10 Şubat 2018 Cumartesi

BENİ TÜRK BAYRAĞINA SARINIZ

Doktor Yücel Yalçın abimiz İstanbulTıp fakültesindeki anılarından anlatmıştı.Atatürk Hitler zulmüne maruz kalan Yahudi akademisyenlere kucak açmıştı.Onlar yeni kurulan Cumhuriyetimizin okullarından bildiklerini insanımıza öğretmişlerdi.Nebatad Profesörü olan bir hocamızın vasiyeti idi:”Hayatımda bir gülü dalından kopartmadım.Zevkim iç in hiçbir çimenin üzerine uzanmadım.Beni Türk bayrağına sararak Türk mezarlığına defnediniz”demişti.Mezarı Aşiyan mezarlığında Yahya Kemal’in mezarının hemen üzerindedir.vasiyeti gereğince defnedilmiştir”.
Yücel ağabeyimiz anlatıma devam ediyor:Benim diploma töreninde üç kişiydik.Merasim esnasında en ordinaryüs prof konumunda on kişi mevcuttu. Bize diplomamız verilip cübbemiz giydirilirken üç doktorda tüm hocalarımızın ellerinden öpmüştük.Şimdi ben torunumun diploma törenine gittim.82 kişinin mezuniyeti vardı.Hocalar ve üst bürokratlar törende idi.Diplomalar verilirken 82 kişiden hiçbiri kendisine diplomasını veren kişinin elini öpmedi.Bu nasıl bir nesil,nasıl bir saygısızlık” diyen doktorumuz orada bu seksen iki kişiye sövdüğü için ertesi gün kaldırıma ayağı takılarak yere düşerken koru kırılınca düşünmüş acaba bu sövmeden dolayımı cezalandırıldım diye.

SADAKA İLE ALAKALI BEŞ ŞART

Bakara suresinin hemen başında “VE MİMMA RAZAKNAHÜM YÜNFİKUN) buyurulur
Bu ayetikerime bir sadakanın kabulü için beş şartı bünyesinde gizlemiştir:
1-Sadakaya muhtaç olmayacak derecede sadaka vereceksin.Bu işaret(Ve minna) lafzındaki (min-iteb’iz) den çıkıyor.
2-Ali’den alınıp veli’ye verilen sadaka makbul değildir.Kendi malından vereceksin.O vakit kabule şayan sadaka olur.Bu şart (Razaknahüm) lafzından çıkıyor.”Size rızık olanından veriniz” demektedir.
3-Verdiğin kimseyi minnet altında bırakmayacaksın.(Razakna)lafzındaki (na) buna işaret ediyor.
YaniCenab-ı Hak buyuruyor ki:”Rızkı size ben veriyorum.Binanaleyh benim malımdan kuluma vermekte minnetiniz yoktur.”
4-Öye adama vereceksin ki , nafakasına  sarfedecek.Safahata sarfedenlere sadaka makbul olmaz.Bu incelik (yünfikun) lafzından çıkıyor
5-Allah namına vereceksin
Bunu da yine (Razaknahüm) lafzı celili işaret ediyor.Cenab-ı Hak “Mal benimdir, benim namıma vermelisiniz” diyor
LUTF-I HAK HERKESE Bİ MİNNET
DEST-İ ABD ARADA BİR ALET.”

SÜNNET ÖRNEKLERİ

Allah’ın sünneti , halkın ayıbını örtmektir.
Enbiyanın sünneti :Afiv’dir.
Evliya’nın sünneti :Cevr ü cefaya tahammüldür.

İNSAN/HAYVAN KARŞILAŞTIRMALARI

Hayvan bu dünyaya geldiği vakit adeta başka bir alemde istidadına göre tekemmül etmiş gibi mükemmel olarak gelir.Daha doğrusu öyle gönderilir.Ya iki saatte,ya iki günde, yahut iki ayda bütün hayatının şartlarını  ve kainat ile olan münasebatını öğrenir, meleke sahibi olur.Hakikatta insanın yirmi senede kazanamadığı hayati iktidarı ve ameli melekeleri bir  hayvan yirmi günde tahsil edebilir, yani ona ilham olunur.
Bundan şu netice çıkıyor ki:
Hayvanın asli vazifesi teallüm ile tekemmül etmek değildir.Keza marifet kesbetmekle terakki etmek de değildir.Veya aczini göstererek meded istemek, dua etmek değildir.Belki vazifesi, istidadı nisbetinde amel etmek, yani fiili ubudiyettir.
İnsan ise dünyaya gelişinde her şeyi öğrenmeye muhtaçtır.Hayat kanunlarına cahildir.Hatta yirmi senede dahi tamamen hayat şartlarını öğrenemez.Belki ömrünün sonuna kadar öğrenmeye muhtaçtır.Sonra gayet zaif, aciz bir surette dünyaya gönderilip ancak iki senede ayağa kalkabilir.Onbeş senede ancak zararını ve yararını fark edebilir.Cemaatı beşeriyyenin muaveneti ile ancak menfeatını tanır ve zararlarından sakınabilir.
O halde apaçık anlaşılıyor ki :İnsanın fıtri vazifesi , teallümle tekemmül ve dua ile ubudiyettir.
Yani kimin merhametiyle böyle hakimane idare olunuyorum, kimin keremiyle böyle müşfikane terbiye olunuyorum, ne gibi lütuflarla böyle nazeninane besleniyorum ve idare ediliyorum diye tefekkür edip, Halikına karşı şükretmek, yetişemediği hacatına dair ise sahibine Allah’ın lisanı acz ile yalvarmak ve istemektir.
Demek oluyor ki insan bu aleme ilim vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.Her şey mahiyet ve istidad itibarıyla “ilme” bağlıdır.

İMAN AKIL KARŞILAŞTIRMALARI

İman , alemigayba ait keşfi derecelerin evvelidir.Bu öyle bir binektir ki buna binen kimse , ali makamlara doğru yükselir.
İman akla nisbetle uzak olan bir şey üzerinde kalbin muvafakatından ibarettir.Akıl ile bilinen her şeyde kalbin tevafuku olmazsa ona iman denmez.Bu şuhuda ait delillerden istifade eden nazari ilimlerdir.İmanda, kalbin bir şeyi delilsizkabul etmesi şarttır.İman, saf bir tasdiktir.Akıl nuru, iman nurundan noksandır.
Akıl hikmet kanadıyla uçar.Hikmet kanatları ise delillerden ibarettir.Deliller ise eseri zahir olan şeyde bulunur.Eşyayı batınada delil bulunmaya imkan yoktur.Onun için iman kudret kanatlarıyla uçar.
Cenab-ı Hakk Bakara suresinin 1-5 ayetinde buyurmuştur:”Kitaba karşı şüphe ve şekkin  yok olması ancak müminler içindir.Çünkü onlar kitaba iman ettiler, deliliakli ve nazariyeye ehemmiyet vermediler.Kendilerini aklın kayıtlarıyla mukayyed kılmayıp gelen haberi aynen kabul ettiler, şeksiz inandılar”  buyuruyor.

ANTİKA NEDEN KIYMETLİDİR

 Üzerine sanat işlenilen bir madde kıymetlidir.Çünkü insanların nazarında maddenin kıymeti ile sıfatın kıymetiayrı ayrıdır.Bazen bukıymetler eşit(müsavi), bazen madde daha kıymetli olur.Yani bazen olur ki beş kuruluşluk bir demir parçasında yüzlerce liralık bir sanat bulunur, o sanat antikalığından dolayı antikacılar çarşısında büyük bir kıymet alır, aynı demir bir demirciler çarşısına getirilse alalede birdemir fiatına satılabilir.İşte tabiricaiz se insan da Cenab-ı Hakk’ın böyle bir antika sanatıdır.
O demir parçası üzerine bu sanatı bir usta işler ve bundan dolayı değer kazanır.VanGoh’un basit bir kağıt parçası üzerine çizdiği fırça izleri o kağıdı milyonlarca dolarlık bir değere ulaştırır.Bu değer kağıdın maddesinin kıymetinden oluşmamıştır.Ustanın fırçasının izlerinin  manasından  doğmuştur.Bu nedenle Dünya aleminin halifesi olarak yaratılan insan üzerinde bu sanatın görülmesi demek,Yaratıcıya iman ve akabinde Yaratıcıya ait güzel ahlakın insan üzerinde tecelli etmesi gereklidir.Bu tecelli oluşmuşsa insan değer kazanmış demektir.Yoksa insan vücudu sadece hayvani bir elbisedir.Ancak iman  ve amel ile insandaki rabbani sıfatlar tezahür eder.

8 Şubat 2018 Perşembe

BALDAMLASI SÖZLER

*İlimden ziyade irfandan,Fikirden ziyade vicdandan istimdad et.Dünyada bütün masiyyet nefs ü heva  ile irtikap olunur.Tesvilatı şeytaniyye( şeytanın bir şeyi güzel göstermesi) onun yanında hiç kalır.İblis , Ademoğluna vesvese ilka etmekle iktifa eder.O vesveselere vücud veren , insanın nefs ü hevasıdır. O halde mücahede-i nefs ve muhasebe-i nefs ile yaşa.
*Hükm-i kader; her şeyin husulünü muayyen bir vakte bırakmış olduğundan , onu beklemek zaruridir.
*İnsanın yakınının cefası , yabancının vurmasından daha ziyade acılıdır.
*Hak söz ilaç gibidir.Bazen acı olur fakat faidelidir.Nefs ü hevaya, mizaca muvafık söylenen sözlere kapılma
*Allah'ı bilmek, Allah'ın varlığını bilmenin hilafınadır.
*Kendi evine nasıl dosdoğru yürüyüp gidiyorsan, ahiret aleminde dahi öyle dosdoğru yürüyecek yolu bul.
*Kişi önce kendisine, sonra başkasına va'zu nasihat etmelidir.Zira ıslah emrinin evvela salah bulmuş bir vücuddan geçmiş olması lazımdır.
*Hilenin en büyüğü doğruluktur.Zira hileyi ne için yaparlar? Kazanmak için.Kim kazanır Doğru olan. O halde sen doğru git, doğru söyle; sana başka hile lazım gelmez.

7 Şubat 2018 Çarşamba

BAL DAMLASI SÖZLER

*Bir kalbde hamiyyet ve merhamet duyguları olmaz, bir fikirde nuru hikmet parlamazsa ; o kalbin sahibinden kerimane bir hareketin, o fikri taşıyan kafadan da hakimane bir eser-i insaniyetin meydana gelecğini ummak;vücudu olmayan bir şeyin varlığına kail olmak kadar garib olur 
*Besmele-i şerifin her harfi bir cünnedir(kalkandır).Hakikat üzere Besmele'yi okuyan kimse ehli necattan olur.
*Öyle insanla hukuk tedarik et ki;senin sayılı nefesini lüzumsuz şeylerle çalmasın.Ebediyyet faidelerinden,envarı kalbiyye kazancından seni meşgul etmesin
*Bir kimse, elinden gelen ricayı kabul etmezse,Allah'da onun hiçbir şeysini kabul etmez.
*Ağlamanın zevki, gülmenin zevkine benzemez.
Mearifi ilahiden bibehre kalan; iyi tabiatden ve fıtri feyizden mahrum olur.
*Güzel söz ile güzel hal insanın Hak ile olan aşinalığına delildir.Onun için Hakk'ın yanına güzel söz ve iyi huy gibi iki şahid ile çık.
*Hakikat ehlinin infakı:Halinden olur.
Şeriat eshabının infakı:Malından olur
Zenginin infakı:Cebinden malı çıkarması ile olur
Fakirin infakı:Kalbinden ağyarı çıkarması ile olur.
(Bu sözdeki fakirden murat,dileni manasında değil Halka karşı gani, gönül ayinesi saf olmuş, bütün mevcudatı orada toplamış olan kimsedir.
Said o kimseye denir ki:Niçin yaratıldığını bilir, geliş ve gidişindeki gayeyi duyar.Evet:Bilir, bulur,olur.

HAKİKAT ŞERİATIN DIŞINDAMIDIR?

iŞİN SADECE ZAHİRİNDE KALANLAR, MARİFET VE HAKİKAT ZEVKINI DUYMAYANLAR, HİKMETİ İLAHİYYEYE MÜDRİK OLMAYANLAR bu soruda tıkanırlar ve şu suali sorarlar:"Efendim , hakikat şeriattan hariç midir?
Bu sualin en kısa cevabı:"Hakikatsız şeriat atıl, şeriatsız hakikat batıldır"
Bununla beraber hakikatta tekamül eden kimse şeriatın nezaketini daha başka zevk ile anlar.Hakikatın zahire uymuyormuş gibi görünen şekillerinde mühim incelikler gizlendiğini görür.
Bunun bir misal ile anlatımı şöyledir:
Canavarları utandıracak kadar zalim birisi masum bir insanı dövüyor.O masum insanı zalimin elinden kurtarmak için çırpınan bir hakikat ehli bakıyor.Olaya doğrudan müdahale etse o zalim kimse dahada azgınlaşacak.Gücü yetmediği için başka bir yol tutuyor.Zalim ahmak olur.Ahmak için en güzel söz onu pohpohlayan sözdür.Hakikat ereni zalime yaklaşıyor :" Aman beyefendi! Sizin gibi yüksek bir şahsiyetin böyle zavallı , kıymetsiz, değersiz bir kimseye tenezzül etmesi çok yazıktır.Burada bir adammış gibi karşınızda duruyor, mübarek elinize yazık değil mi?kovunuz huzurunuzdan.."diyerek ahmak zalimin koltuklarını kabartıp bir bahane ile masumu oradan uzaklaştırıyor, maksadı o zalimden masumu kurtarmak.
Fakat dayak yiyen zavallı kendisini zalimden kurtaran kimsenin niyetinden habersiz şekilde o kişinin zalimle birleşerek kendisine hakaret edildiği zannıyla hadiseyi gören kimseleri şahit tutarak mahkemeye veriyor ve İşte şahitlerim, filan zalim beni döverken bu da birleşti, şu şu cümlelerle bana hakaret yaptı" diye iddia ediyor.
Hakimin önündeki mevzuat nedeniyle şahitlerle ispat edilen bu hadise nedeniyle bir cezaya tabi tutuluyor.
İşin zahiri böyle amma hakikatı beyle midir?

HAK TEALA'NIN TEKLİF ETTİĞİ EMANETİ TAŞIYANLAR

Cenab-ı Hakk'ın  semavat'a, arza,dağlara, yerde ve gökte bulunan mevcudatın hepsine teklif edilen EMANET'TE(Tanrıyı bilme,O'nun halifesi olma vazifesi) teklif edilenler teklifi reddettiler.Emanet ifa edildiği takdirde neticesi çok büyük bir keramet olduğu gibi , iyi ifa edilmediği takdirde hıyanet ve garametle büyük bir rüsvaylık olacağı bildirilmişti.Onlarda şiddetle onu yüklenmekten imtina ettiler.Mesuliyeti çok ağır geldi.İnsan ise "Bela"(evet) dedi.
Bu teklif vacib olsaydı, iba ettikleri vakitte(red ettikleri zaman) derhal derece-i kemalden düşerlerdi.Sonra Cenab-ı Hakk ,imtina ettiklerinden dolayı tevbih veya ukubete (cezaya9 uğradıklarını beyan etmiyor.
Ayette belirtilen "ZALUMEN CEHULE"ifadesini insan zalimdir,insan cahildir şeklinde terceme etmemek gereklidir.Sufiler buradaki zulmü, herkesci bilinen adlin mukabili olan zulm olarak belirtmemişlerdir.Cehl de , yine alelumum bilinen ilmin mukabilili olan cehl değildir..Sufiler buradaki zulm'ü ,zulmi Memduh(öğülen zulm), cehl de makbul cehl diye anlamlandırarak ayeti kerimeye şöyle mana verirler:"O insan ki nefsinin kuvvetli zalimi oldu.Hak ve hakikatın gayrisinin de cahili oldu, emaneti almak hakkına haiz oldu"
Demek oluyorki :EMANETİ İLAHİYYE ,NEFİSLERİNİN HAYRINI AYAĞININ ALTINA ALAN, HAK VE HAKİKATTANMEADASINA CAHİL OLAN İNSANDA BULUNUYOR.Emaneti kalb taşır.Zira kalb,hakkın nazar yeridir.Sahibi kalb olan da sadece hazreti insandır.Naib-i Hak, ancak hazret-i insandır

6 Şubat 2018 Salı

İİSLAMIN YEGANE GAYESİ

Taklitten çıkıp tahkike ulaşmaktır.Yani baş g2özünün göremediklerini bir başka gözle görme haline ulaşmaktır.Bu yere fıkhi mevzularla yahut ilk akla gelen şeylerle ulaşılamaz.Kainatın hakikatına ulaşmak için sufiyye hazretlerinin takip ettiği yolda yürümek gereklidir.Çünkü onlar bu yolu kendilerine mahsus hususi çaba ile açmışlar,ulaşmışlar ve geri dönerek diğer insanlara talim ettirmekle vazifelenmişlerdir.Sufiyye tabakası dünyayı tarif ederken:"Hak ve Hakikattan alakoyan şeydir"diye tarif yapmışlardır.Onların birinci önceliği manevi ve vicdanı ihtiyacın karşılanmasıdır.İslamın ruhiyyatını cihana sofiyye hazaratı taşımıştır.Onların sözleri DOĞRU, efal ve halleri Kitabı ilahiyi BEYAN ve hitapları Ruh'a dır.Bu nedenle muhabbed neşesini gönüllere şevkle sokmuşlardır.
Kur'an da "İLİMDE RÜSUH BULUNLAR" diye tarif edilenler bunlardır.Kur'anın lafızları Arapçadır, manası Allah'çadırİşte

VEDDUHA SURESİNİN ZEVKİ MANASI

Her arapça bilen Kur'an ayetlerindeki zevki manayı bilen değildir.Veddua suresinin manasını tefsir kitaplarından okuduğumuzda çoğuş şu şekildedir:
""O duhaya ve indiği zaman geceye kasem olsun ki, veda etmedi Rabbin sana,ve darılmadı.Ve herhalde sonu, senin için önden hayırlıdır.Ve ileride Rabbin sana ata edecek  ki rızaya ereceksin.O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?Seni, yolunu şaşırmış gördü de doğru yola götürmedi mi? Ve seni bir yoksul iken Zengin etmedi mi?Seni fakir buldu da haremin Haticenin malı ile zengin kılmadı mı?Öyle ise sakın yetime kahr etme, ona zulmetme.Ve amma zaili azarlama ,haib gönderme.Fakat Rabbinin nimletini anlat da anlat".
Bu surenin nüzul nedeni, ilk vahiyden sonra vahyin kesintiye uğraması üzerine efendimizin üzülmesi ve Mekke kafirlerinin "Muhammedin Allah'ı ,Muhammed'e darıldı, hiç vahy'den bahsetmiyor"sözleri ile incinmesi üzerine Cenab-ı Hakk incinen kalbini hoş etmek için bu sureyi göndererek "Gündüzün apaydınlığına, gecenin ÇÖKEN KOPKOYU KARANLIĞINA" KASEM EDİYOR.gECE İLE GÜNDÜZ KAZAİ İLAHİ MAKASIDIR.ömür kumaşları onunla biçilir.
Cenabı Hak bu kadar nakiz bir nokta üzerine yemin ediyor:"Rabbin seni ne terk edebilir ve ne de darılabilir, sen hoşnut oluncaya kadar ihsan edeceğim" diye vahiy gönderiyor.
"Seni fakir bulduda Haticenin malı ile zenginleştirmedi mi?yolunu şaşırmış gördü de doğru yolu göstermedi mi?"gibi hitaplar örfi lisanda dahi kullanılmazYani birisi birisine bir şey yapsa da, sonra "ben sana bunu yaptım, bunu yaptım.. dese ,ehli kemal onlara:"ne kadar kaba ve sonradan görmüş "tabirini kullanırYine "Sakın yetimin malını alma ,zulmetme,kötü muamelede bulunma "gibi manalar kalb alemine nasıl huzur verir.Cenabı peygamber hangi yetimi kovmuş,zulüm yapmış ki.bu surenin zevki manası ve muradı ilahi şudur:
"Vedduha velleyli iza seca.Ma veddeake rabbüke ve ma kala"
"Şuunatı kevniyyeyi doğrayan, kazi ilahi makası olan gece ile gündüze yemin ederim ki , Rabbin seni ne terk etti ve ne de darıldı"
"Velel ahiretü hayrun leke minel ula"
"İndi Sübhanide senin her an tecellin ilk tecellinden daha hayırlıdır"
"Ve lesevfe yu7tıke rabbüke feterda"
Alemi Me'adda ferman senindir.Seni hamdden yapılmış ,livai hamdin makamı mahmudun sahibi kıldık.Sen razı oluncaya kadar Rabbin ita edecektir.Yani din gününde ,o, cüz-i tasarrufların alındığı günde Rabbin rububiyyetini senin rızana vermiştir.Ahiret dünyanın kalbidir.o kalbin sahibi seni kıldık.Senin kalbini esrarı ilahiyye hazinesmi yapmadık mı?
Elem yecidke yetiymen feava
Seni dürri yetim bulduk, yani kemal-i kabiliyetinde münferiddin, sana tahsis edilen makamı mahsusda yer verdik
Ve vecedeke dallen feheda
Ve seni hayretler içinde bulup , kudreti ilahiyyeyi apaşikar sana açıp senin hayretini izale etmedik mi?
Ve vecedeke ailen feağna
Ve seni , kendini tamamen Hakk'da boşaltılmış bulupda biz sana gınai zatiyyemizle tecelli etmedik mi?
Feemmel yetime fela takhar
Yetim olan nefsine çok riyazat yaparak kahr etme.Senin nefsin senin matiyendir, onun üzerinde hakkı vardır.
Ve emmessaile fela tenhar
"Habibim Bazı anlarda tenezzülatı sübhanimde vaki olan tecellilerdeki istiğrakından kalbin sual sorar,Ona cevap vermek istemezsin.Yapma !"
Ve emma binı'meti rabbike fehaddis
Amma Habibim!Zahirine Rabbinin vermiş olduğu nübüvvet nimetini, batınına ihsan etmiş olduğu risalet nimetini, sırrına ihsan edilen vilayet nimetini , ruhunun fenasından sonra ihsan edilen beka nimetini gizleleme , haber ver"

5 Şubat 2018 Pazartesi

BİR KABİR NÜKTESİ


Bediüzzaman Hazretleri bildiriyor ki:Bir medrese talebesi, Arapça gramer dersi aldığı esnada vefat ediyor. Münker ve Nekir geliyor ve soruyor: “Men Rabbüke” (Senin Rabbin kimdir?)Çocuk ilim talebesi olarak ruhunu teslim ettiği için şehit hükmündedir ve öldüğünü bilmiyor. Kendisini medresede, farklı bir hoca tarafından sorgulandığını zannediyor. Az önce okuduğu Arapça gramer esaslarına göre de cevap veriyor. Diyor ki: “Men mübtedâdır, Rabbüke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır.”Gencin bu cevabı melekleri güldürdüğü gibi, orada hazır bulunan ruhları ve bu vakıayı müşahede eden keşfe’l-kubur velisini güldürüyor. Rahmet-i İlâhiyeyi tebessüme getiriyor ve makbul bir cevap olarak meleklerin kayıtlarına geçiyor.

4 Şubat 2018 Pazar

KÜN HABBESİYLE BİTİP ÇIKAN AĞAÇ

"Kün" habbesiyle bitip çıkan mevcudat ağacının üç ana dalından biri olan sağ taraftaki :Said kimselerin yapıştığı dal,, sol taraftaki:Eşkiyanın yapıştığı dal, vasattaki(ortadaki) üçüncü dal ise :Sabikun, Mukarrebun denilen zevatı aliyenin bindiği daldır.
Bu ağaç kökleşti, yükseldi, bir dalı a'la,diğer dalı esfel olarak sarktı.Yani mana ve suret alemleri böylece peyda oldu.Bu ağaç bir kabı  çepçevre kapladı, bu vech ile onda hudutlar, resimler peyda oldu.Gökler ağacın yaprağı mesabesinde , yıldızlar afakı tezyin eden çiçekler kılındı.
Bu ağacın dış kabuğuna "mülk" ve "Şehadet " alemi, iç yüzünden de "Melekut " alemi meydana geldi.Nihayet "Kün" kelimesinin sırrı ve onun maksudu olan "Alem-i Ceberut" teşekkül etti.
Alemi Arş , bu kainat ağacının beytülmali, hazinesi oldu ve mevcudata mahzen kılındı.Cenabı Hak,Arş'ı ; kudretini izhar etmek için yaratmıştır.Yoksa kendisine bir yurt olsun diye değil
Mevcudatı yaratmasındaki muradı sübhanisi de :"Esma ve Sıfatının zuhurudur.
İşte mahlukatın her türlü hal ve efalinin karşılığı , günahkarları bağışlaması, hasenat ehlini rahmetine mazhar kılması, itaat eden kullara fazl ve kerem bahşetmesi, asilerin adalete çarpılması, müminlerin nimete nail olması,kafirlerin nıkbet ve azap görmesi hep bu esma ve sıfatının hikmetine müstenittir.

ADEM İÇİN NİÇİN "HALİFETULLAH"TESMİYE EDİLMİŞTİR.

Hakiki aşık Maşukunun ismini öğrenince kendi ismini unutur, onu görünce de kendinden eser kalmaz.Aşk kalemi onun vücuduna bir çizgi çeker
İşte Hz.Adem bütün esmai ilahiyi öğrenince , Cenab-ı Hak:"Senin adın ne?" diye Adem'in sırrına hitabetti:
Hz.Adem:"Unuttum ya Rabbi " deyince:
Cenab-ı Hak:"Sende vücud şaibesinden eser kalmadı, seni Halifetullah yaptım" buyurdu.
Bundan dolayı Besmelesiz iş sonsuz iştir.Besmele ile yapılan iş ise daima muvaffakiyetle neticelenir" diye dinde bir sened vardır.
Besmele ile başlamak demek :Sahibinin ismini andığın vakit kendinden geçmek demektir.Buna binaen Cenab-ı Hak:""Bir kul beni anar da o aşk ile kendinden geçecek olursa :"Kulum bende fani oldu, onun işini benim yapmam lazım diyerek işe vaz'ı yed ederim" buyuruyor.

KEF VE NUN EVLİLİĞİ:KÜN EMRİ

Allah'ın "Var oluverin" iltifatıyla vücud bulan bu mevcudatı mütalea ederken evvel emirde bir ağaç tasavvur edersek , bu ağacın seyirleri gibi işte bu şecerei kainatın kökünden de "Kün" danesinin meydana geldiği ve o "Kün" danesinin manasının muhabbeti ilahiyye ile aşılanarak muhtelif istidatlarda bir çok dal budak saldığını temaşa ederiz.Gerek nari gerek türabi her mevcudun "Kün" dairesinde döndüğünü ve o mevcudun hiç birisinin kendi dairesinden çıkmaya mecali olmadığını, her şey "Kün" emrinin esrarına tabi olarak O nasıl çeviriyorsa öyle çevrildiğini ve yine O' na dönüp nasıl O'nu tavaf ettiğini müşahede ile şecerei kainatın birbirine aykırı olan dallarına ve onun meyve ve neticelerine baktığımız zaman da ihtilafın "Kün" danesinden neşet ettiğini anlarız.
İblis "Kün" emrindeki "Kef" den küfrü,"Nun" dan ise nar'ı(ateşi) anladı.Küfrün kaf'ı ile nariyyetin (ateşin) "nun"u birleşince "Fekübkibu fiyha...(Şuara 93)"Onlar ve azgınlar oraya(cehenneme)yüz üstü atılırlar)fehvasınca yakalandı ve yuvarlandı gitti.
Hz.Adem ise şecerei kainatın muhtelif dallarında gezdi, çiçeklerini , meyvelerini tetkik etti, tevhid meyvelerinden yedi , tefrik gölgesinde eylendi.Bir aralık şeceri kadere kayar gibi oldu fakat akıllı olduğundan "Rabbena zalemna .."(Araf 23) dalına yapıştı, derhal:"Fetelekka ademü min rabbihi kelimatin.."(Bakara 37)dalı Adem'e doğru eğildi , turfanda tevbe ve icebet meyvelerine sanib oldu.Mevcudanın umumi şehadetine şahitler huzurunda "Elestü birabbiküm"(Araf 172) nidasıyla davet edildi ve herkesle beraber gördüğü ve işittiği veçhile cevap verdi.

CENAZE NAMAZI

Hayatta olanların cenaze namazı kılınmaz çünkü nefisleri bakidir.Memattan(öldükten) sonra kılınır.Zira memat alem-i fenaya işarettir.
İnsan-ı Kamil cenazesinin namazını ma’nen kendi kılar.Orada ister imam olsun, ister olmasın.

Cenaze namazında ezan okunmaz .Zira o namazın ezanı vaktiyle çocuğun ismi konur iken okunmuştur.Yani İslam ananesinde çocuğun ismi konurken bir kulağına ezan okunur, bir kulağına da kamet getirlir ki bundan bir takım hikmetler gizlenmiştir.

3 Şubat 2018 Cumartesi

NAMAZ ESNASINDA KADIN ELLERİNİ NİÇİN ERKEKLER GİBİ KALDIRMAZ

Kadın namazda ellerini erkekler gibi aynı hizaya kaldırmaz.O’na:”Elini aşağıya çek.Sen erkekle aynı hukuka sahip değilsin, otuz gün huzuruma resmen çıkamazsın, binanaleyh elini az aşağıda tut”emri verilir.Keza kadın, namazda elini göbeğinin hizasına bağlıyamaz.Zira Cenab-ı Hakk kulunun hiçbir şeye sizatihi sahip olmasını ve tefahür etmesini(öğünmesini)istemez.Kadın,sun-ı ilahi fabrikasının insan dokuma tezgahı olduğundan , yani mahalli tekvin(yaratılma yeri)bulunduğundan çocuk karnında yaratılmaya başlayıp karnını kapladığı vakit,elini oraya bağlarsa çocuğun asıl sahibi imiş gibi bir his irae eder ki buna karşılık:”Elini yukarıya çek! Her şeyin sahibi benim “ fermanı sadır olur.

NAMAZDAKİ İLK TEKBİRİN SIRRI

Namazda sair tekbirler kalben  ve lisanen alındığı halde, iftitah tekbirin(giriş tekbiri)n de el ile işaret de vardır.
Bu niye böyledir:
Namaz avama göre Allah’ın huzuruna girmek,Havasa göre urucu ilahidir.Yani nasuttan uruc ile alemi melekuta terakki ve teveccüh eder.İftitah tekbirini alırken “Fevelli vecheke şatrel mescidil haram”(Bakara 144,149,150) emriyle memur olduğundan her azasıyla kıbleye teveccüh ettiği “gibi elinin içiyle dahi ilahi adres olan Kıbleye dönüp:” Ya Rabbi ! Sen beni ahseni takvim sırrına mazhar kılarak halk etdin, beni kendine muhatab tuttun,ben de yüzümü senden gayrisine çevirmedim,zalime, zulme, küfre , münafıka meyletmedim, veçhi insanimi sana takdim ediyorum” diyerek ,ellerini kulaklarının yumuşağına kadar kaldırıp yüz çevresini Cenab-ı Hakk’a arz edip ; haddi zatında ekber olan Allah’ı anarak O’nun büyüklüğünü ilan etmesidir.”

NAMAZIN SIRLARI

Bu kainat içinde namaza muhatap olan sınıf yalnız; hususi bir imtiyaza sahip bulunan ve Sani’-ı A’zam’ın etiketini taşıyan İNSAN sınıfıdır.
Herhangi bir kimse makamı ademiyete ayak bastı mı ona “iman” teklif olunur.Yani “Kimsin ? Nereden geldin ? Ne olacaksın? Nereye götüreleceksin? Suallerini kendine sor, aslını,başlangıcını,sonunu, Rabbını bulmak aşkı ile mücehhez ol, sahibine inan” denir.Bu makama sahip olan kimseye de “mü’min” denir.Bu kafi gelmez,Cenab-ı Hak,kulunun inandığına teslim olmasını ister.İşte ne vakit ki kul inanır, Hakk’a teslim olursa islam olur.Hakka teslim olmak demek; Bir kimsenin kısmeti ezeliyesinden razi ve hoşnut olması demektir.Yani bu imtihan aleminde Cehabı Hakk, kendisini her hangi bir bela ile mübtela kıldığı vakit , kaşlarını çatmama hünerini göstermesidir.Bu epeyce zor bir makamdır.Bu makamın “makamı teslimiyetin” efendisi Hz.İbrahim’dir.Bize de millet-i İsrahim denir.Hz.İbrahim:”Makam-ı aşkın sahibiyim, teslimiyetim tamdır “ deyince “ yavrunu benim namıma kurban et(zebhet)” emri geldi.Binanaleyh Cenab-ı Hakk bizden tam teslimiyet ister ve kulun teslimiyetini görünce ünsiyet başlar, o vakit adem, insan olur.Bu makamda da daveti ilahiye vaki olur, işte bu davete “Namaz “ denir.

2 Şubat 2018 Cuma

YERİNE OTURMUŞ CEVAP

Diyanet işleri başkanı, Adnan OKTAR için "Dengesi bozulmuş" tabirini kullandı. Şeriatın hükümlerini aleni olarak hiçe sayan bir adam için bu doğru bir tesbitti. Ancak Adnan Oktar'ın ("hoca" demiyorum.Çünkü bu kutsal kavramlar maalesef ayaklar altında paspas olarak kullanılmaktadır) yerine oturan cevabı gecikmedi:"Kerhaneden,meyhaneden, içkiden alınan vergilerle aldığınız maaşınızın kaynağına niçin itiraz etmiyorsunuz, Haram değil mi? Çatır çatır faiz alıyorsunuz. Resmi kerhanelerde vücudunu satan kadınlardan fiş adı altında ücret alınıyor ve bu paralarla maaşınız ödeniyor. Homoseksüellik aleyhinde hiçbir beyanatınız yok. PKK aleyhinde hiçbir beyanatınız yok".Cevap yok. Maalesef Bu ülkenin en büyük tezadı budur:Hür olması gereken alim, göbeğinden bir yerlere bağlı ise hür beyanatlar yapamaz.ve yiğitçe Hakk'ı müdafaa  edemez. Gelirimize,kazancımıza karışan haramlar nedeniyle maalesef sesi çıkmaz bir millet olduk. Ruhumuz zehirlendi.

KADIN


Bismillahirrahmanirrahîm.Asırlardır İslam medeniyetiyle hak ve özgürlüğüne kavuşan kadın, yüz yıldır tekrar döndürüldüğü cahiliye döneminde sömürülen, ezilen, horlanan dövülen, hatta kocası tarafından öldürülen ve düşmanlarca köleleştirilen ve çığlıkları Arş-ı Âla’ya ulaşan mazlum kadın durumuna düşürüldü!

Asr-ı Saadet’te; kadının huzurunu kendi yuvasında, eşinin yanı başında ve yavrularının kollarında gören dinimiz İslam’a, erkeklerden önce kadınlar koşmuştur!

İlk Müslüman kadın Hz. Hatice’dir! (r.a)

Mescid-i Nebevi’de nikâhı kıyılırken mihrinde ümmetin affını talep eden ilk kadın Hz. Fatıma’dır! (r.a)

Sahabe-i Kiram’a ilim öğreten ilk muallime kadın Hz. Aişe’dir! (r.a)

İlk şehid kadın Hz. Sümeyye’dir! (r.a)

İlk hicret eden kadın Hz. Hacer’dir (r.a)

Mabede ilk adanan kadın Hz. Meryem’dir! (r.a)

Kur’an-ı Kerim’de ikinci uzun sure olan Ennisa Kadınlar Suresinde anlatılan kadın!

Ayrıca Meryem, Nur, Mümtehine (imtihan olunan kadın) Tahrim ve Talak sureleri gibi birçok suredeki ayet-i kerimelerle hukuku ve onuru korunan kadın!

Ve mücadeleci kişilikleri ve kimlikleri Allah tarafından Kur’an-ı Kerim’de hediye edilen ‘’Mücadeleci Kadın’’ manasına gelen Mücadile Suresinde problemlerini bizzat Allah’a şikâyet eden kadın!

Ve cennet, ayağı altında kadın!

Daha nikâh masasında mihr (nafaka) ile hakkı korunan kadın!

İlimde, mirasta, ticarette özgürlüğüne İslam ile kavuşmuş kadın!

Erkeklerin takınmaları yasaklanırken, altın ile ziynetlendirilen kadın!

Allah ve Resulünün sevgisinden sonra, sevgide analık makamında erkekten önce anılan kadın!


İşte bu şerefli, onurlu makamından düşürülerek bugün ise tekerlek, çiklet vs. reklam aracı ve moda kurbanı haline getirilen zavallı, mazlum ve biçare kadın!

Dünden daha çok İslami hayata ve İslam ile özgürlüğüne muhtaç hale getirilen kadın!

İslam’ın koruma alanından alındığı için, huzur ve sığınma evlerinde korunmaya muhtaç hale getirilen kadın!

Öğretmen, doktor, hemşire vs. kendi mesleğinde şefkatli elleriyle hizmet etmesi gerekirken erkeklerin bile kaldıramayacağı işlerde yorgun ve bitkin hale getirilen kadın!

Erkeklerin, aile ve toplumdaki egemen ataerkil doğu krallığı baskısı karşısında, kurtuluşu batı ‘’kraliçeliği’’ feminizm yalanı ve tuzağıyla yuvaları yıkılmaya devam eden kadın!

Bu tuzakla, analık makamından uzaklaştırılan, zor şartlar altında doğurduğu evladlarına merhamet kucağını istese de açamayan, kreş-iş ve ev arasında ağır sorumluluk altında ezilerek, psikolojik ve ruhsal zaafiyete uğrayarak ufak bir kavgada kocasını cezaevine kovan zavallı kadın!

Artık uyanmalı. Avrupa kanunlarına değil Allah kanunlarına sığınmalı!

Sadece Rabbimiz Allah’a, önderimiz ve örneğimiz Hz. Muhammed (s.a) Efendimize güvenmeli!

İman, haya, edep, merhamet şefkat, af, sabır ve namaz ile dua yolunu tercih etmelidir!

Hanımları isyan ettirmek adına; moda haline getirtilen feminizm tuzaklarını bilerek yayan Siyonistlerin taşeronları Masonik kadın derneklerine, seküler yapılara, sözde ‘’çağdaş’’ kadın derneklerine alternatif dernekler bir an evvel hayata geçirilmelidir!

Her ne kadar hali hazırda çeşitli milli-manevi değerleri önceleyen kadın derneklerimiz olsa da yeterli gelmemektedir! Sömürülen, ezilen ve meta görülen kadınlarımızın sayısı her geçen gün artmaktadır! Bu sadece ülkemizin meselesi değil, tüm dünyanın meselesidir!

Tarihimizde yer alan ve kadını hayatın tam merkezine alarak, evde, mahallede, cemiyette ve devlette hakettiği konuma yükselten ecdadımızın uygulamaları bize örnek olmalıdır!

Havva anamızdan Asiye anamıza, Hacer anamızdan Meryem anamıza, Hatice anamızdan Hayme anamıza, Nene hatuna birçok örnekten feyz alınmalıdır!

Ecdadımızın kurduğu Bâciyan Teşkilatı, Devlet-i Âli’nin varoluşsal değerlerinin sancaktarlığını yapmıştır!

Sulh zamanında ip eğirmiş, halı dokumuş, toprak sürmüş, ekmek ve aş pişirmiş, çocuk doğurmuş, Erenler, Alperenler ve Kalperenler yetiştirmiş olan Bâciyan Teşkilatımızda vazifeli analarımız, cenk zamanında ise; ok atmış, kılıç kuşanmış, istihbaratta hizmet vermiş, özel korumalık yapmış ve hatta suikast timlerine seçilmişlerdir!

Hayme Anamız Bâciyan Teşkilatı’nın bizzat başı olmuştur!  Bâciyan’ın kurucu liderlerinden Fatma anamız Devlet-i Âli’nin bekası için Moğol işgalinde direnişin sembolü olmuştur!

Abbasi Halifesi’nin gelini Türkmen Çiçek Hatun, 750’li yıllarda Kudüs’teki depremde zarar gören Kubbet’us Sahra’yı bizzat gidip kendi altınlarıyla onarmıştır!

Nene Hatun istiklal ruhunu nereden almıştır?  15 Temmuz gecesi kamyona binerek mahalleliyi köprüye götüren çarşaflı anamız o ruhun bugünkü tecellisi değil midir? 

Keza o gece köprüde elinde Türk Bayrağı’nı alçaklara karşı sallayan başı açık bacılarımızın DNA’larında haçlıyı korkutan bu ruh vardır!

Afrin’de seferdeki Mehmetçik’e yün çorap ören, kınalı koçları kesip ikram eden Yörük analarımız değil midir?

Analarımızın etnik kimliği yoktur! Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Türk vs. değillerdir onlar! Onlar anadır! Analarımızdır! Hu Hu Hu diye beşik sallayan analarımıza bin selam olsun.

Dün, düşmanların muhtemel olası saldırılarına karşı namuslarını, canlarını ve devletlerini koruma adına her türlü donanıma sahip olan analarımız bugün de her türlü savunma silahlarının kullanılmasını acilen öğrenmelidir! Yazarken dahi utancımdan yerin dibine girdiğim; alçak Haçlı-Siyon terör örgütü, Irak’ta, Suriye’de, dün Bosna’da, Afganistan’da namuslarımıza el uzatmadılar mı? Kızlarımıza tecavüz etmediler mi?

Bu işin şakası yoktur!

Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum dün olduğu gibi bugün de sulh için cenge hazır olmalıdır!

(Şevki Yılmaz-Yazar)

BEYAZİD-İ BESTAMİ TÜRBEDARLARI

Hatay Kırıkhan ilçemiz sınırları içerisinde bulunan Beyazid-iBestami hazretlerinin şu andaki türbedarı Hakkı Konyalı.Anlattığına göre aile buraya 137 yıl önce 2.Abdülhamit'in fermanı gereğince gelmiş.Ferman halen evimizde dedi. Dedesi İsmail Hakkı Konyalı imiş.Yaşadığı hadiselerden birisi de şudur:Türbe girişinde Osmanlı'nın Musul valisi Mustafa Şevki Paşanın kabri mevcut.Dışarıda ise Şevki Paşanın büyük oğlu İnayet Mursaloğlu'nun kabri mevcut.Bu kabrin yeri biraz beride idi.Türbenin düzenlemesi gereğince kabrin yerinin değişmesi gerektiğinden İnayet beyin kabri defnedilmesinden tam 13 ay sonra yeniden açıldı.İnayet beyin kefeni sararmamıştı.Vücudu taptaze idi. Gözleri açık ve o kadar parlaktı ki canlı imiş gibi bakmakta idi.Kızı Nigar hanım düşüp bayıldı.Babam kabre girdi tabutu kaldırıp hemen 5 metre ilerideki yeni kabrine defnettik. İnayet MursaloğluTürkiyede en az yirmiden fazla cami yaptırmış bir hayırseverdi.

1 Şubat 2018 Perşembe

AÇLIK'TAN VE KORKU'DAN EMİNLİK:LİİLAFİ SURESİ

Hemen Elemtere suresinden sonra gelen Kureyş suresinde Hak Teala Açlıktan ve korkudan eminlik nimetini kendisinin verdiğini belirtmektedir.Hiçbir tarım toprağı olmayan kayalıklar içindeki Mekke'nin halkını ticaret kervanlarının uğrak yeri haline getirterek toprağın yetiştirdiği tüm yiyecekleri bu şehre ulaştırıp onlardan kışın ve yazın açlık korkusunu gidermiştir.Ayrıca Kutsal kabul edilen Kabe'nin hizmetlerini yerine getirdikleri için Mekke halkına,birbirlerini öldüren çöl kabileleri arasında  "aman" vererek anlaşıp,andlaşıp saygın hale getirip öldürülme korkularından emin kılmıştır.Bu ülfeti Allah (cc) yapmıştır.

BU KAİNATIN SONU

Din-i Celil-i İslam'da "Keramat-ı diniyye mukabili , keramat-ı fenniyye zuhur etmedikçe bukainata nihayet verilmeyecektir" diye buyurulmuştur.Bu ufak bir cümledir ama manası ciltleri doldurack boyuttadır.
Ebabil kuşlarının ,Kabe'yi yıkmak için filleriyle gelen Ebrehe'nin ordularını kahru perişan etmesi hadisesinde, deniz tarafından peyda olan küçücük kuşların,pençelerinde taşıdığı küçücük taşları kabeyi yıkmak niyetinde olan ordunun üzerine bıraktığında her bir taş isabet ettiği bedeni delip geçerek perişan ettiği vakıası bugün fennen gerçekleşmiştir.En basitinden bugün ,tabanca yahut tüfenk mermisi kuvvet derecesine nisbetinde isabet ettiği bir vücudu delip geçmektedir.Yer altındaki zırhlı tünelleri delen bombalar ve füzeler aynı işlevi görmektedir.bugün fennin geldiği seviye,Kur'anın işaret ettiği mucizelerin gerçekleşme seviyesine doğru terakki etmektedir.Bu hadiseler, gerçekleştiği zaman dilimindeki insanlar nazarında insan kapasitesinin üstünde olduğundan ancak iman sahibi olanlar "Kudretullah tahtında her şey olur" der boyun keserdi.İnkarcı ise dudak bükerdi.Bugün aynı münkir fenni kuvvetleri gördüğü vakit Kur'andaki bir hakikatın zahirdetecellisini görmesine rağmen inkarı değişmemektedir.

31 Ocak 2018 Çarşamba

FATİHANIN SON AYETİNİN MUHATAPLARI

"gayril mağdubi aleyhim ve leddalliyne"nin manasını genellikle hocalar hıristiyanlar ve Yahudiler olarak belirtselerde bu kapsama dahil olanlar Gadabına müstehak olanlardan delalette kalanlardan, Hakkın rububiyet lütfunu unutanlar,tahkiki bırakıp taklitte kalanlar, ubudiyyet kapısından kovulanlar, mekrü istidraca mazhar olanlar şeklinde algılamak gerekir

SIRATI MÜSTAKİM İKİDİR

Sıratı müstakıym iki nevidir:Biricennete giden sırat-ı müstakıymdir ki "Vallahü yed'u ila darisselam"(Yunus 25) ayeti celilesi bunu ilan eder.Bu yol eshabı Yemin içindir.İkincisi Allah'a giden sırat-ı müstakıym dir ki buna sıratullah denir:"Ve inneke letehdi ila sıratın müstakıym"(Şura 52) fermanı sübhanisi bunu ilan eder.Buyol Sabikıynin hakkıdır.Burada mütabaat-ı Muhammediyyede kemale erenler  için şühudu cemal ve celal vardır.

KUR'AN OKURKEN ÇEKİLEN EUZÜ

 Kur'an'ı huşu ve hudu' ile okuyabilmek için taharet-i lisan yanilisanın temizlenmesi şarttır. Lüzumsuz konuşmak,bühtan, dedikodu, lisanı kirletir. Onun için Kur'an okunurken istiaze edilir, Allah'ın fazlına sığınılır.
Nitekim "Feiza kare'tel kur'ane feste'ız billah",(Nahl 98) "Kur'an okuduğun zaman , sizinle kelamım arasına umur-imasiva karıştırılmasın"nazmı celili bunu beyandır.
Cenab-ı Hakk buyuruyor ki:"Benim sıfatı ilahiyem olan kelimetullahı yani Kur'an'ı okumak istediğin an,ona muhatap olmaya niyet ettiğin zaman :"Ben Allah'ın rahmetine iltica eder, kalbimi, nefsimi Allah'ımın fazlu rahmetine ilsak eylerim" diye rahmeti ilahiyeden koğulmuş, uzaklaştırılmış şeytandan bana sığın,"
Demek oluyor ki, İnsanın, Rabbisinin huzuru müşahedesinde , füyüzatı ilahisinde müstağrak kalmasına mani olan bilcümle şeyden Hakk'a ilticadır.Bu da marifetullah ile olur. Çünkü şeytan ancak arifin kalbinden korkar.Zira arifin kalbinin semasından doğan şemsi hakikat-ı Muhammediyye şeytanı yakar ve uzaklaştırır.
Kul bu şekilde Rabbine istiazesini  yapınca Cenab-ı Hak: "Korkma! İsmimi an.Rahman ve Rahıym olan Allah'ın ismi ile başlıyorum de" buyuruyor.
Besmelede üç ismin, yani Allah, Rahman, Rahıym isimlerinin beraber zikrolunmasında üç cins kula işaret vardır:
1- Feminhüm Zalimün linefsih (Fatır :32)
2.Ve minhüm muktesıd
3.Veminhüm sabikun bilhayrat."
Biliniz ki mevcudat:Besmelede bulunan Allah, Rahman Rahıym isimleriyle vücud bulmuştur.İsmiCelal olan "Allah" lafzı İsm-i Zat'dır.İsm-i Kemal olan "Errahman" ismi: İsm-i sıfattır.İsm-i Cemal olan "Errahıym" ismi: İsm-i Ef'al dır.
İşte Bu Besmele'deki esma ile alem vücuda gelip mevcud olmuşdur.

30 Ocak 2018 Salı

RUHUNDAN UZAKLAŞILAN CUMA NAMAZI

Efendimiz (sav) buyurmuştur:"Müminim dediği halde birbiri ardınca üç cuma namazına gitmeyen münafıktır".Acaba niçin böyle buyurulmuştur?Bu kadar ağır bir sonucun elbette büyük hikmeti olsa gerektir.
Bir defa cuma namazı öyle bir namazdır ki ; bir defa :İslam olmayanlara karşı büyük bir kudretin, şuurlu bir imanın, izanlı bir varlığın, dini hislerle kalbi çarpan bir kitlenin varlığına işarettir.
Cuma namazını emir veya reis, yani milletin başı olan zat kıldırır, hutbeyi de kendisi okur, yahut yerine tayin ettiği şahıs okur.
Emir ve reisin hutbeyi kendi okuması:Bir hafta zarfında memleketi nasıl idare ettiğine dair millete hesap vermesidir.Bundan sonra da :İslamın gününe gün; mukadderatının ne olacağını, teali ve terakki yollarının neler olduğunu düşmanlarının ne vaziyette olduğunu , buna karşı yapılacak hazırlıkların neler olacağına dair  konuları belirtir.
Bu şekilde devlet idarecisi askeri ve halkını toptan ilgilendiren bir namaz olduğudur.
Bugün kü cuma namazları :Diyanet teşkilatının gelir elde etme günü ve namazı olarak telakki ederek minber ve kürsinin manevi makamlarını dünya metaı cemi için araç olarak kullanıldığı yere dönüştürülmüştür.

29 Ocak 2018 Pazartesi

BESMELEDEKİ SIR

Adem'e naibi Hak(Hakkın vekili) denmesinin sebebi şudur:Cenab-ı Hakk esmai ilahisini Adem'e talim buyurdu, sonra kendi ismini sordu:Adem:"Unutturuldum , bilmiyorum ya Rabbim" deyince Cehab-ı Hakk."O halde seni yer üzerinde "Naib-i Hak" kıldım diye ferman eyledi.İşte besmeledeki sır da budur.Bir insan Hakkın ismini andığı zaman , kendini unutursa, o işi bizatihi Hak yapar.

DEĞİŞMEYEN TEPKİLER

Kur'an dan öğrendiğimize göre bir topluma peygamber gönderildiği zaman toplumların tepkileri aynı olmuştur:"Sen de bizim gibi insansın? Senin ne üstünlüğün var ki? Sen yalancısın? Yanında peygamber olduğun hususunda delilin var mı? Şayet doğru isen gökteki ayı ikiye parçala?, akan suyu tersine yürüt" gibi yalanlama,aşağılama ve fiziki kuralların dışında bir hal istediler ,Mucize ile desteklenmesine rağmen akabinde ağır eziyet ve işkencelere maruz kaldılar.İsrailoğullarının kendilerine gönderilen 20 den fazla peygamberi öldürdükleri rivayet edilir.Bunların en başında Hz.Yahya ve Hz.Zekeriya (a.s)dır.
Tebliğ etme,irşad etme ve güzel örnek olma yolunda bugün peygamberlik görevini ,peygamber varisleri yerine getirmektedir.Toplumun davranışları bunlara  karşı da aynı olmuştur.Belki canına kast etme gibi vahşi davranış bugün olmasada diğer tepkiler aynıdır.Hakteala'nın yarattığı bir beşer ağzından konuşması şeriatı yaşadığını söyleyen toplum tarafından halen kabullenilmemektedir. Devleti idare eden liderlerinin  sözlerini emir kabul ederken,Allah adamlarının mübarek ağızlarından çıkanlara kulak tıkamaktadırlar.ve biz,eski toplumların tepkileri gibi:"Senin Allah'a yakın olduğunu nasıl bileceğiz? sorusu halen canlı vaziyettedir.
"Hak, insanın basarı ile basir ve sem'i ile Sami olur"nüktesi insanı kamil içindir."İNNELLEZİYNE YÜBAYİ'UNEKE İNNEMA YÜBAYİ'UNELLAH.."fermanı sübhanisi bu hususu apaçık eder.İnsanı kamil alem suretinin ruhudur.

28 Ocak 2018 Pazar

HAKK'DAN ALANLAR

Varisi nebevi olan büyük Veli'ler Cenab-ı Hakk'dan aldıklarını konuşurken,Hakk'ın malikiyet ve rububiyetine , kendilerinin ise memlukiyet ve ubudiyyetine işaret buyururlar da Cenab-ı Hakk'ın rububuyeti ile kendisinin kalbine ilka ettiğini, kendisi de memlukiyet ve ubudiyeti hasebiyle Malik ve Seyyid'in emrine imtisalen, onu kabul edip, kabiliyetli olan talibine ilka ettiklerini söyler.

27 Ocak 2018 Cumartesi

PEYGAMBER'İN MANEVİ VARİSLERİ

Necib Sultan hazretleri otuz yıl önce bir halini anlatmıştı.Halbuki şahsıyla alakalı konuları hiç konuşmazdı.Anlattığı ortamdan dolayımı idiki daha sonra bu şekildeki sözlerine hiç rastlamadım.Kendisi rüya olarak aktarmıştı."Kabenin kırk odası varmış.baktım birkapı açık hemen koştum içeri girip kapıyı kapattım...".Hasan Hüda hazretleri de ,Necib Sultanla alakalı(gıyabında) demişti ki:"Biz Resulullah (sav) ile görüşmek için kapıda bekleriz.Necib efendi çat kapı girer.."
Fahri Alem hazretleri kendisine varis olan kimse ile her an görüşür, ona görünürmüş.Çünkü Resulü Zişan hiçbir alemle mukayyed olmayıp,alemi Berzah'da da mahbus değildir.Bütün alemlerde sureti mahsusaları ile zahir olur imiş.Hatta bu makamda fani olan tam velayet sahiplerinde de aynı sır geçerli imiş.Tüm hikmetli işler ,Enbiya hazeratının gönüllerinden esmai ilahiye vasıtasıyla aleme nüzul etmektedir..
Resulullah (sav) hazretleri,Füsusul Hikem adlı eser için Hz.Muhyiddin'e "Bu kitabı al, insanlara arzet,  menfeatlansınlar" buiyurmuştur.Füsusul hikem isimli kitapta ne buyurulmuşsa Resulullah'ın emrettiği şeylerdir."Emri maneviyyiyi emri hisside zahir etmiştir"Edebi ilahi ile müeddep kimseye şeytan yaklaşamaz.Füsus kitabında Hz.Muhyiddin,Resulullah'ın tercemanı olmuştur.

26 Ocak 2018 Cuma

ZİYADE AŞK ÖRNEKLERİ

İmam Malik hazretleri hac farizasını ikmalden sonra Medine'ye uğrar.Tam şehrin kapısından girdiklerinde İmam malik birden bire ayakkabılarını çıkartır.Bunu gören ,talebeleri ve dostları gayri ihtiyarı sorarlar:"Ayakkabı ile gezmek şeran caiz değilmi?"İmam malik hazretleri cevaben:
"Caiz.Fakat benim aşkım buna müsade etmiyor ve bana Habib-i Ekremin basıp gezdiği bu topraklarda ayakkabı ile gezemezsin diyor.Onun için ben çıkarmak zorundayım.Size karışmam.Dinen de böyle yapın diyemem". demiştir.
Bu zat o kadar nazlıdır ki,Resulullah (sav)='in hayatında nasıl karpuz yediği hususunda bir bilgiye rastlamadığı için ömrü boyunca karpuz yememiştir.

KURANI TERTİL ÜZERE OKUMAK HADİSESİNİN BİR BAŞKA BOYUTU

Şeyhi Ekber Hz.Muhyiddin buyuruyorlar ki:
"Henüz pek genç iken bir gemide seyahat ediyordum.Geminin güvertesinde idim.Güvertenin kenarına ilişmiş bir yolcu daha vardı.Gece idi.,denizde azametli dalgalanma  vardı.Bir an baktım ki kenarda bulunan yolcu sarsıntıdan muvazehesini kaybetti ve birden bire denize yuvarlandı."Ayy düştü!" dememe fırsat kalmadı ki yolcu, bu aleme mensup olmayan gayet latif bir mahluk tarafından hemen gemiye çıkartıldı ve kulağına doğru bir şey söylendi.Acaba hayal içinde miyim  diye bir an durakladım.fakat hayal içinde olmadığımı biliyordum.Bilgim daha yakın ifade etmesi için yolcuya yaklaştım,üstünü başını yokladım,su içinde idi ve suları sızıyordu.Bu defa dayanamıyarak merak içerisinde:
"Bu hal nedir?Seni sudan çıkaran kimdir?"diye sordum.
Yolcu Cevaben:
"Ben de senin gibi bir şey bilmiyorum"dedi.Yalnız dalganın sarsıntısı ile denize düştüğüm an ; zamana, mekana sığmayan bir muhakeme içinde idim.Kendi kendime artık öyle bir yerdeyim ki" diyordum "Burada hiç kimse elini uzatamaz.Ve şimdi öyle biri lazım ki kudreti, kuvveti; denize de , dalgasına da bütün varlığa geçsin.İşte bu zamana sığmayan muhakemenin neticesinde ki derhal teslim oldum, aşk ile :(ZALİKE TAKDİRÜL AZİYZİL ALİYM(Yasin 38)dedim.Bu cümlenin neticesinde senin  gördüğün , benim ise görüp bilemediğim o latif mahluk  beni derhal tuttu ,çıkardı sonra da:"Yabancı değilim.Okuduğun ayetin manasıyım.Emri ilahi ile vücudlandım, seni çıkarmaya memur edildim" dedi ve benden kayboldu."
Hazreti Muhyiddin bunu aynen belirttikten sonra;
"VE RETTİLİL KUR'ANE TERTİYLA"(Müzzemmil 4) ayetini beyan ederler  de:
"Kuranı Mübinin harflerini, kelimelerini okurken hakkını yerine getirerek okuyunuz.Zira haricde vücud bulur, O hakkını vermeden okursanız eksik vücudlu olarak zahir olur.Bir de Kur'an'ı hakkıyla okuduktan sonra ihlas-ı tam ile iman ile tefekkür edin de o vücud canlansın ve istenilen şeyi yapsın" buyurur

25 Ocak 2018 Perşembe

HAZRETİ ÖMER'İN AZINLAKLARA DAVRANIŞ ÖRNEĞİ

İslam devletinde yaşayan ve azınlık olarak telakki edilen diğer din mensuplarının  farklı hukuki statüleri vardır.Bunlar,İslam devletine cizye nam altında vergi verirler ve devlet himayesinde olurlar.Halife Ömer efendimiz bir mecliste dostları ile birlikte otururken azınlıklardan bir ihtiyar dilenci Ömer'in huzuruna geldi ve elini açtı, adam ellerini açar açmaz Hz.Ömer'in rengi kül gibi oldu, yanındakiler Ömer'in bu vaziyetinden çekinerek:
"Ya Emirel Müminin!bir şeye mi canınız sıkıldı?"diye sordular. Hz.Ömer:"Nasıl sıkılmaz? Allah'a ne cevap vereceğiz? Bu adamın gençliğinde kendisinden vergi aldık mı? elbette aldık.O halde ihtiyarlığında dilendirtmek Muhammedilere yakışır mı idi ? Çabuk beytülmalden bu adama maaş tahsis edin"buyurdular

İMAM ALİ HAZRETLERİNİN VALİSİNE TENBİHATI

İmamı Ali efendimiz, Vali olarak  tayin ettiği şahsa şöyle tenbihte bulunur:
"Dikkat et! Sana müşavir olanların en kötüsü bilirmisin kimdir? Senden evvel edepsizlerle hemdem olup , onların cürmlerine ortak olanlardır.Bunlardan hiç kimseyi kendine mahrem ittihaz etmemelisin.Zira canilerin a'yanı, zalimlerin yaranı olur.Sen reyü tedbire tamamıyla sahip , özü sözü doğru, kavval olmaktan ziyade fa'al kimseleri kendine mahrem ettihaz et,sonra onların seni alkışlamalarına da kızma.Şunu bil ki ; çok alkış insanı azamete sevkeder, sahte varlık verdirir.Sakın adamın iyisi ile kötüsü nazarında bir olmasın.Zira bu hal iyileri iyilikten soğutur, kötülerin  de kötülüğünü artırır.
Yine dikkat et! Milletten bir ferdin şikayetini, derdini dinlerken yanında adamlarından kimseyi bulundurma, onlara sert yüz gösterme ki o adam derdini serbestçe sana söyliyebilsin.Sıkılıp konuşamayan olursa , ne söylemek istediğini irfanınla anla ve :"Böyle mi demek istiyorsun?"diye kendin aç.Gücün yetmeyip de o işi yapamazsan hiç olmazsa gönlünü al."

TÜKENİŞİN İŞARETLERİ:ZENGİNİN SORGULANMAMASI

Efendimiz zamanında bir hırsızlık hadisesi oldu.Hırsızı huzura getirdiler.Çaldığı meblağ miktarı hesap edildi.Hesap neticesinde tutan yekün ,İslam ahkamı üzerine elin kesilmesini icap ettirdi.Sahibi Şeriat olan hırsızın elini bizzat Cenabı Peygamber kesecekti.Hırsızın eli şeriat masasına kondu.Efendimiz (sav)'in  mübarek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı,sahabe de ağlamaya başladı.Nihayet dayanamadılar:"Ya Resulallah! çok rikkate geçtiniz, suçluyu bari affetseniz" dediler.
Resulü Kibriya buna karşılık:
"Elbette rikkate geçerim.Bir mümin kardeşinizin eli kesiliyor.Avf edemem.Zira ilahi hükmü her şeyin üstünde tutarım.Ne olurdu şehadette bulunmasaydınız.Korkarım bu şehadetiniz bu adam garib, fakir olduğu için olmasın.Ve şunu bilin ki:İNNEMA ÜHLİKELLEZİYNE MİN KABLİKÜM ENNEHÜM KANU İZA SERİKA FİHİMÜŞŞERİYFÜ TEREKUHU VE İZA SERİKA FİYHİMÜZZA'IYFÜ EKAAMU ALEYHİL HADD./sizden evvelki milletlerin helaklerinin en mühim sebebi:içlerinden büyükleri mevkı sahipleri hırsızlık ettiği vakit hiç sual sorulmayıp, hali üzerine terk olunmaları, mevkı'i olmayan zaif tabakadan hırsızlık yapacak olursa hemen cezalandırılmaları idi.İşte bu hal sizden evvelki kavimlerin helaklarının en mühim amili oldu.Onun için nefsim yed-i kudreti ilahiyyesinde olan Allah'ıma yemin ederim ki bu hususta en sevgili kızım Fatıma de olsa onun da elini keserim" buyurdular.
İşte Büyük dinin adaleti,değişmeyen ilahi ve ebedi hükümler.
(Suçlama dosyaları hiç açılmaksızın kapatılan mevki sahipleri ile dünyevi maksatlarla bunu kapama gayreti içinde olanlara ithaf olunur)

İNSANIN EN ALÇAĞI KİME DENİR?

İmamı Hüda Hz.Ali efendimize:"Alçak kime derler?" diyesorduklarında:
"EZELLÜNNAS MU'TEZİRÜN İLA LEİYM"/Nasın en alçağı, alçak adama karşı yüz suyu dökendir" buyurmuştur.
Efendimiz (sav) buyurmuştur:"Allah'ın merhamet eli altında bu ümmet daima durur.Fakat nevakit ki :İlim adamları ümerasına uşak olur, dalkavuk geçinmeye çalışır,her ne olursa "isabet ettiniz efendim"denir yani " evet efendimcilik" başlar, nevakit ki:Salihleri, saidleri; alçaklarına,şakilerine tezkiyede bulunur, el şaklatır, edepsizlileri , hayırlılarına ihanet etmeye başlar.İşte bunlar yapıldı mı Cenabı Hak o kavmin üzerinden derhal merhamet elini çeker."

24 Ocak 2018 Çarşamba

ZALİME MEYL ÖLÇÜLERİ

Hud suresinin 113 ayetinde buyurulmaktadır ki:"Zulmedenlere eğilim göstermeyin!Aksihaldeateş size dokunur.Sizin için Allah'dan başka dostlar yoktur.Sonra size yardım da edilmez."
Zalime ednayı meyl(en ufak meyl) nasıl olur?"diye sorulduğunda"Birmecliste bir zalimin ismi,övülerek zikredilse desen de orada bulunsan da sükut etsen o zalimemeyl etmişsayılırsın " cevabı verilmiştir.
Bu nedenle Efendimizin yolundan gidenler zulmdentitrerlerdi.Hz.Ali (kv) buyurmuştur:"Zulme uğrayan, zaifin hakkı, kavisinden(kuvvetlisinden) alınamayan bir millet kat'iyyen payidar olamaz".
Hz.Ömer (r.a) birgün ata binmişvaziyette giderken bir sokağın başında üç dostu ile karşılaşıp selamlaşırlar.Dostları yaya kendisi at üzerinde olarak konuşa konuşa yürümeğe başlamışlar.Elli adım gittikten sonra Hz.Ömer7in birdenbire rengi değişmiş vaziyette atının dizginlerini çekerek:"Arkadaşlar, hemen ayrılalım"demiş.Yaya olan dostları:"Ya Emirel müminin.Acele bir işiniz mivar da süratle gitmek istiyorsunuz?2 deyince Hz.Ömer:"Hayır " der.Dostları:"O halde müsade buyurun da , konuşa konuşa gidelim." deyince Hz.Ömer"İmkanı yok!Hemen ayrılacağız.Sebebine gelince:Ben at üzerinde , sizin de yaya olarak rikabımda yürümenizden şimdi bir tefahur(öğünme) hissettim.O sıfat da geldi mi zalim olurum, alçak olurum.Bana emanet olarak verilen bu ümmeti inim inim inletirim.Sizin bu şekilde benim rikabımda yürümenize gelince; o da size zillet yükler.Siz de bu sıfata bilmeden sahip olursunuz insani seciyenizi ayak altına salmış olursunuz.Binanaleyh bizim bu halimize Allah'da ,Resulullah'da razı olmaz.Haydi Selamün aleyküm" demiş ve ayrılmıştır.
Bu suretle deİslam dininde zulme rızanın zulm,küfre rızanın küfür olduğunu hareketleriyle isbat etmiştir.

BAL DAMLALARI

*Cahil ile arkadaş olanın muhakkak manevi vücuduna bir elem gelir.
*Gönlü uyanık adama "aşık adam" derler.Akl ile aşk birbirinin zıddıdır.Akldan boşanmadıkça aşk kucaklanamaz.Bu aşk, romanlarda okunan değildir.Bu öyle bir aşkdır ki, hakikat yoluna çıkanlar ona uyarlar.
*Nefsi ancak aşk tepeleyebilir.
*Hırs galib olursa , altın can gibi gelir
*Harisin başı, bela taşına çarpmadıkça kulağı nasihat kabul etmez.
*La şey olan laşe'yi kıble yapmak, ne büyük bir gaflettir.
*Hakikatta alim, çok okuyan, çok yazan manasına değildir.Gönlü uyanık olan kimseye alim denir
*Cahil insanın manasını zehirler.Ne kadar tatlı konuşsa da dışı hoş, içi boş olduğundan , insanın vaktini çalar.Vakti çalınan kimse de uhrevi faidelerden ve kalbi nurların kazancından mahrum olur.
*Yalnız iyilik etmekle kalma.İyiliği Allah'a götürmenin çaresine bak.
*Kudret kendi muhabbetinin tercihini ister.
*Topraktan çıkanı yeme, biraz da gönülden çıkanı ye de genç kal.

BAL DAMLASI EVLİYA SÖZLERİ

*Sıhhate kavuş da perhiz kalksın.
*Nefsini teslim almadıkça insani hüviyetinden bir şey  alamazsın.
*Keduret(kederli,gamlı) zamanında gönle girmeye çalışınız.
*Ey Ademoğlu !Nafile Kudret'e iisyan etme.Allah'ın yollarını ölçmeyee kudretimiz yoktur.Karar bizim akıl ve mantığımızla da değildir.Allah'ın iradesine bağlıdır.
*İnsanın ümmidsizliği, gam ve keder içinde yaşaması: Kendi saadeti için yaşamak istemesinden dolayıdır.İnsan Allah için yaşar ve O'nun için yaşadığını idrak eder ise gam ve kederden azade olur, hayatın zevkini almaya başlar..Çünkü hayatı insana Allah verir.
*Ateşi su ile korkuturlar ama , suyu ateşle korkutamazlar
*Beşeriyetin karışıklığının madeni :"Sen çalış ben yiyeyim; ben yaşayayım sen ne olursan ol" çirkinliğidir.Beşer bu seviyeye düşünce , canavarları utandıracak cinayetler,rezaletler meydana gelir

KALIP TABİBE,KALB HABİBE MUHTAÇTIR

Kalıbın vazifesiyle kalbin vazifeleriayrılmıştır.Kalıbın tabibe ihtiyacı olduğu gibi kalbin de habibe ihtiyacı vardır.İnsan emaneti ilahiyyeyi taşıdığından bu emaneti ruh taşıdığından insanın yalnız tenini beslemekle kalmayıp ruhunu da beslemekle mükellefdir.Mevcudat , Hakk'ın muhabbetinin tecellisiile zuhura geldiğinden mahluk-u HHüdaya karşı rikkatle, merhametle kalbi çarpmayan kimse henüz makamı insaniyete ayak basmamış, belki de hayvandan da daha aşağı derecede kalmıştır.

PEYGAMBERİMİZİN YAŞANTISI HİÇ DEĞİŞMEDİ

Efendimiz (sav) yirmiüç senelik görevi sırasında vaktiyle biravuç kimse kendisbine iman etmişken nasıl yaşıyorsa ,Veda haccına yüzkırkbinkatılıp döndüğünde yine aynı şekilde yaşadı.İstese kendisine mükellef bir saray kurdurtabilirdi.Ama onun sarayı kırık kalblerde, eldokunulmayan gönüllerde kuruluyordu.Vefat edeceğisırada Hz:Ali(kv) 'e ,Ya Ali koş.Aişe'ye git, onun yanında altı altın var, çabuk onutasadduk etsin az daha lekeliyüzle çıkacaktım" buyurdu.Büyük Peygamber beşerin dünya saadetini veahiret saadetini nasıl kazanabileceğini ana hatları ile yaşantısında gösteriyordu."Mümin aldanmaz" derken şüphesiz bu şühud alem olan dünya alemine karşı aldanmayacağını belirtiyordu.Keza "İki günü eşit olanın aldanacağını" belirtiyordu.

İSLAMIN İLK DERSİ

İslam mektebindeki ilkdersşudur:Allah'dan gayrı herkes fiilelerinden hesaba çekilecek ve herkes hesab verecektir.Bu dersten numara alan derhal terakki edecektir.

İSLAM AŞK DİNİDİR

İslam dini kabili tecezzi değildir.Yanibir kısmını bölüp inanmak,birkısmını kabul etmemek mümkün değildir.Onun cüz'ünden ferağat küllünden(tamamından) ferağat hükmündedir.

23 Ocak 2018 Salı

İMAN AĞACININ TEVHİD YEMİŞLERİ:AHDEVEFA/FAZİLET/KEREM VEMÜRÜVVET

Bu üç meyve şu hadisede en güzel şekilde anlatılmıştır:
Hz.Ömer (r.a) mühim bir mesele için eshabı topladığı bir ortama iki kişinin bir genç delikanlıyı muhafazaları altında huzura getirdiklerini görür.İki kişi:
"Ya Emirel müminin, biz filan kabiledeniz.Bizim babamız kabileler arasında kerem ve insani seciyyesiyle şeref kazanmış bir pirdir.Bu gün kendi bahçesinde meyve toplarken bu genç delikanlı babamızı öldürdü,biz de Allah namına ihkak-ı hak istiyoruz"
Hz.Ömer gence dönerek:"Davacıların şikayetini dinledin, ne diyeceksin?" deyince genç gayet temkinli bir vaziyette:"Ya Emirel Mü'minin! dedikleri doğrudur " diye cevap verdi.Gencin bu edası herkesi şaşırttı.Genç şu cümleyi de ilave etti "Eğer müsade edilirse meseleyi bir de ben izah edeyim"diyerek hadiseyi anlatmaya başladı:"Efendim ben çölde yaşayan bir insanım.Seyahata çıktım.Altımda gayet güzel,şeceresi çok temiz, yürüyüşü herkesi meftun eden bir atım vardı.Şöyle niyet ettim :Şehre girdiğim vakit hangi yolu takip ederse o yolu takip edeyim dedim.Karşımda meyve ağaçları bol bahçeli bir sokak çıktı, bu sokağa saptım, bir duvar üstünde meyvası olan bir dal sarkmıştı, atım dala uzandı ve kopardı.İkinci bir ziyan yapmasın diye atımı çekerken bir ihtiyar gayet gazaplı bir çehre ile duvardan çıktı, elindeki taşı atıma fırlattı, taş isabet eder etmez atım nefes almadan ruhunu teslim etti, benimde bu acıklı vaziyet karşısında ihtiyarım elimden gitmiş olduğundan ihtiyarın fırlattığı taşı aldım kendisine fırlattım, onun da eceli gelmiş olmalı ki o da bir sayha attı ve öldü".
Hz.Ömer :"Cinayeti ağzınla itiraf ettin binanaleyh kısas yapılacaktır" dedi.Gencin halinde hiç değişiklik olmadan :"Ya Emirel Müminin Ben müminim.Rabbim bu cezayı istiyorsa seve seve razıyım.Yalnız bir ricam var.Benim küçük yetim bir kardeşim var.Babam vefatından evvel onun için bazı şeyler ayırdı ve kardeşin rüşte erince bunu ona ver diye bana vasiyet etti.Ben o paraları gömdüm ve yerini benden başka bilen yoktur.Yarın huzuru ilahide yetim benden hakkını ister.Bana üç gün müsade edin parayı bulunduğu yerden çıkarayım, yetim kardeşime de bir sahip bulayım,geleyim"dedi.
Hz.Ömer:"Nasıl olur ?"diye sordu.Genç:"İçinizde bana kefil olacak kimse vardır elbette" deyince Halife:"Kim olabilir?" diye sordu.
Genç bu defa huzuru halifede olan eshabı gözden geçirmeye başladı ve birden bire gözü Ebuzer Gıfariye çarptı:"Bu zat bana kefil olur" dedi.
Herkes hayretleEbuZer'e baktı.Ebuzer (r.a)"Hay hay kefil olurum,gitsin, üç gün sonra gelsin" buyurdular.
Genç gitti.üç gün geçtive müddetin sonu geldi ama genç ortada görünmüyordu.Hadisede bulunan zevatlar toplanmışlardı.Davacılar:"Süre geçti.Kefil için kıyas isteyeceğiz" diyorlardı.
Hz.Ömer :"Vallahi ben de tatbik edeceğim" buyurdu.
EbuZer hazretleri de:"Vallahi ben de tatbik ettireceğim" dedi. ve abdest alıyordu.Herkesin göz yaşı dolmuştu.Tam o sırada genç kan ter içinde birdenbire içeri girdi:"Beni affediniz,bizi intizarda bıraktım.Çocuğun dayıları uzağa gitmiş , onları bulmak için geciktim"diyerek özrünü belirtti.Herkes hayretler içinde idi.Herkes içinden:"Bu genç nasıl geldi?"diyordu.Genç:"Yoksa beni gelmeyecek mi zannettiniz?Ben müminim yahu! Mümin diye ahdine vefa gösterene denir"sonra Allah'a teveccüh ederek:
"Ya Rabbi Benim sana olan imanımın nuru yüzüme aksetmedi mi bunlar şüpheye düştüler?"diye gözü yaşlandı.Gencin imanından çıkan bu sözler Ömer'in gözünden de yaş getirmişti.Genç sözüne devam etti:"Ben gelmeyip de :'Artık Muhammediler de ahde vefa kalmamış dedirtecek kadar alçakmıyım?"dedi.
Ömer (r.a)Ebuzer'e hitaben:"Ya Eba zer bu gencin babasını tanırmısın,kabilesini bilirmisin?"dedi.Ebuzer:"Hayır ya Ömer! Bu suali  bu gence nasıl kefil oldun manasında soruyorsun zannederim.Beni herkes bilir.Hazret-i Resulullah'a nasıl iman ettiğimi herkes bilir.Binanaleyh ben de:"Muhammedilerde fazilet kalmamış dedirtemezdim"
Bu cümleler huzurda bulunanları cezbelendirmişti.Davacılara rikkate gelerek:"Ya Emirel müminin biz de Allah için kıyasdan vazgeçiyoruz.Siz de:Artık Muhammedilerde kerem ve mürüvvet namına bir şey kalmamıştır dedirtmeyeceğiz" dediler
Varını Allah'a satanlarda bu haller görülür.

LAİLAHE İLLALLAH FIRKALARI

Tarihte görülmüştür ki Nübüvvet nurundan uzaklaşıldığında La ilahe illallah,Muhammedün Resulullah,Kur'an Kitabullah diyen fırkalar oluşmuş,birbirlerini boğmuşlar ve mezhepsel ihtilaflar başlamıştır.Mezhep ihtilaflarında bile kayd u şart taklit,ve müçtehit azlığıdır.Cehl devrine girince  dine karşı ihlasda sarsıntı başlamış ,ulema arasındaki cidal ve ihtilaf büyümüş, bu suretle dine hizmet eden adamların azaldığı, ulemanın ümeraya uşak olarak geçinmeğe başladığı görülmüştür.Keza ulema, hükümdar nezdinde makbul olmak ve onların meşrebi, neşesi yolunda menfaat celbi ile meşgul olurken ,hükümet başları ise kendi ikballeri için dini kullanmışlardır.

22 Ocak 2018 Pazartesi

BAL DAMLASI SÖZLER

Ehlullahın her sözünden hakikatlar ifade edilmekle bu sözler bir iksir gibi bakırı altın yapar,kalbi uyandırır."Bal Damlası" kavramı altında bunları ehline sunacağız:
*Allah'ın hilm sıfatı, sanki bir müskir gibidir.Nefsimiz onun ile sarhoş oldu da Şeytan'ın ayıbı ve fesadı meydana çıktı.(Müskir:Sarhoş eden şey)
*Ebediyete inanmayanlar, fazileti menfeata pek kolay tercih etmezler.
*İslamın gözünde zulm , o derece menfurdur ki , dost, düşman sıfatı ile yalnız insanlara değil , canavarlara karşı bile reva görülmez,
*İsyankar nefsi , nihayet aç bırakarak itaate, teabbüde (ibadet etmeye) sevk etmelidir.
*Hata kuyusundan yol bulmak istersen (kurtulmak istersen)ah'ının ipine yapış
*Ten ehlinin yanında edep başkadır;gönül ehlinin yanında edep başkadır.

SEYYİD HASAN İNCE

Bu zat Dörtyol Özerli mahallesinde yaşamış  ve dünyayı değiştirmiştir.Babası ile Kırklardan Murtaza Aziz hazretleri iyi arkadaş olup birlikte Kanal harbine iştirak etmişler.Azizim Necib Sultan anlattı:Halk bu zata ŞIH HASAN der idi.Seyyitlerden dir.Maraşlı Ahmet Tahir Efendi'nin halifelerindendir.Özerli çayının kenarında bulunan 30 dönümlük bir araziye zeytin v.s ekerek bahçe haline getirmiş ve uzun yıllar bakmıştır.Kadastro komisyonu geldiğinde komisyonda bulunan birileri,Hasan Efendi bizi yemeğe götür Rakımızı içir bu araziyi senin üzerine tapulayalım" teklifini şiddetle red eder.Necib Sultan'ım bu durumdan  daha sonra haberdar olur.Derki "Efendi bana deseydin de o işi sen yapmayıp ben yapsa idim bu arazinin tapusu senin adına çıksa da bölgede kurulan Demir çelik fabrikasında çalışma için buralara yerleşen insanlara birer parsel olarak satsa idinde ihtiyarlığında rahat etseydin"teklifine verdiği cevap:"Orası Beytül mala ait bir yer.Nasıl tapusuna sahip olabilirim".Ehli Beyt bu kadar ince düşünür.