HAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2025 Perşembe

HAL,MAKAM,MEVHİBE,HAC

 

HAL,MAKAM,MEVHİBE ,HAC

Hac, şekil ve mana olarak Hz.İbrahim’in makamıydı Nasıl onun bir makamı varsa, Peygamber efendimizin de hali vardı.Hal, makamdan daha üstündür..Çünkü makamlar çalışarak elde edilen menzillerden, haller ise Hak vergisi mevhibelerdendir.Mevhibe olmadan makamlara süluk edilebilir.Manevi makamlar geçilmeden de mevhibeye ulaşılamaz .İbrahim peygamber makam ehli olduğu için “Ben rabbime gidiyorum.O bana doğru yolu gösterecek “(Saffat 99) dedi.Nebi (a.s) mevhibe ehlinden olduğu için onun ahakkında ise ;”Kulunu bir gece Mescid-i haramdan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir”(İsra 1) buyruldu.

İbrahim a.s gerçek hacca kendisi gittiği için yedinci semada kaldı.Daha ileri gitmeden alıkonuldu ve kendisine :”Eğer alıkonursanız kolayınıza gelen bir kurban gönderin” denildi.O da İsmail (a.s) ı Allah7a kurban etti.

Peygamber efendimiz kendisi gitmedi, götürüldü.O, Allah tarafından götürüldüğü için hiçbir şey ona engel olmadı  ve kendisine “Haccı ve Umreyi Allah için tamamla” denildi. O da yaklaştı ve daha yaklaştı.Aralarında neredeyse iki yay aralığı kadar belki daha yakın olacak şekilde haccını tamamladı.Orada Aşıkla maşuk arasında olan oldu.,vuslat güneşi  ve “Allah kulu Muhemmed’e vahyedeceğini vahyetti"(Necm ”0)Sonra en büyük hac günü haclerın sonuncusu olan veda haccında, Arafat’ta vakfeye durduğunda haccı ikmal ve itmam konusunda celal perdeleri arkasından kendisine şöyle seslenildi:” B:uğun size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim”(Maide 3)

 

17 Ocak 2021 Pazar

SÜLUKTA YAŞANAN BİR HAL

ÜFtade hazretleri sülukunda yaşadığı bir hal'i anlatır:"Sülukumda bir hal yaşadım.Sandım ki bu büyük bir mertebe .O mertebenin yükseği keşfolunca o yaşadığım halde olduğuma pişman oldum.O hal şu idi ki;Nice günler beni bir halet sardı ve gözümden eşyalar görünmez oldu.Eşya kalktıktan sonra etrafımdaki alemde ne varsa görür oldum.Her şey ve her emri(olacağı) haber vereyim.Bu olaylara ve harice muvafık idi.Sonra gördüm ki o halin üzerinde yetmiş onun gibi makam var.Belkien büyük mertebe fenafillahdır.O da hazret-i Peygamber(sav)'in şefaatıyla olur.Riyazetle olmaz.Cenab-ı Peygamberin yoluna sülukla ve şefaatla matlup hasıl olur.

28 Aralık 2020 Pazartesi

HAL İLMİ

Sual – Hâl nedir? – Ahlâk ve bilgidir. Mûsâ’nın ilmi; (Fir’avn)dan yani nefsin elinden yakayı zorla kurtarabilmekti. Tevrat’a bak: Kötülük yapmayın! diyor, o kadar. Kur’ân kadar hakîkati tarif edebiliyor mu? Hz. Musa, Hz. Muhammed gibi kendini unutabilmiş mi? Hz. Muhammed ise, doğdu (ümmetim!) dedi; öldü (ümmetim!) diyerek. (Bana kıy, onlara kıyma yâ Melek!) diyordu Azrâile. Mûsâ’nın aklı buralara kadar gelememişti. Bu tekâmül mevcuttu amma, Mûsâ’nın aklı o tekâmüle varamamıştı. Kim Hz. Muhammed gibi (Elhamdülillâhi Rabbil’âlemin) derse, yani âlemin iyiliğini isterse o, Hz. Muhammed’den ayrı değildir Sual – Tekâmülü niçin tedrîci yapmış? – Bizi pişirmek için. SUAl – Mûsâ’da tecellî edemez miydi? – Kanunu böyle: İlânihaye tekâmül edecek. Bu elektrik 500 sene evvel olsaydı, insanlar bunun kıymetini bilebilir miydi? Her şey zevka ve rahatlığa doğru gidiyor. Tadı devrindedir. Küre dönmese, herşey mahvolur. Bu devir, kemâlâtın devridir. Hıristiyanlar arasında Muhammed ümmeti yok mu? Müslümanlar arasında Mûsevî tabiatlılar yok mu? Havada “Dört unsur”un üçü, yani ateş, su, toprak vardır; fakat az miktarda. Su’da diğer unsurlar, ateş’te de hava, su ve toprak vardır. İşte buna benzer bu iş. Lâkin bütün bu unsurların hülâsası insan, onun da hülâsası dimağdır. Dimağ’dan bir damla kan alsak, onun da dimağı vardır. Onun da Tûr dağı var; onun da üstünde bir Mûsâ var. Şahmaran hikâyesinde “18000 âlemin her birinde bir Tûr dağı, her dağın üstünde de bir Mûsâ var” diyor; doğrudur. Hz. Mûsâ peygamberdi; Hz. Muhammed de peygamberdi. İkisi de DÜNYAYI DEĞİŞTİRDİLER.; fakat hâlleri bâki. Mûsâ ve Muhammed isimleri derece farkını anlatmak içindir. Nefer de askerdir, mareşal de. Nefer ve mareşal, her ikisi de fânîdir; iş, askerlikte, yani ilim ve (hâl)de. Avrupa’dan ne kadar ilimler tecellî etti… Fakat tasavvufa yeni merak ediyorlar. Amma Hâl-i Muhammedî’yi kabul etmezlerse Allah’ı bilemezler. Maddî ilimler başka, bu ilim başka. Onlar Îsâ’ya murâbıttırlar. İyice murâbıt olanlar yani rahipler meydanda: evlenmiyorlar, onunla iftihar ediyorlar. İslâmiyet “aşk” dinidir. İslâm dinindeki tasavvuf hiçbir dinde yoktur. Amma onlar İslâm dinini ve namazı hak olarak kabul etmedikçe “mânevîyyet”e geçemezler. Tecellî ve tekâmül işte böyle tedrîci oluyor.

24 Aralık 2020 Perşembe

Mecliste sohbeti dinleyenlerin birisinin içinden "Allah" nidası çıktı.Bir melami cevap verdi:Allah, “Allah!” diyenin içindedir. “Allah!” de bakalım…– Allah! – Bak, Allah sözü senin içinden çıkıyor. Mademki insanız… Hayvanlar Allah diyebilir mi? Sizin ağzınızdan Allah diyen O’dur. Bir gün biz yok oluruz, o kalır. Bizim bu varlığımızın bir hiç olduğunu o zaman anlarız. Bu ilâhî tecellî herkeste başka türlü olur. Kimisinde “hâlen” , kimisinde önce “ilmen”, sonra “hâlen” tecellî eder. Kimisinde “ilim” ve “hâl” beraber tecellî eder. İlâhî tayyare’ye bindik, gidiyoruz. Kerâmet, müşâhede denilen şeyler bu tayyarenin penceresinden bakıp etrafı seyretmeğe benzer. Tayyarenin penceresinden baksak da gidiyoruz, bakmasak da. İş, tayyareye yani Nuh’un gemisine binmede.

9 Aralık 2020 Çarşamba

SÖZÜN TESİR ETMESİ İÇİN

İmâm-ı Azam devrinde halkı salgın halde sıtma tutuyor. Doktorlar bir türlü hastalığın önünü alamıyorlar. Nihayet sebebini anlıyorlar; kavundan oluyormuş. Halka münadilerle (Ey ahali! Kavun yemeyin; sıtmayı yapan kavundur.) diye tehlikeyi ilân ediyorlar. Fakat kimse dinlemiyor. Nihayet İmâm-ı A’zam’ın nüfuzundan istifade etmek istiyorlar. Ona rica ediyorlar: (Siz va’z edin; halk sizin sözünüzü dinler) diyorlar. İmâm-ı A’zam düşünüyor, parmaklarıyla bir şeyler hesap ediyor: (bugünlerde va’z edemem. Ancak 23 gün sonra va’z ederim) diyor. Doktorlar şaşırıyorlar: (Niçin 23 gün sonra?) diyorlar. İmâm-ı A’zam şu cevabı veriyor: (Ben 17 gün evvel kavun yedim. Kavun vücutta 40 gün kalır. 40 gün sonra yenen kavundan vücutta eser kalmaz. Ben 23 gün daha beklemeliyim ki 17 gün evvel yediğim kavun vücudumdan çıksın. İşte o zaman söyleyeceğim sözü tutarlar. Benim kanımda kavun varken halka nasıl “kavun yemeyin” diyeyim…) İşte böyle; eğer söylediğimiz sözün hâline bürünmezsek sözümüzü kimseye dinletemeyiz. Nefsaniyetle söylenen söz, karşımızdakini incitir. Allah Rabbül’âlemin’dir. Âlemlerin içine herkes ve her şey dâhildir. Rabbimizi seviyorsak, onun yarattığı “âlem”lerdeki bütün mahlûkatı da seveceğiz. Bizim hor gördüğümüz tek bir zerre bile yoktur. Yaradan’la bir olan için her fert ve her şey bir vücudun a’zâsı gibidir. O vücudun, kimimiz eli, kimimiz ayağı, bazılarımız başı bazılarımız gözü, kulağıyız. Böyle olunca, bizim olan bu vücudun hangi a’zâsına kıyabiliriz?… Öyleyse, hakikati anlamayanlar ne söyleseler hoş göreceğiz. İnşallah bir gün onlar da anlarlar.