Hz.Adem babamız cennet içinde iken Hakk'ın sütünü emmekte idi.Ne zamanki cüz'i iradesini kullandı(Ki bu işte Şeytanın verdiği telkinat ve Hz.Havvanın teşviki etken rol oynamıştır) Emdiği Hakk'ın sütünden mahrum kalarak yer yüzüne indi ve öküz arkasından zirat yaparak rızkını temin etme zorluğuna muhatap oldu.Cennetin gıdası maddesel(kesif-eni boyu ağırlığı ve hacmi olan)olmasa gerektir ki temin için zahmet olmadığı gibi,vücuta dahil olmasından da vücut için yorgunluk olmazdı.Çünkü,suri dediğimiz toprağa ait gıdalar vücutta hazmedilirken sistemi yorar ,yaşlandırır,hastalandırır,nihayetinde zararlı olanları tuvalette çıkarma zorunda kalırız.En güzel nimetlerden çıkan ve arta kalan en zararlılardır kuzurat ve idrar.Manevi dünya içine giripte ehli Kamil vasıtasıyla manevi keşfe kavuşan kişiyi bekleyen en büyük tehlike "oldum" telakkisi ile kendisini bu hale getiren Kamil kişiye karşı istiğna(ihtiyaçsızlık,basit görme)içine girmektir.Bu hal daha çok öncesinden mürekkep yalayıpta sonra süluka giren ve keşfe kavuşan kimselerin,hizmet ettikleri Kamil kişide,şeriatın zahirine ilişkin bilgiyi görememesinden kaynaklanır.Sonrasında da manevi olarak reddedilir,ancak araya giren bu soğukluğu kişi kendi iradesinden sanır.Ayrı bir dükkan açarak fazilet satma ve irşat davasını güder.Tarikatın Yol kesicileri denen bu taife,bir müddet sonra kendisindeki manevi haller kaybolunca durumu anlar ama bu kez de etrafına topladığı kimselerin iltifat ve teveccühlerinden sarhoş olup hakikatı ifade edemez.Yani "Kardeşlerim,ben de bir şey yok"diyemez.İçtiği Maneviyat şarabı helakine sebeb olur.Nefsinin hükmü altında olan cinsi beşerin servet ve zenginlik gibi suri ve Keşif gibi Manevi ve ruhani kuvveti olmasın.Zira fakirin nefsi zarureti hal ile kibir ve ucubdan sabreder ve daima mütevazi olur.ve ruhani kuvvetten hali olan salik dahi insanı kamilin huzurunda kezalik tevazu ve tezellül eder ve nefsi bu hali içinde sabır olur.Vaktaki fakire zenginlik gelir,bu sabırdan sadra geçmek ister ve kibir ve azameti gösterir.Salik dahi biraz kuvve-i ruhaniyyeye malik olunca evvelki zilleti ve tevazuu bırakıp mürşitliğe kalkışır.İNSANIN PENÇESİ VE TIRNAĞI OLMASIN.O ZAMAN NE DİN DÜŞÜNÜR NE DOĞRULUK.Böyle bir kudrete malik olanların en büyük maksadı baş ve reis olmaktır.Başa geçmek ve reis olmak için de ne dinin icabatını ve insani kuralları nede işde ve sözde doğruluğu düşünür.Bunlar için türkçemizdeki karşılık :"Allah Kel versin tırnak vermesin"sözüdür.Mümin'in bela içinde olması eminliktir.Kudret hasıl olunca nimeti vereni inkarla azgın hale gelir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder