İBRAHİM HAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İBRAHİM HAS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2017 Cumartesi

TASAVVUFİ SORULAR(İBRANİM HAS)

SORU:Mürşide hizmet niçindir?Zira bir şahsa Rabbani alemde hakikat sırlarına yol verilmemişse mürşit terbiyesi ile terbiye edilemez.Başka bir ifade ile ,mürşidin terbiyesinden ona nasip yoktur. Onun mürşide teslim olup çalışıp gayret etmesi faydasızdır.Çünkü gayb aleminde ona hakikat irfanı takdir olmamıştır.Böyle olunca  da esrara vakıf olamaz.Onun tahsili men edilmiştir
CEVAP:Dedim ki ey dost bu senin söylediğin kelam ;Hak yol değildir.Belki sapık düşüncelerin yoludur.Söylediğin bu söz öyle bir sözdür ki  böyle düşünenler dört hak mezhepte olmadıkları gibi kötü yollara sapmış kabul edilirler.Bu tavır Muhammedi(s..a.v)bir tavır değildir. Evliyaullahın erkanına  da terstir. Bütün evliyaullah ,dört hak mezhebin birine mensuptur.
Allah Teala ,kullarını delaletten sırat-ı müstakime davet için Peygamberleri, sonra  gaflet ehlini ikaz etmeleri için onlara varis olan evliyauullahı göndermiştir.Zira dalalet ve gaflete rızası yoktur.Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci  ve uyarıcı olarak gönderdik”(Ahzab 45)buyurmuştur. Bilirmisin müjdeci ve uyarıcı hangi ufuktan doğmuştur.
Ah ne söyleyeyim.Nuru Muhammedi(s.a.v.)den agah olmamışsın ki sana sırrı şahidi  diyeyim?Eğer bunun sırrından sana zerre kadar haber versem söylediklerimi inkar ettiğin gibi beni tekfir edip katlime yönelirsin.Hak Teala  bir yerde “Allah dilediğini yapar”(İbrahim 27) ve bir başka yerde “Allah dilediğine hükmeder”(Maide 1)buyuruyor.Bunun sırrından haberdarmısın?
Hak Teala zalim bir kulu  veya halktan birini hakikat irfanına ulaştırmayı  ve ona ledün ilmini bildirmeyi murad etse, o kulunu, evvela bir mürşidi kamile mülaki eder. Onu, mürşid-i kamil hizmetine mukim kılar.O kul da, Hakk’ın rızası için mürşide teslim olur. Hakk’ın sırları gönlünde, mürşid-i kamil yüzünden zuhur edip arif olur.Cenab-ı Hak, o kulunu mürşitle yüz yüze getirmeden sırlarına vakıf etmeğe kadirdir. Amma adetine muhalefet etmez.Hakk’ın ezeli adeti böyledir. Bilmezmisin ki Cenab-ı Hakk,”Allah dilediğini saptırır ,dilediğini doğru yola iletir”(Fatır 8)buyurmuştur.Bunun sırrı ve zahiri hükmü el-an caridir. Nitekim, Allah Teala  bir kafiri bağışlamak murat eylediğinde, onu önce İslamla şereflendirir, sonra bağışlar, İslam’a gelmeden bağışlamaz.
Bilirmisin Hakk Teala herşeye kadir iken bunu niçin böyle eder?Yani, bendeyi niçin önce mürşide yakınlaştırıp sonra sırrını ihsan eder?
Şunun içindir ki, zati hakikatının sırrını  ve bu sırrın irfanını mürşitlerin yedine, yani emrine vermiştir.Bu yetkili insan-ı kamiller icra eder.
Böyle olunca  mürşitlerin sırrına ins, cin ve meleklerle  na-mahremler vakıf değildir. Mürşidi yine mürşid bilir. Onların, hakikatlarından haber verilmemiştir. Onlar kamil imamlardır. Her bir zamanda bulunurlar. Amma, şimdiki zamanda dervişi eğer divara yazalar! Onun hakiki yüzünü görmeye kimsenin kudreti yoktur!Çoğu der ki ben dervişim.!
Bir kişi, nefsi arzularına tabi ise , bu arzuları onu Hakk’a kurbiyyetten uzaklaştırır.
Birisi dünya muradı ve talebi için Hak yoluna yaklaşırsa , o kişi ıslah olur.Ve yine bir kul binlerce fısk u fücur isyan içinde olduğu halde ,evliyaullahın dergahına gelip teslimiyet ve gayretle ciddiyet gösterirse kibar-ı Evliyaullahdan olur.Cenab-ı Hakk’ın eserleri ,fiilleri ve sıfatlarının tecellileri onun insani sırrından yüz gösterir.Bu tecelliler vasıtasıyla sırrı genişler ve aydınlanır. Zat tecellisi, onun hakiki zatına (ayanı sabitesine)erişir.O vakit, Hakk’ı Hak’la arif olur.Sonra kendi, kendisini kendiliksiz bilir.,Ve salikler ,Hakk’ı bilmeden evvel kendini bilmezler.O zevk içindeyken Hakk’ı arif olur ve kendini bilir. Sonra, kendini kendinde bulur.Kendini kendinde bulan ise kendi olur.
Şimdi, kişi öğrendiği sözleri bırakıp bu sözlerin hakikatını hal ile ulaşmaya ciddi olarak gayret etmelidir.


17 Ocak 2017 Salı

TASAVVUFİ SORULAR(İBRAHİM HAS)

SORU:Derviş dedi ki ey Has !bir kişi hakiki irfan illerinden haberdarsa ,gerek halen gerekse kalen ona hal ehli denir..O kişi Hakk’a aşinadır.ve arifi billah budur.Onun makamını Hakk’dan başka kimse bilmez ve hallerine erilemez. Onun halini yine hal sahibi olan bilir.Bu yüce makam onun nasibi olup, Allah tarafından verilmiştir.O, bu makamla kaim ve daimdir.Ondan hiçbir zaman ayrılmaz.Terk etmek istesede terke kadir olamaz.
Keza Rabbani sırlardan gafil olanlar da  daima gaflet içindedirler.Gaflet makamı onlara ezelde verilmiştir.Onların bu gaflet halinden kurtulmalarına kudretleri yoktur.Nasibleri gaflettir.Onlar gaflet ile daimdirler.
Hülasa gafiller gaflette, arifler vuslattadır.Kişi hangi menzildelyse o menzilin haliyle hallenmiştir.Kişiye her ne makam verilmişse , o menzilin haliyle ülfettedir.Her insan kendisine verilen makamın özelliklerini sergiler.
CEVAP:Dedim ey dost, kal ile , sohbet ile hale erişilmez.Allah’a vuslat ,hal ile kal ile mümkün değildir.Hakk’a aşina olan ,hal ve vicdani zevk ile sırrından aşinadır.Kal(söz)ile aşina değildir. Kal'in zarardan başka faydası yoktur.Kal sahibinin hali irfan sırrından uzaktır.
Ey dost deryanın varlığını işitenle kendisi derya olan bir değildir.
Amma, hakikat ilminin varisi olan mükerrem zatlar için terakki vaki olduğu kadar tenezzül  de söz konusudur. Onların, makamlarında sürekli karar üzere olmaları nadirdir. Bu terakki ve tenezzül ,baki arifi billah olan pak zatlarda dahi vaki olur.
Bazı zaman olur ki inkıbaz(manevi sıkıntı, tutukluk)zuhur eder.Bazen makamından aşağı inmesi lazım gelir.Bazı zamanlar halinden mahcub olur.Bazen geri eski haline döner, mümtaz olur. Bazı anlar yüce bir makama erişir. Bazen renksiz ve nişansız bir makama yükselir.Bu  makamda o ,bir sıfatla sıfatlanmaz. Onun bu halinden her hangi bir haber vermek mümkün değildir.
Bilirmisin Allah Teala buyurmuştur: ”Dilediğini yükseltir, dilediğini alçaltır”(Ali imran/26)bundan gafilmisin? Her derviş ,makamından bazen düşer, bazende geri makamına yükselir.

Amma, insan Hakk Tealadan gafilse, inayet erişmezse, Hakk’a meyleder, onu Hakk’dan bir nesne ayıramaz. Ona, gafil-i bidar(uyanık gafil)denir.Hakk’ın inayetiyle mürşide yakın olur. Mürşit yüzünden, cemal ve visal –nefissiz olarak-O,Hakkın aynasından ona yüz gösterir.Hakk’ın sırrı vücudunda parlar.Gönlü ve canı aydınlanır.Ve der ki:”Rabinin ihsanı kısıtlanmış değildir”(isra 20)Bu hal mümin içindir.Hakk’ın ihsanına mani olacak bir nesne yoktur.Bu ihsan ilahi bir sırdır ki , beyanı kabil değildir.Bu sırra yine mürşit ariftir. Salikler, arif değildir. Salikin irfanı, mürşide teslimiyet gayret ve zevk iledir.Bu sırra ereyim ,diyenin mürşid-i kamili bulması gerekir.Velakin heva ehlini mürşit kabul etmekten kesinlikle kaçınmak gerekir.

25 Aralık 2016 Pazar

TASAVVUFİ CEVAP(İbrahim HAS)

Ey Dost,Evliyaullahınr  hallerini dilden işitenlerin ve tasavvuf kitaplarndan okuyanlrn öğrendikleri irfansohbetinden ibarettir.Bu sözlerin irfan mülkü olduğunu zannetmemelidir.Hakiki irfan söz değildir.Bu o sözler ,evliyaullahın kendi halleridir.bu sözler,ne söyleyene,ne de işitene zerre kadar faydası yoktur.Belki zararı ardır.Sohbette bir halin sırrını işiten ,bu böyleymiş der kalır.
Halbuki bir şahıs Hak derdine düşerek hale erişmişse o zevk onun hali olur.
Şimdi anlaşıldı ki,Allah ariflerinin hallerini lisana getirmekle hale erişilmez.irfan hasıl olmaz ve Hakk’a erilmez.İlla onların hali sende hal olmalıdır.
Kemal davasında bulunanlar,evliya sohbetlerini ezberleyerek irfan iddiasında bulunan kişilerdir.Onlar,sözehlidir.Söz ehlinin sözden başka nesnesi yoktur.Hakkal yakini hal edememişlerdir.Ondan haberleri yoktur.İrfan sözleri onların sadece dilindedir.Özünde değildir.Söz öğrenip söylemek hal değildir.Sözde davada bulunan şahıs ,şeriatı terk etmiş demektir.Zira nefsine uymuştur.ve ilhade meyletmiştir.İrfan diye nice saçma sapan kelma yeltenir.
Şeriatsız irfanın ilhad olduğu açıktır.İrfan şeriat ile makbuldür.Allah Teala”Hatta daha da şaşkındırlar”(Araf /79)buyurmuştur.Çoğu kişi bu ayette belirtilen sırların aşağısına dahildir.
Amma kim perhiz,riyazet ve mücahedeyle zevkle ve vicdanla,halinde hakiki imanı bulmuşsa,onun ubudiyeti tahkike ermiştr.O kişi hakiki tevbeyle kaim olmuş olup zühdünü riayet ederek hakkel yakinde Hakk’ın aynası olmuştur.”Allah adaleti ayakta tutarak şu hususu açıklamıştır ki ,kendisinden başka ilah yoktur”(Ali imran 18)sırrının cemali ,Hazret7in perdelerinden tecelli ediponun gönül aynasında nur salmıştır.O artık irfan memleketinin malikidir.Hakikate ruhsat bu memlemeketten verilmiştir ki burası,”Muhammedi mülk”dür.

Arifi billah denilen kişi budur!İrfan,vicdani zevk ile tecelli ile elde edilr.Yoksa irfan sözleri öğrenmekle arif olunmaz.Söz ile kemal iddia edenler,heva ehlinin akılsızlarındandır.onlardan kaçınmak gerekir.

17 Aralık 2016 Cumartesi

TASAVVUFİ SORULAR(İBRAHİM HAS)

SORU:Derviş dedi:Ey Has,bir zat Hak sırrıyla dolsa ,Hakk'ın sırrı ona kendi aynasından yüz gösterir.O,yüce vahdet makamında  tek ve benzersizdir.Bu makam onda devamlıdır.Hiçbir zamanda bu makamdan uzaklaşmaz.Onun varlığı sırrı,Hak sırrıyladır. Velayet makamı onun menzili olmuştur.Böyle olduğu halde bu aşıkın telaşının ,ağlayıp inlemesinin sebebi nedir?Sırları Hak ile olduğu halde bu gam ve keder niçindir?
Onlar bu makamlarla ziynetlenmişlerdir. Onların beşeriyetleri yine hakikatladır ve hakikattan ayrılmazlar.
Öyleyse beşeriyet denilen şey nerede kaldı?Bu husus açıklanmaya muhtaçtır.Ben bunu anlayamıyorum!
CEVAP:Dedim:Ey Dost! Hakikatın manası,insanlık makamında zevk ve hal ile ortaya çıkar.Başka türlü olmaz.Bu mana,insan-ı kamilde mündemiçtir.Sonra insan kendinin hakikatında ,bu sırda ebedidir.Amma zahirde yüzünü bir başka hale dahi döndürür.Bir halden bir hale gelmek Hak salikinin ezeli adetlerindendir.İnsanın bir halde karar etmesi mümkün değildir.Bazen terakki bazen de tenezzül içindedir. Bir ferdin hali bir kararda değildir.
Şimdi vicdan ve hal ile şüphesiz beşeriyet ortaya çıkar.Ayrıca,gönül göğünün kapıları açıldığında uyarıcı olarak :”Biz ona ruhumuzdan gönderdik de o kendisine tas tamam bir insan şeklinde göründü”(Meryem17)sırrı zahir olur.
Bilirmisin bu hangi beşerdir ve bu beşerden murat nedir?
Cibril (a.s)Hazret-i Peygambere beşer suretine bürünüp geldi.Sırrıma dahi geldi.Beşer sureti Onun milketine(varlığına)fena vermedi.O milketten çıkmaz
Şimdi,bir veli vahdet halinden beşeriyete gelmiş olsa o, hakikattan uzaklaşmaz.Onun sırrı hakikat iledir.amma,zahirinde.halinden uzak düşer.onda aşk,şiddetle alevlenir.Zira,o,bu hale aşk ile ulaşmıştır.
Ne zaman,onda rabbani zevk berk vursa(parlasa)aşk sükunet bulur.
Fakat ne zaman o halden beşeriyete gelse Hak aşkı onda başkaldırır.öyle ki,aşkı tekrar yakalaması mümkün olmaz
Aşk insan vücudunda dalgalanmaz sa ,o aşk ile yaşadığı rüyetten ayrıldığı için divane gibi ağlayıp sızlar.O halin verdiği zevkin tekrar zuhurunu temenni eder.O demde onun ağlayıp inlemesi ,hal ile yaşadığı rü’yetin tekrarı içindir.aşık,önceki aşk halinin arzusuyla inleyip perişan olur.Öyle mest olur ki ,feryad-ü figan ile kendini kaybeder.
Bütün bu ağlayıp inlemeler bunun içindir.Yoksa Hak’dan ayrıldığı için değildir.

Şimdi,aşıkın bu ağlamalarının sebebi aşktır.Bu aşk ,halindenbeşeriyete geri gönüşünde parlamıştır(İbrahim Has)

13 Aralık 2016 Salı

TASAVVUFİ SORULAR(İbrahim HÂS)

SORU:Derviş dedi.Ey HAS, hakikat denizinin dalgıcı olan kişiler o denizin mülazımlarındandır. Adetleri gevhere ermektir.Dalgıç olan o denizden beri olmuştur. yani o denizden ayrı değildir. Deniz, kendi kendi iledir.Dalgıçla ilgisi arızi/geçicidir.Denizin ona külli bir ilgisi yoktur.Deniz ebediyyen denizdir.Ona dalgıç olmak ,gevher içindir.Dalgıç ne zaman gevhere ulaşırsa ,sonsuz bir zevke erer.Derviş gevhere ulaştıktan sonra ona deniz gerekmez.Denizden murad gevherdir..Denizin vasfı gevher içindir.Bir insan, gevheri elde ettikten sonra beşeriyete geri dönse de ,gevher elinden gitmez.Bu durumda ayrılık denizine düşse, yani beşeriyete geri dönse de ,orada yüzmesi gerekmez.Bunun hikmeti nedir?
CEVAP: Dedim: Ey dost, ne söyliyeyim sözüm bilinmedi ki özüm bilinsin! Şimdi, bir hoş kulak ver ki anlayasın!
Bu “hakikat deryası” dediğim surette zannolunan derya gibi değildir.Bu bir gaybı manadır. Ona“derya”denmesi hakikatı örtmek içindir. Deryanın, hakikatı ifade etmesinin sebebi şudur: Derya bütün mümkünatı kaplamış ve kendisine gark etmiştir.Her bir mümkün mest ve hayran kendini onda yitirmiştir.Hiçbir varlık ondan ayrı ve gayrı değildir.Her biri kabiliyetleri kadar muhit olmuşlardır.Cenab-ı Hak,”Allah her şeyi kuşatıcıdır”(Nisa/108)buyurmuştur.Bu ayetin sırrı anlattığımız sırdır.Mevcudatın her biri o denizden bir damladır.Her bir katre de ,o deryadır.Bu ihata dan hiçbir şey dışarıda kalmamıştır.Her şey onda gark olmuştur.Bu ihata öyle bir şeydir ki ,zerre bile ondan kurtulamamıştır..Böyle olunca ,dalgıç nasıl kurtulur.Ayrıca bu derya öyle bir manadır ki  onun zuhuru kendisini sevgilinin mülkünde gösterir.Bu zuhur hiçbir şekilde vasfa ve bir yönüyle  de tabire gelmez.Bir büyük sırdır.
O derya nerededir?,onda dalgıç olan kimdir?ve gevher nedir bilirmisin?
Eğer deryayı zevk ile bilirsen ,dalgıçtan haberdarsın.Bu bir manadır.
Gevher elden çıkmaz, dediğin ne nesnedir?Gevher deryadır, derya da gevher iledir. Ve zevk dir .Beşeriyete gelmekle, zahirde hakikat halinden ayrılmak kaçınılmazdır.Hal içinde elbette beşeriyet zuhur eder. Zira, bu emir, hal ile  ve vicdani zevk iledir. Söz, zan ve beşeriyet ile değildir.Zevk haline gelmeden ,zanla  ve kıyasla anlaşılacağı sanılmamalıdır.Bu halin anlaşılması vicdani zevke ve hale muhtaçtır.
SORU:Derviş dedi: Ey HÂS,Rabbani vicdan ve zevk hakikatta ortaya çıkar.Bir kimsede bu hal varsa ,o kişi, onunladır.Öyle ki, ondan bir an ayrılmaz.Hak zevki, o kişinin mülküdür.Bu hale ulaşan kişi ,gerek beşeriyet ile olsun ,gerek mülkiyet ile olsun ,vicdani zevkten bir an bile ayrı değildir.Bu hal ebedidir.ondan ayrılmak mümkün olmaz.Her kim ki Hak zevkiyle zevklenmişse ,bu zevk onda yerleşmiştir.Onun nuru ,bu kişide daimidir.Asla yok olmaz..Bu nur onda bakidir.Onun bu nurdan başka bir arzusu yoktur.O arzusuna malik olmuştur ki ,bir an onsuz değildir.
Bütün bunlardan başka firak(ayrılık)tabiri ne tabirdir?Ayrılık hangi yönden olur ki tefrikin ,yani ayırt etmenin imkanı yoktur.Bütün bunlardan ne anlamamız gerekiyor.
CEVAP:Dedim.Ey Dost bu söylediğin sözlerin hepsi  ve buna benzer sözler ,söz erbabı yanında mütevatır(ağızdan ağıza nakledilen, yaygın)sözlerdir.Söz ile hale erişilmez.Onun için bu gibi sözlerin fakir için anlamı yoktur.
Aşık bu sözlerin hakikatının mecazilerinden zahiren uzak olması yönüyle rü’yetinin tekrarı arzusu ile ağlayıp inler ve kederlenir.Bu konuda, ayette:”Yakup: Ben sadece  gam ve kederimi Allah’a arz ediyorum.Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri  Allah tarafından biliyorum, dedi”(Yusuf 86)buyrulmuştur.Bunun sırrı aşıkın sırrında harfsiz ve sessiz berk vurur(parlar)ki tahammül etmek mümkün değildir.Bu hali ne yazarak ne de rumuz veya misalle dile getirmek kabil değildir.Böyle olunca ,Rabbani zevkten habersiz olanlar ,onu, hakikatı üzere anlamaya kadir olabilirler mi?
Bu sebeplerle ,dil arifleri, sözde kalmışlardır.
Aşık ,bazen”Rabbinin hükmüne sabret”(Tur/48)Kalem/48,İnsan /24)sırrının şerbetiyle sarhoş olup aklını yitirir; hayran ve viran bu sır ile kendini kaybeder. Yani, kendisi, kendinin olmaz; onun olur.Şöyle ki, aklı nefsi ve vücudu, mahv u fenada fena bulur.Eserinden hiç eser bulunmaz.
Bazende kendine gelip”Kim Allah’a güvenirse, O, ona yeter”(Tlak 65)sırrını, sırr-ı sultanide yok olmuş görür.Onun sırrından değil haber vermek, ima etmeye dahi imkan yoktur.Ehlinin malumudur.Anlatılan bir kısım aşıkın hali böyledir.
İnsanda bir hal olur ki ,ondan ses soluk çıkmaz, onun yaşadığı bu demleri ,aşk külhanında yanıp mahv olan bilir.Bu sırrı insandan başka bir mahluk bilemez.Bir insan fena-ender –fenada beka bulmuşsa ,işte bu insana”Hak sırrının Arifi”denir.

Mahvu fena bulmayan kişi ,bu sırra arif değildir.

11 Aralık 2016 Pazar

TASAVVUFİ SORLAR(İBRAHİM HAS)

SORU:Ey Has İbrahim.”Fakir şimdi ne zakirim ne de mezkurum dersin”Şimdi sen ne durumdasın ve ne iş sahibisin  ki Hakk'ın zikrinden yüz çevirdin?Yoksa her bir nesneden azademisin?Sen bu demde nerdesin?Yoksa, bir yerde değilsin de , onunla ondamısın?Bilmem ki ne kerem madenisin.Bilmem ki Hakk’ın ne büyük seçkin  ve önde gelen kişilerindensin.Acba senin halin nasıl bir haldir ki o halde zakir ve mezkur değilsinSen nesin ve ne haldesin ki zakirlikten ve mezkurluktan beri ve ondan uzak olasın?Yu bu senin işin ne biçim bir iştir?Niye böyle bir işe giriştin de her bir tekellüften kurtuldun?Gizlemeden cevap verin ki zevklenelim.
CEVAP:Dedim:Ey dost! Sana halimden nasıl haber vereyim?Çünkü söz ile anlatılamaz.Söyleyeyim desem söylenmez.Söylemesi kabil değildir.Bizden önce pek çok kimse ,bu hali anlatayım dedi,anlatamadı.Anlatmak isteyenlerin sesleri de büyük gürültü çıkardı.Netice itibarıyla ,bu hali kimse anlatamaz.
Her kim ki bu makamdan bahsettiyse,başını verdi.Ona”Merd-imeydan”demişlerdri.O kişi imam-ı hubandır.
Diğer taraftan her kim ki ,bu demde sustuysa ,o fitneye sebeb olmamıştır.Erenler susmayı muteber kabul etmişlerdir.
Şimdi bu sır ikliminin hal ve vicdanında yaşanırken verdiği zevkin açıklaması,yine hal ehli tarafından bilinmektedir.Bundan fazla söylemenin imkanı yoktur.
Fakat aşık,bu sırrın şevkinin hararet ve zuhurundan ,bu halin verdiği dert ve gamla kendisini kaybedip ayrılık denizinde yüzmeye başlar.Sahilinden öyle uzaklaşmıştır ki,gücünü yitirip denizde boğulmaya yüz tutmuştur.Bu demde hayatından ümidini keser.Orada tamamen ümidini yitirdiği bir sırada ,ona,”size ayetlerimi yakında göstereceğim , benden acele istemeyin”(Enbiya /37)sırrı zuhur eder.Bize göre bu ayetin sırrında  da izli bir haber vardır. Ki,o konuda söz söylemek doğru değildir.Ulu bir sırdır  ve gizlenmiştir.Aşık,bu sırra ne zaman boyanırsa ,sahilden de,denizden de kurtulur.Bu makam bir sırdır,söylenmez,yaşanır.(İbrahim Has)


8 Aralık 2016 Perşembe

TASAVVUFİ SORULAR

SORU Derviş dedi ki.Ey İbrahim Has!senin adın İbrahim olup sana Has denildiği bilinmektedir.Ben diğer adını soruyorum.Söylersen,söz açılır.Söz,sözü açar,ruha cila olur.onunla gönül aynasının tozu silinir.O cilada bir büyük bir müşahede olunur. Bu müşahede ile gönül  ve can,sevgiliden başka nesneleri düşünmekten kurtulur.Sevgilinin sohbetiyle gönlü sevinçle dolar.
Vereceğin cevaplarla gönlüm huzur bulsun istiyorum.Zira, Has'ın sohbetidir.onun için hakkı verilmelidir


CEVAP: Dedim ki:Ey dost,benim öbür adımı soruyorsun sana nasıl anlatayım ki anlayasın.O adımın sınırı ve çerçevesi yoktur.Binden mütecavizdir.Tamamı kendi hazinemde kilitli ve gizlidir.,ondan haber vermek doğru değildir.Zira üzerine Muhammed'in(sav)mührü vurulmuştur.Açılmasına,kimse cesaret etmeye kâdir değildir.O mühür,yine kendisi tarafından açılabilir.
Bir kere miftahı bana teslim olunmuştu.
"Oysa,göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır.(Münafıkun 7)ayetindeki "Hakk'ın hazineleri"bu sırdan kinayedir.Bu hazine insana verilmiştir.İnsan da olduğu için de ona"hazaini insaniyye"derler.on sekiz bin alem esma ve hey'et(suret)leriyle onda mevcuttur.Nice kişi bu insani hazinenin izahından aciz kalmıştır.Hal böyle iken Has İbrahim denilen fakir,o sırrı açıklamaya kâdir olabilir mi?
Bilmelisin ki bu hazine her insanda vardır.fakat her kes kendindeki bu sırdan haberdar değildir.
Her kim ki ,bu sırdan haberdar dır,o,Cenab-ı Hakk'ın sırlarının sahibidir.
Her kim ki bu sırdan haberdar değildir,o kişi sırra malik değildir.
Her kim ki ,bu mührün açılmasına teşebbüs ederse na-mahremler onu taşa tutarlar.
Halbuki aşık ,isimlerinin tamamını açıkça zikreder.ariflerde bu sözleri işitirler  ve gönülleri huzur bulur.Sözün manasını anlarlar.Hak aşıkının bu sözlerini,onlara düşmanlık edenler de işitirler amma,onlar anlayamazlar Bilmezler ki ne söyler!Eğer ne söylediğini bilselerdi,onu Mansur dan beter ederlerdi.fakat,neylesinler,bilmezler ve anlamazlar.Fakir hayli zamandır her halden(konuşan aşık ve anlamaya çalışan arif hallerinden)kurtulmuş durumdayım.(İBRAHİM HAS)

TASAVVUFİ SORULAR

SORU:Ey kişi ne adın sahibisin Hangi nam ile anılırsın.Hangi diyardansın?O diyarda sana kim derler ne lakap ile anılırsın o diyarda bulunan hep senin gibi midir? Orada senden başka kimse varmıdır?Yoksa o diyarda yalnız sen mi varsın? Bu illere hangi vesile ile düştün Bu diyara sefer edip gelmekten muradın nedir? Bu sefer nasıl bir seferdir? Bu seferin nereye kadar sürecektir. Sen bu ilde daim bu karar üzere misin Bu ilde mekanın ne mekandır? O mekan nerededir. Senin bu mekanda işin ne?
CEVAP:Ey dost! Gerçi sen benim adımı lakabımı hangi diyardan geldiğimi ve mekanımı sorup bilmek istiyorsun. Fakat sözlerin muamma gibi. Zira senin bu sözlerin diğer insanların sözlerine benzemiyor. Senin muradın bu sözlerin hakikatını anlamak olsa gerek. Madem ki sordun sorduğun kadar cevap vereyim Söyleyeceklerime iyi kulak ver:
"O diyarın adına "şehr-i 'ama"denilen bir diyardır."Lahut denizinden"ötede muhteşem bir şehirdir. Orada olanların hepsi birdir, birbirine benzerler. Şöyle ki, aralarında hiç fark yoktur.Orada bulunan yalnız olur, ondan başka kimse bulunmaz. Tek ve tenha hemen kendisidir. Yine, o diyardan bu yad ellere gelenler, oradan, sürgün, garip ve bi-çare gelirler. Buraya gelirken de o diyardaki adlarını bırakıp bir başka ad takınırlar. 
Onları bu aleme şunun için gönderirler:
İnsan denilen bu varlıkta, birbirinden ileri yedi iklim vardır. İnsanın bu aleme sefer edip gelmesi, yine bu yedi iklime sefer etmek içindir..Bu iklimlere sefer etmek ancak bu alemde olur. başka bir alemde olmaz. İnsandan başka bir mahluk bu yolculuktan haberdar değildir. Bu yolculuk insana mahsustur.. Bu iklimlere sefer eden, insanın sırrıdır. (sır makamıdır. Yedi iklim, yedi nefis mertebesidir)Şu cihetle ki zat tecellisinin insan sırrına talluku  vasıtasıyla hasıldır. Bu tecelli ve sırrın insana geçmesi söz konusudur."Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık"(Tin/4)buyurulan insan, bu insandır.Bu insan, kendisinin"sır"ile ilgisi yönüyle "ahseni takvimde"halk olunmuştur.Onun için bu insani sırra "tılı manevi"(mana çocuğu)derler. Bu iklimlere sefer ettiği için "salik-i hakiki"(hakiki yolcu)da denmektedir.Herkesin maksadı bu sırdır. ve bu sır ,ancak bu alemde ,yani insan vücudunda ortaya çıkar.
Ne var ki çoğu insan ,bu aleme hangi diyardan sürüldüğünü, bu nasuta (bedene)niçin geldiğini bilmez kendinden habersiz yürür gezer.
Fakat bu hakiki yolculuktan haberdar olanlar ,bu aleme niçin geldiklerini, burada misafir olarak bulunduklarını bilirler.
Diğer taraftan "ama"da ahsen-i takvim olan insanın mekanını ne mekandır diye sormak, lüzumsuzdur.. Eğer sen seni buldunsa, o mekan nasıl bir mekandır nerededir. bilirsin. Aşık, er, kendi diyarı(makam)ında ne adla veya lakapla anıldığını azıcık söylese, onu tekfir edip taşa tutarlardı. Bulunduğu makamda ona kim derler, söyleseydi, ateşte yakıp külünü rüzgara verirlerdi. amma, ne yapayım ki, sana bundan fazlasını söyleyemem!
Fakir, bu nasut aleminde her işten beriyim.hiç bir arzum da yok.ve her ülfetten azadeyim
Şimdi adım İbrahimdir ve mahlasıma da Has demişlerdir"(İbrahim Has hazretleri)