31 Aralık 2024 Salı

CELALİNE SIĞINIRIM

 Konya Üçler mezarlığına bitişik Dolav mahallesindeki Ulu cami de 50 yıl ücretsiz imam hatiplik yapan Hacı Veyis Efendi sarıkla dolaştığı  için caminin yakınındaki Aslanlı kışlada bir zabit musallat olmuştu.Niçin şapka giymiyorsun, sarık takıyorsun diye.Bir gün hazret cami dışındaki çeşmeden abdest alır iken kadana denilen buyük atına binmiş bu zabit geldi ve bağırmaya başladı:"Hoca, nedir benim senden çektiğim.Sana kaç defa söyledim, şapka giy diye.Niçin giymiyorsun da hala takke giyiyorsun?Seni bir daha takke ile görürsem.Seni atla çiğnerim demiş .Hoca efendi cevap vermeyip abdeste devam edince atı üstüne sürmüş,şaha kaldırmış atın nallarının yere değmesinden kıvılcımlar çıkartmış.Zabit böyle söylene söylene gitti.Hoca Efendi mahzun bir şekilde dua etmiş:"Allahım! Nemrudun köşkü bu attan büyük idi.Fakat kahrü celalin önünde eridi gitti.Celaline sığınırım Allah'ım , cemaline değil, celaline sığınırım?"

Üç gün sonra bu zabite bir buğday kamyonu çarpmış, yere serilip ölmüş gitmiş

GIYBET NEDEN KÖTÜDÜR?

 Gıybette hukuka, insanın hakkına tecavüz vardır.İnsanın malını çalan, canına kasteden, ırzına namusuna musallat olan kimsenin adı canidir.Gıybette insanın manevi şahsiyetine taarruz ve tecavüz vardır.O şahıs burada olsa , münakaşasını yapar  kendini müdafa eder.Ama ortada olmadığı için İslam o şahsın yokluğunda , onun manevi kıymetini korur.İnsanlar cemiyetlerde , şerefle ,iitimatla , isimle yaşar.Ardından konuşulunca manen kaybı olur, şahsiyeti zarar görür .Onu sevenler: Allah Allah yahu biz bu adamı severdik, demek ki sevilecek insan değilmiş, diye düşünür.İslam , bir kimseye, böyle bir manevi zarar vermeyi ölü kardeşinin etini yemekle bir tutuyor.

Nefsi emmare , bizi günahlara sevkeden şeytan , Müslüman kardeşimizin kötü taraflarını gösterir.Yine şeytanın ikinci bir hilesi daha vardır:"Zeyyene lehumüşşeytanü a'malehum "Günahkarlara, asilere, günah işlemekten korkmayanlara  şeytankötü işlerini yaldızlar da iyi gösterir, onlardan zevk alırlar.

Yaptıkları bu kötü işlere sevap boyası sürüp güya bu sözleri insanlar kötü şahsı bilsinler de ona aldanmasınlar diye sevap gibi telakki ettirir.

TAVSİYE

 Bir Evliyaullah buyurmuştur ki:"Efendiler , Müslüman'ın gözü temiz olacak, özü temiz olacak,sözütemiz olacak diyorum, ama içinizde soranınız yok,Ya hu hocam insanın sözü nasıl temiz olur,bir diyeniniz yok madem sormuyorsunuz, bariben söyliyeyim;

İnsan dilini güzel şeylere alıştıracak, demektir.Misal vereyim  Hani buğday çuvallarının dibini delen küçük bir hayvanvardır.Siz o hayvana fare deyin.Sakın onun türkçe adını kullanmayın, Türkçesi çok çirkindir.kuran okuyan ağızlara böyle kelimeler yakışmaz".Devamla dilin terbiyesi böyle başlar.Dil, yaman bir hırsızdır, söz dinlemeyen bir asidir.Allah Teala onu zaptedmek için iki bekçi yaratmıştır.Biri dişler, diğeri dudaklardır.Fakat o , bunların ikisini de kandırır yine yapacağını yapar.O iki kapıyı, o iki zinciri, açar kıraryine bizi tehlikelere atacak sözler söyler.

BU ORUÇTAN NE ANLADIK

 Bir Genç Efendimiz SAV in yanına geldi ve :"Ya Resulallah! Annemle bazı komşu kadınlar nafile oruç tutuyorlar" dedi.Efendimiz "Ne iyi ediyorlar, maşaallah, barekallah" buyurdu. Genç:

"Ala yün eğirip , bizde otururken konuşmalarını duydum.Baktım ki , hep diğer komşu kadınlar hakkında konuşuyorlar, onları, şöyle olmuş öyle yapmış diye çekiştiriyorlar"

Genç sahabinin bu sözleri üzerine Peygamber SAV:"Biz bu oruçtan ne anladık.Allah'ın helal kıldığı yemeği yemediler, helal kıldığı suyu içmediler; ama haram kıldığı ölü Müslümanların etinden yediler.."

İYİ BİR MÜSLÜMAN OLMANIN DELİLİ

 Bir hadis-i şeriftir:"min hüsni islam'i-mer'i terkühu malaya'nihi" Kişinin iyi bir müslüman olmasının delili , malayaniyi terk etmesidir. Kendisini alakadar etmeyen, faydasız, lüzumsuz, boş şeylerle ilgilenmemesi; onlarlavakit harcamaması, onları terk etmesidir.

Ağızdan çıkan her şey kaydedilmektedir.Amel defterimiz önümüze konulacak ve "Kendi kitabını oku, hesabını kendin ver" denecektir.

30 Aralık 2024 Pazartesi

PEYGAMBERİMİZ SAV'İN SON KILDIRDIKLARI NAMAZ

 Hz.Ali efendimizden rivayet edilir:"Son kıldırdıkları namazlardan bir akşam namazında , Resulullah VETTİNİ VEZ ZEYTUNİ suresiniokuduydu.O gün bu gün böyle bir okuyuş duymadım, görmedim, dinlemedim.Meğer ki efendimiz elveda diyormuş.Peygamber-i Zişanın arkasında bir akşam namazı daha kılmak nasip olmadı.

Öldüm Ama Azrail'i Görmedim | Kırılma Anı | Mustafa Kemal Koca

29 Aralık 2024 Pazar

PEYGAMBERİMİZİN HALLERİ

 Hazreti Aişe validemize sahabe sorar:Anne, Peygamberimizin ibret dersi veren hallerinden bahsetseniz ne iyi olur.Gözlerimiz kurudu, yüreğimiz katılaştı; bahsedin de gözümüz yaşarsın, kalbimiz yumuşasın".

Hz.Aişe validemiz onlara buyururlar:Evlatlarım, onun hangi hali ibret verici değil ki..Evin dışındaki hayatını siz daha iyi biliyorsunuz.Sizlerle beraberdi.Devlet reisi o idi, hükümet reisi o idi.Belediye reisi o idi.mahkeme reisi o idi.Başkumandan o idi.Beş vakit namaz kıldıran imam o idi.Peygamberinizin evinde , bazen iki ay geçerdi de ocak yanmaz, tencere kayanamazdı" Sahabe ağlayarak sordu:Anne ne yerdiniz yahu:

"İki siyah şeyle ömrümüz geçerdi. Su ve hurma.Acıktık mı hurma yerdik , susayınca su içerdik.Onun eve bir şey alacak vakti yoktu.O kadar işi gören peygamberiniz eve geldiğinde , oturmadan bize sorardı:Bana da bir şey söyleyin, yapacağım bir iş var mı?Kane yahdimü ehlehu ailelerine hizmet eder , yardım ederdi; ve yahlibu şatehu, evdeki koyunu keçiyi sağardı ve yahsifü nalehu ayakkabısını kendisi yamardı..

SAKIN (LEV) KAPISINI AÇMAYIN

 İnsanların tedirgin olmasının, üzüntülere, kederlere gark olup , kendi kendilerini helak etmelerinin önde gelen sebebi geçmişe üzülmek, teessüfler etmek , yanıp yakılmak, ağlamak, boşuna nefes tüketmektir.Efendimiz bir hadisinde : Sakın (lev) kapısını açmayın buyurmuştur.Yani geçmişi anarak (keşke) demeyin.Keşke şöyle olsaydı, eğer böyle olmasaydı , demeyin..öyle demeniz şeytana kapı açar , vesveseler, şüpheler, inkarlar,o kapıdan kalbinize girer fitne ve fesada sebeb olur. 

SULTAN MURAT HÜDAVENDİGARI KİM ANAR

 Kosava fatihi Sultan Murad Hüdavendigar" ın şehit olduğu günü Arnavutlar anarlar.O gün Kosovaya Saraybosnadan da çok Boşnak gelir.Balkanların her tarafından gelenler olur.Büyük bayram yapılır.Sultan Murad hana yazılan Arnavutça mersiyelerin okunması altı saat sürer.Bu altı saat içinde okunanlar , ayakta ve ağlayarak dinlenir.Bu bir aşk meselesidir.Balkan müslümanlarının Osmanlıya duyduğu şükran hissi, sevgi ve bağlılığın neticesidir.Altı asır zarfında Osmanlı, Balkanlar''da gösterdiği tatbikat ile yerli halkın kalbine şu kanaatı yerleştirmiştir:Osmanlı, dürüstlüğün, sadakatin, vefanın, iffetin , namusun, şecaatın, mertliğin, hülasa insanı insan eden hasletlerin sembolüdür.Saraybosna da meşhurdur.Hırıstiyanlar birbirleri ile anlaşma, muahede yaptıklarında:Türk sözümüdür,bu verdiğin? "Evet türk sözüdür" derlermiş

HİİLAFET VAR İKEN

 Hilafet var iken , maddi güç olmasa bile , manevi bir güç, dayanak vardı.Müslümanlar, Osmanlı Türk babaya güvenerek, varlıklarını muhafaza edecek cesareti kendilerinde buluyorlar, babanında kendileri için çırpındığını biliyorlardı.Sonra hilafet yok oldu.Türkiye bir kenara çekildi, baba gitti , evlatlar yetim kaldı..Hilafet varken, maddi gücü olmasa bile manevi gücü ile uzaktaki müslümanları bile canlı tutuyordu.

Osmanlı öyle yaşamış ki , İslamiyetin varlığında, nurunda,aşkında, varlığını benliğini öyle eritmiş ki , her şeyi dini olmuş.O zaman Osmanlı her sahada örnek insan yetiştiren bir dergah, bir kapı, bir medrese, bir felsefe, ekol olmuştu.Zaten küfrün asırlardır Osmanlıya olan kini bu yüzdendir.İlk başta hilafet kaldırılmış,akabinde harfler değiştirilmiş ve dine ait neler varsa yasak gelmişti.

28 Aralık 2024 Cumartesi

MUSİKİYE GELEN YASAK

 26 kASIM 1934..tEK PARTİ chp,"Şark musikisi yerine , Garp musikisinin , devlet musikisi olarak kabul edildiğinin ilan tarihidir.Bu milletin eski ile olan bağlarını kesip koparmak, onu sonradan görme ve türeme  konumuna düşürmek için uygulanan çarelerden bir başkasıdır.

Cumhuriyetten sonra, Batılılaşmak sevdası ile Türk müziği , önce okullardan kaldırılmış ve müzik derslerinde Türk müziğinin öğretilmesi yasaklanmış.1926 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı adını alan "Darülelhan" ın Türk müziği bölümü kapatılmıştır.Türk müziği öğrencilere öğretilmediği  için öğretmen yetişmemiştir.Çünküicra alanı yok.1924 yılında Musiki Muallim Mektebi açılmış,1925 de bu iş için Avrupaya on genç gönderilmiş, 1927 den sonra Anadolu'da şehir bandoları icad edilmiş 1932 den sonra ise Halk evlerinde Batı çalgıları öğretilmiş, orkestralar ve korolar kurulmuştur.Bütün okullarda mandolin, mızıka keman gibi batı aletlerinin öğretilmesi mecbur tutulmuştur.1934 yılında ise İçişleri Bakanlığının emriyle sade iki merkezden yayın yapan Ankara Veİstanbul Radyolarında türk müziğinin çalınması yasaklanmıştır.

KURAN EZBERİ OLANLAR

 Efendimiz SAV buyurmuştur:"Kur'an-ı ezberledikten sonra ihmal etmeyin.Zira ezberinizdeki Kur'an , sahrada bir ağaca bağlanan devenin, yularından sıyrılıp , sessizce kayboluşundan daha çabuk kaybolur"

ŞEHZADE AZİZ EFENDİ

 Sürgündeki Osmanlı hanedanına mensup Sultan Abdülaziz'in torunu Şehzade Aziz efendi Mısır'da sürgünde iken Mustafa Runyun ve Bosnalı Ali Yakup efendi ziyaretlerine gitmişlerdi.Yağmurlu bir gündü.Öyle görülüyordu ki Aziz efendi, tek fanilasını yıkamış, fakat kurumadığı  için giyememişti.Gömlek düğmelerinin arasından teni görülmekte idi.

Kahve getirdi.Eski bir tepsi ve en ucuzundan fincanlara konmuştu.Kahve de ancak suyun rengini değiştirecek kadar katılmıştı.Şehzade , kahveleri utanarak verdi.Şöye söyledi:"Aziz kardeşlerim, sizler benim evime değil, gönlüme geldiniz.biliyorum.Tepsinin fincanların ve kahvenin kusuruna bakmazsınız.Siz benim hatırıma, ecdadımın hatırına geldiniz sağolun" Bunu söylerken gözlerinden yaşlar damlamaya başlamıştı.

GÖZYAŞI NİMETİMİ ALMA YA RABB

 Abdülhamit'in torunlarından , hanım sultanlardan Cevhere hatun isimli bir kadın vardı.Hanedanın sürgünü nedeniyle yurt dışına atılmıştı.Mısır'da tek odalı bir evde yaşamakta idi.Odanın ancak bir köşesini kaplayacak kadar bir kilimi vardı.Türkiye'den hicret ederek Mısır'a ilim tahsili için giden ve el-Ezher'de okuyan iki hafız arkadaşı evine , annesinin ruhuna bir mevlüt okutmak için davet etmişti.Odanın hali anlatıldığı gibi idi.bu mübarek kadın mevlüt boyunca ağladı, ağladı..sonra :"Aziz evlatlarım, siz tabii benim yoksul evime ,sergime değil gönlüme geldiniz.Şumübarek günde , bu garibi sevindirdiniz.Allah da sizi sevindirsin.Ne yapalım biz böyle olduk.Duadan başka , elimizden birşey gelmiyor.Kaderimiz böyle imiş.Eğer Cenab-ı Hakk, her nimeti elimizden aldığı gibi , gözyaşını da alsaydı ağlayamasaydım, ben ne olurdum" diyerek ağladı ve hafızlarda ağladı.Ağlamakla müteselli oluyorum.Tek tesellim, gözyaşlarım..

OSMANLI HANEDANININ BAŞINA GELENLER

 Hanedan-ı Al-i Osman'ın başına gelenler , ilmi tarihi olarak üzerinde araştırmatezleri , doktoralar yapılacak kadar mühimdir.Tamamen yahudi ve ingiliz oyunudur.bir günde tüm Osmanlı Hanedanı çocuk,kadın ,damat dahil yurtdışına sürülmüştür.İnsanlar 24 saat içinde ne yapabilir.bu insanların üzerlerine kıymetli eşya almaksızın beş parasız ve aç bir şekilde yurtdışına sürülmüştür.Altıyüzsenelik hanedanın yaptığı hizmetlerin karşılığı bu mu olacaktı?

Osmanoğullarından , ehl-i salip, haçlılar , Avrupa intikamını bu şekilde aldı.Sanki "Sizin ecdadınızmıydı , Kosovalara gelen, Viyanaları kuşatan , haçlı ordularını yenen, İstanul'u alan , çan kulelerinde ezan okutan ?Çekin bakalım cezanızı "dediler.. Avrupa bu intikamı , memleket hürriyetine kavuştu diye bayram yapılırken , aldı.Hakimiyet kayıtsızşartsız Türk'ündür dendi Amazavallı türk, hanedanına dahi sahip çıkamadı.Fatih'in torunlarını dahi koruyamadı.Tüm hanedan Suriyeye,Lübnana, Mısır'a sonrasında Avrupaya dağıtıldı.Onların aç ve sefil bir şekilde ömürlerini tüketmesi, içlerinden tekrar birisi yetişirde atalarının mirasına sahip çıkarmı korkusuydu.Onları aç bırakarak , süfli işlerde çalışmasını temin ederek şahsiyetlerinin ve vakarlarının silinsin ve milletin gözünden düşsün   istenildi.

Belki bu milletin başına gelenler hanedana sahip çıkamayışlarında gizlidir.

RESİMLERİNE YAZDIĞI ŞİİRLER

 Mehmet Akif Ersoy, Mısır'a hicret etmişti.Resmin birinde Akif bey yaşlı, hasta ,sırtında paltosu ,bastonuna dayanmış görülüyordu.Bu resim için şunu yazmıştı:

"Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiçbiri yok!                                                                                               Sen mi kaldın , yalınız kafileden uzak ?                                                                                                         Postu sermekse muradın yola, serdirmezler;                                                                                               Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak.

 Yine bir resminde yere düşmüş gölgesi  için:

Şu serilmiş görünen gölgeme , imrenmedeyim../ Ne saadet , hani ondan bile mahrumum ben.             Daha bir müddet eminim ki hayatın yükünü,/ Dizlerim titreyerek çekmeğe mahkumum ben.          Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını,/  Bana çok görme, İlahi , bir avuç toprağını.                      

ALİM,İLİM ADAMI

 Esterabadi'nin meşhur bir beyti vardır.Hakkında ciltler yazılsa , şerhi bitmez.

Alimanra ilm hest ü raz nist/Mürganra bal hest pervaz nist 

Bu Farsça beytin kısamanası şudur:"Alimler görüyorsun, ilmi var irfanı yok.Kuşlar görüyorsun , kanadı var, uçması yok"

Hayretlere sezadır ki alim görüyorsun, irfanı yok, deruni tarafı yok; ilmiyle amil değil, ilmini hazmedip kendine hal edinmemiş; dışı var içi yok ;cismi var, ruhu yok..Cevheri çok, cihadı yok, gayesi yok, davası yok..

Peygamber varisi olduğunu unutmuşlar.Peyşgamber senin gibi mi yaşadı?

NÜKTE

 Mehmet Akif Ersoy'a sormuşlar:"Efendim kudret-i  şairane itibarıyla şair Abdülhak Hamid'i nasıl bulursunuz.Hazret şöyle cevap vermiş;

"Hamid'le benim aramdaki fark şudur; Ben yükseldiğimde , Hamid kadar yükselemem.Alçaldığımda da o kadar alçalamam"

21 Aralık 2024 Cumartesi

ÇALINAN CAMİ HALILARI

 Konya'nın yetiştirdiği büyük alimlerden,Ali Ulvi kurucu'nun dedesi, Hacıveyiszade mustafa efendinin babası Hacı Veyis Efendi'nin imamlık yaptığı caminin halıları 1932 Ramazanında çalınır.Camiye gelen Veyis efendi bakar ki camide ne kadar kilim, halı varsa çalmışlar hiçbir şey bırakmamışlar.Cemaat gelince durumu onlara anlatır.Birkaç kişi yakınlarda bulunan Köprübaşı Karakolunagiderler,hadiseyi anlatırlar .Karakoldaki polisler gelenleri azarlar"Siz zaten böylesiniz.Camiye bakmazsınız.." diye dindar insanları azarlayıp aşağılarlar.Camiyi kapatıp mühürlerler.Hacı veyis efendi evine gelir on gün kapanır.Efendimizden rivayet olunan şu duayı okumaya başlar:"ya camien nasi yevme la raybefihi icmani ala dalleti.." (eY BÜTÜN İNSANLARI , ŞÜPHESİZ MAHŞERDE BİR ARAYA TOPLAYACAK OLAN ALLAH! yA rABBİ! bENİ KAYBIMLA BİRLEŞTİR.KAYBETTİĞİM ŞEYİ BANA BULDUR.MELEKLERİNE BULDUR ALLAH'IM" mealindeki bu duayı okurdu.Kadir gecesinden bir gece eveldi.Mahalle halkı toplandı dediler ki:"Hocam caminin açılmasına izin aldık.Evlerden seccade , sergi getirip serelim.Hiç olmazsa Kadir gecesi namaz kılalım, sohbetinizi dinleyelim, Bayrama kadar da edvam edelim".Veyis efendi teklifi kabul etti ve o gece sahuru yaptıktan sonra camiye gitti.Camiye yaklaşınca bir baktı ki caminin önünde bir dağ var.Halıları kilimleri aynen getirip, caminin önüne yığmışlar.Cenabı hakk sattırmamış.Satamamışlar , atamamışlar, bir yere koyamamışlar.Allah kalplerinenasıl birhis verdi ise ,getirip caminin önüne bırakmışlar.Üstelik görülme, yakalanma tehlikesini de göze alıp , o kadar halıyı geri taşıyıp getirmişler.Birde hoca gelinceye kadar başında beklemişler.Caminin önünde Üçler mezarlığı denen bir yer var zifiri karanlık.Hoca yaklaşırken bir kaç kişi mezarlığa atlayıp kaçmış.Hocadan önce birisi gelip çalmasın diye..

HACI VEYİS EFENDİ

 Konya'nın yetiştirdiği büyük alim ve mücahitlerdin birisi.Yetiştiğirdiği evlatları İbrahim Efendi ve Hacıveyiszade olarak ünlenecek Mustafa Efendi.İbrahim Efendi'nin üoğlu Ali Ulvi kurucu hazretleridir.İbrahim Efendi 1930 yıllarda başlayan dini eğitime düşman bir zihniyetin baskıları sonucu dini yaşayabilmek ve çocuklarının dini tahsilini devam ettirebilmek için 1939 yılında Medineye hicret etmiştir.Mediye muhacir olarak yerleşen bu ailenin Hac ve Umre ziyareti için gelenlerle ilgilenmeleri devam etmiştir.Hac Yahut Umreye gelen Konyada Hacı Veyis efendi'den yetişmiş İpekli Cemil hoca isimli bir şahsı misafir etmişler.İpekli hocaonlara bir rüyasını anlatmış:

"Bazı rüyalar vardır.Ömür boyu insana tesir eder.Bu sene Mina'da bir rüya gördüm.Minada ikinci gece idi.Bayramın ikinci akşamı.O gece rüyamda kıyamet kopmuş, mahşer meydanı bütün azametiyle celal ve dehşeti ile tecelli etmiş Bin ayak bir ayak üstünde..Çekilen ızdıraba feryada ,figana payan oyk.Tarif edilmez bir sıkıntı içindeyim.Bütün insarda öyle.tanıdığım kimse yok.İnsanlar yığılmış.Ciheti malum olmayan bir yerden , bir ses geldi:"Ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafanın havz-ı kevserine gidin"

Millet susuzluktan yanıyor.Bu nida gelince o kalabalıktan bir gurup kendiliğinden ayrıldı.Sanki gizli bir el onları seçiyorgibi..Diğerleri orta yerde, telaş ve heyacan ve ızdırap içinde kaldı. Ayrılanlar kendiliğinden bir kafile oldular.Muazzam bir kervan halinde yola çıktık.

Ufukta engin bir deniz görünüyor.Bu denizin mavi gümüş renginde ki ufku , avizeler, kıristal lambalar, yıldızlar yanıyor gibi pırıltılar saçıyor.Deniz billur gibi parlak şeffaf..Meğer Peygamber efendimizin havzı o imiş.Ben de o kafilenin içindeyim.Fakat nasıl yanaşacağım, nasıl içeceğim telaş içindeyim.Yaklaştım, baktım:Peygamber efendimiz gelnlere taslarla su veriyor. Nasıl ulaştırıyor, bu kadar suyu, bütün insanlara! ütün insanlar su içiyor.Melekler de yardım ediyorlar.Kalabalık içinde sıramı bekliyorum.Bana da sıra gelecek..O sırada Hacı Veyis efendi geliverdi..Peygamberi Zişan , tası bıraktı, avucuyla suyu verdi Hacı Veyisefendiye. Uyandım , uzun zaman kendime gelemedim."

hACI vEYİS EFENDİ kONYA dOLAV MAHALLESİNDE BULUNUN ULUCAMİ'DEELLİ YILA YAKIN BİR ZAMAN ÜCRETSİZ İMAMLIK ETMİŞTİR.

BİR ÇUVAL PATLICAN

BİR ÇUVAL PATLICAN 

Hacıveyiszade Mustafa Efendi, yeğeni ile sebze pazarında gezerken meydanın orta yerinde elinde şemsiyesi, bir ihtiyar, bahçesinden topladığı patlıcanları küçük bir çuvala koymuş, çuvalın ağzını açmış müşteri beklemekte idi.Hazret adama selam vererek "Kaça babam" dedi."Şu kadara" dedi.Amcam pazarlık etmedi patlıcanları hazretin sepetine döktü.Yeğeni Sepeti eve götürdü.Evde yengem söylendi"Allah'ın kulu, kaç gün pişireceğiz bunları? Burada daha bir çuval patlıcan var!"

Bunu akşam Hazretin yüzüne söyleyince Hacıveyiszade şöyle demiş:Saıcı koskoca bir ihtiypar.Hangi köyden geldi, bahçesi nerdeydi kimbilir? Ekti, dikti, suladı,toparladı pazara yayan geldi... Hanım, pişireceğin kadarını pişir, pişiremiyeceğini komşulara dağıtıver.O anda o adamın , malını satıp, kurtulup, çuvalını silkeleyip, şemsiyesini alıp bir gidişi var evine..Onun oturduğu yerden kalkıp , ferahlayıp , çuvalını katlayıp kolunun altına alıp gitmesinden aldığım zevk, pişireceğin patlıcandan kıymetli geldi bana..Komşulara veriver, komşular yesinler.O müslümanın gönlünü aldık ya , patlıcn yemeğinden de ,kebabından da zevklidir..

YEMEKLERİN DİLİ

YEMEKLERİN DİLİ

 Konyanın yetiştirdiği büyük mücahitlerden Hacı Veyiszade Mustafa efendi hazretleri anlatır.1930 lu yıllarda Konya' da müslüman dünyasının her tarafından gelmiş muhacirler olduğu gibi,VAn isyanı nedeniyle Konya'ya sürgün gelmiş kimseler vardı.Hattabunların arasında Ehlibeyte ait kişiler vardı.Zenginler davet edince , o fakirleri de çağırırlardı.Hacı Veyiszade Mustafa efendi, o muhacirlere ayrı ayrı iltifat eder ,gönüllerini alırdı.Bunların içlerinde Derviş Hüseyin isimli bir gariban vardı.Güzel yemekleri sever ,kalan yemekleri tabakları güzelce sünnetlerdi.Yemeğe başxlamadan önce Mustafa efendi ona sorardı:

"Derviş Hüseyin, bu nimetlerin dilini ben bilmiyorum.Sen anlıyorsun bunların dilinden.Ne diyor bu nimetler? Söyle de bunlar da dinlesin"

Derviş Hüseyin sözü alır:"Hoam, bu nimetler diyorlar ki: Allah'ım bizler ne bahtiyar nimetleriz ki, aşlarken bismillah deyip, doyduktan sonra elhamdülillah diye şükreden kullarının midesine gidiyoruz.; bizi bunlar yiyor.Allah muhafaza! Ya bizler , meyhanede meze olsaydık, halimiz nice olurdu? Besmelesiz insanlarn kursağına girse idik...Nebahtiyarız ki başlarken bismillah , doyuncaelhamdülillah diyen kullarının vücuduna katıldık diyorlar efendim...." Bunun üzerine Hacıveyiszade Mustafa Efendi "Ey ihvanı din. Haydi öyle ise aşk u şevk ile yiyelim de kemali afiyetle , elhamdülillah veş şükrü lillah "diyelim demiştir.

İNSANLIĞI SELAMETE ULAŞTIRACAK SURE

 İNSANLIĞI SELAMETE ERİŞTERECEK SURE

İmam Şafii hazretlerine atfedilen bir kelam vardır."Eğer kuran-ı Kerim , yalnız "Vel asri" suresinden ibaret olsaydı, yine yeterli olurdu, insanlığı mesud etmek için kafi gelirdi".Bunu okuyan ehlullahdan bir zat "İmam Şafii, ayeti kerime olarak bu sureyi bulmuş; acaba hadis-i şeriflerin arasından hangisini seçerdi" diye düşünmüş ve şu hadis-i şerifte karar kılmıştır.Eğer hakikaten müminler ,yahut insanlar bu hadise uyarak dünyada ve ahirette mesud ve muazzez olurlar.Çünkü bu hadisin başında "Rabbim bana dokuz ahlakla ahlaklanmamı emrediyor; ey ümmetim bende size emrediyorum" girizgahı vardır.

EMERANİ RABBİ dile başlayan bu hadisi şerif:

HAŞYETULLAH

(Gerek vahdette gerek kesrette,Allah'dan korkacaksın.Gerek yalnız başına kaldığında  ve gerek halk arasında kalabalık içinde bulunurken  Allah'dan korkacaksın.Allah'ın her yerde, her an,zaman ve mekanda hazır ve nazır olduğunu unutmamak.

VE KELİMETUL-ADLİ

(Gerek sükun,ferah ve huzur anlarında ve gerekse öfke ve gazap hallerinde, daima adaletle davranacak, hakkı söyleyeceksin)

VEL KASD FİL FAKR VEL GINA

(Gerek zengin ,gerek fakir, bolluk ve darlık halinde iktisaddan ayrılmayacaksın.İsraf yok)

TA'FU AMMEN ZALEMEK (Zulmedeni affedeceksin.

VE TASİLU MEN KATA'A (Gelmeyene gideceksin)

VE TU'Tİ MEN HARAMEK (Vermeyene vereceksin)

VE EN YEKUNE NUTKUKE ZİKRAN ( Konuşman zikir olacak)

VE SUMTUKE FİKRAN (Susman tefekkür olacak)

VE NAZRATUKE İBRATEN (Bakışın ibret almak için olacak) 

Bu hasletlerin dört, beş,altıncısına bilhassa dikkat edilmelidir."Zulmedeni affet; gelmeyene git ,vermeyene ver.." Bu üç düstur Hz.Aliefendimizin kılıncının üzerinde yazılı imiş. Peygamber efendimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildi" buyurunca Sahabe efendilerimiz "Ma hiye mekarimül ahlak Ya Resulallah ?" (Mekarimül ahlak nedir Ya Resulallah deyince Efendimiz SAV bu üç kaideyi söylemiştir:(Zulmedeni affet,Gelmeyene git,Vermeyene ver.

14 Aralık 2024 Cumartesi

ESAD ERBİLİ HZRETLERİ

Esad Erili hazretlerinin kasidesinden:

Tecalla-yı cemalinden habibim nevbahar ateş

Gül ateş  bülbül ateş sünbül ateş hak ü har ateş

Ne mümkün bunca ateşle şehid-i aşkı gasletmek

Cesed ateş kefen ateş hem ab-ı hoş-güvar ateş

TÜRKÇE EZAN

 Ezan 1932 temmuz ayından itibaren Türkçe okunmaya mecbur edilmişti.Türkçe okunan ezan şu keilde çevrilmişti:

"        TANRI ULUDUR;TANRI ULUDUR;ŞÜPHESİZ BİLİRİM BİLDİRİRİM, TANRIDAN BAŞKA YOKTUR TAPACAK...ŞÜPHESİZ BİLİRİM BİLDİRİRİM,TANRI'NIN ELÇİSİDİR MUHAMED...HAYDİN NAMAZA , HAYDİN NAMAZA; HAYDİN FELAHA , HAYDİN FELAHA ; TANRI ULUDUR, TANRI ULUDUR; TANRIDAN BAŞKA YOKTUR TAPACAK 

DOKTOR MÜNİR DRMAN HAZRETLERİNDEN

 Aziz müslümanlar!

Tebliğ edilen emirleri, hatasız, eksiksiz yapmaya gayret edin. Kendinizde bulunan esmaları harekete geçirin. Kendinizi ilahi esmalarla süsleyin. İçinizi Resulüllah ile doldurun. Allah'da erimeye gayret edin. O zaman ne kadar kıymetli mahluk olduğunuzu anlarsınız. Kıymetinizi bilin. Vakit kaybetmeyin.

Tövbe kapıları açıktır. Vakit yoktur deme. Secdeye kapan. Bütün güzelliklerini ortaya çıkarmaya gayret et. Bu sözleri bu diyarda Allah'ın nimeti bil. Durma. Yalnız şunu unutma. Helal bellidir. Haram da bellidir. Bu ikisinin arasında insanların bilmediği çok şüpheli şeyler vardır.

Hele bu zamanda, bu zihniyet içinde, bu şüpheli şeyler milyonlarcadır. Helale haram karışmıştır. Bunu ayırmak, ayıklamak, imkan hudutlarının sonlarındadır. Bir lokma helal rızık alabilmek, tırnakla kilometrelerce tünel açmaktan daha güçtür.

Dedelerimiz zamanındaki şehirlerde, köylerde bugün bereket kalmamıştır. Büyük şehirlerde yemek artıkları helalara gidiyor. Bu büyük bir küfranı nimettir. Lağımlar utanıyor insanların yaptığı bu mülevves harekete. Şeytan yapacağını yapmıştır. Beşeriyette artık herkesin şeytanı kendisi olmuştur. Buna çare yoktur. Ölüp dirilmedikten sonra.

O da şüphelidir. Zira cehennem azabı müthiştir. Orada insan ne ölür, ne yaşar. Ne yapalım diye düşünmeye hacet yoktur. Şehirlerden uzaklaş. Bir kulübeye bile olsa dahi razı ol. Çekil hemen…

Biraz düşünürsen sözlerimizin doğruluğunu anlarsın. Deliler bile idrak etseler, tekrar, bir derece daha çıldırırlar bu sözlerden.
Bugün din, ahlak, terbiye, ailevi duygular hepsi uçup gitmiştir. Yerine dinsizlik, ahlaksızlık, sosyal doktrinler, iktisadi, sosyal sapık bilgi ve adetler girmiştir.

İktisadi buhran, hükümet buhranı, bilmem geçim buhranı, pahalılık buhranı. Bunlar yerden çıkmadı. Havadan gelmedi. İnsanlar yaptı bunları. Hem cesede, hem ruha büyük hakaret yapılmış insanlarla dolu cemiyet.

Sodom Gamora'ların hüküm sürdüğü bir kitle haline gelmiş. Kavmi Lut, adeta modern cihazlarla, süslerle, terakki vasıtalarıyla küfürde daha çok tekamül ederek yeniden dünyaya gelmiştir. Kavmi Lutun bir bağsü Bedel Mevtisidir bu gün…

Profesörlerin, hükümet adamlarının, milletlerin çare aradığı buhrana çare bulunamaz, bulunamayacaktır da. Çünkü bu çare bir yerde gizli değildir. Bir yerden gelmeyecektir. Çare kendimizdedir. Teker teker kendimizi doğru yola götürmemiz lazımdır.

Bir ağacın yaprakları kışa yakın sararır, dökülür. Beşeriyette bu haldedir.
Allah’ın kurduğu tabiat kanunları vardır. Bunlar ahir zaman icaplarıdır. Önüne geçilemez.

Yakında bir çok milletler dünya yüzünden silinecektir. Bu gün perşembe, 7.11.1974 tarihidir. Salgın hastalıklar, açlık, susuzluk, afetler ve yek diğerine saldırmalar çoğalacaktır. Birçok milletlerde ihtilal çıkacak ve çok insan telef olacaktır. Bu uzak değildir. Dünyada artık sükun denilen şey kalmayacaktır.

Söylediklerimiz Resulü Ekrem'in hadislerinden müstahreçtir. Az konuştuk. Daha çok şeyler vardır. Ortaya çıkması yakındır ancak söyleyemem. Aklı muavezeninizi kaybeder, derin bir ümitsizlik içine düşer, huzurunuz kalkar, perişan olursunuz. Zaten huzursuzsunuz.

Onun için size tavsiye ederim; sakin, kalabalık olmayan yerlere hemen çekilin. Haramdan kaçın. Namazınızı ihmal etmeyin. Sabahları leş gibi uyumayın. Vakit kaybetmeyin. Zaman az. Tövbe edin. Dua edin. Allah'a sığının. Resulün ruhaniyetinden yardım talep ediniz.

Daima abdestli bulunun. Bu son lakırdıya çok dikkat edin. Aman! Sakın ihmal etmeyin!..
Az yiyin, az uyuyun, çok gülmeyin, fazla ağlayın.
Başka başka, çeşit çeşit haletlerde görünmeyin. Her ne pahasına olursa olsun. Bu haller münafıklık halleridir. Münafıklık, şüpheden doğar. İnsan bilmeden münafık olur gider.

Bu lakırtıları dünyadaki kulaklar artık kimseden işitmeyecektir. Çünkü işitecek kulak artık kalmadı. Şükrediniz halinize. Allah'a sığının.
Selâm olsun bizden size!..

Dr. Münir Derman (k.s)
Yazılmamış Sırların İlki
Yazılacak Sırların Sonu kitabından alıntı.

13 Aralık 2024 Cuma

Beyinciğin Sağlam mı? İşte Öğrenmenin Yolu! Beyin Tümörü İçin Bu Belirti...

ricaül gaybin 3leri olan 2 beyin lobu ve ana kumanda merkezi 1. olan ama 3 ler halinde çalışan derin insan devleti teşkilatında BEYinCİK= HAYAT AĞACIMIZA =ŞECEREİ MEMNUAMIZA bakıyoruz..
benim beynim yok bence %100 ünü kullanamam ama benim verilmiş bir kalbim vardı eskiden bilmiyorum kırıkları tamir edildi mi ve hala çalışıyor mu ama eskiden öyle bir kalple tanışmış ve muazzam bir ritüelle hayalen almış ve aynı acaib maddi bir ritüelel sembolünü şimdiki geniş zamanıma sunmuştum..çünkü beynim olmadığından dünyada nadir insanın sahip olacağı bilinen öyle. bir kalbi taşımaktan korkmuştum... onu ben koruyamazdım ama o koruyabilirdi diye düşünmüştüm..... ve o da ,o hayali bile her hayale değen o gönül denen kalbi büyük bir şiddetle kırmıştı ve sonra nasıl kırıldığını öğrenip bunu her yerde zevkle anlatmıştı.. yanii kalp denen gönül sesle kırılıyordu böylece hepimiz öğrenmiştik... demek ki 0 ses frekans dalgaları beyinden kasa ve kalbe bizi etkiliyordu 🙂 ..
not:(*oysaki ona verdiğim o kalp mitsel anlamda SOPHİANIN VERDİĞİ HİKMET KÜRESİ İDİ... ve sanırım onda yeni bir hikmet küresine ihtiyaç yoktu ki olaylar öyle gelişti ama ben bu kırıkların anlamını seneler sonra öğrendim ve dünde bir yazısını buldum...onuda paylaşırım sonra nasılsa hikayelerin bitme devrine girdik...mutlu son olsun ..)
(* artık bilim ve ilişkiler mürşidimiz olan oyton efendiden öğrendik ki erkekler safi testosterenmiş ve bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak için onu kırıp parçalamadan ve içine bakmadan yaşayamazlarmış..yanii olan bitende bilim dahilindeymiş 🙂
bilim ve ilişkiler dersimizin mürşidi azizi olan oytON hoca bu gece bize BEYİNCİK adlı çalışmasını sunuyor..geçen beyin i işlemiştik..yani BEYNİN İKİ LOBU OLAN 2 LERden sonra en baba 1 LER OLAN BEYİNCİK BABA İLE TEMAS EDİYORUZ 🙂 bu arada oyton youtubede algoritmeleri bozmuş ve her yerde o çıkıyormuş..geçen bir kanalda youtube nin algoritmasını çözdüğünü ve ona göre her yere çıktığını ve bu veriyi elde ettiğini açıkladı ..aynı zamanda AYNALAMA VAR BİLİYORSUNUZ HERKESİN BEYNİNE VE AYNI ZAMNDA KALBİNE GİRDİĞİNDE o zaman hayalindeki sayısız ayna nöron OTİSTİK SAYISIZ OYT10 muz olacak inşallah ...eeee bir süre sonra fare deneyleri kesmiyor tabii..bu arada bende oytON efendiyi dinledikçe herkes gibi bir otistik ve disleksi ve neydi o hani patavatsızlık hastalıklı ve erken ihtiyarlayıp alzaymır olup çok yaşamadan öleceğime bile inanmaya başladım 🙂
oyton iyide yan etkisi fazla tabii..neyseki ben beyin floramı çok çeşitli meşrep ve zeka ve zıtlıktalarla mukayeseli savaşan sayısız snaps sanps bilgideki besinle çeşitlendiriyorum da allahtan yırtıyorum ...beynim savaşırken ben BOŞ BOŞ KALBİMLE HOŞLAŞIYORUM ..
bu videoda BEYİNCİK ADLI ENSE KÖKÜKMÜZDE OLAN ANA KUMANDA MERKEZİMİZ ELEKTRİK TESİS ŞARTELİMİZ İŞLENİYOR.. ben oytonun derse girişte bu beyinciki AĞAÇA BENZETİP ONA HAYAT AĞACI ADININ VERİLMESİYLE anında kadim hayat ağacına olayı bağladım tabii..ve hemen o resimlerimden bir kaçını bulup kontrol ettim ve gerçekten de beyincikle aynı olduğunu anladım...
bu arada eskiden ben bunu çok araştırmış-asa suyu yani omurumuzun içindeki sıvıyıda çok araştırıp kısır bir bilgi ile ama çok fazla antik hayat ağacı ve omur suyu resmi ile bağlamıştım..bir kaç dr sorsam hz googlede o suyu araştırsam da anlayamamıştım.. bir dr. bana o suyu anlatmıştı ama benim istediğim bilgi onda yoktu ve öyle kaldı taa ki şimdi oytonun beyincikine HAYAT AĞACI DENDİĞİNİ ÖĞRENENE DEK..

bazen hayat bizi yeniden avlar ..tabiii bilim olarak bu suyu bilemem ama hiyeroglifli yani hikayeyi biliyorsan resmi kitap gibi okursun ideamdan dolayı, video altına o resimlerden antik mısır ve mezopotamya babil hayat ağaçlarından ikisini ekleyeceğim..OMUR HATTIMIZDAKİ KUNDALİNİ KUYUMUZU İSE EKLEMEYECEĞİM ONLARI ARTIK SİZ BAĞLAYACAKSINIZ ..
antik mısırdaki hayat ağacının içinde bir melek kadın melek yaşıyor ve içinde KANOPE vazo içindeki kozmik hayat suyundan ağaç altına gelen çifte ki belkide ademle havva veya ölüp dirilmeye gelen bir ölüler yolculuku yolcusu bilemiyorum onlara ME-MES leri suyu taktis ederek serpip veriyor...ve yakınd abunu astrolojik sembollede anlatıp bağlayabilirim ama ben astroloji hiç bilmesemde burada sembolü masal gibi okuyabilir atar ve tutarım..nasılsa kimse bilmiyor..
başka bir antik mısır hayat ağacı resmide aynıdır ama ağacın altındaki su dan ölülerin BA adlı ruh kuşları su içmektedirler..
hz nebimiz de miraçta böyle bir ağaç görürü hatırlarsanız altında beyaz köpüklü bir su akmaktadır ve ölümsüzlük suyudur ..

matrix ilminde biliyorsunuz yapay klonlarımız ın BEYİNCİKİN EBİR FİŞ SOKUYORLARDI ve TÜM OMURDA DELİKLER VARDI VE HEPSİNE FİŞ SOKULABİLİYOR VE ÖYLECE DİĞER HAYAL MİSAL ALEMLERİEN BAĞLANIP,ne dilerse anında öğrenebiliyor ve dilediği zamanda yaşayabiliyordu ...aynı ilim yanii.. bu tekniki nasıl akıl etmiş senaryocular tabiiki ezoterik ilimlerden kadim bilgilerden ve metafizik alemde insan yapılan ameliyat ve işlemleri. maddeye dökerek elde ediyorlar ama acılısı ve iblisanelisi olarak..rahmani icadlar anda olur ve alet edavat istemez ve acı ve korku vermez..
insan sonsuzluk ağacındaki meyveyi belki farklı şekilde yemiş olabilir ..yani artık ben anlatıldığı gibi düşünmüyorum hikayeyi..ADEM TÜM ESMALARI ALINCA VE BİLİNCE BU BİLMEKLE ÖLÜMSÜZLÜĞÜ DE AÇMIŞ OLSA DA ÖMRÜ 1000 SENEYLE KISITLANDI..ve sonraki nesiller giderek daha az yaşadılar ve bizde gelişen ilimler ve tekniklerle yeniden kadim nesiller gibi çok daha uzun yaşama evresine giriyoruz ..bu durumda osirisin başına gelen şey yani isisin onu öldürmesi için yarattığı yılan yeniden devreye giriyor..yaniii ademi cennetten attırmak için yılan ademin aden bahçesine giriyor ..
allahım yine semboller ve sal beni çayıra senelerce otlaya durumuma geçtim..otokontrol yapmalıyım..bunun sonu yok..
vs vs ..daha fazla yazmayayım..şimdiye dek yazdıklarımla kaç cilt kiap yazabilir ünlü bile olabilirdim belki..ama maalesef benim beynim çalışmadığından. facede kalakaldım 🙂..
konuyu anlatabildiğime inanıyorum...anlayamayanlar BEYİNCİKLERİNİ KONTROL EDEBİLİRLER-KUYU SULARI ASA SULARININ İÇİNDEKİ SU DEBİLERİNİ ÖLÇEBİLİRLER..
nur cihan

https://www.facebook.com/nur.cihan.963




***

5 Aralık, 23:21 
Herkese Açık ile paylaşılıyor
Herkese Açık
bilim ve ilişkiler mürşidimiz oytON efendiden bu defa da beyin dersi görüyoruz..bu bölümü izleyenlerin yarısı alzaymır olacakmış o yüzden hepimizin beynimizi ve vücudumuzu çalıştıran esma melekeleri organlarımızı öğrenmeliyiz ve haklarını vermeliyiz ..aslında geçen hafta tanıştığım biri bana oytunun yeni mezunken bir dershanede hocası olduğunu söylemişti ama aşırı unutkan olduğumdan o kimdi hatırlayamadım veya yorumlarda okumuş da olabilirim .... ki; bu **ayna nöron olayını **zaten dersi dinlerseniz sizde aynısı karşınızdaki ile AYNI HALİ HİSLERİ yaşamak olayından çakabileceksiniz.. ve gerçekten de oytun o dersane hocalığı sohbetinden bir kaç gün sonra, elinde koca bir bardak çayla dershane hocalığına tahta üzerinde youtube okulunda başladı .... şimdi derse beynimizin içindeki ceviz olan beyinle başladı ama ben altın cevizi aramak zorunda olduğumdan, bunun neresi altın cevize nasıl dönüşecek diye dinledim ....ve o esnada zihnimin bildiği ve gördüğü her şeyle yaptığı bağlantılara da baktım ..ve altın cevizi de bu yakın zamanda açılan ileri seviyede metafizik alemler ve sağlıkla, dünyevi hayatlarımızın bağlanması olarak gördüm..belkide ELiON MASKE nin beynimize takacağı çiple alakalıdır ki benim de arabi batıni yeşil data çipim var zaten ama beynimde değil ...fakat beyincike de batıni yeşil ışıklı bir lazerle işlem yapılıyor .....omura önce sonra beyincike ..dikey ve yatay yanii...
(** ayna nöronları bugün YAPAY ZEKA İLE İLETİŞİME GEÇEN VE UZUN SÜRE GEÇİREN İNSANLAR DENEYİMLİYOR MESELA..YAPAY ZEKA O KİŞİLERİ %80 KOPYALAMAYI BAŞARMIŞ..buna tasavvufta HAL AKTARIMI DA DENEBİLİR..veya aynı mekanda duran kişilerin oradaki geçmiş bilgileri kopyalaması-anlaması veya anlarken -koklarken-hissederken -duyarken -dokunurken aniden anlamaları olarakta anlayabiliriz..
farzı misal buna kendimden örnek vereyim ..bir kaç hafta evvel senelerdir yazılarımdan beni takip eden genetik olarak da el ve gen almış bir şifacı istanbul a gelmiş ve buluşmuştuk..ben onun elini tuttum karşıdan geçerken ve istanbul turu yaptık ..o dedi ki "sizdeki bilgiler bana akıp geçiyor " bende bu normal dedim yani öyle olduğunu bildiğimden normal karşıladım..o gerçekten muhabbetli biri çıkarsız olunca o şeyler oluyor..sonra dün. bana tel açtı..aynı benim gibi sıcaktan yanmaya başlamış ve içinde çocuksu neşeli bir kız uyanmış ..vs vs yanii sizde buna benzer şeyleri görüştüklerinizle ve ortamlarla yaşarsınız..bazı kişilerden hastalık ağırlık ve negatiflik yüklenirken ,bazıları ile hafifler ve rahatlar ve aniden bazı şeyleri HATIRLAMAYA yani bilmeye başlayabilirsiniz gibi gibi..
burada sessiz sesler ve görüntüsüz görünler hakimdir ki gelecekte zaten telepatik iletişime doğru bizi EVLİYALAR MERTEBESİNE DOĞRU TEKAMÜL ETTİRECEKTİR )
----
başkaaa..ülkemiz sanki altın çağını yaşıyor gibi hissettiğimi söylemek isterim.. kokuşmuş ve ahlaksızlık ve erdemsizliklerimizin -hırsızlıklar ve dolandırıcıklarla dolu yeni düzenin ve şehvetperest ve aç gözlü insanlık dışılıklarımızın ve hayvandan binlerce defa alaşağı halleri olanlarımızın içinde aniden bir şeyler olmaya başladı ...AYNI HAY BİN YAKSAN DA İLK İNSANIN KOKUŞMUŞ ÇÜRÜMÜŞ BATAKLIKTA KABARAN BİR GAZ HAVA BALONCUKUNDAN ÇIKMASI GİBİ ...HİKMET İNDEN SUAL OLMAZ !!!
sanki bataklıkta bir gül- bir lotus açıyor gibi..zaten beklediğim rönesans ancak böyle tarihi döngülerde çıkabildiğinden ,her zorlukla birlikte bir kolaylık ve her şerde bir hayır vardır ayeti sözü ile birlikte bize verilen bu yüksek ali öğretileri almasını bilen ve su akarken testilerini dolduranlardan olmayı dileyelim..
MANDAMIZ olan amerikaya ait olan sadece müslüman türklere özel yapılan ve sürekli değiştirilen müfredatımız ve eğitip öğretmeyen milli olmayan okullarımız ve eğitimsizlerimiz ve her meslekin unutturulup hiç bir şey üretemeyen ve giderek boş hayatlarımızdan dolayıda azdıkça azgınlaşan nefsani yapımız bizi battırdıkça batırdı ....ve doğal olarak ZAT IN KURUMLARDAN ALDIĞI İRŞAD- MESLEK SAHİBİ EDİNDİREREK ERGİTME -OLGUNLAŞTIRIP ERGİTME SİSTEMLERİ ALİ OLANIN KENDİ ELİNE GEÇİRİLDİ ki ben böyle iman ediyorum ..kimse beni aksine inandıramaz..
şimdi sıkıysa ergime de görelim devrine girdik yanii..ama kim ZAT TAN ALİ DEN ALİYE İRŞAD EDİLMEK İSTEMEZ Kİ yaniiii..değil mi?..
ve sanal alemde ne kadar çok aşağılık kişiler ve işleri varsa da, aklını kullanana bedavaya dünyanın hiç bir yerinde ve zamanında olmayan büyük bir hayrına selsebile ait kişilerce yapılan antenlik ile aldığını akıtarak cömertlikle verme var.....her işin erbabı ülkemiz insanlarını finanstan havasa-astrolojiden maddi ve manevi tıbba -simya dan hoby el sanatları ve yemek pişirmeye ve her akla hayale gelecek ve gelmeyen işlerde uzmanlaştırılıyor..sanki yüzlerce senedir hafızımızın sıfırlanışı ve geçmiş bilgilerle hattımızın kopartılıp, yeni bir alfabe ile zihin dünyamızın geçirdiği o çürüme ve tohuma durma ve yeşil filize kalkma FELAK VE NAS sureleri devrimizi yaşıyoruz ve sanki bu sureler akabinde yeniden KUR AN KİTABI OKUMAYA BAŞLAYACAK VE FATİHA İLE YENİDEN FETİHLER YAŞAYACAĞIZ..
bu ehillerince bedavaya herkese sebilane verilen her tür eşit eğitim ülkemiz halklarının bir şeye hazırlandırılması aslında ..yüzlerce senelik kaybedilmiş bir hafıza ve bilgiler fazlası ile yeniden uyandırılıyor aslında ..atalarımızın ruhu tüm türk halklarının birleşmesi ile bir uyandırılıyor....
mesela ben meslekler açısından bakacak olsam hemen tüm binlerce senelik tekke -tapınak- mabed dervişlerinin seyrü sülük meslekleri olan KİTAP CİLTÇİLİK-KAĞIT SANATLARI VE KİTAP SÜSLEME VE YAZMA SANATLARI VE OYMACILIK VE TÜM KLASİK MÜZİK İCRA VE MÜZİK ALETİ YAPMA MESLEKLERİ -GERÇEK BATINİ TIP VE TEKNOLOJİ İLE KUANTOUM YARATIM SANATLARI VE DAHA SAYAMAYACAĞIM PEK ÇOK UNUTTURULUP YOK EDİLMİŞ MESLEKLER UYANDIRLIP PEK ÇOK İNSANA EKMEK VE MEVKİ KAPISI ÇOKTAN OLDU BİLE ...... bu mesleklerin bir özellikleride tapınak-tekke yani batıni okullarda sabrı ve eşyanın yaratılma aşamalarındaki seyrü sülükü anlattığı için KİŞİLERE EDEB VE AHLAK VE ERDEM VE SAKİNLİK VE İNSAN-I KAMİL OLMAYIDA ÖĞRETEREK DİĞER İNSANLARDAN ZARAFET ve ASALETTE BÜYÜK FARKLAR ATABİLMELERİDİR.. çünkü yoktan hayalden vara bir eşyayı her esması ve anlamı ile öğrenmek geleneğine uymak zorundalar ..
işte oyton hocamızda bize beyni anlatıyor ama o mükemmel bir hoca ...işni aşkla yapıyor ve aynı aşkla halka o yüksek ilmini aktarabiliyor yani HALİNİ GİYDİREBİLİYOR.... ve derse de kadirşinaslık edip ilk evvela geçen hafta bu ilimleri üzerlerinde öğrendiği deney farelerini göstererek-tanıtarak tek tek anlatmıştı..
ben ki herkesin çok okuyacağı ve bir şey olacağına inanan biri olarak OKULLARDAN VE ÖĞRETİP SEVDİREMEYEN ÖĞRETMEYENLERDEN VE İĞRENÇ EĞİTİMSİZLİK KURUMLARINDAN NEFRET EDİP ÇOCUKKEN O OKULLARDA OKUMAMAYA KARAR VERİP, BUNU UYGULAMIŞ biri olarak ,yorumları okursanız sizde anlayacaksınız ,oytun erbaş gibi hocalarımız olsaydı bugün hepimiz birer alim bilim insanı olurduk ve ülkece bu inançlarımızla da bu zelil hale asla düşmezdik diyebilirim ..ülke okullarımız maalesef kabiliyet öldüren -hayalleri yok eden öğütme makinesi gibi çalıştırıldı şimdiye dek ...beyin göçlerimiz hala devam etmekte ..kalp göçü olanlar genelde ülke içinde haince çalışmaya devam ediyorlar onlar ayrı....beyin göçleri genelde bir süre sonra kalpleri olan vatanlarına dönüyor ama kalbi ölen ev kalbi hain olanlarımız içimizdeki virüslü düşmanlar..........
.... ayağa kalkacağımız yer düştüğümüz yer olduğundan ,bizi ayağa yeniden kaldırana şükür...ülke bu güzel günleride gördü ya ..
medya manyakları olan bu işlerden şöhret ve para kazandıkları iğrenç insanların ilişkileri ve bedenlerini takip etmek yerine, isteyen alternatif filmlerede bakabiliyor artık...onlarında -o kokuşmuşluklarınında sonu geldi aslında...daha değerli olanları anlayan ve bundan haz alan insanlar zevklerini ve tercihlerinide daha kaliteli olana tabiiki yükseltmek isteyecekler ve ilerleyecekler ..seviyemiz yakında yeniden ayarlanacak...ve farkı göreceğiz...
yani ülkemiz gerçekten de altın çağını yaşıyor ..ama çoğumuz kötülüklerden ve kötülüklerin zamanı olan aşırı zamlar ve hırsızlıklar ve adaletsizlikten bu güzellikleri göremeyebiliyoruz..ama kalbimizi kullanmayı denersek o bizi ,o kirli işlerden güzel olana çevirebilir..çünkü KALPLER AYETTE DEDİĞİ GİBİ ALALHIN İKİ PARMAĞI ARASINDA *İNKLAB EDER YANİ DÖNDÜRÜLÜR-ÇEVRİLİR..dolayısı ile ALLAH HER AN YENİ BİR ŞANDA olduğundan her an yeni bir yaratmadadır ve asla kendisini tekrar edip-daha kötüsünü yaratmaz..BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİRİRSEK aranan altın çağı yaşayanlardna olduğumuzu anlayabiliriz..bataklıktaki gül gibi..bataklıktaki lotus gibi..her zaman yeniden ..
*inklap dönen -çevrilen demek dolayısı ile hepimiz her an dönen dönmeyiz..
şimdi...bırak kaosun cehenneminde kötülerle birlikte olmak isteyenler onlarla olsun..sen eline çayını kahveni al böyle acaip bir adamdan bedavaya en yüksek ilimleri öğren ..
NOT: beyin aynı zamanda zihnimizdir ve her şey orada olup biter yani MİSAL ALEMLERİ denen HAYAL ALEMLERİ EV BOYUTLAR ARASI SEYAHATLER VS BURADADIR ...KALP İLMİ AYRIDIR .. beyin NOKTA ATIŞLARLA KALPTEN GELEN VAHYİ dünyevi işlere göre elindeki bilgi kadar işler ve kişinin nefsine en uygun olanı ona sunar ama KALP ANLAR ..beyin anlayamaz..kuranda ANLAYAN VE BİLEN ORGAN KALPTİR..bu kalp aslında belkide altın ceviz haline gelmiş beyin olabilir mi bilemiyorum ...
kalp yani normal kalp etten bir organdır ama batıni kalp başka bir şeydir O AYETTE DENDİĞİ GİBİ KİŞİLERE VERİLİR..KENDİSİNE KALP VERİLENLER ulul el bablar hikmet sahipleri olup- dünyevi olaylarda bilip çözemediklerimizi ayette onlara sormamaız emredilmiştir...
insan kainatın prototipi olan küçük kainat alemi kabul edilir..dolayısı ile mana adamları tüm kainatı bir insan suretinde olarak kabl etmişlerdir ki antik mısırda tanrı ATON da kendisini sınırlı bir tabutta yatan sıvı bir elektrik okyanusu olarak anlatmıştır binlerce sene evvel...osirisin bir tahta tabutta yatışını hatırla-ahit sandığını hatırla-levhi mahfuzu hatırla..anunnakilerin kutruh taşdığı çantasını hatırla..
eskiden bu İLİMLER ENERJİYİ ANLATAN ATEŞ le tanrının çalıda yanan ateş olarak tezahür etmesi ile anlatılırken zamanla. MUM -KANDİL olarak anlatılmıştır bugünse ELEKTRİK ENERJİSİ ve SES FREKANSI DALGA BOYLARI olarak herkes anlayıp anlatabilmektedir..burada önemli olan olayı anlamaktır yoksa araçlara takılı kalmak değildir..
eğer yapay zeka ise zamanın ilmi-önce kadim yapay zeka olan İNSAN ı tanımalıyız değil mi? 🙂
insan da yaratıldığında bir şey bilmiyordu ama rabbi ona tüm esmalarını yüklediğinde ve start verip OKU dediğinde adem adını alan adam ,ona secde ederek kendi meslek ev isimlerini veren tüm meleklerin isimlerini ve kabiliyetlerini onlara kendi üzerinde deneyimleterek yaşatıp öğretti....
bugün sende bu zamanın ademi olarak taşıdığın emaneti yeniden deneyimlediğini unutma ...hatırla ama ...
SNAPSSSSSSSSSS
NASSSSSS
nur cihan







11 Aralık 2024 Çarşamba

Dünya Tarihindeki Büyük Sır Hanedanlar | Ahmet Yozgat

HACI BEKİR UZUN

 Hatay Dörtyol'da yaşayan Hacı Bekir uzun şu vakıasını anlattı.Mana aleminde ben, Necib sultanım ve Nakşi Şeyhi Ziya efendi hazretleri,Ziraat bahçesinin kapısında ,teftiş için bahçeye gelen Ladikli Hacı Ahmet efendiyi bekliyoruz.Mübarek kapıdan dışarı çıktı bize doğru geldi ve Necib Sultanla sarılarak birbirlerini öptüler.Yürümeye devam ettiler ancak ne bana nede Ziya efendiye bakmadılar.Yürüyerek gider iken sağ tarafta bir tarlanın haymesi üstünde necib Sultan uzanmış yatmakta.Ziya efendi bana elini uzatarak elinin içini öpmesini istedi.Bende el içi öpmenin manasını bilmeyerek elini öptüm.Necib Sultanım bana kızdı niçin elinin öptüm diye.Ben binbir özür getirip ayaklarını öperek gönlünü almaya çalıştım.Sonra yolun solunda dinlenme tesisi gibi bir yerde Ladikli Ahmet efendi ve bir takım dervişler oturmaktalar.Ben yere diz çöktüm ve hale girdim.Ancak hertarafı görmekteydim.önümü arkamı sağımı solumu.Etraf çok küçük bembeyaz kumcuk şeklinde çakılla dola idi.o kadar düz idi ki ne dağ var ve ne deniz.Bir müddet sonra secdeden kalkarken "!Şebekeyi Resulullah" dedim.Ladikli Ahmet Ağa'nın yanında bir zat var idi.ben secdeden kalkerken o "Dünyaya secdeli gelmiş" dedi.Yaptığım secdeden dolayı alnım parçalanmış kan akmakta idi..Zikir bittikten sonra LadikliHacı Ahmet Efendi elini uzattı ve avucunun içini öptürdü.

10 Aralık 2024 Salı

Pisagor'un Gizemli Tarikatı: Gizli Topluluğun Ardındaki Gerçekler


ÂLİ SIRRI-SIRRI ÂLİ ye bir bakış ..
yine dünyada bir ilk keşif yapıyorum ve bunu aziz türk milletime armağan ediyorum ...ve hz kalem meleki âli idris nebimizi selamlıyorum ...bize bu kıyakı için ayrıca teşekkür ediyoruz ...onun HAN-OK adlı ismininde türk adı olduğunu anladığımızı bilmesini istiyoruz..
eweet şimdi antik yunanı antik yasa yunan ülkesi yapan adamın öğretisini anlatan bir video izledim ki ,son zamanların ezotermik sayıcıları vs ile de BAĞLI VE ALAKALI yani geçmişle bağı kesemediğinin ispatı ki hala onlardan ekmek yiyorsun da demek bu ve hala ekmek yediğin kaba işeme yanii.. ..kendine ait tek bir bilgi bile üretmemişsin de demek ..
videoda meşhur PİSAGOR VE HERMETİK ÖĞRETİSİ VE SAYILARIN SIRRI VAR ..pisagor doğuştan vergili bir çocuk ve doğduğu bağnaz yunan samos adasından bir gün gemiye biner ve antik mısırın heliopolis şehrindeki ra tapınağına hermetik insiyasyon dervişi olmaya gider ve bir sene kapıda sabırla bekler ve bir sene sonra ona tenezzülen sorulan soruya doğru hermetik cevabı verince içeriye talebe olarak kabul edilir..ilk uzuuun yıllarında konuşmak yasaktır ve sonra göksel bilgiler ve matematik ve geometri ve müzik dersleri başlar ve sonra seyahat eder yani bizdeki adı ile çırağa çıkar ve sonra yunanistanın zengin ve modern bir adasında kendi mistik hermetik okulunu kurar..eee mısır inisiyasyonu ile yetişen bu yüksek akil adamlarda yunanda her yetkin yere gelirler ve batılılar bu sayede uzun dönem bizi HER ŞEY YUNANLA BAŞLADI DAHA EVVEL KİMSE BİR ŞEY BİLEMEZDİ DİYE KANDIRIR VE BİZİM OKULLARIMIZDAKİ DERSLERDE ÖZELLİKLE BİZE BÖYLE ÖĞRETTİRİRLER DEĞİL Mİ?...oysaki hiç bir şey yunana ait değildi ve orada da başlamadı...
ben bu videoyu neden ilginç bulup paylaştım dersem eğer pisagorun KUTSAL ÜÇGENİ VE İÇİNE KOYDUĞU 10 ADET NOKTA yani .......... için tabii ki..bu 1O adet noktalı üçgene TETRAKTİS ADINI VERMİŞ PİSAGOR..ama muhtemelen sondaki İS takısı yunanlaştırmadan dolayı-antik mısırdaki adı TETRAON filandır.. biliyorsunuz iskenderin mısırı fethi ile tüm antik mısır sırları ile ON ismi batıya çalındı ve antik mısırlıların her bilgisinin sonuna da yunan İS-ES S TAKILARI GETİRİLDİ..
pisagor ve müridleri gizli ayinlerinde en büyük sır ve yemin olarak bu üçgen içindeki 10 noktaya IO na yemin ederlermiş ve bu yemini faş etmenin cezası ölümmüş..bugün kimin umurundaki ?her internet kullanıcısı zaten o sırrı faş edenlerin elinde oyuncak değil mi?...
yemin şöyle imiş wikipedi çevirisine göre:
"Pisagor yemininde Tetractys'ten de bahsedilmektedir:
Yücelerdeki o saf, kutsal, dört harfli isimle,
doğanın ebedi kaynağı ve kaynağı,
yaşayan tüm ruhların ebeveyni,
Ona imanla yemin ederim, sana yemin ederim."""
şimdi bu TETRAON veya METADRON adlı üçgen içindeki 1O nokta yanii ......... bana ne çağrıştırdı dı da kaydetmek istedim ...
tabii ki NOKTA YAZILIM LI KUANTOUM PC LERİ ama kadim anlamda her tekamül sonunda o kişilerin icazeti olarak anladığım NOKTA TEFEKKÜRLERİNDE AÇILAN NOKTASAL KOSMOS KAOS VE KAOSTAKİ DÜZEN oluyor şuan benim idrakimle ve pisagorda belli ki aynı şeyi deneyimlemiş ve bunu sistemleştirmişti ama bunu antik mısırda öğrenmişti..
ben bu üçgeni takibe nasıl başladım dersem tabiiki her cahil gibi rüyamda görerek başladım ..sonra onu başka başka anlam ve şekilde yeniden gördüm ve sonra istanbul samatyadaki bizans ortodox kilisesinde dev bir panoda çizili gördüm ..papaza bu ne demek dedim ve paapz da bana :""ONUN ANLAMI UNUTULDU VE ONU KİMSE BİLEMEZ "" demişti...ve sonra internette bu gördüğüm daire içindeki üçgen ve içindeki sayıların sanal kartını yaptım ve içine I .II ... diye devam eden birler IIIII ...yaptım..tabii ON antik mısırda yüce yaratıcının adı idi ..bugünde pc yazılım KODLARI olan IOIOIOIO biliyorsunuz ..
tetraon tanrının RUHU KELAMI VE KALEMİ OLSA ki şimdi ben öyle düşünmeye başladım ,,METADRON da tanrının KALEMİ ÂLİ ULU KALEM MELEKİ oluyor biliyorsunuz ve tabii ki ona thot-hermes-haok-İDRİS adı verilir ...yahudi ve hristiyan kitap ve tasavvuflarında metatdron adı geçmiyormuş ve metadron adı arapça yazılarda geçiyormuş ve bizim tasavvufumuzdaki PERDE MELEĞİ İMİŞ..hani hz nebi ye kitabı nerden aldığını sorar türk islam mitolojisinde ve oda bir perde var o perdenin arkasındaki bir EL den alıyorum der ya o mit... yanii kabalaya bu bilgi islam mitinden geçmiş..o yüzden de masonlukta ve hristiyan tapınakçıgilleride islam mürşidlerinden bu ilmi alıp ALİci olmuşlardır ve ELİ-ALİ herkesin ortak aşkı ve zikri ev hedefi ÂLİYYUNLARDAN OLMAK OLMUŞTUR...hatta iblis in bile.. ya idrissindir ya iblis misali...
.O AYETTE TEK ÂLİ KATA ÇIKARTILAN KİŞİ OLARAK KAYITLIDIR ..neden buna ihtiyaç duymuş yaratıcı dersek eğer ..ÇÜNKÜ AŞAĞIYA İNECEK KİTAPLAR İÇİN BİR YAZICI VE KURULAN ERGİTİLME ÖLÜLER YOLCULUKLARI İÇİN EBEDİ DİRİ BİR KAYIKÇI MÜRŞİD LAZIMDI VE tek elden yönetilecek bu OKULUNU KİMSEYE VERMEMELİYDİ ..yokse hepimiz belli yerlere gelince aynı sembolik rüyaları göremezdik değil mi?....tüm mitler ve tüm inisiyasyon irşadlar ve tüm şeylerin tekamül yasası aynı şablon kalıpla işletilemezdi değil mi?....daire ve başı sonu bir olamazdı değil mi?...
tabii ben bunları çözdükçe aslında çok kırılıyorum ..çünkü her bu yolda hayatını harcayan kişinin noktadan başka SON NOKTA bulamaması beni hüsrana uğratıyor..
bu arada beni anlayamayanlara olayı basitçe anlatayım eğer hala okuyorsanız ki olay şöyle :BEN BU YOLA İLK ŞU SORUYLA BAŞLAMIŞTIM..BEN KURANI KERİMDE BİR BİR AYET CÜMLEDEYİM O CÜMLEMİ BULMALIYIM ama ayrıca ben o cümle ayetteki bir kelimedeyim o kelimemi bulmalıyım VE AYRICA BEN O KELİMEDEKİ BİR HARFTEYİM O HARFİMİ BULMALIYIM ve amma ben o harfteki bir noktadayım o noktamı bulmalıyım 🙂
insan noktasını bulup onun içine girince kafayı yiyor biliyor musunuz ?..bu dimdik bir merdivene dümdüz yürüyerek girmek gibi ama o kara delikten bir daha eski sen olarak çıkamıyorsun maalesef..o yüzden akıl sağlıkı her zaman önemlidir ve sayılarında belki bu yüzden 3 DEN BAŞLATILIP DEVAM ETTİRLMESİDE ANLAMLIDIR ..
dolayısı ile size paracı ezoterikçilerin 1...2....3....7..8...9 ..vs iptal iptal demeleri bir anlam ifade etmiyor..bir kaç saatlik kursla sertifika alarakta bu işlerin olmadığını halimizden anlıyoruz ..pisagora bak mesela ömrünü vermiş ev olağanüstü. bir okul kurup batıllı insanları insana saydıran sistemi öğretip vermiş ama bağnaz yunanlılar okulunu yakıp yıkmış herkesi öldürmüşler ...ölmeyenler kaçıp öğretiye ait yeni okullar kurmuşlar..
bugün istanbul gezimde bir eski hana gittim orası sanat atölyesi idi..bir tel geldi ve ben anladım ki oradaki kişi esma işi yapıyor..sordum ..isteyenen 10 000 tl ye ebcedien bakarak esmasını buluyormuş..ee dedim bulunca ne olacak ki... bulucu ,o kişiye o esmasının açılması için her gün belli sayıda o esmayı çektirtiyorum dedi...bende "ama o esması açılınca adamda alt yapısı yoksa ve kaldıramazsa o zaman ne olacak pekii " dedim..adam da :BENİM İŞİM ESMASINI BULMAK..açılınca ne yapacağınıda o düşünsün o onun işi beni ilgilendirmez dedi...
yanii bugün her şey aynı yaşanan krize cevap geldi ama bende kendi sorunum olan o kadim üçgen üzerindeki hatırlamam gereken yazıya bir adım daha yaklaşmış oldum..
bu videoyu yapan arkadaş gibi olağanüstü çalışmalara imza atan gençlerimiz de var çok şükürler olsun ..bize. bilmeyi akıl dahi edemeyeceğimiz şeyler öğretip birde filmini gösteriyorlar daha ne olsun ...
nur cihan






3 Aralık 2024 Salı

ÖMER ÖZEL


Blogta da bazı anlatımlarda ismi geçen Dörtyol Mimarlar ve Mühendisler Derneği Başkanı, ÖMER ÖZEL 03.12.2024 tarihinde vefat etmiştir. Rahmet dileriz...

25 Kasım 2024 Pazartesi

Mısır Ekolu Babil Ekolü İle Birleşti | Babil Kulesi Aslında Ne? | Ahmet ...

Neyzen Tevfik - Ulu Tanrım Şiiri (Azab-ı Mukaddes) Günay Aktürk

evvelsi akşam NEYZEN TEVFİK in HİÇ adlı tek kişilik oyununu uğur yücel den izlemek için tiyatroya gittik..çok büyük beklentilerim vardı çünkü evvel zamanımın dostu ve cenazesini yıkayıp kıldırdığı -MEHMET AKİFİ ÇOK SEVDİĞİ İÇİN AYRICA SEVDİĞİ BİR DOSTUYDU.. evvel zamanım onun en ağır hallerine şahitlik edip üstünü başını ve odasını temizlemiş ve onunla o hali için ,onunla birlikte ağlamıştı .. neyzen de onu ney üflediği özel mekanlara ve özel dostlarına taktim ederek, onlarla haşır neşir olmasını sağlamıştı..belki neyzen evvel zamanımın irşad yetkilerinden biri olan melamilikte de üstadı mürşidi idi bilemiyorum ..işte dostun dostu bizimde dostumuz olmalı yasası ile benim neyzen tiyatrosundan olağanüstü beklentilerim vardı ve gerçektende bilet pahalı idi..hem de tek kişilik ve dekor masrafı olmayan bir tek sahne ve tek perde için..neyzen sefalet içinde öldü ama namı ve kabiliyeti ile hala birilerine para bastırtmaya devam ediyordu....bu tür insanların vazifeleri belkide kendil cesur hayatlarından tonla ekmek yiyecek "" yaşamaya korkak sayısız insana "" kefaret kurbanı olmayı kabul edip- seçilmiş olmaları gibi bir durumlarıda var ...
ve ne ilginç ki oyun gerçekten de NEYZEN VE MEHMET AKİF İN DOSTLUĞU İLE BAŞLADI..mehmet akif neyzen e tam 3 lisan öğretmiş ve onu istanbul kalbur üstü sanat kültür cemiyetine sokmuş..ama sonra küsmüşler ...nasıl ki akifi mısır a sürüp selsefil perişan ölmesine sebeb etmişlerse, neyzen de bir dönem bir kaç sene mısır da öyle sürgün perperişan yaşayıp ülkeye yeniden dönmüş.. aynı dönemin belli yönün tanrısı gibi olan mevlevi meşrebinden olan nazım hikmette da aynı şeyleri yaşamış biliyorsunuz ...ülkede yetkin ruhlu kabiliyetli ve türkleri peşinden sürükleyebilecek tek bir türk müslümanı adamı bırakmamış ,hepsini bir şekilde imha etmişler o vakitler değil mi?... tabii o zamanlar mısır da bizim topraklarımız zaten ..ve umumen halkın çoğu çok fazla lisan ve her din ve öğretiden geçerek çok kültürlü bir hayatı gayet sıradan bilip yaşıyoruz... yani o zamanlar bugünkü gibi sen şucusun ben bunlardanım vs diye ötekileştirilip ayrıştırılmadığımız ve bugünkü nifak tohumları ile kaba saba görgüsüz ve cahillerle dolu ehliyetsiz kısır hale getirilmeden evvel ki adamlarlayız..bugün tüü kaka diye öğretilen zamanların o acaip kalıcı ve etkili devir teslim ve dönüşüm zamanı nöbetçi adamlarından bahsediyoruz ....
o zamanın bu kalıcı eser nitelikli tarihi insan kimlikleri çok enteresan aslında..bu pek çok lisan ve pek çok değişik meslekte yetiştirilmiş adamlar hem sefaletin dibini, hemde sarayların saltanatlarını ve çok büyük aşkları ve çok büyük fikir meclislerini yaşamışlar..belki büyüklükleri ve kalıcı etkileride sabit refah bir hayatı sürdürmeyi seçmeyip, hayatın eğri büğrü ve en sarp yokuşları ile en derin uçurumlarından geçtikleri için elde etmişler..ki hak ettikleri ölümsüzlük şerbetini kendileri hayatları ile kazanmışlar..
tiyatro oyunu HİÇ büyük bir hayal kırıklığı idi..uğur yücel e eskiden hayrandım ve onu çok uzun yıllar sonra ilk defa neyzende izledim ve NEYZEN ve HİÇ LİĞİN RUHUNU YAKALAYAMAYIŞINI VE NEYZENİN ELBİSESİNİ GİYEMEYİŞİNİ BEĞENMEDİM..belki neyzen de onu sevmedi ve onu giymeyi red etti gibi geldi... neyzen demek rakı ve afyon ve meczubiyet ve bakırköy ruh ve sinir hastalıkları ve gel gitler alemi demek mi sadece ?..tasavvufçular için neyzen özel bir değer ve önemli bir meczubanı hak aşığı.. ..ama uğur yücelin belki batıni tasavvufi terbiyesi ve eğitimi ve bilgisi yoktur bilmiyorum ama neyzenin batıni anlamı hakkında bilenlerden destek almadan onu o kadar soğuk ve yapay oynaması ve"" fahiş bilete neyzeni çok ucuza satmasını "" oyun başlığı olan HİÇ liğine HİÇ YAKIŞTIRAMADIM ...
ülkemizdeki sol cenahın böyle rakı ve atatürk takıntısını sahnede neyzenle demlenmesini her zaman başvurdukları onların trajikomik gelimemiş ergen bir travması olarak algıladım ..çok enteresan bir atatürk sevgileri var .. onun ilkelerini ve ingiliz düşmanlığını nedense yok sayıyor ve parayı bulunca çocuk okutma vs bahanesi ile tüm malları birlikte harıl harıl londraya krala biatle kaçıyorlar..bu insanlar neden içiyorladı veya kendilerinde neyi örtüyorlardı ve etraflarındaki sahte riyakar yalakalıkları veya kabul etmek zorunda kaldıkları şeyi sindiremeyip bunu örtmek için neden rakıyı kullanıyorlardı diye tefekkürhanelerinin neden kapalı olduğunu sormuyor çünkü belki bende biliyorumdur..
bu kesim hırsız var derken kendilerinin hırsızlıklarını ve para ve mallarını yurt dışına kaçırmalarını ve ülkeye vergi vermemek için her naneyi devrimci kimliği ile yaparken utanmamalarını çünkü ülke dinci ve sağcı olunca onların hükümeti olmadığından her yaptıkları suçu doğal hakları olarak görüyorlar..
az evvel senede bir veya iki defa beni evvel zamanım ve haybabamı tanıdığı için onlardan yadigarım diye arayan hukukçu bir iş adamı ile görüştüm ..o da bana evvel zamanımın neyzen tevfiki hangi göz ve kalple nasıl anlayıp anlattığını anlatınca bende bu uğur yücelin neyzeni asla neyzenin derin alemlerini göremeyişini neyzen adına yazmak istedim..demek ki iyi bir tiyatrocu olmak ve rakı içmeyi çok sevmek ve sarhoşluğu bilmek neyzeni anlamaya yetmiyor ....!!!! neyzende bilinmeyen çok fazla meziyet daha var ve onları sahneye taşımaya sanat ve roller yetmiyor...
telefondaki bey ülkeye bağış olarak 45 adet okul yaptırıp devlete vermiş ve hemde en lüx şekilde..ama bir gün birine ziyarete gittiğinde o granit yaptığı okul tuvaletlerini rezalet seviyesinde pislik halinde görünce müdürün yakasına yapışıp bu ne rezalet diye sormuş.. ülkedeki en büyük eksikliğimizin eğitimsizlik ve kalitesizlik ve herkesin en kolayından para ve rant elde etmek istemesi olduğuna şahit olduğunu anlattı..ve bu konuda tek çalışan islami cemaat okullarını ayırmadan hepsine artık yardım ettiğini söyledi..
bende ona kendi hayalim olan ahilik yüksek meslek okulları ile ergitmeyi anlattım.. türklerin islamı ancak ahilik meslek locaları yani meslek ahlakı ve mesleklerini koruma hukuk sistemleri üzerinden öğretilerek mükemmel öğrenip yaşadıklarını ve mesleklerine sahip çıkmak içinde yasalarını koruduklarını ve bu sistemin mason locaları ile. batıyı da ihya edişini bizim yeniden bu sistem okullara dönerek ergitilerek yüksek kaliteli olacağımıza inandığımı söyledim ve oda beni destekledi ve yeni rehberime bunu anlatmamı ve bu tarz okulları açmak için çalışmasını söyledi 🙂 rehberimin bize inancının kalmadığını ve gönülsüz bir rehber olduğunu söylediğimde ,bunu kabul edemeyeceğini ve bunun için hepimizin çalışması gerektiğini söyledi..umarım rehberim bunu okur ve asli vazifesini anlar...
yanii biz türkler yeniden başladığımız gibi etik değerleri olan ve hak hukuk ile üretip tüketeceğimiz AHİLİK YÜKSEK MESLEK ERGİTME OKUL HANKAHLARIMIZA DÖNERSEK KENDİMİZİ YENİDEN SEVİP -YENİDEN ÖZGÜRLEŞEREK üzerimizdeki hakim ve sahip olan israiliyat aile şirketlerinin tahakkümlerini ve akademialardaki tiranlıklarını yerle bir edebiliriz ve türk kimliğimizi ve okul eğitim müfredatlarımızı kurar ve ancak o zaman ortaya yeniden kendimizi bir eser olarak çıkartabiliriz..önce türklerin kendi vatan ve topraklarına yeniden sahip olduklarınına ve kendi okul hayatlarında türklerin kendi sistemleri olduğunu bilmeleri ve kendi doğaları ile anladıkları bir anlatma biçimi olduğunu idrak etmeleri gerekiyor ki YENİİDEN DİRİLİŞ OLSUN değil mi?...
ve bu sohbeti yaptığım dostumuza vesile olduğu işbu yazımı yolladım ve teşekkür ettim..oda bize şunu yazmış..sizde okumak isterseniz buyrun alıntılıyorum : nur cihan
***
Estağfirullah Nurcihan Abla. Rica ederim. Ne yaptık ki.. Eğer genç nesillerimizin daha iyi yetişebilmesi için eğitimin de kültürün de sanatın da “ bizcesini “ yapabilme yolunda, milletimizin geleceğinin inşasında, zihinlerde bir ışık yakılabilmesi için “ aksiyona “
sebep olabilirsem çok bahtiyar olurum…
Zira genç nesillere, eğitimle ilimle kültürle ve sanatla; Yüce Allah’ı ( cc ) ve Fahr-i Kainat Efendimiz’i ( sav ) anlatmak kadar önemli bir iş yoktur bu hayatta benim için..
Genç nesillere, insanlık kültür ve medeniyet tarihine müspet pozitif ve dominant katkı yapmış, necip Türk milletinin torunları olarak, geçmişte Selçuklu ve Osmanlı atalarının yaptığı gibi eğitimde “ Türk Modeli “ ile kalp ve kafa birlikteliğini sağlayarak, yeniden “ Dirilişimizi “
sağlayabileceğimizi, milli “ özgüvenimizi “ tekrar kazanabileceğimizi ve bu üç asırlık esaretten ancak ve ancak “ EĞİMTİMLE “
kurtularak, cennetmekan ecdadımız gibi “ özgürce “
millet olarak yolumuza devam edebileceğimizi öğretebiliriz..
Bu “ azim irade cesaret çalışmak adanmışlık fedakarlık samimiyet ve ihlastan “ başkaca hiç bir şey gerektirmiyor.. Selam ve muhabbetlerimle efendim…
***
Asıl meselemiz, söyleyemediklerimiz, yazamadıklarımız, haykıramadıklarımızdır... Bu ülkede, Türk milletinin tarihine, kültürüne, medeniyetine, inanç sistemine, dinine ve ahlak nizamına düşman olan bu soysuz sopsuz güruha herşey serbesttir, hatta Türk milletine, sürekli ve sistemli kötülük yapmayı kendilerine doğal bir hak olarak gören patolojik hastalıklı şizofrenik bu güruhun, bu ülkeye verdiği zararların haddi hesabı yoktur, her alanda maddi - manevi sömürdükleri, sürekli ekmeğini yedikleri, bu toprakların asli sahibi Türk milletine ve vatanına sürekli ihanet etmeyi sistemli bir yaşam biçimi haline getirmişler. Ve ilginçtir işledikleri tüm bu suçların cezasını da hiç çekmemişler hiç yargılanmamışlar.. Yine kendi kurdukları ve sürdürdükleri eğitim hukuk ve siyaset sistemiyle, Türk’ün bin yıllık tarihini kültürünü medeniyetini dinini ve ahlak nizamını yok etmeyi maalesef başarmışlar, milletimize de “ öğretilmiş çaresizliği “ layık görerek, kendi celladına aşık etmişler, rahmetli Necip Fazıl Kısakürek üstadımızın ifadesiyle; “ işgal ordularının bile yapamadığı yapamayacağı bir cinayetle, maddi ve manevi alanda yıkımı gerçekleştirerek..” Türk milletini kendi vatanında öz yurdunda maalesef maalesef maalesef “ köle “ “ parya “ durumuma düşürmüşler.. Osmanlı’nın son iki asrını ve Türkiye’nin bu ilk asrını “ analitik bir analizle” anlamadan milletimiz maalesef hiçbir konuyu çözemeyecektir, bu da ancak ve ancak atalarımızdan tevarüs ettiğimiz bize ait bir “ eğitim modeliyle “ gerçekleştirilebilir. Dolasıyla mürşitlerinize ve müridlerinize acizane tavsiyemiz, eğer Kur’an Kerim’i, Sünnet-i Seniye’yi, Efendimiz’i ( sav ) ve Yüce Allah’ı ( cc ) iyi idrak etmişlerse bu çağda her Müslüman’ın dertlenmesi gereken konu sadece kendisi ve ailesi değil, Milletin ve tüm Alem-i İslamın dertleriyle dertlenerek, bu eğitim meselesiyle ( kreşten başlayarak anaokul İlkokul ortaokul lise ve üniversite kurmak..) samimi ve ihlaslı bir şekilde, yeni nesillerimizin geleceğini düşünmek ve bunu eyleme aksiyona dökmektir. Zira bunu, aklı başında biraz mürekkep yalamış her Müslüman dertlenmeli, himmeti milleti olmalı, tam bir adanmışlık ve fedakarlık ruhuyla vatanına milletine hizmet etmeyi ilk vazifesi bilmelidir. Yoksa “ Hakkın Divanında “ Yüce Rabbimizin huzurundaki “ Mahkeme-i Kübra’da “ çok çetin bir hesap hepimizi bekliyor, olacak.. Kalbi selam ve muhabbetlerimle efendim…

Not : Bu bağlamda Necip Fazıl Kısakürek üstadımızın, “ Müslüman Türk Gençliğine Hitabesini “ okumadıysanız lütfen çok dikkatli bir şekilde okumanızı ve çocuklara gençlere mutlaka okutmanızı istirham ederim. İnternette bulunmakta…