22 Kasım 2020 Pazar

İHTİLALLERİN KAYNAĞI

Bütün ihtilallerin kaynağı İKİ TEMEL SEBEBE DAYANMAKTADIR.Bu iki temel sebep aynı zamanda bütün kötü ahlakın da menbaıdır. Birinci sebep:"Ben tok olayım, başkası açlıktan ölsün bana ne?" düşüncesinin kafalara yerleşmesi, İkinci sebep:"Sen çalış, ben yiyeyim" prensibinin revaç bulmasıdır. Halbuki toplum hayatı , zengin ve fakirler arasındaki muvazene unsurlarıyla rahat ve huzur bulur.Bu muvazenenin kurulabilmesi için hürmet ve itaat bulunması zaruridir.Oysa "Ben tok olayım, başkası açlıktan öle bana ne?" diyen zengin; zulme, ahlaksızlığa ve merhametsizliğe; "Sen çalış, ben yiyeyim" diyen fakir ise , kine, hasede ve çatışmaya yönelecektir. Emekçi -Sermayedar çatışmasının nedeni budur. Batının önleyemediği sınıflar çatışmasını,Kur'an bir emir ve bir yasağı ile fevkalade önlemiştir. Zekatı farz kılarak zenginin fakiri gözetmesini katiyetle emretmiş, faizi haram kılarak da fakirin sömürülmesini yasaklamıştır. Bugün iktidar kendi zenginini yaratmıştır.Ağırlıklı olarak tüm devlet ihaleleri Davet metodu ile onlara verilmekte,Devlet mal varlığı belli kişilere akmaktadır.Şeffaflık yok olmuş,denetimsizlik ilke olmuştur.Halka sosyal yardım adı altında verilen damlalar halkı tatmin etmeyecek,İktidar çevresinin israfı aç insanları tahrik edecektir.Cenab-ı Hakk bu ülkeyi bir iç çatışmadan muhafaza etsin. Halk efkarı, Fransa'da mevcut düzene ve Krala bağlı olmakla beraber, zaman zaman şikayetlerinin açık tezahürlerini ve perişaniyetlerini gösteren miting ve yürüyüş yapan çoğu kadın on binlerce Fransız"Ekmek isteriz" diye bağıran insanlara "Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin" şeklinde cevap bulmuştur.Bu siyasi düzeni devirmek isteyenlere fırsat olup fakir halkın sırtına basarak yükselen bir ihtilalcilerin ekmeğine yağ sürmüştür."Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz" diyenle iki yüz küsür sene önce verilen cevap aynı ifadelerdir.

ÖMER BİN ABDÜLAZİZ

ZAMAN İTİBARI İLE EFDAL(FAZİLETLİ) OLANLAR Kendisine küçük Ömer denilen sekizinci Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz halife olmasına rağmen tevazuundan dolayı basit kıyafet giyerdi. Etrafındakiler:Ey müminlerin halifesi, Allah sana ihsan buyurdular biraz giyinip kuşansan olmaz mı? O büyük insan, eşine az rastlanır veli, devlet başkanı:”Şüphe yok ki iktisadın efdali, varlık zamanında olandır. Affın efdali ise kudret zamanındakidir”

GÜNAHINI KANIYLA TEMİZLEYEN SAHABE:MUAZ BİN MALİK

Muaz nasıl olmuşsa nefsine uymuş ve bir kadınla zina yapmıştı. Pişmanlık içinde Resulullah’a geldi ve günahını itiraf etti. Efendimiz arkasını dönerek”Sana yazıklar olsun, git Allah’dan bağışlanma dile” dedi. Muaz tekrar huzura geldi ve “Ben zina ettim”diye ikinci kez tekrar etti. Resulullah yine sırtını dönerek duymamazlığa geldi. Muaz “Beni temizle Ya Resulullah!Ben zina ettim” Ebubekir efendimiz Muaz’ı ikaz ile:”Dördüncü kez ikrar edersen sen recmedilmek zorunda kalırsın”   demiş ise de dördünce kez bu ikrarı yaptı. Şeriatın uygulanması gerekmekte idi. Resululah onu mahkeme eder ve Muaz suçunu aşikar bir şekilde ikrar eder. Efendimiz yanındakilere sorar:”Muaz’da bir delilik var mıdır?”Sahabe yoktur der. Mazeret bulma adına efendimiz yine sorar:”Muaz içkili midir?”Sahabe “Hayır.Sarhoş değildir” der. Çaresiz recmedilmesine karar verilir. Muaz Medine dışına çıkartılır. Ceza infaz edilir. Efendimize durum anlatılır.Efendimiz:Keşke bıraksaydınız. Belki Allah tevbesini kabul ederdi”.Muaz hakkında duyduğu çeşitli söylentiler üzerine Efendimiz onun imanının Medine’deki kırk Müslüman imanına denk olduğunu beyan buyurmuştur.

ABDULLAH BİN ZÜBEYR

Babası büyük sahabi Zübeyr(r.a),annesi Hz. Ebubekir efendimizin kızı Esma(r.anha).İkinci Emevi halifesi mel'un Yezid'e biad etmeyip Kabe’ye sığındığı zaman, Zalim Haccac komutasındaki askerler Kabe’yi kuşatıp Kubeys dağına kurulan mancınıklarla Kabe duvarlarına taş fırlatılarak Müslümanlar şehit edilmişti. Abdullah bin Zübeyr bu şekilde şehit edilip cesedi bir direğe asılmıştı. Zalim Haccac bu davranışı ile annesinin üzüntü ile yalvartmak istemişti:”Annesi gelip yalvarmadan cesedi darağacından indirmeyin” Büyük anne metanet gösterdi ve zulme boyun eğmemek için bu acıya katlandı. Günler sonra darağacının yanından geçerken cesedi göstererek şöyle konuştuğu duyuldu:”Bu hatip halen minberden inmeyecek mi?Daha ne zamana kadar bu lisanla konuşmaya devam edecek?”

BİZİ ALLAH İLE ALDATMAK İSTEYENLERE RAZIYIZ

İlim tarihine geçen dört Abdullah’dan birisi Abdullah bin Ömer hazretleridir. Sırf “Selamı yayınız”hadisine uymak için halkın arasına iner, herkesi selamlardı.Emri altındaki kölelere iyi davranırdı. Namaz kıldığını öğrendiği kölelerini azad ederdi. Bu tutumunu öğrenen köleler, camiye gitmeye başladılar. Sırf kölelikten kurtulmak için onların camiye gittiklerini kendisine söyleyen dostlarına: Bizi Allah ile aldatmak isteyenlere aldanmaya razıyız” buyurdu

FARKLI DAVRANIŞ

Abdullah b.Ömer’in, Pazar yerinde bir satıcı ile kırk paralık bir mesele için şiddetli münakaşa ve pazarlığına şahit olan birisi ,ertesi gün Hz. Abdullah'ın evinin kapısına geldiğinde, kapıdaki bir dilenciye bir altın sadaka verdiğini gördü. Şaşırdı ve bu durumun hikmetini o sahabeden sordu: Dün çarşıda kırk para için pazarlık ettin bugün bir dilenciye bir altın veriyorsun? Hz. Abdullah cevapladı: Çarşıdaki vaziyet, iktisattan ve aklın kemalinden ve alış verişin esası ve ruhu olan emniyetin, sadakatin korunmasından gelmiş bir haldir. Cimrilik değildir. Evimdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemalinden gelmiş bir halettir. Ne o cimriliktir ne de bu israftır.

İLİM YOLUNDA OLANLARA HATIRLATMA

Hz.Abdullah bin Ömer (r.a)(Hz.Ömer efendimizin oğlu,Resullullah efendimizin kayınbiraderi)ilim yolunda yürüyenlere mühim bir hatırlatması vardır: “İnsan şu vasıflara sahip olmadıkça gerçek alim olamaz:Kendisinden üstün kimseye haset etmeyecek, kıskançlık duymayacak. Kendisinden aşağı olanları , hor, hakir görmeyecek. İlmine karşılık olarak, dünyada bir ücret ve fayda talep etmeyecek

MÜNAFIKLIK ALAMETİ SAYILAN HALLER

Urve isimli sahabi Hazret-i Ömer (r.a)’ın oğlu Abdullah’a sorar:Ey Abdullah, biz idarecilerimizin yanında otururken onlardan doğru olmayan sözler işitiyor, buna rağmen onları tasdik ediyoruz. Buna ne dersin?”Abdullah bin Ömer buyurdu:Yeğenim, Biz Resulullah (sav) ile birlikteyken bu tür davranışları münafıklık sayardık. *Öyle zamanlar yaşadık ki aramızda hiçbiri, Müslüman kardeşinden daha çok altın ve gümüşe sahip olmayı düşünmedi.Şimdi öyle bir zamandayız ki altın ve gümüş, bize Müslüman kardeşimizden daha sevimli gelmeye başladı”(Abdullah bin Ömer)

ŞEYTANIN ZOR ANLARI

Tek kişinin namazına şeytan müdahale eder. Cemaatle kılarsa şeytan müdahale edemez. İbadetlerin hepsine riya karışır. Seher vakti ibadetine bir de cehri zikrullah’a riya karışmaz. Riyadan sakınmak için gizli, tenhada ve seher vaktinde yaptığın ibadet, kıldığın namaz aşikare yaptığından daha fazla özenerek olmalıdır.

SOSYAL MESAFE

Tabi ki cami ve mescitler için. Safların sıklaştırılmasına Efendimiz çok önem verirdi.”Şeytanların siyah ve küçük koyunlar gibi saf aralıklarına girdiklerini görüyorum”buyurmuştur. Corono virüs nedeniyle Camilere getirilen düzenlemelerde şeytan oldukça rahatlıktadır.

NAMAZ ÖLÇÜ'DÜR(KISTASTIR)

Mümin ile münafık arasındaki ölçü namazdır.Münafığın kalbinde maraz bulunduğu için namaza üşenerek kalkar. Kimsenin olmadığı bir yerde ise namaz kılmaz. Hadis-i şerif:Ahir zamanda onlar ne güzel namaz kılıyor , ibadet ediyorlar der heveslenirsiniz. Onlar okun yaydan çıktığı gibi İslam’dan çıkmışlardır.

FİTNE MESELESİ

Bazı Peygamber dualarında geçer:Ya Rabbi! Bizi Mesih-i Deccal fitnesinden muhafaza eyle.” Ahir zaman fitnesi de denilen bu durum ciddiye alınacak derecede önemlidir. En basit örneği : Hükumetin bir bakanı istifa ettiğinde bunu haber yapacak olan medyanın hükumet kanadını temsil edenler tam 27 saat suskun kaldılar. Suskunlukları istifanın olup olmadığı konusundaki tereddütleri değil, acaba bunu dile getirmemiz birilerince hoş karşılanmazsa tereddüdüdür. Zira böyle bir şey olursa geçim kaynağının elden gitme, çalıştığı kurumdan işten çıkartılma tehlikesi var. Korkusu kişiden. Bu aslında bir köleliktir. Efendiyi kızdırırsam beni aç bırakır endişesidir ve insanı küfre kadar götürür. Ahir zamanda Allah adamına tabi olmak mı? Yoksa dünyevi güç sahiplerine tabi olmak mı? Fitnesi yaşanacaktır. Bu fitne Hz.Adem’den bu yana yaşanmıştır. Her Peygamber gelişinde davet edilen topluluk,rahatlıklarından öden vermeyi, mallarından emredilen zekatı vermeyi, toplum içinde aristokrat birisine değil de sıradan birisine tabi olmayı nefislerine güç görüp karşı çıkmışlardır. Ahir zamanda da bu yaşanacaktır. Basit bir istifa haberinde 27 saat suskun kalanlar,Mehdi Resul'e tabi olmak konusunda çok daha suskun kalacaklardır. Hakk’a sarılıp onu ayağa kaldırmak davranışını günlük hayatta göstermek o kadar kolay değildir.

21 Kasım 2020 Cumartesi

SOKRAT

Sokrat, idam kararı sonrası hapse atıldı ve ölümü beklemeye başladı. Giderken şöyle diyordu:"Ben ölmeye gidiyorum, siz de yaşamaya gidiyorsunuz. Fakat kim daha iyi bir nasibe gidiyor, bunu ancak Allah bilir." Bu iş dünyada ne benimle başladı ne de benimle bitecek. Hak ve hakikati günlük hayat kaygılarının üstünde tutanları, daima benim akıbetim kovalayacak." Zindanda hayatları son bulan Hak ve hakikat kurbanları her devirde var olmuştur. Fakat savundukları hakikatler gönüllerde taht kurmuş ve ebedileşmiştir.

FATİN RÜŞTÜ ZORLU

Yassıada'da asılan Demokrat Parti hükumetinin Dışişleri bakanı. Korkusuzca idama gitti. Kaidelerine dikkat ederek abdest alması gözden kaçmamıştı. İki rekat namaz kıldı, sehpaya yürüdü ve cellata iş bırakmaksızın ayağının altındaki iskemleye kendisi tekme vurdu. Bugün Kıbrıs üzerindeki haklarımızın kaynağı,bu Dışişleri Bakanının Londra ve Zürih anlaşmaları ile tescil ettirdiği. Bu bakana ait çalışmadır. Vatana ihanet suçlaması vardı. Şöyle demişti:"Beni asabilirsiniz, amma şu anda Kıbrıs'da Türk Bayrağı var. Mehmetçik var; bunu tarihten silemezsiniz"

MENDERESİN GÜNAHLARI(!)

Halk partisine göre Adnan Menderes'in günah(!)ları, Eyüp Sultan'da dua etmesi, yardıma muhtaç mabedlere ilgi göstermesi, iftarlar tertip etmesi, ezanı tekrar aslı Arapçaya çevirmesi idi. Londra'da enkaza dönen uçak içinde sağ çıkması ve akabinde Yurda dönüşte kendisini İstanbul'da ve Ankara'da üç yüz bin kişinin karşılaması onun halkın kalbinde edindiği yeri göstermektedir. Samet Ağaoğlu hatıratında anlatır: "Galiba 1956 idi. Topkapı müzesini ziyaret ederken Yeni müdür H. Şehsuvaroğlu bizi Kutsal emanetlerin bulunduğu bölüme götürdü. Adnan Bey'i gümüş odanın önünde sapsarı kesildiğini gördüm. Bütün ısrarıma rağmen içeri girerek sandığı açmaya, eşyalara bakmaya cesaret edemedi. Heyecanı buna mani olacak derecede ileri idi.

ERENLERİN MANADAN ALGILADIKLARI

Necib Sultanım anlatmıştı. Bir gün Kırıkhan'da Tatlıcı İzzettin Eroğlu hazretlerinin evinde toplanmıştık. İzzettin efendi bir anda hal ile birlikte "Yemin ederim ki Müslüman bir devlet reisi gelecek".Bu hadise 12 Eylül ihtilalinden sonrası ancak 1984 öncesi bir zamandı. Kimse bir şey diyemedi. Ancak içinden itiraz edenler olmuştu. Devam eden zaman içinde tatlıcı İzzettin Eroğlu vefat ettiği günün ertesinde Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçilmişti. Necib Sultanım eklemişti ki:Maneviyat adamlarının, alıcıları, farklı algılama yapabilirler. Zaman ve mekanda algı farklılığı olabilir.

HEDİYE KABUL ETMEYEN ŞAHSİYET:İSKİLİPLİ ATIF HOCA

İskilipli Atıf Hoca'nın takdir edenleri arasında Sultan Vahdettin de vardı.Padişahın bir iftar yemeğinde bulunur ve dini mevzulardaki sohbeti nedeniyle onu hayran bırakır. Ayrılırken Vahdettin hediye vermek istemiş. Atıf Hoca hediyeyi kabul etmeyip ihsanı şahaneyi reddeden cümlesiyle Padişahı büsbütün hayran etmişti: "Kulunuzu ihsan almaya alıştırmamanızı niyaz ederim, efendimiz". Hediye almazdı. Fakir bir Müslümanın, reddettiği hediyesinden dolayı gönlünü almak için söylediği sözleriyle bu davranışının sebebini açıklamıştı: "Hediyeni kabul etmeyeceğim için beni affet evladım. Öyle bir meslek ve dava üzerineyim ki maddi menfaatin miskal kadarına dahi tahammül edemez"

ÜÇ GÜNDE TERSİNE DÖNEN GÜÇ

Alemdar Mustafa paşa,Dördüncü Mustafa'nın tahttan indirip hapsettiği 3.Selim'i kurtarıp padişah yapmak için gizli bir plan yapıp av bahanesi ile 10.000 askerle Edirne'den çıkıp İstanbul'a gelir. İstanbul'a girişi, Kabakçı Mustafa isimli asinin adamları tarafından öldürüldüğü güne denk gelmişti. Devlet büyükleri ,"safa geldiniz" demek için ziyarete geldiler. Alemdar niyetini gizledi. Kısa zaman içinde Şeyhülislam ve etrafı sürgün edilince Sadrazam sıranın bir gün kendisine geleceği düşüncesiyle Alemdar ve askerlerini tuzağa düşürmek istedi.Plan ifşa olunca Alemdar  on beş bin kişilik kuvvetle babıaliyi sarıp sadrazamın elinden mührü alıp din ve devlet işini görüşmek üzere saraya yürüdü.Sabırsız ve tedbirsiz davranıp Kızlarağasını çağırtıp herkesin Sultan Selim'i padişah görmek istediğini söyledi."Tez getirin Sultan Selim efendimizi, biat edelim" deyince Tahtta bulunan Sultan Mustafa etrafındakilere danışıp Sultan Selim'i öldürttü.Alemdar tahtta görmek istediği Sultan Selim'in cesedi ile karşılaşınca hayal kırıklığına uğradı.Bari kardeşini Sultan olarak göreyim diye Sultan Mahmut'u tahtta çıkarttı.Bu hadise Yeniçeriler arasında hoşnutsuzluk doğurdu. Sekbani Cedit denilen yeni askeri kuruluş,Yeniçerilerini rahatsız etmişti.Sekbanı Cedit için 3.Selim tarafından yaptırılan Selimiye kışlası ise Devletin artık yeni bir asker yapılanması ile yola devam edeceğinin işareti olduğundan yeniçeri ağaları bundan hoşnut kalmadılar. Kurban Bayram'ına dört gün vardı. Bayramda Yeniçeri ocağı kaldırtılacak şayiası yayıldı. Sabaha karşı ayaklanan çapulcular Yeniçeri ağasını öldürdüler .Yangın var diyerek şayia çıkartıp Alemdar'ın saraydan dışarı çıkmasını bekledilerse de Alemdar bu tuzağa düşmedi Asiler sarayı bastı,Alemdar mahzende uzun süre direndi ise de en sonunda bulunduğu yerin damını delen isyancılar içeri doluşmaya başladığında alemdar bulunduğu mahzendeki barut fıçılarına ateş ederek konkunç bir patlama yaşandı ve yüzlerce asi öldü. Alemdarın kömür olmuş cesedi üç gün sonra at meydanında asıldı.ceset zaten kömür olmuştu. Daha bir kaç gün önce Bütün İstanbul'u titreten Alemdar'ın cesedi meydanda teşhir edilmekte idi.

20 Kasım 2020 Cuma

ALLAH RESULÜNÜ İNCİTMEK

Hak Teala nezdinde ret sebebidir. Bu nedenle "Peygambersiz" Hakk'a vuslat mümkün değildir. Allah Resulünü üzmeyi kavram olarak çokları cahiliyye devrindeki Müşrikler olarak telakki ederlerse de bugün için Allah Resulünün varisleri üzmek olamaz mı? Yunus suresinin başında buyrulunmaktadır:"İçlerinden birine insanları uyar diye vahyetmemiz şaşılacak bir şey mi?" buyrulmaktadır. Kıyamete kadar geçecek zaman içinde farklı zamanlarda bu diyaloğun devam etmesi niçin şaşılacak olsun?

HERKES İMAN NİMETİNE LAYIK GÖRÜLMEZ

Hak Teala iman nimetini herkese nasip etmemiştir. Çok kimse sanır ki ben istersem iman ederim, istemesem iman etmem. Bu şekilde görüntü olsa da hakikatte böyle değildir. Her ümmete amelleri süslü gösterilmekle herkes kendini hakikat yolunda sanır ve yek diğerine itiraz eder.

İNİŞ TRENDİNDEKİ DEVLET

Duraklama devri başlayıp inişe geçen Osmanlıyı bu duruma sevk eden nedenler basitti. Askerde cihat ruhu kalmamıştı. İçte Lale devrinin savurganlığı ve eğlencenin her türlü sahaya yayılması idi. Sultan İkinci Mustafa 50 bin kişilik asi gurubunun üzerine gönderdiği 80 bin kişilik asker karşı safa geçince Şeyhülislam Feyzullah efendi ve atmış kişinin kendilerine teslimi talep etti ve Şeyhülislam görülmemiş vahşetle katledildi. Artık ayak baş olmuştu. Kaba kuvvet hükmediyordu. Patrona Halil isimli bir hamam tellağı on yedi kişi ile Beyazıt'tan başlattığı yürüyüş at meydanına gelindiğinde binlerce isyancıya ulaşmıştı. Çünkü halkın hissiyatını istismar etmekte idiler.ve halkın memnuyetsizliğinde İdarecilerin payı çoktu. Sefalet içinde halk yaşarken idareciler sefahat içinde idi. Patrona Halil yeniçeri ağası yapıldı. Sadrazam Nevşehirli damat İbrahim öldürüldü ve cesedi bir beygire bağlatılıp sokak sokak dolaştırılarak terör estirildi.

SİYASİ GÖRÜŞ AYRIMCILIĞININ İLK ANISI

Orhan isimli dostumuz anlatmıştı.Yaz tatilinde harçlığımı çıkartmak için İskenderun Demir Çelik fabrikasına gittim. Bana bir iş gösterdiler. Anarşi ve siyasi görüş ayrımcılığının zirve olduğu "Anarşi "zamanı idi. İş verilen bölümde kısa boylu bir ustabaşı vardı. Onun da ismi "Orhan"olduğu için "gel adaşım" dedi ve bana bir iş gösterdi. Bir kaç saat sonra ben çalışırken "olasılık" kelimesini kullanmışım. Daha on altı yaşındayım. Beş kişi üstüme çullandı ve beni dövmeye başladılar. Orhan usta yetişti beni onların elinden aldı. Yan tarafta çalışmakta olan başka bir işçi gurubunun şefine bağırdı:"Haydar. Bu adamı al sizdenmiş." Meğer benim ilk geldiğim yer sağcılara ait bir bölümmüş. Ben "olasılık" kelimesini kullanınca bu solcu deyip beni dövmüşler. Haydar diye çağırdıkları bölüm ise solculara aitmiş. Biz siyasi fikirden dolayı ilk dayağımızı yemiştik. Amma ay sonunda bana verdikleri para, benim için o kadar büyük idi ki yediğim dayağı unutturmaya kafi gelmişti.

OSMANLI ÇÖKÜŞÜNÜN MANEVİ SAİKLERİ

Kanuni en ihtişamlı zamanında oğlu Sultan Mustafa'yı öldürtmüştü. Kıskançlık söylentilerinin merkezi Damat Rüstem paşa'ya inanmıştı. Akabindeki devirlerde Genç Osman'ın asker tarafından katledilmesi,Yeniçeriler arasındaki kokuşmuşluğu göstermekte idi.Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Viyana'yı yeniden kuşatmıştı. Ancak 200.000 kişilik Osmanlı Ordusu Leh Kralının 30 bin kişilik ordusunun baskınla arkadan saldırması üzerine bozuldu. Akabinde büyük bir katliam yaşandı.Tüm bunlardan Padişah, Merzifonlu'yu sorumlu tuttu.Merzifonlu, mevcut yenilgiden Budin Beylerbeyi Arnavut İbrahim Paşa ile Kırık beylerbeyi Giray hanı suçlamış isede idamdan kurtulamamıştı. Aslında bozgunun gerçek sebebini o devrin tarihçisi Raşid tarafından ifade edilmişti:"Terk-i salat(namazın terki) ve irtikabı enva-ı mehremat(her türlü haramı işlemek) orduda yaygın olmuştu"

BABASINI TAHTTAN İNDİREN,DEDESİNİN BAŞINI KESTİREN ŞAHSİYET:YAVUZ

Kader sırrı gereğince 8 yıl sürecek saltanatı esansında ülke toprağını üç katına çıkartacak Yavuz, çok celalli idi. Babası 2. Beyazıt'ı tahttan indirmişti. Çaldıran seferine giderken, Maraş Dulkadiroğlu Beyliğinin sahibi dedesi Alaüddevle'den savaş için asker yardımı istedi. Dedesi bu isteğe olumsuz cevap verdi. Bunun üzerine Yavuz Komutanları Şehsuvaroğlu Ali Bey'le, Sinan Paşayı bir ordu ile dedesinin üzerine gönderdi.Göksun yakınındaki Turna dağında karşılaşan iki ordunun savaşında Alaüddevle mağlup oldu. Yavuz'un emri gereğince başı kesildi ve kesik baş Mısır sultanına gönderildi. Saltanatının çok kısa süreceğini biliyormuşcasına İslam birliği için çok acele edip engelleri silindir gibi ezip geçmişti.

ALPASLAN'IN SON SÖZLERİ

Malazgirt savaşını kazanarak anadolu kapısını müslümanlara açan büyük komutan Sultan Alpaslan Yusuf isimli kale komutanı bir askere kızarak ona hakaretamiz bir ceza verdi.Kale Komutanı Yusuf:"Bir askere böyle ceza verilir mi?diye isyan edince Alpaslan çok hiddetlenip ona bir ok attı.Ancak isabet kaydettiremedi.Bunun üzerin kılıcını çekerek üzerine hücum ettiğinde ayağı kaydı ve yere tökezledi.Fırsattan istifade ani bir hamle ile sıçrayan Yusuf , akıbetini sezmiş olacak ki bıçağını sultana sapladı.Alpaslan 46 yaşında ruhunu teslim ederken şu sözleri söyledi:"Akıllı ve tecrübeli bir adamın bana iki nasihatı vardı:birisi, kimseyi hakir görmemek, diğeri de kuvvetine güvenmemek .Hayatımın son günlerinde bu hasihatları ihmal ettiğimden hata ettim.Dün bir tepeden askerimin çokluğunu ve heybetini seyrederken yer sarsılıyor sanmıştım.Bana bir gurur geldi.Dünya padişahıydım; bana kimse karşı gelemez demiştim.Şimdi Allah'dan mağfiret diliyorum"

İSPANYA FATİHLERİNİN SONU

İspanyayı fetih için 3.000 kişilik bir Müslümanla yola çıkan Tarık Bin Ziyat'ın geri dönmemek için geldikleri gemileri yakmaları manidardır. Bu azim ve inançla Hak Teala ona tüm ispanyayı fethetmeyi nasip etmiştir. On bin kişilik bir kuvvetle 90.000 askere sahip Got krallığını yıkıp onların hazinelerini ele geçirmiştir. 712 yılında ise Musa isimli komutan'dan bir başka cepheden İspanyanın fethine girişmişti.Musa ve Tarık karşılaştılar. Tarık'ın fetihleri Musa'yı kıskandırmıştı. Tarık'ın ele geçirdiği Got krallarına ait hazine içinde bulunan "Süleyman sofrası " isimli zümrütten yapılmış meşhur antika tablayı istedi.36 ayaklı tablayı Halifeye Şam'a göndermek istiyordu.Tarık "Süleyman Sofrası" isimli bu tablayı Musa'ya verdi ancak otuz altı ayağından birini antikadan çıkartıp yanında alıkoydu. Musa kendisini İspanya fatihi gibi gösterip Tarık'ın hizmetlerini Halife nezdinde küçültmek niyetinde idi ve Tarık'ı Halifeye şikayet etmişti.Halife ikisini de Şam'a çağırdı. Musa, sanki hazineyi kendisi ele geçirmiş gibi bu antika tablayı Halifeye takdim etmişti. Tarık bu değerli hazinenin kendisi tarafından ele geçirildiği söyledi.Yanında bulunan bir ayağı göstererek iddiasını ispat etti. Musa'nın Tarık'a iftira ettiği anlaşıldı. Halife Musa'yı ağır hakaretlerle Hicaz'a sürgüne gönderdi. Ancak Tarık eski makamına iade edilmedi. Tekrar İspanya ya da dönemedi. Ömrünün kalan kısmını Suriye'de dert ve meşakkat içinde geçirdi. Bugün mezarı dahi bilinmiyor. Bencillik ve kıskançlık değerli her iki komutanı, mezarı bilinmez şekilde sıradan bir konumda sükuta mahkum edilmiş bir şekilde hayatı son buldu. Tarık bin Ziyat'ın doğumundan başlayan bilinmezlik ölümünde de devam etmiştir..

18 Kasım 2020 Çarşamba

HAKKI TESPİT VE İLAN VAZİFELİSİ:İMAM MALİK

Abbasi Halifesi Memun'un baş kadısı "Kuran mahluktur" inancını ortaya atmış halife de bu fikri "Devlet meselesi" kabul edip ülkenin her tarafına haber gönderip "Kuran mahluk değildir" diyenlerin başlarının kesilmesini emretti. Ahmet bin Hanbel hazretlerine haber verdiler. Bütün sayılı din alimlerine bu soru sorulacak "Kur'an mahluk değildir" diyenler idam edilecek, hayatın tehlikede, kalbinden inanmasan bile yalnızca dilinle istedikleri şeyi söylesen olmaz mı? diye rica ederler. İmam hazretleri celallenir:"Asla" der."Alimler hakikati söylemekten çekinirlerse, cahiller ne yapmaz? Hakkı tespit ve ilan vazifesini kim ifa edecektir. Sonuçta İmam Ahmed bin Hanbel hapse atılıp işkenceler görür. 28 ay zindanda yatar sonunda tahliye edilse de zindandaki işkence vücudunu bitirdiğinden tahliye akabinde dünyasını değiştirmiştir.

İMAM MALİK HAZRETLERİ

Hicri 93 de Medine'de dünyaya gelmiş ve aynı yerde Hicri 179 da vefat etmiştir. 17 yaşında ders vermeye başlamıştır."Muvatta" isimli hadis kitabını kırk yıl emek verdikten sonra tertip etmiştir. Bu kitap o kadar makbul tutuldu ki Abbasi Halifesi Harun Reşid, herkesi buna uymaya zorlamak istedi ancak İmam Malik buna rıza göstermedi"İnsanları kendi hallerine bırak, mecbur tutma. Başkaları daha güzel rey ve içtihatlarda bulunabilir". İmam malik, İmam Azam Ebu Hanife ile görüşmüş, görüş alış verişi yapmış, İmam Şafi hazretlerine hocalık yapmıştır. Medine valisi istediği fetvayı alamayınca ona dayak attırmış ve İmam bu dayak neticesi dünyasını değiştirmiştir. İmam Malik'e sorarlar:"Devleti yıkmaya çalışan ihtilalcilere ölüm cezası vermek şer'an caiz midir? sorusuna İnceler incesi tavizsiz cevabı vermiştir:"Devletine göre değişir. Ömer bin Abdülaziz gibi iman ve adalet timsali bir adama karşı olursa caizdir"demiştir.Tekrar sorarlar:"Hem devlet idaresinde hemde isyancılarda Hakka bağlı bir tavır bulunmazsa ?" Cevap çok ince ve manidardır:"O vakit bir zalim eliyle diğer zalimden intikam almak demektir".

MÜSLÜMAN İDARENİN ŞEHİDİ :EBU HANİFE

Emeviler yıkılmadan önce İmam-ı Azam Ebu Hanife Kufe de idi.ve şehrin valisi Ebu Hubeyre, Hanife'yi çağırtarak mühim bir devlet hizmeti vermek istedi. Görev;Onun tasdik ve teyidinden geçmeden hiçbir emir ve ferman geçerli olmayacak"tı. Azam kabul etmedi.Vali vazifeyi kabul etmesi için kendisini hapse attırdı.Yine ret cevabı alınca zindanda cellat kendisine işkence etmeye başladı. Kırbaçlamakta bir netice alınmayınca ,tekrar düşünmesi için hapisten çıkartıldı.İmam Azam Mekke'ye kaçtı tam altı yıl Beytullah'ın komşusu olup ilim ve irfanını orada saçtı. Emeviler yıkılıp yerine Abbasiler geçince Abbasilerden ümitli olan İmam Halife Mansur zamanında Kufe'ye dönüp ilim irfanla meşgul oldu. Kısa zamanda bu ümitleri boşa çıktı. Abbasiler, Hz.Ali'nin evladlarına cephe aldılar. İmam Malik hazretleri,ehli beyte son derece bağlı idi. Abbasilere karşı isyan eden ehli beytten Abdullah bin Hasan ve oğullarının bu başkaldırısı destekledi. Halife Mansur, bu isyanı bastırdı ve İmam Malik'e işkence uyguladı. Kufe şehrinde halkın büyük sevgi gösterdiği İmam Azam Ebu Hanife'nin de kendisine ve develete karşı tutumunu öğrenmek amacıyla sadakatini kontrol için yeni kurulmakta olan Bağdat şehrine kadı olmasını istedi. Ebu Hanife kabul etmedi. Halife mutlaka bir vazife alması hususunda yemin edince Ebu Hanife, Mansur'un niyetini anladığı için "Bağdat'ın inşaatında tuğla hesaplarının kontrol işini" kabul etti. Halife ona Baş Kadılık vazifesini teklif etti. İmam almadı. Gerekçesini sordu. İmam Azam Ebu Hanife:"Kadı'lığa layık o olacak kimse senin aleyhine ve senin kumandanların aleyhine hüküm verecek cesarette birisi olmalıdır. Bu cesaret bende yok "dedi. Halife sordu: Peki sana gönderdiğimiz hediyeleri niçin kabul etmiyorsun?İmam buyurdu:"Siz bana kendi malınızdan değil, beytülmalden yani müslümanların malından hediye gönderdiniz. Benim müslümanların ortak malında hiçbir hakkım yoktur" dedi ve vazifeye layık olmadığını söyledi. Halife kızmıştı:"Yalan söylüyorsun. Layıksın" deyince İmam şu susturucu cevabı verdi:"İşte şimdi sen de benim hükmümü tasdik ettin. Eğer ben yalan söylüyorsam yalancı birini baş kadı yapmak caiz midir?Eğer doğru söylüyorsam olmayacağımı itiraf ediyorum,kabul etmen gerekir". Neticede Ebu Hanife Bağdat zindanlarında kırbaç altında şehit edilmiştir.

SÜNNETLİ Mİ? SÜNNETSİZ Mİ? ARAŞTIRMASI

Emevilerin sekizinci halifesi Ömer b.Abdülaziz raşit halifeler içinde beşinci sayılır ve kendisinden sahabe olmadığı halde radiıyallahu anh(Allah ondan razı olsun) diye anılır. Hz.Ömer efendimizin soyundan gelen bu halife iki buçuk sene hilafette kalmıştır.Yeni halifenin saltanattan değil ,ilk seferde olduğu gibi seçim usulü ile gelmesi hususunda fikir beyan edip Hz. Ebubekir efendimizin torunu Kasım'ı kendisi aday göstermişti. Emeviler saltanatın sülaleden gideceği endişesi ile halifeyi zehirleterek öldürtmüşlerdir. Ömer b.Abdülaziz, vergi vermemek için İslam'a giren Hristiyanların bu davranışı nedeniyle devletin gelir kaybına uğradığını belirten Mısır Valisine ihtar ederek "Peygamberler dini tebliğ için geldiler, para toplamak için değil" diyerek İslama girdiğini beyan edenlerden cizye alınamayacağını belirtti. Horasan Valisi de buna benzer endişelerini dile getirmişti. İslam'a girdiğini ifade eden Hristiyanların sünnetli mi, sünnetsiz mi olduğunun araştırılmasını istemesine şiddetle karşı çıkıp:Bir kimse ben Müslümanım dedikten sonra sünnetli mi? sünnetsiz mi? olduğunu araştırmak bize düşmez.Böyle bir şey yaparsanız halkı İslam'dan soğutursunuz.Eğer bu kimseler hakikaten Müslüman oldularsa elbette tahareti ve temizliği göz önüne alacaklardır.Sizin tahkikinize lüzum yoktur" demiştir

17 Kasım 2020 Salı

KIBRIS MARAŞ'DA PİKNİK

Bu hadiseyi siyasetçilerin kullanmasının ötesinde bir hakikat payı vardır o da;israfın büyüklüğüdür. 6 uçak ve 1 jet, günü birlik gidip gelmişler. Geçmişte Doğuda görev yapan üst rütbeli komutanların helikopterle ailesini pikniğe götürdüğü haberler görmüş ve üzülmüştük. Şimdi bu örneğin fersah fersah büyükleri tekrar edilmekte. Biz galiba yanlış yoldayız. Sahip olduğumuz dünya malları bizim mi? Yahut geçici olarak yer aldığımız bu dünya sahnesinin mülkü bizim mi? Hayır. Yerdekilerin ve göktekilerin sahibi Allah Teala'dır.O zaman tüm bize verilen, emanet edilen her şey O'nundur. Allah emanet ettiği kendi malının hesabını sormayacak mı?İşin dünyevi hesap boyutunu düşünmeyenler ahiret boyutu hususunda "niyetimiz şudur budur? diye nefislerinin kendilerini aldatmasıyla gaflet içindeler. Yumuşak yatakta yatan ben miyim? En pahalı meyveleri yiyen ben miyim? En konforlu arabalara binen ben miyim?Fatura ödeme derdi olmayan ben miyim?Verdiği nimetinden hesap soracak bir sahip vardır ve de hesabın bir kısmını bu dünyada soracaktır. Ancak Hak teala hesabı da bir vakte bağlamıştır(rehn etmiştir). O vakit gelmedikçe kimse bir şey yapamaz. Ne kadar acele etsek de. Ne kadar yalvarsak da.

15 Kasım 2020 Pazar

CİHAN DEVLET YIKMANIN HÜZNÜ

"Bir cihan devletini yıkmanın hüznü," hüznün baygınlık derecesi yok bizim aydınımızda. O hala neyi kaybettiğimizin farkında değil. Bir 23 Nisan çocuğu gibi mektep şarkıları söylüyor, hala kol sallıyor. Halbuki bu bir rejim meselesi değil ki. Cihan Devleti elden gitti. Ama bir cihan devletini yıkmanın hüznünü aramayın onda.Bulamazsınız. Oysa ki, Osmanlı ricalinde bu vardır. Son devrin büyük bestekarlarının ayinlerinde, saz eserlerinde, hatta şarkılarında hep hüzün tüter. Ben bunlardan bir tanesini hep içimde duyarım: "Yandıkça oldu suzan, kalb-i şeref-şanım.." Cumhuriyet aydını ise, bir cihan devletini yıkmanın nerede, bir devlet kurmanın neşesi ile mağrurdur. Halkın karşısına bu gurur ile çıkmaktadır. Kendisini, bu sebeple halktan alacaklı bulmaktadır Bir eski harap, iki odalı evi bile olsa insan bir gün olsun bunu burnunun direği sızlayarak hatırlar."Keşke satmasaydık" der, semtinden geçer, yolunu oraya düşürür. Yıkılmamışsa memnun olur.Sen ise,"Cihan Devleti"ni yıkmışsın. Baba evinin her bir parçası bir yerde kalmış, hepsi düşmemiş, hepsini sana düşman etmemişler. Sen devlet yıkmanın, hele böyle cihan devleti yıkmanın hüznünü hiç ama hiç duymamışsın. Ruhun kütleşmiş, duygusuzluğun cihan-alemi şaşırtmış. Hiçbir şey ole devam etmişsin Sen artık bundan sonra hiç bir asil duyguya yalan ol. Bu kadar kütleş, kütleştirilmiş vicdana hiçbir duygu sığmaz artık onun için "devlet yıkıcılığı" bu kadar revaç. Cumhuriyet aydın kafasında bir cihan devleti yıkmanın hüznünün buğusu bile yok. Ondandır bu duman"(Ergun Göze -Tercüman gaze6.1.1976

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI NE MESAJ VERMEK İSTİYOR

On ülkeyi kapsayan ziyaretleri içinde Türkiye'de bulunan ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Türkiye'de sadece Fener Rum patriği ile görüşecekmiş. Hiçbir resmi yetkili ile görüşmeyecekmiş. Bu konudaki talepleri geri çevirmiş. Bu bir tahriktir. Aşağılamadır. Ak Parti hükumeti bunu da sineye çekecektir. Bu aslında bir zillettir. Çünkü İzzet'i Hak Teala'da bulmak istemeyip Trump, Putin ve Merkel'de bulmak isteyenler süt dökmüş kedi gibi susacaklar. Özel ziyaretse; Patrik Amerika'ya gitsin. Ancak Bu ziyaret Ayasofya'ya karşı bir cevap anlamındadır. Anlayan olursa.

HAİN PATRİK GRİGORYOS

Osmanlı'ya ihanet eden bu patrik, Patrikhane kapısında boynuna ihanete ilişkin mahkeme kararı yazılarak idam edilmişti. Bu nedenle Fener Rum Patrikhanesinin bu kapısı asırlardır kapalıdır.ve bu kin içlerinde halen mevcuttur. Hain Grigoryos Rus Çar'ı Aleksandr'a yazdığı mektupta şu ifadeleri kullanmıştır: "Osmanlı'yı yıkacak en esaslı tahrip vasıtası, onları mazilerinden ve ananelerinden uzaklaştırmaktır. Asıllarından uzaklaştırıldıkları zaman, yeni bir istinat bulamayacakları ve sahip olduklarını tahmin ettikleri ise kendi derin mazileriyle kıyaslanamayacağı için bocalayacaklar ve yıkılmaları çok kolay olacaktır"

OSMANLI'YA HASRETLERİNİ DİLE GETİRENLER

Türk hakimiyetinin sona erişinden yüz elli yıl sonra bir Yugoslav tarihçisine "İmparatorluğumuz yıkılmadan önce ne kadar mesut ve haysiyetliydik? dedirten kudret nedir? "Bizi bıraktığınız için kabahat sizdedir? diyen Yunan ateşesine bu sözü kim söyletir? Yunanistan'la mübadele edilen Anadolu Rumları niçin "Gavur elinde kaldık " diye şikayet ediyorlar? Gül baba türbesi önünde milletinin kaderine ağlayan Macar tarihçisi,"Arap birliği sadece Türkler zamanında vardı" diyen Lübnanlı tarihçi,"Türklerle birlikte huzur ve bereket de gitti" diyen Yemenli, Osmanlı valilerini Evliya mertebesine çıkartan Bağdatlı, Türkler geliyor diye evine Türk bayrağı çeken Suriyeli hangi hasreti dile getiriyor?

PEYGAMBERİMİZ BİZE MİSAFİR GELSE

Ey ümmetim! Bir gün bir gece sizde misafir olmak istiyorum, hayatınızı, ekonominizi, siyasetinizi, ailenizi, çocuk eğitiminizi, ahlakınızı görmek istiyorum diye buyursa… Sonra şehirlerimizi ve sokaklarımızı gezse Rasûlullah (s.a.s.). Her köşe başında açtığımız tekel bayileri görse, bize kötülüklerin anasıdır, uzak durun diye emrettiği içkinin bakkallarda bile satıldığını görse, fabrikalarının ve meyhanelerinin açıldığını, içkiden vergi alınıp bütçe yapıldığını görse… Sonra yürüse Rasûlullah (s.a.s.) her caddede açılan TOTO-LOTO bayilerini görse, kumarı millileştirip, Milli Piyango’ya çevirdiğimizi görse… Hiç utanmadan sıkılmadan Sayısal Loto çekilişini besmele ile yaptığımızı ve bunu da canlı yayınlarda yayınladığımızı görse… Yürüse Efendimiz (s.a.s.) sokaklarımızda, her çeşidi ayaklarımın altıdadır diye buyurduğu faizin her köşede bir faizli banka olarak geri döndüğü evlerimizi, arabalarımızı faizle aldığımızı, düğünlerimizi faizle yaptığımızı görse, ekonomimizin faize dayandığını görse… Her şehirde özel zinahaneler açıldığını, zinanın suç bile sayılmadığını, zinadan vergi alındığını, resmileştiğini, kurumsallaştığını, reklâmının yapıldığını görse Efendimiz… Allah’ın Kur’an’da helak ettiğini bildirdiği Lut kavminin işlediği günahları işleyenlerin dernekleştiğini, özgürlük ve hürriyet adı altında sokaklarda yürüyüş bile yapabildiğini görse Efendimiz… Sonra evlerimizi görse Rasûlullah (s.a.s.). Her akşam eşimizle, kızımızla, oğlumuzla ailecek izlediğimiz dizilerimizi görse, girdiğimiz internet sitelerini, abone olduğumuz YouTube kanallarını, takip ettiğimiz sosyal medya hesaplarını ve Youtuberları görse Efendimiz… Boşanma oranlarımızı, dağılan yuvalarımızı, ortada kalan çocuklarımızı, huzur evlerine terk edilen ana-babalarımızı, akraba ilişkilerimizi görse Efendimiz…ünü görse… Sonra ekranlarımızı görse Rasûlulllah (s.a.s.). Boşanmayı ve aldatmayı meşrulaştıran dizilerimizi, her türlü sapkınlığı normalleştiren kadın ve magazin programlarımızı, bütün haramları sıradanlaştıran yarışma programlarımızı, yalan, iftira ve algıya dayalı haber ve tartışma programlarımızı görse Efendimiz… Dışarıda savaştığımızı söylediğimiz yedi düvelin tüm kültür ve ahlaksızlığını içeride TV’ler ve diziler aracılığı ile kendi nesillerimize dayattığımızı görse Efendimiz…Sonra çocuklarımızı görse Rasûlullah (s.a.s.). Marka başörtüleri, siyah gözlükleri, yüksek topukları ve lüks jipleriyle gecelere akan, bir konser biletine milyarlar saçan, hiçbir tesettür defilesini kaçırmayan… Pahalı telefonlarıyla TikTok videosu çeken, tüm özel hayatlarını Instagram’a açan, köşklerde “BabyShower” mevlitlere oluk oluk para akıtan, düğün sonrası “AfterParty’leri” ihmal etmeyen tesettürlü kızlarımızı görse Efendimiz…Sonra kanunlarımızı görse Rasûlullah (s.a.s.).Yönetimimizin Fransız laiklik hukukuna, ticaretimizin Alman borçlar hukukuna, yargımızın İtalyan ceza hukukuna, evliliğimizin İsviçre medeni hukukuna göre olduğunu görse Efendimiz… Bize iki büyük emanet olarak bıraktığı Kur’an ve sünnetin tek bir emrinin bile ne bir kanun ne de bir yasada yer almadığını görse… Sonra madde bağımlısı olmuş Müslümanlarımızı görse Rasûlullah (s.a.s.). Makam arabasız, sekretersiz, özel kalemsiz, korumasız yaşayamayan, VIP umreden aşağı kabul etmeyen, Zemzem Towers’dan aşağı konaklamayan, rezidansların ve özel güvenlikli sitelerin dışında yaşayamayan, yurtdışı tatillerini ihmal etmeyen, sadece zenginlerle oturup kalkan ve bu dünyayı küçük bir cennete çevirmeye çalışan konfor ve madde bağımlısı Müslümanları görse Efendimiz...Sonra camilerimizi görse Rasûlullah (s.a.s.). AVM’lerin, siyasi parti toplantılarının, mitinglerin, stadyumların, konferans salonlarının, çarşıların, pazarların dolu ama camilerin boş olduğunu görse Efendimiz…Sonra kendimizi nasıl kaybettiğimizi görse Rasûlullah (s.a.s.). Hedef ve ideallerimizden nasıl vazgeçtiğimizi, adaletimizi, merhametimizi, ahlakımızı ve değerlerimizi nasıl ihmal ettiğimizi, dünya ve dünyalıklar için kardeşliğimizi nasıl katlettiğimizi, mal, makam, mevki ve servet peşinde nasıl da birbirimize düştüğümüzü, paramparça olduğumuzu ve eridiğimizi görse Efendimiz…

FARKLI BİR SADAKA

Ulbe bin Zeyd de (r.a.) sahabenin gariplerindendi. Bir sefer öncesinde infak ve sadaka emri gelince o da Allah için bir şeyler yapmak istemişti. Ancak verecek bir şey bulamayınca, “Ben de bu yolda canımı ortaya koyar orduya katılırım” diye düşünmüştü. Ancak bu sefer de cihada çıkacak binek ve gerekli teçhizat bulunamamıştı. Bu durum karşısında Ulbe bin Zeyd çok üzülmüş ve kahırlanmıştı, “Allah yolunda muhakkak benim de bir şeyler yapmam gerekir” diye çırpınıp duruyordu. O kadar üzülmüştü ki gece gözüne uyku girmedi. Kalkıp tenha bir kenara çekilip ağlamış ve o gece namaz kıldıktan sonra ellerini açarak, “Ey Allah’ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona teşvik buyurdun. Ancak cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Resûlünün elinde beni bindirecek bir imkân da yoktur. Ama ben de senin için bir şeyler infak etmek istiyorum malım da canım da namusum da bana yapılan her zulmü, yani kimde hakkım varsa tüm haklarımı senin yolunda infak ediyor ve Müslümanlar için helâl ediyorum, benden de bunu infak olarak kabul buyur” demiş ve sonra halkla beraber Resûlullah’ın (s.a.s.) ardından sabah namazına katılmıştı. Namazdan sonra Hz. Peygamber, “Bu gece sadaka veren nerededir?” diye sormuş. Kimse cevap vermediğinden, bir daha, “Bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın” deyince Ulbe (r.a.) çekingen bir halde ayağa kalkarak durumu kendisine anlatmış, Hz. Peygamber, “Müjdeler olsun. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki senin sadakan, kabul edilen sadakalar arasına yazıldı” buyurdu. Ulbe bin Zeyd’in (r.a.) ve onun gibi birçok sahabenin bu kutlu müjdelere muhatap olmasının asıl nedeni malları, mülkleri, makamları değil bildiklerini büyük bir ihlâs ve samimiyetle uygulama niyetleri ve dertleridir.

14 Kasım 2020 Cumartesi

TERZİ HALİL YAHUT NAMI DİĞER HALİL KAİNAT

Necib Sultanım anlatmıştı. Dörtyol'da vaktiyle terzilik yapmış sonra elbiselerine yamalık yaparak adını deliye vurmuş bir zat yaşardı. Kendisine Halil Kainat demekte idi."Kainat makamında" olduğunu ifade eden bir başkası ile tanışmıştım dedi baba efendi. İlçede gezerken bana uğrar. Parkta, camide karşılaştığımızda ben saygı gösteririm. Bazı insanlara borç para verirdi. Bir gün rüyamda geldi ve beni evine davet etti. Pencere'den baktım yağmur yağmakta idi. Tekrar yattım yine rüyama geldi ve evime gel dedi. Yine uyandım dışarıda yağmur devam etmekte idi. Üçüncü kezde aynı rüyayı gördüm. Rüyamda "Ben senin evinin yerini bilmiyorum dedim. Bana evini gösterdi. Sabah vakti uyandım kahvaltı yaptıktan sonra çarşıya gittim, evini buldum, kapıyı çaldım, içeri girdim. Alt katta yalnız bir odada oturmakta idi. Önünde en az beş kişinin doyabileceği ölçüde kahvaltı tepsisi var idi. Davet etti. Ben kahvaltı yaptığımı söyledim ve bekledim. Rüyamda beni çağırdın buyur dedim. Bana baktı ve doğru olanı söyledi:Benim haberim yok. Ruhaniyet yapmıştır.dedi."Midem benim emrimde" der idi. Hakikatten o kadar yemeği yedikten sonra acıkmak mümkün değildi. Dedim ki efendi, şu deliliği ortadan kaldıralım, pantolon ve ceketlerdeki şu yamaları sökelim, adını deliye çıkartmışsın, sen rahat ediyorsun ama çocukların rahatsızlık duyuyor dedim ve ikna ettim. Kumaşçıya gittik bir hazır ceket aldı. İki pantolonluk kumaş aldı. Parası benden çıktı. Hak Teala manevi durumunu bana seyrettirdi.Bir yere gelip takılmıştı.

COMTE'A YA GÖRE İNSANLIĞIN TEKAMÜL MERHALELERİ

Batı düşüncesin yön veren maddiyatçılardan Comte'a ya göre insanlık üç merhalede tekamül etmiştir: 1-Teolojik merhale:İnsanlık dinin tesiri altındadır.Peygamberlere ve evliyalara inanır. 2-Metafizik merhale:Bu merhalede hadiselerin cevheri, akıl yolu ile aranır.Akılla nakil çatışır. 3- Pozitif merhale:bu sonuncusu;ilmi merhaledir.artık dini ananeler katı bir nass olmaktan çıkmış, tarihi inkişafın canlı bir ifadesi olmuşlardır

DİN DÜŞMANI BİR KEFERE:ABDULLAH CEVDET

Muhafazakar ve dindarlıktan öte din adamları yetiştiren bir ailenin çocuğu olan Abdullah Cevdet bir uçtan diğer uca öyle atlamıştır ki hayrettir. Abdullah Cevdet adi bir jurnalcı olarak İsviçre'den sınır dışı edilmiş bir insandır. Avrupa'da beraber göründüğü arkadaşlarına, padişahtan hatırı sayılır bir makam kopartınca ihanet eden bir adamdır. İngiliz muhipler cemiyetinin en itibarlı azası da ondan başkası değildir. Ve Abdullah Cevdet, Latin harflerini kabul etmemiz gerektiğini ilk savunanlardandır. Bu adamın en büyük hedefi ve ideali "halk arasında dinin nüfuzunu kırmaktı. İşte bu sıfatlarının yüzünden olsa gerektir ki Süleyman Nazif, onun hakkında yüzünün çopurluğunu ima ederek şöyle söylemiştir:"Cenab-ı Hakk, onun yüzünden hayayı tırnakla kazımıştır" Lafına esirgemeyen bir gazeteciye şöyle yakınmıştır:"Bak şu başıma gelen mürettip hatasına. Ben bu milletin öksüzüyüm diye yazmıştım; öküzüyüm diye çıkmış" Süleyman Nazif taşı gediğine koyar:"Ayol buna hatayı mürettip değil, savab-ı mürnettip denir" Abdullah Cevdet öldüğü vakit cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı tartışılmıştır.Kalabalığın içinde bulunan bir kominist birisi bağırır:"Bu adam dinsizdi,İslam dışındaydı, namazı kılınamaz":Tartışmalar arasında namaz kılınır.İlahi bir tevafuk ki tüm cenaze arabaları meşgul olduğundan cenazeyi taşıyacak araba bulunamaz.Fener Rum Patrikhanesine telefon edilir ve bir cenaze arabası istenir. Ve haçlı cenaze arabasıyla mezarlığa götürülür. Abdullah Cevdet'in fikridir: Türk ırkını ıslah etmek için Macaristan'dan damızlık erkek getirelim.

ZİYA GÖKALP'İN ÖLÜMÜ

Ziya Gökalp'in İstanbul Fransız hastanesinde ölümü ile alakalı olarak Necib Fazıl Kısakürek bir hatıra nakletmiştir: Ziya Gökalp'in Allah'a karşı tavrına ait bir müşahede. Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise. Benim kırk yıllık hatıram. Bundan 40 küsür yıl önce, Abdülhak Hamit'in evinde bir hanımefendi ile tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa'da geçmiş, ne Ziya Gökalp'i tanır, ne Türkiye'yi ve Türk edebiyatını züppe Avrupalılaşmış bir kimse. Kimsenin kastla ne lehinde olabilir, ne aleyhinde. Ben Abdülhak Hamit'e Ziya Gökalp'ten bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi: "İstanbul'a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız hastahanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkartan hastanın kim ve ne olduğunu sordum."Meşhur ziya Gökalp" dediler. Mebusmuş. Profesörmüş, ismini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece başını duvarlara vurarak sabaha kadar, Allah'a en galiz kelimelerle sövdü. O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah'a inanmazmış. Hem Allah'a inanma hem de O'na söv. Duyulmamış, görülmemiş şey" Bu ifadelerden sonra Necib Fazıl'ın hükmü: "Din ve İslam düşmanlığına, Ziya Gökalp'in bizzat eserleri şahitti. Fakat o kadının şehadetinde de kahraman sanılan zatın ruhundaki hastalığa ait korkunç bir delalet tütüyordu"

SOKRAT'IN METODU

Sokrat'ın metodu sormak imiş. Ancak bazı insanlar vardır ki sormaksızın anlatmakmış. İkinci tipler başkalarının düşüncesini dinlemezler. Dinler gözükseler bile bir noktadan sonra kendi fikirlerini anlatmaya başlarlar, bu bir tür hastalıktır.

ZİYA GÖKALP

Her iki dede tarafından müftü bir ailenin çocuğu olmasına rağmen ailesinden nasip alamayarak Batılı bir şekilde can veren ve Osmanlı'nın yıkılma sebepleri arasında sayılan ırki unsurları öne çıkartan ,İttihat ve Terakki'nin fikir babalığını yapan ve dine karşı tutumlarında Mustafa Kemal'in de izinden yürüdüğü Diyarbakırlı bir Kürt olmakla birlikte bu kimliği sonradan üstünden atan ruhi çalkantı içinde kalan bir şahsiyet. Lozan anlaşmasını müteakip Diyarbakır mebusu seçilerek inkılaplara düşüncesini kattı. Atatürk inkılaplarına düşüncesiyle öyle katılmıştı ki, Mustafa Kemal kendisi hakkında "fikir babam" demiştir. İsmi çok bilinmesine rağmen maalesef fikirlerinin bir kısmı deşifre edilip büyük kısmından söz edilmeyen şahsiyet.Eğer bu gün o kapatılan kısımlar açıkça deşifre edilse İslam'a inanmış insanımızın nazarında pul kadar değersizleşeceği şahsiyet. Dr.Abdullah Cevdet gibi ateistlere tilmiz olup Avrupalı Tanrıtanımazları üstad kabul etmiştir. Selanik'i mesken tutan Osmanlıya ihanet edenlerin içindedir. Siyasi inkılabın  yanında içtimai inkılap olan eski hayatın beğenilmeyerek yeni bir hayatın varlığını tesis etmekle ömrünü tüketenlerdendir. tabi ki bu yeni hayatta örnek batıdır. Doğumunda kendisine verilen Mehmet ziya isminden "Mehmet"i atarak Gökalp'ı tercih etmiştir. Zaten İslami bir kesim içinde doğup büyüyenlerin ruhi boşlukları çok derin olup "Mehmet" ismi dahi onu rahatsız etmiştir. Netice itibarıyla ziya Gökalp'e "Siyasi Türkçü" demek mümkündür. Ergün Göze'nin tespiti şu şekildedir:"Ziya Gökalp ittihat Terakki'nin hocasıdır. Osmlanlı İmparatorluğunu tasfiyeye götüren İttihat Terakki'den tarih bir gün hesap soracaktır.Bu işin fikri planda muhatabı Ziya Gökalptır" ziya Gökalp, dinsiz Abdullah Cevdetin fikirlerinden etkilenerek intihar girişiminde bulunur. Kurşun alın kemiğini deler içeride kalır. Beyne zarar vermemiştir. Ancak çıkartılamaz. Ameliyatını bir Rus doktorla beraber Dr.Abdullah Cevdet yapar ve alnındaki dikişi haç işaretine çevirir.

AKSIRMAK VE ESNEMEK

Aksırmakla alakalı hadis-i şerif şöyledir. Ebu Hüreyre (r.a)'dan rivayettir. "(Kulun medarı sıhhat ve hiffeti olan )aksırığa Allah muhabbet eder. (eser-i gaflet olan) esnemeği defena görür. Ey Müminler! Sizin biriniz aksırıp Allah'a hamd ederse onun "Elhamdülillah" dediğini işiten her müslümana "Yerhamükellah di(ye mukabele etmek)aksıran her mümin için (yehdini ve yehdikümüllah demek)hak olur. Esnemeye gelince, şüphesiz o, şeytandandır. Biriniz esnemek hali geldiğinde gücü yettiği derecede onu gidermeye çalışsın! Çünkü biriniz esneyip (ha) diye ağzını ayırınca) onun gafletine şeytan güler"

ERENLERİN NAMAZI

Rivayet edilir ki Seyyid Ahmet Rifai hazretleri bir sabah namazında camide bir imama uymuş sabah namazı kılınmış. İnsanlar gitmiş hazret halen namazda. Öğle cemaat gelmiş imam vakit namazını kıldırırken hazret namazda onlara uymakta bu şekilde ikindi, akşam yatsı ve ertesi sabah namazını kılmış. Selam verildikten sonra İmam, Hazret'e sormuş:Sen dün sabah namazında durdun şimdi selam veriyorsun" deyince hazret:Ben hiç farkında değilim. Ben bugün sabah namazına durduğumu biliyorum" demiş. Veysel Karani hazretlerine sormuşlar: Sabaha kadar namaz kılmaya nasıl takat getiriyorsun? Hazret:Rüku ve secdede üç sefer Sübhane Rabbiyel a'la, Süphane Rabbiyel azim" denilmesi lazım, ben bunları zor kavuşturuyorum hemen sabah oluyor.

ŞEYTANIN NAMAZDAN ÇALMASI

Şeytan namaza duran kimsenin etrafında dolaşır. Ona bir takım vesveseler verip namazdaki kimsenin başını sağa sola çevirmesini temin eder. Secde yerinden başka yere bakma duygusu verir. Bu şekilde namazdaki kimsenin sevabını çalar. Namaz kılanın acele acele secde yerine başını değdirip kaldırması da bu şekilde namazda noksanlaştırmadır. içinde sürekli aynı yeri mekan edinmekte kerih görülmüştür.

AVAM'A CAİZ, TAKVA EHLİNE CAİZ OLMAYAN ŞEYLER

Bunlar on adettir. 1- Şaraphaneye üzüm vermek. 2-Hayvanları kısırlaştırmak 3-Av Yapmak 4-At'a katır doğurtturmak buna benzer fetvalar vardır.Şeriat ehline helal, müttakiye(takvaya) tarikat ehline küçük günah, hakikat ehline büyük günah, marifet ehline küfürdür

AŞK İLE YAPILANDA HATA YOKTUR

Cephede Efendimiz (sav)'e sahabeye(mücahitlere) namaz kıldırmakta idi. Naziat suresinin 23-24 ayetini okuyunca (Firavun adamlarına:Ben sizin a'la olan rabbiniz? ayeti geçince namaz safları arasında bulunan Hz.Ömer efendimiz tam bir huzur hali ile kendinden geçmiş vaziyette kılıcını çekerek ve saflar arasında dolaşarak avazı çıktığı kadar yüksek sesle:Vallahi ben o zamanda olsa idim bu kılıçla onun başını keserdim diye bağırmaya başladı.bir zaman sonra normale dönüp namazda olduğunu hatırladı kılıcını kınına koydu ve tekrar saftaki yerine geçti.Efendimiz cemaatle namazı bitirince bir kısım kimseler "Ömer bugün bizim namazımızı fesada verdi"deyince Cebrail (a.s) geldi:"Bugünkü namazınızın kabul olmasına sebep ; Ömer'in kendinden geçip Allah Teala sevgisinden, korkusundan ne yaptığını bilmeyip "Vallahi ben o zamanda olsam bu kılıçla onun başını keserdim" demesi Allah Teala'nın hoşuna gitti ve yanında en makbul oldu.buyurdu

ÜÇ ADIMDA HAKK'A ULAŞMA YOLU

Bir Zata sormuşlar: Hakk'a nasıl vasıl oldun? Hazret cevap vermiş:Üç adımda. Bir adım attım, dünya arzularını terk ettim.Bir adım daha attım ahiret arzularını terk ettim. Üçüncü adımda Hakk'a vasıl oldum. Böyle kimse dünya malına çalışmaz değil, kalbinden dünya sevgisini atar.İnsanlarla konuşurken kalbinden , gönlünden Allah Teala korkusu, sevgisi çıkmaz.Ancak bir kimse tenhaya (uzlete) çekilirse bu huzuru tutturması kolaylaşır. Hz.Ömer efendimiz Hz.Veysel Karani'ye üç soruyu üst üste sorunca "Sen beni hakikat aleminden geri bırakıyorsun" buyurdu.Bu hususta Seyyid Nizamoğlu hazretleri şunları buyurmuştur: *Elden kor mülk ile malı, terk eder ehli ıyalı *Mevlası ile olur hali, Hakk'ı seven aşıkların *Dünyaya bakmaz gözleri, Zikrullah olur sözleri *Topraktır yerde yüzleri, Hakk'ı seven aşıkların. *Evliya durur her biri, Ne gılman ister ne huri. *Maksatları Hakk didarı, Hakk'ı seven aşıkların *Seyyid Nizamoğlu yine, Hakk'a gider döne döne, *Kul olmuşlar yana yana, Hakk'ı seven aşıkların