13 Aralık 2016 Salı

TASAVVUFİ SORULAR(İbrahim HÂS)

SORU:Derviş dedi.Ey HAS, hakikat denizinin dalgıcı olan kişiler o denizin mülazımlarındandır. Adetleri gevhere ermektir.Dalgıç olan o denizden beri olmuştur. yani o denizden ayrı değildir. Deniz, kendi kendi iledir.Dalgıçla ilgisi arızi/geçicidir.Denizin ona külli bir ilgisi yoktur.Deniz ebediyyen denizdir.Ona dalgıç olmak ,gevher içindir.Dalgıç ne zaman gevhere ulaşırsa ,sonsuz bir zevke erer.Derviş gevhere ulaştıktan sonra ona deniz gerekmez.Denizden murad gevherdir..Denizin vasfı gevher içindir.Bir insan, gevheri elde ettikten sonra beşeriyete geri dönse de ,gevher elinden gitmez.Bu durumda ayrılık denizine düşse, yani beşeriyete geri dönse de ,orada yüzmesi gerekmez.Bunun hikmeti nedir?
CEVAP: Dedim: Ey dost, ne söyliyeyim sözüm bilinmedi ki özüm bilinsin! Şimdi, bir hoş kulak ver ki anlayasın!
Bu “hakikat deryası” dediğim surette zannolunan derya gibi değildir.Bu bir gaybı manadır. Ona“derya”denmesi hakikatı örtmek içindir. Deryanın, hakikatı ifade etmesinin sebebi şudur: Derya bütün mümkünatı kaplamış ve kendisine gark etmiştir.Her bir mümkün mest ve hayran kendini onda yitirmiştir.Hiçbir varlık ondan ayrı ve gayrı değildir.Her biri kabiliyetleri kadar muhit olmuşlardır.Cenab-ı Hak,”Allah her şeyi kuşatıcıdır”(Nisa/108)buyurmuştur.Bu ayetin sırrı anlattığımız sırdır.Mevcudatın her biri o denizden bir damladır.Her bir katre de ,o deryadır.Bu ihata dan hiçbir şey dışarıda kalmamıştır.Her şey onda gark olmuştur.Bu ihata öyle bir şeydir ki ,zerre bile ondan kurtulamamıştır..Böyle olunca ,dalgıç nasıl kurtulur.Ayrıca bu derya öyle bir manadır ki  onun zuhuru kendisini sevgilinin mülkünde gösterir.Bu zuhur hiçbir şekilde vasfa ve bir yönüyle  de tabire gelmez.Bir büyük sırdır.
O derya nerededir?,onda dalgıç olan kimdir?ve gevher nedir bilirmisin?
Eğer deryayı zevk ile bilirsen ,dalgıçtan haberdarsın.Bu bir manadır.
Gevher elden çıkmaz, dediğin ne nesnedir?Gevher deryadır, derya da gevher iledir. Ve zevk dir .Beşeriyete gelmekle, zahirde hakikat halinden ayrılmak kaçınılmazdır.Hal içinde elbette beşeriyet zuhur eder. Zira, bu emir, hal ile  ve vicdani zevk iledir. Söz, zan ve beşeriyet ile değildir.Zevk haline gelmeden ,zanla  ve kıyasla anlaşılacağı sanılmamalıdır.Bu halin anlaşılması vicdani zevke ve hale muhtaçtır.
SORU:Derviş dedi: Ey HÂS,Rabbani vicdan ve zevk hakikatta ortaya çıkar.Bir kimsede bu hal varsa ,o kişi, onunladır.Öyle ki, ondan bir an ayrılmaz.Hak zevki, o kişinin mülküdür.Bu hale ulaşan kişi ,gerek beşeriyet ile olsun ,gerek mülkiyet ile olsun ,vicdani zevkten bir an bile ayrı değildir.Bu hal ebedidir.ondan ayrılmak mümkün olmaz.Her kim ki Hak zevkiyle zevklenmişse ,bu zevk onda yerleşmiştir.Onun nuru ,bu kişide daimidir.Asla yok olmaz..Bu nur onda bakidir.Onun bu nurdan başka bir arzusu yoktur.O arzusuna malik olmuştur ki ,bir an onsuz değildir.
Bütün bunlardan başka firak(ayrılık)tabiri ne tabirdir?Ayrılık hangi yönden olur ki tefrikin ,yani ayırt etmenin imkanı yoktur.Bütün bunlardan ne anlamamız gerekiyor.
CEVAP:Dedim.Ey Dost bu söylediğin sözlerin hepsi  ve buna benzer sözler ,söz erbabı yanında mütevatır(ağızdan ağıza nakledilen, yaygın)sözlerdir.Söz ile hale erişilmez.Onun için bu gibi sözlerin fakir için anlamı yoktur.
Aşık bu sözlerin hakikatının mecazilerinden zahiren uzak olması yönüyle rü’yetinin tekrarı arzusu ile ağlayıp inler ve kederlenir.Bu konuda, ayette:”Yakup: Ben sadece  gam ve kederimi Allah’a arz ediyorum.Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri  Allah tarafından biliyorum, dedi”(Yusuf 86)buyrulmuştur.Bunun sırrı aşıkın sırrında harfsiz ve sessiz berk vurur(parlar)ki tahammül etmek mümkün değildir.Bu hali ne yazarak ne de rumuz veya misalle dile getirmek kabil değildir.Böyle olunca ,Rabbani zevkten habersiz olanlar ,onu, hakikatı üzere anlamaya kadir olabilirler mi?
Bu sebeplerle ,dil arifleri, sözde kalmışlardır.
Aşık ,bazen”Rabbinin hükmüne sabret”(Tur/48)Kalem/48,İnsan /24)sırrının şerbetiyle sarhoş olup aklını yitirir; hayran ve viran bu sır ile kendini kaybeder. Yani, kendisi, kendinin olmaz; onun olur.Şöyle ki, aklı nefsi ve vücudu, mahv u fenada fena bulur.Eserinden hiç eser bulunmaz.
Bazende kendine gelip”Kim Allah’a güvenirse, O, ona yeter”(Tlak 65)sırrını, sırr-ı sultanide yok olmuş görür.Onun sırrından değil haber vermek, ima etmeye dahi imkan yoktur.Ehlinin malumudur.Anlatılan bir kısım aşıkın hali böyledir.
İnsanda bir hal olur ki ,ondan ses soluk çıkmaz, onun yaşadığı bu demleri ,aşk külhanında yanıp mahv olan bilir.Bu sırrı insandan başka bir mahluk bilemez.Bir insan fena-ender –fenada beka bulmuşsa ,işte bu insana”Hak sırrının Arifi”denir.

Mahvu fena bulmayan kişi ,bu sırra arif değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder