14 Nisan 2022 Perşembe

MUAVİYENİN AVANTAJ TELAKKİ ETTİĞİ HUSUSLAR

 Muaviye şöyle demiştir:"Ali'ye karşı üç durumla yardım gördüm:

1-Ali her şeyi açıktan yapan birisiydi; ben ise sırrını çok saklayan biriyim.

2-İhtilaf açısından en çetin ordunun başındaydı; ben ise, en itaatkar ve ihtilafı en az ordunun başındaydım.

3-Cemel ashabıyla karşılaştı; eğer onlara karşı zafer elde ederse , bunun onun gücünü zayıflatacağını, Cemel ashabı zafer kazanırsa , bunların bana karşı Ali'nin daha güçsüz olduklarını düşündüm"

13 Nisan 2022 Çarşamba

ALLAH NEDİR? SORUSUNUN CEVABI

 ALLAH, İNSANIN KAİNATA VE KENDİ ÜZERİNE HAKİMİYETİNİKABUL ETTİĞİ  VE İÇSEL BAĞLARLA KENDİSİNİ BAĞLI KABUL ETTİĞİ KUDRETİN ADIDIR.

bu tarifn unsurları tahlil edilince esaslı olarak onda iki inanışın bulunduğu görülür.Biri Allah'ın bütün kainata ve onu düşünen insanın kendi üzerine hakimiyet inancı, öbürü Allah ile insan arasında içsel yani ruhi bağların bulunabileceği inancıdır.

Kainattaki muhteşem nizam , bu nizamın bir kurucusunun varlığını zaruri kılar .Her akıl sahibi bu sonuca varır.Ancak kendi varlığımız üzerinde hakimiyeti kabl etmek varlığımızın iktidarını ortadan kaldıracağı için bu nefse güç gelir.  

DİNİ YAŞAYIŞ / AHLAKİ YAŞAYIŞ

 Dini yaşayış, daima kendisine paralel olarak evrimlenen başka cinsten bir yaşayış şekline tesir yapmaktadır.Bu yaşayış, ahlaki yaşayıştır.Dindar insanın iyi ahlak sahibi olması gerektiğine hepimiz inanırız.Peygamberleri ahlaki kemale örnek olarak tanıyoruz.Dini tecrübenin en ileri basamaklarına ulaşmış veliler ahlak dahileridir.Psikolojik tahliller, dini denemeyi bizzat kendinde yapan insanın, sadece bu denemeleri yapmakla, fenalık denilen ahlakı bozucu unsurdan sıyrılıp temizlendiğini ortaya koymaktadır.Ancak bir çok insanın dini egzersizleri yapmasına rağmen ahlak değerlerinden uzak yaşadıklarını etrafımızda görmekteyiz.bunun sebebi, taklitten ibaret dini terbiyenin gerçek din terbiyesi sanılarak uygulanması, dindar bir gurup ve meslek sınıfı yaratarak ahlaki değerleri gözden uzaklaştırmasıdır.Din için en büyük tehlike budur.Dini hareketleri meslek zarureti ile yapan insanlar , ekseriye bu ibadetlerin şekline, maddesine sahip oluyor , onun ruhunu kaybediyorlar.Bu şekillere olan fevkalade bağlılık onları ithamcı ve dar kafalı yapıyor.Böyle bir dini yaşayış ahlaka bir yol olamaz.Ancak polis rolünü oynayabilir.Doğrudan doğruya işlenen ayyaşlık, kumarbazlık,cinayet v.s gibi halleri önliyebilir.Araya vasıtalar ve örtüler konularak işlenebilen ahlaki rezaletlerin hiç birine mani olamaz.

İBADETSİZ DİN YOKTUR

 İbadet, dini gaye için zaruridir ve ibadetsiz din yoktur.Hiç ibadete başvurmayan insanın dindarlığı ise farazidir, hayaldir, gerçek olamaz.Paskal, "Dizüstü yere kapanınız ve dudaklarınızla dua ediniz" demektedir.İbadetsiz iman, beslenmeyen bir hayat unsuru gibi zayıflamaya, nihayet sönüp kaybolmaya mahkumdur.

PASCAL

 17.nci yüzyılda yaşayan ünlü fizikçi , fizikte dahiyane buluşlar nedeniyle şöhrete ulaştı.Bir müddet sonra o zamana kadar zamanını boş ve değersiz çalışmalarla ömrünü geçirmiş olduğunu söyleyerek , bütün varlığını insan ilmine verdi.İç alemin ilahi denemelerini yapmak ihtirası ile manastıra sığındı ve orada öldü.

Pascal, insan zekasıyla elde ettiği bilgilerin hakikatından şüphe ediyordu.Ona göre ilimler ve felsefe hep itibari, izafi görüşler ortaya koyuyor.Pirene dağlarının berisinde hakikat denen şeye, öte yanında hata deniliyor.Hududu teşkil eden nehrin beri yanında adam öldürene cani, hududun ötesindeki insanları öldürenlere kahraman deniliyor.İlim ve felsefe hakikatı tanıtamazlar.Hakikat ancak dinde bulunur.Zira din, izafi olmayan mutlak ve ebedi inançlar ortaya koymuştur.

Pascal'a göre üç türlü insan vardır; Birinciler hem Allah'ı bulmuşlar hem de O'na yaranırlar. İkinciler O'nu ararlar, lakin bulamazlar.Üçüncüler ise O'nu ne ararlar ne de bulurlar, öylece ömrünü geçirirler.Birinciler hem akıllı hem de bahtiyardırlar.Sonuncular hem akılsız hemde bedbahttırlar; ortada kalanlar ise akıllı fakat bedbaht insanlardır.Bütün değerimiz düşüncemizdedir.Kainatı tanıyan insan, bütün kainattan deha değerlidir.Çünkü onu tanımaktadır.Düşüncede ilahi bir hareket  vardır ki , o bütün düşüncelerden daha değerlidir.Bu hareket, merhamet hareketidir.Merhamet, ruhu Allah'la birleştiren ilahi kudrettir.Dini hayatın hareket noktası onda aranmalıdır.

12 Nisan 2022 Salı

Nezih UZEL-Gönlümüz Her An Sendedir Ya Rab

Gönlümüz her an sendedir ya Rab
Derdime derman sendedir ya Rab Rahat-ı canım cane (silah) cananım (sevgili) Sırr-ı pinhanım (gizli) sendedir ya Rab Aşıkın kâmı (arzusu), vuslat encamı (son, netice) Diller aramı (Gönül rahatı) sendedir ya Rab Aklı aradım bende bulmadım Şübhe kılmadım(şüphesiz) sendedir ya Rab Kalbi yitirdim, arayı geldim Muttali (bilgi sahibi oldum) oldum sendedir ya Rab NURİ biçare (çaresiz) oldu avare (başıboş) Yareye çare Sendedir ya Rab

GAZALİ:İHYA-YI ULUMUDDİN

 İmam Gazali hazretleri İslami ahkamın ihtiva ettiği psikolojik hakikatları ortaya koyan İhyayı Ulumiddin isimli meşhur eserini meydana getirmiştir.Bu kitapta ahiret yolunun ilmi iki bölüme ayrılıyor.Birine muamele ilmi, öbürüne Mükaşefe ilmi deniliyor.Muamele ilmi Ahlaktır.Gazali , onu da dört rub'a(çeyreğe) ayırıyor.

1.İbadet rub'unda namaz, oruç, hac ve zekatın esrarı ile zikir, tesbih ve duadan, Kuran okumanın adabından bahsedilmektedir.

2.Adat rub'unda içtimai adab ve terbiye kaideleri anlatılmaktadır.

3.Münciyat rub'u , iyi huyları ortaya koyuyor.

4.Mühlikat rub'u , kötü huyları, sebeblerini ve tedavilerini gösterir.

Mükaşefe ilmine gelince FAzali onun kitaplara yazılamayacağını söylüyor ve şöyle tarif ediyor:"Sıfatı mezmumesinden tathir ve tezkiyesi anında kalpte zari olan bir nurdan ibarettir".Bu nura sahip olan kimse o zamana kadar kendisine bahsedilen  ve kendisinin de bir mevhume halinde kabul ettiği melek, şeytan, vahiy, nübüvvet, cennet,cehennem,Allah'a yakınlık gibi... halleri, o nurun sayesinde bilir.Gazalinin el-Munkızu mine'd-Dalal isimli eserinde ise , sapkınlıktan kurtulmanın yolu anlatılmaktadır.

BÜYÜK DOSTLA DOST OLABİLMEK

 Büyük dost ile dost olabilmenin şartı ferağattır; fena dünyasından geçmek, ahiretten geçmek, varlığından geçmek. Tam ferağat yolu ile ruh, nefis ve şehvet bağlarından sıyrılınca insan Allah'a yaklaşır. İlahi ruh o insana girer.Artık o adamın her hareketi Allah'ın hareketi, her emri Allah'ın emri olur.

Yunus Emre hazretleri bu hal için şöyle buyurmuştur:

Ol Kadir-i kün feyekun, lütf edici Sübhan benem /Kesmeden rızkın veren cümlelere Sultan benem           Nutfeden Adem yaratan yumurtadan kuş türeten /Kudret dilini söyleten zikreyleten Sübhan benem.

Hem batınem hem zahirem/ hem evvelem hem ahirem/Bu cümlesini yaratıp tertip eden Yezdan benem     Yoktur anda tercüman andaki iş bana ayan/Br bir adı vardır Yunus ol sahib/i Kuran benem.


11 Nisan 2022 Pazartesi

RUM GENCİ

 Hz.Mevlana yolunun üzerinde kurulan bir darağacı altında bekleyen bir rum gencinin üzerine giydiği feracesini çıkartıp atıyor.Cellatlar Hz.Pirin himayesine aldığını belirten bu işaret karşısında genci asmayıp makama durumu arz ediyor.Makam genci affedip serbest bırakıyor.Asılmaktan kurtulan bu Rum gencinin adı Süryanüs imiş.Doğru Hz.Mevlananın yanına gidiyor,Hz:Mevlana onun süryanüs adına Alaaddin ekliyor.Mevlana'nın elinde varlık bilgisini hal ve görgü ile kavrayan Süryanos, bir müddet sonra taşkın sözler söylemeye başlıyor.Mevlana'ya 'Tanrı' diyor."Neden böyle diyorsun" diyenlere "Ne yapayım,Tanrılıktan daha üstün bir makam yok, olsaydı Mevlana'ya o makamın adını verirdim".Bu sözlerden dolayı Süryanos mahkemeye ,"şeriata aykırı şeyler söylemekten" çıkartılıyor.Hakimler soruyor:"Sen Mevlana'ya 'Tanrı' demişsin" diye soruyorlar.Süryanos:"Haşa, ben Mevlana'ya böyle manasız bir söylemedim.Ben Mevlana'ya Tanrıyı yaratandır dedim".Mahkeme heyeti şaşkınlık içinde iken rum genci devam ediyor:"Evet, küfür,iman Tanrı'nın elinde.Ölümle hayat da öyle.Ben kafirdim bana iman verdi.Ben ölüydüm o beni diriltti.Fakat ben kuldum, beni Tanrı yaptıTanrı benim, o Tanrı'yı yaratandır".Mahkeme bu adam meczuptur, aklı başında olmayana teklif ve mesuliyet terettüp etmez deyip, bir daha böyle konuşmamasını tembih ederek serbest bırakırlar.Süryanos olayı Mevlana'ya anlatınca ,Hz.Pir buyurur ki:"Kadıya diyecektin ki:Yazıklar olsun sana, eğer sen de Tanrı olmadıysan.Beni sana sorana de ki:Onu ne duyabilirsin, ne de görebilirsin.On batman ekmeği taşımak kolaydır ama bir batman ekmeği yemek güç.Bu alimler ekmek taşıyana benzerler, ne bilsinler ki ekmek nasıl yenir?"

İNSAN ARIYORUM

Mevlana efendimiz anlatır:"Bir gece vakti evimden dışarı çıktım.Kırlarda geziyorum.Bir adamcağız elinde fenerle dolaşmakta idi.'Bu gece karanlığında ne arıyorsun?' diye sordum.adam 'İnsan arıyorum' diye cevap verdi.'Yazık' dedim.'Boşuna yoruluyorsun.Ben yurdumu terk ettim, de yine bulamadım onu.Git evine , yat, rahatına bak.Nafile arıyorsun,onu hiçbir yerde bulamayacaksın'.Adamcağız acı acı baktı;'Ben de biliyorum bulamayacağımı.Ama yine de aramaktan zevk alıyorum, bana dokunma'

Allah'da böyle aranır.O'nu aramaktan doyulmaz, vazgeçilmez.

TASAVVUFUN MERHALELERİ

Tasavvufun, insan olan varlığımızdan çıkartıp,Allah'a yaklaştıran ,bazılarının tabiri ile Allah'la birleştiren hareketleri,üç safhadan geçmek suretiyle yapılmaktadır.

BRİNCİSİ, hazırlık safhasıdır.Bu tasavvufun riyazet ve ferağat devresidir.Allah yolcusu , bu hazırlanmada terk veya inkar basamaklarını atlayacaktır.Kendinde dünya yükü diye ne varsa hepsini birer birer ve şuurlu bir teslimiyetle terkedecektir.Terk hali, onun ruhunda  önce bir istek, bir iştiyak, bir irade halinde parlar.Bu aşkın ilk hamlesi servetten ve devletten geçme şevki ile kanatlanmaktır.Mal ve mevki hırslarını ve bu varlıklarının ağır yükünü  kirlerden temizlenir gibi kendinden atar,uzaklaştırır.

Sonraki basamak  evladdan ve irşaddan vazgeçme hali gerçekleşir.Evladdan geçmek bir gönül yakısı, irşaddan vazgeçmek ise akıl yakısı.Onları yaralarına yapıştırır ve çeker,koparır.Böylelikle şifa bulur.Evlad Allah'ındır.İrşad ise bütün kibirlerin hamalı olan zavallı aklın herzeleri

Daha sonra duygulardan temizlenme gelir.Bu hal, bir nevi mahiyet değiştirmedir.Bizim sevindiğimize o sevinmez.Bizi yakan acılarla yanmaz.Bu terk mertebesinin zirvesidir ve bu zirvede kanatlanmak için bekleyiş başlar.

İKİNCİ SAFHA VECD,İSTİĞRAK tır.Dünya hevesinden ve varlık vehminden boşalan bu kab Allah'ın emrine girebilir.Taşıdığı safrayı atan ruhta vecd denilen ruhun baş dönmesi başlar.İstiğrak denilen aşırı vecd hali , dervişin miracıdır.Bu fırtınalı bir ortamdır."Enel Hakk" sesi burada çıkar.Vecd gayeye götüren bir geçittir.

Tasavvufun üçüncü ve son merhalesi huzur safhasıdır.Dervişi huzur mertebesine uçuran vecd kanadıdır.Mutasavvıfların vecd derecesini terennümleri ile bilmek mümkün iken huzur mertebesini bimemize imkan yoktur.Mahrem bölgeye yabancı asla giremez.

VAHDET-İ VÜCUD

 Vahdet-i vücud , yaşanan bir haldir.Fikir halinde anlatılmaz.İkna ve isbatı kabil değildir.Karşı tezi olan bir davada zannedilmemelidir.O, aşkın insanı alıp götürdüğü dünyalarda keşfolunan bir sırdır.O hali yaşamayanlara anlatılması kabil olmadığı gibi , yaşayanın bu halini red ve inkar etmek de kabil değildir.Aklın şüphesi var, aşkın şüphesi yoktur.Yerin altında defineler saklı, gökler sonsuzluğun kabristanı değilmidir? Fani varlığımız gibi aklımız da fani ve acizdir.Varsın zahir üleması onu itham ve inkar eylesin.Onlara Mevlana cevap veriyor:"Bizim Mesnevimiz vahdet dükkanıdır.Onda Bir'den başka ne görürsen puttur.

MEVLANA VE EFLATUN

 Hz.Mevlana Efendimizden çok önce yaşamış olan Eflatun ile Hz.Mevlana efendimizin ifade  ettikleri aynı gerçekler vardır. Çünkü hakikatler hep aynıdır.Hakikat boyutuna yükselmiş erenler, aynı şeyleri ifade ederler.Nasılki şeker dünyanın neresinde olursa olsun, yahut imal edildiği tüm zamanlarda tadı aynıdır:Tatlı..Erenlerin ifade ettikleri hakikatlarda aynıdır. 

Eflatun'a göre ruh , dünyaya gelmezden önce ezel bezminde Allah'la yaşıyordu.O'ndan ayrılmamıştı.Sonra deryadan kopan bir damla halinde Allah'dan ayrılarak bu gölgeler dünyasına düştü.Ten kafesine girdi.Burada bir gölgenin mahpusudur.Ten kafesine hapsedilmiş olan can kuşu ondan çıkmak , kurtulmak ve aslı olan Allah'a kavuşmak için feryat edip çırpınmaktadır.Aynı feryadı Mevlana'dan dinliyoruz:"Ben neredeyim.Hapishane neredeBen kimin malını çaldım ki bu beden zindanına hapsedildim?"Ancak ölümle ruh bu beden zindanından kurtularak aslı olan Allah'a ulaşacaktır."Öldüğüm gün tabutum giderken bende bu cihan derdi var sanma.Cenazemin götürüldüğünü görünce 'ayrılık, ayrılık'deme.Ölüm günüm benim sevgiliye kavuşma günüdür"

"Ey yaprak , elbette bir kuvvet buldun da dalını yarıp çıktın.Ne yaptın da zindandan kurtuldun? Söyle, söyle, biz de hapisten kurtulmak için senin yaptığını yapalım"

İMAM RABBANİ -İBNA ARABİ ZITLIĞI

 İmam Rabbani, ismiyle maruf Ahmed-i Serhendi, Mektubat isimli kitabında İbna arabi hazretlerinin vahdet-i vücud görüşüne şiddetli karşı çıktı.Şeyh-i Ekber'in tamamen aksine olarak İmam Rabbaniye göre eşyada asıl olan yokluktur.Yalnız Allah vardır ve Allah'dan başka bir şey yoktur.Benim varlığım, aynada görülen hayalden farksızdır.Şeyhi Ekber'in mesleğini tamamen ret için ortaya konulan bu görüş, neticede onunla birleşmektedir.Zira, Şeyh-i Ekber Allah ve Kainat ikiliğini ortadan kaldırarak varlığı bire icra ediyordu.İmam Rabbani de eşyayı hayal ile vehme icra etmekle gerçek varlık olarak yalnız Allah'ı kabul ediyor ve neticede varlık yine bire icra edilmiş oluyor.Vahdet-i vücud, bu neticeden zaruret halinde doğmaktadır

10 Nisan 2022 Pazar

VAHDET-İ VÜCUD SÖYLEMLERİ

 İslam Mutasavvıfları içinde vahdet-i vücuda inananlar ,Beyazid-i bestami,Hallac-ı mansur, Nesimi, niyazi mısri, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi, muhyiddin-i Arabi, Sadreddin Konevi, Mevlana Celaleddin Rumi,Yunus emre 'dir.

Vahdet-i vücud , Allah ile kainatın bir ve aynı cevher olduğunu kabul eden görüştür.

İbni Arabi hazretlerinin Füsusül Hikem de geçer:"

"Bizden nasıl vaz geçebilir?Ben O'na müsaade eder ve zuhur alanına çıkarırım", Hafız Şirazi bu nükteyi şöyle ifade eder:"Maşukun gölgesi aşıka düştüyse ne oldu? Biz O'na muhtaç idik, O da bize müştak"."Bir vakit gelir ki kul şüphesiz Rab olur.Başka bir vakitte iftirasız kulluk derekesine iner.

Mevlana bu mertebeye işaretle diyor ki:"Demir nasıl ateşe girince ondan farksız olur ve 'ben ateşim ' derse , ilahi tecelliye uğrayan kul da kendi benliğinden geçmş olduğu halde ' ben Hakkım' der"

"Sen kulsun ve sen Tanrı'sın; kulluğun , kimin kulu olduğunu bildiğin içindir"."Sen Tanrı'sın ve kulsun; çünkü sözleşmenle kendini Tanrı'ya bağladın."

"Kainatın hepsi Hakdır ve O,benim ve O'nun varlığı ile ayakta duran tek bir varlıktır.Bunun için O gıdadır, bizde O'nunla geçinen yiyicileriz"

"Benim vücudum O'nun gıdasıdır., biz de O'nunla yanyana ve karşı karşıyayız.Şu halde sen bir yönden düşünürsen benim sığınmam O'ndan O'nadır"

"Eğer O olmasaydı veya biz olmasaydık olan şeyler olmazdı"

"Her şey O'ndan başladı ve O'na dönüyor.Herşey Allah'a rücu ediyor", meallerindeki ayetlerden Şeyh-i Ekber şu neticeyi çıkartıyor:"Madem ki her şey Hakk'ın tecellisidir ve değişik tecellilerin toplamı olan çeşitli varlıklar yine O'na dönecek , O tek varlıkta yerleşecektir;şu halde bunlar Hakkın gayri değildir.Çünkü vücud birdir.O halde bunlar da hakk'ın aynı olurlar"

Mevlana bu birliği şöyle anlatıyor:"Kah Kaf dağı, kah Anka olursun.Kah güneş,kah derya olursun.Halbuki sen kendi zatında ne osun , ne de bu .Ey vehimlerden , hayallerden yüce tanrı;ey çoklardan çok olan tek Varlık"

9 Nisan 2022 Cumartesi

İLBER ORTAYLI

 İlber Ortaylı'ya göre bundan 50 yıl sonra tarih: Ne devlet, ne ekonomi, ne de yönetim bilgisi olan bir adamın, çevresine topladığı şakşakçılar  ile oynadığı Osmanlıcılık oyunu ve saraylarda yaşama sevdasının  bir memleketi nasıl batırdığını ve bir halkın bunu nasıl seyrettiğini yazacak."

Hoca, çok ileri bir tarih vermiş.Ancak bu anlattıkları üç beş sene içinde yaşanacak.Aynı gemideyiz ve gemi hızla su almakta.Dua edelim ki gemi karaya otursun da geriye bir ümit kalsın. 

İSLAM MİSTİSİZMİ:TASAVVUF

 İslam mistisizm'i Tasavvuftur.Mistisizm, dinin içsel yaşayışı,deneyimidir.Bir nevi dinin temelidir.İslam Tasavvufu , Kur'an dan kalp ilmini çıkaran felsefedir.İlahi Varlığa iştirak denemesini yaparak ahlaklanma yoludur.İlahi tecrübeyi kalp yolundan geçerek yapmak,İslamın gerçeğini yaşamaktır.İslamiyetçi Louis Massignon  HALLACIN İHTİRASI isimlikitabında "İnsan ruhi ile kendi yaratıcısı arasında birleşmenin Kur'an ın ruhuna yabancı olmadığı nı" söylüyor.Gazali'yi takip ederek o da "Peygamberin başlangıçta Hira dağında yalnız dolaşan , birleşmek arzularının vecdi içinde yaşayan Allah'ın ihtiraslı bir aşıkı" olduğunu kabul etmektedir.İslam da şeriatı,yani müminin hareketini dışarıdan idare eden kanunu , ferdin içsel denemesine üstün tutanlara şeriatçılar denildi.  Bunlar dini hayat olarak değil , kanun ve disiplin olarak aldılar; ferdi yapan hamura hiç dokunmadılar. Mutasavvıflar için şeriatı inkar meselesi yoktu.Sadece onun , kabuğu teşkil ettiğini  ve dinin özünün içsel deneme ile yaşandığını kabul ettiler. Tasavvufun diliyle "Kal ehli" olanların hal ehli olan mutasavvıfları anlaması imkansızdı.Çünkü tasavvuf tecrübesi, bu tecrübeyi yapmayanların anlayışına kapalı bir sahadır.Şeriat Uleması , tasavvufun cehalet eseri  ve bidat olduğunu iddia edebilir.İlahi tecrübeye yabancı olanların onu itham etmeleri tabi karşılanmalıdır.

Tasavvufla şeriat , dinde iki ayrı yol değildir.Tasavvuf dinin özü ,çekirdeği, şeriatsa o meyveyi muhafaza eden kabuğudur.

İslam tasavvufunun başlangıcında  sofilik vardır.Sofilikten gaye , ahlaki temizlenmedir. bu temizlenme pratiği  yapıla yapıla sonunda ilahi birleşmeye varıldığı görüldü.Ahlaki temizlenme başlangıçta yalnız başına gaye idi.zamanla evrimleme  sonucunda ilahi birleşme gaye haline geldi.İnsanı kendi varlığının kemaline ulaşabilmek için kendisine lütfedilenleri başkalarına itmek zorundadır.Allah , hayat nimetlerini bizlere bağışlayan iktidara nasıl sahipse , mutasavvıf da onları başkalarına bağışlayabilecek iradeyi kendinde bulan bir atlettir.Tasavvuf ehlinin tuttuğu riyazet yolu gerçek bir atletizmdir. 

HIRISTİYANLIKTAKİ MİSTİSİZM

 Tasavvuf bir din yolumudur, yoksa bir felsefe midir? İslam tasavvufunun benzerine Hırıstiyan mistisizminde rastladığmız gibi, daha önceki dinlerde de mistik davranışlar görülmüştür. 

Hırıstiyan dininde Rahip Jean de la Croix ve rahibe Teresa gibi büyük hırıstiyan mistiklerinin takip ettikleri metod müşahhas ve yaşanmış deneydir.Bu deney, şu safhalardan geçer: Önce ilahi lütuf beklenir.Sonra sözlü ve içsel dualar yapılır.Bunu ahlaki temizlenme yolunu açan riyazetler takip eder.Nihayet iç buhranlar yaşanır.Sonunda benlikten sıyrılma gerçekleşir.Birinci safhanın bu olayları yaşandıktan sonra ikinci safha olan temaşa başlar.Bununda basamakları vardır.İlk basamakta duygular dünyasının temaşası yapılır.Sonra hayal dünyasının temaşası olur.Sonunda da ideal aleminin temaşasına ulaşılır.Temaşa halinde görünüşte fakirleştiren , gerçekte ise iç dünyayı zenginleştiren basitleşme hali meydana gelir.Temaşadan vecd yoluyla birleşme haline geçilir.Vecd, duygularla tanınan her şeyin inkarı ile şuuda aşkın yani şuurüstü bir takım hallerin sentezinin yaşanmasıdır.Mistik deneme , ilahi birleşme ile tamamlanır.

MEVLANA'YA KARŞI OLANLAR

 Hz.Pir mevlana eendimize karşı çıkan insanları tahlil ettiğimizde bir kısmı onu İslam dairesinin dışına çıkarıp bütün dinlere mal ederek bir müslüman olduğunu inkar ediyorlar.Bunlar ne dini, ne Tasavvufu ne de islam'ı bilmeyenlerdir.Çünkü bunlar dini zümrecilik, tasavvufu kitapsızlık ve kaidesizlik, İslam'ı ise ruhun samimi yaşayışına karşı gelen bir nevi saf doğmatizm telakki edenlerdir.

Bir diğer görüş sahipleri ise Hz.Pir'in İslam camiasından olduğunu reddenlerdir.Bunların zannı Allah katında dindarlık sadece katı kaidelere uymaktan ibarettir.Bunların Allah ile alışverişleri sayı ve hesaplardır.İbadetlerini sayıp ölçerek yaparlar , karşılığını da tartarak alırlar.Cennet mirasına haristirler.Kendi içlerine bir nebze bakmazlar.Bunlar aşk düşmadırlar.Ruhu muhafaza ettiklerini sanırlar velakin ruhu ayaklar altında ezerler.Duygusuz zahitler.Alacaklının karşısında borçlu bir uluhiyet anlayışına sahip olanlar.Namaz'borç, Oruc7a borç,Hacca borç,zekat'a borç olarak bakıp ahirette büyük bir mirasa konmak isteyenlerdir.Aşkı zerrece tatmadan Allah'ı tanıdığını söyleyen mürailer.  

ŞAMANLAR

 Şamanizm çok Tanrıcı bir dindir.Şamanlar aynı zamanda sihirbazdırlar  ve şarkı söyleyip dans ederek halkı eğlendirirler.Şaman ayinleri ekseriye uzvi ve hayati yapıya haz sağlayıcı, cinsi sapıklıklarla karışık kendinden geçme ayinleridir.İslam sihre karşıdır.Sihri küfür sayar.Sihirbaz Allah'ın yahut kutsal kuvvetin yaptığını yapabilmek iddiasında olan insandır.İslam'da ibadet fani varlıktan geçip Allah'a yakınlaşmak içindir.

CEMAL KAŞIKCI DOSYASI

 Gazeteci Cemal kaşıkcı'ya ait dosya Suudi Arabistan7a devredildi.Ülkemiz Suudların işlediği bu cinayeti aydınlatacak gayret içine girmiş, faillerini tespit etmiş,tüm dünyayı bu cinayetten haberdar etmişti.Suuda karşı en sert açıklamayı Türkiye yapmıştı.Ve bir gazetecinin kanı yerde iken,bir el devreye girdi ve dosya devredildi.Maddi güç devrede idi. Adalet duygusu bir kez daha parçalandı.Parçalanan kırıntılar bir mana ifade etmiyor artık. Umumi bir sükut hakim. Bugün, korkudan bu husus dile getirilmeyebilir.Ancak yarın, bu hususu dile getirecek ülkelere asla cevap veremiyeceğiz.Hakk'ı yeryüzüne galip kılma iddiasında olanlardaki sessizlik  ve ülkenin geldiği durum:Ohan Gencebay şarkısı:"Batsın bu dünya"...

Batacak ta.Bu devir değişecek.ve Gelecek olan hesap soracak..Ne diyelim;hesabı olanlar versin hesabını.

8 Nisan 2022 Cuma

MEVLANA İNSANI MERKEZ ALMIŞTIR.

 Bu başlığı izah etmeden önce Hz.Mevlana'nın varlık fikrini bilmek gerekir.Panteizm veya vahdet-i vücud denilen bu görüş:Allah ve kainat aynı cevherin iki türlü görünüşüdür.Hakikatte bunlar birdir. Kainat Allah'dan başka bir şey değildir. Kalp gözü açık olan arif , eşyada Allah'ı görür. Akil, Allah'dan başka Allah ararken arif, Allah'la kalb kalbe beraberdir.Herşey birlikte O'ndandır.Ve O'nda yaşamanın zevkini tatmıştır."Enel hakk" sırrına ermiştir.Allah'sız yaşayan akıl. ilahi sırrı bilmeye heveslidir.O'na yabancı yaşadığı halde ibadette hayat aramaktadır.O'ndan başka cevher taşımadığı halde, O'nu aramaktadır. Akıl için karanlıkla ve ızdırapla dolu dünyamız,arif gözünde aşk ile sürurun , vecd ile neşvenin, her an bir yeni yaratıcı tecellinin kaynaştığı, mest edici hakikat güneşinin gözleri kamaştırdığı ilahi temaşa sahnesidir.

Dünyamız her an değişmekte  ve yenileşmektedir.Her an yeniden yaratılmaktadır.Kainatta değişmenin gayesi bir devri daimdir.Bunda hareket noktası gibi gaye de Allah'dır.İlahi varlıktan aşağı doğru inen basamaklar , bu değişmenin menzilleridir.Sonradan tekrar geriye gidişle , hemde dünya hayatında , Allah'a varılmaktadır.Asıl gaye Allah'dan varlıklara iniş değil, varlıklardan Allah'a yükseliştir..Bu devridaim şöyle oluyor:İptidada yalnız Allah vardı.O'ndan unsurlar peyda oldu.Unsurlardan cansızlar çıktı,cansızlardan bitkiler,hayvanlar ve insan çıktı.

Allah'dan unsurlara doğru inişin mahsulü olan insan , bu hali ile düşmüş varlıktır.Eflatunculuğun deyimi ile "gökleri hatırlayan düşmüş bir Allah'dır".İnsanın diğer varlıklar arasındaki imtiyazlı durumu , aklın saltanatı ile bezenmiş olmasıdır.Aklın fonksiyonu ise onu aşkın hududuna kadar götürmesidir.Akıl temeli tanıtır ordan öteye gidemez.Akıl bizi aşka teslim eder, aşk ile Allah' la birleştirir.Böyle unsurlardan Allah'a götürücü devri hareket yine Allah'ta tamamlanır.Bizatihi var olan uluhiyet kendini tanır,hikmetini yaşar, zira insan kainatın hikmetidir, vücudunun sebebidir.

İnsanlığın üstün vasfı herkeste görülmez.Müstesna fertlerde, insanlık sırrına ermiş olanlarda bulunur.Geri kalan halk , ne kadar insan diye anılsa da gerçekten insanlık vasıflarına sahip değildir.Halkın hali bütün sefaletler ve bütün bayağılıktadır.

Mevlana anlatırken , hayvanları misal olarak kullanır ve bu hayvanlarla anlatılmak istenen hayvaniyet derecesinde kalmış insanlardır.

İnsan kainatın kalbidir.Varlık  ona sığınmıştır.O olmasa hiçbir şey olmayacaktı.Hakikat onun varlığı sayesinde vardır.Allah'da varlığının sırrına eren insanla beraber vardır.Varlığı Allah'dan ibaret gören ve insanı varlıklar arasında mümtaz mevkiye yükselten bu vahdet-i vücudcu görüş ,Hz.Mevlana'nın felsefesidir.

İSLAM DİNİNİN GERÇEK ANLAYIŞI HZ.MEVLANA'DADIR.

İlim ve ahlakın kaynağı dindir. Hz.Mevlana'da  İslam dininin gerçek ve içten anlayışı hakimdir.Hz.Pir bize islam dininin statik olan kalıp tarafını değil, dinamik olan özünü tanıtmıştır.Onda ruhun gayesi olan hürriyet, kalıpları kırıp Allah'a götüren en doğru yolu kendi içinde bulmaktır.Kayıtlardan kurtulan tam manasıyla hür adam,onun aradığı ideal insandır.Din yayımında, ahlak dersinde,çocuk terbiyesinde Mevlana kültürü en sağlam temel olacaktır.

AHLAKIN ÜÇ ESASI

 Kur'an ile tanıtılan islam ahlakının üç esası Hürmet,Merhamet,hizmetdir.Bu üç ayaklı kaideye tutunan hemde onlara bağlanan Sabır, şükür,af gibi destekler vardır.Bu ahlak kaideleri imanımızın asıl şartlarıdır.

Ahlak ilk dinle insanlığa sunulmuş İslamiyetle kemaline ulaşmıştır.

Ahlakın bu üç kaidesi bugünkü cemiyetimizde ne kadar vardır?

Cemaatin içinde Hürmet davası diye bir kavram yoktur.İnsanlar, fırsat buldukça birbirlerini boğazlamaktadır.Halkın kanunlara ve ulul emre itaatı kalmadığı gibi ulul emr yerinde duranlar halka ve hakka hürmeti tanımıyorlar.

Bugünkü cemiyetimizde merhamet var mıdır?Kudüsü ele geçiren haçlılar tüm müslümanları kılıçtan geçirdiler.Birsene sonra tekrar Kudüs'ü fetheden Selahaddin Eyyubi bir tek Hırıstiyanın burnunu dahi kanatmamıştır.Bu merhamet örneğini sergileyenler pek azdır.

Bugünün müslüman cemiyetinde hizmet varmıdır? Allah'ın kullarına hizmet yarışı kazanılmadan Allah'a yaranmak kabil olmaz.Bugünün müslümanı ,teknolojinin getirdiği nimetlere kavuşmak için birbirlerini yeme yarışındadır.

HİZMET

Abdülaziz Bekkine hazretleri buyurmuştur:

"Herşeyde olduğu gibi Hakk'a kulluğun da bir şekli ve sureti, bir de ruhu ve manası vardır.Hakka kulluğun ruhu ve manası , kendisine layık olduğu mevkiini teslim ettirebilecek derecede Hakkı tanımaktır ki , buna iman deriz.Şekil ve suretine gelince; o da Hakk'ın emrine uyarak , kendisi de dahil olmak üzere bütün halkına hizmet etmekten ibarettir ki , buna da ubudiyet veya ibadet deriz. Hakikatte Hakkın çehresi bize kendi çehremizden daha yakın ve daya ayandır.Onu biz olanca açıklığıyla göremiyorsak bunun, bizim görüşümüzün lüzumu kadar aydınlanmadığından ileri geldiğini bilmeli ve kabul etmeliyiz.Ve bu kusurumuzdan meyus da olamayız.Çünkü Cenab-ı Hakk bu eksikliğimizi doldurmak için hizmet ve ibadeti bize vesile etmiştir.Biz hizmet ve ibadetle Hakkın nuruna , hakikat güneşine kavuşabilir ve ona karşı icab eden kulluk ve hizmet borcumuzu da layıkıyla anlamış olabiliriz.Hülasa ,Hakka kulluk için halka hizmet yol olduğu gibi ,Hakkı bilen için de halka hizmet borç olmuştur."

Müminin bütün hayatı , halka hizmet hayatıdır.  

RAMAZAN MESAJLARINDAN

 Ramazan;Evde 20 tabaktan oluşan iftar yemeğine 'Peygamberimizin sünneti' diye hurmayla başlamak değildir.

Ramazan;Kişi başı 1000 liralık menüsüyle boğazı gören bilmem ne yalısından bozma 'İslamî' kafenin ışıltılı mescidinde karnına kramplar girerek kılınan akşam namazı da değildir.

Çünkü Ramazan;Bir köyü doyuracak kadar yemek yedikten sonra namazda zorlanmamak için içilen maden suyu da değildir. 

Zira Ramazan;Gündüz aç kalmanın akşam intikamını almak hiç değildir.

Ramazan;Akşama kadar her kalbi kırıp, her hakka girdikten sonra, iftardan az önce Nihavend Makamında İlahiler dinlediğiniz için tüm günahlarınızın bakiyeden otomatik silindiği bir ay da değildir.

Ramazan;Şaban ayında 1.5 milyon liralık jip alıp 'Kuzum bu sene zekat veremeyeceğiz biraz borca girdik de...' diye durumu kurtarabileceğiniz bir ay hiç değildir. 

Ramazan;Akşama kadar 80 milyonun hatta 15 günlük kedi yavrularının dahi hakkını yedikten sonra,  “iftardan sonra güllaç torbasındaki kırıntıları da balkona dökelim inşallah sevaptır'' dediğiniz için ahirette sorgu sualde size torpil sağlayacak bir ay değildir. 

Çünkü Ramazan;Farklılığını güllaç torbasından alan bir ay değildir.

Ramazan;Ramazan şerbeti değil, Hacivat-Karagöz oyunları değil, Hz Yusuf dizisi değil, Oruç Baba türbesi önünden son 2 dakika yayına giren uhrevî bir alem hiç değildir.

Ramazan;11 ay boyunca 'Aç mısın, bir ihtiyacın var mı?' diye sormadığın bir adama 'Oruç musun?' diye sormak sorgulamak değildir. 

Ramazan;Mahallede 1 ay boyunca oruç tutmayanları değil 12 ay boyunca aç kalanları araştırıp bulmanızı öğreten bir aydır.

Ramazan;İnstagram'da iftar storileri değil, fakir fukara ile ekmeğini paylaşmaktır. İhtiyaçlarını alamadığı çocuğunun gözüne bakan gariban babanın yüzünü güldürmektir. Kapısının önüne zarf koyup kaybolmaktır.

Ramazan; Son birkaç yılda Karun gibi zengin olmuşlarla özel hoca tutup önce bol çeşitli iftar ve akabinde hatimle teravih kılacağız demek değil, uzun yıllardır kıt kanaat yaşamaktan sefaleti kanıksamış bir garibanla ezanı beklemektir. 

Ramazan;Şekersiz sakız çiğneyince değil, gıybet edip 'insan eti yiyince' orucunuzun bozulduğu konusunda endişe etmeniz gereken bir aydır!

Ramazan sadakadır, zekâttır, Kur'andır, namazdır. Ramazan 'Aranızda Muhammed kim?' denilecek kadar sade yaşamış bir Nebînin (sav) 'Aişe etleri dağıttın mı?' diye sormadan sofraya oturmadığı bir aydır.“Dayanamıyorum“ gibi vesilelerle kurtulacak bir borç değildir.. 

Ramazanın bizi ihyâ etmesi dileğiyle.

HÜRMET

 Eski tabirle HÖRMET. Hüremt dinin esası, ahlakın temelidir.Hürmetin en üst basamağında Aşk bulunur.Aşk, hürmetin vecd halinde yaşanmasıdır.Hürmet hiçbir ayrımcılık kabul etmez.Din farklılıkları dahi olsa.Çünkü temiz bir müslümanın kalbinde kin ve nefret olmaz.Aşk nasıl ki şehveti redederse, hürmetde nefreti reddeder.

Hürmet benliğimizden taşarak aleme yayılan bir hal olunca herşeyin, her varlığın ve özellikle her insanın nefsimizden ziyade sevilmesi demek olan merhameti doğurur.Merhamet zayıfa, akire ve sefile acımak değil,O daha ziyade gururlu,kuvvetli ve devletli olana acıma samimi olarak yaşanır.Bir zulum karşısında zalimin vicdanına, sultanın saltanatına esir olan ruhuna,kapitalist sistemdeki zenginlerin rezil olan ruhuna acımak gerçek merhamete uygun davranıştır.Merhamet sahibi, alemdeki sefaleti yüksekten seyreder,bütün varlıklara külli irade olarak uzanamayışına esef eder.

Merhameti kin ve haset karartır.

CEMAATLARIN İMTİHANI

İmtihan konuları için Kur'an "fitne" kavramını kullanır.Örneğin Sihir ilminin bir fitne olması gibi. Harut ve Marut isimli iki melek bu ilmi insanlara öğretirken insanlardan söz almakta idiler:Bu ilmi kötüye kullanmamak .. Ancak insanoğlu bu ilmin tesir gücüne sahip olduktan sonra bunu kendi nefsi yolunda kullanmaması çok zor bir durumdur.bu nedenle fitne(imtihan) olmuştur. Eğer olumsuzluk için kullanırsa neticede imanını dahi kaybedebilir.Düşünün bir insan fakru zaruret  ve açlık içinde kıvranırken, öğrendiği bir havas ilmi ile maddeyi değerli bir taşa döndürme imkanı olan bir kimse, sabredecek bu ilmi kullanmayıp fakru zarurete sabredecek.Çok çok zor bir durum.

Bugün dini cemaatlar mutlaka ticarete yönelmektedir.Ticaret hayatının rekabet, fiyat ve mülkiyet meseleleri dini ruha sirayet edince  onu boğar, mahveder. Cami yaptırmakla din kurtarılmaz.Para ile namaz kıldıran imamlar bizi Allah'ın huzuruna çıkartamaz.Ruhunun her köşesi fitne ve menfeat , haset ve kazanç kurtlarıyla delik deşik olmuş bir cemaata müslüman cemaatı denilemez.

Ruhumuzu imar etmemiz gerekiyor.

Cemaat bedenlerin bir araya toplanması değil ruhların birlik içinde toplanmasıdır.  

YEŞİLAY

Zararlı alışkanlıklarla mücadele için kurulduğu iddia edilen Yeşilay'ın İslam dünyası içinde varlığı entrasandır.İslam7ın yapamadığını sanki bu dernek yapacak.Bu müessese , İslam ülkesinde din yasağının hiçe sayıldığını ve bu yüzden kendisine sığınmanın gerekli olduğunu gösteren delilin ta kendisidir.İslam'ın modern cemiyetimizde faal rol olmadığını göstermektedir. islam cemaatı Yeşilay'a değil ,Yeşilay İslam'a sığınmalıydı.

RUM PİSKOPASLARI

İstanbul7un fethi akabinde ,Bizansın kalbi olan bu şehri kurtarmak için Avrupa'da büyük bir haçl ordusu hazırlamakta idi.Rum piskoposlarından bir heyet Haçlıların merkezi olan paris'e koştu.İstanbul Hırıstiyan dininin ruhanileri, Haçlıları şaşırtan şu ültümotomu verdiler."Sakın bizi kurtarmaya gelmeyin.Gelirseniz bizi karşınızda bulursunuz.Biz Türk sultanı ile çok iyi anlaştık.Ondan ayrılmak istemiyoruz" 

YAŞLANMAK

 ” CiCERO’YA YAŞLILIĞINDA SORULAN SORU ”

 “Üstat, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?” Verdiği yanıt: “Yarışı birinci bitiren bir at, niçin bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki…”Ben her zaman yaşlılar gibi olgun düşünen gençlerle, gençler gibi neşeli olan yaşlılara hayranımdır. 

Zaten neşeli olanlar hiçbir zaman yaşlanmazlar.


 “Yaşlanmak ve yaş almak,” Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir. Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur. İnsan kendine olan güveni kadar genç, Kuşkusu kadar yaşlı, cesareti kadar dinç,Korkuları kadar yaşlı, Umudu kadar genç,Bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, Güzellikleri farkettikçe, Beyni yeni şeyler keşfettikçe Herkes gençtir.


İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar. İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.


7 Nisan 2022 Perşembe

TÜRKİYEYİ YIKMAK

 İngiliz casusu Hemper;10 sene İstanbul medreselerinde Arapça okudum  hafızlık yaptım.Evlenme tekliflerini kabul etmedim gavurlugum ortaya çıkmasın diye !..Beni devletim casusluk yapmak üzere görevlendirdi.

* * * * *

●Osmanlı'da gördüğüm 3 güzel ahlak yüzünden  casusluk yapmayacağımı söyledim !..

1-Edirne'den Kars'a giden bir Osmanlı vatandaşı elindeki kıymetli eşyalarını mahalle camisinin arka mahveline koyar 3 ay sonra gelir emanetlerin aynı yerden alır !..

2- İstanbul'un belirli semtlerinde hayır dibektaşları konulur buralara zenginler hayır hasenatini dibeğe bırakır,Fakir, akşam evine dönerken bir ekmek parası alır diğerlerine dokunmaz !..

3-satın aldığı tarladan çift sürerken bir küp altın çıkar satan adama bir küp altını vermeye kalkar. Ben tarlanın altını üstünü sana sattım deyip kabul etmez !..

* * * * *

●Bu üç sebepten casuslugu kabul etmedim. 

Bakınız bu Hemper sözlerine nasıl devam ediyor Türkiye'yi bozmanın metotlarını şöyle sıralıyor !..

1- Evlilik dışı yaşamayı yaygın hale getirmek. 

2-Boşanmaları yaygın hale getirmek. 

3- İçki kumarı yaygın hale getirmek. 

4-Faizle milleti borçlandırıp uyuşturmak.

5-Ezanı aslından farklı bir dile çevirmek.

6-"Sana ne " fikrini ortaya atmak. 

7-İyiliği emir, kötülüğü men etmeyi ortadan kaldırmak. 

8-Hadis ve fıkıh ilmini ortadan kaldırmak. 

9-Hadisleri zayıf- kuvvetli  diye ikiye ayırmak. 

10- Hz Muhammedin İslam dini kastının yahudi ve hristiyanların cennete gidecegi fikri ortaya atmak.

11- Kur'an şeriatı deyip Hz. Muhammed'i devre dışı bırakmak.

12-Hadislere "uydurma" fikrini ortaya atmak. 

13- Mezhepleri yok saymak.

İşte o zaman Türkiye yıkılabilir 

CENNETTEN ARSA SATMAK

 "Cennetten arsa satmak" denince ilk akla gelen Kiliseler deki papazların davranışıdır.Bu yüzden bu davranış yadsınır.Aynı durum İslam aleminde varmıdır? Yok diyemeyiz.Anak farklı söylemlerle inceltilmiştir.İbadetlerden öz(aşk) kaldırılırsa ortaya kuru bir madde anlayışı çıkar. Köşkler, huriler v.s gibi bu dünya ikliminde nefsin haz duyacağı tüm şeyler.

Eğer Yunus Emre gibi aşk velileri gelip "Cennet cennet dedikleri, Bir ev ile birkaç huri,İsteyene ver onları,Bana seni gerek seni" demeseydi belki bugün cami kapılarında cennet anahtarları satılacaktı.

Bu ülke neleri yaşadı.Geçen asırlarda madde ile ruhun din dünyasında mücadelesi demek olan şerita-tarikat mücadelesi , sonunda gerçek tarikat ehlinin azalmasıyla madde cephesinin kahir zaferini doğurdu.

Bugün ;dıştan görünüşüyle İslami hayatın kuvvet kazandığı bir tarihi andıran bugünümüz, iç yüzünden dinin madde dünyasına aktarıldığı ve islam ruhunun sihri inançlar ve hareketlerle perişan edildiği bir dönemdeyiz.

İNSAN CİNSİNİN İKİ ANLAYIŞI

 Canlılar serisinin en üst basamağında bulunan insan cinsi iki anlayıştadır.Bu anlayıştan birincisi insan alet yapıcıdır.Yapıcı insan kendi yaptığı aletlerden yararlanır , onları evrimlendirir.Hayatın evrimi bu sayede kabil olur.Bu anlayışı şöyle izah edebiliriz.İlk insanlarda zeka ihtiyaçları gidermek için taşı yontmuş.ağaçtan yararlanıp aletler izah etmiş.Bu anlayışta zeka alet yapımında fonksiyon olmuştur.

İkinci insan anlayışı "Düşünen insan" da hayatın mana ve gayesi esas olmuştur.Bu iki insan tipi her devir ve medeniyette yan yana olmuşlardır.

İnsanın gerçek değeri bunlardan hangisindedir.İnsanın asıl gayesi yapmak mı? Düşünmek mi?Vahyolnan bütün dinler gibi İslamın yeryüzüne getirdiği inkılab , düşünen insanı, yapıcı insanın üstüne yükseltmektir.Yapıcı insan onda ideal değildir.Hz.İsa, yalnız düşünen insanı yaşatmıştır.Alet edavat olarak sahip olduğu tek şey saçını ve sakalını taramakta kullandığı tarak idi.Parmaklarının aynı işlevi gördüğünü görünce tarağı da bir kenara bırakmıştır.Çünkü o dünya devletini tanımadı.Yapıcı insana hiç yer vermemiştir.

Tasavvufda , Dini gayesi, ruhun selametidir.Bu da yapıcı insan tipini düşünen insana yükseltmekle mümkün olur,İslam tüm dünyamızın işlerini de düzenlemiştir.Ancak bu düzenlemede maksadı daha başarılı bir tip oluşturmak değildir.Yani Ticarette iyi bir tüccar, siyasette daha mahir bir diplomat tipi değildir.Dünya işimizi, ruhun selametini engellemeyecek tarzda düzenlemek içindir.Ticarette, siyasette, kazanç ve muvaffakiyette hırsımıza gem vurmak içindir.Dinin konusu ruhtur.Beden ise ruha yüktür.Din bedene saadet ve bolluk getirmek sevdasında değildir.Aksine, ruhu bedene hakim kılmak amacındadır.İnsan bedeni ile yaşadığı için bedenin ruhun yüksek gayesine uygun hareket yapması için şeriat bildirilmiş  ve onda bedenin hareketleri, ruha zarar vermeyecek  veya onu besleyecek tarzda tertiplenmiştir.İbadet denilen dini hareket tarzları iman ile başlar, iman ve dua ile nihayetlenir.Hareketlerin oluğundan akan da yine iman cevheridir.


KESİLEN AĞAÇLARIN FERYADI

 Cansız denen bir nesne yoktur.Biz insanlar "canlı" kavramından "hareket'i" anlarız.Bu nedenle insanlar,hayvanlar,bitkiler canlıdır.Ancak,ebabil kuşlarının attıkları çakıl taşları'nın, Hz.İsmail'i kesmek için kullanılan bıçağın,Firavun ' un yandaşlarına kan kesilen Nil ırmağının suyunun,Ad kavmini yok eden rüzgarın cansız olduğunu söyliyebilir miyiz? Hayır.Çünkü bunların hadiseleri Kur'an da ifade buyrulmuş.Hepsi canlı ve şuurlu.

Memleket sahillerinde Varlık Fonu bir üyesinin aile şirketine tahsis edilen güzelim ormanlar kesilirken bu ağaçlardan çıkan feryatlar ile burayı yaşam alanı ilan etmiş kurtların,kuşların,böceklerin feryatlarını , Tahsis kararı veren iktidar sahipleri duymasa da Hak Teala duymakta.,Tabiatı yok edenler mutlaka cevabını alacaklar.Elimizden bir şey gelmesede (oy vermenin ötesinde) dilimiz ve kalbimiz bu haksızlığı lanetlemektedir.Ya Sahip.

SADIK DOST

 Hikmet ehli ârifler, gönlün kimlerden korunması gerektiği hususunda şöyle buyurmuşlardır: 

“Oğlum, istediğin kimselerle arkadaş ol, fakat şu dört kimseden şiddetle sakın:

 Ahmakla arkadaş olmaktan sakın. Çünkü ahmak sana fayda vereceğim niyetiyle zarar verir. 

Hırslı, tamahkâr kimse ile arkadaş olma. Çünkü o seni bir lokma ekmeğe, bir yudum suya, bir çekirdeğe satmakta tereddüt etmez. Cimri ile arkadaş olma. Çünkü cimri, kendisine muhtaç olduğun bir vakitte seni mahrum eder. 

Korkakla da arkadaş olma. Çünkü o seni de, ana-babanı da rüsvâ eder, sonunda aldırmaz bile.

” Zemahşerî’nin beyan ettiği gibi: 

“Sâdık dost, panzehirden hayırlı; fenâ dost da, zehirden daha zararlıdır.” 

Yine bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyruluyor: “Sâlih bir dosta sahip olmak, insanın saâdet ve selâmetindendir.” (Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Âdâbu’s-Sohbe, s. 52, hadis no: 28)

6 Nisan 2022 Çarşamba

KURAN'IN TEŞVİKLERİNDEN:MİSKİNİ DOYURMAK

 Kur'an'ın önem verdiği davranışlardan miskini doyurmak" neredeyse Allah'a iman etmek kadar değerli olarak zikredilmiştir."İnneha la yü'minü billahil azim.Ve la yahuddu ala taamil miskin" buyrulmuştur.Allah'a imanın arkasından zikredilmesinden önemini anlamak mümkün.

Miskin doyurulursa ne olur? Bu davranışın hikmeti nedir? Necib Sultanım , her perşembe günü,kandillerde ve otuz ramazanda vakıf binasında umuma açık yemek verilmesi hadisesi için şöyle bir yorum yapmıştı:"Evlat! Hakk rızası gözetilerek bir miskinin midesine gönderilen bir lokma gün gelir o kimsenin bedeninde olumlu tecellilere neden olur.Düşüncesi,kalbi değişir"

Firavunun ,Hz.musa'nın doğmaması için öldürdüğü binlerce çocuğun ruhunun Hz.musa'nın ruhunu desteklediği söylenir.Miskinlerin karınlarının doyurulması terbiyesi dergahların uyguladıkları bir disiplindir.O lokmalar gün gelir faydalı bir ilim ve enerjiye dönüşür, kötü kişinin ahlakında iyileşmeye ve yücelmeye sebeb olur.Riya ve süm'a olmamak şartıyla yedirilen lokmadan bu iyilikler doğar.yiyen kim olursa olsun .Nihayetinde hakk7ın bir yaratığıdır.

3 Nisan 2022 Pazar

ŞEKLE BAĞLILIK VE TENKİTSİZLİK

 Şekilcilik,özü öldürdü.Aşkı öldürdü.Tenkitsizlik , kişiyi firavunlaştırır.Eleştiri ve tenkit nefse ağır gelir.Çünkü nefis kendini beğenir,fikirlerini tenkit edene dayanamaz.Her şey gelişmektedir.Müspet'e doğru tekamül olduğu gibi menfiye giden tekamül de vardır.

Ahlak denince sadece cinsi hayata bağlı bir disiplin anlaşılmamalı.Hakikatlara doğru ilerliyebilmek için ,kim olurlarsa olsunlar eskilerin fikirlerini tenkit ve münakaşa etmemiz gerekir.Bir fikri tenkit etmek onu tahkir yahut reddetmek değildir.Bilakis onu tamamlamaktır.Tenkit herkes için bir hak, alimler içinse bir vazifedir; ahlaki bir vazifedir.Her devrin görüş ve düşünüşü o devir için doğru olabilir ve kendisinde hakikat aranır.Onlar zamanla evrimlenir ve yeni görüşlere vücut ve hayat kazandırır.sonra kendileri tarihe mal olurlar ve tarihi değer kazanırlar.Nasıl ki bir binanın en üst katı daha alt katların varlığına muhtaçtır.Bugünkü meselelerimizi eski görüşlerle halletmek ilerlemeyi durdurur ve fayda vermez.sorunlarıda gidermez.

 

MÜSLÜMANLIK

 Her dinin esasında ilahi iradeye iştirak ve ona teslim oluş vardır.bu halin gerçek gayesi , ruhun yükseltilmesidir.Buna ahlaklılık denir.Bütün dinler, insanların ahlakını yükseltmeye çalışmışlardır.Ahlakta ise pekçok dereceler ve sonsuz basamaklar vardır.En alt basamaklar, başkalarına zarar vermemekten, karıncayı dahi incitmemekten başlar.En yukarılarda ise onun Allah iradesiyle kucaklaştığı görülür.Her din ahlakında bulunması şart olan esaslar vardır ki onlarsız herhangibir ahlak sistemi dini sayılamaz.Bu esaslar;ilahilik temeline dayanan MENFEATSİZLİK, SONSUZLUĞA UZANMA,AŞK VE SAMİMİLİKTİR.

Menfeatlar, hırslarımızın zehirli yemişleridir.Menfeatla dostluk kuran gece gündüz ibadette de olsa Allah'a dost olamaz.Bunda dini yükseltme veya cemaatı kurtarma gayesini kalkan olarak kullananlar en büyük riyakarlardır.Onlar en büyük günahkarlardır.

Sonsuzluğa uzanmayan hareket de Allah'a götüremez. Sonu olan hareketler ve tatminler tükenen istekler dünya hayatımızın düzenini sağlayıcı olurlar; lakin onlar mukadderatımızı gerçek gayesine ulaştırıcı değildir.İstek bir tatminle giderilir.Sonsuz servet, sonsuz devlet, sonsuz şöhret Allah7a yolculukta bir karınca adımı kadar bile ilerletmez.Hatta sonsuz ilim, sonsuz sanat bile , ilahi eşikten atlamasını bilmeyenlerin sırtında kabus gibi bir ağırlıktır.Gerçek sonsuza varmak için , servetsiz, devletsiz,şöhretsiz , teknik hırsından kurtulamayan ilimsiz , sanatsız sonsuzu istemek geliyor.

Aşk olmadan insan gibi yaşamak boş bir iddiadır.Aşkı anlamadan doğrudan doğruya kaidelere bağlanmak taassup denilen körlüğe götürür.Allah'la dostluk bırakmaz. "Aklı sat da aşkı satın al" diyen  Mevlana insanı Allah7a götüren vasıtayı tavsiye etmiştir.

Samimilik, dindarlıktan hiçbir zaman ayrılmaz.İnsan samimiliği kaybettiği anda Allah'dan uzaktadır.Samimilik , kendi ruhunun derindeki yaşayışını hareketleriyle ve bütün iradesiyle takip etmek, bir başka deyişle kalbinin yolundan yürümek demektir.Hayat hazlarına ve başarı cilvelerine haris olanlar kendi kendilerine olduğu gibi görünmekten korkarlar.Blondel diyor ki."Her günah affedilir, yalnız nefsine karşı samimiyetsizlik günahı affolmaz"

AŞK HİÇBİR ZAMAN BÜYÜK KALABALIĞIN HAYRANLIĞI İLE KUŞATILMAMIŞTIR.O BİLAKİS IZDIRABIN DOSTUDUR.

GIYBET ORUCU BOZARMI

 Bunun gibi değişik sorular sorulabilir.:Gıybet orucu bozar mı? 

Haksızlık yapmak, zulmetmek orucu bozar mı? 

Rüşvet yemek, rüşvet almak orucu bozar mı? 

Yolsuzluk orucu bozar mı? 

Bu ikinci soru grubunun hepsinin resmi cevabı, “Bozmaz.” 

Ne kadar mahcup ne kadar malul bir cevap. Bari şöyle olsaydı: 

Eğer bozacağından şüpheleniyorsan rüşveti iftardan sonra al! Rüşvetten aldığın parayı da ertesi günün iftarına kadar yeme!Umre yapsan günah gider, rahat edersin!

İmani konularla ameli konular iç içe ise.Birinin varlığı diğerini yok eder ise kim bunu açık ve korkusuzca söyliyebilecek.Haram para ile yapılmış bir camideki ibadeti sorgulayabilecek kaç kişi var?


MİLLİ BİRLİKTEN BAHSETMEK SAÇMALIĞI

bugün milli birlikten bahsedenler mutlaka maksatlarını gizlemektedirler.Milli birlikten bahsedenler syaseten iktidar olmak isteyenlerdir.Dostluk duygusunu zevkin egoist pençesinde yitirdikten sonra milli birlikten bahsetmek saçmalıktır.Menfeat duygusunu hayata hükümdar yapan büyük sanayi ve büyük ticaret içinde olanlar milli birlikten bahsetmeleri budalalıktır.Hz.Ebubekir Efendimiz,Hz.Osman(r.a) tüm mal varlıklarını Allah'ın Resulüne vermişlerdi.islam ordusunun teçhizi için.İslam için can verenler vardı.Bugün idealleri uğruna değil can vermek, candan dahi aziz tutukları mallardan vazgeçmek mümkün görülmüyor.Çünkü milli birlikten bahsedenler samimi olmadıkları için, bu samimiyetsizlik dinden bahsederken de mevcut olmakla gençler dinden uzaklaştılar.  

2 Nisan 2022 Cumartesi

NİÇİN YENİLDİK?

Biz hudutlarda yenilmeden önce kendi içimizde yenildik.Akabinde ise devlet olarak çöktük.Çareyi taklit ettiğimiz batı sistemlerinde aradık.Ancak deva bulmaz derdin sefaleti neslimize hakim oldu.Yüksek mevkilere tırmanmak , içimizdeki en tehlikeli düşman olan şahsi menfeaatı kuvvetlendirdi ve asalak gibi milletin sırtına yapışmak en gözde iş oldu.Bir kaç yerden maaş almak hiç kınanmadı.Haksızlıkla toplanabilen paraların gökten mi yağdığı yahut yerden mi fışkırdığı hiç sorgulanmıyor.Tüm insanımız devletten zengin olma peşinde.Devlet verdiği için faizi meşru görüyor.Sahte işler yaparak devletin bir imkanına hortum atmak maharet ve bereci olarak telakki ediliyor.İftarlar zenginlere, yardımlar yandaşlara..

YARATILIŞIMIZIN HİKMETİ

Her hayvanın bir karakteri vardır ve o karakterde yaşar.İnsanda ise bu hayvanların hepsi mevcuttur.Her insanın ruh yapısında bir hayvan saklıdır.Kimi tilki gibi kurnaz, kimi aslan gibi cesur ve atılğan, kmi karınca gibi biriktirici, kimi yılan gibi ısırıcıdır.Hayattaki meslekler de bu yapıya göre düzenlenmiştir.Kimi siyasi, kimi harpçi, kimi tüccar,kimi müfettiş ve gazeteci.Kimi öğer, kimi okşayarak ısırır, kimi saldırır,kimi yarasa gibi kan emer.Her biri ayrı ayrı hayvanlarda olan bu karakterler insanda birleşmiştir.Bazen bir kaç hayvan karakteri insanda birleşir.Hepsinin ruhundaki karakter yüzüne de akseder.Bunlar hayat alanında yan yana dizilir.Ahmak alimi anlamaz, zalim kendisi için adaleti ister, kuvveti kullanır.Biri Allah'ı arama yolunda iken diğeri köpeklerin içgüdüsü ile yaşar.Hakkı isteyen hakim zulüm görür, hakkı çiğneyen zalimin eline adalet terazisini verir.İnsan zekası nedeniyle bu hayvan karakterlerini sonsuz denecek farklı kuvvetleri kullanır.Bir insan birçoklarının esiri olarak yaşarken, başka biri milyonların varlığına musallat zorba olabiliyor.

Dağların kabul etmediği emaneti yüklenen insan sahip olduğu imtiyazı kullanabilmesi,  kendi bedenindeki imtihanlar ve dış dünyadaki imtihanları başarabilmenin şartı aşka ulaşmasıdır.Aşk tüm çelişkileri gidermekte ,cehennem gibi gözüken dünya cennet haline çevrilmektedir.Çelişkilerle alakalı sefaletler aşk içinde eriyip koybolacaktır.Dünya fırtınasından dünyada iken kurtulmak aşk ile mümkündür.Aşk içindeki insan, kendinde gizlenen Allah'ı bulur.

İNSANLAR NİÇİN KUVVETLİYİ ALKIŞLAMAKTAN HAZ DUYAR

 İnsanda, peşin zevklere karşı hırs ve istek vardır.Dünyaya ait tüm zevkler"Peşin lezzetlerdir".Kuvvetli bir kimse(Maddiyat ve mevkii),nefsinin tüm zevklerini tatma imkanına sahip göründüğünden, aşağı tabadaki insanlar bunları görüp bu zevklerden nasiplenmenin bu insanlar eliyle mümkün olacağını sanırlar ve bu yüzden kuvvetlinin yanında bulunmak isterler.

KALPTEN TASADDUK

 Kadirli'li Metin Biçer hocamız anlatmıştı."İstanbul'dayım.meczup kılıklı bir adam dikkatimi çekti.kıyafetleri meczup ancak bakışları terbiye edilmiş bir derviş bakışı idi.İçimden ona para vermek geçti.parayı uzattım almak istemedi.Ve eliyle bir işaret yaptı.Elini önce cebinin üzerine götürdü sonra kalbinin üstünü işaret etti.Ben anlamıştım:Yani cüzdan'dan mı veriyorsun, yoksa kalpten mi?Ben de elimi işaret parmağımı kalbimin üzerine tıklatarak "Buradan" şeklinde bir işaret yapınca parayı aldı.

DİN BEZİRGANLARI VE SOYGUNCULARI

 Din bir damla dahi olsa kin ile yan yana barınamaz.Dinin diğer düşmanı kibirdir ve dini kibir, kibilrelin en tehlikeli olanıdır.

Her isnanın doğuştan sahip olduğu din ihtiyacı ile selamet yolunu arayan zümre, ilerlediği öğretim basamaklarında ve memlekin kültür havasında kendisine gerçek din telkinini verecek dimağlarla ve Allah yolunu gerçekten bulupta onda yürüyen kalplerle karşılaşmamışlardır.Din metaryalistleri ve pozitivistleri ona ruhun değil de duyuların ve beden uzvunun dinini tanıtmışlardır.Din bezirganları da soygunculuklarını devam ettirmek için , taassuptan faydalanarak gençliği ve bütün milleti bu yolda tahrik unsuru olarak kullanmaktadırlar.Dini neşriyat ile din ticareti yaparak cahaletle taassubu memleket havasına durmadan saçmışlardır.Din irşadçısı geçinen sahtekar cahilleri bertaraf edilmesi gerekir.

Dinde reforma ihtiyaç var mıdır?"Müslümanız diyen insan yığınlarından"İslam'ı kurtararak gerçek aslına irca edecek bir reforma ihtiyacımız vardır.Bu reforma engel olan din tüccarlarının varlıklarıdır.

İslam , insan davasını ele alır ve insana yaratılış gayesi için yaşatmayı hedefler.Allah'ın emaneti olan insanı yüceltmeyi hedefler.İslam ideali , insan idealidir.İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.Bu tekniğin tatbiki ibadet, gayesi gerçek selamettir.Anarşist, kalpsiz olmak zorundadır, ona ahlak lazım gelmez.İslam'ın zaferi, ilimle ahlakın, birde onların önünde yürüyen kalbin zaferidir. 

1 Nisan 2022 Cuma

SÖZDE DİN ADAMLARIMIZ

 Asırların artığı sözde din adamlarımız, devrimizin maddeci yıkımlarını göstererek onu itham yoluyla kendilerinin Allah yolcusu oldukları vehmini halka sunuyorlar.Hakikatte ise onlar dini hayatı maddi şekil ve hareketlere bürünmüş maddecilerdir.Din ve ahiret maddecileridir.Ruhlarını kaybetmişlerdir.Bir zamanlar Allah yolculuğu Mevlidhanlıktan, duacılıktan,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmiş bonrasında ise kin, tekfir, tehdit ve ruh karartmacılığıyla devam etmiştir.bunlar ilahi yolculuğun yoldaşı olamaz.Bugün camiler, teşkilatın para toplama noktalarıdır.

Nur arayanlar, her tarafta nurla kuşatılırlar.

Yolumuz islamın kaynaklarındaki nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasını aleme ve Allah7ın bütün kullarına ulaştırma yoludur; İslam'ı insanla birleştiren yoldur.

METAVARSE(İKİNCİ BOYUT)

Maddi gözümüzün görmediği ikinci bir boyut..Tayyi zaman-Tayyi mekan olarak tasavvufda konuşulur.Latif varlıklar olan cin,peri,meleklerin varlığı nasıl ki inkar edilemezse insanoğlu'nunda yaşayabileceği bir başka dünya.Ancak izinle girilebilen manevi bir alan.Bu alemin bugünün inkarcı bireylerine açılması mümkün olmasa gerek.Necib Sultanım,1930 yıllarda çocuk iken evlerine gelen babasının sohbet arkadaşlarından duyduğu."Gün gelecek insanlar kollarına taktıkları bir aletle ölü olan yakınlarıyla konuşacaklar" sözünün hakikatı.Necib Sultanım öyle buyurmuştu,yahut büyüklerden böyle duyduğunu aktarmıştı:Gün gelecek insanlar ,atalarının mezarının başına gittiklerinde kollarına taktıkları bir aletle mezardaki yakınları ile konuşacaklar.Hakikatların aşikar olacağı böyle bir zamandan sonra büyük kıyametin kopmasına az bir zaman kalmış olacak  

MANEVİ SALTANAT

 Maddi saltanat ehli tasavvuf nezdinde tehlikeli görülür.Zahir-batın aynı sözünden hareketle saltanatın manevisinde de tehlike vardır.Nasıl ki maddi nimetin fazlalaşması insanı tehlikeye düşürmekte ise de manevi saltanatta benzer tehlike vardır.Koruma,günah işlememe peygamberlere mahsus ise de Veliler bu derecede mahfuziyet sahibi değildirler.Çünkü imtihan için beşer olma sıfatının gerektirdiği duygularla mücehhez olmak gerekir.Bu nedenle keramet dahil, bir takım manevi lütufların varlığı dikkat edilmezse, kişi tarafından saklanmaz ise ayak kayma tehlikesine neden olur.Mesnevi-i şerifte hikayeleri anlatılan Rahip bersisa,Baur oğlu Belam hadiseleri manevi dünyadaki tehlike örnekleridir.

TEKRARLANAN TARİH YAHUT TARİHİN TEKERRÜRÜ

"Yüz yıl" sosyal olaylarda bir ölçüdür.bir anlamda yüz yıl nce yaşanmış olayların bir başka versiyonda tekrar yaşanmasıdır.Kime? diyeceksiniz.Tefekkür etmeyene, ders almayana.Saltanat denilince aklımıza Babadan oğula aktarılan bir yönetim süreci anlaşılır.Önemli olan iktidardaki olan kişinin isteğidir.Bu istek bir yabancıya terk edilemez günü geldiğinde, nefsin en sevdiği şeylere(oğullara) terkedilir.Bu şekilde bir öncesinin(selefin) olayları yargılanamaz.

100 yıl öncesine gidelim.Osmanlı'nın saltanat sistemi sonlandırıldı.Halkın seçtiği iadrecilerden oluşan bir meclisle işe başlandı.Ancak  yeni idarenin, yapması gereken işler ve devrimler vardı.Çünkü kabuk değişiyordu.ve bu değişim sancılı bir şekilde gerçekleşti ve 1950 yılına kadar mütegallibenin saltanatı devam etti.Yeni düzende, din istenmediği için din üzerinden vatanın kurtulmasına canları ile katılmış inançlı insanlara baskı yapıldı.Dışlandı ve horlandı.

100 yıl sonra,dini yaşadığını zanneden kadroların önü açıldı.Siyasi iktidarı elde etti.Tüm beklenti,sadece ülkemizde değil dünyada örnek ve lider ülke olma özlemi idi.Ancak"Bu meret şişede durduğu gibi durmuyor" söyleminde olduğu gibi,içki içmediler ama güçten sarhoş oldular.Devletin sahibi kendilerini gördüler ve beytülmalı kendi şahsi birikimleri olarak telakki ettiler.Çünkü ,gece gündüz çalışmakta idiler.Toplumun bir kesimine yüz yıldan beri yapılan eziyeti bitirip bu sefer kendileri eziyet etmeye başladılar.Osmanoğullarının oğulları ortada yoktu.Ancak menfeat saltanatının beşli,onbeşli ,yüzonbeşli çeteleri oluşmuştu.mutlu bir azınlık,menfeat saltanatının elamanları olmuştu.Sonları nasıl olacak? denilirse,tarihe bakmaları yeterli.Osmanoğulları bir gecede, yanlarına çüzi şahsi eşyalarının alınmasına izin verilip sirkeciden trene bindirilip yurt dışına gönderilmesi şxeklinde tecelli eden ve içimizi sızlatan bir son,belki bir başka şekilde yaşanacak.Sonuçları belki de ağır olacak.