13 Nisan 2017 Perşembe

ŞER'LE İMTİHAN HAYIRLA İMTİHAN

Enbiya suresi 21/35 ayeti):Bir deneme olarak sizi şerle de hayırla da imtihan ederiz"buyurmuşturAllah , kullarını sabretsinler ve bu sabırları bir mihnet olsun diye şer ile imtihan ettiği gibi , şükretsinler ve şükürleri nimet olsun diye hayır ile imtihan eder."

PEYGAMBERİN ALLAH'I İNSANLARA SEVDİRME METODU

Rivayet edilir ki Allah teala ,Hz.musa'ya:
"Beni kullarıma sevdir"diye vahyettibMusa (a.s)da:
"Ya Rabbi bütün kalbler Sen'in elinde olduğuna göre Sen'i kullarına ben nasıl sevdirebilirim?" dedi.
Allah Teala:
"Onlara nimetlerimi hatırlatarak" buyurdu.
Bundan ötürü hastanın yanında onu ümitlendirecek sözler söylemek gerekir.

MUHAKKIK SUFİLERİN YOLU

Büyüklerden birisi derki :Doğru düşünce ,Hakk'a ve marifete götürür.Bu da Hakka varıncaya kadar bir bilinenden , başka bir bilinene intikal etmekle gerçekleşir.Ne varki tasavvur ve tefekkür yolu ve onun ehli olan kimseler , enaniyet ve ikilikten kurtulamazlar.Mükaşefede ise zikredilen intikal yoktur.Mükaşefenin yolu ise zikirdir.Cenab-ı Hakk zikri tefekkürün önüne almıştır:"Onlar, ayakta dururken, otururken yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin düşünürler"Ali imran 3/191) buyurmuştur
Hz.Ali (kv)der ki"Allah'ı cisimle tanıyan kafirdir.Allah'ı kendi tabiatıyla tanıyan mülhit, Allah'ı nefisle tanıyan zındık,Allah'ı akılla tanıyan hakim,Allah'ı kalb ile tanıyan sıddık,Allah'ı sır ile tanıyan yakin ehli,Allah'ı ruh ile tanıyan Arif,Allah'ı hafi ile tanıyan müferrid(birleyen)Allah'ı Allah ile tanıyan ise muvahhiddir."Yani hakiki tevhid ehlidir

SÜNNET NEDİR? FARZ NEDİR?

Arifler Sultanı Bayezid Bistami(k.s)'a sünnet ve farzın ne olduğu soruldu da şöyle cevap verdi:
"Sünnet, dünyayı terk etmektir.Farz ise ,Mevla ile birlikteolmaktır(sohbet).Çünkü bütün sünnetler ,dünyayı terk etmeye delalet eder.Öyleyse kim sünnet ve farz ile amel ederse onun hakkında nimet kemale ermiş ve ona şükretmek vacib olmuştur.

KARANLIK PERDELERDEN KURTULMA İZNİ VE İSTİDADI

İbrahim Suresinin birinci ayetinde:"Elif Lam Ra.Bu, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlıa çıkarıp O güçlü ve övgüye layık  olan Allah'ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz kitaptır.buyurulmuştur.Karanlık kavramı  delalet , küfür, nifak, şek(şüphe)ve bidat çeşitleridir..Aydınlık ise iman,ihlasyakin ve sünnet nurudur.Hazret-i Peygamber'in (sav)insanları yaratılmışlığın karanlığından rububiyet sıfatının tecelli nuruna çıkarması şöyle açıklanabilir.Cenabı Hakk,ruhlar alemi olan ahiret alemini nurdan yaratmış ve insan ruhunu bu alemin zübdesi(özü)kılmıştır.Cisimler alemi olan dünya alemini de yaratmış ve insan cismini bu alemin zübdesi(özü)kılmıştır.Allah teala cisimler alemini ruhlar alemine perde kıldığı gibi insan cismindeki sıfatların karanlığını da insan ruhundaki sıfatların nuruna perde kılmıştır.Karanlıkları ve nurları ile bu iki alemi de uluhiyet sıfatının nurlarına perde yapmıştır.
Cenab-ı peygamber buyurmuştur:"Şüphesiz allah'ın nurdan ve zulmetten yetmiş perdesi vardır.Bu perdeler açılacak olsa .O'nun Zatının heybeti bakanların gözleri yakardı."buyurmuştur.Allah Teala insandan başka hiçbir varlık çeşidinde bu perdelerden kurtulma istidadı yaratmamıştır.Hiç kimse bu perdelerden, Allah'ın kurtarması olmaksızın kurtulamaz.Bu üstünlük sadece mümine bahşedilmiştir.Nitekim allah Teala:"Allah, müminlerin dostudur, onları karanlıklardan nura çıkarır"(Bakara 2/257)buyurmuştur.Hz.Peygamber ve Kur'an'ı ,müminleri karanlıkların perdelerinden nura çıkarmasının sebeblerinden kılmıştır.

MÜTEŞABİH AYETLERİN MANASI

Üftade (k.s) der ki:Süluk ehli,mertebelerine göre müteşabih ayetlerin manasını bilirler."Kaf" ve "Nun" harfleri ,Allah'ın varlık mülkünde tek mertebeye,"Ha mim" gibi harfler iki mertebeye,"Eli Lam mim" ve "Elif Lam Ra "gibi harfler üç mertebeye,"Kaf ha Ya ayn Sad" ve "Ha, Mim, Ayn, Sin, Kaf"gibi harfler beş mertebeye işaret etmektedir.Bazı harflerde ise yedi mertebeye işaret vardır.Bu bakımdan Hz.peygamber (s.a.v.)'in:Kur'an'ın bir zahiri bir de batını vardır" hadisini ancak süluk ehli anlıyabilir.

ÖLÇÜ ALETİ:NAMAZ

Sağlam müslümanların en ehemmiyet verdikleri şey , namazdır.İnsanın Cehab-ı Hakk'dan korkusunun ,Peygamberinene olan sevgisinin en  önemli alameti namazdır.Müminle münafıkın farkı,budur.Bir kişi bozulmaya başladığı zman ,ilk önce namazdan doğukluk duyar.İyiliğe yaklaşmak dahi namazla ısınmak ile başlar.Dini kitabımızın önemli bir yerini namaz hükümleri oluşturr.Namazı seenler,namaz hükümlerini ,bahislerini okumayı severler.Nifakı olanlar ise o bahisleri geçerler.İhyanın "Kitabü salat"ını, Fütühat'ın "Salat "bahsini dikkatle okumuş zatların halleri başkadır
Düşman karşısında olup korku hakim olduğu zamanda dahi namaz terk edilmemektedir.Korku namazı denilen bu usul ikindi namazında başlamıştır.Askerin bir takımı bir rekatı kılıp ileri gider ikinci takımı bir rekatı kılacak sonra birinci takım ikinci rekatı kılacaktır.

12 Nisan 2017 Çarşamba

100 KAMÇI YİYEN GENÇ

Hikaye edilir ki bir gence doksan dokuz kamçı vuruldu.Ne bağırıp çağırdı ne de kimseden yardım istedi.Ancak son kamçıda bağırıp çağırmaya başladı.Şibli (r.a.)genci takip etti ve bunun sebebini sordu:Genç cevaben şöyle dedi:
"Kendisi yüzünden kamçılandığım göz,doksan dokuz kamçı yediğim sırada bana bakıyordu.Son kamçıda ise aramıza perde girdi.
Önemli olan kişinin Hak'la birlikte ve her vakit O'nu müşahede de olmasıdır.

GÜVENCE

RESULULLAH'IN SÜNNETİNİ DEVAM ETTİRMEK BİR TOPLUM İÇİN EN BÜYÜK GÜVENCEDİR.ANCAK o'NUN SÜNNETİNİ ÖLDÜRÜRLERSE  O ZMAN aLLAH'DA ONLARI ÖLDÜRÜR VE YOK EDER.BU ÜMMETİN DÜNYA AZABI SON ZAMANLARDA OLACAKTIR.DEPREMLER,KORKULAR VE VEBA BU TÜR AZAPLARDANDIR.
Efendimiz buyurmuştur ki:"Kim sünnetimi muhafaza ederse Allah ona dört haslet ikram eder.:İyilerin kalplerinde muhabbet,facirlerin kalplerinde korku , rızıkta bolluk, dinde güven."Nasıl ki Resulullah yaşadığı sürece o toplum içinde bir güvence ise , aynı şekilde onun en kamil varisi  de güvencedir.Çünkü ona inanmak  ve onun yoluna uymak Resule iman ve şeriatına ittiba gibidir.çünkü o,O'nun naibi ve halifesidir.Şu halde salah ve takva ehline yakın olmak Allah'ın azabı kaldırmasına sebeb olan hususlardandır.
"İşlerinizde şaşkınlığa düştüğünüzde kabir ehlinden yardım isteyin"hadisinde belirtilen "kabir ehlini" bazı alimler zorunlu ölümden önce kendi ihtiyarı ile ölenler olarak tarif etmişlerdir.

KUTSAL KİTAP ZEBURDA NE VARDI ?

Hz.Davud'a indirilen Zebur  kitabı yüz elli sure idi.İçinde Helal, haram, farzlar ve hadlerle ilgili hiçbir hüküm yoktu. Ancak Allah'ı yüceltme, Allah'a hamd  ve dua vardı.

SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLEMEK

İsra suresi 17 ayeti:"kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler.Sonra şeytan aralarını bozar.Çünkü şeytan insanın apaçıok düşmanıdır" buyurulmuştur."Ehli kitapla ancak en iyi tarzda mücadele edin"(Ankebut 29/46)
İnsanlar birbirlerine nasihat ederek yaşamadıkları zaman "şeytan aralarını bozar"Nasihat konsunda her zaman akıllı kimselerin sahabe gibi olmaları gerekir.Sahabenin kendi zamanlarında insanlarla muameleleri Resulullah (s.a.v.)zamanındaki  hallerinden ve muamelelerinden farklı olmamıştır.
"Sözün en güzelinden"maksat nedir?bu kavramın tefsiri ile alakalı olarak onlara cehennem ehli olduklarını söylemeyin.Çünkü bu onları şerre ,kötülüğe tahrik ve teşvik eder.Cenab-ı Hakk "BİZ SENİ ONLARIN ÜSTÜNE BİR VEKİL OLARAK GÖNDERMEDİK"(İsra 54)açıklaması ile onları ıslah ve iknaya çalış, ashabına da onları idare  etmelerini, tahammüllü davranmalarını ve hasımlaşmayı terketmelerini emret.Resulullah (a.s):Allah bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi insanlarla hoş geçinmeyi de emretti"buyurmuştur.

ALLAH TEALA'NIN TEVRATTAKİ BUYURDUKLARI

İhya'da geçmiştir;"Ey kulum, benden utanmazmısın?yolda yürürken sana kardeşlerinden birinden bir mektup geldiğnde mektubu okumak için yolun kenarına çekilir, onun için oturursun.Mektubu okur, hiç bir şeyi kaçırmamak için  harf harf üzerinde  düşünürsün.İyşte bu da benim kitabım.Onu sana indirdim.O kitaba bak ! O kittapta senin için nice sözleri açıkladım.Enine boyuna düşünesin diye , ne kadar tekrar ettim.Sen ise ondan yüz çeviriyorsun.Yoksa ben senin bazı arkadaşlarından daha mı değrsizim.? Ey kulum! Bazı arkadaşların sana oturmaya geliyor da sen onlara bütün her şeyinle yöneliyor, sözlerine bütün kalbinle kulak veriyorsun.Eğer bir kimse konuşsa veya  seni onun sözünü dinlemekten alıkoysa ona sus diye imada bulunursun.İşte ben sana yöneliyor ve sana konuşuyorum.Sen ise kalbinle benden yüz çeviriyor, uzaklaşıyorsun.Yoksa sen beni bazı arkadaşlarından daha değersiz mi sayıyorsun?"

KAFİRLER KUR'AN'İ HAKİKATLARI NEDEN ANLIYAMAZ

iSRA SURESİ 45 ve 46 AYETİNDE:*"Biz, Kur'an okuduğun zaman ,seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.
*Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık  ve kulaklarına bir ağırlık veririz.Sen ,Kur'an'da Rabbinin birliğni andığın zaman onlar, canları sıkılmış bir vaziyette gerisin geriye dönüp giderler"buyrulmuştur.
Kalplerdeki kapalılık manevi bir örtüdür.Haktan uzaklaşma,nefret etme gibi manevi perdeler kalb ile asli fıtrat üzerinde birikmesi  yoğunlaşması sebebiyledir.Her ne kadar asli fıtrat anlamayı,idraki ve ilmin nuruna çıkmayı gerektirse de perdelerin karanlıkları buna manidir.
Her asırda heva ehlinin Allah Teala'nın kelamından yüz çevirip masallar ve hurafeler dinlemeye yönelmesi  de bu kabildendir.Onlar Allah kelamını dinlemedikleri gibi aksine onların çoğunluğu sadece dünyevi meselelerde konuşmayı, geleneksel meseleleri tartışmayı , insanların namuslarını çiğnemeyi , vesvese veren şeytanın vesveselerine uymayı, iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklıyan ehli hakkı tenkit etmeyi severler.

KURAN'IN HAKKINI VERMEK

Kur'an'ın hakkını vermek tabirinden onu sadece ezberlemek, okumasını bilmek ,manasını bilmek anlaşılmamalıdır. Kur'an ayetlerinin tamamının hakkını vermek aslında Kur'an ahlakı ile ahlaklanmaktır.Kur'an , Allah'ın ahlakından ve sıfatlarındandır. Kur'an ahlakı ile ahlaklanan bir kişi Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmış olur. Bu ise ancak zulmani ve nurani perdeleri geçtikten, muktedir melik olan Allah katında gerçek makama eriştikten sonra gerçekleşir.

KALB/RUH MÜNASEBETİ

Kaşani (r.a)şöyle der:”Kalbin ruha dönük bir yüzü vardır ki ona fuad denir:Bu “Fuad gördüğünü yalanlamadı”(Necm 53/11) ayetinde buyrulduğu gibi görme mahallidir.Kalbin bir de nefse dönük yüzü vardır ki ona sadr denir.Bu ise ilimlerin suretlerinin blunduğu yerdir.Arş şahadet alemindeki varlıkların kalbi olduğu gibi kalb de gayb aleminde ruhun arşıdır.”

GAZALİ İHYA’DA DER Kİ (NE NEDENDİR?)

“Vasıl olmaya mani olan süluk etmemektir.Süluka mani olan ise iradesizliktir.İradeye mani olan imansızlıktır.İmansızlığın sebebi ise hidayet olmamasıdır”
Ne mümkün sana yaklaşmak sebeb ve illetler ile
Ne mümkün ezel fazlı önceden geçmemişse

Molla Cami (k.s)şöyle der:
Sen ey her şeyin melekutü elinde olan
Nemutlu tek sermaye olarak Sen’i seçenlere
Gönlümün Sen’den başka muradı olmaması yeter
Sen dilersen gönlümün muradını ister ver, ister verme 
Mağribi (k.s) de şöyle der:
Erbab-ı hakikatın batınında Hak’dan gayrı yoktur
Ehl-i hakikatın hakikatte cenneti budur

EHLİ SÜNNETTE KAZA KADER,YARATMA,KESB

 Ehl-i sünnete göre  Allah yaratır, kul ise kesbeder. Yani kulun fiili, kesin kasdı ve iradesinin hemen akabinde Allah’ın yaratma fiiliyle  meydana gelir.Bu durum Allah teala’nın fiili,kulun kasdı olmadan yaratmayıp  mutlaka kulun kasdından , yani fiile yönelmesinden  sonra yaratması şeklindeki adeti ilahiyyeye göredir.Bu bakımdan güç kullanarak yapılan bir şey iki farklı güç tarafından yapılmış olmaktadır.Çünkü fiil yaratılma bakımından Allah’a aid iken ,kazanılma/kesb bakımından kula aiddir.
Molla Cami (k.s) şöyle der:
Hak faildir,Hak’dan başka ne varsa alettir
Aletlerin tesir etmesi ise muhaldir.
Gerçek müessir vardır, birdir
Gerisinin cümlesi evham ve hayalattır.


EZEL VE EBED SIRLARININ AYNI OLDUĞU

“İnsanlar tek bir ümmet idiler,sonradan ayrılığa düştüler”(Yunus 10/19)
İnsanoğl ilk yaratıldığında bir ittifak vardı.Sonra ilahi hikmet gereğince İsa (a.s)devrine kadar ihtilaflar baş gösterdi.Hz.Mehdi zuhur edip Hz.isa (a.s)tekrar dünyaya döndürüldüğünde önceden olduğu gibi ittifak zuhur edecektir.Bunda ezel ve ebed sırrının aynı olduğuna işaret vardır.

ADİL KELİMESİNE KİMLER LAYIKTIR?

Hatem cömertliği  ile meşhur olduğu gibi Nuşirevan da adaleti ile meşhur olmuştur.Öyle ki “Adil” onun lakabı haline gelmiştir.Ancak bu lakap onu sırf övüh medh etmek için değil, haksızlık etmediği ve adaletli davrandığı için verilmiştir.Günümüz sultanlarına gelince , haksızlık ettikleri  ve adaletle muttasıf olmadıkları için onlara adil sıfatı verilmemektedir.Çünkü böyle oldukları halde sırf övüp meth etmek gayesiyle verilmiş olacağı için onlara adil lakabının verilmesi yalan olurdu.
Nitekim Nuşirevan öldüğünde tabutu tüm ülkede gezdirilip “Kimin üzerinde hakkı varsa gelsin “ diye tellal bağırtıldığı halde onun bir dirhem borcu olduğu bir kişi bile çıkmamıştır.

HELAK OLACAK KAVİMLER

Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur ki:”Allah teala,bir gurubun davranışı yüzünden çoğunluğa azap etmez.Ancak gözlerinin önünde kötülükleri gördükleri ve onları engellemeye kadir oldukları halde engellemedikleri zaman hem çoğunluğa hem de azınlığa azab eder.Aralarında iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklıyan kimseler bulunmayan, ve herkesin bozgunculukta birleştiği ya da iyilik emredildiğinde yerine getirmeyen ve kötülük yasaklandığında yasağa uymayan her kavim helak olacaktır.
Sa’di şöyle der:
Kötülüğü engellemek elinden gelirse
Elsiz ayaksız gibi oturman layık değildir
Faydalı olduğunu bildiğin sözü söyle
Hiç kimseye makbul gelmesede
Elinde ve dilinde mecal kalmazsa
Himmet ve dua ile insanlığı adamlara göster


REFAHIN PEŞİNE DÜŞMEK

Hud suresi 116-120  ayeti:”Sizden önceki asırlarda yeryüzünde(insanları)bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan ,kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır.(bunlar görevlerini yaptılar).Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler.Zaten günahkar idiler.
*Halkı iyi kimseler olduğu halde Rabb’in haksız yere memleketleri helak etmez.
*Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek,ümmet yapardı.(fakat)onlar ihtilafa düşmeye devam edeceklerdir.
*Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır.Zaten onları bunun için yarattı.Rabbi’nin ”Andolsun ki cehennemi tümüyle cinlerle ve insanlarla dolduracağım”sözü yerini buldu.”

İktidara gelen saltanat sahiplerini bekleyen en büyük tehlikedir refahın peşine düşmek.Bu nedenle tüm insanlığa gönderilen binlerce peygamber içinde saltanat sahibi(Dünyevi imkan,asker,para,silah v.s) sadece üç kişi zikredilmiştir.Hz.Davud,Hz.Süleyman,Hz.Yusuf (a.s).Çünkü saltanat daima tehlikedir.Babadan oğula geçmek ister.Herkesi tehlike olarak görür.Güçten dolayı sarhoş olup mağrurlanma vardır.Cebbarlık sıfatları boy gösterir.

ARANAN DÖRT ŞEYİN BULUNDUĞU YERLER

Ebu Bekir Verrak şöyle diyor:”Biz dört şeyi yıllarca aradık.Nihayet onların şu dört şeyde olduğunu gördük:Allah Teala’nın rızasını aradık,bunu O’na itaat etmekte bulduk.Geçimde bolluk aradık , bunu kuşluk namazında bulduk.Dinde selamet aradık ,bunu dili korumakta bulduk.Kabir aydınlığı aradık, bunu gece namazında bulduk.
Ey gerçek aşık,ey sadık talip, arzularını terk edip heva ve tabiatına karşı koyarak kalb murakabesinde  ve zikre devam ile vakitlerini Mahbub’u aramakta harcama konusunda “sabret,çünkü Allah güzel davrananların mükafatını”yani taliplerin gayretini zayi etmez”.Nitekim O şöyle buyurur:”İyi bilin ki, beni arayan mutlaka bulur”.Çünkü “Bana bir karış yaklaşana ben bir adım yaklaşırım”ifadesi ,onun cömertliğini gösteren adetlerindendir”
Allah Teala’ya yaklaşmanın bir takım zahiri şart  ve sebebleri vardır.Bütün bu şart ve sebebler sadece ilahi cezbe ve rabbani davet kayıtlarına bağlıdır.Ancak Allah’ın davet ettiği  ve yolundan manileri kaldırdığı kimse vasıl olur.Aksi takdirde yolunu kaybeder, yarı yolda şaşkın ve dili tutulmuş olarak kalır.
HAKK’IN İHSANI İÇİN KABİLİYET ŞART DEĞİLDİR
BELKİ KABİLİYETİN ŞARTI  O’NUN İHSANIDIR.



DARBE KALKIŞMASINDAN BU ÜMMETİ KURTARAN KİMDİR ?

Resulüllah Efendimiz (s.a.v.) dir.Efendimiz, o esnada bir cami imamının  yahut müezzininin kalbine,cami minarelerinden sela okumak duygusunu vermiştir. sela okunmaya başladığında tüm ülkenin ruhanileri içtima yapmışlar ve insanımızın meydanlara çıkmada cesaretlendirmişlerdir.Sela'ların okunduğu 150.000 cami ve mescitteki halkı meydanlara inme duygusu veren bu selaların sesini kısmaya,susturmaya kimse cesaret edememiştir.Cesaret istese bile tüm ülke sathındaki selaları susturmak için en azından 300.000 silahlı unsur gerekecekti ki bu mümkün değildir.Askerimiz,polisimiz imanlıdır.Bu nedenle asla bu sayıda beynini satmış insan bulamazlar.Ancak şu da unutulmamalıdır ki Cenab-ı Hakk,nurunu ,nar'ı içinde muhafaza edebilir.Lütfu içinde saklı kahrından daima sakınmak gerekir.Nimeti içindeki bela çok çabuk gelişir ve büyür.Gizlidir,sessizdir.ve ansızın yakalar.Yakaladığındada iş bitmiştir.Tevbenin ve pişmanlığın faidesi olmaz.Ülke imkanlarını israf edenler,hazineyi soyanlar,devlet sırtında zengin olanlar,dosyaları kapatılanlar bilsinler ki Cenab-ı Hakkın sabrı geniştir.İmhal eder(mehil verir) ama asla ihmal etmez.Tüm işler vakitlere rehinlidir(bağlıdır) vakit geldiğinde Müsebbibil esbab olan Cenab-ı Hakk,Muhavvilel ahval olarak (halleri değiştiren) öyle tecellileri gerçekleştirir  ki dinine samimi olarak hizmet edeceklerin önünü mutlak olarak açılır.Bu ülke ve tüm insanlık bir kez daha bu dinin hakikatlarını huzur içinde yaşayacaktır.  

11 Nisan 2017 Salı

TAVSİYE EDİLEN ÜÇ CÜMLE

Hayırlı insanlar birbirlerine şu üç cümleyi tavsiye eden mektuplar yazarlardı:
1-      Ahiret için çalışana , dünya işleri konusunda Allah yeter.
2-      Gönlünü ıslah edenin , açıktan yaptıklarını Allah ıslah eder

3-   Kendisi ile Allah arasındaki münasebetleri düzeltenin, Allah insanlarla münasebetlerini düzeltir.

İSTİKAMET EHLİ OLMANIN DURUMU

Hikmet ehlinden birisi der ki :İstikamet ehli kişinin alemeti dağ gibi olmasıdır.Çünkü dağın dört alameti vardır:
1.      Sıcaklık onu eritemez
2.       Soğuk onu donduramaz
3.       Rüzgar onu yerinden oynatamaz.
4.      Sel onu önüne katıp götüremez  


ZALİMLERE MEYLETME İŞARETLERİ

Şunlar zalimlere meyletmeye dahildir.Zalimlerin söz ve davranışlarına rıza gösterip onlara müdahane etmek, onlarla birlikte  ve beraber olmaktan hoşlanmak, fani debdebelerine bakakalmak, onlara verilen devşirmesi kolay nimetlere imrenmek, baki kalmaları için dua etmek , adları anıldığında tazim göstermek,mürekkep ve kalemlerini hazırlamak, ellerine kağıt ve kalem vermek, arkalarından yürümek , kılık ve kıyafetini onlarınkine benzetmek, elbiselerini dikmek ve başlarını traş yapmak.
Bir hadiste buyrulmuşlardır ki:”Alimler, zalim sultan ile haşir neşir olmadıkları sürece , peygamberlerin, Allahın kullarına tayin ettikleri eminleridirler.Haşır-neşir oldukları zaman ise peygamberlere hıyanet etmiş olurlar.Böylelerinden sakınıp uzak durun.
Biur hadis-i şerifte buyurulmuştur ki:Kişi Kur’an okur, dini ilimlerde ince bir kavrayışa sahip olur, sonra da sultanın elindeki imkanlara tama edip yaltaklanarak bunların kapısına geldiği takdirde attığı adımlar ölçüsünde cehenneme girer.
Yine başka bir hadiste:”Kur’an okuyucuları,devlet ileri gelenlerine meyletmedikleri müddetçe bu ümmet Allah’ın kudret eli ve koruması altında olacaktır”buyrulmuştur

ZALİMLERİ TEHDİT

Sakın zulmedenlere meyletmeyin.sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’dan başka dostlarınız yoktur.Sonra size yardım da edilmez.”(Hud suresi ayet 113)
Bu ayet zulmü yasaklamakta ve zalimi tehdit etmektedir.
Bir hadiste buyrulmaktadır ki:”Ben Allah’danım, müminler ise bendendir.Bir mümine eziyet eden bana eziyet etmiş olur.Banaeziyet eden ise Allah Teala’ya eziyet etmiş olur


HZ.HÜDAİ'YE GÖRE İSTİKAMET

Hazret-i Hüdai buyurmuştur ki:”İstikamet ancak şeriat, tarikat, marifet, ve hakikat mertebelerinin hakkını tam olarak vermekle mümkün olur.
Hükümlerde adil olmak şeriatın hakkına riayete dahildir.Üabiat mertebesinde istikamet, şeriate riayet iledir.Nefis mertebesinde istikamet , tarikate riayet iledir.Ruh bertebesinde istikamet , marifete riayet iledir.Sır mertebesinde istikamet ise marifet ve hakikate riayet ederek mümkün olur.
İnsanın kemale ermesi , harikulede şeyler göstererek değil , bu mertebeleri kemale erdirmek suretiyledir.


SUFİ YOLUNA İNTİSABIN GEREKLERİ

Sufi yoluna intisabın en aşağı derecesi , mücahede ehline muhabbet beslemek, mebde ve meadın sırrına ulaşmış kişileri tasdik etmek, Kur’an hakikatlarına erenlerin değerlerini tasdik etmek, onlara düşmanlık,kızfınlık ve nefret beslememektir.
Bir kudsi hadiste buyurulur ki;;”Kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse ona harp ilan ederim” yani dostlarıma düşmanlık etmek suretiyle benimle savaştıkları için , benim de kendileri ile savaşmakta olduğumu onlara bildiririm.
Allah dostlarına düşman olup onun ilimlerini bir kenara itenler Allah Teala ile savaşmakta olduğuna göre peygamber düşmanlarının , peygamberlerin getirdiği kitabı bir tarafa bırakanların durumunu varın siz düşünün.Allah Teala ile O’nun peygamberleri ile ve bu peygamberin varisleri ile savaşanlar hiç iflanh olmazlar Çünkü Allah çok şiddetli bir yakalayış sahibidir.Bir yakaladı mı kimse ondan kaçamaz.Allahdan afiyet, vefa ve safa/arınma niyaz ederiz,

DİNİ TAHRİP ETMENİN BİR YÖNTEMİ:TASAVVUFU İNKAR

TASAVVUFU İNKARIN ALTINDA,BAZI MÜSLÜMANLARI TENKİT ETMENİN ÖTESİNDE DİNİN ENERJİ ALDIĞI CAN DAMARINI TAHRİP ETME duygusu yatmaktadır. Dindar olduğunu ifade ettiği halde manevi tekamülü ve manevi bilgilenme yolunu inkar eden , her şeyin rasyonel düzeyde olup bittiğini , bunun ötesinde bir şey olmadığını iddia eden günümüz modernist/selefi İslamcılar gibi akımlarda tasavvufu tenkit ve inkar etmek sıkça kullanılan bir mevzudur.15 Temmuz darbe girişiminden sonra diyanet camiasındaki çoğunluk zevat bu anlamda uslüp kullanmaktadır. Bugün sapla samanın karıştığı alan sadece siyaset alanı değil din alanıda karışmıştır.Maneviyat bir "varislik" meselesidir, "ırsiyet" meselesidir. Tıpkı babadan oğula geçen genler gibi  aynı şekilde manevi genlerde manevi babadan manevi evlada geçerek intikal eder.Manevi nesillerin devamı kıyamete kadar bu şekilde devam eder.Bu bir nebinin getirdiği ilimlerin manevi yönünün intikalinden ibarettir.Bugün bizim şeriat ilimleri dediğimiz şeyler ,Hz.Muhammed (s.a.v.)efendimizin getirdiği ilimlerin zahiri yönünden müteşekkildir.Manevi yönünün intikali ise varis-i Muhammedi olanlar eliyle gerçekleşir.
Hakiki muhammedi varis olanlar ,Efendimizle olan manevi görüşmelerini gizlerlerdi.Asla yaymazlar ve propagandasını yapmaktan hicap duyarlardı.Kirametlerini dahi setrederlerdi.Ellerinde olmadan kendilerinden bir şey zuhura gelse bundan hicab duyarlar,çok utanırlardı.Edep bunu gerektiriyordu.
Bu yol kıymetli olduğu için sahteleride çoktur.Çünkü sayısal anlamda kendisine bağlı bir insan topluluğu oluştururken güya maneviyat satarlar,yahut manevi emtiaları satan bir dükkanının varlığını iddia ederler.Safdil,temiz insanlarda buna kanarlar.Bu nedenle MANEVİYAT PAZARININ SAHTELERİNE ÇOK DİKKAT ETMEK GEREKLİDİR.
Bu yolda bazıları tasavvufta bir kaç esma geçtikten sonra "Ben şunu gördüm, ben bunu gördüm, ben halifeyim,ben vekilim, işte şimdi pir oldum, şimdi mürşid-i kamilim ve kutbu azamım"diyecek kadar bu işi ileriye taşıyan vakıalara rastlanabilir.
Kamil insanları nasıl ayırt edecek ve hangi kıstaslarla tanıyacağız.Manevi insanlarda makam sahibi olmak önemlidir.Hal,gel gitleri ihtiva ettiğinden makam sahibinde hal karar kılmıştır.Makam sahibi olmamış kişiler mürşitlik yapamazlar.
Kamil insan manevi tecrübelerini gizler. Bildiklerinin üstünü örter. Mütevazilik esastır."Peki, o zaman bu insanları nasıl tanıyacacğız?"denilirse bu insanlar kemali o kadar sindirmişlerdir ki , onların bir şey söylemesine dahi gerek duymadan ,siz onlardan kaynaklanan kemali hissedersiniz. Bu tıpkı, çayın içine şekerin karıştırılıp görülmemesi gibidir. Maddi olarak şeker gözükmesede ,çayın içindedir ve şeker tadını alırsınız.Kamil insan sıradan bir insan gibi davranır ama halinde ve söylemlerinde bir basiret vardır.
Bazen enerjinin fazla gelmesi olabilir. Ancak bunlar pek azdır. Bunların bazı davranış ve sözleri, İslam düşmanlarına malzeme verir, buradan açtıkları kapıdan irfan camiasına vurmaya başlarlar. Zıtlar bu şekilde vurdukça orta yolda (sıratı müstakimde)olanlar daimi kazanç içindedirler

HEVA,NEFİS,BİD'AT'TAN KURTULUŞ YOLLARI

 Hz.Adem ve Hz.Havva arasında izdivaç vaki olduğunda İblis’le dünya arasında da izdivaç vaki olmuştur.Birinci izdivaçtan insan nevi doğarken, ikincisinden heva doğmuştur.Bütün batıl dinler le kötü huylar işte bu hevanın tesirindedir.
Muhakkıklardan birisi şöyle der:Allah Teala ruh sultanını beden ülkesinde hükümdar yapıp aklı da onun veziri kıldığında ,nefsi ruhun halilesi/dişi dostu kıldı.Nefis ise gidip hevaya aşık oldu.Ruh,vezirine nefsin durumunu sorunca akıl veziri ona şöyle cevap verdi:”Padişahım, heva adlı bir varlık nefsi yoldan çıkardı.” Bunun üzerine ruh hemen yakararak Allah’a yöneldi.Nefis böylece salihane bir şekilde ve güzel bir hal ile ruha teslim oldu.İşte nefislerini ıslah etmek isteyen,Kadir ve Müteal olan Allah’a yönelsin
Denir ki bid’at ve hevanın zararı ,masiyetin zararından çok daha fazladır.Çünkü masiyet işleyenler bunun çirkin bir şey olduğunu bildikleri için Allah’dan kendilerini bağışlamasını diler ve tevbe ederler.Bid’at ve hevalarına tabi olup duranlar ise böyle değildir.
Sufilere göre bid’at ve heva,Hz.Peygamber (s.a.v.)’in sünneti ile yüce ashabının ve meşayihi kiramın sünnetiyle amel etmeyip bütün fiil ve terk edişlerde tabiata ve cüz’i akla tabi olmak manasındadır.Öyleyse salike düşen mutlak surette sünnetlere muhalefet etmemek,hayırlı kimselerin yolundan ayrılmamak ve ağyarın tenkitlerine iltifat etmemektir.
Bizim dinimiz aşktır ey zahid bize boşuna nasihat etme

Biz kendi dinimizi yalan yere terk ettiğimizi söylemek istemeyiz

KENDİNE BİR PİR BUL

Mesnevi-i Şerifte şöyle denilir:
Kendine pir bul, çünkü bu yolculukta pirsiz olursan
Pek büyük afetler, korkular, tehlikeler vardır.
Çok defa geçtiğin bu yolda bile
Kılavuzsuz gidersen şaşırır kalırsın
Ya hiç görmediğin bir yolda ne olursun?
Aklını başına al da , kılavuzsuz olarak yola düşme
Ey ahmak, eğer başında mürşidin gölgesi olmazsa
Gulyabani sesleri seni şaşırtır, yolunu saptırır

"HUD SURESİ BENİ KOCALTTI"HADİS-İ ŞERİFİ

Cenab-ı Peygamberimiz “Hud suresi beni kocattı”buyurmuştur.Bu surede iki büyük iş beyan edilmiştir.Birisi Cabbar olan Allah’ın cezası ve Kahhar olan Allah’ın ezici gücüdür ki kafirlerden rüzgar ile intikam almıştır.Diğeri ezelde halkın şekavet ve saadeti hükmü gerçekleşmiştir.


ŞAKİLİĞİN VE SAADETİN BEŞ ALAMETİ

Şakiliğin (günahkar) olmanın beş alameti vardır:Kalbin katılığı,gözün kuruluğu, dünyaya rağbet, uzun emel ve haya duygusunun azlığı.
Sadetin alameti de beştir:Kalbin yumuşaklığı, çok ağlamak, dünyaya karşı zühd, emelin kısalığı, haya duygusunun çokluğu.
Şakiliğin alameti:Hakk’dan ve O’nu talep etmekten  yüz çevirmek,hiç pişman olmaksızın masiyet işlemekte ısrar etmek, helal-haram demeden dünya malına karşı naris olmak,heva,bidat ve taklid üzere yaşamaktır.
Saidliğin alameti ise Allah’a yönelmek ve O’nu talep etmek,masiyetlerden bağışlanma dilemek, Allah’a tevbe etmek;az dünya malına kanaat etmek, dünya malının helalini aramak, sünnete tabi olmak, bidattan kaçınmak ve hevaya karşı koymaktır.


KUTSİ HADİS/ALLAH'IN MÜLKÜ NE KADAR AZALIR

     “Kullarım  Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım.Onu sizin aranızda da haram kıldım.Artık birbirinize zulmetmeyiniz.
     Kullarım ! Benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz sapıtmışsınız. O halde benden hidayet dileyin ki sizi doğru yola ileteyim.
     Kullarım ! Benim doyurduklarım hariç ,hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım
Kullarım , Benim giydirdiklerim hariç , hepiniz çıplaksınız.Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
     Kullarım ! Siz gece gündüz günah işlemektesiniz.,bütün günahları affeden de  yalnızca benim.Benden af dileyin ki sizi bağışlıyayım.
    Kullarım ! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki,zarar verebilesiniz.Bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki , fayda veresiniz.
    Kullarım! Evveliniz ahiriniz,insanınız cinleriniz, en müttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar , bu benim mülkümde herhangi bir şey artırmaz.
     Kullarım ! Evveliniz,ahiriniz,insanınız cinleriniz ,en günahkar bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümde en küçük bir şey eksiltmez.
    Kullarım ! Evveliniz,ahiriniz,insanınız cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar, ben de her birine isteğini versem, bu benim mülkümden ancak , iğne denize daldırılıp çıkarıldığında  denizden ne kadar eksiltebilirse işte o kadar azaltır, yani hiçbir şey eksiltmez.
Kullarım !İşte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar, sonra da onları siz iade ederim.Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin.Kimde hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın”


ALLAH TEALA ZALİMLERE MÜHLET VERİR

Hud suresinin 102 ayetinde:”İşte Rabb’in zulmeden memleketleri yakaladığı zaman böyle yakalar.Doğrusu O’ nun yakalaması çok acı ve pek çetindir”
Ebu Musa (r.a)’dan Hz.Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:”Allah zalimlere mühlet verir.Ama yakaladığı zaman da kesinlikle bırakmaz.”ayetini okudu
Bir kimsenin zulüm rüzgarı an be an olursa
Mazlumların ışığını söndürür.
O kimse korkmaz ki Hak Teala
Gerçi geç azap eder, ama şiddetli azap eder.


İSRAFİLİN SURA ÜFLEMESİ/VELİLERİN NEFESİ

 Peygamberlerin ve Velilerin nefesleri , hayat verme konusunda İsrafil’in nefhasına benzer.Yeterki nefhaya mazhar olan elverişli ve uygun olsun.
Mesnevi’de derki:
İsrafil (a.s)günün birinde ilahi emre uyarak surunu üfürür
Yüzlerce seneden beri çürümüş cesetlere can verir
Şunu bilmiş ol ki Veliler vaktin İsrafilidirler.
Ölüler, onların gönül nağmeleri ile dirilirler.
Onların seslerini duyunca, her ölünün canı
Kefene bürünmüş bir halde , ten mezarından sıçrar , çıkar
Zül Celal’in has kullarından baş çeker, uzaklaşırsan
Bil ki,onlar senin varlığından bıkmışlardır,usanmışlardır
Onların kehrübası vardır;o kehrübayı meydana çıkarırlarsa
Saman çöpü varlığını delil eder, kendilerine çekerler
Fakat kehrübalarını gizlerlerse
Seni nefse, azgınlığa teslim ederler.



AYNI AZABA DÜÇAR İKİ KAVİM

Cenab-ı Hakk Şuayb ile Salih (a.s)’ın kavimleri hariç aynı azabla iki ümmete azab etmemiştir.
Şuayb (a.s)’ ın kavminin uğradığı azab şudur:Onlara çok şiddetli sıkıntı verici bir sıcaklık arız oldu.Bunun üzerine etrafı ağaç dolu sulak bölgeye gelip girdiler.O sırada gölgelik şeklinde bir bulut zuhur etti.ve ağaçlarını çepeçevre kuşattı.,ağaçları tutuşturdu.Yeryüzü çatlayıp onları içine çekti.Böylece hepsi yanarak öldü.Semud kavminin helak odluşu da korkunç gürültüden ibaret olan aynı tür bir azap ile, yani sayha ile helak edilmiştir.


10 Nisan 2017 Pazartesi

KURBAĞANIN TESBİHİ

Davud (a.s)"Bu akşam Allah Teala'yı yarattıklarından hiç birinin yapmadığı bir teşbihle tespih edeceğim"dedi.Evinin su kanalından bir kurbağa ona şöyle seslendi:"Tesbihinle Allah'a karşı böbürleniyormusun? Ben yetmiş senedirsürekli Allah'ı zikrediyorum.İki kelimeyle meşguliyetimden dolayı on gecedir ne bir lokma yedim ne de bir yudum su içitim."Davud (a.s)"Nedir o kelimeler?"diye sordu.Kurbağa:O kelimeler şunlardır:
YA MÜSEBBEHAN Bİ KÜLLİ  LİSAN VE YA MEZKURAN Bİ KÜLLİ MEKAN" =Ey her dilde teşbih edilen ve her yerde zikredilen Allah'ım".Bunun üzerine Davud (a.s)kendi kendine "Belki de ben bundan daha özlü bir şey söyliyemezdim"dedi.

MALİK BİN DİNAR

Hikaye edildiğine göre Malik b.Dinar namazda "Yalnız sana ibadet eder , yalnız senden yardım isteriz"(Fatiha 1/5)ayetini okuduğunda bayınlık geçirirdi.Ona bunun sebebi sorulunca "Yalnız sana ibadet ederiz"diyoruz,fakat nefislerimize , hevamıza ibadet ediyoruz."Yalnız senden yardım dileriz"diyoruz, fakat Allah'dan başkalarının kapılarına müracaat ediyoruz."dedi.

ÇİRKİN OLAN DÖRT ŞEY ŞU KİMSELERDE DAHA ÇİRKİNDİR

NUŞİREVAN ŞÖYLE DEMİŞTİR:"Dört şey çirkindir.Onların dört kimsede bulunması daha çirkindir.
Devlet başkanlarında CİMRİLİK
Hakimlerde  YALAN
Alimlerde HİDDET
Kadınlarda HAYASIZLIK

İSRA SURESİNDE ZİKREDİLEN ON HİKMET

iSRA sURESİNİN 31 nci ayetinden 39 ncu ayetin sonuna kadar on hikmet sıralanır.Bunlar:
*Geçim endişesi  ile çocuklarınızın canına kıymayın(CİMRİLİK)
*Zinaya yaklaşmayın(ŞEHVET)
*Haklı bir sebeb olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın(ÖFKE)
*Yetimin malına,rüştüne erişinceye kadar , ancak en güzel bir niyetle yaklaşın.(HIRS)
*Verdiğiniz sözü de yerine getirin(AHDİ BOZMAK)
* Ölçtüğünüz vakitte tastamam ölçün (HIYANET)
*Doğru terazi ile  tartın
*Bilmediğin şeyin ardına düşme (ZULÜM)
*Yeryüzünde böbürlenerek yürüme (KİBİR)
*UZUN EMEL

VELAYET RİSALET GİBİDİR

Sadaka vermek için dışarı çıktığında sadakayı vermeye layık ilk karşılaştığı  miskine mutlaka sadakayı verir.O sadakayı başka bir miskine vernmek için bırakır  ve ilk miskine vermezse Rabbinden nefsinin hevasına intikal etmiş olur.Çünkü velayet risalet gibidir.Daveti belli bir şahsa özel,has kılmaz, karşılaştığı ilk kimseye "La ilahe illallah de" diye davette bulunur.
Kamil veli,peygamberin halifesidir.Allah bir veliye bir rızk verdiğinde bilir ki bu rızk kendisiyle hayvani nefisler alemine gönderilmiştir.Bundan dolayı kendisine verilen bu miktar rızkı insanlara iletmek için aklının semasından nefisler toprağına iner.Onu karşılayan ilk nefis kendi nefsidir,başkalarının nefsi değil.Çünkü başkalarının nefsi onunla ilgili değildirve onu tanımaz.Fakat kendi nefsi ona bağlıdır.,deamlı kapısında durmaktadır.Kapısını her açtığında onu karşısında bulur ve nefsi ondan emanetini  ister.O da kendi nefsini başkalarının nefislerine  takdim eder.Çünkü o ilk isteyen, talep edendir.İşte bu Rsırra allah Resulü (s.a.v.)şu sözüyle işaret etmiştir:"önce nefsinden bbaşla sonra yakınlarından".Yakın akraba iyilik yapmaya daha layıktır.

ÖNCESİNDE ACELE EDİLECEK BEŞ ŞEY

BİR HADİS-İ ŞERİFTE BUYURULMUŞTUR:Beş şeyden önce amellerde acele edin.Azdıran zenginlikten,unutturan fakirlikten,aklı götüren yaşlılıktan ,ifsad eden hastalıktan,ani ölümden"
Mesnevi'de şöyle denilir:
Fakir, Allah'dan korktu , kendini ibadete verdi.
Yoksulluk, işte bu yüzden övünülecek şeydir
.Zengin zenginliği yüzünden Allah kapısından reddedildi.
Çünkü kudreti var,sabrı terk etti, dilediğini yapıverdi.
Acizlik yoksulluk insana aman verir.
Hırslarla,gamlarla dolu olan nefis belasından
Üveysi Karani (r.a)her sabah ve akşam evinde olan fazla yiyecek ve giyecekleri sadaka olarak verir ve şöye dua ederdi:"Allah'ım 1 Açlıktan bir kimse ölürse beni onun yüzünden muaheze etme,kınama.Çıplak olarak bir kimse ölürse ondan dolayı beni kınama!"

ZENGİNLİK ,FAKİRLİK,SIHHAT,HASTALIK VE İMAN MÜNASEBETLERİ

Bir hadis-i Kutsi'de buyurulmuştur ki:"Benim mümin kullarımdan öyle kimseler vardır ki onun imanına ancak zenginlik uygundur.Şayet onu fakirleştirsem fakirlik onun imanını bozar.Mümin kullarımdan öyle kimseler vardır ki imanına ancak fakirlik uygundur.Şayet onu zenginleştirsem zenginlik onun imanını bozar.Benim öyle mümin kullarım vardır ki imanını ancak sıhhat düzgün tutar.Ona hastalık verdiğimde bu durum onun imanını bozar.Yine benim öyle mümin kullarım vardır ki imanını ancak hastalık sağlam tutar.Onu iyileştirsem imanını bozar.Ben kullarımın işlerini onların kalplerindekini bilerek düzenlerim.Şüphesiz ki Ben en iyi bilenim ve her şeyden haberdar olanım."

EFENDİMİZİN DAVRANIŞI

Hazret-i Peygamber (s.a.v.)den bir şey istendiğinde o şey yanında mevcut değilse hayasından dolayı susardı.O'na bu durumlarda güzel söz söylemesi emredildi ki onun susmasından dolayı istekte bulunan kimselere yalnızlık ve gariplik musallat olmasın.
Bu davranış İsra suresi 28 nci ayetin gereğidir:"Eğer rabbinden umduğun8beklemek durumunda olduğun)bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan , hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle"
Bu ayetin nüzul sebebi ile alakalı olarak şu rivayet vardır:müslüman bir hanımla Yahudi bir kadın bahse tutuştular:Bahis konusu;Hz.Resulullah (s.a.v.)'in hz.Musa'dan daha cömert olduğu idi.Hz.Musa'nın cömertliği isteyeni reddetmemesiydi.Ya ona bir şey ikram eder, ya da hoş bir söz söyleyerek onu memnun ederdi.O Yahudi kadını,sınamak için kızını peygamber Efendimize gönderdi:Kızcağız geldi ve :"Ey Allah'ın Resulü annem sizden bir gömlek talep ediyor."dedi.Hz.Peygamber ona bir süre sonra gelmesini söyledi.Bir zaman sonra kızcağız:"Annem sizin üzerinizdeki gömleği istiyor"diyerek geri geldi.Hz.Peygamber (sa.a.v.)hücresine vardı.gömleği çıkardı.kıza verdi ve kendisi gömleksiz oturdu.Bilal (r.a9kamet getirdi.Ashap peygamber efendimizin çıkmasını bekliyordu.Peygamberimiz ise gömleği olmadığı için çıkamadı.İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

HANGİSİ ?

Bir kimse hayırlı bir işte çok infakta bulundu.Arkadaşı ona:"İsrafta hayır yoktur."dedi. O da:"Hayırda israf yoktur." diye karşılık verdi.

9 Nisan 2017 Pazar

BATINİ NİMETLER

İnsanlar, zahiri olarak başlarına gelen türlü imtihanlarda müşterek iken, batıni olarak kendilerine verilen nimetlerde farklı farklıdırlar.Allah Teala peygamberleri , insanların batıni gözlerini gaflet uykusundan açıp onları Allah'a cemaline kavuşmaya davet etsinler diye insanlara gönderdi.Gözlerinin açılmasında istidatı olanlar , terbiye ve irşada rıza gösterdi.Çalışıp didinerek  Hak yola girip devam etti.Bu istidadı olmayanlar ise söylenenleri kabul etmekten yüz çevirip büyüklük tasladı.Yakinin sonuna ulaşmaktan kendisini alıkoydu.nereye gideceğini dahi bilemeyen körler gibi karanlıklarda kaldı.Bu bakımdan ey kardeşler,ruhani kafilelerle beraber Rabbinize dönün.Çok yakında yol kapanacak ve yol arkadaşı bulamayacak.Şunu söyleyen ne güzel söylemiş:
Ey gönül kalk kudsiyet şarabı ile mest ol ki
Biz bu bulanık dünyada oturmak için gelmedik

MUKARREBLERİN(YAKİNE ULAŞANLARIN)AHVALİ

Molla Cami şöyle der:
Zahidler cennet isterler, sefihler işret isterler
Biz hakikatta senin derdinle ikisinden de kurtulmuşuz.
İşte mukarreblerin;O'na yakın kılınanların durumu! Onlar gaflet içinde bulunanların aksine mahlukatı arkalarına atıp Allah'ı göz önünde bulundururlar.Allah'a karşı duydukları sevgiden ve sadece O'na yönlerini çevirmekten ve D'nu düşünmekten dolayı ne dünyaya  ne de ahirete iltifat ederler.İşte hür kullar bunlardır.

İZZET VE ŞEREFİN ÖLÇÜSÜ

Cahillerin gözünde izzet ve şerefin ölçüsü  olgunluk ve dindarlık değil, mal ve mevkidir.Hz.Peygamber(s.a.v.)buyurmuştur ki:Allah sizin kılık kıyafetinize  ve malınıza değil , kalplerinize ve amellerinize bakar."Yani salih kalb ve amelleriniz olduğu zaman güzel bir kılık -kıyafetiniz ve çok fazla malınız mülkünüz olsa da olmasada makbul bir kul olursunuz.,aksi takdirde böyle olmazsınız demektir.
Mesnevi de şöyle denilir:
Oyun oynar çocuklar, oyuna dalarlar da,
Çanak çömlek kırıntıları onlara, altın ve mal görünür.
Allah7ın arifleri kimyacı olmuşlardır
Onların nazarında madenlerin bile kıymeti kalmamıştır.
Bağlar, köşkler, ırmaklar
Aşk yüzünden gözüne külhan görünüyor.