5 Kasım 2018 Pazartesi

FE EYNE TEZHEBUN NEREYE GİDİYORSUNUZ)

Şüphesiz Hak Teala'nın bu sözü mücahit iken müteahhit kesilenlere olsa gerek.Başörtüsü mücadelesi yapılırken en ön safta olup İktidarla birlikte zenginliğe dalışa geçen,harama ,zinaya uçuşa geçenlere olsa gerek .Makam için Hz.Mevlana efendimiz YILAN dememiş EJDERHA demiştir.Şeytanın Allah ile aldatma tekniklerini duymamıştır.
Tuzaktaki yemleri yemekle meşgul olanlar.Tuzak gizli yem aşikar.Devleti isteyenler , ortada aşikar olan yemi isterken aslında helakını istediğinin farkında değiller.Padişah ahırında konaklıyan eşeğin hikayesini Mesnevi-iŞerifte okusunlar.

ÇARESİZLİK

Gün gelir maaş ödemelerini yapmak dahi zora girerse,halkın bankalardaki parasına el koymak bir çıkış yolu olabilir mi?Daha sonra vermek üzere..Üretimin bitirildiği bir ülkeyi bekleyen tehlike.Geleceğini satmak..satılacak bir şey kaldı ise..Üretim yapılmayan toprağı bekleyen en büyük tehlike;mülk sahiplerinazarında o toprakların kıymetsizleşmesi.Bu nedenle  yeşil kağıt karşılığı bu toprakları yabancılara satma furyası başladığında çok geç olabilir.Yabancılara Türk vatandaşlığı ziyadesiyle kolaylaştırldı.Ancak kendi vatandaşımız ABD,İngiliz vatandaşlığı için bedava para verme çabasında .Bukaçışın nedenleri iyice irdelenmelidir.İngiltereye yerleşenlerin paraları asla bu ülkeye geri döndürülemeyecek.Servetlere el koyma kokusunu alanlar çabucak ingiltereye sıvıştılar.Servetlerini nakte dönüştürüp tüydüler.Burada kalanlar ise ileriyi göremeyenler.Yahut kabiliyetsizler.
Mesnevi-i şerifteki üç balık hikayesini yeniden bu gözle okumak gerekir. 

AK PARTİYE DOST UYARILARI(ABDURRAHMAN DİLİPAK)


 

Ekonomi ve politika ile işi olanlar, mutlaka bir Siyasetname, Pendname, Fütüvvetname, Emanname okumalı. Okumamışlarsa onlar “yerli” ve “milli” değildir, ceplerinde bizim kimliğimizi taşısalar da. Onlar içimizdeki “ötekiler”dir. İthal ikamesi ve ihale ederek ya da ödünç kavramlar ve kurumlarla medeniyet inşa edilmez. En azından bilmedikleri bir işi yapıyor olurlar.. Oysa Allah cahil ve zalim, fasık bir topluluğa yardım etmez! Allah (c.c) onların işlerini sarp dağlara sardırır.

Bazı şeyler yaşanarak öğrenilse de, bazı gerçekler okunarak öğrenilir. Okuyarak öğrenmeyenler, bazı acı gerçekleri yaşayarak öğrenmek zorunda kalabilir. Hani derler ya, “Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar / İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi”. Sonuçta akılsız başın cezasını ayaklar çekecektir.

Kur’an-ı Kerim, bize “Geçmiş kavimlerin başına gelenlere bakmaz mısınız” derken, bu örneklerden yararlanmamızı ister. “Bizden öncekiler”in yaşadıklarını bir “övgü ya da sövgü kitabı”na dönüştürmeden ondan ibret almamız gerekir ki, güzellikleri çoğaltalım ve riskleri, zorlukları azaltalım.

 

Hep güzel örneklerden söz ediyoruz, ama insanlar bazı gerçekleri görmek, duymak, bilmek istemiyorlar. Çünkü işlerine gelmiyor, zor geliyor. Bir gün acı gerçeklerin farkına vardıklarında çok geç olacak ve pişmanlık da fayda vermeyecek.

Hz. İbrahim’e soruyorlar: “Güzel ahlakı kimden öğrendin”. O “Ahlaksızlardan” der. Ne güzel bir örnek. O tek başına bir ümmetti. Yanlışa “La” dedi. Yanlışa “La” deyince doğru yönde istikamet kazandı.

Ayet demedi mi bize, “Mallarınız, canlarınız, sevdikleriniz sizin için fitnedir”. Siyaset, servet, makam, şöhret, ihtirasla istediğin her ne ise o şey her zaman “dua ile istenen bir bela”ya dönüşebilir..

Şu ikazı aklımızdan çıkarmayalım: Madem öğüt dinlemek hoşunuza gitmiyor, istişare de etmiyorsunuz. (Emir vermeyi ve azarlamayı ne çok seviyorsunuz), bari kötü günler yaşamış insanların akıbetinden ders alın da, aynı akıbete düşmeden kendinizi kurtarın!.

Hasan Celal Güzel’den, Muhsin Yazıcıoğlu gibi isimlerden gerekli dersi alamadık. Tamam, o zaman, şimdi, mesela Asil Nadir’le konuşun bakalım, zirveden dibe nasıl çakılmışlar. Londra yolcuları Nadir tecrübesinden yararlanmazlarsa gün gelir aynı akıbeti yaşarlar. Hoşunuza gitmeyecek ve dudağınızı uçuklatacak şeyler söyleyebilirler size, eğer konuşurlarsa. Mesela Ahmet Özal ile ANAP zirveden zemine nasıl çakıldı, onun “ah keşke” dediği “pişmanlıklar”ını dinleseniz.

O “söz dinlemez topluluk”, o gözlerini makam ve para bürümüş kifayetsiz muhterisler, o yalan söyleyerek bir yerlere gelmeye çalışanlar, çok yakın gelecekte pişman olacaklar, ama geç kalmış olacaklar.!

 

Korkarım AK Parti’deki AKP’liler aynı şekilde kaçtıklarını sandıkları akıbete doğru koşuyorlar. İhtirasları yüzünden o midelerini şişiren haram lokmaları bir gün kusturacaklar onlara ve o sefa günlerinin arkasından kapılarını çalacak sefalet günlerinin faturasını ailelerine, çocuklarına ödetecekler. O zaman bir dost da bulamayacaklar. Cehennem, bir mezarın ölüyü beklediği gibi bekler onları!

 

Güzel şeyler yaptıklarını söyleseler de, o güzellikleri çirkinliklerini gizlemek için gözümüze sokmaya çalışıyor sanki birileri. Oysa Allah her şeyi görüyor, duyuyor, biliyor. “Ağuyu altın tas içinde bala karıştırıp sunanlar”, sıradan bir hırsızın yaptığından daha kötü bir şey yapıyorlar. Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar. Rüşvetçi biri bir bostan karşılığı bir bağı satar! Üç kuruşluk güzel bir işi 13 kuruşa yapıp, gözümüzü boyamaya çalışanlar yedikleri haltı görmediğimizi sanmasınlar.

Onlara hatırlatmak gerek: “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir”.

“Bukağılı Şeytanlar” Süleyman Mabedinin inşasında çalıştı diye, onlara yaptıklarından bir pay yoktur. Ya da yemek için iş yapanlar, yaptıkları işin hayrını da o haksız fiilleri ile daha baştan hükümsüz kılmışlardır. Allah bugün onlara mühlet veriyor, fırsat veriyor. Bu bağışlanmaları, aklanmaları için değil, bilakis, Allah’ın gazabının daha da büyümesine vesile olan bir iştir.

 Şeytan onlara yaptıkları işi hoş gösteriyor. Hatta onlara içimizdeki temsilcileri eli ile dinî kılıflar, bahaneler, gerekçeler de sunuluyor. Boşa denmedi bize; “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” diye.
  

Bir siyasimize vefatından önce “aile ve dava” işlerinde şeffaf bir düzen kurulması gerektiğini, para ilişkilerinin söylentilere sebep olmayacak şekilde halledilmesi gerektiğini yazmıştım. Birileri çok kızmıştı. Peki, sonra ne oldu? Dünden bugüne değişen ne var? Sadece parti değil, vakıflar, cemaat hesapları, çok ortaklı işletmeler, hangi birini sayayım ki!

 

Söylesem zülfiyare dokunuyor, söylemesem bu sessizlik döner gelir bir gün beni bulur. Hani şair diyor ya “Söylesem öldürecekler. Söylemesem bu dert beni öldürür”. Cemaat böyle de, aile nasıl? Gençlik ne durumda? Herkes siyaset ve ekonomiye odaklanmış. Çok daha temel zaaflarımız var.(Abdurrahman Dilipak-Akit gazetesi)

GÖZLERİ HARAMDAN KORUMAK

Saleb b.Abdurranhman isimli bir sahabe bir gün açık bir kapıdan içeribakıyor; gözü, yıkanmakta olan birkadına ilişiyor; bir zaman onu seyrediyor.Sonra benim hakkımda Resulullah (SAV)'e bir vahiy gelirse düşüncesine kapılıyor; utancından Medine'dençıkıyor;Mekke ile Medine arasında bir dağda ağlayıp inlemeye koyuluyor.Sa'lebe Hz.Peygamber'e hizmet edenlerden olduğu için Hz.Peygamber onu araştırıp soruşturuyor; hal anlaşılınca Hz.Ömer'i ,Hz.Selman'ı , onu çağırmaları için yolluyor.;Fakat bağışlandığına dair kırk gün vahiy gelmiyor.Sa'lebe Hz.Ömer'e, beni Bilal ezan okurken , yahut namaz kılarken Peygamber'e götür diyor.Peygamber (sav)'in huzuruna varınca ,Hz.Peygamber (sav) ona ,"Rabbimiz dünyada da iyilik güzellik ver bize , ahirette de iyilik , güzellik vetaşein azabından da koru bizi"(RABBENA ATİNA FİDDÜNYA HASENETEN VE BİL AHİRETİ HASENETEN VE GINA AZABEN NAR")ayetiniokumasını buyuruyor.Salebe benimsuçum çok büyük döyor.Evine gidip üç gün üç gece çıkmıyor.Peygamber (sav) Salebe'nin bağışlandığını müjdelemek üzere evine gidiyor;başını, dizininüstüne koyup müjdeleyince de Salebe vefat ediyor.

4 Kasım 2018 Pazar

OTORİTENİN HUZURUNDA EL PENÇE AYAKTA DURMAK

Dünyevi güç sahibi olanların huzurunda olanlar el pençe, pür dikkat dururlar.Çünkü o makam sahibinden dünyalık ummaktadırlar.Maneviotorite sahibi olan Evliyaullah'ın huzurunda da inananlar el pençe divan dururlar.Ancak Manevi otorite bunu istemez.Yaşayan güç sahipleri ise bunu ister.Ölmüş olanlara gelince Atatürkle alakalı olarak gerek anıtkabir de gerekse Atatürk heykelleri önünde saygı durmaya gelince bunu birdevlet geleneği gibi halkı yahut bürokrasiyi buna zorlamak dayatmacılıktır.Ancak buna karşı olup küfürle itham etmekte ayrı bir zorlama şeklidir.Türbeler de olan edep gösterisi ise kişisel ve içseldir.
Hz.Pir Mevlana efendimiz Mesnevi-i şerifte Bir kadının cariyesini,kocasından kıskanması hikayesinde anlatır kı:Kadın, halayığın efendi ile yalnız kalmaması için çok dikkat sarfedermiş.Halayığın da Evinbeyinde gözü varmış ancak bir türlü fırsat ele geçmemiş.Bir gün Kadın hamama halayığı ile gitmiş.Hamamda iken hamam tasını evde unuttuğunu anlamış ve halayığa eve gidip tası getirmesini söylemiş.Halayık eve koşarak giderken sevinç içinde imiş.Bey ile buluşacaktır.Şehvetin etkisi ile kuş gibi uçmaktadır.Kadının bir müddet sonra aklına gelmiş ki "Ben ne yaptım?"diye. Hemen giyinmiş o da eve doğru koşmaya başlamış."Kocası ,halayıkla yalnız kalmasın diye".Her ikisi dekoşmaktadır.Birinin koşmasında sevinç, diğerinin koşmasında endişe ve korku hakimdir.
Toplumun kişilere gösterdiği saygıyı da böyle algılamak gerekir.ve de en güzeli "LEKÜM DİNİKÜM VE Lİ YEDİYN"Sizin dininiz size, benim dinim bana.

KUR'AN YASALARININ HAYATA GEÇİRİLMESİ

Din insanın dünyevive uhrevi selametiiçindir.Günlük hayatımıza ilişkin uymamız gereken kuralları ihtiva eder.Bir toplum bu kuralları ne derece hayatlarına geçirebilirlerse dünya hayatları o kadar kolay olur.Anck İdeal bir islam devletinun kurulması mümkün olabilir mi?Bizatihi Cenab-ı Peygamber yaşatmıştır.Ancak,Dünyevi nimetler o kadar kişiyi saptırmada etkilidir ki her an dikkatli olup ahiret hesabını unuttuğunuz anda yoldan çıkmanız mümkündür.Hz.AliEfendimizin ,Sıffin savaşında Kur'an yapraklarını savaş taktiği gereği mızraklarına geçiren kişilere kılıç kaldırılmaz deyip savaşmak istemeyen taraftarına "Bu gün kur'an benim" diye haykırmıştır.Buçok ince bir bahistir.Allah adamı yaşayan Kur'an dır.Allah adamı Kural koyabilir mi?Koyabilir.ancak bu kural kendisi ve kendisine tabi olanlar için geçerli olup asla şeriatı iptal edilmez.

ARSLANIN ARTIĞINDAN GEÇİNMEK

Belgesellerde görürüz:Arslan avlanır,avını yerdoyduktan sonra kalan artıkları daha küçük cüsseli olan hayvanat temizler.Aslandan geçinenlerdir bunlar.Tanrıya ulaşmış kutub olmuş Allah adamı hayvanları da geçindiren arslana benzer.Onun işi avlanmakır.Gerikalan bu halksa , onun artığını yer..
Elinden geldiğincekutbu razı etmeye çalış ki kuvvetlensin, vahşi hayvanları avlasın.O zahmete düştü, incindi mi halk,gıdasız kalır;çünkü halkın rızıklanması, aklın eliyle, avucuyla olur.Kutup akla benzer,bedenin diğer uzuvları ise halktır.Kutbun zayıflığı beden cihetinden olabilir,ruh zayıflığından değildir.Ona has bir kul kesildiysen, gemisini onarmada yardım et.Yardımın sana yarar, seni geliştirir, onundeğil.Tanrı "Allah'a yardım ederseniz" yardım edilir size buyurdu.Tilki gibi avlan , avını ona feda et dekarşılığında binlerce av elde et.
Arifi billah olmuş insana dünyalık işlerde yardım etmek gerekir.Onlar, Hak Tealaya dua eden erlerdir.ve onların duası sebebiyle yeryüzüne rızk verilir..Onlar sebebiyle merhamet olunur.
Bu bahis çok incedir.Birisinin bir toplumu sömürmesi değildir.Mücahidin atını beslemektir ki at üzerindeki savaşçı düşmanla mücadele edebile.Kazanç şeyhe arz edilir,o ihtiyaç sahiplerine dağıtır."Ben de dağıtırım" diyebilirsin.Ancak,avamın tasaddukuna riya ve süm'a karışır.Bu da beklenen faideye mani olur.

3 Kasım 2018 Cumartesi

HAREM VE ENDERUN:SARAYLI OLMAK

Osmanlı'nın başarısının altında kaliteli yönetim sınıfının dikkatle yetiştirilmesi hususu etkindir.Enderun erkeklerin yetiştiği bölüm iken ,Harem bayanların yetiştiği bölümdür.Osmanlıya düşman ,batı anlayışını taşıyan kimselerin harem değerlendirmesi yanlıştır.Kadınların eğitim yeridir.Bu eğitimden başarı ile geçmiş kadınlar,Enderun'da yetişmiş idarecilere eş olarak seçilir ki,bir idarecinin hanımınında dinen,ahlaken yetişmiş olması ülkenin geleceği  için bir teminattır.Meseleyi fiziksellik ve cinsellik boyutuyla değerlendirenler yanılırlar.En başarılı devlet idarecileri Enderun mektebinde yetişenlerin arasından çıkmıştır.Bu amaçla Osmanlı mülkünün her yerinden  kabiliyetli gençler araştırılmış "devşirme usulü" denilen bu yönötemle devletin geleceğinde söz sahibi olacak kadrolar Enderun mektebinden yetiştirilmiştir.Saraylı olmak,zerafetinzirvesini gerektirir.Kabiliyetinin geliştirilmesine vesiledir.Yetişmiş bir erkeğin,evlenmesi hususunda,gönlünün istediği değil,Harem mektebinde yetişenden olması da gelenek halinegetirilmiştir.Padişah hariç en büyük makam sahipleri hep bu mekteplerden yetiştiği için aileler, bu mektebe çocuklarının kabulü için can atarlardı.     

2 Kasım 2018 Cuma

OSMANLI'DA BİR ÜNVAN:KAZASKER

hazretleri dekıymetli talebesi Çandarlı Halil'i padişahın yanına verir.Ulema olan Çandarlı Orhan Gazi askerlik göreviverince Kazasker rütbesiortaya çıkar.Buünvan Kadı ve asker kelimelerinin birleşmesidir.İlmin başı olan ulema iken askeriye ye terfi etmiş kumandana verilen isimdir kazesker.Kadı asker demektir.Kadılık ulemadan glen birvasıf ,askerlikzaten var bu ikisi bir araya gelince ilk defa bu ünvana sahip kişi Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa ortaya çıkıyor.Türbesiİzniktedir.Orhan Gazi Mudurnuda medfun Fahreddin Rumi hazretlerinindergahına gidip dizçöküp hazretten kendi yanında bulunması için kıymetverdiğiniz bir talebe ister.Fahreddin Rumi kendisine biricik talebesi Çandarlı'yı verir.Bir müddet sonra Orhan Gazi Çandarlı'yı kendisine vezir yaparak askeri rütbe verince ortaya kazasker çıkar.Fatih'in çandarlı'sı, Orhangazi'nin çandarlısının torunudur.Bu sülale günümüze Çengiz Çandar'a kadar varlığını devam ettirmiştir.

HAYVANIN KUTSALLIĞI YAHUT ATIYLA GÖMÜLMEK

Orhangazi'nin büyük oğlu Süleyman Paşa'ya gelibolu fatihi denir.Bölgenin fethi için at üzerinde düşman kovalarken muhtemelen atın bir ayağı çukura girince at ve süracüsü Süleyman Paşa yeredüştüklerinde ikiside can vermiştir.Ve Süleyman Paşanın mezarının yanına atı içinde mezar kazılmış ve at gömülmüştür.Allah rızası için yapılan bir mücadelede kullanılan bir eşya bile kutsal görülmektedir.Bu seferdemücahide bineklik yapan at öldüğünde sürücüsü ile birlikte gömülüyorlardı.Ve bu Süleyman Paşa,kendisi büyük olup padişah olacakken bunu kabul etmemiş kardeşi 1.Murad'ı teklif etmiştir.

LİYAKATIN ÖNE GEÇMESİ YAHUT EMANETİ EHLİNE TEVDİ

Ertuğrul Gazi vefat ettiğinde oğulları içinde en küçüğü Osman Gazi idi.Ancak en liyakatlısı o olduğu için büyük kardeşleri yönetimle alakalı tartışma yaratmadılar.Bu nedenle Kayı boyunun emaneti küçük oğul Osman7a tevdi ediliyordu.Bu muhtemeldir ki büyük kardeşlerin iradesi ile olmuştur."En liyakatlımız sensin" demişlerdir.
Kuruluş zamanındaki ilk üç padişah zamanında bu kurala riyat nedeniyle Osmanlı sağlam temellere dayanmıştı.Sonraki zaman içinde kardeş katline fetva,saray darbseleri v.s Osmlanlı'nın bu sağlam temelini sarsmıştır.

YAPAY ZEKA


 Teknoloji bu işin peşinde.günlük işlere yapay zekayı karıştırıp kesin ve hatasız çözüme ulaşmak.Bir yere kadar mümkün.Göz retinası,parmak ucu v.s gibi tekrarı olmayan işlerde bir miktar mesafe alınabilir.Aslında Hakk Teala'nın hiçbir işinde tekrar yoktur.Yapay zeka ile iradeyi,kaderi karıştırmamak gerekir.Tatma duygusu konusunda yapay zekadan bahseden yok.
Yapay zekanın günlük hayatı kolaylaştıran ayrıştırmalarından ,istatistiklerinden yararlanalım.Ancak bilelim ki yapay zeka,insan zekasının ürünüdür.Asla yaratıcı değildir.Ama yaptığı işin cezbesiyle Allah düşüncesini ikinci plana atmak gibi bir sinsiliğe alet edilebilir.

TANRININ YARDIMI

Zorluğun en şiddetliolduğu,zulmün en zirveye tırmandığı vakitten sonra ulaşır.Osmanlı yıkılıp,osmanlı ülkesindekitüm müslümanlar Anadolu'ya sığınıp,işgalcilerin bir araya gelerek pasta paylaşımına başladığı vakitten sonra gelmiştir.Ülkenin başına bir lider getirerek bunun başkanlığında anadoluinsanı birlik olarak kurtuluş savaşını vremiş vezafer nasip olmuştur.Yoksulluktan oluşturulan tüm bu eserler(şeker fabrikaları dahil)bugün israfın zirvesindekilerce peşkeş çekilmiştir.Arazilerindeki rant büyüktür.Ancak mülk Allah'ındır.vaktizamanı gelince mülk tekrar devlete dönecektir.

EN TEHLİKELİSİ

Devlet makamları dağıtılırken başlangıçta güdülen yol "Sen, bizdensin" anlayışı idi.Ancak siyasi iktidara ulaşılıp güç ele geçirildiğinde bu anlayış daha tehlikeli hale getirilmiştir:"Biz bizdensiniz ancak sen bendensin".Bu anlayış sonucu kendisini o makama oturtan otoriteye haşa Tanrı diye bakan tabiiyetçibir sınıf oluşturuldu.Makamlar gittiğinde "Bizdensiniz" diyenler ah vah etmeyecek,"Bendensin" dediklerin ise ilk satışa gelen, itirafcılar sınıfında  olacaktır.

BEYİN GÖÇÜ

Bugün zengin olan ülkelerin politikası.Zeki olan insanlara imkan ve para sarfedip o kişinin kabiliyetinden, ülke olarak yararlanmak.Bunun en güzel örneğini Fıatih Sultan Mehmet yapmıştı.İlme o kadar değer verirdi ki,Osmanlı ülkesindeki değerli ilim adamlarını İstanbul'a davet ederek onları bilgisinden yararlandığı gibi,ülke dışındaki insanları büyük masraflarla İstanbul'a davet ederek onlara imkan bahşettiği tarihi gerçektir.Ali Kuşcu bunlardan birisidir.Fatih'in Fatihcami etrafına inşa ettirdiği sahn-ı Seman medresesi verilen ilam yuvası ile Ayasofya etrafına inşa ettirdiği medrese meşhurdur.Bu ilim yuvalarında Ali Kuşcu, günlük 200 akça ücretle  Matematik ve astronomi dersi vermektedir.Dini ilimlerdeki zirve şahsiyetler ve fen ilimlerindeki zirve şahsiyetleri Fatih,İstanbul'a toplayarak ilme verdiği değeri göstermiştir.Bunun sonucu üç kıtaya hakim olmanın temelleri atılmıştır.AliKuşcu'nun kabri Eyüp Sultan hazretlerinin türbesinin duvarının arkasındadır.
CÇok enteresandır;iki yüz senedir dünyaya hakim olan sömürgeci ingilizlerin ekonomik üstünlüğü nedeniyle başlangıç meridyeni olarak İngiltere grinwiç yerleşkesi esas alınırken şüphesiz ekonomik gücün sonucu idi.Ancak Fatih zamanında Astronominin babası Uluğbey'in oğlu Ali Kuşcu başlangıç meridyeninin yerini İstanbul Ayasofya cami kubbesi üzerinden geçen meridyeni esas almıştır.Osmanlı'nın gücü nedeniyle böyle kabul edilmiştir.Dünyanın 23 derecelik eğiminin giderek azaldığı tespitini Semerkant'a kurduğu gözlem evinden tespit eden Uluğ beyin bu tespitine karşı çıkan Batı dünyası bu fikri 19 ncu yüzyılda kabul etmek zorunda kalmıştır.
İslam alimlerinin maddi ilimlerdeki zirveleri keşfetmeleri çalışmaları, maddi ve manevi ilimleri birlikte yürütmelerinden kaynaklanan Tanrı lütfudur.Şüphesiz ,"marifet iltifata tabidir" kuralı gereği ilim adamlarına değer veren devletler hep zirve olmuşlardır. 

BULAŞANLAR YANDI

Mesnevi-i Şerif te fil yavrusu yiyenlerin hikayesi anlatılmıştı.Buhikayede esas unsur Hak teala'nın evliyasının gıybetini yapanların Hkk'ın kahrına uğrayacağı belirtilmişti.Zira kurban edilip kebab edilen fil yavrusuetinden(evliyaullahtan) yiyen herkesin midesinde fil yavrusunun etinin kokusu olacağından , fil yavrusunun annesinin o koku nedeniyle yavrusunu yiyenleri tanıyıp onları mahvedeceği remzedilmişti.
Bu hikayeyi bugün kü zamanımızda; Devlet malını yiyenlere temsil etmek pekala mümkün.Devlete ait imkanları iktidar sahiplerinin korkusuzca ve fütürsuzca yemeleri nedeniyle kim bundan ne kadar dünyalık temin etmişse,bu dünyalıklar yiyenlerin midesinde mevcut olacağından,kendisinde MÜNTAKİM sıfatı celaliyesi tecelli etmiş Hakk adına hesap sorucu birisi zuhura geldiğinde o kimselerden hesap soracağından şüphe duymamak gerekir.Adalet de bunu gerektirir.

1 Kasım 2018 Perşembe

NEFİS SARHOŞKEN

Hz.Adem'in nefsi sarhoştu.kendinden geçmişti.İblis de o sarhoşken , başından külahını kapmıştı.Hilim sakıysi şarap sunmasaydı Şeytan Adem'le savaşa girişebilirmiydi?
Adem meleklere bilgi belletirken Hak Teala hilim şarabını içirdi .Şeytanın bir oyunu yüzünden beti benzi sarardı.Hak Teala onu bir belaya müptela edişle onu anlayışlı ; bilgin çevikbir hale getirdi. 

ZAT'IN ZUHURA GAYRETİ:AŞK

"Sonra Tanrı dedi ki:Birliğimle bir ol, tek oluşumla tek bir hale gel, büyüklük tacımla başını kaldır, yüceliğimle yücel, ululuğumla ululan, halka sıfatlarımla görün; beni, sende göster;seni gören beni görmüş olsun, sana yönelen, bana yönelmiş bulunsun"(Hz.Mevlana)

TAŞLARIN KIYMET KAZANMASI

Değerli taşlar nasıl meydana gelir? Şüphesiz fiziksel izahı vardır.Taş'ın değer kazanması ışığı kırarak aksettirmesindendir.İçinde yabancı bir nesne bırakmaksızın tamamen saf hale geldiğinde hariçte olan ışığı alıp katmanlarından geçirip kırarak güzel bir şekilde dışa aksettirmesi onu kıymetli hale getirir.Bu nedenle Hak Teala'nın eseri olan ve halife tayin edilen insan,nefse ait hiçbir varlık bırakmayarak iç temizliği yaptığında kıymetli taş haline gelir.Taş oluş azaldıkça(varlık azaldıkça) lal oluş kuvvetlenir.Bedenden varlık sıfatı gittikçe ,başında mestlik(manevi sarhoşluk) vasfı artmaya başlar.ve O kişide Hak Teala tecelli ederek görünür.Halbuki o kişinin vücut varlığı Hakk'a ayna olmuştur.Hakk ademde tecelli etmiştir.Secdeye layık hale gelmiştir.Bu hakikat sırrı olup çok ince birçizgidir.işin olmaz sa olmazıdır.

ER'LERİN GÖLGESİ

Alah dostlarının,Arifi Billah Evliullah'ın gölgesi, onlarla birliktelik,onlara tabi olup hizmet etmek yılana benzeyen MAL ve ejjderhaya benzeyen MEVKİ(RÜTBE,MAKAM)'ın zehirli etkisinekarşı kesin önlemdir.Nimetçoğaldıkça meki isteği ortaya çıkar.Mal ve Mansıp(seçilmişlik,atanmışlık)iblisin kılavuzudur.Ateşten yaratılmak ve meleklere hocalık yapmak hususiyeti Azazil denilen şeytanı gurura sevkedip Hz.Adem'e secdeden men etmiş bu nedenle adı İblis olmuştur.Hak Teala'nın emrine ilk karşı gelen İblis oldu.

31 Ekim 2018 Çarşamba

METLİ DEDE'NİN BASTIRDIĞI KUR'AN'IN BİR NÜSHASINDAN




Hikayesi..
Metli baba Kur'anın yasak olduğu devirde güzel bir işaretle (ki bize anlatılmıştı)6666 adet Kur'an kitabını matbaada bastırıp Tüm Türkiye ye dağıttığını(Hz.Pir'i ziyarete gelenlere gizlice) ve hadisenin ortaya çıkması üzerine tutuklama istemi ile Adliyeye sevk edilip,duruşma esnasında duruşma idare eden Hakim beyefendinin başına elindeki Bastonunu uzatıp hafifçe değdirmesi akabinde haşin olan bu zatın çok mülayim bir hale geldiğini ve Metli Baba'yı serbest bıraktığı ifade edilmişti.Bu hareketin daha sonra manasını soranlara "Bastonumla Hakim efendinin başına temas ettirdiğimde Cenab-ı Hak onun beyninde iman şubesini açmıştı" şeklinde ifadesi mevcut.
6666 adet Kur'an kitabının basımı işinin öncesi şöyle idi:FİKRİ BABA hazretlerine 6666 adet Kur'an kitabının basım ve dağıtım işi kendisine Manada yahut aşikare deruhte edildiğinde hazret düşünür:"Bu işin Maliyeti yekun arz eder. Mali imkanı hiç müsait değil".Bir akşam Kapı çalınır.Tanımadığı birisi kapıdan bir Bohça(şimdiki deyimle paket)uzatır.Nedir ?diye sorduğunda,kapıdaki zat hazreti haşlar ve gider.Baba efendi bohçayı açtığında içinin para ile dolu olduğunu görür.İşin mali kısmı halledilmiştir ama,Kur'anın bulundurulmasının yasak olduğu bir devirde bu işin basımını kim üstlenecek.
Vaktin Konya'sında 3 tane matbaa mevcuttur.İlk ikisi derhal reddederler.Çünkü matbaanın elden gitme tehlikesi var.Üçüncü matbaacı kendisine uzatılan Paranın yekununa tamahan işi kabul eder.Anlaşırlar.Gece çalışacaklardır.Matbaanın bir cephesi ana caddeye,diğer cephesi ara sokağa açılmaktadır.Polis,cadde kapısından gelecek olursa arka kapıdan,sokak tarafındaki kapıdan gelecek olurlarsa cadde tarafından kaçacaklardır.Bu minval üzerine basım işi kazasız belasız sonuçlanır.Dağıtım işine gelince ,Fikri Baba hazretleri dağıtımını yapacağı Kur'an nüshalarını gazete kağıdına sarar.Mevlana Efendimizi Ziyarete gelen ziyaretçiler arasında gözünün tuttuğu şahıslara yaklaşır.O kimsenin koltuğunun altına kitabı sıkıştırır yoluna devam eder.Kitabı alan şahıs Fikri Babayı tanıma fırsatını bulamaz.

Dağıtım işi nihayete yaklaştığında,İstihbarat elamanları Tüm Türkiye'ye Kur'an kitabının bir şekilde bastırılıp dağıtıldığı hususunu tespitle Konya kaynaklı bu işin merkezine ulaşarak Fikri Babayı yakalayıp,Suç üstü hükümleri gereğince hemen adliyeye sevk ederler.
Baba hazretlerinin elinin değdiği son nüsha bir yerde emanet ve emanet olduğundan bahsettiğimiz bu nüsha elimize geldi.cep boyu boyutunda (10 cmx8 cm boyutunda 4 cm kalınlığında).

TEVAZU ÖRNEKLERİ

Cenabı Peygamber (sav) Mekkenin fethi günü,şimdi fetih caddesi olarak isimlendirilen şehre girerken üzerine bindiği merkubun semerine,neredeyse alnı değecek şekilde giriyordu.Doğduğu,büyüdüğü ,Eza edilip çıkartıldığı bu kutsal yere muzaffer bir kumandan edası ile değil tevazunun zirvesindeki bir şekilde girmekteydi.
*Mısır seferinden dönerken İstanbul'a gündüz girmeyen ve halk bu muvaffakiyeti bizden  bilir ve alkışlar diye Üsküdar'da bekleyerek şehre gece giren bir Yavuz Selim'in tevazuu,
*Mohaç meydan muharebesinde dünyanın en büyük ordularını iki saat içinde yok eden ve dönüşte"Bu zaferle kalbime gurur girdi.Bu gece yatağımı dehlize serin  diyen bir Kanuni'nin tevazuu,
*Kudüs'ü alıncaya kadar 30 sene çadırda yatan Selahaddin Eyyubi'nin tevazuu,
*İspanyanın fethinden sonra "Unutma dün bir köleydin , bugün muzaffer bir kumandansın ,yarın toprağın altına girip hesap vereceksin"diyen Tarık bin Ziyad'ın tevazuunu tarih bizlere taşımıştır

DÜNYALIK DÜŞÜNCESİ YAHUT ŞEF KAYBEDERSE..


Yahudi asıllı Alman kadın düşünür Hannah Arendt'in sözleridir:-Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ama şef kaybederse hepsi kaybedeceğinden susarlar. İlke, şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir; buna olan inanç biterse totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır.-Diktatörlerin o kadar göz göre göre yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlâkını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir. Biliyorlar ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecekler ve taban bunu 'ne büyük taktik deha' diyerek bir kez daha alkışlayacak.
 Aslında Hannah Arendt, bu tespitlere Hitler ve Stalin yönetimindeki Almanya ve Sovyetler Birliği'ni inceleyerek ulaşmıştı. Hitler, zaten Goebbels'in "Yalan ne kadar büyük olursa, kitlelerin ona inanması ihtimali o kadar artar." taktiğini kullanıyordu. 
Otoriterlerin repertuvarı çok kısıtlıdır. Ulusal güvenliğe tehdit, vatana ihanet, terörizm, halk düşmanlığı suçlamaları gibi..Yeni dönemde devletin şiddet kullanımında artış kesinlikle olacak. Çoğu zaman da kendi vatandaşlarına karşı...
Herkes Belediye başkanının seçilmeden önceki ekonomik durumunu bilir.Ancak başkan seçildikten sonraki ekonomik durumundaki yükselişi sadece dedikodu olarak birbirleri arasında fısıldaşırlar.Başkanın yüzüne karşı bunu söyleyip izahat isteyen olmaz.Olursada bir kişidir ki o da anında etraftaki yağdanlıklar tarafından hemen elimine edilir.Aldığı rüşvetten dolayı adı ayyuka çıkmış olana da Ankara karışmaz.Zira kendi partisinin adamıdır ve de çarptığının bir kısmını da genel merkeze yahut belirleyicilere aktarmaktadır.Toplum bu tür tipleri baştacı ederek birlikte çöküşe gitmektedirler.

ARİFİ BİLLAH OLAN BÜYÜKLER NİÇİN SUSAR?

Hani bir anlatım vardır.Duvar,çiviyebağırmış:Niçin yüzümü gözümü yırtıyorsun,bedenimde deylikaçıyorsun? demiş.Çivi ise:Be amca beni niçin suçluyorsun.Kafama vuran çiviye kızsana!.Sonunda tüm fatura çekiç'e çıkacakken,çekiç feryad etmiş:Be amcalar! beni tutan elden kurtulmam mümkün mü ki faturayı bana kesiyorsunuz.
Evliyaullah her şeyin Hakk'dan olduğunu bilir ve onun tasarrufununa asla itiraz etmez.Çünkü Hakteala'nın işlerindeki hikmet hemen değil uzun yıllar sonra anlaşılabilecekse , bugün kim ne söyliyebilir.
Hastalıkların her birinin bir ilacı vardır.Ama ilacı olmayan hastalık kaza ve kaderdir.Kaza geldi mi , hekim aptallaşır; ilaçda fayda veriş bakımından yolunu yitirir.Sebebler ahmak kişiyi avlar.Can gözü olgunlaşanlar temeli, özü görür

CENNETTE Kİ DÖRT IRMAK

Bal,su,şarap,süt.Bu ırmaklar arştan cennete akarlar.onların bmirazcık belirtisi de yeryüzünde görülür.O dört ırmaktan bir yudumcuk bu kapkara toprağa döktüler bir fitnedirkoptu.Şu aşağılık kişiler bunların aslını arasınlar.Ama adam olmayanlar, dünyadakini yeter buldular.
Tanrı çocukların beslenip gelişmesi için sütü verdi.Kadının göğsünü süt çeşmesi yaptı.
Şarap ırmağını gamı, kederi gidermek, düşünceyi atmak; insana güç vermek için üzümden yarattı.
Hastanın bedenine ilaç olsun diye bal arısının içini kaymak haline soktu.
Suyu da temizlemek, içip kanmak için herkese lütfetti, sundu.
Bunların izleyiptemellerine varmak gerekir

30 Ekim 2018 Salı

ALİ BABA HAZRETLERİ

Seyyit Ali Baba hazretleri son zamanını prostad ameliyatının akabinde uzun oturarak geçirdi.4 yıl 4 ay süren busüreç içinde bulunduğu portakal bahçesinin içine kurdurduğu bir çadır içinde yatmakta idi.Kapısız,penceresiz sadece üstü naylonla örtülü bir barınak.Bu esnada sayısız insan faydalanmak için kendisini ziyaret etmekte idi.Ziyaret edenler içinde Efendi Satin isimli derviş meşrepli birisi vardı.Alibaba hazretlerine haşlanmış tavuk götürmek ister ve hanımına kümesteki tavuklardan bir tanesini kesip pişirmesini söyler.Hanımı karşı çıkar ben tavuğumu vermem der.O gece ,orman kenarında bulunan evin kümesine çakal dalar ve epeyce tavuğu telef eder.Ertesi sabah kadın uğradığı ziyanı görünce birtavuğu keser pişirir Ali Beba'ya gönderir.O akşam tevafukan bir başkası da haşlanmış tavuk getirmiştir.Ali Baba hazretleri gelen iki tencereye bakar.Efendi Satin'in tavuğu için :"Çakalların kovaladığı tavuğu yemem "der.Diğer vatandaşın getirdiği tavuğu yer.

METLİSULTAN'DAN

Necib Sultanımın eşi Asileannemiz,Konya'da bulunduğusırada,NecibEfendikendisiniilkdefa Metli Sultan'ın huzuruna zikre götürmüş Zikirden önce kendisine üç tane siyah zeytini yemesi için  vermiş "Çekirdeğini de yut" demiş.Zikir esnasında insanların kafalarını sağa sola sallamaları  garibinegitmiş.Kendisine verilen zeytinleri yemiş ama çekirdeğini  yutmayarak oturduğu serginin altına koymuş.Ertesi hafta tekrar zikre gitmiş.Zikir esnasında kendisi cezbelenerek başlamış ağlamaya.Zikir bittikten sonra Fikri Baba hazretleri annemize hitaben:"Dörtyollu! çekirdeği yutmadın amma biz adamı böyle ağlatmasını biliriz"

29 Ekim 2018 Pazartesi

BABAN İSTESEYDİ TÜM ESİRLERİ SERBEST BIRAKIRDIM

Efendimiz Taif dönüşü Mekke'ye girecekti.Ancak ona kötülük etmek isteyen müşrikler bekliyorlardı.Arapların adetlerine göre sosyal durumu güçlü olan bir kimse bir diğerini koruması altına aldığını beyan ederse o kimseye kimse dokunmazdı.Efendimiz (sav)iki kişiye haber gönderdi onlar korumalığı kabul etmediler.Üçüncü olarak Mutim ben Adiyy isimli kişiye haber gönderdi.O şahıs korumalığı kabu letti.Efendimiz bu şahsın korumasında Mekke'ye girerek Kabeye gitti.Ebu Cehil onu görür yanına varıp Mutim b.Adiyye ""Kefilimisin yoksa tabisimisin? diye sorar.Mutim,"Benim korumam altındadır"deyince de Ebucehil kafiri dokunamaz.
Aradan yıllar geçer Bedir Savaşından sonra Mutim bin Adiyy'in oğlu esir düşer .Peygamberimiz onun yanına gider ve "Baban sağ olsaydı ve Bedir esirlerinin tamamını bırak deseydi , ben hepsini bırakırdım,"der.Resulullah, bir müşrifğin iyiliğini bile unutmayacak kadar vefa doludur.

HAZRETİYUSUF(A.S.), DAYANMA GÜCÜ NERDEN ALMAKTAYDI

Hazreti Yusuf birrüya görmüştü,Güneşin,ayın ve onbiryıldızın kendisine secde ettiklerini rüyasında görmüştü.Yusuf (a.s)'ın gerçekrüyaya güvenivardı B yüzdeno, kuyuda iken, zindan da bulunduğuzamanlarda da ,hep gördüğü rüyanın gerçekleşmesini bekliyordu.
Rüyasına güveni olduğundan dolayı kölegibisatılmasından, Züleyha yüzünden kınanmasından , çekiştirilmesinden kederlenmiyor, gamlanmıyordu.
O gerçektenrüyasına güveniyordu.Rüyası mum gibi önünde parlıyordu, onunönünü aydınlatıyordu.KardeşleriYusuf'ukuyuya attıkları vakit ,kulağına Allah'dan ses geldi:"Ey Yiğit !, sen bir gün manevipadişaholacaksın da, sana ettikleri bu cefayı , kardeşlerinin yüzünevuracaksın.Hz.Yusuf'a kuyuda iken seslenen göze görünmüyordu ama, gönül söyleyeni belirtisinden tanımıştı.
Busesten Yusuf'un ruhuna bir güç, bir rahatlık, bir huzur geliyordu..Hz.İbrahim'e nasıl ateş gül bahçesiolmuşsa, bumübarek ses yüzünden kuyu da Hz.Yusuf'a gül bahçesi, birdost meclisi halinialdı.
Yusuf (a.s) bundan sonra netürlü cefaya uğradıysa , o sesin vermiş olduğukuvvetle , güçle, o eza vecefalara dayanıyordu.
Onungibi o,(Elestü birabbiküm)"Ben sizin Rabbinizdeğilmiyim?" sesininmanevi zevkideher müminingönlünde ta kıyamete kadar vardır.
Bu yüzdendirki, müminler ne belalara itiraz ederler, ne de Cenab-ı Hakk'ın "yap,yapma" buyruğundan sıkılırlar.

AYRIŞMANIN DİNDEKİ ÖRNEĞİ

bİR FIKRA ANLATILIR.kARADENİZDE DÜZ ARAZİ OLMADIĞI İÇİN İNSANLARIN YERLEŞİM YERLERİAYRI AYRIDIR.Her küme ev kendi camisini yaptırır.Adam, bir ezan sesi duyar.sorar:Bu hangi camidir? cevap verirler aşağı evlerin camisinin ezanıdır.adamda tebmki yoktur.İkinci bir ezan sesi duyunca tekrar sorar:Bu hangi caminin ezanıdır? derler orta caminin esanıdır.adamta ses yok.Üçüncü bir ezan sesi duyunca bu hangi caminin ezanıdır? deyince etraftaki ler bu bizim caminin ezanıdır.Adam bunun üzerine :"Aziz Allah şefaat ya Resulallah! der.

İSMİ A'ZAM

Hak Teala'nın en büyük ismidir.Bu ismin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir."!Allah" ve "Huve" isimleri ismizat oldukları için belki de ismi azam bunlardır.Arifin biri şu manada birkıta söylemiştir:"Müridin biri Şeyhine Allah'ın 99 isminden hangisi ismi a'zamdır? diye sormuş.Şeyh şucevabı vermiş:"Allah'ın isimlerinden hangisi küçük olabilir?O'nun bütün isimleri ism-i azamdır".Bu nedenle hangi isimle dua edilirse tesiri görülür, fakat o ismi okuyacak ağız lazımdır.
Rivayet ederler ki :Hz.Ali (r.a) bir ağaç altında oturuyormuş, biri gelmiş, fakir halinden şikayet etmiş.Hz.Ali yerden bir avuç kum almış , bir şeyler okumuş , kumun üzerine üfleyerek fakire uzatmış . fakir kumların altın tozu olduğunu görünce :"Ya Emir, ne okudun?Allah aşkına bana öğret" demiş.Hz.Ali de Fatiha suresini okuduğunu söyleyince , fakir hemen biravuç kum almış, Fatiha suresini okuyup üflemiş se de avucundakiler kum olarak kalmış.Hz.Ali ;"İkimiz de fatihayı okuduk, ben okuyunca kumlar altın oldu.Sen okuyunca olmadı.Çünkü bendeki ağız sende yok" diye buyurmuş

28 Ekim 2018 Pazar

NAMAZ YUMURTASINDAN CİVCİV ÇIKARTMAK

Namaz için mümininmiracı yaniHak teala ile buluşması denmiştir.Kalıpla birlikte kalbinde huzura çevrilmesi gereklidir.Sevgininve gözyaşının sıcaklığının devamı ile namaz yumurtasından bircivciv çıkmalıdır.Bu civcivHakk7a açılan manevipenceredir.Hak teala'nın büyüklüğünü düşünmeden başı secdeye koyup kaldırmak,aceleyem yiyen kuşların haline benzer.Bu nedenle namaz yumurtasından civciv çıkartamadığmız vakit ömür olarak verilen sermaye boşa harcanmış olur.

VELİLER HAKKINDA


Velilerhakkında halkın görüşü üç türlüdür:Birkısmı Allah’ın velilerin itamamıyla inkar ederler.Bunlar ilahiyardımdan mahrum kalmış zavallılardır.Birkısmı , eskizamanlarda gelmiş velilerin kerametini tasdik eder kendi  zamanındaki velilere inanmaz.Üçüncü kısım ise Evliyanın kerametini tasdiketmekle beraber zamanındaki veliyikabul etmez.Buüçüncü guruba dahilolanlar için büyük bir arif demiştir ki:”Gönül sahibi veliler çekip gittiler de, aşk şehri boş kaldı deme.Bugün de cihan ŞemsiTebriz gibi velilerledoludur.Fakat Mevlana gibibir Hak aşığı nerede?”
Veliler bizi yüzlerce kötülükten ve intikamlardan kurtarırlar.Hz.Pir Mevlana efendimiz demiştirki tilkileri , ayakları kaçırır kurtarır da tilki aldanarak kuyruğunu sever onunla oynar.Kurnazlık ve hileler kuyruğa b.enzer.ZeydileBekir şaşırsın kalsın diye deliller getirmeye uğraşırız, hilelere başvururuz.Böylece kuyruğumuzusallarız.Halkın bize şaşırıp kalmasını isteri.Hatta tam'a elini Allah'lık sevdasına bile atarız.Kendisi kuyuya düşmeş,halkı irşad sevdasıyla aldatma sevdasındadır.Bu manevitehlikeler yol üzerinde mevcuttur.

EKİLEN TOHUMLAR MEYVELİ AĞACA DÖNECEK

AzizimNecibSultan buyurmuştu; içinde bulunduğumuz bu vakte ve onun sonrasına ilişkin olarak.Ekilen tohumlar meyveli ağaca dönüşecek."
Birinsan yetiştirmek yıllar alabilir bizim gözümüzde.Tüm evliyaullah,kendi manevi neslinindevam etmesiiçin insan yetiştirirler.Bu yetişmezaman alabilir."Baba himmet "diyene "Oğulhizmet" demişlerdir.Değişik meşreblerin bu şekilde yetişmiş evlatları mevcuttur.Vakit gelip cemre suya,toprağa vehavaya düştüğünde yetişenbu insanların sözleri iksir gibi bakırı altın haline getirecek te'sir icra edecektir.Efendimiz (sav)'i öldürmeye kasteden Hz.Ömer'inbir anda değişimi gibi.Yetişmişolan saklılar meydana çıktığında Hakk'dan ve hakikatten habersiz olan bugünün insanı Hakk'ın inayetiyle birdeğişim yaşayarak yıllar gereken eğitimi ve süluku kısa bir anda tamam edecektir.veo zamandan sonra ülkemize  ve arkasından dünyaya huzur ve sükun gelecek,bolluk verefah artacaktır.

SABIR HAKKA EŞTİR.

Hz Lokman :"Sabır ve sükut(=konuşmamak),ne kadar büyük fazilet ise , ondan faydalanan da o kadar azdır"Eyfilan!"Ve'l -asr Suresi" nin sonunu dikkatleoku da gör;Allah, sabrı Hakk'la beraber andı, sabrı Hakk'a eş etti.

ALLAH, KULUNUN ZANNI ÜZEREDİR

Bu gerçek asla bizi ümitsizliğe düşürmez.Kadere iman konusunu zirveye taşır."Zira Allah ne alırsa ona karşılık ihsan da bulunur.Bahçeni , bağını yaksa sana bahçe dolusu bol bol üzüm ikram eder.Sana yas içinde düğün bağışlar.Kaybettiğimiz büyük ve değerli bir şey bile olsa, mademki bize karşılık olarak ihsanlarda bulunuyor,şu halde itiraz etmek bizden gitti.Mademki bana ateşsiz bir hararet geliyor, şu halde ateşimi söndürse de razıyım.Yani Hakk, mademki bana sebebsiz lütuflarda bulunuyor"sebeb"elden kaçarsa razıyım.
Çerağsız, mumsuz aydınlık verdikten sonra çerağın, mumun sönmüş; ne diye feryad ediyorsun?"
(Bu sözleri gözü görmeyen bir a'ma söylemiştir.Kuran'ın  hıfzında olmayan bir kişi,Hak teala'ya yalvarıp çok sevdiği Kuran'ı okumak isteğini belirtmiş Hakk Teala'da kendisine Kuran okumayı dilediği esnada gözlerini tekrar bahşederek bu dileğini yerine getirmiştir.Hikayesi Mesnevi-i Şerifte geçer)

27 Ekim 2018 Cumartesi

KULNE VAKİT RABBİNDEN RAZI OLMUŞTUR

Cüneydi Bağdadihazretleri şöyle buyuruyor:"Kul ne vakit rabbinden razı olur?" diyesordular.Şu cevabı verdim:Nimet gibi musibet de onu sevindirdiği zaman!"
Allah7ın kahır ve celalini de, lütuf  ve cemali gibi hoş görmek ve şikayet değil, hamdü senada bulunmak Allah'dan razı olmanın belgesidir.Aziz Mahmud Hüdai hazretleri buyurmuştur:
"Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül, yahud diken,
Ya hil'at u yahut kefen
Lütfunda hoş kahrında hoş"

SARIBENİZLİ İNSANLAR

Azizim Necib Sultan anlatmıştı:22 yaşlarında idim(Muhtemelen1950 yılı)mübareğin birisi bir hadise anlatmıştı;Konya Sarayönünde bir zat Ramazanın son on günü itikafa firmişti.ikioğluvardı.bir kaç gün sonra hanımı camiye gelerek beyine söyledi ki 'Efendi büyük oğlunbir hastalığa yakalandı ölmeküzeredua et de iyileşsin.Efendiden hiç ses çıkmadı.Kadıncağız döndü.Çocuk vefat etti.bir kaç gün sonra kadın tekrar geldi;Efendiküçük oğlan'da aynı hastalığa yakalnmış ölmek üzere dedi.Adam da yine ses yok.Çocuk vefat etti .Teneşire konulup yıkandıktan sonra İtikaftaki baba cenaze yerine çıkıp geldi."Birisana biri bana" diyerek ölü çocuğunun elini tutup Kum bi iznillah" demesiyleçocuk dirildi.Çocuk uzun yıllar yaşadı evlendi çocukları torunları oldu.Ancak o adamın sulbünden gelen tüm çocuklarının benzi soluk idi".Merak ederek Sarayönü'ne gittim.Konya insanı ya beyaz yahut esmer olur.solukbenizli(sarışın)pek olmazdı.Yaşlı olan solukbenizli birisine dedesinin dedisinin  adını sordum.aynı zatın sulbünden  geldiklerinisöyledi.

26 Ekim 2018 Cuma

DİNİN ASLI TEMELİ PENCERE AÇMAKTIR

Evlere pencere niye açılır?ışık girsin,karanlık zayi olsun amacıyladır.Dinin aslı, temeli manevi pencere açmak veoradan tevhid ve hidayet nuru alarak gönlü, gözü aydınlatmaktır.Namazdan alınan manevi zevkle ruh penceresiaçılır, vasıtasız olarak Allah'dan haberler, ilhamlar gelir.
Himmet kazmasını, nefis duvarına vurup gönle manevi bir pencere açmak gerekir.

YAHUDİLERİN SÜRGÜNLERİ

İlk en büyük sürgün Babil hükümdarının Kudüs'ü yakıp yıktıktan sonra esir olarak tüm Yahudileri Babil'e götürmesidir.Daha sonraki süreçte ikinci en büyük sürgünü Roma İmparator'u Vespasyonus'un oğlu Titus'un MS 70 li yıllarda yaptığı Kudüs yıkımıdır.Kudüs işgalinden sonra tüm Yahudiler sürgüne gönderilmiştir.Dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudilerin bir kısmı Efendimizin hicret ettiği Medineye yerleşen Yahudilerdir.Bunlara Mizrahi denir.Beni Kaynuka,Beni Nadir,Beni Kureyza bunlardandır.
Kuzey Afrika ve İspanyaya göç eden Yahudiler vardır.Bunlar Seferad adıyla anılır.1492 yılıhda Katolik İsabel'in katliamından Osmanlı Padişahı 2.beyazid'in yardımıyla kurtulup Anadoluya ,Balkanlara,Fas'a getirilmişlerdir.Rusya ve Polonyaya uzanan Yahudilere ise Aşkenazlar ismi verilir.


























































MENDERESİN İLK İŞİ


27 Mayıs büyük bir musîbettir, ülke için maddî, manevî büyük bir musîbettir. Adnan Menderes ve arkadaşları on sekiz sene yani 1932'den itibaren 16 Haziran 1950'ye kadar, Türkiye'nin minarelerinde Ezan-ı Muhammedî “tanrı uludur” diye okunurken; 16 Haziran 1950'de Meclis açılıyor, ilk toplantısında ilk alınan karar; Ezan-ı Muhammedî'nin aslına çevrilişinin kabulüdür! İşleyişte, bir komisyona girmiş olan herhangi bir kanun tasarısı eğer 48 saati doldurmamışsa, o ruzname, gündeme alınmaz ve görüşülmezdi. Halbuki Menderes ayağa kalktı ve kürsüye gitti; bu kanun tasarısının Meclis’te görüşülmesini talep etti ve 48 saat dolmadan Meclis’e kabul ettirerek o gün Ezan-ı Muhammedî kabul edildi. Arkadaşlar, burada bir yanlışa dikkat çekmek isterim; ‘Celal Bayar o gün tasarıya imza atmamış’ gibisinden spikülasyonlar var, bunların hiçbiri doğru değildir. Aynı günün akşamında, yani 16 Haziran'da kabul edilip, Resmî Gazete’de yayınlanarak Türkiye'nin gündemine girmiştir. O gün bugündür bu devam ediyor, inşaallah kıyamete kadar da devam edecektir. Menderes’in şu cümleleri de çok kıymettardır; idam sehpasına giderken; "Size dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum, onlara da dargın değilim, kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki ‘Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir!’”

DEVLETİN HAZİNESİNDEN KENDİSİ VE AİLESİNE YEDİRMEMEK

Hz.Davud hükümdarlığı esnasında tebdili kıyafet ederek halk arasında dolaşırmış.Ve ;"Davud nasıl bir adamdır,ondan memnunmusunuz?" diye halka sorarmış.Cenab-ı Hakk iki meleği insan suretinde göndermiş.Davud onlara da sorunca ;"Davud çok iyi adamdır.Fakat, devletin hazinesinden ailesine ve yakınlarına yedirmese daha iyi olacak"dediler.Davud hatasını anladı ve Cenab-ı Hakk'dan kendisini devlet hazinesinden maaş almaktan kurtarmasını niyaz etti.Bunun üzerine kendisine zırh yapması öğretildi.Bu hadise Medarik Tefsirinden yazılmıştır.
Buhari şerifte şu hadis vardır:"Hiç kimse elinin emeği ile yediği yemekten daha hayırlı yemek yememiştir.Allah'ın peygamberi (Davud (a.s) da hükümdar olduğu sırada elinin emeği ile kazandığından yerdi.

GÜZEL SESİN TESİRİ

Denir ki Hz.Ademden bu zamana kadar Hz.Davud'a bahşedilen güzel ve organon sesine benzer muhteşem bir ses kimseye nasib olmamıştır.Her bir vaaz edişinde meclisinde yüzlerce kişiyi kendinden geçirir , öldürürdü.Arslanlar ceylanlar ilahi okurken onun yanına gelir dinlerlerdi.Hz.Davud'un güzel sesinden öyle mestolurlardı ki yırtıcı arslanlar ceylanlara saldırmaz, ceylanlar da arslandan kaçmazdı.Müzik için evrensel dil tabiri kullanılır.bir madde,eşya olan madenden çıkan güzel ve ahenkli tesirin etkisi ortada iken Hakk'ın yarattığı insandan çıkan sesin te'sirine şaşmamak gerekir.Bu sese sahip olanlar bu kabiliyeti kendinden bilmemeli ve şöhretin aldatıcılığına kapılmamalıdır.

DİN ADI ALTINDA SORULAN MANASIZ SORULAR

Dertli olan, acı çeken kişide düşünce yoktur.Dertsiz kişide düşünce çoktur.Bu nedenle bir çok manasız soru cevap içindedir.Bu türlerle alakalı olarak Hz.Mevlana Mesnevi-i şerifinde Yeni evli bir zatın sakalındaki ağarmış kılları berbere ayıklatması örneğini verir.Usta bir berberin dükkanına kır saçlı bir adam koşarak geldi."Yiğidim;" dedi."Sakalımda ağarmış kılları bir bir yol.Çünkü ben,yeni evlendim"
Berber adamın sakalını tamamıyla traş ederek kılları önüne koydu ve ;"Benim bir işim çıktı, ben gidiyorum.Kılları sen kendin ayıkla" dedi.
İşte bu siyah kıllar soru, beyaz kıllar da , o kişiye verilmiş cevap.Din dertlisi olan arifler böyle şeylerle uğraşmazlar.

MUSA/FİRAVUN/SİHİRBAZLAR HİKAYESİ BUGÜN DE YAŞANMAKTADIR.ÖLMEDİLER

Musa (a.s)'ın anılması,, onun Firavunla uğraşması, hatıraları eski devirlere götürüyor."Bunlar çok önce olup bitenlerin hikayesi imiş." deniliyor."Bugün ne Musa var ne de Firavun" diye düşünülüyor.
Musa (a.s)'ın adının zikredilmesi , işi açıkça söylemekten kaçınmak, daha doğrusu işi gizlemek içindir.Yoksa ey temiz kişi asırlarca evvel gelen Hz. Musa'nın nuru , bugün senin yanında , sende bulunuyor.
Ey Hakk yolcusu ! Gerçeği öğrenmek istiyorsan Musa da Firavun da ölmediler, bugün senin içinde yaşıyorlar. senin varlığına gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar!.Bu nedenle birbirine düşman bu iki kişiyi kendinde araman gerekir.
Musa kıyamete kadar vardır.Gerçek müminlerin yüzlerindeki hep o nurdur,başka nur değil; değişen ancak kandildir.(Hz.Mevlana)
İbni Arabi hazretleri buyuruyor ki:"Benim ruhum, Musa; aklım ise Harun'dur.Nefsim Firavun ; ve nefsimin heva ve hevesi , Firavunun veziri olan Haman'dır"Kıssada geçen o iki ünlü sihirbaz ; bizim vehmimiz, hayalimizdir."

ALLAH ADAMINI İMTİHAN ETMEK

Nefsin bir hastalığıdır ve tehlikelidir.Allah adamını imtihan ederken haşa Allah'ı imtihan etmek gibi edeb dışına çıkan bir hal sergilenebilir.Çok tehlikelidir.Maazallah insanın ahireti dahi bitebilir.

RUHANİYETTEN YARDIM İSTEMEK

Bu alemden göçmüş Arif-i Billah olan kişilerin ruhaniyetinden istimdad etmek,zahir ehline ters gelir.Halbuki onlar,HakTeala'nın şehidler için ifade buyurduğu "Onlar diridir.Siz bilmezsiniz" ayetini okurlar.Bu diriliğin bu dünya ile alakasının ne olduğunu idrak edemezler.Halbuki damla deryaya vasıl olduğu vakit bitmekten,yok olmaktan ,buhar olmaktan kurtulmuş demektir.Bu nedenle Hayy makamına ermiş olanlar işaret ve belirtilerle halen bu alemde yaşantısını devam ettirenlere yol gösterici mahiyette irtibatları devam etmektedir.Erenler meclisi,Hakk Teala'nın  yüce iradesinin tecellisi için bu dünyanın işlerini görürler.Yaşayan insanlardan istidatlı olanlar seyrü süluk yolunda erenlerle irtibat kurup işaretleriyle yol alırlar.

25 Ekim 2018 Perşembe

FİRAVUNDA OLAN BİZDE DE VAR

Ey dünya malı için çırpınan ve dünyaya tapan gafil; Firavun'da olan kötü ahlak, tamamıyla sende de var!Sen de kibirlisin, sen de kendini beğeniyorsun, sen de mal ve şehvet peşinde koşuyorsun!Fakat senin ejderhan yani nefsin acizlik, yoksulluk kuyusuna düşmüş, güçsüz kalmış da firavun gibi saldıramıyor, bir şey yapamıyor.
Yazıklar olsun! bu söylenilen sözlerin hepsi de senin hallerin, senin kötü huylarındır; tutuyor sen onları Firavunun üstüne atıyorsun.
Halbuki senin kötü hallerinden , kötü huylarından söz edilse, canın sıkılır, hoşuna gitmez, başkalarından bahsedilse masal gibi gelir.
Senin nefis ateşini parlatmak için,Firavun'un ateşine atılan odun atılmamaktadır.Yani sen , onun gibi kuvvete, fırsatlara, servete malik değilsin.Eğer Firavun gibi güçlü olsaydın, sen de çok canlar yakardın.(Hz.Mevlana)

FİRAVUN'UN HESAP SORMASI

Saltanatını yıkacak olan Hz.Musa'nın doğmaması için Firavun her tedbire başvuruyordu.Müneccimlerinin her dediğini yapıyordu.Müneccimler nimet içindeydiler.Hz.Musa'nın anne rahmine düşeceği o gece işaret ederek Firavun'a çare söylediler:"Bütün İsrailoğulları erkeklerini o gece meydana çağır onlara yüzünü göster ve onlara bolca bahşiş para ver".Firavun denileni yaptı ama ertesi sabah Hz.Musa'nın yıldızının gökyüzünde doğduğu haber verilince şerefte gitmiş,parada gitmişti.Aldığı hiçbir tedbir fayda etmemiş,Hak Teala'nın isteği olmuştu.Müneccimleri tehdit ederek :Yıllardır memleketin gelirlerini yiyordunuz.Bumu sizin bulduğunuz çare.Sizi parçalatır ateşe atar odun eder, yiyip içtiklerinizi burnunuzdan getiririm"dedi.
Zalimlerin yanında olup, onun zulmüne yardım eden,yaltaklanan,menfeatlanan kim varsa,zalim mutlaka ona zarar verir.İlahi kural böyledir.

İBADETTEN MAKSAT NEDİR?

Bu dünyada varlıklarından, benliklerinden kurtulanlardan başka herkesin gözleri kapalı, kulakları tıkalıdır.
Allah'ın lütfundan , inayetinden, yardımından başka gözleri kim açabilir? Allah'ın sevgisinden başka Hakk'ın öfkesini kim yatıştırabilir?
İbadete sıkıca bağlanma.Onun semeresi olan müşahede, Allah'ı manen bulma Allah'ın yardımı ile olur.Allah'ın yardımı ve lütfu olmayınca ibadetler yorgunluktan ibaret kalır.