Bulgarların Çatalca'ya kadar geldiği, top seslerinin İstanbul'dan duyulduğu günlerde padişah, düşmanın bertaraf edilmesine manevi vesile olsun diye zamanın ileri gelen şahsiyetlerinden 130 hocayı Karadeniz'den Akdeniz'e kadar yerleştirir. Ali Haydar Efendi de bir dervişle birlikte vazifeli olarak Terkos gölünün bulunduğu yere gönderilir. Sabaha kadar Kur'an-ı Kerim'deki 14 secde âyetini okuyup secdeye yatarlar. Ertesi gün Trabzon'dan gelen, yorgunluktan perişan durumdaki iki bin acemi asker hücuma geçer. Bulgarlar Edirne'ye kadar sürülür, on bin düşman öldürülür.
Yine Ali Haydar Efendi'nin tanıdıklarından Mülazım-ı Evvel Ahmet Efendi isminde bir subay Çanakkale Savaşı'na iştirak etmiştir. Ahmet Efendi'nin kumandasındaki birliğin ertesi gün kullanmak için adam başı 17'şer mermisi vardır ve şehadet ya da esaretten başka yol yoktur. Ahmet Efendi, son gecesini dua ve niyazla geçirir. Sabaha doğru yorgunluktan oturduğu yerde uyuyakalır. Rüyasında karşıki tepelerin üstünden iki pir, Ahmed Rufai Hazretleri ile Abdülkadir-i Geylani Hazretleri kolkola girmişler, askere yardıma gelmektedirler. Gelirken de şöyle söylemektedirler: "İzâ kaale'l abdü Yâ Rab, kaal'allâhü lebbeyk yâ abd / Kul Yâ Rab dediği zaman, Allah der ki, buyur ey kulum".
Ahmet Efendi sabah olur olmaz efradı toplayıp hali hazırdaki durumlarını ve gördüğü rüyayı anlatır. "Evlatlar, ben teslim olmam ama siz ne dersiniz, burada hepimizin akıbeti mevzubahis" diye sorar. Askerlerin cevabı, "İsterseniz o on yedişer mermiyi de vermeyin. Bize süngülerimiz yeter" olur. O gün yapılan vuruşmada Mehmetçikler muazzam bir başarı gösterirler. Savaşın neticesi de zaten zaferdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder