İnsanda, peşin zevklere karşı hırs ve istek vardır.Dünyaya ait tüm zevkler"Peşin lezzetlerdir".Kuvvetli bir kimse(Maddiyat ve mevkii),nefsinin tüm zevklerini tatma imkanına sahip göründüğünden, aşağı tabadaki insanlar bunları görüp bu zevklerden nasiplenmenin bu insanlar eliyle mümkün olacağını sanırlar ve bu yüzden kuvvetlinin yanında bulunmak isterler.
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
2 Nisan 2022 Cumartesi
KALPTEN TASADDUK
Kadirli'li Metin Biçer hocamız anlatmıştı."İstanbul'dayım.meczup kılıklı bir adam dikkatimi çekti.kıyafetleri meczup ancak bakışları terbiye edilmiş bir derviş bakışı idi.İçimden ona para vermek geçti.parayı uzattım almak istemedi.Ve eliyle bir işaret yaptı.Elini önce cebinin üzerine götürdü sonra kalbinin üstünü işaret etti.Ben anlamıştım:Yani cüzdan'dan mı veriyorsun, yoksa kalpten mi?Ben de elimi işaret parmağımı kalbimin üzerine tıklatarak "Buradan" şeklinde bir işaret yapınca parayı aldı.
DİN BEZİRGANLARI VE SOYGUNCULARI
Din bir damla dahi olsa kin ile yan yana barınamaz.Dinin diğer düşmanı kibirdir ve dini kibir, kibilrelin en tehlikeli olanıdır.
Her isnanın doğuştan sahip olduğu din ihtiyacı ile selamet yolunu arayan zümre, ilerlediği öğretim basamaklarında ve memlekin kültür havasında kendisine gerçek din telkinini verecek dimağlarla ve Allah yolunu gerçekten bulupta onda yürüyen kalplerle karşılaşmamışlardır.Din metaryalistleri ve pozitivistleri ona ruhun değil de duyuların ve beden uzvunun dinini tanıtmışlardır.Din bezirganları da soygunculuklarını devam ettirmek için , taassuptan faydalanarak gençliği ve bütün milleti bu yolda tahrik unsuru olarak kullanmaktadırlar.Dini neşriyat ile din ticareti yaparak cahaletle taassubu memleket havasına durmadan saçmışlardır.Din irşadçısı geçinen sahtekar cahilleri bertaraf edilmesi gerekir.
Dinde reforma ihtiyaç var mıdır?"Müslümanız diyen insan yığınlarından"İslam'ı kurtararak gerçek aslına irca edecek bir reforma ihtiyacımız vardır.Bu reforma engel olan din tüccarlarının varlıklarıdır.
İslam , insan davasını ele alır ve insana yaratılış gayesi için yaşatmayı hedefler.Allah'ın emaneti olan insanı yüceltmeyi hedefler.İslam ideali , insan idealidir.İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.Bu tekniğin tatbiki ibadet, gayesi gerçek selamettir.Anarşist, kalpsiz olmak zorundadır, ona ahlak lazım gelmez.İslam'ın zaferi, ilimle ahlakın, birde onların önünde yürüyen kalbin zaferidir.
1 Nisan 2022 Cuma
SÖZDE DİN ADAMLARIMIZ
Asırların artığı sözde din adamlarımız, devrimizin maddeci yıkımlarını göstererek onu itham yoluyla kendilerinin Allah yolcusu oldukları vehmini halka sunuyorlar.Hakikatte ise onlar dini hayatı maddi şekil ve hareketlere bürünmüş maddecilerdir.Din ve ahiret maddecileridir.Ruhlarını kaybetmişlerdir.Bir zamanlar Allah yolculuğu Mevlidhanlıktan, duacılıktan,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmiş bonrasında ise kin, tekfir, tehdit ve ruh karartmacılığıyla devam etmiştir.bunlar ilahi yolculuğun yoldaşı olamaz.Bugün camiler, teşkilatın para toplama noktalarıdır.
Nur arayanlar, her tarafta nurla kuşatılırlar.
Yolumuz islamın kaynaklarındaki nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasını aleme ve Allah7ın bütün kullarına ulaştırma yoludur; İslam'ı insanla birleştiren yoldur.
METAVARSE(İKİNCİ BOYUT)
Maddi gözümüzün görmediği ikinci bir boyut..Tayyi zaman-Tayyi mekan olarak tasavvufda konuşulur.Latif varlıklar olan cin,peri,meleklerin varlığı nasıl ki inkar edilemezse insanoğlu'nunda yaşayabileceği bir başka dünya.Ancak izinle girilebilen manevi bir alan.Bu alemin bugünün inkarcı bireylerine açılması mümkün olmasa gerek.Necib Sultanım,1930 yıllarda çocuk iken evlerine gelen babasının sohbet arkadaşlarından duyduğu."Gün gelecek insanlar kollarına taktıkları bir aletle ölü olan yakınlarıyla konuşacaklar" sözünün hakikatı.Necib Sultanım öyle buyurmuştu,yahut büyüklerden böyle duyduğunu aktarmıştı:Gün gelecek insanlar ,atalarının mezarının başına gittiklerinde kollarına taktıkları bir aletle mezardaki yakınları ile konuşacaklar.Hakikatların aşikar olacağı böyle bir zamandan sonra büyük kıyametin kopmasına az bir zaman kalmış olacak
MANEVİ SALTANAT
Maddi saltanat ehli tasavvuf nezdinde tehlikeli görülür.Zahir-batın aynı sözünden hareketle saltanatın manevisinde de tehlike vardır.Nasıl ki maddi nimetin fazlalaşması insanı tehlikeye düşürmekte ise de manevi saltanatta benzer tehlike vardır.Koruma,günah işlememe peygamberlere mahsus ise de Veliler bu derecede mahfuziyet sahibi değildirler.Çünkü imtihan için beşer olma sıfatının gerektirdiği duygularla mücehhez olmak gerekir.Bu nedenle keramet dahil, bir takım manevi lütufların varlığı dikkat edilmezse, kişi tarafından saklanmaz ise ayak kayma tehlikesine neden olur.Mesnevi-i şerifte hikayeleri anlatılan Rahip bersisa,Baur oğlu Belam hadiseleri manevi dünyadaki tehlike örnekleridir.
TEKRARLANAN TARİH YAHUT TARİHİN TEKERRÜRÜ
"Yüz yıl" sosyal olaylarda bir ölçüdür.bir anlamda yüz yıl nce yaşanmış olayların bir başka versiyonda tekrar yaşanmasıdır.Kime? diyeceksiniz.Tefekkür etmeyene, ders almayana.Saltanat denilince aklımıza Babadan oğula aktarılan bir yönetim süreci anlaşılır.Önemli olan iktidardaki olan kişinin isteğidir.Bu istek bir yabancıya terk edilemez günü geldiğinde, nefsin en sevdiği şeylere(oğullara) terkedilir.Bu şekilde bir öncesinin(selefin) olayları yargılanamaz.
100 yıl öncesine gidelim.Osmanlı'nın saltanat sistemi sonlandırıldı.Halkın seçtiği iadrecilerden oluşan bir meclisle işe başlandı.Ancak yeni idarenin, yapması gereken işler ve devrimler vardı.Çünkü kabuk değişiyordu.ve bu değişim sancılı bir şekilde gerçekleşti ve 1950 yılına kadar mütegallibenin saltanatı devam etti.Yeni düzende, din istenmediği için din üzerinden vatanın kurtulmasına canları ile katılmış inançlı insanlara baskı yapıldı.Dışlandı ve horlandı.
100 yıl sonra,dini yaşadığını zanneden kadroların önü açıldı.Siyasi iktidarı elde etti.Tüm beklenti,sadece ülkemizde değil dünyada örnek ve lider ülke olma özlemi idi.Ancak"Bu meret şişede durduğu gibi durmuyor" söyleminde olduğu gibi,içki içmediler ama güçten sarhoş oldular.Devletin sahibi kendilerini gördüler ve beytülmalı kendi şahsi birikimleri olarak telakki ettiler.Çünkü ,gece gündüz çalışmakta idiler.Toplumun bir kesimine yüz yıldan beri yapılan eziyeti bitirip bu sefer kendileri eziyet etmeye başladılar.Osmanoğullarının oğulları ortada yoktu.Ancak menfeat saltanatının beşli,onbeşli ,yüzonbeşli çeteleri oluşmuştu.mutlu bir azınlık,menfeat saltanatının elamanları olmuştu.Sonları nasıl olacak? denilirse,tarihe bakmaları yeterli.Osmanoğulları bir gecede, yanlarına çüzi şahsi eşyalarının alınmasına izin verilip sirkeciden trene bindirilip yurt dışına gönderilmesi şxeklinde tecelli eden ve içimizi sızlatan bir son,belki bir başka şekilde yaşanacak.Sonuçları belki de ağır olacak.
31 Mart 2022 Perşembe
SALTANAT HER TARAFTAN GELEBİLİR
Erzurum Kongresini hazırlayan Hüseyin Avni Ulaş Meclisi Mebusan'a iştirak etti ancak burada beş ay çalıştıktan sonra Anadoluya kaçarak Ankarada açılan Millet Meclisine iştirak etti.Hüseyin Avni , Saltanatın kaldırılmış olduğunu söyleyen safdillere "Saltanat bir heyuladırmlleti yetiştirmezseniz saltanat yine gelecektir" demiştir.Meclisi tenkit eden bir gazetenin kapatılması üzerine kürsüye çıkarak "Bize, bizi tenkit eden , irşad eden yazım" diyordu.
Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü bizzat boğan Topal Osman slahlı avaneleri ile ilk meclise girer ve Hüseyin Avni'nin karşısına gelerek ayakta durur.bu tehdit dolu çakal bakışlara Hüseyin Avni Korkmadan bağırır:"Katil, Ben kaleyim.Bu kaleyi devirmeden geçemezsin".Topal osman geri döndü ve avanesi ile birlikte meclisi terk etti.
CANLI KOYUN 55 TL/KG
Geçen kurban'da kg canlı fiyatı 30 TL idi.bugün için canlı hayvanın kg fiyatının 55 TL olduğunu kasap belirtiyor.Kurban vaktinde koyun bulunmayacağını belirtiyor.Basın haberleri türkiye'nin Katar7a ikibuçuk milyon koyun ihracat edildiğini söylüyor.Bu durumda muhtemel şu seneryoyu yaşayacağız.kesilecek nitelikte olan kurban7ın fiyatı dörtbin TL den az olmayacak.Bu duruumda Diyanet hemen devreye girip 1.500 TL ye kurban bedeli belirleyecek.Bu cazip fiyat,ibadetini yerine getirmek isteyen insanların çoğunun aklını çelip yarı fiyatına ibadet vecibesini yerine getirmek için parayı diyanete yatıracak.Peki sonrası..Hesap sorulamayan kurumların en başında diyanet teşkilatı gelir.Siyasi iktidara bağlıdır.Belki de kur korumalı banka hesabına devletce verilen faiz'e "Hibe" fetvasını vermiş olabilirler.Diyanetin Kurban havuzunda biriken paranın hesabını kim soracak.Her Cuma camilerde toplanan paraların hesabının sorulamadığı gibi.
ESMAİ HÜSNA TEDAVİSİ
Esma-Ül Hüsna İle Nasıl Tedavi Yapıldığına Dair Biyoloji İlminin Mucidi Dr. İbrahim Kerim Anlatıyor:
İşte bazı rahatsızlıklar ve ona şifa verecek Esmaül Hünsa:
Kulak için: EsSemi
Omurga için: El Cabbar
Saç için: El Bedi’
Adaleler için: El Kavi
Kalp Kasları için: ErRezzak
Atardamarlar için: El Cabbar
Kanser için: Celle Celaluhu
Burun için: Latif- Ğani- Rahim
Bacak için: ErRafi’
Göz – damarları için:El Muteal
Kolon için: ErRauf
Karaciğer için: En Nafi’
Prostat için: ErReşid
Yağ keseleri için: En Nafi’
İdrar kesesi için: El Hadi
Akciğerler için: ErRazık
Kemikler için:En Nafi
Dizler için: ErRauf
Saç Kepeği için: Celle Celaluhu
Kalp için: En Nur
Kalp Damarı için: El Vahhab
Sinirler için: El Muğni
Migren için: El Ğani
Guatr için. El Cabbar
Göz için: EnNur-Basir-Vahhab
Mide için: ErRezzak
Böbrek için: El Hayy
Bağırsaklar için: EsSabur
Pankreas-Şeker hastalığı için: El Bari
Rahim için: El Halik
Romatizma için: El Muheymin
Ğudde teymusiyye için: El Kavi
Göz Siniri için: EzZahir
Tansiyon için: El Hafid
Yazar eserinde, “türlü ihtiyaçların giderilmesine yönelik şu zikir tekniklerini deneyebilirsiniz” tavsiyesinde de bulunuyor:
Sağlıklı bir ömür için El- Vasi
İyi bir idareci olmak için El-Vali
Yeni bir iş kurmak için El-Hakim
Küsleri barıştırmak için El- Cami
Bolluk ve bereket için El- Hamid
Bedenen güçlü olmak için El- Kaviy
Sevmek ve sevilmek için El- Vedud
Daima yükselmek için El- Mukkadim
Birinin elinizden tutması için El-Veli
Her meselenin çözümü için Ez- Zahir
Birilerine iyilik yapmak için El- Latif
İlim ve irfanınızın artması için EL-Alim
Cesur ve atılgan olmak için El –Kahhar
Alacaklarınızı tahsil etmek için El-Bais
Hafızanızın kuvvetlenmesi için El- Habir
İzzet ve şerefinizin artması için El- Mecid
Ağır hastalıklardan korunmak içi El-Mümin
İkna kabiliyetinizin yükselmesi için El- Azim
Kaybettiğiniz bir şeyi bulmak için El- Vacid
Üzüntü ve sıkıntıdan kurtulmak için El Halik
Yaşamda neşeli ve enerjik olmak için El-Hayy
İşlerinizde daha başarılı olmak için El- Muhyi
Kötü alışkanlıklardan kurtulma için Er- Reşit
Kötü birinin uzaklaştırılması için El- Muahhir
Zekanızın daha kuvvetli olması için El- Muhsi
Herhangi bir hedefe ulaşmak için El- Musavvir
Eşinizle aranızın daha iyi olması için El- Muksit
Hatırı sayılır insanların sizi sevmesi için El- Vali
Şansınızın ve talihinizin açılması için Eş- Şekkkur
Elinizdeki fırsatları değerlendirmek için El- Muid
Elinizdeki bir şeyi muhafaza etmek için Er-Rakib
İhtiyacınız olan bir şeyi elde etmek için El- Mukit
İnsanlardan hürmet ve saygı görmek için El- Kebir
Sizde eksik olan bir şeyi tamamlamak için El- Mukit
Arzu ve isteklerinizin kabul olunması için El- Mucib
İşinizde yükselmek ve kariyer yapmak için Er- Rafi
Çocuklarınızın size daha itaatkar olması için El- Hadi
Maddi ve manevi anlamda güçlü olmak için El- Metin
Sizde eksik olan bir şeyin tamamlanması için El- Cebbar
Şefkatli ve merhametli olmak için ER-Rahim, Er-Rahman
Aranız açık bir arkadaşınızla barışmak için Celle Celelahü
İnsanlar arasında başı dik ve alnı açık gezmek için El- Hasib
Size zarar verecek kişilerin sizden uzaklaşması için Ed- Darr
Başkalarını duygu ve düşüncelerini anlamak için El Müheymin
Birinin gücü ve varlığı karşısında zayıf kalmamak için El-Müzill
Başladığınız bir işi başarıyla sonuna kadar götürmek için El-Vekil
Zihinsel,ruhsal ve bedensel olarak organize olmak için El-Kayyum
Herhangi bir konuda haklı olduğunuzu ispatlamak için El- Hakem
Birine yaptırmak istediğiniz işinizin kolaylıkla olması için El-Rezzak
Maddi ve manevi anlamda sıkıntıya düşmemek için El-Muğni, En-Nafi
Olmadık yerden başınıza felaketlerin gelmemesi için El -Mani, Es-Selam
“Esmaül Hüsna, insanın içinde eksik olan enerjileri tamamlar, zarar veren negatif enerjileri de yok eder ve kişiyi rahatlatır.Çünkü Esmaül Hüsna;Sizde Allah hakkında yücelik ve aşkınlık hissi uyandırır.Kalplere huzur ve sükûn verir, lütuf ve rahmet ümidi telkin eder.
Esmaül Hüsna, fiziksel, psikolojik ve zihinsel sorunların çözümlenmesine yardım etmesi ve diğer pozitif etkileri hem iş yaşamında hem duygusal yaşamınızda hem de sosyal ilişkilerinizde sizi destekleyecek ve çok daha mutlu bir insan olmanıza yardım edecektir.
Yüce Yaratıcı, kâinat ağacının meyvesi olan insanın kalbini kendine bir nevi arş yapmış, Hadis-i Kudsîde “Yere göğe sığmam, mü’min kulumun kalbine sığarım” buyurarak ona ne kadar önem verdiğini çok açık bir şekilde göstermiş. Bu sebeple insan kalbi de yalnız ve yalnız Ona yönelmekle ve Onunla olmakla huzura erebiliyor. Kur’an-ı Kerim’de, “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur, huzura kavuşur!” (Ra’d Suresi, Ayet:28)
29 Mart 2022 Salı
BİR ALBAYIN NOTLARINDAN
1938 Erzincan Depremini yaşayan bir Albay'ın notlarında geçmiş:"Deprem günü,Alayın içinde idim.Nizamiyenin dış kapısında birisinin yüksek sesle bağırdığını duydum.Emir çavuşuma 'Çavuş git bak bakayım kim niye bağırıyor'.Çavuş birazdan geri geldi ve :Albayım.Meczup görünüşlü Bir adam yüksek sesle "Deprem olacak beni Albayla görüştürün."diye bağırıyor.Neyse bu adamın yanına gittim ve bana "Albay,deprem olacak askerleri dışarı çıkart, okullardaki öğrenciler okulları boşaltsın!". Benim okullara müdahale etme yetkim yok ancak Kışla içerisinde bulunan erleri, mıntıka temizliği bahanesiyle emir verdim,binalardan çıkarttım .Biraz sonra Erzincan Depremi oldu.En az zayiatla atlattık"
Bloğun önceki yazılarında Necib Sultanım da anlatmıştı.Erzincan'da deprem olacağı haberini alan kutuplardan biri,Erzincana gitmiş, bir otele yerleşmiş.Deprem olduktan sonra hazret bir bakmış ki kendisi otelin dışındaki bir yerde sapasağlam bir vaziyette.Deprem olmuş bitmiş bile.
28 Mart 2022 Pazartesi
HER MİLLET İLAHİ VAHYE NAİL OLMUŞ MUDUR?
EVET.iSLAMİYETİN İTİKADI ÇOK GENİŞTİR.Müslümanlığa göre , ilahi vahye nail olmayan , yani kendilerine Peygamber gönderilmeyen hiçbir millet yoktur."Her milletin bir peygamberi vardır",(Yunus suresi), "Her milletin bir rehberi vardır"(Rad suresi)," Her millete bir peygamber çıkarılmıştır"(Nahl suresi), Bir millet yoktur ki onun içinde , onu iğri yolun encamından korkutan bir Peygamber çıkmasın"(Fatır suresi)
İlahi vahy ruhu besler.Vücudumuza lazım olanları Hakteala madde aleminde yaratarak ihsan etmiştir.
İlahi vahy ancak peygamberlere iner.İlahi vahy rahani havas ile telakki olunur.Bu havas sayesinde ilahi vahyi telakki eden zat, başkalarının görmediğini görür, duymadıklarını duyar, hissetmediklerini hissedir.
26 Mart 2022 Cumartesi
ENDÜLÜS FATİHLERİNİN AKİBETİ
Endülüs'ü(İspanya'yı) fetheden iki komutan Musa b.Nusayr ve Tarık bin ziyad'ın akibetleri acıdır.Musa bin.Nusayr tüm kuzey afrikayı ve İspanyayı fethedince, Şamda bulunan Emevi halifesi Velid b.Abdülmelik neredeyse kendisinin hükmettiği topraklar kadar bir toprağa hükmeden bu şahsiyeti ısrarla Şam'a davet etmiş,görüşmüş,Musa'nın getirdiği tüm ganimetleri elinden almış.halife'nin ölümü üzerine oğlu Süleyman 'da Musa b.Nusayr'ı göz altına aldırdı.ve musa'nın Endülüste vali olarak bıraktığı oğlu Abdülaziz b.Musa'yı öldürtüp kesik başını Musa'ya gösterdi.Musa b.Nusayr 82 yaşında idi.Halife,Musa'yı idam ettirecekken Ömer b.Abdülaziz'in ricası üzerine yumuşadı ve Yezid b.Mühelleb isimli birisi Musa'yı zimmetine alarak onu evine götürmüştür.Orta Afrika'dan Fransaya kadar olan tüm toprakları fetheden koskoca fatih,bir kişinin zimmetiyle hayatını devam ettirdi ve 3 yıl sonra kahrından öldü.
Tarık b.Ziyad'da aynı akıbete uğramıştır.Halifelerden gerekli ilgiyi görmeyen bu komutan ömrünün kalan kısmında bir görev almadan gözden uzak bir yerde ömrünü geçirmiş ve 720 yılında sessizce vefat etmiştir.
Endülüs Fatihi Musa b.Nusayr'ın oğluda aynı akibete uğradı.Tüm ispanyayı fetheden Abdülazizvb.Musa b.Nusayr,Şamdaki Emevi halifesi Süleyman b.Abdülmelik 'in İspanya'ya gönderdiği suikastçılarca sabah namazı mescitte öldürülmüş ve kesik başı Şam'a gönderilmiştir.
FAYDALAR
ALLAH'A İNANMANIN FAYDALARI :Allah'a inanan bir insan ,bütün yaratılanları bir ve aynı ailenin fertleri sayar, insanı insandan ayırt etmez.Onun nazarında beyaz, kara , fakir,zengin insanlar hep aynı ailenin fertleridir.kimseye kin gütmez,onun nazarında başkasının hakkını gözetmeyen , başkalarının hakkını yiyen insan Allah'a tastamam iman etmiş sayılmaz.
ALLAH'IN HER ŞEYİ BİLDİĞİNİ BİLMENİN FAYDALARI:Allah'ın her şeyi bildiğine inanmak insanı kötülük işlemekten alıkoyar, hatta onu kötü bir şey düşünmekten bile çekindirir.
ALLAH'IN HER ŞEYİ GÖRDÜĞÜNE İNANMANIN FAYDALARI:Bu inançta olan bir kimse, başka herhangibir insanın görmediği bir yerde kalsa da Allah'ın emir ve nehyine muhalif bir harekete cesaret edemez.
MÜSLÜMANLIK
"Müslüman" adını Allah Teala vermiştir."Size müslümanlar adını veren Allah'dır"(Hac suresi 22)
Müslüman , kendini yaratan Allahla, Allah'ın bütün yarattıkları ile müsalemet(dirlik, düzenlik) içinde yaşayan, Allah'ın kanunlarına itaat eden insan demektir.
"Hak Teâlâ müslümanlığı size din olarak seçti"(Maide 5)
EMANETLER
Necib Sultanım buyurmuştu.Kiliste bulunan bir zatta Efendimiz'in sancağı ile bazı mübarek zatların emanetleri mevcuttu.Bir sandık içinde muhafaza edilmekte idi.Bu zat, evlendiği ikinci eşi ile birlikte İstanbul'a taşınmış ve emanetlerde onunla birlikte İstanbul'a gitmiştir.Bu şahsiyet üzerinde bize verilen bilgi şudur:Bu zat ya Cezzarlı(Cezairli) Ahmet Efendi yahut Ahmet Faik efendidir.Cezzarlı Ahmet Efendi istanbul'da vefat etmiş , kabri Topkapı Kozlu mezarlığındadır.(Bilgiyi nakleden Mehmet Özoğul)
JURNAL TEŞKİLATI
Sultan Abdülhamit, kendisine ve iktidarına yönelik tehditler üzerine , içerideki Batı yanlısı muhalefeti kontrol altında tutabilmek ve dış ülkelerin emellerini vaktinden önce öğrenmek ve onlara göre strateji geliştirmek için Sadrazam küçük said Paşa'nın tavsiyesi ile bütün ülkede etkili olan hafiye teşkilatı kurdurdu.Bu teşkilatın jurnalleri doğrudan Yıldız Sarayında toplanıyor ve Sultan'a arz ediliyordu.Bugün bu sistemin karşılığı CİMER sistemidir.Serhafiyelik müessesesi , gelen jurnalleri inceleyip önemli gördüklerini Beşiktaş Karakolundaki komisyona sevk etmekte idi.
SULTAN ABDULHAMİT'İN ÇOCUKLARI
Sultan Abdülhamit'in çocukları perişan olarak öldüler.Oğlu şehzade Ahmet Nurettin Fransa'da açlıktan öldü ve bir parkta cesedi bulundu.Üstünde bulunan pusulada şunlar yazıyordu:"Ben Abdülhamit Han oğlu şehzade Nurettin.Cebimdeki para ile cenazemi kaldırınız" Kızı Zekmiye Sultan , ev sahibinin acıyarak kira almadığı köhne bir pansiyon odasında vefat ederken, kızı Naime Sultan Arnavutluk'ta bir Nazi toplama kampında tifodan öldü.Torunu Orhan efendinin kabri ise aidat ödenmedi diye kaldırılmış ve kemikleri de kimsesizler mezarlığındaki mazgala atılmıştır.
Sultan Abdülhamit' hükümetin isteği doğrultusunda şahsi serveti olan Osmanlı bankasın'daki 14 çanta dolusu tahvil, hisse senedi ve nakit parayı İkinci ve Üçüncü Ordu'ya bağışlamıştır .
25 Mart 2022 Cuma
BELEDİYE MIZIKACISI
Kilis'li Mehmet Beyin(ÖZKORKMAZ) torunu Mehmet Özoğul anlattı.kiliste, saatci-gözlükçü Sedat Amca'nın evinde bir zikre katıldım.İçeri girdiğimde elektrikler kapalı idi.oturdum.Ancak zikir esnasında yanımda bulunan şahıs, "Hay"esması çekerken ağzından çıkan tükrük zerrelerinin bana geldiğini hissettim ve içimden bu şahsa karşı buğuz ettim.Zikirden sonra elektrikler açıldığında yanımda karakuru bir adamın oturduğunu gördüm.Tanışlara sorduğumda Kilis Belediye'si bando takımında mızıkacılık yapan,ismi "ALAADDİN" isimli birisinin olduğunu söylediler.Gece bir rüya gördüm.Rüyamda çok güzel bir köşkün içinden davul zurna seslerinin geldiğini duydum.Bu yer güya cennette bir köşk imiş.Yanımdakine dedim ki "bu davul zurna sesi nereden geliyor bir girip bakalım"İçeri girdik.Geniş bir odada bir tarafta bir sürü davulcu, karşılarında bir sürü zurnacının düğüne iştirak ettiklerini gördüm.Kimin düğünü diye merak ederken ortada bulunan bir tahtın üzerinde yakışıklı bir adam gördüm.Adam,önceki akşam zikirde yanımda oturup, benim içimden Karşı çıktığım kimse olduğunu gördüm.Sabah uyandıktan sonra bu şahıstan nasıl özür dilerim diye düşünürken öğle namazına yakın bir zamanda bir manavda otururken adam yanıma geldi.kolumu tuttu "Hadi seninle camiye gidelim" diyerek koluma girdi.Ben camiye doğru yürürken adama gördüğüm rüyayı söyleyip, düşüncelerimden dolayı özür diledim.Bana döndü "Sus , kimseye anlatma" dedi.O zat vefat ettikten sonra bu hususu anlattım.
HAZERFAN AHMET ÇELEBİ
Galata Kulesinden yahut Cihangir taraflarından Üsküdar'a uçtuğu söylenen şahsiyet aklımıza gelir.4.murat Döneminde Hazerfan Ahmet Çelebi , Ok meydanında rüzgarlı İstanbul günlerinde bu denemeleri yaptıktan sonra Galata Kulesinden Üsküdar'a uçma deneyimi yapar.Padişahta Sarayburnunda Sinan paşa köşkünde seyretmektedir.İstanbul'un meşhur lodosunun olduğu bir günde bu denemeyi başarır ve Boğazı karşıdan karşıya geçer.Hazerfan, bir kese altınla ödüllendirilirken "Bu adem pek havf(korkulacak) bir ademdir.Her ne murad edinse elinden gelir, böyle kimselerin bekası caiz değil" diyen padişah çelebiyi Cezayir'e sürgüne gönderir.
hEM MİLLETİ VE HEMDE DEVLETİ İLGİLENDİREN BİLİMSEL GELİŞMELERİ CANI PAHASINA ORTAYA ÇIKARTAN BU BİLİM adamına gösterilen bu sonuç reva değildir.
23 Mart 2022 Çarşamba
GELİŞEN HAKİKATLAR
"!Cemiyetle beraber hakikatlar da gelişir.Tek tehlike bunu kavramamak, kızıl şay görmüş İspanyol boğası gibi , her düşünceye ve her düşünene saldırmak;bu canım memleket bu yüzden cüzzamlılar ülkesidir" Cemil Meriç.
22 Mart 2022 Salı
İBNİ ARABİ'NİN TARTIŞILAN DÜŞÜNCELERİ
İbna Arabi hazretlerinin düşüncesini tasvip edenlerden ziyade muhalefet edenleri mevcuttur.Eleştirildiği düşüncelerinden birisi de şudur:İbni Arabi'ye göre kime ibadet edilirse edilsin herkesin ortak amacı ,yalnızca Allah7a ibadet etmektir.Bu nedenle kendi zatı için ibadet edilen sadece Allah'tır.O'nun dışındakilere ise Allah sanıldıkları için ibadet edilmektedir.Başka bir ifade ile taş,ağaç,hayvan ,yıldız veya başka bir şeye ibadet edilmesinin nedeni , o varlıklara ilah olduğunun inanılmasıdır.İbni Arabiye göre mükemmel arif; taş, ağaç,hayvan, insan veya bir başka şey olsun kendisine ibadet edilen her mabudu Hakk için bir tecelli yeri görebilendir.O arif, bütün puta tapıcıların aslında o mabuda ibadet etmediklerini, ilahi tecellinin gereğine göre , gerçekte Allah'a ibadet ettiklerini bilir.Bu nedenle bütün insanların ibadetleri geçerli olmuştur.Cehennemde kalmaları ise ibadet endeniyle değil, ilişkilendirmedeki hataları yani İlah ismini yanlış varlıkla ilişkilendirmeleri nedeniyledir.İbni Arabi bu nedenle dinler üstü bir dini savunduğu düşünülerek şiddetle eleştirilmiştir.
iBNİ aRABİ, ALEYHİNDE EN FAZLA FETVA VERİLEN iSLAM DÜŞÜNÜRÜDÜR.aLEYHİNE 238, LEHİNE İSE 33 FETVA VERİLMİŞTİR.aLEYHİNE VERİLEN FETVALARIN BÜYÜK KISMI ONUN KAFİR OLDUĞU SONUCUNA VARILMIŞTIR.
BİLGİ ELDE ETME YOLLARI
İbni Arabi hazretleri gerçek bilginin mariet olduğunu ve bunun da vehbi yolla, yani insanın zihni ve fikri bir çabası olmadan Allah'ın doğrudan bilgi vermesi yoluyla mümkün olduğunu söyler.Bilgi elde etme yollarını kesinlik derecesine göre sıralamak icab ederse ilk sırayı vahiy alırken onu keşif, akıl ve duyular takip eder.
iBNİ aRABİ'YE GÖRE DİN ,BİRBİRİYLE İÇ İÇE GEÇMİŞ DÖRT ANA SÜTUNA DAYANMAKTADIR.1-iman 2-SIRADAN velilik 3-Yüksek velilik/genel nebilik 4-Şeriat nebiliği
Bu tasnifte iman en geniş dairedirve herkes iman sahibidir..Ancak müminlerin ancak bir kısmı sıradan veli olabilir.sıradan velilik gayrete bağlıdır.Sıradan velilerin bir kısmı yüksek velayet derecesine ulaşıp Allah'dan bilgi alır.fakat bu bilgi teşri (şeriat) gücünde değildir.Bu nedenle her veli bir Resulün şeriatına bağlıdır.Efendimiz (SAV) hem nebi hem resuldür, risaleti diğer resullerden farklı tüm insanlara yöneliktir.Hz.Peygamberle birlikte teşri nübüvvet sona ermiştir, genel nübüvvet sona ermemiştir.
YAHUDİ VE HIRISTİYAN ALİMLERİNDEN İLİM ÖĞRENMEK
1156 yılında Diyarbakır'da doğan Seyfuddin Amidi,İslami ilimlerde derinleştikten sonra Bağdat7ın Kerh bölgesinde yaşayan Hırıstiyan ve Yahudi bilginlerinden felsefe ve mantık başta olmak üzere diğer akli ilimlere dair ders almıştır.
Bu zat,daha çok kelam ve fıkıh yönüyle bilinmekte ise de felsefe ve mantığa dair kaleme aldığı eserlerinde ilahiyat ve felsefeye dair açıklamalar mevcuttur.Fahreddin er-Razi'nin geliştirdiği felsefe-kelam yakınlaşmasını daha da ileriye götürmekle beraber kemalatın ancak akli ilimlere tam manasıyla vakıf olduktan olmakla elde edilebileceğini vurgulamaktadır."gaib" in "şahid" le kıyaslanmasını reddetti.Nakli ve semi delillerin zanni bir değer taşıdığını belirtti.
19 Mart 2022 Cumartesi
KUŞEYRİ
Kuşeyriye göre şeriat, Allah'a kulluğa sımsıkı sarılmak , hakikat ise rübubiyeti müşahede etmeyi ifade eder.Hakikat ile takviye edilmemiş şeriat makbul sayılmaz. Aynı şekilde şeriatla sınırlandırılmamış hiçbir hakikat makbul değildir.Şeriat , insana bazı sorumluluklar yükler.Hakikat ise Cenab-ı Hakk'ın tasarrufları hakkında gelen bir bildirimdir., diyerek hakikatın(tasavvufun) şeriatın ta kendisi olduğunun , dolayısıyla şeriat ile tasavvufun aralarında bir düşmanlıktan söz edilemeyeceğinin altını çizer.
Kuşeyri'nin tasavvufi görüşlerinin asıl amacı, kalbin ıslahıdır.bu düşünceden hareketle Sünnet üzere yaşayan daha önceki ilim ve amel ehlini topluma tanıtmaya gayret etmiştir.Kuşeyri, sonraki dönemde Gazali ile birlikte ulema arasında yayılmaya başlayan "Sünni Tasavvufun" önemli kilometre taşlarından biri kabul edilmiştir.Bu sebeble o "felsefi tasavvufu" değil, hadislerle temellendirdiği "Sünni Tasavvufu" savunmuş ve amaç edinmiştir.Kimi mutasavvıfların "Enel Hakk","Süphani", türü "Şatahat" ifadeleri ve vahdeti vücud , hulul, ittihad,Nur-ı Muhammedi, Ricalül Gayb düşünceleri Kuşeyri'nin eserlerinde yer bulmaz.
18 Mart 2022 Cuma
İSLAM DÜNYASINDA BİLİMİN İLERLİYEMEMESİ NEDENLERİ
İslam dünyasında bilimin ilerleyişi , kurumsal olmaktan ziyade bireysel gayretlerle gerçekleşmiştir.Bilim adamlarının bir hamisi yoksa maalesef bilimsel gelişma sıkıntıya uğramış , bilimsel bilginin yokluğundan doğan başluğa ise hurafeler yerleşmiştir.Bilim adamı ile , bilimin değerini bilen yönetici insicamı oluşmadığında , bilim adamları oldukça sıkıntılı hayatlar sürmüşlerdir.
MİLLET İTTİFAKI VE İHVANI SAFA
İhvanı Safa (Temiz Kardeşler,Vefalı Dostlar,Adalet ehli ve Hamd çocukları)10.ncu yüzyılda Basra ve civarında ortaya çıkan , bir şubesininde Bağdatta olduğu söylenen ve bu güne kadarda gizemini koruyan bir topluluktur.Güçlü ve gizli bir şekilde örgütlenmiş olan bu topluluk görüşlerini toplamda 52 risalede ortaya koymakta birlikte baskılardan çekindikleri için risalelerine hiç isim koymamışlardır.Birbirinden çok farklı konuların risale şeklinde , her biri kendi alanında iyi yetişmiş kimseler tarafından kaleme alındığı, sonrasında ise adeta örgütsel bir titizlikle sıraya konulmak suretiyle bir müfredat mantığı içerisinde birleştirildiği gözlemlenmektedir.
İhvan-ı Safa' da , kendi devirleri için şer devletinin zirveye ulaştığı , ancak sonrasında hayır ehlinin devletinin bir görüş ve mezhepte birleşen, dinde ittifak etmiş hikmet sahibi alimler eliyle ortayaçıkacağı inancı yerleşiktir.Bir risalede bu yaklaşım dolayımında kendilerini , tek din, tek mezhep ve tek görüş çatısı altında toplanan, çeşitli memleketlere dağıtılmış , pek çok kabileye mensup dindarlar olarak vasıflandırılmaktadır.
Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi yapıda millet ititfakı adı altında bir araya gelmiş insanların bu birlikteliğini bu yönden değerlendirmek gerekir.Çünkü, mutfakta büyüyen bir yangın,yeni doğanların boynuna asılı bir borç yükü insanımızı kısır kavgalardan öte büyük resme bakmaya zorlamaktadır.
CAHİL TOPLUMDA KAZANÇLI İŞ
"Cehaletin yaygın olduğu toplumlarda din ticareti, en karlı kazançtır.Bir cahile tahakküm etmek istiyorsan batıl meseleleri dini bir kılıfa koymak yeterlidir"(İbni Rüşt)
MANEVİYATIN DERİN DEVLETİ
"Derin Devlet" kavramından anlaşılan şey; Resmiyette gözükmeyen güç odaklarının temsilcilerinden oluşan bir oluşumun, devletin bekası için yaptığı plan ve aldığı kararlar anlaşılır.Bu kararların alınması ile icraatları arasında uzun zaman dilimi olabilir.Çünkü, kararı zahirde gözüken isimler alacaktır.Bu insanların bu kararları almaya ikna edilmesi, yahut inandırılması zamanı gerekli kılar.
"Maneviyatın derin devleti" kavramı ile Hak Teala'nın tayin ettiği manevi idarecilerdir.Üçler, Yediler,Kırklar şeklinde izah edilen bir manevi yapılanmanın elamanları.Bu alem, farklı bir boyutu gerekli kıldığından anlatımları dinleyenler bir masal anlatıldığını sanır.Ancak yaşanmış hadiselerle karşılaşıldıkça bu hususu anlamak mümkün olur.
Hatay Dörtyol'da mukim Hacı Bekir Uzun anlattı."Necib Efendi hazretleri,oğlum yahya'ya "Senin bugünkü komutanların var ya gün gelecek hapse girecekler" deyince oğlum yahya itiraz eder:"Necib Amca! olacak iş mi? Kimin gücü onları hapis etmeye yeter?" diye karşılık verdi.Necib Efendi:"Karar imzalandı bile" şeklinde bir kelam etti.Oğlum yahya En son Diyarbakır Sıkıyönetimde üst rütbeli idi.Aradan zaman geçti 28 Şubatçıların hareketleri ve 15 temmuz ihtilali olunca komutan seviyesinde bir çok kişi hapse girdi.
Bloğun önceki yazılarında olacaktı.Necib Sultanım "Kırkların dersini Dörtyol'da Fırıncı mehmet Ağa'da tamamladım.Konyada bulunduğum zamanda ise (1969-1972) Yediler'den Abdülbaki Efendi'de ders görmekte idim".
Hacı bekir amca yaşadığı şu halide aktardı."Necib Sultanın dükkanında oturmakta idik.Şöyle bir hal yaşadım.Kapıdan içeriye iki kişi girdi.birisi Amerikan'ın Cumhurbaşkanı olacak sinema sanatçısı ile önceki Cumhurbaşkanı idi.Necib Sultanım eski Cumhur başkanının sırtındaki hayvan semerini onun sırtından aldı,sinema sanatçısı olan yeni cumhurbaşkanı adayının sırtına koydu.Kapıdan çıkarlarken ben de Amerikalılara selam söyleyin dedim"
17 Mart 2022 Perşembe
KALBİN TEMİZ OLMASI İÇİN
Bir kalbin temiz olabilmesi için şüphe, heva-heves,riya-gösteriş,masiva gibi olumsuz hasletlerden beri olması gerekir.Arifin gönlünde dört ateş vardır:Korku ateşi; günahın tatlı gelen yönünü , sevgi ateşi;itaatin zor gelen yönünü, marifet ateşi ; maddi bağlılıkları, şevk ateşi ise rehaveti yakar.ve kişiyi Allah7a ulaştırır.
Kalpte bulunan üç nurdan ilki marifet güneş, ikincisi akıl ay, üçüncüsü de ilim yıldız gibidir.Bir gönle rahmet yağmazsa orada gösteriş , kuru iddia ve ikiyüzlülük baş gösterir.Aynı şekilde haram yemek, helali terk etmek, ve zulme niyet etmek ise kişinin kalbine sıkıntı, keder ve kasvet verir.
EBÜL HÜSEYİN EN-NURİ(908)
Bağdat tasavvuf ekolünün önemli bir temsilcisidir.Sırrı Sekati, Ahmed b.Hadrevy ,Muhammed b.Ali el-Kassab,ve Ahmed b.Ebül Havari gibi şahıslardan tasavvuf terbiyesi almış ve kendisinden de İbnül Cella,Ebubekir el-kettani,Cafer el-Huldi Ebu Bekir el-Vasıti gibi tasavvuf ehli insanlar yetişmiştir.Hayatının son zamanlarında sokaktan geçen bir şahsın "Seni öyle çok sevdim ki, akıllılar bu menzile vardıklarında hayrete düşerler" beytini duyunca vecde gelir , kamışlarla dolu olan bahçede tabanları yarılıncaya kadar sema edip döner.
Ebül Hüseyin'in temel görüşleri:"Vecd" ruhta meydana gelen bir kıvılcımdır, dille anlatılamaz , mücahede ve riyazete devam gerekir, nefsin arzularına karşı müsamahayı terk , insanlara müdahane etmemektir.Ebül Hüseyn sohbeti uzlete tercih etmiştir.Üzerinde özellikle durduğu şey "isar" yani "fedakarlık"tır.İsara dayanmayan sohbet ve arkadaşlıkların doğru olmadığını söylemiş, nimet ve imkanlarda , maddi-manevi bütün nimet ve imkanlarda kişinin arkadaşını kendisine tercih etmesi gerektiğini vurgulamıştır.Bu nedenle "İsar" ı esas alan tasavvuf anlayışına "Nuriyye " denir.Tasavvuf tarihinde "Allah sevgisi" yerine "Allah aşkı" tabirini kullanan ilk kişi Ebül Hüseyn en-Nuri dir.
Ona göre, tasavvuf bilgi ve şekil değil , ahlaktan ibarettir.Ayrıca sufi , sema eden, ancak bununla beraber şeriatın emir ve yasaklarına uyan kimsedir.
LA FETA İLLA ALİ LA SEYFİİLLA ZÜLFİKAR
bu sözü Efendimiz (SAV) söylemiştir.Uhud savaşında Efendimiz (SAV) müşriklerin kuyu tuzağına düşmüş,otuz kadar sahabede kuyunun başında ölüm kalım mücadelesi ile onu korumak için savaşmaktadır.Zabeyr ve Talha (r.a) Efendimizi korumak için efendimizin üzerine atılmışlar birisinin kolu , diğerinin bağaı kesilmiştir.Kuyunun başı İslam şehitleri ile dolu.Efendimiz kuyuda göbeğine kadar kan birikintisinde.Hz.Cebrail geldi:şöyle dedi:"NADE ALİYYEN MAZHARIL ACAİB:Ali'yi çağır acaiblerin zuhur ettiğini göreceksin.TECİDHÜ AVNEN LEKE FİNNEVAİB:Senin en sıkıntılı zamanlarında kimsenin sana yardım edemediği zamanda onu sana yardımcı bulacaksın.Lİ İLALLAHİ HACETİY:Benim Allahu Tealaya hacetim var.Allah Teala Ali'nin sebebiyle bu sıkıntılarımı gidersin.Bİ NÜBÜVVETİKE YA MUHAMMED:bunların hepsi senin peygamberlik nübüvvetin hürmetine, senin hürmetine olacak.
Efendimiz (SAV ) bu duayı okudu.Hz.Ali'yi çağırdı ve sonunda YA ALİYYÜ, YA ALİYYÜ, YA ALİ EDRİKNİ VE ALEYYE MAHVİLİY:Ya Ali, Ya Ali,ya Ali;Benden tarafa dön ve beni hatırla , beni idrak et gelbeni kurtar" dedi.Bu duayı söyleyen Cebrail, söyleten Hak Teala'dır.Medinede görevli kalan Hz.Ali bu çağrıyı duydu,düldüle atalı ve yetişti.Kuyunun başında ne kadar kafir varsa kılıçtan geçirdi ve Efendimizi kuyudan çıkartarak Uhud dağının ulaşılamayacak bir yerine çıkardı.Bunun üzerine Efendimiz bu sözü buyurdu "Ali den başka fethedip , harbi kazanacak kimse yoktur.Zülfikardan başka kılıç yoktur.Çünkü huzurda tek sallanan kılıç Zülfikar idi.
14 Mart 2022 Pazartesi
TEHLİKELİ İNSAN TİPİ
"En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır"(Anton Çehov)
13 Mart 2022 Pazar
DİN TİCARETİ YAPANLAR
"Bir şeyin ticaretini yapanlar onu satar, sattığı ise artık kendinin değildir" önermesini kullanarak "Kim din ticaretini yaparsa onun dini yoktur" yargısıni dile getiren İlk islam filozofu ve Meşşai okulunun kurucusu KİNDİ'dir.
Bu bilgin ortaçağ Avrupasında "Alchindus" diye tanınır.
SİYASİ İKTİDARIN DİNİ
Abbasi Halifelerinden Me'mun, Kuran'ın yaratılmış olduğu görüşünü iktidarın gücüyle benimsetenlerin başında gelir.833 yılında Müatevekkilin halife olduğu 847 yılına kadar 14 yıl devam eden bu sürece mihne(meşakkat) dönemi denir.Halife memun 833 yılında bir kanun çıkartarak Kuran'ı mahluk olarak kabul etmeyenlerin şahitliklerinin kabul edilmeyeceğini belirtmiştir.Halifenin emri ile içlerinde Ahmed b. Hanbel'in olduğu otuz bilgin imtihanatabi tutulmuş içlerinden Ahmed b.Hanbel ve Muhammed b.Nuh bu görüşü benimsemeyince Bağdat valisi tarafından zincire vurularak halifeye gönderilmiş.Yolda giderken halife memun vefat etmiş ,esirler dönerken Muhammed b.Nuh yolda vefat etmiştir. 28 ay hapiste kalmıştır.
JANA YENKOVA
BİR ERMENİ KADININ ALLAH ÇIĞLIĞI 60 KADININ NAMUSUNU RUSLARDAN KURTARIYOR.........
Jana Yenkova’nın Sırrı
1978 yılında İstanbul Konsolosluğuna atanan bir Çekoslovak kadın vardı: Jana Yenkova. Jana, göreve başladığı ilk günlerde daha hayırlı olsun tebriklerini bile kabul etmeden konsolosluk sekreterini çağırarak şu istekte bulunur; ” Derhal hazırlık yapınız. Öncelikle ve ivedilikle İstanbul’da ziyaret etmek istediğim bazı mekânlar var. Bugün Balat Semtine gitmek istiyorum! “
Konsolosluk personelinde bir koşuşturmaca başlar. Hazırlanan gezi ekibine o zamanki Ulus Gazetesi muhabirlerinden birisi de iştirak eder. Konvoy, konsolosun özellikle görmek ve gezmek istediği Balat Semtine doğru yola çıkar. Balat Semtinde ilk ziyaret ettikleri mekân Ahrida Sinagogu olur. Çok kısa süren bu ziyaretten sonra konsolos, Ayios Dimitrios Rum Kilisesi’ni görmek istediğini söyler. Sinagogla kilisenin arası otomobille iki dakikalık bir mesafe olduğundan bu ziyarette hemen gerçekleşir. Fakat konsolosun buraya da girmesiyle çıkması bir olur. Ekip görevlileri tam işlerinin bittiğini ve konsolosluk binasına döneceklerini düşünürken konsolos Jana, tebessüm ederek işaret parmağını sağa sola sallar: ” Hayır, hayır! Bunlar usulen yaptığım ziyaretlerdi. Asıl ziyaretim şimdi başlıyor. Balat Semtinde yani bu yakınlarımızda bir de Ferruh Kethüda Camisi varmış. Beni hemen oraya götürün! ” Bu mütevâzı mâbet, Seferad Yahudilerinin ve hristiyan Rumların çoğunlukta olduğu Balat Semtinde, şahsiyetli bir yapı olarak, hem kilisenin hem Sinagogun mânevî hâmisi olan, büyükçe bir mescit. Ama ikisine de pek sokulmamış. Onlardan biraz uzakta. Onurlu, mütevâzı ama manevi heybeti pek büyük olan bu mabedin kesme taşları Mimar Sinan’ın imzasını taşıyor.
Altı dakikalık bir yolculuktan sonra ekip, Kethüda Mescidinin asırlık yosunlu taşlarına basarak namazdan çıkan cemaatin şaşkın bakışları altında cümle kapısının önünde kümelenir. Tercüman mescid görevlisinden gerekli izni aldıktan sonra Jana, çantasından çıkardığı başörtüsünü özenle başına bağlar. İçeri girerler. Bu tarihi mekânın asil duvarlarını süsleyen çinilerden, yaldızlı nakışlardan gözünü alamayan Jana titremeye, sarsılmaya başlar. Elleriyle ağzını kapatıyormuş gibi yaparak çevresine hissettirmeden gizliden gizliye süzülen gözyaşlarını siler. Demir parmaklıklı pencereden süzülen güneş hüzmeleri sağ köşedeki müezzin mahfilinin üzerine düşmektedir. Ve o mahfilde tefsir okuyan iki nurâni dervişin üzerine… Sûfiler manevi ziyafete öylesine dalmışlar ki mesciddeki yabancı misafirlerin varlığından bile haberdar değiller. Fakat Jana onları görür. Görmesiyle de heyecanını gizleyemez olur. Adeta ” aradığımı buldum! ” ifadesi yüzünden okunmaktadır. Tercümanı çağırarak dervişlerle konuşmak istediğini ve onlardan bir konuda yardım almak istediğini ifade eder. Sözün kısası Jana dervişlere, bir zikir meclisinde bulunmak istediğini, şayet bu konuda kendisine yardımcı olurlarsa bu iyiliklerini asla unutmayacağını söyler. Dervişler, kendilerinin Kadiri olduklarını, Düriye sokağındaki özel bir mekânda Devran için hergün toplandıklarını söylerler. Dervişlerden yaşlı olan Fahrettin Dede, Jana’ya gözlerini çevirerek ” tam da zamanında geldiniz. Devran başlamak üzere. Buyrun gidelim! ” der. Jana kendisine eşlik eden ekibe dönerek direktif verir: ” buradaki işimiz bitti, dergaha gidiyoruz!… ”
Fahrettin Dede önde, konsolosluk ekibi arkada dergâha doğru yola düşerler…
Dergâh olarak anılan bina, ahşap malzemenin kullanıldığı, yıkılmaya yüz tutmuş, iki kattan oluşan bir yalı kasrı. Mülkiyeti sufilerden birine ait olan binanın cümle kapısından girişte oldukça büyük bir salon mevcut. Belli ki bu salon Kadiri Devranı için özel olarak tasarlanmış. Ve yıllar yılı nice zikirler görmüş, nice devranlara şahit olmuştur.
Konsolosluk ekibi dergâhın yosun ve yasemin kokularının birbirine karıştığı bahçesinde ilerlerken uzaktan uzağa, araban denilen zilli bendir sesleri geliyor binadan. Bir de dervişlerin cehri olarak zikrettikleri Lafza-i Celal nidaları; Allah! Allah! Allah!…Jana’yı bir sıtmadır tutuyor, heyecandan kalbi duracak nerdeyse. Yanındaki Ulus Gazetesi muhabirine dönerek İngilizce ” Başım dönüyor, tansiyonum düştü galiba, kolunuza girebilir miyim? ” diyor. Belli ki Jana kendisini büyük bir deneyime, gizemli bir heyecana hazırlıyor. Çoğu Çekoslavakyalı konsolosluk görevlilerinden oluşan 15 kişilik ekip, Jana’nın bu esrar dolu tavırlarını şaşkınlık içerisinde izliyor ve bir anlam veremiyorlar.
Ekibe mihmandarlık yapan Fahrettin Dede cümle kapısının tokmağını eliyle iterken misafirlere dönüp sesleniyor: ” Devranın başına yetişemedik, çoktan başlamışlar. Hele buyurun bakalım! ”
Kapı açıldığında insanı cezbe anaforuna sokacak bir nur kasırgası dışarı hücum ediyor. Lafza-i celal zikrinden yalı kasrının tavanı adetâ bir yere iniyor bir göğe çıkıyor. Sanki 9 richter ölçeğinde deprem oluyor. Ekip elemanları düşmemek için koyunlar gibi birbirlerine sokuluyorlar. Jana tedbirini önceden almış. Tercümanın Nuri Bey’in kolundan sıkı sıkıya iyice yapışmış. Salonun tam orta yerinde büyük bir halka oluşturan dervişler cezbe-i tâmme dediğimiz trans haline girmiş, cûşü hüruş ile ve gittikçe kuvvetlenen bir tempo ile Lafza-i Celal söylemekteler: ” Allah, Allah, Allah, Hû – Huuu, Huuu, Hû Allaaaah… “
Ekip, Fahrettin Dede’nin eliyle işaret ettiği şark köşesine yönelip yanyana bağdaş kurarken, bayan olduğu için Jana’ya bir sandalye getirip kenara oturtuyorlar. Zilli bendirler tempoyu son hıza ulaştırdıklarında devran halkasındaki zakirlerin transı da en üst düzeye ulaşıyor. Zikir halkasını yöneten devran çavuşu, adeta elektromanyetik bir hortumun merkezinde duruyor. İnsan bu anaforun, biraz sonra halkanın içinde ve dışında ne varsa herşeyi yutacağı, yalı kasrının tavanını parçalayıp, göklerin ötesine çekip götüreceği hissine kapılıyor. ” Allah, Allah, Allah, Hû – Allah, Allah, Allah, Hû…
Jana, ani bir hareketle elini bir kuş gibi çırpınan kalbinin üzerine bastırıyor ve gözlerini fırıl fırıl döndüğünü hissettiği yalı kasrının tavanına dikiyor. ” içim geçiyor beni tutun! ” diye sesleniyor fakat mecliste öyle bir cûş-u hürûş var ki sesini duyurması mümkün değil. Sandalye ve Jana, sağ tarafa doğru birlikte devriliyorlar. Ekipteki herkes ayağa fırlıyor. Devran çavuşu bir hareketle zikri sonlandırıyor. Fahrettin Dede hemen raflardan birine elini uzatıp gül suyu şişesini kapıyor. Korumalar ambulans çağırmak için pürtelâş dışarı koşuşturuyor. Fahrettin Dede yerde baygın yatan Jana’nın yüzüne gül suyu serpiştirirken, Konsolosluk sekreteri Nathali bileklerine ve kollarına masaj yapıyor. Jana ağır ağır gözlerini açarken, tepesine dikilen endişeli bir sürü insan derin bir oh çekiyor. Jana yattığı yerden ” lütfen endişelenmeyin! Ne olduğunu sizlere anlatamam ama kesinlikle sağlık sorunum olmadığını söyleyebilirim ” diyor.
Jana’yı yerden ağır ve nazik hareketlerle kaldırıp biraz önce devrilen sandalyeye oturtuyorlar. Jana, tercüman Nuri Bey’e dönerek; – “Beyefendilere söyleyiniz! Ayakta durmasınlar, otursunlar. Burada bulunmamın ve yaşadığım şu olayların bir arka planı var. İçerdeki herkesi dost olarak görüyor ve ev sahibi izin verirlerse başımdan geçen bazı hadiseleri onlarla paylaşmak istiyorum.” diyor. Tercüman, Jana’nın bu sözlerini Fahrettin Dede’ye tercüme ediyor. Fahrettin Dede, devran çavuşuna giderek misafir bayanın ricasını iletiyor. Devran çavuşu bu isteği memnuniyetle kabul ederek müridlere oturmalarını işaret ediyor. Müridler devran pistinin sağ tarafındaki yıpranmış halının üzerine, konsolosluk ekibi de sol tarafta bulunan şark köşesindeki minderlerin üzerine oturuyorlar. Jana’nın sandalyesi her iki grubuda rahatlıkla görecek bir yerde yani ortada duruyor. Tercüman Nuri Bey Jana’nın yanında ayakta duruyor. Sükünet hâsıl olup herkes dikkat kesildiği anda Jana, tercümana bakarak: ” Hazırsanız başlıyorum. Lütfen anlattıklarımın bir kelimesini bile atlamadan çeviriniz! ” diyor.
Jana Yenkova anlatıyor : ” 1968 Yılının 20 Ağustos günü Rus ordusu 600.000 kişilik bir kuvvetle ülkemiz Çekoslovakya’yı işgal etti. İşgalin daha ilk günü bu işgali protesto etmek isteyen 72 gencimizi acımasız bir şekilde katlettiler. Ben o zaman 25 yaşlarında genç bir kızdım. Milli Savunma Bakanlığı Dökümantasyon Daire Başkanlığı’nda şef olarak görev yapıyordum. Bakanlık bizi Rus askerlerin şerrinden korumak için binanın zemin katından girildiğinde bahçeye doğru uzanan bir sığınağa kapatmaya karar vermişti. Felaket öyle çabuk gelişmişti ki ailelerimize ulaşmak ve evlerimize dönmek imkanını bulamamıştık. Bakanlığın çeşitli servislerinde çalışan 60 kadın apar topar bir araya getirilmiş ve bir hizmetli personel nezaretinde o zamana kadar hiç görmediğimiz kuytu, izbe bir yeraltı koridoruna indirilmiştik. Yetkililer bize tehlike geçip ortalık durulana kadar sessizce beklememizi ve sabırlı olmamızı söylemişlerdi. Hepimiz bu yeraltı sığınağına girdikten sonra hizmetli personel aldığı emir gereğince kapıyı üzerimizden kilitledi. Hoşumuza gitmese de belli ki bu da bizi korumaya yönelik tedbirlerden birisiydi. Sığınakta bizleri bir hafta idare edecek kadar yiyecek ve içecek vardı. Ayrıca yeterince battaniye istiflenmişti. Elektrik lambaları çok cılız yandığından içerdeki loş ışık nedeniyle birbirimizin yüzünü hayal meyal seçebiliyorduk.
İlk gecemizi battaniyelere sarılarak korku içerisinde geçirdik. Gözümüzü uyku tutmuyor, birbirimizle konuşacağımız zaman da bazen fısıltı halinde bazen de işaretlerle anlaşıyorduk. Gündüzleri kahvemizi yudumladığımız Bakanlık bahçesinin kamelyasının iki metre altındaki bir dehlizde geceleyeceğimi biri bana söylese asla inanmazdım. Korku ve tedirginlikten bitkin düşmüştük Gün ağarırken göz kapaklarımız kendiliğinden kapanıverdi..Daha yeni dalmıştık ki tepemizde tank paletlerinin paslı gıcırtılarını duyarak irkilip uyandık.İçerdeki tüm kadınları bir korkudur aldı.Tankların ağırlığına dayanamayan Sığınağın tavanından başımıza toz toprak yağıyordu.Ruslar sığınağımızı tahminlerimizden çok daha çabuk buluvermişti.Tanklar sustu…Bizler zaten susmuştuk. Sığınakta korkudan takırdayan çenelerimizin sesinden başka hiçbir ses yoktu. Çok geçmedi sığınağın önünde Rus askerlerinin postal sesleri ve bağrışmaları yoğunlaşmaya başladı. Nihayet sığınağın giriş kapısını buldular. Levyelerle çelik kapıyı kırmaya çalışıyorlardı. Artık korku ve panikten dua etmeyi de bırakmıştık zira yolun sonuna gelmiştik. Biraz sonra sığınağın kapıları sonuna kadar açıldı. Yüzlerce Rus askeri kuduz köpekler gibi içeri üşüştüler. Korkunç kahkahalar atarak kadınlara saldırıyor, elbiselerini hoyratça yırtıyor, tehditler savuruyorlardı. Bana saldıran Rus askeri öyle şiddetle itti ki başımı ahşap masanın sivri köşesine çarptım. Biliyordum. Her işgal ettikleri yerde yaptıkları gibi önce tecavüz edecek sonra da herkesi öldüreceklerdi. Çaresizlik içerisinde öylece teslim olmuşken yeraltı sığınağında tiz bir kadın feryadı yankılandı: ” Allaaaah! “
Kadının sesi kesilir kesilmez makinalı tüfek şakırtıları ve barut kokuları etrafı sardı. Bir takım askerler uyarıda bulunmak için sığınağın tavanına ateş ediyorlardı. Tecavüzü gerçekleştiremeyen Ruslar korkuyla irkilip ayağa kalktılar. Bir Teğmen çok şiddetli ve kararlı bir şekilde Ruslara bağırıyor şöyle tehdit ediyordu: “Kadınlara dokunmayın! Bunların arasında müslüman kadınlar var. Derhal sığınağı terk edin! Aksi takdirde gözünüzün yaşına bakmaz hepinizi öldürürüz! “
Şöyle bir göz gezdirdiğimde sığınağa giren askerlerin yarısının, silahlarını Ruslara çevirdiklerini gördüm.Hepsi de son derece kararlı ve gözüpek insanlardı.Bütün kadınlar ve ben sevinç gözyaşlarına boğulduk..Kurtulmuştuk.Bu Tanrının eliydi.Bu kesinlikle Tanrının yardımıydı. Silahlarını Rus askerlerine çeviren bu çekik gözlü, elmacık kemikleri çıkık askerler Varşova Paktına bağlı olan Tacik, Özbek, Tatar ve Çeçen uyruklu yani Müslüman milletlerin askerleriydi.
Rus askerleri Özbek Teğmenin uyarısı üzerine derhal toparlanıp sığınağı terk ettiler. Adının Hüdayi olduğunu öğrendiğim Özbek Teğmen, bizlere Prag’daki kaos bitip ortalık sütliman oluncaya kadar canımızı ve namusumuzu koruyacakları sözünü verdi. Öyle de yaptı. Kendisini bugün hala şükranla anıyorum. “
Konuşmanın tam bu noktasında Tercüman Nuri Bey Jana’ya dönerek şu soruyu soruyor: -Allah diye bağıran o müslüman kadından bize biraz bahseder misiniz? Onu önceden tanıyor muydunuz?
Jana mavi gözlerini kısarak, mütebessim tavırlarla sözlerine kaldığı yerden devam ediyor: ” Tam da oraya geliyordum. Bu uzun konuşmayı zaten o kadın için yaptım. Bu kadın bakanlık sekreteryasında görevli Hayganuş adında bir memureydi. Ailesi 10 yıl önce Türkiye’den Çekoslovakya’ya göç etmiş. Ermeni asıllı. İstanbul’un Balat semtinde yani şu anda tam da üzerinde bulunduğumuz bu mahallede doğmuş ve büyümüş. Çok iyi biliyorum ki bu olaydan önce müslüman değildi!…”
Tercüman Nuri Bey merakını yenemeyerek tekrar soruyor: -Hayganuş Müslüman olmadığı halde niçin Allah diye bağırmış, kendisine sordunuz mu?
Jana cevap veriyor: Elbette sordum. Aile ziyareti için evine gittiğimiz bir gün kendisine dedim ki “Sevgili Hayganuş! Hepimizin kurtuluşuna vesile olan o sihirli sözcük neyin nesiydi, nasıl oldu da senin ağzından bir çırpıda çıkıverdi?” Hayganuş bunu bana şöyle anlatmıştı: ” Ailemle göç etmeden önce, Yahudi ve hristiyanların çoğunlukta olduğu İstanbul’un Balat Semti’ndeki evimiz, müslüman kesimin azınlıkta olduğu bir yerdeydi. İster istemez onların ibadet, gelenek ve kültürlerini görüyor; evlerine gidip geliyor, huzur ve mutluluk dolu yaşam tarzlarına şahit oluyorduk. Mesela müslümanlar her vesileyle ” Allah” derler. Şaşırdıklarında, üzüldüklerinde, sevindiklerinde, coştuklarında hatta öfkelendiklerinde bile ” Allah” derler. Bu nedenle biz Ermeniler de kendi aramızda her vesileyle “Allah” demeye alışmıştık. Türklerden geçen bir alışkanlık işte! Haa! Az kalsın unutuyordum bak işte bu çok önemli: Bizim evimiz Ferruh Kethüda Camisi’nin hemen arkasına düşen Düriye sokağındaydı. Ayios Rum Kilisesinden ve okuldan çıkış saatim, müslümanların ikindi dedikleri zamanın bitimine denk düşerdi. Ve ben tam o esnada eski bir yalı kasrının önünden geçerdim. Tam o vakitlerde Yalı kasrının pencerelerinden gökyüzüne doğru sürekli o efsunlu kelime yükselirdi.: ” Allah, Allah, Allah, Hû – Allah, Allah, Allah, Hû…İçimi hoş bir duygu kaplar, tarifi imkansız bir huzur duyardım. Yalı kasrının önünde durur, içerden gelen ritm sesine ayak uydurur ben de başlardım onlara eşlik etmeye : ” Allah, Allah, Allah, Hu – Allah, Allah, Allah, Hû… İşte Janacığım! Bizleri kurtaran sihirli sözcüğün hikayesi böyle!…”
Bu esnada genç bir derviş şark köşesinde oturan misafirlere gül suyu şerbeti dağıtmış, elindeki tepsiyle Jana’nın başucuna dikilmiş, vakarla, sabırla ve edeple sözünün bitmesini bekliyor. Jana, Hayganuş’un sözlerini naklettikten sonra dervişin elinden gül suyu şerbetini teşekkür ederek alıyor. Bir yudum içtikten sonra sözlerine devam ediyor: ” Sanırım anlattıklarım burada bulunma nedenimi yeterince açıklıyor değil mi? Bedenim tecavüzden ve ölümden kurtulup, bürokrasi basamaklarında yükselerek bu günleri gördüyse; bunu şu anda içinde oturduğumuz mekândan yükselen o yüce kelimeye borçluyum. O sihirli kelimeyi söyleyerek bizleri kurtaran Hayganuş’a da her zaman minnet duyduk, teşekkür ettik. Tüm personel onu gördüğümüzde ” sayende yaşıyoruz güzel kız! ” diye iltifatta bulunurduk. Bunu da kendi dilimizde yani slovakca söylerdik. Çünkü Ermenice Hayganuş zaten ” güzel kız ” anlamına geliyormuş. Biliyor musunuz? Ferruh Kethüda Mescidinden bu yalı kasrına gelinceye kadar Hayganuş’un yeni yetme bir genç kız iken yaşadığı tüm duyguları ta yüreğimde hissettim. Onun hatıralarını ve heyecanlarına birebir yaşadım. Sizler ne şanslısınız sizler…” Jana burada hıçkırıklara boğuluyor ve titreyen sesiyle son cümlelerini söylüyor: ” Müslüman olmadığı halde aranızda yaşayan bir kadın, zor durumda kalınca ağız alışkanlığı olarak bir kez Allah diyor ve ismi söylenen Allah, 60 kadının onurunu, namusunu ve canını anında kurtarıyor. Baktım da siz ne kadar çok Allah diyorsunuz. Allah size neler veriyordur neler! Ama neler verdiğini şimdilik göremiyorsunuz! …
Akşamın alaca karanlığında konsolosluk ekibi yalı kasrından ayrılırken dervişler de akşam namazı için hazırlık yapıyorlar. Kasrın bahçesinde yürürken biraz geride kalan Nuri Bey’le Jana bir şeyler fısıldaşıyorlar. Nuri Bey soruyor: -Hayganuş’un bu olaydan önce Müslüman olmadığını söylemiştiniz. Ya olaydan sonra ve siz!
Jana mavi gözleriyle çevresini şöyle bir kontrol ettikten sonra Nuri Bey’e dönüyor. İşaret parmağını rujlu dudaklarının üzerine koyarak “sus” mesajı veriyor.
1996 yılında vefat eden Mütercim Nuri Bey’in oğluna anlattıklarını yazıya dönüştürmek ve kalıcı hale getirmek görevi de bize düştü. Hayırlara vesile olur inşâallah…
Selam ve Dua ile
05.Ocak.2010
ALLAH A EMANET OLUN
Yazı çok hoşuma gitti.
Uzun ama okumaya değer!
Yazıyı okuyunca gönderen kişiye şu notu gönderdim,
Muhteşem bir olay kardeşim.
Göz yaşlarımı tutmak mümkün olmadı…
Ama zavallı biz müslümanlar…
Layıkıyla ALLAH diyemiyoruz ki kurtuluşa eremiyoruz.
12 Mart 2022 Cumartesi
İSMAİL EMRE
(ADANALI MELAMİ MÜRŞİDİ iSMAİL EMRE SOHBETİNDEN
Konuşmada bulunanlardan bir zât şöyle dedi:
- Sizi hiç tanımadıkları halde, hakkınızda çok fena şeyler
söylüyorlar. Hâlbuki Allah ve Peygamber: “Gıybet, dedikodu etmeyin!”; hattâ
“Tecessüs bile etmeyin”; “Gıybet etmek, ölü kardeşinin etini yemek gibidir”
diyorlar.
Diğer bir zât da:
- Ayşe, ortaklarından biri için “boyu kısa” demiş de, Hz.
Muhammed: (Bu söz koca bir denizi bile kokutur.) demiş.diyerek ilk konuşanı
te’yid ve tasdik etti. Bunun üzerine Emre şunları söyledi:
İsmail Emre – Kime “kötü!” diyorsak, onun haberi olmasa
bile, Allah’ı incitmiş oluyoruz. Çünkü Allah, her kulunu severek yaratmıştır.
Biz onun kullarına “kötü” dersek râzı olur mu? Bu dedikodu ahlâkını Kur’ân
yasak etmese bile, aklen ve vicdânen düşünelim, iyi bir şey midir bu? İlâhî
aşkın lezzetini alan bir insan, bir daha dedikodu etmez.
Mamâfih onları, hoş görmeli. Bilseler, bizi yakından
tanısalar, hakîkat olmayan şeyleri bize isnâd ederler mi? Siz niçin onlar gibi
söylemiyorsunuz? Çünkü tanıdınız ve anladınız. Onlar da sizin bilginize ve
görgünüze sahip olsalardı, bu kötü sözleri söylemeyeceklerdi. O halde onları
hoşgörelim. Hoşgörmek ve affetmek büyük bir fazîlettir. Fazîlet karşısında
dağlar bile erir.
Öteden beri böyledir. Tasavvuf ahlâkına uyanlar aynaya
benzerler; yani parlarlar. Parlayan bir şeyi ise herkes görür. Öbür tarafta
hertürlü fenalığı yapan bir insanı kimse görmez de, tasavvufçuların her
hareketi göze batar. Karanlıkta kimse kimseyi göremez. İnsanlar birbirlerinin
yüzlerini ve kendi yüzlerini ışıkta, aynada görürler.
Öyleyse onları hoşgörelim ve affedelim. Çünkü onlar bizi
ikaz ediyorlar. Biz asıl bizi medhedenden kaçarız. Çünkü olabilir ki biz gurura
düşürür.
11 Mart 2022 Cuma
EN ZENGİN KİMSE
"Sizden hiç kimse benim kadar zengin değildir.Yanımda ne param var ne de borçluyum"(Cabir b.Zeyd)
10 Mart 2022 Perşembe
İMAM MALİK HAZRETLERİ
Maliki mezhebinin kurucusudur.İmam malik'e göre gayrimeşru bir yolla iktidara gelen halife , yönetimi boyunca adıl davranırsa, hilafet meşruiyet kazanırdı.Bu durumda olan bir halifeye isyan etmekte caiz olmazdı.Şayet halife adil olmayıp zalim olursa , ona isyan etmeyi yine caiz görmezdi ve insanlara sabretmelerini tavsiye ederdi.Asi kimselerin yanında olmayı insanlara nehyeder, onlarla savaşmayı da helal görmezdi..Bu tutumuyla İmam Malik, ne isyancılara destek oldu ne de iktidarın yanında yer aldı.
GELENBEVİ İSMAİL
Asrının en büyük mantıkçısı, müslüman matematikçilerin en meşhurlarından "Bu adam Avrupa'da olsa idi ağırlığınca altın ederdi" denilen kişi.Manisanın kırkağaç ilçesine bağlı Gelenbe köyünde doğmuştur.
III.Selim döneminde(1789-1807) Kağıthane'de padişah huzurunda yapılan bir talim esnasında bir kaç defa top atıldığı halde hiçbirinin hedefe isabet etmemesine padişah kızar ,öfkelenen padişah devletin emek ve parasını harcayarak okuttuğu bu subayların beceriksizliğine canı sıkılır."Bunları tam hesaplayack birisi yok mu?"DEYİNCE gELENBEVİ iSMAİL eFENDİ PADİŞAHIN HUZURUNA ÇAĞRILIR , Matematik yoluyla topun vaziyeti ve istikametini düzeltir.daha sonra yapılan üç atışta üst üste hedefe isabet kaydedilir.Padişah memnun olur ve Gelenbevi'ye dört okka pirinç tahsis tayin eder.
ONBİR YIL ÖNCEKİ YAZI
Bazıları Ak Parti iktidarının gidişatını on bir yıl öncesinden görmüş Salih Tuna, Yeni Şafak’ta , tam 11 yıl önce yani 2011’de yine bir çarşamba günü şunları yazmış:
“İçinden geldiğim “camiayı” tanımakta her geçen gün zorluk çekiyorum. “İslamcı” arkadaşlarımız meğer kallavi muhafazakarlarmış. “Takva” zannettiğimiz o halleri de yoksulluktan ibaretmiş. Parayı pulu bulduklarında anında “Vınnn Şinasi” oldular. Elde ettikleri “değerlerin” (mal mülk, şan şöhret) sürgit “muhafızı” olmamızı istiyorlar. Ceffelkalem döktürmemizi, majestelerinin yazarları gibi her daim “methiyeler” dercetmemizi bekliyorlar. “Muhalefet şerhi” babından üç beş aykırı kelam etsek şappadak kaşlarını çatıyorlar. “Nefs muhasebesine” bile tahammülleri kalmadı. Yapıp ettiklerini “öteki”nin üzerinden meşrulaştırmaya öyle alıştılar ki; (…) Zira… Onlarla “bunlar” arasındaki farklar gitgide belirsizleşmeye başladı. Bunlar, yani, “yeni sınıfın yeni dallamaları.” Riya, kibir, israf gani; züht, takva, infak hak getire. Hem gitgide onlara benziyorlar, hem de onlarla kıyasıya “kavga” ediyorlar! Hiç insan kavga ettiğine bu kadar benzemeye çalışır mı? Bu nasıl bir kavga? “Yeni sınıfın yeni dallamaları” hiçbir şey sormadan sorgulamadan biteviye yumruk sallamamızı istiyor. (…) Bizden de, toplandıkları “terörist evi”nin önünde infaza alkış tutan vatandaşlar gibi olmamızı istiyorlar. Yollarına çıkan “engelleri” kalemlerimizle yıkmaya çalışmazsak, gerektiğinde bel altı vurmazsak yüzümüze bakmazlar. (…) Hey gidi günler hey! “Yeni sınıfın yeni dallamaları” da bir vakitler dava adamıydı. Davalarını ya bozdurup harcadılar ya da tahvillere, banka hesaplarına yatırdılar. Biz burada böyle kalakaldık; “sözlerimizle” baş başa!”
9 Mart 2022 Çarşamba
ŞAİR NEF'İ
Osmanlı şiir hicvindeki zirvedir.Şeyhülislam Yahya , Nef7i için ağır ithamlarda bulununca bu ithamlara çok ince bir uslupla cevap vermiştir:
Bana kafir demiş Müfti efendi
Tutalım ben diyem ona müselman
Varıldıkta yarın ruz-ı cezaya
İkimizde çıkarız anda yalan
Yine bir başka meşhur sataşması döneminin ünlü simalarından ve kendisine köpek diyen Tahir efendi içindir:
Bana Tahir efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebüm benüm zira
İtikadımca kelp Tahirdür.
KIZILDERİLİ ATASÖZÜ
"Dur dinle hep konuşursan duyamazsın"(Kızılderili atasözü).
"Sözün bittiği yerde adalet kaybolur.isyan duyguları kabarır.İnsanlar sözle anlaşamıyorsa kaos artar,sertlik artar,kutuplaşma olur."
8 Mart 2022 Salı
ZORUNLU YALNIZLAŞMA
" Halkın süs ile gösterişe battığı , insanların aşırı dünyevileştiği cahil bir toplumda yalnız insanın(mütevahhidin) bilinçli bir tavırla o topluma yalnızlaşması, kendi mutluluğu açısından zorunludur.Yalnız insan, maddi heveslere , gelip geçici zevklere dalmış bir toplumda, akli ve manevi yetkinliği hedefleyen insandır.Yalnız insan , hedeflerine yönelik adım attıkça toplumundan ayrışır ve süreç içinde dışlanır.Hakikat peşinde koşan bu insan için yalnızlık zorunlu bir kaderdir.Ayrıca yalnızlık bu kişinin mutluluğa ulaşması için alması gereken bir tedbirdir."İbn Bacce)
İbn Bacce , Endülüsteki ilk büyük müslüman filozoftur.Batı dünyasındaki ismi Avempace'dir.Avrupa'da Rönesansın tetiklenmesinde etkisi olan filozoflardan biridir.kendisinden sonra gelen İbn Tufeyl ve İbn Rüşd üzerlerinde etkisi büyüktür.
FATIMİLER
kendilerinin Fatıma(r.a)(632) soyundan geldiklerni iddia eden ve Devlet kuran Fatımiler, pek çok bidat ve münkerat ihdas etmişler ve yönetimlerinde mutaassıp bir tutum sergilemişlerdir.Liderleri Ubeydullah el-Mehdi , kendisini şia'nın söylemlerinde zikredilen kayıp imam olarak tanıtmış , idaresi altındakilere kendi fıkhi görüşlerini icra ettirmiştir.Sahabe-i kirama sövmeyive onlara küfretmeyi şiar edinmiş, ashabın Hz.Peygamber'in irtihalinden sonra irtitad(dinden dönme) ettiklerini ileri sürerek Ehli Sünnet'e karşı psikolojik harp başlatmış bu doğrultuda dükkanların kapılarına , üzerlerinde sahabe isimlerinin yazıldığı eşek ve koç başları astırmıştır."Esselatü hayrun minen nevm" ifadesini ezandan çıkartmış,y teravih namazını kaldırmış , duha namazının kılınmasını engellemiş , öğle namazı vaktinden önceye çekilmiş, Ramazan ayı ve bayramı tespitte hilalin gözetlenmesi yasaklanmıştır.
NASİHATLAR
Nuşirevana ait nasihatların süzülmüş hali
Öğütler :
* Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gittiğini gören
insan halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü gelirse, üzüntü
gidip sevinç gelirse, önem vermesin.
* Beceriksiz kişiyi dost tutunmasınlar, beceriksiz kişi ne
dostluğa yarar, ne düşmanlığa.
* İnsan, bir işi bir defa yapıp sonra pişman olmuşsa, bir
daha o işi yapmasın.
* Dostlarına düşman olan birisine niçin dost densin?
* Kendini bilge sanan bilgisizden sakın.
* Kendi nefsine haksızlık etme, güç eyleme. Yani nefsine
elinden gelmeyecek işler buyurma.
* Doğru söylemek acıdır, ama sen doğru söyle.
* Düşmanının sırrını bilmesini istemiyorsan, dostuna da
sırrını söyleme.
* Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri küçük
görmek büyük ziyan getirir.
* Değersiz kişileri ölmüş bil, onları diri sayma.
* Beraberindeki kişilerden bir şey ummaktansa ölümü yeğ gör.
* Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense, aç ölmek daha
iyidir.
* Kuşkunun yolunu yüz yerden bağlayacak olsan da, tecrübe
etmediğin kişiye güvenme.
* Kendinden aşağı hısımlarına muhtaç olmaktan büyük dert
yoktur.
* Kişinin, bilmediği şeyi iddia edip başaramamasından ve
yalancı olmasından büyük ayıp yoktur.
* Elinden geldiği halde, kendisinden istenen bir işi
bitirmeyen kişiden daha cimri kimse yoktur.
* Bir kişi senin aleyhinde bir söz söylese ve birisi de
dostum diye o sözü sana yetiştirse, sen bu dostunu ondan beter düşman bil.
Çünkü o düşman, arkandan konuşur, dostun ise yüzüne karşı söyler.
* Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha
büyük dert olmaz.
* İnsan her şeyi bilgisizlerin şerrinden saklayabilir, ama
bilgisini kendi şerrinden saklayamaz.
* Halkın, senin iyiliğini söylemesini istiyorsan, kimsenin
kötülüğünü söyleme.
* Dostlarının az olmasını istemiyorsan kindar olma.
* Dünyada zahmet çekmemeyi, kolaylıkla ömür sürmeyi
istiyorsan, kendi işine bak, başkasının işine karışma.
* Seni delilerden saymamalarını istiyorsan ele geçmeyecek
bir şeyi isteme.
* Daima alnın ak, yüzün pak olmak istiyorsan, utanmayı iş
edin.
* Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmiş işleri bırakıp
tecrübe edilmemiş olanlara yapışma.
* Mahcup olmak istemiyorsan, katkın olmayan yerden bir şey
götürme.
* Perdenin yırtılmasını istemiyorsan, kimsenin perdesini
yırtma.
* Arkandan gülünmesini istemiyorsan, elinin altındakileri
iyi besle.
* Pişmanlıktan uzak olmayı istiyorsan gönül arzusunu iş
edinme.
* Zeki kişilerden olmayı istiyorsan kendini başka birinin
aynasında gör. Yani bir kişinin yaşantısına bak, yaptığı iş iyi midir, kötü
müdür? Eğer ondaki gibi sende de kötü bir iş varsa, bilirsin ki bu işlediğin iş
kötüdür ve iyi işi de kendinde görürsün. Böylece işinin iyisini kötüsünü
göstermek için o kişi sana ayna olmuş olur.
* Korkusuz olmayı istiyorsan, halkla kavga etme, onları
inciticilerden olma.
* Sana hürmet etmelerini istiyorsan başkalarının hürmetini
gözet.
* Halkın senin sözünle iş görmesini istiyorsan, önce sen
kendi sözünle iş gör.
* Halk içinde herkesten büyük olmayı istiyorsan nimetini bol
eyle, “Tuzunun, ekmeğinin hakkı için” diyenleri çok edin.
* Eğer bütün gönüllerde yerinin olmasını istiyorsan, sözünü
bütün gönüllere uyacak biçimde söyle.
* Kâmillerden olmak istiyorsan, kendine lâyık görmediğin bir
işi başkasına da lâyık görme.
* Eğer yüreğine merhemle iyileştirilmesi mümkün olmayan bir
yara vurulmasını istemiyorsan, cahillerle tartışma.
* Halkın iyisi olmayı istiyorsan varını halktan esirgeme.
istediğin olmuyorsa, olacağı iste
nuşirevan-ı adil
NASİHATLAR
Nasihatlar:
Peygamber efendimizin “Ben adil sultan zamanında dünyaya
geldim” buyurduğu, adaletiyle meşhur hükümdar Nuşirevan-ı adil arzu etti ki;
kendisine rehber olmak için bazı nasihatlar tertip edilsin. Bu maksatla,
zamanın alimlerini topladı . Bunların içinden 23 tanesini seçtirdi ve onlara,
“her biriniz bir hikmet söyleyiniz ki, hem ben istifade edeyim, hem de benden
sonra gelenler”dedi. Her birinin yazdığı hikmetli sözleri altınla
yazdırdı.Bunları, yine altından bir kasa yaptırıp, altın bir anahtar ile de
kilitledikten sonra hazinesine koydurdu. Ne zaman ki, müşkül bir iş ile
karşılaşırsa, bu hikmetleri okur ve ona göre karar verirdi. Adaletiyle meşhur,
İran hükümdarı Nuşirevan-i Adil’in, 23 alimi toplayarak tertip ettirdiği rehber
nasihatler;
1- Kendinizi biliniz, ilim ve iyi edep öğrenmeyi arzu
ediniz. Malı, ilimden yüksek tutmayınız. Ahiret için azık toplayınız. Ahireti
dünyaya satmayınız. Söylenmeyecek sözleri söylemeyiniz. Aranmakla bulunmayacak
şeyi aramayınız.
2- Hikmet sahiplerinin nasihatlarini hakir görmeyiniz.
İşlerde acele etmeyiniz. İşleri vaktinde yapınız. İşleri bilene emrediniz.
Zararlı işlerden sakınınız. İşlerin önüne ve arkasına dikkat ediniz.
Akıllılarla istişare ediniz. Tecrübe edilmişi tecrübe etmeyiniz. İhtiyarların
sözüne önem veriniz.
3- Herkes sizi takvanız ve iyilikleriniz ile tanısın.
Kanaati zenginlik biliniz. Sağlığın kadrini biliniz. Kimsenin üzüntü ve elemi
ile sevinmeyiniz.
4- Dert ve bela sahiplerinden
etmeyi en güzel amel biliniz.[1] ibret alınız. Yerinde hasıl
olan zararın, yersiz hasıl olan menfaatten iyi olduğunu biliniz. Dost ve
düşmanla barışta bulununuz.
5- İşleriniz kendi gücünüzü aşmasın. İnsanlardan ihsanı
esirgemeyiniz. Elinizi ve dilinizi kollayınız. Layık olmayan işlerden uzak
kalınız.
6- Fena komşudan fena arkadaştan sakınınız. Arkadaşsız yola çıkmayınız.
Fena ve aslı belli olmayanlarla yolculuk yapmayınız.
7- Çorak yere tohum ekmeyiniz. Herkesin gözü önünde def’i
hacet etmeyiniz. Aslı belli olmayanlardan kız istemeyeniz. Kıymetsiz insanlarla
oturmayınız. Allahtan korkmayanlardan korkunuz.
8- Malı kendinize feda ediniz. Ahmak, şarhoş ve deliye
nasihat etmeyiniz. Nasihati anlayana yapınız. Nasihatinizi kıymetli tutunuz.
Elinizin altındakilere merhamet ediniz. Kimsenin ekmeğine göz dikmeyiniz.
9- Açların yanında ekmek yemeyiniz. Ekmeğinizi açlardan
esirgemeyeniniz. Çocuklar ve kadınlara karşı tedbirli olun. Yabancı kadını
evinize uğratmayınız. Dünya nimeti ile kibirlenmeyiniz. Kadınların hilelerinden
emin olmayınız.
10- Kimsenin evinin işine karışmayınız. Yabancı kimselere
evinizin yolunu göstermeyiniz. Karı koca arasında aracı olmayınız. .
11- Kibirli insanlardan korkunuz. Devlet adamlarına
düşmanlık etmeyiniz. Kadın ve erkek hiç kimseye zulüm etmeyiniz.
12- Ana ve baba hakkını gözetiniz. Akrabalarınızdan
kesilmeyiniz. İnsan ile ahdi muhafaza ediniz. Ahdinizi yerine getiriniz.
Davetsiz kimseye misafir gitmeyiniz. Misafirlerinizi kıymetli tutunuz. Eğer bir
kimse size muhtaç olursa, kudretiniz dahilinde ihtiyacını yerine getirmeye çalışınız.
13- Bilgide ileri olanları büyük tutunuz. İlim öğretmeyi
ayıp tutanları insan saymayınız. İnsanın selametinin, lisanına dikkatte
olduğunu biliniz. Layık olmayan sözü söylemeyiniz.
14- Fena söz söylemeyi adet etmeyiniz. Layık olmayan söze
kulak vermeyiniz. Gıybet yapmayınız. Sözden anlamayana söz söylemeyeniz. Söz
verdiniz ise sözünüzde durunuz.
15- İyilerin ziyaretine rağbet gösteriniz. Salıh sahipleri
ile sohbet ediniz. Ölüleri iyilikle yad ediniz. Dosta ve düşmana nasihatten
geri kalmayınız. Ölen babanızın nasihatini yerine getiriniz. İlim tahsiline
hırslı olunuz. İlimsiz bir iş işlemeyiniz.
16- Herkesin sözüne emin olmayınız. Güzel sözleri herkese
işittiriniz. Doğru yada yalana yemin etmeyiniz. Dünyadan fazla ahiret dostu
olunuz. Yetimin malına göz dikmeyiniz. Gençlikte ihtiyarlıktan endişe ediniz.
İhtiyarlık ihtiyaçlarını gençlikte hazırlayınız.
17- Kış hazırlığını yazdan yapınız. Bugünün işini yarına
bırakmayınız. Mütehassısı söylemedikçe şunun bunun sözü ile kan aldırmayınız.
18- Cömertliği adet edininiz. Bencillikten uzak durunuz.
Ehil olmayanların sohbetinde bulunmayınız. Hacetinizi cömertlerden isteyiniz.
Borçluları sıkıştırmayınız. Dostlarınızı hatalarından dolayı ikaz ediniz.
19- Evlatlarınıza hüner ve sanat öğretiniz. Halinizi dosttan
ve düşmandan saklı tutunuz. Gizli söyleşilen yerleri dinlemeyiniz.
20- Emirlerin huzurunda gözlerinizi muhafaza ediniz.
Sözlerinizi ölçülü söyleyiniz.
21- Nimet ve bolluk zamanında dostlarınızı anınız.
Düşmanınızı küçümsemeyiniz. Düşmanların dost görünmesinden endişe ediniz.
22- Emniyet zamanında daha çok korkunuz. Bela vaktinda
sabrediniz. Darlıkta genişlik zamanını hatırlayınız. Genişlikte darlık zamanını
düşününüz. Vaatlerinize vefa gösteriniz. Ümitlileri ümitsiz etmeyiniz. Bir
görüşte kimseye aldanmayınız. Başkalarının ayıbını araştırmayınız.
23- Kendi yükünüzü başkasına yüklemeyiniz. Fena huyluları
dost edinmeyiniz. Hak sözü yerden gökten üstün tutunuz. Cenab-ı Hakka rücü
DÜŞMANIMIZ ÖLÜRSE
***Şirazlı Şeyh Sadi’nin Gülistan’ından:
Birisi Nuşirevan’a şu müjdeyi verdi:
“Yüce Allah filan düşmanını dünyadan kaldırdı!”
Nuşirevan cevap verdi.
“Beni bırakacağını duydun mu, işittin mi? Hiç ölüme
sevinilir mi?
Düşmanın ölmesiyle benim için sevinmek olmaz.
Çünkü bizim hayatımız da ebedi değildir.”
NUŞİREVAN
Nuşirevan-i adil için bir avı kebab edeceklermiş, fakat tuz yokmuş. bir parça tuz getirmesi için uşaklardan birini köye göndermişler. nuşirevan uşağı çağırıp, “tuzu para ile al, ta ki o köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın” diye tenbih etmiş.
Nuşirevan’ın yanında bulunanlar, “bir parça tuzdan ne
fenalık çıkar” demişler.
Nuşirevan demiş ki: “zulmün esası cihanda evvela az imiş.
sonra her gelen bir parça artırmakla bugünkü dereceyi bulmuştur.”
Eğer ahalinin bahçesinden padişah bir elma yerse, uşaklar
ağacı kökünden çıkarırlar. birisinden yarım yumurta alma suretiyle padişah
zulmü reva görecek olursa, padişahın askerleri bin tavuğu şişe geçirirler.