Bir dost
anlatıyor
Hallacı Bağdat’ın
el-Hatice semtinin pazarında gördüm.Ağlıyor ve halka yalvarıyordu:”Ey insanlar beni
Tanrı’dan kurtarın!Ey insanlar beni Tanrı’dan kurtarın!Ey insanlar beni Tanrı’dan
kurtarın! Çünkü O, beni benden aldı ve beni bana geri vermiyor ve gücüm bu hali
kaldırmaya yetmiyor ve ben ayrılıktan ,O’nun huzurunda olmamaktan ve O’ndan mahrum kalmaktan korkuyorum.Vay o
kimsenin haline ki, huzurunda bulunduktan sonra kısmen ayrılık olsun ve Bir
olduktan sonra ayrı düşsün!
Hallac’ın etrafına toplanan halk da ağlıyordu, Hallac da.bu hal Attab camiinin
önüne kadar devam etti. Hallac caminin kapısının önüne gelince durdu ve konuşmaya
başladı. Söylediklerinin bir kısmı anlaşılıyor, bir kısmının mahiyeti
anlaşılmıyordu. Anlaşılabilenler şunlardı:
“Ey insanlar
gerçi O’nun yarattıkları ile konuşması lütfundandır. O, onları terbiye etmek
için , onlar görünmekte ve tekrar saklanmaktadır.O, kendini zaman zaman aşikar
kılmasa herkes inançsız olurdu ve O, kendini perdelemese, herkes yoldan
çıkardı. Bunun için O, bu hallerin hiçbirini devamlı kılmıyor. Benim halim ise
başkadır!O, hiçbir an kendini benden saklamıyor, Öyle ki benim insanlığım O’nun
Tanrılığında kaybolana kadar ve benim
bedenim O’nun varlığının nurunda eriyip yok olana kadar , ben hiçbir an huzur
bulamıyorum. Şimdi benim ne cevherim ne de izim, ne suretim ne de bilgim var!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder