SORU:Derviş
dedi.Ey HAS, hakikat denizinin dalgıcı olan kişiler o denizin
mülazımlarındandır. Adetleri gevhere ermektir.Dalgıç olan o denizden beri
olmuştur. yani o denizden ayrı değildir. Deniz, kendi kendi iledir.Dalgıçla ilgisi
arızi/geçicidir.Denizin ona külli bir ilgisi yoktur.Deniz ebediyyen
denizdir.Ona dalgıç olmak ,gevher içindir.Dalgıç ne zaman gevhere ulaşırsa
,sonsuz bir zevke erer.Derviş gevhere ulaştıktan sonra ona deniz
gerekmez.Denizden murad gevherdir..Denizin vasfı gevher içindir.Bir
insan, gevheri elde ettikten sonra beşeriyete geri dönse de ,gevher elinden
gitmez.Bu durumda ayrılık denizine düşse, yani beşeriyete geri dönse de ,orada
yüzmesi gerekmez.Bunun hikmeti nedir?
CEVAP: Dedim: Ey
dost, ne söyliyeyim sözüm bilinmedi ki özüm bilinsin! Şimdi, bir hoş kulak ver ki
anlayasın!
Bu “hakikat
deryası” dediğim surette zannolunan derya gibi değildir.Bu bir gaybı manadır. Ona“derya”denmesi hakikatı örtmek içindir. Deryanın, hakikatı ifade
etmesinin sebebi şudur: Derya bütün mümkünatı kaplamış ve kendisine gark
etmiştir.Her bir mümkün mest ve hayran kendini onda yitirmiştir.Hiçbir varlık
ondan ayrı ve gayrı değildir.Her biri kabiliyetleri kadar muhit
olmuşlardır.Cenab-ı Hak,”Allah her şeyi kuşatıcıdır”(Nisa/108)buyurmuştur.Bu ayetin sırrı anlattığımız sırdır.Mevcudatın her biri o denizden bir
damladır.Her bir katre de ,o deryadır.Bu ihata dan hiçbir şey dışarıda
kalmamıştır.Her şey onda gark olmuştur.Bu ihata öyle bir şeydir ki ,zerre bile
ondan kurtulamamıştır..Böyle olunca ,dalgıç nasıl kurtulur.Ayrıca bu derya öyle
bir manadır ki onun zuhuru kendisini
sevgilinin mülkünde gösterir.Bu zuhur hiçbir şekilde vasfa ve bir yönüyle de tabire gelmez.Bir büyük sırdır.
O derya
nerededir?,onda dalgıç olan kimdir?ve gevher nedir bilirmisin?
Eğer deryayı
zevk ile bilirsen ,dalgıçtan haberdarsın.Bu bir manadır.
Gevher elden
çıkmaz, dediğin ne nesnedir?Gevher deryadır, derya da gevher iledir. Ve zevk dir .Beşeriyete
gelmekle, zahirde hakikat halinden ayrılmak kaçınılmazdır.Hal içinde elbette
beşeriyet zuhur eder. Zira, bu emir, hal ile
ve vicdani zevk iledir. Söz, zan ve beşeriyet ile değildir.Zevk haline
gelmeden ,zanla ve kıyasla anlaşılacağı
sanılmamalıdır.Bu halin anlaşılması vicdani zevke ve hale muhtaçtır.
SORU:Derviş
dedi: Ey HÂS,Rabbani vicdan ve zevk hakikatta ortaya çıkar.Bir kimsede bu hal
varsa ,o kişi, onunladır.Öyle ki, ondan bir an ayrılmaz.Hak zevki, o kişinin
mülküdür.Bu hale ulaşan kişi ,gerek beşeriyet ile olsun ,gerek mülkiyet ile
olsun ,vicdani zevkten bir an bile ayrı değildir.Bu hal ebedidir.ondan ayrılmak
mümkün olmaz.Her kim ki Hak zevkiyle zevklenmişse ,bu zevk onda
yerleşmiştir.Onun nuru ,bu kişide daimidir.Asla yok olmaz..Bu nur onda
bakidir.Onun bu nurdan başka bir arzusu yoktur.O arzusuna malik olmuştur ki
,bir an onsuz değildir.
Bütün bunlardan
başka firak(ayrılık)tabiri ne tabirdir?Ayrılık hangi yönden olur ki
tefrikin ,yani ayırt etmenin imkanı yoktur.Bütün bunlardan ne anlamamız
gerekiyor.
CEVAP:Dedim.Ey
Dost bu söylediğin sözlerin hepsi ve
buna benzer sözler ,söz erbabı yanında mütevatır(ağızdan ağıza
nakledilen, yaygın)sözlerdir.Söz ile hale erişilmez.Onun için bu gibi sözlerin
fakir için anlamı yoktur.
Aşık bu sözlerin
hakikatının mecazilerinden zahiren uzak olması yönüyle rü’yetinin tekrarı
arzusu ile ağlayıp inler ve kederlenir.Bu konuda, ayette:”Yakup: Ben sadece gam ve kederimi Allah’a arz ediyorum.Ve ben
sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah
tarafından biliyorum, dedi”(Yusuf 86)buyrulmuştur.Bunun sırrı aşıkın sırrında
harfsiz ve sessiz berk vurur(parlar)ki tahammül etmek mümkün değildir.Bu hali ne
yazarak ne de rumuz veya misalle dile getirmek kabil değildir.Böyle olunca
,Rabbani zevkten habersiz olanlar ,onu, hakikatı üzere anlamaya kadir
olabilirler mi?
Bu sebeplerle ,dil
arifleri, sözde kalmışlardır.
Aşık ,bazen”Rabbinin
hükmüne sabret”(Tur/48)Kalem/48,İnsan /24)sırrının şerbetiyle sarhoş olup
aklını yitirir; hayran ve viran bu sır ile kendini
kaybeder. Yani, kendisi, kendinin olmaz; onun olur.Şöyle ki, aklı nefsi ve
vücudu, mahv u fenada fena bulur.Eserinden hiç eser bulunmaz.
Bazende kendine
gelip”Kim Allah’a güvenirse, O, ona yeter”(Tlak 65)sırrını, sırr-ı sultanide yok
olmuş görür.Onun sırrından değil haber vermek, ima etmeye dahi imkan
yoktur.Ehlinin malumudur.Anlatılan bir kısım aşıkın hali böyledir.
İnsanda bir hal
olur ki ,ondan ses soluk çıkmaz, onun yaşadığı bu demleri ,aşk külhanında yanıp
mahv olan bilir.Bu sırrı insandan başka bir mahluk bilemez.Bir insan fena-ender
–fenada beka bulmuşsa ,işte bu insana”Hak sırrının Arifi”denir.
Mahvu fena
bulmayan kişi ,bu sırra arif değildir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder