?

Bir takım imtiyazlarla Ermeniler Osmanlı mülkünde çok zengin olmuşlardı. Rusların kışkırtmaları ile doğu Anadolu'da müstakil bir Ermeni devleti fikrine kapıldılar ve 1862 de Zeytun isyanına kalkıştılar. Rusların bu etnik unsurları kullanmalarındaki maksat doğu Anadoludaki bir koridor nedeniyle İskenderun'dan Akdeniz'e açılmak hayali vardı. Ermeni komitacılar İstanbul'daki Osmanlı bankasını basıp havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. Sultan Abdülhamit bir çoğu sarraf ve müteahhit olan bu insanlara iktisadi baskı olarak iş verilmemesini emretti. Çok geçmeden de Yıldız'da Abdülhamit'e karşı meşhur bombalı suikast teşebbüsü yapıldı.

BARZANİ AİLESİ

Barzani ailesinin, ta Babil esaretinden kalma Kürtleşmiş Yahudi olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. İsrail'in desteğinin asıl sebebi belki de budur. (Ahmet Uçar-Hahamların torunları:Barzaniler)

KIRK BİN ALTIN İHSANI KABUL ETMEYEN ŞAHSİYETLER

Sultan Abdülhamit zamanında, ordunun Yunanlılarla yaptığı savaşı kazanması üzerine Atina'ya yönelen Gazi Ethem Paşa büyük başarı kazanmıştı. Padişah bu zaferler üzerine kendi şahsi kesesinden hazırlanan yirmi bin altın, Komutan Gazi Ethem paşa ile Dışişleri nazırı Tevfik Paşa'ya kırk bin altın verilmesini emretmişti. Bu iki şahsiyet verilen ihsanı kabul etmediler. Tevfik Paşa: "Devlet benim maaşımı veriyor. Savaş sonrası yapılan anlaşmayı imzalamam vazifem icabı. Fazladan bir şey kabul edemem" demiştir. Padişah hazırlıklıdır: "Ben öğrendim ki, senin evin yokmuş. Oturduğun Hariciye konağını hazineden 19.000 altına satın alarak Ethem Paşa'ya hediye etmişti. Ethem Paşa'ya da Eminönü kantarcılar mevkiinde dededen kalma hatıra niteliğindeki konağı tamir ettirmiştir. Mercan lisesi olarak kullanılan bu yer Ethem Paşa Konağı olarak anılmaktadır.
Bugün bu ihsanı reddedebilecek kaç babayiğit çıkar?

MECLİSİ MEBUSANIN YANLIŞ TEŞEKKÜLÜ

Padişahın yanı sıra milletvekillerinden oluşan ve adına Meclisi Mebusan denilen meclisin varlığı 1878 şartlarında yanlıştı. Osmanlı'yı diğer devletlerle karşılaştırdığımızda bu devletlerin meclisinde yabancı unsurlar temsil edilmemekte idi. Örneğin Büyük Britanya denilen İngiltere meclisinde İngiltere pek çok ülkeyi elinde tutarken (Hindistan,Avustralya,Yeni Zelanda, Kanada, Güney Afrika ve birçok ülke), İngiltere meclisinde sadece İngiltere, Galler, İskoçya, İrlanda milletvekilleri bulunmakta idi. Diğer ülkelerin hiçbir temsilcisi yoktu.İngiltere diğer ülkeleri sömürge zihniyetiyle idare etmekte. Halbuki Osmanlı,idaresi altındaki halktan gayri Müslim ve Hristiyan ve Dürzi'lerden milletvekili seçmişlerdi. Azınlıklar mecliste milletvekili ile temsil edilince ayrılık şeklinde fitne kazanı da kaynamaya başlamıştı.
Rusya Parlamentosunda 1905 sonrasında oluşmuştu. Rusların seçim hakkı yoktu. Almanya'da oluşan parlamentonun devlet idaresine iştirak etmekten uzaktı. İmparatorluğu doğrudan doğruya Kayzer  ve onun itimadına mazhar şansölye (federal başbakan) mutlak yetkilerle idare etmekte idiler. Abdülhamid 1978 de meclisi askıya alarak Osmanlı Devletinin daha erken çöküşüne mani olmuştur.

KAZDIĞI ÇUKURA DÜŞEN KİŞİ: MİDHAT PAŞA

1839 Tanzimat fermanında "sürgün" cezası yoktu. Sürgün cezasını Kanuni Esasi'ye koyan Midhat Paşa'dır. Çünkü, bu sürgün cezası ile kendisine muhalif ve tehlike giren insanları cezalandırmayı amaçlamıştır."İstifa tehdid'i" ile sürgüne gönderilmesini temin ettiği bir çok masum insan mevcuttur. Midhat Paşa'nın rakipleri için kazdığı bu çukura kendisi de düşmüştür."El -cezau, min cinsil amel"(Ceza amelin cinsindendir).
Midhat Paşa,kendisine 500 altın verilerek Taif'e sürgüne gönderilmiş ve orada ölmüştür.

EN BÜYÜK İHANET 93 HARBİ

İttihat Terakkinin yaptığı en büyük ihanet, 1877 Osmanlı-Rus harbidir. Diplomatik yoldan yahut çok az taviz vermek suretiyle bu harbin yapılması önlenebilirdi. (Petesburg'a bir elçi gönderilmesi  ve Nikşik kasabasının Karabağ'a verilmesi bu savaşı önleyebilecekti). Şayet bu harp olmasa idi balkanlar kolaylıkla elden çıkmaz,Osmanlı Ekonomisi çökmez, ordu ve silah varlığımız çökmezdi. Midhat paşa ve avenesi Padişahı harbe razı etmek için çeşitli nümayişler düzenlemişler, gerekli tedbirleri almayarak Osmanlı'nın bitmesine en büyük amil olan 93 harbini çıkartmışlardı. Belki bu sırrı kader idi. Bilemeyiz.
Bu harbin sonuçları vahimdi. Rumeli ve Kafkas cephesindeki hezimetin sonunda Edirne anlaşması yapıldı. Fakir bir kasabanın verilmemesine karşı Bulgaristan krallığı,Sırbistan ve Karabağ'ın müstakilliyeti, Romanya'nın istiklali ve Rusya'ya bir milyar dört yüz on milyon ruble harp tazminatı ödenmesi ve Kars, Ardahan ve Batum'un terki. Abdülhamid bu anlaşmayı yürürlüğe koymasa da bir defa gemi su almaya başlamıştı.
Sultan Abdülhamid, Midhat Paşa'yı sürgüne gönderdi. Kanuni esasiyi askıya alıp ayrılıkçı unsurlardan oluşan meclisi kapattı.

CİMER ŞİKAYETLERİ

Sultan Abdülhamid'in Yıldız sarayında kurduğu jurnal müessesi, ülke içindeki hadiselerden anında haberdar olmayı amaçlamıştı.Bugünkü iktidarda CİMER sistemini ihdas etmekle isabetli davranmıştır. Çünkü, bürokrasi ve milletvekilleri,hadiseleri yukarıya layıkıyla ve hakikatiyle aktarmamakta vatandaş mağdur olmakta idi. Keza Devlet reisine, insanlarımızın rahat ve güvenli bir şekilde ulaşması da bir haktır. Şüphesiz bu müessesenin kötüye kullanılması da mümkündür. Bu nedenle CİMER arşivlerinin muhafaza edilmesi lüzumludur. Zira Yıldız Sarayı yağmalandığında jurnallerin bulunduğu depo yakılmıştır. Geçmişi ortadan silme amaçlı bu hareket, ittihat Terakki içinde kimin kimleri ihbar ederek iftira atmak suretiyle altını oyduğunun delilini yok etme amaçlıdır. CİMER müessesesi insanımız arasında vatansever, doğru ve sadakatlı insanlarının varlığını tespit açısından da bir ölçüdür. Bu kaynak heba edilmemelidir.

MERHAMETLİ PADİŞAH

Sultan Abdülhamit Han, mahkeme neticesinde katline karar verildiği halde amcası sultan Abdülaziz'in katillerini (Midhat Paşa, Mabeynci Seyid bey v.s) gibi bir çok suçluya ceza uygulamamış,sürgüne göndermiştir. Sürgüne gönderirken de maişetlerini temin zımnında para vermiştir. Midhat Paşaya verilen para 500 altın idi. Mabeynci Seyid beyin karısına geçimi için tahsisat bağlanmıştı. Dr. Abdullah Cevdet, Trablusgarp'a sürülürken bütün işlemiş aylıklarının bir torba gümüş mecidiye olarak kendisine verilmiştir.
Padişah, suçlu olup suçtan ağır ceza almış kimse için uydurma bir jurnalle sürgüne gönderdiği kişiler mevcut olup, bu kişiler hataları nedeniyle toplamda daha fazla rencide olmaması için de bu asılsız jurnallere dayanmakta bir politika olmuştu. Sultan Abdülhamid değerlendirilirken bu gerçeklerde dikkatten uzak olmamalıdır.

SULTAN ABDÜLHAMİT'İN YETKİSİNİ ASKIYA ALDIĞI MECLİS

Sultan Abdülaziz'in İttihat ve Terakki katillerince katledilmesine şahit olan Sultan Abdülhamit, tahta çıkarken mecburen yetkili olan ittihatçılara demokratik davranmıştır. Mithat paşa ve avanesi Sultan'ı kendi çıkarlarına uygun kullanabileceklerini düşünerek işbaşına getirmişlerdi. Devlet bunların baskısı ile 93 harbi denilen Rus harbine katılmış ve zayıflamıştı. Bu nedenle sultan Abdülhamid kafasındaki düşünceleri uygulamaya geçirmiş, amcasının katlinde müessir olanları Mithat Paşa dahil mahkeme ederek sürgüne göndermişti. Meclisi Mebusan denilen milletvekillerinin durumuna gelince  yüz on beş milletvekillinden müteşekkil olan bu meclisin kırk altı kişisi Hristiyan, altmış dokuzu Müslümandı. Hristiyanların bizden kopma fikri ilk anda su yüzüne çıkmıştı. Diğer atmış dokuz kişinin yirmibeşi de gayri Türk idi. Bunlardan sekizi Arnavut, on dördü Arap ve Dürzi, üçü ise Kürttü. Bunlar dahi emperyalist güçlerin etkisi altında idi. Kırk iki Türk mebusunun kaçta kaçı sağlamdı.Batı devletlerinin büyükelçileri ile teşriki mesai yapan, onlarla gönül birliği içinde bulunan bu kimselerle yola çıkılmayacağını görmüştü.Padişah, Mithat Paşa'nın yazdığı kanuni Esasinin 113 ncü maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Meclisi dağıtmış ve örfi idare ilan etmişti.Bu suretle kuvvetli bir istihbaratla ülkeyi yönetmiş 33 yıllık saltanatı devrinde bugün bile hayran olunacak dış siyaset uygulamıştı.Kanunun verdiği yetkiyi kullandığından dolayı Padişahı itham etmek adil olmaması gerekir.
Mevcut milletvekillerinin ayrılıkçı çalışmaları Sultan Abdülhamid7i Kanuni Esasiye sadık kalmakla, memleket bütünlüğünü muhafaza etmek hususunda bir tercihte bulunmaya zorlamıştır.Bu durumda Kanuni esasiyi rafa kaldırıp memleket bütünlüğünü muhafaza etmek tercihini kullanmıştır.Kanuni Esasi "ilgi" edilmemiş, geçici olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

3 Haziran 2020 Çarşamba

SURET ALEMİ/GAYB ALEMİ

Alem iki kısımdır. Suret alemi ve gayb alemi. Suret alemi hissen algılanır. Duyu vasıtamız(beş duyu) ile algılanan bu aleme alemi şehadet veya alemi mülk'de denir. Diğeri ise beş duyumuzla algılanmayan alemdir ki buna alem-i gayb yahut alem-i melekut denir. Hak Teala yanında alem-i gayb yoktur. Şehadet alemi bir hikmete mebnien alemi melekutun hakmü ve teshirindedir. Bu Hak Tealanın bir hikmetine mebnidir. Alemi şehadette hiçbir hareket ve sükun ve yeme ,içme, kelam, susma ve konuşma sadır olmaz ki illaki alemi gaybdan südur eder.
Alemi şehadet nasıl zahiri göz ile görülürse alemi gayb da basiret ve batın gözü ile görülür. Zahir göz, karanlık olduğu vakit yahut önüne bir perde geldiği vakit göremez ise ancak bu hicaplar kalktığı vakit görür. Batın gözünün önünde de perdeler olursa gaybı göremez. Batın gözünün önündeki perdeler ise günah işlemek nedeniyle kalbe arız olan örtüdür.ve nefsani şehevatlardır. İnsan çeşitli riyazatlar ve mücehedatlarla bu perdeyi ortadan kaldırabilir. Bu perde kalktığı vakit aleme yayılmış olan nur kalbe akseder ve insan melekutu görmeye başlar. Ancak bu görmeler HakTeala'nın müsaade ettiği kadardır.

MUSTAFA KEMAL'İN TEHDİTLERİ

Hilafetin kaldırılması ile alakalı meclisin gizli oturumundaki tehdidi:
"Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usuli dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir"(Nutuk  sh 422)
20 Mart 1923 de Konya'da halka ve gazetecilere hitaben:
"Benim ve benimle beraber hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka ve mutlaka o adım atanı tepelemektir.
Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim. Farzı muhal eğer bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm"

SULTAN VAHDETTİN'İN DOKTORU

Reşat paşa. Mason olup, padişahı İstanbul'dan ayrılmaya ikna eden kişi idi. M.Kemal'in casusu olduğu söylenir. İtalya Sanremo'da intihar etmiştir. Bıraktığı mektupta:"Padişaha O'nu aldatıp ihanet ettiği yolunda bir mektup bıraktığı söylenir. Bu mektubu, bir çok vesika ile birlikte Sultan Vahdettin merhum zembille şömineye atıp yakmıştır.

2 Haziran 2020 Salı

MUHABBET ALAMETLERİ

Hak Teala'ya muhabbet alametleri:Dünyada huzurlu olduğu halde, ahireti arzu etmek. Sıhhatli olduğu halde ölümü istemek. Allah Teala'yı çok anmak, bununla rahatlamak ve bundan zevk almak. Cenab-ı Hak'dan gelen dertleri ve belaları nimet bilip bunlara sabretmek, sevinmektir.

TEFEKKÜR KONULARI

Tefekkürün dünyaya düşmeyip ahirete rağbet etmek gibi meyveleri vardır
Tefekkürün bir kısmı şunlardır:Hak Teala'nın seni her şeyinle, içini dışını bildiğini her an O'nun seni gördüğünü düşünmek, dünya hayatını, dünya hayatının meşguliyetlerin çokluğunu, dünya hayatının çok çabuk geçtiğini, ahiretin ve nimetlerinin devamlı olduğunu akıldan çıkartmamak. Ölümü düşünmenin meyvesi; uzun emel sahibi olmamak, ahirete hazırlık yapmaktır.

KATILAŞAN KALBİN BEŞİLACI

BEŞ ŞEY VARDIR Kİ, KALP KATILAŞTIĞI ZAMAN ONUN İLACI OLUR:
1-Salih kimselerle görüşmek ve onların meclisinde bulunmak
2-Kur'anın manasını düşünerek okumak
3-Karnını tıkabasa doyurmayıp, helalden az bir şey yemekle yetinmek.
4-Hak Teala'nın kafir ve günahkar için hazırladığı acı azabı ve tehdidi düşünmek.
5-Kendisini, Hak teala'ya kulluk vazifesini yapmakta aciz ve noksan görmek, bununla beraber Hak Teala'nın lütuf ve ihsanını düşünmek. Bu tefekkür olup bundan haya meydana gelir.

ZİKİR AYİNİ İCRASI İÇİN AMERİKAYA GİDENLER

Sultan Abdülhamit Devrinde, Çerkez Hacı Mustafa, Kasımpaşalı Ali Hasan ve Suriyeli Hristiyanlardan "Molla" lakaplı birisi bir araya gelip bir şirket kurmuşlar ve bu şirket Osmanlı ülkesinden çoğu tekke mensubu otuz kadar insanı kendileriyle bir sözleşme yaparak Amerika'ya dini ayin icra etmek üzere götürmüşlerdi. Bugünkü turistik Mevlevi ayinleri gibi, Newyork'un Hristiyan halkına biletle girilen salonlarda çeşitli tarikat ayini icra ederek gösteri yapacaklardı.
Bu adamlar bir kaç kerre bu gösteriyi yapmışlarsa da kendilerini bir sözleşme ile Amerika'ya getiren şahıslar paralarını vermeyince bunlar, şikayette bulunmak üzere Osmanlı Konsolosluğuna müracaat edince hadise öğrenilmiş, Sultan Abdülhamid hepside Osmanlı tebaası olan bu adamların dini bir ayini, bir nevi gösteri şeklinde icra etmenin yakışıksızlığını ihtar ile kendileri madden tatmin edilip Türkiye'ye dönüş paraları dahi verilmek suretiyle bu çirkin teşebbüsü önlenmiştir.
Devlet kudretli olursa, dünyanın neresinde olursa olsun dinimize zarar veren hareketleri önleyebiliyordu.
Hakk derdi olmayan günlük yaşayanlar sureten insan gibi gözükse de sireten dört ayaklı mesabesinde olmakla izzetleri asla olmaz. Bu nedenle itibarları da olmaz.

İRŞAD İÇİN ÇİN'E GİDEN SAHABELER

Bunlardan birisi Sad b.Ebi Vakkas hazretleridir.bu sahabenin adında Çin'in kanton şehrinde bir türbe mevcuttur.Bu sahabenin Çin'e gönderiliş vakti Hz.Osman efendimizin hilafetine denk gelir. Bir Çin heyeti bu taleple Hz. Osman'ın yanına gelmiştir.
Hizmet ruhunun muazzam misallerinden biri de Vehb b.Kebşe (r.a) isimli sahabedir. Bu mübarek sahabenin kabri Çin'dedir.751 yılında Abbasilerle Çinliler arasında beş gün süren ve adına "Talas Harbi" denilen harp yaşanmış olup yirmi bin Çinli esir alınmış olup, bunlar ekseriyetle Müslümanlığı kabul etmiş Türklerdir.

SULTAN ABDÜLHAMİD BİR VELİ İDİ

Cennetmekan Sultan Abdülhamid han bir veli idi. Bizatihi saray yakın çevresinin ifadelerinden bunu anlamak mümkündü. İntisap ettiği Şeyh Zafiri efendinin vefatından sonra bu zatın on dört erkek evladını saraya davet etmiş ve onlara hitaben:"Şeyh efendinin vefatından sonra kime rabıta yapacağınızı size bildirdi mi? diye sormuş Onların:
"Hayır " demeleri üzerine ;
"-Bundan böyle rabıtayı bana yapacaksınız. Babanızdan sonra vazife bana geçmiştir." demiştir.
Abdülhamid, Mustafa Kemal'in harbiyede kurmay çıktığı bir sırada ilk defa görmüş ve o esnada:"Aaa, sen demek geldin"." buyurmuştur.
Ondan sonra bir çok vesile ile "-Ben hatemül mülküm(padişahların sonuncusuyum) demeye başlamıştır.

NAKDÜRRİCAL İLMİ

Hadis alimleri, yüzyıllarca evvel "Nakdürrical" adıyla bir ilim tesis etmişlerdir. Bu, Hazret-i Peygamberden hadis rivayet etmiş olan binlerce şahsı, zeka, hafıza  ve ahlak itibarıyla inceleyip değerlendiren bir ilimdir. Tarih ilmi ise, halen bile bu metod mükemmelliğine ulaşmış değildir. Son yüz yıllık tarihimizi hakkıyla öğrenmek istesek bugün için çok mümkün değildir. Zira muktedirlerin gözüne girmek için evvelki idarecilere yalan atfedilip sövülerek hakaret edilmiştir. Bir kısmı kanunla korunmuştur. Bir takım tarihi vesikalar yakılarak imha edilmiştir. Hakikatları söylemek meşrebinde olanlar da polis takibiyle mutap edilerek hayatları zindanlarda geçmiş,toplumla ilişkide soyutlanmış,yazdıkları yok edilmiştir. Sistem, son yüzyılımızın bilinmesini istememektedir. Çünkü doğrular ortaya çıktığında kahraman denilen, vatan kurtaran denilen kişilerin avamiyetleri ortaya çıkıp tabular yıkılacaktır. Çünkü, bu şahsiyetlerin arkasına sığınarak mevki ve makam sahibi olup devletin maddi imkanlarının çarçur edildiği bir vakıadır.

KİTLELERİN TEHDİDİ

Televizyonda yahut sosyal medya'da birilerinin kitleleri tehdit ettiğini görmekteyiz. Bu iktidar-muhalefet ayrışmasında iktidarı tasvip eden tipler, genellikle ses getirmektedir. Bunların hitap ettikleri kitle muhalefet olup iktidara oy vermeyen kitledir. Sanih oldukları silahtan ve hedefledikleri insan sayısına kadar rahatlıkla açıklama yapmaktadırlar. Bu tiplere karşı yasal bir işlem yapılmamakta adeta toplumsal kahraman gibi muamele görmektedirler.
Lozan görüşmelerindeki Trabzon mebusu Ali Şükrü'nün muhalefet konuşması, Mustafa Kemal'i tehdide kadar vardığında, Cumhurbaşkanlığı koruma konumunda olan Topal Osman ve avanesinin Ali Şükrü'yü hunharca katletme hadisesini düşünürsek, nasıl ki Topal Osman konuşmasın diye öldürülerek susturulmuşsa bugün sosyal medyada efelenenler toplumsal bir çatışmada ilk infaz edilecek kişilerdir. Hak Teala devletimizi, insanımızı böyle bir kargaşadan muhafaza buyursun.

KİTLE HİPNOZU

Hipnoz ve benzeri teknikler, hiçbir objektif temeli olmayan, telkin edilmiş bir takım düşünce  ve hisleri nasıl kendimize aitmiş gibi tecrübe edebileceğimizi ispatlar. (mesela hipnozcu değneğine elinde tuttuğu patatesin ananas olduğunu telkin eder, o da  bir ananas yiyormuş gibi hoşlanarak onu yer.) Mütemadiyen tekrarlamalar yapan televizyon da hipnoza benzer bir şey halini alır. Milyonlarca seyirce , bazen hiçbir gerçek temeli olmayan, çoğu zaman kendilerine yabancı olan fikirleri  kendi fikirleriymiş gibi kabullenirler. Bu, bazı fikir ve tavırların ısrarlı bir şekilde tekrarlanması yoluyla gerçekleştirilen kitle hipnozudur.

YAHUDİLERDEKİ TİCARİ ZEKA

Tüm ortaçağ boyunca Yahudiler, Hırıstiyan toplumunun acımasız nefretinin hedefi durumundaydılar. Halbuki Hazreti İsa efendimiz in kendisi Yahudi idi. Buna rağmen farklı bir din ve şeriat ihdası bu benzerliği önemsiz kılmıştı. Yahudiler Kamu hayatıma katılım hakkından mahrum bırakılmışlardı ve kendilerine tüm dikkatleri sürekli daha fazla para kazanmaya çevirme dışında bir seçenek kalmamıştı. Bu şekilde ticaret ve banka Yahudilerin başlıca meslekleri haline geldi.

FRANSIZ İHTİLALİNİN NEDENLERİ

18. yüzyılda Fransız toplumunun ruhani ve ahlaki haleti şöyle idi: Haz arayışı yüksek sınıfların hayatındaki tek saik haline gelmişti. Din ile alay ediliyordu, aile ortadan kalkmıştı. Evliliğe sadakat ve aşk, bayağı faziletler görülmekte idi. Tüm bunların yanı sıra çürümüş aristokrasi sıra dışı imtiyaz ve haklardan faydalanmayı sürdürmekteydi. Aristokrasinin temsilcilerine devlet kademesinde yüksek vazifeler verilmişti. Ülkenin dahili ve harici yönetimi onların elinde idi. Onlar halkın geri kalan kısmını küçüksemekte idiler. Yüksek rütbeli subaylar kendi garnizonlarına nadiren geliyorlar zamanlarının çoğunu Paris'te geçiriyorlardı. Aristokrat toprak sahipleri de günlük hayatlarını Paris'te safahat içinde geçirmekte idi. Papazlar dahi, zamanlarının çoğunu cemaatlerinden uzakta harcamakta idiler.

FANATİZM

Şu söz Dostoyevsky 'ye isnat edilir."Allah'ım beni fanatiklerden koru".

JAPONLAR NİÇİN BAŞARILIDIR?

Japonlar gün sayısı bakımından en uzun çalışma takvimine ve kişi başı en büyük tasarruf oranına sahiptirler. Buna ek olarak tüm harp-sonrası dönem boyunca askeri harcamalar son derece düşük tutulmuştur. (Milli gelirin %1 'i )

İHTİLAL

Gelecekteki ihtilallerin taktik ve metodları tamamen farklı olmak durumundadır. Pasif direniş, genel grevler, kitleler halinde sivil itaatsizlik v.b. yani silah şeklinde olmayan her şey. Silahlı isyan iktidar sahiplerinin işine gelir, çünkü bu durum onlara %100 başarı şansı verir.

1 Haziran 2020 Pazartesi

GANDİNİN SAHİP OLDUĞU EŞYALAR

Gandi'nin hatıratının ön kapağında O'nun ölüm halinde sahip olduğu tüm eşyayı gösteren bir resim vardır. Bu eşyanın tamamına 5 sterlin civarında değer biçilmiştir.
200 yıldır dünyaya enjekte edilen kapitalist sistem, çılgın tüketimle dünyayı sona yaklaştırmaktadır. Bir mobilyanın kullanım süresi, bir elbisenin yahut ayakkabının kullanım süresi, cep telefonunun, arabanın değiştirme süreleri nazara alındığında sonu kendimiz hazırlamaktayız. Tarih esasen adil bir hakimdir. Hak edilmemiş bir mağlubiyet yoktur. Halklar hak ettikleri kaderle tarih sahnesinden çekilirler. Aynı şey medeniyetler içinde geçerlidir. Onlar öncelikle şiddete dayalı bir ölümle ölmezler; kendi hastalıkları yüzünden ölürler. Barbarların akınları, yalnızca, yaşama ve kendisini koruyup savunma kabiliyetini kaybetmiş olan bir medeniyete indirilen son darbe durumundadır.

ELMALILI AHMET HAMDİ

Abdülhamit'in hal fetvasını imzalamıştır. Hal fetvası içinde "Beytül mali israf ettiği" yolundaki iftira bu din adamı için ebedi bir ayıp olarak kalmıştır.

TÜRKEŞ MASUM MU?

Yassıada'da yapılan imar hareketi sonucunda Menderes'in ruhu sevinç mi duymuştur yoksa azap mı?Cumhurbaşkanı açılışa Devlet Bahçeli ile gelmişti. Açılışı birlikte yapmaları bir mesaj niteliğinde olsa da MHP kurucusu Alpaslan Türkeş'i tarih önünde aklayamaz. 1960 darbesi içindeki önemi asla göz ardı edilemez. Ancak takdiri ilahi "Darbe önce kendi evlatlarını yer" kuralını işletmiştir. Yassıada'nın açılışındaki Devlet Bahçeli'nin varlığı Menderes ve arkadaşlarının ruhunu muazzeb etmiştir.

BUNLAR BİLİNİYOR MU?

Halifeliğin kaldırılması akabinde apar topar Osmanoğulları sülalesinin damatları ile birlikte yurt dışına sürgüne gönderilmeside Sultan Abdülhamit'in oğlu Abdürrahim Efendi Paris'te aç kalıp intihar etmiştir. Diğer oğlu ise Marsilya'da açlıktan ölüp cesedi denize atılmıştır. 1952 yılında çıkartılan kısmi afla yurda dönen Müşfika kadınefendi, Ayşe Sultan, Şaziye Sultan hamiyet sever insanların yardımlarıyla kıt kanaat ömürlerini tamamlamışlardır. Bu durum asla bu ülkenin insanına yakışmamakta idi. Vefa bunun neresinde?

MÜSPET İKİ İNSANDA ABDÜLHAMİT DÜŞMANLIĞI

Bu iki insan Said Nursi hazretleri ile Mehmet Akif'tir. Bu iki şahsiyet Abdülhamit Devrini dolduran dahili ve harici gailelerin perde arkasına vakıf olmayıp zahirde kalmışlardı. Dahili hadiselerde Sultan Abdülhamit'in uyguladığı örfi idare yönetiminin getirdiği fitne kazanına vakıf olamamışlardı.Bu fitne nedeniyle herkes muhalifti. Hadiselerin iç yüzüne vakıf olunsa o kimseyi mazur tutup asla kınanmazdı. Birlik ve beraberlik şuuru iç ve dış sebeplerle zaafa uğramıştı. Bu hengamede devletin bekası ancak tezatsız bir otorite ile sağlanabilirdi. Eğer Sultan Abdülhamit dizginleri eline almasaydı hayalperest Mithat Paşa ve ekibi elinde devlet çoktan batmış olacaktı.
Bu iki dindar şahsiyetten Said Nursi hazretleri, Prof Dr. Osman Turan'ın damadı olduğu Abdülhamit'in oğlu Selim Efendinin kızı Nemika Sultan'ı damadının evinde ziyaret etmişti. Said Nursi 1960 Şanlıurfa'ya sürgün gitmekte idi ve orada öleceğini biliyordu. Said Nursi şu sözlerle helallik istemişti:"Sultan Efendi hazretleri! Biz, gençlik saikasıyla İttihatçıların propagandalarına kapılarak dedeniz merhum Abdülhamit Han hazretleri hakkında pek çok itale-i kelamda( lisanen tecavüzde) bulunduk. Onun varisi sıfatıyla sizden helallik diliyorum. Ben bir ölüm yolcusuyum. Kabre az mesafem kaldı. Onun namına bana hakkınızı helal ediniz".
Nemika Sultan:"Ne beis var hocaefendi. O zamanın siyaseti icabı böyle çok işler oldu. Artık geçen geçti" demişse de Bediuzzaman sarahaten " Helal ettim" cümlesini duymak istemiş ve bunu Sultan efendiye ısrar ederek üç kere tekrarlatmıştır. Sonra da:"Ohh Elhamdülillah, inşallah bu hakdan da kurtuldum. Artık müsterih olarak ölebilirim" demiştir. Celaleddin Öktem'in aktardığına göre Bediüzzaman ikinci meşrutiyet arifesinde İstanbul'da verdiği bir konferansta Sultan Abdülhamit ile alakalı ileri geri sözleri arasında "Sultan tek başına koca bir sarayı işgal ediyor. Çıksın oradan, ben orayı mektep yapacağım" demiş olup bu ve benzeri sözler yüzünden tımarhaneye sevkedilmiş ise de "Aklından bir noksanlık olmadığı ve sırf görgüsüzlüğü nedeniyle yakışıksız sözler sarfettiğini" söyleyerek onu serbest bırakmışlardır.
Bu nedamet Mehmet Akif'de görülmemiştir.

NEDAMET DUYANLAR

İttihat Terakki'nin gücüyle tahtından düşürülen Sultan Abdülhamit sonrasında birçok insan o mübarek zatın aleyhine konuşmuşlardı. Ancak İttihat Terakki'nin on yıl içinde memleketi getirdiği durumu görüp pişmanlık ve nedamet duyanların bu nedameti "yanıldık" la izah edilemez. Bu şahsiyetler "İttihat ve Terakki' nin kenara attığı yahut, devlet nimetlerinden yararlandırmadığı kimselerdir. Nedamet  ekseriyet için değildir. Bu şahsiyetlerden birisi de Süleyman Naif'dir: Şu şiir bu nedamete kafidir:
"Padişahım ! Gelmemişken yade biz
İşte geldik senden istimdade biz.
Öldürürler başlasak feryada biz
Hasret olduk eski istibdade biz

Dembedem çoşmakta fakr ü ihtiyaç
Her ocak sönmüş ve susmuş , millet aç.
Memleket matemde , öksüz taht ü taç.
Hasret olduk eski istibdade biz.

BUGÜN GERÇEKLERİ KONUŞMAK

Bugün iki şahıs hakkında gerçekleri söylemek güçtür. Bunlar Sultan 2.Abdülhamit ve diğeri M. Kemal Paşa'dır. Zira her ikisi hakkında yazılanların kahir ekseriyatı yalandır. Bu yalanlar Sultan Abdülhamit'in aleyhinde, diğerinin lehinde vaki olmuştur. M. Kemal'e alakalı gerçekler hususunda eğriyi doğrudan ayırma güçlüğünün altında yatan koruma kanunudur.
Ancak bu iki şahsiyetle alakalı olarak en üst perdeden bakanlar muhataplarının biren "vazifeli" olmasından dolayı suskundur. Sultan Abdülhamit Han, artık zamanın değişmekte olduğunu görmüş ve kader sırrına itiraz etmemiştir. M.Kemal ise "vazifeli" olup, bu şer şeklinde tecelli etmiştir. Bunun sebebini belki 100 sonrası olan bugünlerde anlamak mümkün olacaktır.
Satranç oyununda maksat rakibin şahını mat etmektir. Şah mat olursa geride ne kadar oyuncu olursa olsun oyun kaybedilmiştir. Satranç oyunundaki şah, bir milletin münevverleridir. Düşman o münevverleri ele geçirdiğinde iş bitmiştir. Bu münevverler ya baskı ile yahutta aldatılarak kendi taraflarına çekilir. Baskıyı kabul etmeyenler ise terki vatan ederler. Yahut evlerine kapanıp hiç dışarı çıkmazlar. Şapka devriminde, başlarındaki sarıktan vazgeçmemek, şapka takmamak için hayatının sonuna kadar evinden dışarı adım atmamış insanlara rastlanır. O zaman şapka giymemek kelle alırken 100 yıl sonra kanun halen mer'i olduğu halde uygulanmamaktadır ve bundan dolayı da adli hiçbir takibat yoktur.
Biz yüzyıl öncesini bugünün şartlarına göre değerlendirirsek hata ederiz. Amma, yüz yıl sonra kim rahmetle, kim nefretle anılmakta ise şahsiyetleri buna göre değerlendiririz.