30 Nisan 2020 Perşembe

ŞABANİYYEDE ERBAİN ÇIKARTMANIN ÖNEMİ

Tariki Şabani'de erbaine çok ihtimam ve irşad sahibi olmak için etvarı süluku tamam etmek öncelikli şarttı. Pederden evlada bir meşihat teveccüh etse, onun sülukunu tamam edene kadar yalnız zikir icrası yapabilir,ne beyat alabilir ne de hilafet."Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede nerde kaldı ahara himmet ede" tabiri doğrudur. Bunun için tac ve hırka ile hemen şeyh yapmazlar. İnsanda sülukun neticesi kemal mertebesi zuhur eder ki Cenab-ı peygamberin işareti ile emanet sahibi olunur.
Bu hakikat yerine gelmediği vakit tarikatların iç i boşalmaya başlayarak en sonunda Cenab-ı Hakk'ın emriyle sededdildi(kapatıldı).
Sufilik tac ile aba oldu
Hayf kim marifet heba oldu.
Bir şeyh efendinin birisi, münasip olmayan birisine hilafet verdiği duyulunca şeyhler arasında güft ü gu olmuş. Söylenenleri duyan şeyh efendi muaheze edilince "Efendim ! öyle ise hilafeti geri alayım." demiş. Hazır cevap meşayıhdan bir zat, "Ne verdiniz ki, istirdat edeceksiniz" diye ızhar-ı asar-ı hakikat etmiştir.

ŞABANİYYE'DE ZİKR

Şabaniyyede zikr usulü cehridir. Şabanı Veli hazretlerinin zamanında hangi usulde yapılmakta ise o usulle halen ceryan eder. Şöyledir:
Namaz edasından sonra halka teşkil eder, Şeyh efendi euzü besmele ile Fatihayı okur.Sonra İNNELLAHE VE MELAİKETEHU YÜSALLUNE ALENNEBİYYİ YA EYYÜHELLEZİNE AMENU SALLU ALEYHİ VE SELLİMU TESLİMA) Ahzab 33. ayeti kerimesini okuduktan sonra, toplu olarak " Allahümme salli ala-seyyidina Muhammedin abdike  ve Resulike ve nebiyyike ve habibiken nebiyyil ümmiyyi ve ala-alihi ve sahbihi ve sellim" der. Euzü besmele çekip,"Fa'lem ennehu la-ilahe illallah." demesiyle hazirun kelime-i tevhide, sonra ismi Celal'e, sonra bir müddet ismi Hu'ya devam ederler. Sonra hizb-i zikr başlar.
İşte cezbe ve halat o zaman zuhura başlar.Oturarak ve ayakta zikre devam olunur. Hizb-i zikr odur ki, ehlullahın tarifine göre , zikr tokmağı ile ejderhayı nefsin başını ezmekten ibarettir. Lisandan kalbe intikal eden zikr esnasında kalb nefy-i masiva eder."Ruh, sır, Hafi, ahfa" hızb-i zikrin müsemmasıyla iştigale başlar.Vücudun zikir esnasındaki hareketi pek büyük hikmete müstenittir. Kollar, vücut hareket etmezse sinirler bozulur. Zikre devam imkanı olmaz. Hizb-i zikr aleminde ne sevkler, ne haller huzura zuhura gelir. Lisanı kal onu vasf edemez.

Görüp halat ile devranımız dahl etme ey zahid
Bize nur-ı celil Sultan Şaban-ı Veli'dendir.  

EVLİYANIN CENAZESİ

Şeyh Şabanı Veli Hazretlerinin cenazesinde halkın rağbeti pek büyük imiş. Cenazesinin yıkanması esnasında akan suların bir damlası dahi yere dökülmesine fırsat verilmeyerek, gelenler kaplarına doldurmuşlar. Mübarek hücrelerinde bulunan hasır parça parça ayrılıp her bir paresini teberrüken insanlar almışlar. Ellerini tabuta sürmeğe "teberrük" addediyorlardı.Musalla taşı üzerinde iken ehli keşfi açıklar gördülerki semavattan sayısız melaike inmekte idi.Namaz esnasında Müslüman cinnilerin de namaza iştirak ettiği söylenir.
Hazreti Pirin bu alemden çekilmesinden sonra kırk gün mütemadiyyen yağmur yağarak sema'da göz yaşı dökmüştür.
Hazreti Pir Şabanı Veli hazretleri kal ehli olmayıp hal ehli birisi olmakla ne kitap telif etmiş,ne şiir inşad etmiştir. Nutk ve şiirleri yoktur. Mesleki şerifleri kalden ziyade hale nazırdır. Şabanı Veli hazretleri sırrı kutbiyyete mazhar oldukları zmanda Cenab-ı Hakk'dan üç şey istemişlerdir. Birincisi:Tarikatı aliyelerine intisap edenlerden bir kimse esrarı süluktan haberdar olmadan vefat ederse , o kimseye son nefesinde tevhidi zat zevkinden ihsan buyrulması, İkincisi: Tarikatı aliyeleri salikanının cen ve peri tasallutundan ve alel husus sihircilerin sihrinden muhafaza buyurulması. Ücünsü: Kıyamet gününe kadar tarikatı aliyelerinden Ariflerin eksik olmaması

"LÜTUF KARŞILIĞI NE BULURLAR"

Halvetiyyenin Şabaniyye kolunun piri Şaban-ı Veli hazretleri müridanına karşı çok şefkatli imiş."Bize kahr yüzünden gelenler lütuf gördüler. Bilmem ki lutf yüzünden gelenler ne olur?" buyurmuştur.
Hikaye şudur:Son derece fakru zarurete düşen bir Hristiyan varmış. Maişetini temin yetersizliğine düşünce hırsızlık yapmaya karar vererek, şehirdeki hırsızlar kumpanyasına müracaat etmiş. Hırsızların başı demiş ki:"Bir şartla, şurada büyük bir tekke vardır o tekkenin şeyhinin odasında gayet kıymetli bir iskemle duruyor, onu çalıp bize getirmelisin"derler. Bu iskemleyi, Şabanı Veli hazretlerine sadık, vaktinin zenginlerinden bir mürid ona hediye etmişti. Kıymeti çoktu. Hz.Pir yedi sene hiç hücresinden dışarı çıkmadığı için hırsızlar çok zaman gözetlemişler ama, fırsat bulup çalamamışlar. Hristiyan kendisine şart koşulan bu işi yapmak için fırsat kollamış. Kırk gün hazretin hücresini izlemiş.
Hz. Pir, kutsi kuvvetiyle bu hale mülaki olmuş. Kırkıncı gün Ricalü gayblerden biri vefat ettiğinden yerine bir başkasını tayin için Hz. Pir'e müracaat etmişler. Onlar ise "Kırk gündür bizim odamıza girmeye müterakkip olarak duran bir Hristiyan var, hidayeti ilahiyye erişmiştir; onu münasip gördüm."Bunun üzerine o Hırvatistan yakalamışlar. Zavallı bahtiyar çok korkmuş, te'min etmişler(sakinleştirmişler). Huzuru hazret-i Pir'e getirmişler. Orada derhal imanı ezelisini ikrar ile ricalü gayba dahil olmuştur.
Şabanı Veli hazretlerinin üç yüz atmış halifesi var imiş. İslam memleketlerinin her yerine dağılmıştır."Üç yüzüne ben dua ettim, altmışına da Sultanül Enbiya aleyhi ekmelüttehaya efendimiz hazretleri dua buyurdular" demiştir....

"HZ.PİR'DEN GELİYORUM"

Halveti Pir'lerinden Kastamonu'da medfun Şaban'ı Veli hazretleri türbenin bulunduğu dergahta yedi sene hiç dışarıya çıkmayarak inzivaya çekilmişti. Bu müddet içinde cemaatle namaza çıkmayıp hücresinde namazını eda ederdi. Ehli keşif ariflerden bir çoğu onun namazları Kabe'de kıldığını müşahede etmişlerdi.
Herkes onu Tarikat Pir'i olarak kani olmuş ve namı şerifini "Hazreti Pir" olarak yad etmeye başlamışlardı. Kastamonu'da yoldan gelen yolculara "Nereden geliyorsun?" diye sorulduğunda "Hz. Pirden geliyoruz" cevabını almak mümkün idi.

İSTANBULDAKİ İLK NAKŞİ TEKKESİ

Bu tekkeyi Buhara'dan gelen Hz.Hüseyn efendimizin soyundan Seyyid Ahmed Buhari hazretleri açmış olup Eğrikapı dahilinde Ayvansaray üstünde bu dergah inşa edilmiş, Sultan Fatih, şeyhin kendisine yakın olmasını isteyerek Fatih semtinde bir dergah çalışması başlatmışsa da oğlu Sultan Beyazid bu tekkeyi ikmal etmiştir.

Halk içinde gerçi biz divaneyiz.
Hakk'ı bilmiş halktan biganeyiz

Duymuşuz divanelikten kadrini
Sanmanuz kim bir dahi uslanayuz

Şem-i ruhsarı görüp can atmışız
Dostlar pervaneyüz püryaneyüz

Hamdü lillah genc-i mana bizdedir
Sureta gerçi ki biz viraneyiz

Hakka virdik biz Buhari gönlümüz
Hiç ola mı gayrile aldanayuz.

Hazret söylemiştir:"Ey Efendi! Dünyayı ve ukbayı terk etmeden bizim mahallimize gelme. Çünkü bu pazarda bir başka kazanç vardır".

29 Nisan 2020 Çarşamba

ABDÜLEHAD NURİ HAZRETLERİ

Abdülmecid Sivasi hazretlerinin halifesidir. Sultan Ahmet yahut Ayasofya camiinde vaaz esnasında irticalen söylediği bir nutku, kendisine vaktin kutupluğunun verildiğinin işareti olarak görülmüştür. Tarikat ayinlerinde bu ilahi yaygın şekilde okunmaktadır:
Semadan sırrı tevhidi duyan gelsin bu meydana
Derun içre bugün Allah diyen gelsin bu meydana

Duyanlar sırrı Settar'ı görenler nur-i Gaffar'ı
Cihan da şişe-i arı kıran gelsün bu meydana

Saladır ehli irfana getürsün canı meydana
Feda kılmağa ol canı duyan gelsin bu meydana

Gönül maksudunu buldu cihan envar ile doldu
Bugün Nuri imam oldu uyan gelsin bu meydana

Hazretin bir kerameti
Süleymaniye cami şerifinde vaaz vermekte iken vaazın bitireceği sırada cemaatten biri kendisine bir yazılı kağıt uzatır, okuyup hayret ederek "İnna lillah! Taassub insanı bu dereceye getiriyor, Kağıtta:"Eğer sen kutb isen şimdi beni helak eyle" denilmiş. Halkın lisanı tutulmaz. Allah Teala zanlarını tahkik eylesin. İnsan nefsinin hazlarına karşı gelerek maksadına nail olur. Yoksa her istediği şeyi yapmaz. Evliyayi kiram afv ile ve hevayı nefsin hilafında bulunmakla ilahi mertebelere nail olur. Lakin evliyaullah, kabzası yerde, canibi asumana uzatılmış bir kılıçtır. Bir kimse kendini o kılıca vursa, suç onun mudur yoksa kılıcın mıdır?"buyurdukları anda cemaatin içinden biri feryadü figana başlar. Vaazdan sonra o genci şeyhin huzuruna getirirler. Genç ağlayarak "Aman ben hata ettim siz ata ediniz af buyrun " dediyse de Hz. Aziz ellerini kaldırarak "Hak teala imanını münci ile hatm eyleye" diye dua buyurup henüz camiden çıkmadan o kimse teslimi ruh etmiştir....

ŞEMSEDDİN-İ SİVASİ HAZRETLERİNDEN

Vasıl olmaz kimse Hakka cümleden dur olmadan
Kenz açılmaz her gönülde ta ki pür-nur olmadan

Sür çıkar gayrı gönülden ta tecelli kıla Hak
Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan

Mest olup mestane geldimta ezelden ta ebed
İçmişim aşkın şarabın ab-ı engur olmadan

Mest olanların cevabı gayriden gelmez veli
Pes enel Hak nice söyler kişi Mansur olmadan

"Mutu kable en temutu" sırrına mazhar olan
Haşrü neşrü gördü anlar nefha-i sur olmadan

Bir acaib derde düşmüş bu dil-i Şemsi müdam
Hakk'a vasıl olmak ister halka menfur olmadan

ESEFLER

Mürşid dünyayı değiştikten sonra geride kalanlar ah ederler, bülbülsüz kalan gülistan soğuk görünür, dervişan hatıraları yad ederlerdi. Yaşadıkları alemler ne alemlerdi. Ah o ademler ne Adem'lerdi.

ŞEYH RAZİ EFENDİ

Hazreti Sümbül Sinan dergahının şeyhlerinden olup 1852 yılında terki dünya etmişlerdir. Anlatılır ki Sultan Abdülmecit küçük çocuk iken bir hastalığa duçar olur. Tabipler çare bulamayınca Babası Sultan Mahmut ve annesi pek üzüntü içinde imişler. Manevi nefeslerinden istifade için Şeyh Razi efendiyi saraya davet ederler. Şayh, küçük çocuğa nefes etmiş, biiznillah şifa ümidi yüz gösterip ayağa kalkmışlar. Bu sonuçtan son derece memnun olan Padişah ve karısı Hazrete hediyeler takdim etmişler. Valide Sultana iyi görünmek isteyen saray erkanı da  kıymetli hediyeler sunmuşlar. Şeyh Razi efendi maiyyetinde getirdiği bir dede efendi ile bu hediyeleri geldikleri kayığa yükleyerek dergaha doğru yol çıkmışlar. Samatya iskelesinden karaya ayak bastıktan sonra dergaha gidene kadar tesadüf ettiği fakirlere, kıymetlerine bakmaksızın dağıtmaya başlamış.Dergaha yaklaştıklarında, dede kalbinden geçirmiş ki "Son kalan samur kürkte inşallah bizedir" diye ümit içinde iken, dergaha girerken bir meczup peydah olup "Şeyen lillah" demesi üzerine, Hazret bu kürkü meczuba vermiş. Dervişin üzüntüsüne vaki olan şeyh, dervişe teselli en " Oğlum !Biz bu kapıdan çıktığımız gibi girmez isek, nefesimizin tesiri olmaz. Bunlar muvakkat dünya metalarıdır. Sen hayırlı meta olan saadeti irfana mazhar olmaya çalış. Böyle dünyanın süsünün rağbetkarı olmak insanın manevi feyzine mani olur. Eline geçen bu manevi saltanatın kadrini takdir et.Onu elden kaçırmamaya çalış." buyurmuştur

KİŞİNİN TEDBİRİNDE DEĞİLDİR

"Eğer işlerin yolunda ise, bu senin tedbirin ile değildir. Kötü ise, bu da senin kusurundan değildir. Teslim ve rızayı kendine meslek edin de mutlu yaşa. Çünkü dünyanın iyisi de, kötüsü de senin tedbirinle değildir.
Dünyada muradına erememiş olanlardan şu dört şey istenir:Mal terki, makam terki, rahat terki, can terki".
"Allah'ın rızasına teslim olursan artık kendinden geç. Çünkü Allah dilediğini yapar, dilediğine hükmeder"(Şeyh Abdullah es-Simavi)

İBRAHİM EDHEM HAZRETLERİNİN DUASI

Rivayet olunur ki İbrahim Edhem hazretleri Tac ve tahtı terk ettiğinde eşi hamile imiş.Çocuk doğduktan sonra haber almışlar ki Şeyh Mekke'dedir. Anası ve çocuk birlikte Mekke'ye gelmişler. Tavaf esnasında hazretin gözü bir çocuğa takılmış birbirlerini görmedikleri halde müridlerine "Allah alem, bu çocuk benim oğlum olsa gerektir. Zira, gönlüm ona pek ziyade meyl etti"buyurmuş. Müridler çocuğu getirmişler. Çocuk babasını gördüğü gibi ayaklarına kapanmış, sevinç içinde öksüzlüğünü terk etmiş, validesiyle birlikte geldiğini dönüşte birlikte dönmek istediklerini arz etmiştir. İbrahim Edhem ellerini kaldırdı, kemali hüzn ile dergahı izzet'e yüz tuttu:"Ey Halıku ins ü can! Halim sana ayandır.  Bu çocuk kalbimde yer tutacak olursa akibetim hüsrandır. Senden ümidim lütfu ihsandır" diye dua etmesini müteakip mahdumu rahmeti Rahmana kavuştu.
Yine rivayet edilir ki halkın kendisini övmesinden ve bilinmesinden daima kaçarlar ve yer değiştirir imiş. Basra'da bulunduğu zaman halk başına üşüşür imiş. Bir gece habersizce Kabe'ye giden bir kafileye katılmış. Kafilenin bir kısmı Mekke'ye ulaşmış, diğer kısmı geride kalmış. Hz.İbrahim Ethem de geride kalanlardan imiş. Mekke halkı gelenlerden İbrahim Ethem'i sormuş. Onlar tanımıyoruz amma kafilenin geride kalanları içinde İbrahim Ethem isimli bir derviş var demeleri üzerine halk kafilenin kalanını karşılamak için dışarıya gelmiş. Hz.İbrahim kafilenin önünde giderken, Mekke halka İbrahim Ethem'i kendinden sormuş."İbrahim Ethem'i bilir misin? Biz onu karşılamaya geldik".Nefsi hazzedip istedi ki "Ben'im" desin. Bu duygudan kaçınarak soranlara:"Halinize hayret ediyorum.O adam bir mülhiddir. Ondan ne umarsınız?Bu kadar halk karşılamaya çıkmışsınız. İhtiyar ettiğiniz bu zahmete değer mi?" deyince halk "Sen o velayet sahibine nasıl dil uzatırsın diye" sopa ile döğmüşler. Hazreti İbrahim nefsine:"Ey nefsi leim. Sana halkın ikram ve izazından ziyade böyle dayak atması evladır" demiş...

HATM-İ HACEGAN

Nakşibendiyye tarikatının zikridir. Herkes edeple diz üstü oturur ve gözlerini kapar. Şeyh efendi "Ervahı akdesi Hacegan-ı ali-Nakşibendi ra ve sırrı enbiya -ra bar-tarık-i niyaz, el-Fatiha" der. Yine şeyh efendinin işareti ile yedi Fatiha şerife,yetmiş dokuz (Elemneşrah leke suresi),1001 ihlası şerif, yüz salavatı şerife, yedi Fatiha şerif okumak lazımdır. Buna "Hatmi Hacegan" derler...

28 Nisan 2020 Salı

MUHABBET KİMDEN KİMEDİR?

Alaaddin Attar hazretleri buyururlar ki:"Vakta ki Şahı Nakşibend hazretlerinin kabulleriyle müşerref oldum, muhabbetleri bende o eseri bıraktı ki, karar ve rahatım kalmadı. Sohbetlerinden ayrılmaya kudretim kalmazdı. Bu halde iken bir gün bana dönerek "Sen mi beni dost edindin, ben mi seni dost ittihaz ettim?" buyurduklarında "Zatı Aliniz, bu kemter kula iltifat etme maksadındadır. Fakiriniz, efendimizi dost ittihaz ettim" dedim. Bunun üzerine hazret:"Bir saat sakin ol, bu hal size münkeşif olur" buyurdular. Bir saat sonra gördüm ki ,Hazreti Haceyebende muhabbet eseri kalmamış. O zaman "Gördünüz mü bizden midir, sizden midir?"buyurmuşlardır.

EZEL SIRRI

Ezel sırrını ne sen bilirsin ne ben. Din sırf muammadır, onu ne sen okuyup(anlayabilirsin) ne ben. Perdede senin ve benim dedikodum vardır. Eğer perde düşerse ne sen kalırsın, ne ben"
Nasıl vakit geçiriyorsun?" diye sual soranlara hazret şu cevabı vermiştir: Var kıyas et, nasıl olmalıdır bir şahsın hali? Bir taraftan kendisinden halisane feraizi iman ister. Bir taraftan Hz. Resul, sünneti seniyyesine ve ahkamı Kur'aniyyeye mütebeat ister. Bir taraftan İblis, temerrüd ve isyan ister. Bir taraftan melekül mevt kabz-ı can ister. Bir tarafdan evladü iyal abu nan ister".
(Ebul Hasan Harakani).

MÜRŞİD ARAYIŞI

Beyazid-i Bistami hazretleri, mürşid-i İmam Cafer Sadık hazretlerine ulaşıncaya kadar üç yüz on üç şeyhe hizmette bulunmuştur.İnsanda mürşid arayışı içinde olmalı, Hak Tealadan yardım istemeli ve neşe bulduğu yerde sabit kadem olmalıdır....

Mahzen-i Aşk Bağdad tımarhanesi.wmv


MİNAREDE KANDİL YAKMAK ADETİ

Sümbül Sinan hazretlerinin dergahında Şeyh Seyyid Hasan Necmeddin Efendi isimli zatın adeti olup Dördüncü Murad bunu görünce Osmanlı mülkünde mübarek geceleri hatırlatmak için ihyası emrolunmuştur. Zamanla bu mahya adı verilen ışıklandırmalara dönmüştür.

"KEŞKE DÜNYAYA GELMESEYDİM" SÖZÜ

Şeyh Yakup Sümbüli efendi, kemali mahviyatlarından ve duçarı şöhret olmasından dolayı "Ben vahdette yaşar bir adamdım. Beni kesrete uğratıp ömrümde çekmediğim bir sıkıntıyı çektirdiler. Keşki dünyaya gelmeyeydim" diye şikayet beyan etmesi üzerine kendilerine "Efendim, sizin vücudunuz mahzı hayrdır. Bir çok insan sizden faydalanıyor. Niçin bundan çekiniyorsunuz? diye sordular. Cevaben:"Bende evvela bu kelam, alemi vahdetin lezzetinden müferekat(ayrılık elemi) tezekkür olduğu zamanda lisanı halden lisanı kalbe gelmiştir. İkinci olarak, şeriat nimetinin varlığının ifasında niceleri aciz ve mertebeyi kemali az kimse görüldüğü esnada makamı aczde varid olmuş bir kelamdır. Üçüncü olarak bu söz, makamı kal'imden denilmiş değildir. Bazı halin gereğidir. Fahri Alem efendimiz dahi:"Keşke Muhammedin Rabbı, Muhammed'i yaratmasaydı"buyurmuştur. Hazreti Ali efendimiz "Hiç kimseye imrenmem, illa dünyaya gelmeyenlere imrenirim" buyurmuşlardır. Nice evliyayı kiramın bu makamda bir sözü vardır" demiştir....

ŞEYH YAKUP EFENDİ

Hazreti Sümbül sinan hazretlerinin dergahında vazife yapan erenlerdendir. Kütahya'da dünyaya gelmiş olup anne ve babası siyahi zadedir. Müridanından birisi dergaha gelip şeyhin odasına girmek istediğinde odadan sesler geldiğini duymuş, beklemiş sonra izinle odaya girdiğinde içeri kimsenin olmadığını görünce hayretle keyfiyeti hazrete aktarınca, Hazreti Yakup:"Kimseye söyleme na mahreme izhar etme Hz.Hızır ve İlyas gelmişler bana dua öğretmekte idiler" deyince mürid "Sultanım o dua nedir, bana da öğretiniz?" diye rica edince (YA HALİKUL HALAYIK, YA MALİKEL MÜLK, YA HAYY,YA KAYYUM, YA ZEL CELALİ VEL İKRAM)-Ey bütün varlıkların yaratıcısı! Ey mülkün sahibi,Ey Hayolan, Ey her şeyi ayakta tutan Ey celalet ve ikram sahibi).
Kanuni Süleyman zamanında epey zaman yağmur yağmamıştır. Şeyhül İslama müracaatla dua etmesini rica etmişler.Oda Hankahı sümbülde postta oturan Şeyh Yakup efendi dua etsin demiştir. Hz.Şeyhi arayıp bularak güçlükle cebren minbere çıkartıp dua ettirmişler. Rahmeti ilahi inmiş, alem taze hayat bulmuştur...

EVLİYALARIN CİLVESİ

Sümbül Sinan hazretlerinden sonra posta Merkez Efendi hazretleri oturmuştu.Yavuz Selim camisinde vaaz ettiği esnada gözünü yumarmış. Bahsettiği konulara cemaatin kalbi dayanmaz imiş. Hazret gözünü yumarak vaaz ettiğinden camideki tüm cemaat gitmiş. Ancak hazret devam ediyor. Caminin bakıcısı (kayyımı) hazretin yanına gelerek "Efendim cemaat kalmadı" diye arzı keyfiyet edince, gözlerini açmış:"Behey a'ma! bir kerre şu duranlara baksanıza. Bunlar melaike değil midir?" deyince kayyumun keşfi açılmış ve camideki melekler ordusunu müşahede etmiş.
Topkapı surlarının dışında Merkez efendi dergahında vazife yaparken Seyyid Nizamoğlu hazretlerinin hicazdan İstanbul'a gelmesi nedeniyle onu karşılamış görüşmüşler. Hazreti Seyyid Nizam, Hz.Pir'e hitaben "Kabeyi tavaf ederken ve Arafata giderken bizimle beraberdin. Ruhani kuvvetle varıp tayyi mekan ettiniz. Siz hakikatte hacısınız. Biz fakirler, para sarf edip gittik, tavaf ettik" buyurmaları ile Hz. Merkez, bu sözü söylememesini ve kendisini aleme faş etmemesini, yoksa o da kendilerinin velayetini ve ahvalini aleme faş eyleyeceğini bil-beyan ricada bulunmasıyla birbirlerine sarılıp öpüşmüşlerdir.
Hazreti Merkez, fareler bile bizden incinmesin deyu dergahta kedi beslemez imiş.
Sultan Abdülhamit han, Fatih'in türbesine gümüş şebeke yaptırdığında, Fatihin üzerindeki sedef işlemeli ceviz şebeke Hz. Merkez'in sandukasının etrafına konulmuştur.

EVLİYAYA HÜRMET VE HİZMETİN DÜNYEVİ KARŞILIĞI

Son Osmanlı ser-askerlerinden Rıza paşa, mektebi harbiyyeden mezun olduğunda, Sümbül Sinan hazretlerine olan muhabbetinden dolayı kılıç kuşanma merasimini Hazretin dergahında yaptırmıştı. Bilahare Ser-Askerlik makamına yükselince Hazreti Sümbül'ün kabrindeki demir şebekeyi kaldırıp yerine pirinçten gayet güzel bir şebeke yaptırmış. Dergahın avlusunu parke taşları ile döşetmiş.Sandukayı yenilemiş, hava gazıyla aydınlatma sistemini yaptırmıştı.
Rıza paşa, hükümet inkılabı nedeniyle bu görevden azledildi. Ancak diğer bakanlar gibi hapis ve azaba muhatap kılınmadı. Mesud bir şekilde yaşadı. İsviçre'de dünyayı değişti,cenazesi İstanbul'a getirtildi. Beyazid camiinde namazı kılındı. Vasiyeti gereği Sümbül Sinan Asitanesine nakledilip hazretin türbe duvarının dışına kabri kazıldı. Üzerine gayet güzel bir türbe yapıldı. Hazreti Sümbülün türbesiyle arasında olan duvar kaldırıldı ve bu sebeble Cenabı Sümbülün türbesi yeniden tamir ve tersin edildi. Bu işlemlerden alınacak ibretler şunlardır:
1- Rıza Paşanın Hz.Sümbül'le olan kadim irtibatı, ona dünya saadetini getirmiştir.(Paşa olmuştur)
2-Rıza Paşanın Hz.Sümbüle olan kalbi bağlılığı onu dünyevi ceza ve ezalardan kurtarmıştır
3-Rıza Paşanın, Hz.Sümbüle olan muhabbeti o sultanı tarikatın kabrine yakın olma saltanatını ona vermiştir.
4-Rıza Paşanın Hazretin türbesine hizmeti, Pir'i ziyarete gelenlerin ona da Fatihalar okuması nedeniyle ruhu kesbi rahat eylemiştir.
5-Evliyaullaha hizmet ve bağlılık karşılıksız kalmayıp maddi ve manevi saadetler husule getirdiğine örnek olmuştur.

SÖZÜN TESİRİ

Zengin bir tacirin bir oğlu vardı. Canı bal isterdi, bal yiyincede karın ağrısı tutar, zahmet çekerdi. Bir türlü çare bulunamadı. Baba son çare Sümbül Sinan hazretlerine başvurdu. Hazret hikayeyi dinledi kırk gün sonra gel dedi. Bu süre içinde çocuğun yine bal isteği bitmedi, yedikçe karın ağrısından ızdırap içinde kıvrandı. Kırk gün bitince tacir, hazretin huzuruna geldi. Şeyh çocuğun ağzına parmağını koyup "Oğul balı yeme sen" buyurdu. Baba bunu duyunca şaşırdı. Sanıyordu ki şeyh okuyacak yahut bir ilaç tavsiye edecek. Eve dönünce, çocuk bal istemeyi unuttu. Baba bunda bir sır var dedi içinden sonra huzura bal getirdiler, çocuk balı görünce feryad ederek yemeyeceğim diye bağırdı. Anne Baba bu hale şükrettiler amma konuyu çözemediler. Huzuru Şeyhe vardılar. Sizde bu kudret var iken niçin kırk gün meşakket çektik? şeyh buyurdu ki Sabr eyledik. Kırk gün bal yemedik. Bir fiili yasaklamak yetkin olursa o fiili sen icra etmeyeceksin buyurdular.

Tevbe suresi neden besmele ile başlamaz? | M. Fatih ÇITLAK


SALAT-I HASMA(Hasımlar-düşmanlar için namaz)

Mahşer gününde hasımlarına Hak Teala'nın rızası içün bir aşura günü kılınan dört rekat namaz olup Birince rekatta Fatiha ve on bir ihlas, ikinci rekatta Fatihadan sonra Kafirun suresi ve on defa ihlas, üçüncü rekatta fatihadan sonra Tekasür suresi  ve on bir ihlas, dördüncü rekatta Fatihadan sonra ayetel kürsi ve yirmi beş ihlas suresini okuyarak Kabir ahvalinden kurtulma ve mahşer günü hasımlarını rızalandıra.
Sümbülilerde bu namaz kılınır.Muharrem günü fakirlere aşure pişirilip dağıtılır. Geceleyin namaz kılınır ve ibadet edilir. Ertesi gün Şeyh efendi hamama gider, müridan da hazır bulunarak yıkanılır. Hz. Sümbül Sinan zamanından beri her sene devr olunan sudan kurnaya dökülür. Müridan sıra ile şeyhin önünden geçer Şeyh her bir müridin kafasına bir tas su döker.O gün öğle namazını müteakip dört rekat hasma namazı cemaatle kılınırdı. Namazdan sonra icrayı tarikat ayini yapılır. Yazıcızadenin söylediği mersiyye okunur, hatmi şerif indirilirdi. Dua edilir dergahta su dağıtılır,herkes şişe getirir, su alır, hastalarına içirirlerdi. Dörtyüz senedir bu adet tatbik edilmektedir.

İBNİ KEMAL'İN HAYRETİ

Müftüüssakaleyn nam İbni Kemal hazretlerinden bir garip iş için fetva isterler. İbni Kemal ne kadar kitap karıştırdı ise de fetva vermeye bir türlü kapı bulamaz. Talep eden şahıs zorlar, Şeyhülislam ıstırap halinde kalır. Bir gün abdest yenilemek için tuvalette iken bu durumu düşünür mesele kendisine fetholunur. Sevincinden üç defa tuvalette sema yapar. Bu haline kendisinden başka kimse şahit değildir. Çünkü bir alim için, bir çıkış bulamamak çok ağır idi.
Hz. Sümbül Sinan, keşfen bu hale muttali oldu. Hz.Sümbül, Şeyhülislamın huzuruna girerek "Sema helal midir, haram mıdır?" diye sorar. Onlar :"Mübah değildir demek semtine sahip olanlardanız"demeleriyle Hz.Sümbül, Şeyhülislamın kulağına eğilerek:"Dünya meselesine ait bir meseleninin fethinde tereddütsüz sema etmek caiz ola ve buna mecburiyyet husule gele de, tevhidin esrarına tahammül edememeleri neticesinde sufiler mazuren semai devran ederlerse, onu kabul etmemek şartı insaf değildir, zannederim"buyurarak şeyhülislamın haline işaret buyurmuşlardır.
İbni Kemal bundan dolayı Hz.Sümbül'ün sohbetinden ayrılmamışlar...

YAVUZ SULTAN SELİM'İN KİNİ

Yavuz Sultan Selim sadarete geçtiğinde Bursa'daki ecdad kabirlerini ziyaret ederken, amcası Cem Sultanın kabrini de ziyaret eder. Ziyaretçiler içinde Koca Mustafa Paşa'da vardır. İkinci Beyazid zamanında Cem Sultan Papalık elinde esirdir. Fatih'in oğlu Beyazid, Saltanat için bir gün tekrar elimden alır düşüncesinde iken has adamı konumunda olan Koca Mustafa Paşa, Sultan Cem'in vücudunu ortadan kaldırmak için hususi bir görevle Roma'ya gider ve maksat hasıl olur. Dönüşte bu hususi hizmetinden dolayı Rumeli Eyaletine sadrazam olarak tayin edilir. Yavuz Selim, başlangıçta onu sadrazam olarak tutmuş ise de kardeşi şehzade Ahmet'le irtibatı vardır diyerek Bursa'ya sürmüştü. Yavuz Bursa ziyareti esnasında amcası Cem Sultanın kabrinin ziyaretinde, Cem Sultanı ortadan kaldıran bu sadrazamın idam edilmesine ve hayır eseri olarak ne yapmışsa o eserlerinde yıkılmasına karar verir. Koca Mustafa Paşa idam edilir. Ancak bu paşa, Sümbül Sinan dergahını da inşa ettirdiğinden bu binayı yıkmak için dergaha gelenler Hz. Sümbül'ün ruhani heybetinden bir şey yapamadan geri döndüler. Bunu duyan Padişah bir kat daha hiddetlenerek, bizzat kendileri gelip duruma muttali olmaya karar verir.
Hz.Sümbül siyah sarık sarar,kemali edebi tazimle Padişahı karşılamaya çıkar. Göz göze gelirler. Padişaha bir hal gelir. Ne maksatla oraya geldiğini unutur. Hz. Sümbülün maneviyatı ona tesir eder.Dergaha girer, musafaha ederler, sohbetlerinden büyük lezzet alırlar. Cenabı Sümbül bir münasebet getirerek:"Padişahların ahdi yerini bulmak lazımdır. Maksadı şahaneniz husule gelmek üzere, hiç olmazsa medrese odalarının ocaklarının tepelerini hedm ettirilsin"diye arzı hal edince, Padişah, hazreti şeyhin bu siyaseti kemalatından meftun olur. Şeyhin halinden cidden memnun olarak sırtındaki samur kürkü çıkartır Hazreti Sümbül'e eliyle giydirir. Padişahın maiyetinde bulunanlar bu hale şaşırır. Padişahın şiddetü hiddetine tamamen zıt olan bu hali gören nedimlerinden biri, cüretle ne oluyor diye sorunca Hz.Padişah:"Şeyhin iki tarafında arslanlarla iki adam duruyor gördüm Korku ve hicab husule geldi" buyurmuşlardır
Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinde Şam'a uğramışlardı. Emevi camisinde itikaf eden bir zatla karşılaştılar. Sohbet ettiler. Vaktin idarecilerinden olan bu zat, Mısır'ın fethini müjdeledi. Kutbı zamana mülaki kıldı. Ayrılacakları sırada "Acaba İstanbul'da da bu mertebede bir kimse var mıdır"diye gönlünden geçiren padişaha ;"İstanbul'da Sümbül Sinan vardır, gaflet olunmasın"diye meraktan kurtarmıştır.

ALZHEİMER HASTALIĞININ NEDENİ OLABİLİR Mİ?

Beyne giden negatif ışınlar insan ruhunu allak bullak etmektedir. Beyin görevini yapamaz oluyor. Sabahtan akşama kadar televizyon başındaki programlar, diziler, haberler insan beynine sürekli negatif ışınlar yollamaktadır. Bu renkli camın esiri olan insan vücudunda neyin depolandığını bilememektedir. Ve bu hoyratlığın bir gün alzheimer hastalığı olarak karşımıza çıkacağını kimse bilemiyor.

SÜMBÜL KOKUSU

Ehli irfan,muhabbet yönünden İstanbul/ Kocamustafapaşa'da mevcut Sümbül Sinan dergahındaki Yusuf Sümbül Sinan hazretlerinin penceresini tam bir teslimeyetle kokladıklarında içeriden sümbül kokusu gelir imiş.
Sümbül Sinan hazretleri ilim tahsili için İstanbul'da bulunurken arkadaşı zaman zaman bir şeyhe gittiğinden ona "Acaib,sen böyle zelle-bend-i sufilerden ne ümid ediyor da gidiyorsun, bizde bilsek" der imiş. Bir zaman sonra arkadaşı ile birlikte yürürken, Cemal Halveti hazretlerine tesadüf ederler, Hz. Sümbül, kim bu? deyince arkadaşı "şeyhim budur" der. Sümbül efendi, Şeyh Cemal-i Halvetiden gözünü alamaz ve takip ederler. Bir camideki vaazını dinlerler. Cenab-ı Cemal:"Talibi müstaiddi mürşide ister istemez vasıl ve bir nazarla maksudunu hasıl ederler" buyurup Hz.Sümbüle nazar eylemesiyle vecdü istiğrak hasıl olur ve Hz.Sümbül dersin hitamına kadar mest halinde baygın kalır.
NE NAZARDIR O NAZAR TOPRAĞI ALTUN EDER
O zaman Cemal Halveti hazretleri, mecliste hazır olanlara "Getürün benim münkir Sümbül'ümü, cübbesini ben kendi elimle giydireyim" buyurmasıyla derhal şeyhin huzuruna getirilir ve Şeyh cübbesini giydirir.
Hazreti Sümbül o gece bir rüya görür. Rüyasında halkı alem bir kuyunun başına toplanmış, kimi kendi kocasıyla, kimisi de diğerlerinin yardımıyla kuyudan su çıkartıyorlar. Hz.Sümbül de içmek murad eriyor. Kuyunun suyu derhal yükseliyor, kovaya gerek olmadan kana kana içiyor görür. Ertesi gün bu rüyasını Hz. Şeyhe anlatınca Cenab-ı Cemaleddn Halveti:"A benüm sümbülüm, Füyuzatı ilahiyyeyi başkaları bir çok mihnet ve meşakkatle ele getiriyor. Halbuki size kolaylıkla müyesser olmuş. Bu hali niçin meydana çıkarmıyorsun" buyurmasıyla Hz. Sümbül dünya ile alakalı tüm maksatlarından vazgeçip deryaya dalıyor:
"Riyazetle olup manaya vasıl
Muradı her nasıl ise oldu hasıl
sırrını buldular

SİYAH RENK

Renklerin aslıdır. Kabe'nin örtüsü de siyahtır. Piran ve umumen kutuplar siyah sarık kullanırlar.

TARİKATLAR

Tarikatlar, insanlar için en mükemmel ahlak zabıta noktasıdır. Ehli iman için şeriat adaplarını muhafaza hususunda kuvvetli bir kaledir. Onun ulviyyetini ve kudsiyyetini bildirecek olanlar sahte şeyhler değil, insanı kamil olan şeyhlerdir. Sahte şeyhler, seyrüsüluktan bihaber olunca, ne sohbetten, ne hizmetten gafil bulununca hasıl olacak netice felakettir. 100 yıl öncesinde, asli işlevlerini yitirdikleri için Hak Teala kapatmıştır.

SOFYALI ŞEYH BALİ HAZRETLERİ

Sofya'da, bir Hristiyan, arabasına fıçılar içinde şarap yüklemiş giderken Şeyh Bali hazretlerine rastlamış. Hz.Şeyh:"Bunların içindeki nedir?" diye sormuş. Hristiyan Hz. Şeyhe hürmetten "Şarabdır" diyememiş. Cenabı Şeyh :"Galiba fıçılarda bal vardır" diye latife buyurmuşlar. Biraz istemişler. Hristiyan:"Efendim, bozuktur, size layık değildir" cevabın vermiş."Hele bir bakayım" diye kap getirtmiş. Biraz boşaltmış. Sahibi görür ki, fıçıdan akan şarap değil, baldır. Hayret etmiş. Bu hale çevredekiler şahit olmuşlar."Bir bakışta badeyi bal eyledi Bali baba" diye şöhret bulmuş,"Bali" mahlası buradan kinayeten kendilerine alem olmuştur.
Babası Şeyh Nureddin efendi, oğlu aleyhine din gayreti ile müftüye, kazaskere Şeyh Hamza aleyhine sözler söyledi. Boynu vurularak idam edildi. Akabinde yüz kadar kendisine bağlı müridlerinin de boynu vuruldu.

HABER PAYLAŞMANIN KURALI

Size bir münafık bir haber getirdiğinde araştırın"emri Hak Teala'nın emridir. Bu nedenle bir haber aldığımızda bu haberleri paylaşmadan evvel kısa ve basit bir filtreden geçirmemiz gerekir. Öncelikle HABER KESİN VE GÜVENİLİR Mİ? bu soruya EVET/HAYIR/BİLMİYORUM cevap seçenekleri vardır. Eğer EVET demiş isek bu sefer FAYDALI MIDIR? süzgecinden geçirmemiz gerekir. Bu süzgecinde (Evet/hayır/bilmiyorum) şıkları vardır. Cevabımız evet ise PAYLAŞABİLİRİZ.
Haberin güvenilirliği konusundaki cevaplarımız hayır yahut bilmiyorum ise PAYLAŞMAMALIYIZ. Resulullah efendimiz buyurmuştur:"Kişinin her duyduğunu anlatması kişiye yalan olarak yeter"(Sahihi Müslüm-Mukaddime 5)

ACABA BUGÜN İÇİN Mİ SÖYLENMİŞ?

Üstad Necib Fazıl söylemiştir:
Bıçak soksan gölgeme sıcacık kanım damlar.
 Gir de bak ülkeme,başsız başsız adamlar.
 Hakk erenlerinin gölgesine sığınmayan insanların cesedleri üzerinde baş bulunsa da başsızdır.Baş vücudu idare eden organdır.Toplumun başı ise Allah adamlarıdır.

HANGİSİ ETKİLİ

Mazhar Osman, Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanesini kuran mümtaz şahsiyetlerden birisidir. Sabah asistanıyla birlikte viziteye çıkıyor. Odaları dolaşıp hastalarla ilgileniyor, hatırlarını soruyor. Bir hasta odanın kapısına çıkıyor iki elini bir birine vurarak "Deli doktor, deli doktor" diye tempo tutuyor. Mazhar Osman hastanın yanına gidiyor. Ve elini omuzuna koyarak "Bak kardeşim" diyor."Sen bana aylarca deli doktor desen bana bir şey olmaz. Ama ben sana delidir dediğim sürece sen, ilelebet bu hastahaneden çıkamazsın." Hasta bir an düşünür  ve sonra"tamam doktor bey sustum "diyor.
İnsanı Kamil, bulunduğu toplumun doktorudur. Eğer o bizim hakkımızda "Nefsani sıfatlardan kurtulmuştur" raporu verirse, bu dünya hapishanesinden kurtulmamız mümkündür. Değilse ilelebet bu hastahanenin kahrına müptelayız.

DÜNYADA YAŞARKEN GÖKLERİN VE YERİN MELEKUTUNU GÖRMEK

Hak Teala Enam suresinde buyurmuştur:"Biz İbrahim'e mukinlerden olması için, göklerin ve yerin melekutunu ve iç yüzünü gösterdik"(Enam 6/75). Bu suret alemindeki beş duyunun ihata edemeyeceği melekut alemi seyredilip gezildiği vakit insanın yakin'i(imanı) ziyadeleşir. Bu hal bu dünyada mümkündür. İnsanı Kamil olan Hz. İbrahim örneğinde ifade buyrulmuştur. Mümin, bu hale ulaşmalıdır.

RUHANİYET ALEMİ

Bu dünya suret alemidir. Altı cihet dediğimiz (ön-arka -alt-üst,sağ-sol) yönlere bağlıdır. Ruhaniyet aleminde ise bu cihetlerden aridir. Suret alemi bir damla ise ruhaniyet alemi bir ummandır. Ruhi hayvani cesedde bir kibrit alevi gibidir ve nihayetinde söner. Ruhi insani alemi bakidir, sönmez. Ruhi insani yolunda ittifak, ruhi hayvani yolunda tefrika(ayrılık) vardır. Ruhi hayvani cisimler adedince, ruhi insani ise güneş gibi tektir.
Hak Teala :"Beni zikredenin celisi(arkadaşı-birlikte olanı) olurum" buyurur. Eğer bir kimsenin ruhu Hakk'dan gafil ve kalbi masiva ile meşgul olup, dili  "Allah" dese, Hak onun dilinin celisi olur, ruhunun celisi olmaz ve eğer ruhu ile ses ve harf olmaksızın "Allah" derse onun hem kuvvai ruhaniyyesinin ve hemde kuvvai cismaniyyesinin celisi olur. İnsanı Kamilin tavassutuna müracaat eden ve onun sayesi ne giren kimse ağzını ve dudağını kıpırdatmaksızın ruhu ile Allah'ın ismi şerifini zikreder.
Ömür tohumunu dünya işlerine sarf eden kimse çorak toprağa yapılan bu ekimden dolayı helak olur. Dünya bir ticarethane gibidir ve insanın ömrü, bu ticarethanenin en büyük sermayesidir. Ömür sermayesini dünya zevkine harcamak gabin denilen aldanmanın en büyüğüdür. Gül verirsin diken karşılığında.
"Hidayeti verip , delaleti satın alan kimseler ticaretlerinde kar etmediler ve onlar doğru yolu bulmadılar"(Bakara 2/16).

27 Nisan 2020 Pazartesi

SEYYİD NİZAMOĞLU HAZRETLERİ

Türbesi İstanbul Silivrikapı'dadır. 63 yaşında dünyayı terk etmiştir. Cenaze namazını Merkez efendi hazretleri kıldırmıştır. Merkez efendi telkini vermiştir. Telkin esnasında "Biz cevabımızı verdik. Var sen de cevabını hazırla" diye bir sada gelmiştir.
SON DEMİNDE BURNUNDAN KAN GELMİŞTİ. ELLERİNİ KANA BULANDIRIP YÜZÜNE SÜRDÜ:"Bİ-HAMDİLLAH, BUGÜN HZ.HÜSEYİN'İN ALUDE-İ HUN OLMASI GİBİ, BEN DE HUNA GARK OLDUM" DER."YA ALLAH" SAYHASI İLE TESLİMİ CAN EYLER..

NİYAZİ MISRİ'NİN NUTKU

FERHAD BUGÜN BEN OLDUM
VARLIK DAĞINI DELDİM
ŞİRİNİME VARMAĞA
HER CANİBİM YOL OLDU.
Ferhad bugün ben oldum;demeleri aşki hakikide ferid olduğunu
Varlık dağını deldim; buyurmaları, mahvı vücud ettikleri, nefs ile mücahedede galibiyetleri
Şirinime varmağa; demeleri,cananı hakiki ile vuslat neşelerinin zuhuruna,
Her canibim yol oldu.buyurmaları FEEYNEMA TÜVELLU FESEMME VECHULLAHİ(Bakara suresi ayet 115) sırrının zuhuruna işarettir.

HER ŞEY O

ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSEN
ALLAH'DAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN

ŞEYH ŞUAYB ŞEREFEDDİN EFENDİ

Gülşeni tarikatının Sezaiyye kolundan gelen şeyhlerindendir. Hacı Bayram hazretlerinin erbain çıkardıkları yerde şeyhlik yapmıştır. Şöhretten çekinirdi. Şeyhlerin merasimleri arasında görünmek istemezdi. Herkes dergahına gitmek için can atardı. Askeriyeden er ve paşalar da gelirdi. Huzurunda er rütbesinde bir asker mevcut iken paşa dahi gelse kapının yanında boş yer varsa paşa orada edebiyle otururdu."İster yerli olsun, ister dışarıdan,herkes eşittir"(Hac suresi 22/25) ayetinin sırrı tecelli etmişti.
Sefinei Evliya yazarı Hüseyin Vassaf efendi, sekiz sene Şerafeddin Efendi ile mektuplaşmıştı. Dünya gözü ile görmeyi dilediyse de bu isteği iki yıl kadar tehir oldu. 1908 senesinde vaki olan işaret üzre Edirne'ye niyet ederek hazretin dergahında üç gün üç gece misafir kaldı. Hazret şunları söylemiştir:
Evladım, sizi sekiz-on sene gıyabi muhabbetle meşgul eyledim. Fakiri görmenizi arzu etmiyordum. Çünkü gördüğünüz zaman "Benim gıyabımda muhabbet ettiğim bu adam mı imiş" diye halimize pişman olmanız ihtimali kuvvetli idi. Fakire teveccühünüz ziyade idi. Amma ne çare ki bunu devam ettirmeye imkan kalmadı. Yakın zamanda bu fani dünyadan ahirete göçeceğim.Dünya gözüyle görüşmeyi fakirde arzu ettim. Hamd olsun görüştük. Her ikimizin de bu muhabbeti asıl sahibine aittir. Cenab-ı Hak cümlemize ahiri akıbet hayırlılığı ihsan buyursunlar" dediler ve ağladılar

GÜLŞENİLERİN VİRDİ

Virdi Settar'dır. Her gün sabah namazını müteakip okunur. Virdi Settar sonrasında Yasin suresi, kısmen Saffat suresi,Vakıa suresi ve Haşr suresinin nihayeti ve sair tertip edilmiş Kuran ayetleri okunur.
Virdü zuhr, Mülk suresidir. Umumiyetle Halvetiler okur. Zikirden önce okunması usuldendir.
Virdi asr, Nebe suresidir.
Gülşeniler, toplu olarak sure-i Mülk okurlar, kelimei tevhid çekerler, ismi Celal okurlar, hızb-i zikr yaparlar...

SÜLEYMAN ÇELEBİ HAZRETLERİNİN LATİFESİ

Mevlüd-i Şerif yazarı Süleyman çelebi hazretlerinin manzume-i latifesidir:
SANA LAYIK KULLAR İLE HEM-DEM İT
EHLİ DERDİN SOHBETİNE MAHREM ET
Hazretin talebi bir insanı Kamile mülaki olup onun sohbetine mülaki olmaktır. Ehli Kamil, Muhammedi neş'e üzredirler. Sevenlerini asla mahrum bırakmazlar.

ERBABI VELAYET EKSİK DEĞİLDİR AMMA HALKIN İSTİDADI YOKTUR

Göl yerinden su eksik olmaz derdi Necib Sultanım. İrşad sultanları, tüm tarikatı aliyyeden el etek çekmiş görünseler de ortada, hakikatı arayan, isteyen insan pek azaldığı için görünürlükleri yoktur. Tarikatların zirve olduğu zamanlarda, süluk yolunu tercih eden, hakikate talip olan insanlar çok olduğu için onların meşreplerine göre terbiyesi hususunda İrşada memur Veliler açık ve aşikar idiler. Maişet derdine düşen insanlar, daha çok AHYAR tabir edilen "kıl beşi kurtar başı" cinsinden olmakla, tarikatın riyazetini ve mücahedesini çekecek insan kalmamakla onları terbiye eden meşayih dahi üzerlerine perde çekip setroldular. 100 yılı aşkın bu böyle idi. Ancak, Hak teala yeni bir uyanış ve uyandırış ile yeni bir nesil meydan getirdiğinde yok gibi gözüken Var'lar hemen meydana geleceklerdir.

BÜYÜKLERİN İHTİLAFLARI

Büyükler arasında bazen kesret yaşansa da bu hiç uzun sürmez. Büyük Şeyhlerden Enis efendi ile Gülşeni mürşidi Hasan Sezai hazretleri tekkede bir araya gelmişler. Marifete dair bir konuda Enis Efendi ile Sezai hazretleri arasında ayrılık olmuştur. Vakıayı izleyenler, bu ihtilaf ayrılığa sebep olur diye endişe etmişler. İkisi de mürakabe etmişler, bir zaman tefekkürden sonra Enis efendi, Sezai efendiye hitaben:"Yahu Hak sizin elinizde imiş. Biz bir küstahlık edip, tarikattan düştük. Kalk bizi kapıdan geçir, yeniden tarikata girelim" diye itizarda bulunmuş ve öyle etmişler.

RÜYA İLE TEYİD

Hasan Sezai hazretleri İstanbul'a teşrif ettiklerinde Sümbül Sinan hazretlerinin dergahında misafir kaldılar. Saçlarını uzatırlar imiş. Edirne'de zuhur eden keramet ve şöhreti İstanbul'a ulaştığından ,vaktin şeyhleri kendilerini ziyaret için dergaha gelmişler. Hz.Sezai, mahviyyete bürünerek basit bir adem gibi davranmışlar. Gelen şeyhler, onun methedildiği gibi görünmediği fikrine kapılmışlar. O gece Şeyhlerden bir kısmı aynı rüyayı görmüşler. Rüyalarında Hazret-i Peygamber (sav) 'i ziyaret için Medine'ye vardıklarında, Cenabı Peygamberin kapısında kapıcı olarak Hz. Hasan Sezai hazretlerinin olduğunu görmüşler ve onun delaleti olmadan ziyaretin mümkün olmadığını anlamışlar,uyandıklarında rüyalarını birbirlerine anlattıklarında hazretin değerini idrak etmişlerdir.
Gülşenilerde Hz.Pir İbrahim Gülşeni hazretlerine baş traşlı olarak gitmek adet olup, Hasan Sezai hazretleri de bu usulle ziyaretlerinde traş olacak iken, İbrahim Gülşeni hazretleri ona rüyasında "Öylece gel" diye emir buyurmuş ve hazrette o şekilde ziyaret etmiştir. Bu hal, Hasan Sezai hazretlerinin kemaline delalet eder.

GÜLŞENİ TACINDAKİ DÜĞME

Cenab-ı Resulullah'ın bir hadisinde Hz.Ali efendimiz buyurmuştur:Rabbani sırlar Fatiha-i şerifede; Fatihanın sırrı Besmelede; Besmelenin sırrı (Be) harfinde, (Be) harfinin sırrı altındaki noktadadır. Ol nokta benim"
Zamanın  gavsı ve vaktin kutbu besmelenin be sinin altındaki nokta olmakla Gülşeniler başlarına giydikleri tacı şeriflerin üzerine tükme (düğme) dikerler imiş. Bu ol noktaya vasıl olduklarına işaret imiş.
Bir Gülşeni nefesinde söylenir:
Dürr-i  tac-ı Gülşeni'dir nur-ı basar
Fehm iden bu nükteyiolur cihanda dide-ver
Nokta-i ba-i bidayettir bizim sertacımız
Başına giyen iki alemde olur tac-ı ser
Kendilerinin daire-i zemin ü zaman  ve kevnü mekana muhit olup cemi eşyaya mutasarrıf olduklarının delilidir.
Cihanı terk eden giyer başına Gülşeni tacın
O tacı Gülşeni gibi bu terkile giyen gelsün

HASAN SEZAİ HAZRETLERİ

Gülşeni tarikatının şeyhlerinden olup Edirne'de medfundur.
Rah-ı aşkda canını kurban iden
Şüphesiz ol vasılı Yezdan olur
Gülşeni'den bir kadeh nuş eyleyen
Ey Sezai nail-i canan olur

Türbe-i şeriflerinin olduğu mahal vaktiyle bir sebzeci dükkanı imiş.Orasının dergaha kalb olunacağını ve kendilerinin de oraya defn edileceğini işaret buyurmuştur:
Cismimiz bunda canımız anda
Gevherimiz aslı ol kanda
Sezai şimdi biz bu dükkanda
Biraz eğlenip seyrana geldik
O sebzeci dükkanı satın alınmış ve Hz. Sezai oraya defn edilip türbesi bina edilmiştir.
Bir gün zikir esnasında mürşidi Lali hazretlerinin vefat haberi kalbine gelince, ayrılık üzüntüsünden kendilerini kaldırıp semahaneye atmışlar. Mübarek dişlerinden biri kırılmış, tahtaya saplanmış kalmış olduğundan 1920 yılına kadar halen mevcut bırakılmıştır.Mübarek dişinin bulunduğu yer mihrabın sağ tarafındadır. Üzerine yeşil çuha örtülmüştür.
Mesleğinde LETAFET, meşrebinde NEZAHET, sohbetinde NEZAKET, umumi muamelesinde MERHAMET le mümtaz bir kutbuzzaman idi.

KALDIRILAN KABRİSTANLAR

Şehir imar planlarının gereği olarak, bidayetlerinde şehrin yerleşim yerlerinden ırak iken bu gün şehrin ortasında kalan kabristanların kaldırılması her ne kadar hüzünse de, geniş aileden dar aileye düşmüş bir toplum, Avrupa'da olduğu gibi çocukların 18 yaşına gelmeleri durumunda aileyi terk ederek kendi yolunu çizdiği Avrupa'nın hali şu an toplumumuzda da egemen olmakla bırak dede yahut anneanne, anne ve babaların kabri dahi evlatlarını celp etmemektedir. Bu nedenle kaldırılan kabristanlardan dolayı elem duymak hakkımız değildir. Dikine yükselen bir apartman yapısı içinde üst kattaki komşudan haberi olmayan bir toplumun gözden ırak olmuşlar için matem tutması beklenemez. Ahir zaman hallerindendir.

HAZRETİ MEVLANANIN DUASI

Ey cisim dilinin kelamı! Ben ne vakit senden müstağni olup, marifet güneşi ile hakiki olan Hakk'ın sayesine gelmiş olurum? Ya Rab! Beni evvelden evvel zahiri ilimlerden  ve bu zahiri ilimlere müteallik olan amellerden ve çalışmalardan  ve hususiyle ağızlarda gezen ilmi mantıkın delillerinden ve kıyaslarından fariğ et...