5 Ocak 2018 Cuma

KUR'AN'DA KENDİNİ ARAMAK/AHNEF BİN KAYS

Her birinizi anlatan bir ayet vardır. Bazı ayetleri okuduğunuzda bir an irkilirsiniz. "Bu ayet beni anlatıyor" dersiniz. Birebir örtüşür ayetler sizinle.
 Hz. Ali'nin iyi bir dostu olan Ahnef bin Kays bir gün Kuran okuyordu. Şu ayete denk geldi: "Biz size içinde sizin kendinizin anlatıldığı bir kitap indirdik. Siz bunu hâlâ anlamıyor musunuz? (Enbiya, 10)"
 Bu ayeti okuyan Ahnef irkildi ve "Bana hemen Kuran-ı Kerim'i getirin de, orada kendimin anlatılışını arayıp bulayım, Kimlerle birlikte olduğumu, kimlere benzediğimi göreyim" dedi. O Kuran'da kendini bulmalıydı. Acaba Kuran-ı Kerim onu da anlatıyor muydu? Kuran-ı Kerim'i açtı. Birtakım insanlara rastladı ki onlar şöyle tanıtılıyordu:
 Bu ayettekilere bir benzesem!
"Gecenin az bir bölümünde uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanmalarını istiyorlardı. Onların malları içinde dilenenlerin de, dilenmeyenlerin de (her ikisinin) hakları vardı." (Zariyat, 51/17, 18, 19)
 Bu ayeti okuyunca şöyle dedi: "Ben bu ayetteki yüce ruha sahip değilim."
 Başka bir ayette birtakım insanlara daha rastladı ki onların durumu da şöyleydi: "Onların yanları (gece namazına kalktıkları için) yataklarından uzak kalır. Rablerine korku ve umutla dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler." (Secde, 32/16)
 Ahnef bu ayetlerden de umutsuzluğa kapıldı. Çünkü bu ayete de benzemiyordu.
 Ahnef okumaya devam ediyordu. Ayette daha başka birtakım insanlara rastladı ki halleri şöyleydi: "Ve Rablerine secde ederek (acz ve edeble) geceyi ayakta geçirenler." (Furkan, 25/64) Bu ayeti okuyan Ahnef'in ümidi iyice sarsıldı.
Ahnef'in birtakım insanlara gözü ilişti ki onlar şu sözlerle anılıyordu: "Onlar bollukta da darlıkta da mallarını Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ise iyi şeyler yapanları sever." (Âl-i İmran, 3/134)
 Ahnef okudukça halden hale giriyordu. Geriliyordu. İçi içini yiyordu. Bazı insanlara daha rastladı ki halleri şöyleydi:
 "Bizzat kendileri muhtaç durumda olsalar bile başkalarını kendi canlarından daha üstün tutarlar. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir" (Haşr, 59/9).
 Daha başka birtakım insanlara da gözü ilişti ki, onların karakterleri şöyle çiziliyordu: "(Bunlar) büyük günahlardan ve çirkince utanmazlıklardan kaçınanlar, öfkelendiklerinde ise bağışlayanlar." (Şûra, 42/37)
 "Rablerinin emrine uyanlar, namazı dosdoğru kılanlar, kendi aralarında işlerini danışarak çözenler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden başkalarına verenler." (Şûra, 42/38)
 Bu ayettekilerden değilim
 Bu ayete gelince yorulan Ahnef; "Ya Rabbi! Ben kendi durumumu biliyorum. Ben bu kimseler arasında görülmüyorum" dedi.
 Sonra başka bir yol tuttu. Bu sefer birtakım insanlarla karşılaştı ki onlar şöyle tasvir ediliyorlardı: "Çünkü onlar, Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur" denildiğinde büyüklük taslarlardı. 'Biz, mecnun bir şair için mabudlarımızdan vaz mı geçecekmişiz?' derlerdi." (Saffat, 37/35-36)
 Ahnef dedi ki "hamd olsun ben bunlardan değilim." Sonra şöyle tanımlanan insanlarla karşılaştı: "Allah, bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa daha başkası anıldığında ise hemen sevince kapılırlar." (Zumer, 39/45)
 Birtakım insanlara da rastladı ki onlara: "Sizi cehenneme sokan nedir? (diye sorulunca) günahkârlar: "Biz namaz kılmazdık" dediler. Yoksula da yedirmezdik, batıla dalanlarla beraber biz de dalardık. Din (ahiret) gününü yalan sayıyorduk. Sonunda kesin bir gerçek olan ölüm gelip bize çattı diye cevap verdiler." (Müddessir, 74/42, 46)
 Ahnef ayetlerin baskısı altında geriliyor ve daralıyordu. Bir taraftan da gülümsüyor ve şöyle diyordu: "Hamd olsun bari böyle değilim."
 Buraya gelince kısa bir süre için sessiz hareketsiz dikilip durdu. Sonra ellerini kulaklarına koyarak "Ey Allah'ım! Ben bunlardan sana sığınırım, ben onlardan uzağım" dedi.
 Artık o Kuran-ı Kerim'in yapraklarını çeviriyor, kendisinin anlatıldığı yeri arıyordu. Sonunda şu ayete gelip durdu: "Onlardan başka bazı insanlar daha vardır ki onlar günahlarını açıkça itiraf ettiler. Onlar iyi bir ameli başka kötü bir amelle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Tevbe, 9/102)
 Burada Ahnef sevindi. Elinde olmadan ağzından şu cümle döküldü: "Evet, evet işte benim durumum bu. İnşallah ben bu gruptan olurum."

'ELBİSENİ TEMİZ TUT" HİTABI

Nefahat'da Şeyh Ebul Hasan Şazeli'den şöyle nakledilmektedir:Hz.Peygamber'i rüyada gördüm.Bana:"Ey Ali, elbiseni pislikten temizle ki.her nefeste Allah Teala'nın yardım ve teyidinden faydalanabilesin." dedi."Ya Rasulullah elbisem hangisidir?" diye sordum.Buyurdu ki:"Allah sana beş hilat giydirmiştir.Bunlar muhabbet, marifet,tevhid,iman ve İslam hilatleridir.Allah Tela'yı seven kimseye her şey kolay olur.Allah teala'yı tanıyıp anlayanın gözüne her şey değersiz görünür.Allah Teala'nın birliğine inanan kimse O'na hiçbir şeyi ortak koşmaz..Allah'a iman eden kimse herşeyden emin olur.İslam'la nitelenen kimse Allah'a isyan etmez.Eğer isyan etse istiğfar eder, özür diler.Özür dilerse Allah'ın fazlı ve ihsanıyla özrü kabul edilir.Sonra Şeyh buyurdu ki:Bütün bunlardan Allah'ın "Elbiseni temizle" buyruğunun manasını anladım.
Ruhani sıfattan bir elbiseyi
Sana Allah'ın lütfu giydirdi
Elbiseni pislikten , gazap ve şehvetten uzak tut
Ki böylece temizliğinle meşhur olasın

HER KES KENDİ NEFSİNE BİR ELÇİDİR

Nıyazi Mısri yolunu devam ettiren ,Atpazari Osman Fazlı Efendi'den yetişen Bursalı İsmail Hakkı hazretleri ,Peygamber mescidinde yaşadığı bir hal'i anlatır:"Peygamber (sav)'in mescidinde bulunuyordum.Tam onun başucunda iken Allah'a yönelmiş murakabe halinde iken, birden "kalk ve uyar" şeklinde bir hitapla karşılaştım.Bu ilahi hitabın çarpıcı şiddetinden büyük bir titreme ve şaşkınlığa kapıldım.Birden bütün vücudumu bir titreme kapladı.Kendimi bu makamda zahiren insanları uyarma görevi ile görevlendirildiğimi  ve bu emri tebliğ aldığımı zannettim.Çünkü insanların ekserisi Peygamber (sav)'in huzurunda harem-i şerifte edebe aykırı davranışlarda bulunuyorlardı.Hatta bir keresinde Peygamber Efendimize yapılan bu edep dışı hareketlere katlanamadığımdan dolayı şiddetli bir ağlama krizine kapıldım.Bunun üzerine "İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lanetlediği , sağır kıldığı, ve gözlerini kör ettiği kimselerdir"(Muhammed 47/23)denildi.Sonra Allah'dan gelen bir ilham sayesinde anladım ki; ben sadece kendi nefsime elçiyim ve kendi nefsimi tezkiye etmeye; nefsimin güçlerini ıslah etmeye memurum ve bu konuda Allah bana yardım edecektir.

4 Ocak 2018 Perşembe

SEYYİDE OLDUĞUNA DELİLİN VAR MI?


Vaktiyle Belh pâdişahının huzûruna bir hanım gelip, “Ben seyyideyim, biraz yardım isteyecektim” dedi.

Pâdişah sordu:“Seyyide olduğuna delîlin var mı?”.Kadın:“Yok efendim.”dedi.Padişah da :“Öyleyse yardım da yok!”

Kadıncağız üzgün olarak ayrıldı.Zengin bir Mecûsî'ye açtı derdini.

Mecûsî; “Hayhay, mâdemki Peygamber evlâdısın, fedâ olsun!” dedi

Bir ev verdi ona. Bol da yiyecek.O gece Belh pâdişahı rüyâsında cennet köşklerini ve Peygamber Efendimizi görüp sordu:

“Bu köşkler kimin yâ Resûlallah?”

“Müminlerin.”

“Ben de müminim yâ Resûlallah, benim köşküm hangisi?”

“Mümin olduğuna delîlin var mı?”

O anda uyandı.O kadına bir Mecusinin evini açtığını öğrenince  doğruca  o Mecûsî'ye gitti ve; “Olanları anlatır mısın?” dedi.

O da şöyle anlattı:

Dün, seyyide bir hanım bana gelip yardım istedi. Her ihtiyâcını verdim.

O anda kalbim değişti.Ve Müslüman oldum.

Bu gece rüyada cennet köşklerini ve Resûlullah’ı görüp sordum ki:

“Yâ Resûlallah! Bu köşkler kimlerin?”

“Müslümanların” buyurdular.

“Ben de Müslüman oldum" dedim.

Pâdişah atıldı hemen:“Vesîka sordular mı?”

“Hayır, ‘Sana vesîkaya gerek yok. Şu köşk de senin!’ buyurdular.”

Belh pâdişahı anlamıştı hatâsını.Ama iş işten geçmişti artık...

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASININ FAİDELERİ

Herhangibir kimse seyyidül istiğfar duası yazar da ölmesi zorlaşan hastaya içirirse o ölmek üzere olan kimsenin dili çözülür,ölümü kolaylaşır.Budefalarca denenmiştir.Seyyidül istiğfar duasının metni şöyledir:
ALLAHÜMME EN RABBİ.LA İLAHE İLLA ENTE HALAKTENİ VE ENE ABDUKE VE ENE ALA AHDİKE VE VA'DİKE MESTETA'TÜEUZU BİKE MİN ŞERRİ MA SANA'TE EBUU LEKE BİNI'METİKE ALEYYE VE EBUU BİZEMBİ FAĞFİRLİ İNNEHU LA YAĞF'FİRUZZUNUBE İLLA ENTE"
"Ey Allahım!Sen benim rabbimsin Senden başka ilah yoktur.Beni Sen yarattın, ben Senin kulunum.Ben gücümün yettiği kadar senin vaadin ve ahdin üzereyim .Yaptığımın şerrinden Sana sığınırım.Senin bana olan nimetini itiraf ederim.Günahımı itiraf ederim, beni bağışla .Şüphesiz senden başka kimse bağışlamaz

MÜSTEHAP OLAN İSTİĞFAR

İstiğfarın Kur'an'daki isimlerle yapılması müstehaptır.Mesala şöyle denir:
ESTAĞFİRULLAH İNNEHU KANE TEVVABA,
ESTAĞFİRULLAH İNNALLAHE ĞAFUR'UR-RAHİYM,
ESTAĞFİRULLAHE İNNEHU KANE ĞAFFARA,
RABB'ĞFİR VERHAM VE ENTE HAYR'UR-RAHİMİYN,
VEĞFİRLENA VE ENTE HAYRU'L-ĞAFİRİYN"
İstiğfar Allah'dan bağışlanmayı dilemektir.Eğer istiğfar kırık bir gönülle yapılacak olursa doğrudur.Buna karşılık istiğfar tevbe ile birlikte yapılırsa mükemmel olur.

FAKİR'İN SAHİBİ BİLİR

Rivayet olunduğuna göre Hz.Ömer bir gün süt ve hurma karışımı bir yemek hazırlar.Tam o sırada bir fakir çıka gelir.Hz.Ömer yemeği alıp fakire verir.Orada bulunanlardan birisi:"Bu zavallı fakir onun ne olduğunu bilmez bile" der.Hz.Ömer "Ama o fakirin Rabbi onun ne olduğunu bilir" karşılığını verir.
Ey padişah,sen iyilik yap denize at
Eğer balık bilmezse Halık bilir.

HAZRETİ ÖMER (RA)'IN ÖLÜLERE HİTABI VE ALDIĞI CEVAP

Bir gün Hz.Ömer (r.a) Baki-el-Garkad DENİLEN MEDİNE KABRİSTANINA UĞRARHz.Ömer:"Esselamü aleyküm ey kabir ahalisi!Bizdeki haberler şöyle:Karılarınız- siz öldükten sonra-evlendiler.Geride bıraktığınız evlerinize oturuldu, mallarınız ise bölüşüldü."Gaibden şöyle cevap geldi:"Ey Hattab oğlu bizdeki haberler de şöyle:"Önceden gönderdiklerimizi bulduk.Allah yolunda harcadıklarımızı kazandık, geriye bıraktıklarımızı ise kaybettik."derler.

3 Ocak 2018 Çarşamba

AHİRETİN RUHANİ AZABI

Ahirette Ruhani azap üç çeşit olacaktır:
a- İnsanın arzu duyduğu şeylerden ayrı düşmesinden kaynaklanan iç yangisi
b-Çirkin fiillerin utancından kaynaklanan rezil rüsvaylık
c-Sevilen şeylerin elden gitmesinden duyulan hasrettir.

NİMETLER İÇİNDE YÜZMEK

Müzzemmil suresi 11 ayeti:"NİMET İÇİNDE YÜZEN O YALANCILARI BANA BIRAK.."Bu ayette kınamaya konu olan , nimet ve rızkın bizatihi konusu değildir.Tam tersine asıl kınanan şey şükretmeden o nimetten istifade etmektir.Peygambar (sav) Efendimiz Hz.Muaz(ra)'ı Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine:"Nimetler içinde yüzmekten sakın.Çünkü allah7ın kulları nimetten istifade edemiyorlar"demiştir.

ALLAH'IN VEKİL İSMİ ŞERİFİNİN ÖZELLİĞİ

Müzzemmil suresi 9 . ayetinde FETTAHİZ HÜ VEKİLA"(O'nun hpimayesine sığın" buyurulmuştur."Vekil" ismininözelliği ihtiyaçların ve başa gelen musibetlerin gelmemesi demektir.Her kim rüzgardan, yıldırımdan ve benzeri musibetlerden korkacak olursa Allah'ı kendisine vekil edinsin.Çünkü Allah her türlü kötülüğü ondan savacak, karşısına hayr verızkın kapılarını açacaktır.
Mimşad Dinaveri der ki:Benim , adamın birine borcum vardı.Gecelerden birinde bu borcu kendime dert edindim, göğsüm daraldı.Birden birisinin bana -sanki- şöyle dediğiniduydum:"Sen bu mikdarı aldın, almak senden vermek bizden" sonra kendime geldim.Önüme borcumu ödeyeceğim bir kapı açılmıştı.Artık bu olaydan sonra kasap ve bakkal borcu derdi, hiç çekmedim.
Kuşeyrider ki:İnsan yaratıklardan herhangibirini kendine vekil ederse o vekil kendisinden ücret ister, malına ihanet edebilir, yaptığı işlemlerde hata edebilir ya da en isabetli tercih konusunda yanılabilir.Oysa Allah Teala'yı vekil eden kimse böyle bir olumsuzluklarla karşılaşmaz.Allah kendisine ecir verir , emellerini gerçekleştirir , onu över.En hassas durumda ona lütfu ile muamele eder.Öte yandan Allah7ı vekil eden kimsenin farzları yerine getirme ve tüm gerekli diğer işlerde kendi nefsine karşı Allah'ın vekil olması ve bu uğurda gece gündüz nefsiile mücadele etmesi gerekir.

ALLAHIN İSİMLERİNİ SÖYLEMEYE DEVAM ETMEK

Sadreddin Konevi hazretleri Fatiha suresinin tefsirinde belirtir ki:Her kim mecazi isimlerle-Allah'ın kendisine fırsat verdiği kadarıyla- meşgul olup buna devam ederse hiç kuşkusuz kendisiyle, meşgul olduğu o isim arasında bir “sır” meydana gelir ve onun ruhu – Allah'ın inayet ve ihsanı sayesinde – meşgul olduğu kadar o isimle bir “münasebet” kurar.Kul ile o isim arasındaki sözünü ettiğimiz bu”münasebet”- meşguliyetin kuvvet ve mükemmeliyetine göre- güçlü olur ve kemale ererse o kul ile , o ismin gerçek manası arasında “ bu meydana gelen münasebet vasıtasıyla” bir münasebet doğar.Bu münasebet o ilişkinin gücü ve kemali oranındadır.Kul ile Allah Teala’nın hakiki ismi arasında meydana gelen ve ikinci münasebet kemal derecesine ulaştığında Hak Teala kendi lütuf ve ihsanı ile tecelli eder..Böylece kul ile Hak teala’nın arasında bir başka münasebet doğar.Bu münasebet, ikinci münasebetin gücü ve kemal derecesi miktarınca doğar.Çünkü kul bu münasebet sebebiyle içindeki kutsiyeti kirlere galip gelir ve kul kutsiyet alemine münasip hale gelir.Bu uygunluğun kendisindeki kir, pasın kalkması oranındadır.İşte o anda Hak teala o ismin yer tuttuğu mertebe ne ise o mertebenin üzerinden kuluna istidadı oranında tecelli eder ve o kulun üzerine ilahi ve kevni ilim, marifet ve sırları boşaltır. Bu ya genel yönden  ve mertebeleri birbirinin peşi sıra getirmek  suretiyle vasıta ile, sebeb, araç , manevi ve suri maddeleri ardarda sıralamak suretiyle yapar, ya da özel yönden arada bir vesile olmaksızın , bir başkası bulunmaksızın yapar veya bir üçüncüsü her ikisini birden harekete geçirerek yapar.Çünkü onun veçhi/zatı ya budur ya da şudur.Bu ikisinin dışında aralarındaki cem nisbeti dışında başkası yoktur.

VİRD SAHİBİ OLMAK

Cenabı Resulullah (sav) vird sahibidir.Ehlullah’da aynı yoldan gitmiştir.Vird Kur’an ve Hadislerden derlenen  sena, şükür, hamdden oluşan bir demettir ve günlük okunmasında sayısız faideler vardır.Düzenli olması insanı disipline eder.
Meşayihi Kiram şöyle der:Sadık mürid günlük virdlerinden herhangi birini kaçırdığında – bir ay sonra da olsa- onu kaza etmesi uygun olanıdır.Ta ki nefis tembelliğe alışmasın.Vird Peygamber (sav)’den ve onun hayırlı ümmetinden bizlere kadar gelen şeylerdendir.Herhangibir kimsenin virdi yoksa onun havass/ seçkinlere aid özel bir varidi/kalbe doğan ilham, feyiz ve bereketi yoktur.

NİÇİN GECE İBADETİ?

“Şüphesiz gece kalkışı,( kalp ve uzuvlar  arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kıraata daha elverişlidir”(Müzzemmil 6).
Gece yatağından kalkıp ibadet eden kişi  külfet ve zorluk hisseder.İbadetlerin en üstünü insanın nefsine en ağır gelenidir.
Bu ayete şöyle bir anlamda verilebilir:”Geceleri ibadete kalkan nefis daha çok sabit ve daha istikrarlıdır.”.Gündüz insanlar ibadet için sabitleşemezler,ibadet için müsait bir vakit bulamazlar.Gece ibadetinin makbuliyeti, uykudan sonra kalkmaktır.uyumayıp ayakta kalarak gecenin bir vaktini beklemek değildir.

KURAN SIRLARINI KİME AÇAR?

 Peygamber Efendimiz (sav)şöyle buyururlar:”Hiçbir ayeti kerime yoktur ki onun Mevla’ya yönelen kalb sahipleri için bir zahiri, bir batını, bir sınırı, başlangıcı ve manalarının tafsilatı olmasın.”
Nitekim Kur’an ayetlerinin tafsil olunduğunu Allah bizlere bildirmektedir.”(Bu) bilen bir kavim için ayetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.”(Fussilet 41/3)İşte bu manaları hisseden kimseler “havas” dediğimiz kimselerdir ve bu verilen mana batın kabilindedir.Kur’anın hakikatlarının anlaşılması , onun sırlarının hizmetkarları içindir.Bu sır hizmetçileri müşahede aynında helak olan , muayene bahrına dalan kimselerdir.Bunlar “ahassül-havass”dediğimiz kimselerdir.İşte bu açıklama Kur’an’ın haddi kabilindendir.Kur’an kendi sırlarını insanlıklarından fani olmuş onun lahutiliğinde baki tertemiz ruhlu kimselere açar

KUR'AN OKUYANLAR

Okurken sürat ve acele etmekten uzak dur
Tertil üzere okurken ve onu teemmül ederken zevk duy
Ses ve lehçe/teganni ile Kur’an okumak için
Kalbinin huzuru/himmeti dağılırsa , bu o kimse için lanettir.
Güzel okuma arzusu aklını manadan alıp götürürse
Mütekellim olan Allah seni unutur.
Gece gündüz, para ve gümüş, emir, hoca,ve arkadaş için
Kim Kuran okursa bu, o kimse için lanettir.
Himmetinin tamamını sadece lafza, harfe ve söze sarfedersen
Bu da senin için lanettir.
 Senin eğri fikrinden dolayı ömür sermayen
Sadece mahrece riayet yolunda harcandı gitti.
Bütün o güzel hayatını
Yedi ve onu kıraat okuma üzere sarfettin
Allah kelamından bu şekilde ne okudunsa
Kalbinin kıblesi Allah’dan başkasındadır
Bu durum laneti mucib, kovulmaya esastır.
Bundan uzak duran kimse ne iyidir
Lanetin manası nedir?Kovulmaktır,
Hoşnutluk makamlarından uzaklaşmaktır
Allah’dan bir kıl ucu kadar geri kalan
Uzaklık makamından aşağı iner
Her nekadar bu kimse mutlak melun değilse de
Allah’dan uzaklığı kadar lanetlidir.

2 Ocak 2018 Salı

KURANDAKİ TEVAFUKLAR TEVHİDE ESASTIR

İslam alimlerine göre, Kur’an’ın nüzul sırası, meydana gelen sorunlar, sorular ve olaylar hakkındaki açıklamalara göredir. Mushaflardaki mevcut düzeni ise değişik hikmetleri ders vermeye yöneliktir.   Bu hikmetlerden birisi, Kur’an’ın müteşabih dediği benzer kelime, cümle ve ifadelerin bir tevafuk zinciri içerisinde dokuduğu hikmet dolu nazım örgüsünü dizayn etmektir.
 Evet, “Tevafukat, ittifaka işarettir; ittifak ise ittihada emaredir; vahdete alamettir; vahdet ise tevhidi gösterir. Tevhid ise Kur’an’ın dört esasından en büyük esasıdır.”
 Misâller
 Kelime ve Cümlelerin matematik değerleri ve ayetlerin tertibi
 “Allahumme Malike’l-mülk” [3/26]
 - Bu ayette söz konusu olan “Allah” ve “Malik” isimlerinin buraya kadar ki tekrar sayısı: 319’dur.
 - Bunların ebced değeri de 319’dur.
 - Bunların içinde yer aldığı ayet, Kur’an’ın 319. ayetidir.
 Bu tevafuk diyor ki: Mülkün maliki olan Allah, Kur’an’ın da sahibidir. Bütün mülkünü tek tek sayıp bildiği gibi, Kur’an’ın her tarafını da tek tek sayıp biliyor. Bu ise Kur’an’ın O’ndan geldiğini gösteriyor.
 Allah’ın “Şehid” ismi
 - Her şeyi görüp bilen anlamındaki Allah’ın bu isminin matematik değeri 319’dur.
 - Bu ismin, merfu (ötreli) şekliyle 9. tekrarını yaptığı ve Kur’an’ın genelinde en son geçtiği Buruc Suresinin 9. ayeti, Kur’an’ın sondan 319. ayetidir.
 Bu tevafuk şöyle diyor: İyi bilesiniz ki, Şehid kelimesini böyle harika bir tarzda yerine koyan Allah, her şeye şahittir.
 “Hum bâliğûh”
 - “Biz, ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.” [Araf/135] ayetinde yer alan ve “onların ulaşacakları” anlamına gelen “hum bâliğûh” cümlesinin ebced değeri, 1089’dur.
 - Bütün Kur’an’da yalnız bir defa kullanılan bu cümlenin geçtiği ayet, Kur’an’ın 1089. ayetidir.

Sanki bu tevafuk diyor ki: İyi bilinsin ki, siz Kur’an’ı okurken, nasıl bu ayete ulaştınız, onlar da aynen söz verdiğimiz sürelerine ulaştılar; sonra cezaya çarpıldılar. Demek, zulüm söz konusu değildir.
 “haze’l-Qur’an”
 - Bu kelimenin matematik değeri de, 1089’dur.
 - Bu kelimenin en son geçtiği yer, Haşir Suresinin 21. ayetidir. Bu ayetten sonra Kur’an’da yalnız 1089 ayet vardır. Yani 'hâzâ' işaret zamirinin işaretinden sonra gelen Kur’an’ın ayet sayısı, söz konusu “haze’l-Qur’an” kelimesinin matematik değeri kadardır. Demek ki, 'hâzâ'  işaret zamirinin burada tercih edilmesinin bir hikmet de, bu  güzel işarete işaret etmesidir.
 Bu tevafuk içinde bulunduğu ayetin penceresinden bir ibret dersi veriyor: “Eğer biz (şu harikalığını gördüğünüz) bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün.”

“el-Hayr” kelimesi
 - Bu kelimenin matematik değeri, 841’dir.
 - Kur’an’ın sondan 841. sırada yer alan bir ayetinde [Mearic/21], bu kelimeye de yer verilmiş ve özellikle ona vurgu yapılmıştır.

Bütün Kur’an’da 13 defa zikredilen bu kelime, bu ayette 12. tekrarını yapmaktadır. Manidar bir tevafuktur ki, 1’den 12’ye kadarki sayıların toplamı olan 78 “aded” kelimesinin ebced değeridir. Bu tevafuk, 841 sayısal değere sahip olan bir kelimenin 13 tekrarından birini,  altı bin küsur ayetten, aynı sayısal değeri paylaşan bir ayette yapması, Kur’an’ın Hayr-ı Mahz’dan gelen bir hayırlar mecmuası olduğunu göstermektedir.
 “Ebâbîl” kuşları
 - Ebrehe ordusunu darmadağın eden kuşlar, Kur’an’da “Ebâbîl” olarak ifade edilmiştir. Bu kelime, “gruplar halinde peşpeşe gelen” anlamına gelir. Matematik değeri ise 46’dır.
 - Kur’an’da, “peşpeşe” anlamına gelen bu kelimeyi, sondan peşpeşe sıralanan ayetlerin 46. sına yerleştirilmiştir. Bu tevafuk, Fil vakasının doğruluğunu gözle görülürcesine pekiştirmektedir.

“Gaybı bilen Allah”
 - “Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da, fısıltılarını da bilir. Ve şüphesiz Allah, gaybları (gizlilikleri) çok iyi bilendir.” mealindeki ayetin son cümlesinin asıl metni “ve ennellahe allamu’l-ğuyûb” dur. Bu cümlenin matematik değeri, 1313’tür.
 - Bu cümlenin bulunduğu ayet [Tevbe/78],  Kur’an’ın 1313. ayetidir.
 - Cümlenin ebced değeri ile ayetin genel sırası, 13 sayısını gösterdiği gibi, ayetin suredeki numarası da 78 olup 6x13’tür.
 - Ayet numarasının gösterdiği 78 rakamı, hem “aded”, hem de “Hakim” kelimesinin matematik değeridir. Bu ise  burada hikmetli bir sayısal tablonun gösterildiğine işarettir.
 Bu tevafuk, “ve ennellahe allamu’l-ğuyûb” cümlesinin dediği gibi, Allah’ın bütün sırları/gizlilikleri bilen, sonsuz bir ilim sahibi olduğunu, Kur’an’ın ise bu sonsuz ilim sahibinin kitabı olduğunu göstermektedir.
 Fatır Suresi
 - Surenin ismi olan Fatır’ın kök harfleri “ftr” nın matematik değeri: 289 olup 17x17’dir.
 - Bu sure, mukattaat olmayan sureler sisteminde, 17. sıradadır.
 - Surenin ilk ayeti, içinde bulunduğu sistemde, 1598. sıradadır. Bu sayı: 36x17’dir.
 - Surenin ilk kelimesi olan “elhamdulillah” ın buradaki tekrar sayısı, 17’dir.

Tarık Suresi
 - Bütün Kur’an’da, yalnız bu surenin ayet sayısı 17’dir.
 - Surenin 17. sıradaki son ayeti, Kur’an’ın sondan, 289. ayetidir ki, bu sayı, 17x17’dir.
 - Surenin son kelimesi “Ruveydâ”nın matematik değeri, 221 olup 13x17’dir.
 - Surenin ismi olan “el-Tarıq” kelimesinin matematik değeri, 340 olup 20x17’dir.
 “Câe humu’l-hak” kelimesi
 - Bu ifadenin ikinci kelimesi olan “hum” kelimesinin matematik değeri, 45’tir. Ve bu ifade bütün Kur’an’da 45 defa geçmiştir.
 - İfadenin matematik değeri, 289 olup 17x17’dir.
 - Bu ayet [Zuhruf/29],  mukattaat olan sureler sistemine göre, sondan 289 (17x17). sıradadır.
 - Bu ifadenin ilk kelimesi “câe” nin buradaki tekrar sayısı, 34 olup 2x17’dir.
 Risaleti tasdik eden bazı tevafuklar

“bel câe bi’l-hak”
 Bu cümlenin geçtiği ayette, Hz.Muhammed’in (a.s.) hak resul olduğu ve daha önceki resullerin hak peygamberler olduğunu tasdik ettiği ifade edilmektedir. Vurgu yapılan risalettir, resuldür. İşte bu ayette “Resul” kelimesinin matematik değeri, bir nevi risalet mührü gibi kullanılmıştır. Yani öyle güzel tevafuklar gösterilmiş ki görenler, bu işin arkasında, Allah’ın sonsuz ilminin varlığını anlayabiliyorlar. Şöyle ki:

- “Resul” kelimesinin matematik değeri, 296 olup 8x37’dir.
 - “Bilakis o hak ile geldi ve Resulleri /peygamberleri tastik etti.” cümlesinde yer alan “câe” (53), “saddeke” (2), “el-Mürselin” (19) kelimelerinin buraya kadarki toplam tekrar sayısı, 74 olup, 2x37’dir.
 - Bu ayetin içinde bulunduğu Saffat Suresinin sıra numarası da 37’dir.
 - Surenin içinde yer alan sözkonusu ayetin sıra numararsı da 37’dir.
 - İlginçtir, 37. surenin (Saffat), şu 37. sıradaki ayetinin ilk kelimesi olan “bel câe” nin matematik değeri de 37’dir.
 - Ayrıca bütün Kur’an’da  “bel” ile başlayan ayetlerin sayısı da 37’dir. Söz konusu 37. surenin 37. ayetinden önce 18 ayet, ondan sonra da 18 ayet zikredilmiştir. Toplam sayısı 36 olan bu iki grup ayetin ortasında/merkezinde ise 37 numaralı bir ayetin yerleştirilmesi ve bu ayete de 37 numaralı bir surede yer verilmesi,  elbette manidardır.
 Görüldüğü gibi, burada Hz.Peygamber’in (a.s.) risaleti ile diğer peygamberlerin risaletlerinden söz edildiği için, mucizevî bir tevafukla, risaletler tasdik edilmiştir. Çünkü “Resul” kelimesinin matematik değeri, 296 olup, 8x37’dir.
 “İnneke le mine'l-mürselîn”
 Bilindiği gibi, Hz.Muhammed, 611 tarihinde peygamber olarak gönderilmiştir. Bunu ilan eden ayet, Kur'an'da iki yerde zikredilmiştir:

a/ Bakara suresinin 252

b/ Yâ-sin suresinin üçüncü ayeti ayeti: "Şüphesiz Sen gönderilmiş peygamberlerdensin."

"Şüphesiz Sen gönderilmiş peygamberlerdensin." mealindeki  ayetin asıl metni: "İnneke le mine'l-mürselîn"şeklindedir.  Bu cümlenin harf sayısı (okunmayan vasıl hemzesi hariç) 13 tür. 13 harften meydana gelen bu cümlenin ebced değeri ise 13'ün 47 katı olan  611 dir. Ayetin matematik değeri, anlamını teyid etmekte ve O'nun peygamber olduğu miladi tarihini vermektedir. Şayet okunmayan vasıl elifi de sayılsa, bu cümlenin ebced değeri, 612 olup 36x17’dir. Manidâr bir tevafuktur ki, bütün Kur’an’da, Peygambere hitap eden "Şüphesiz Sen gönderilmiş peygamberlerdensin." cümlesi, yalnız sözkonusu iki yerde geçmiştir. “gönderilmiş peygamberler” tabiri, bu iki ayet arasında, ebced değerlerine uygun olarak 17 defa tekrarlanmıştır.

Besmele

Abdullah İbn Mesud şöyle diyor: Besmelenin harfleri, Cehennem zebanilerinin sayısı kadar olup 19 tanedir. Dolayısıyla, bu 19 zebaniden kurtulmak isteyen, 19 harfli besmeleyi okusun. Bunu okuyan kimse için Allah, bu harflerden her birisini, bir zebaniye karşı bir zırh yapar. Cehennem meleklerinin kendileri de bütün işlerini besmele çekerek yaparlar. Bütün güçlerini de besmeleden alırlar.  Görüldüğü gibi, İbn Mesud, sayısal bir tevafuk tablosuna göre bir tefsir yapmıştır. Aslında bu çeşit tefsirler, merfu olarak, yani Peygamber'den öğrenilerek yapılır. Çünkü gaybî bir mesele olan Zebanilerin durumunu ve besmele ile ilgilerini başka şekilde kesin olarak bilmek imkânsızdır.

Kadir gecesi

İbn Atiyye ve Savî gibi bazı müfessirlerin anlattığına göre: Kadir Suresinde, Ramazan ayının günleri sayısı kadar; 30 adet kelime yer almıştır. Bu kelimelerden Kadir gecesine ait bir zamir olan "Hiye/o" edatı, surenin 27. kelimesi olarak zikredilmiştir. Bu ise Kadir gecesinin Ramazanın 27. gecesinde olacağına bir işaret sayılmıştır.

Bazı alimlere göre  "Kadir gecesi" anlamındaki "leyletü'l-Qadr" terkibinin 9 harfi vardır ve bu terkip surede üç defa tekrarlanmıştır. 3x9=27. Bu tevafuk da, Kadir gecesinin, Ramazan'ın 27. gecesinde olduğunu gösterir.

İlginçtir; gayr-ı mukattaat olan Mekkî Sureler sistemine göre, Kadir Suresinin ilk ayeti, başında “İnna” bulunan ayetlerin (27.) yirmi yedincisidir.

Bu tevafuk, hem bu hususa işaret eden hadislerin sıhhatine, hem ümmetin bu konudaki teamülünün isabetli olduğuna, hem de Kur’an’ın nazmındaki işarî yollu i’caz parıltılarının varlığına parlak bir delildir.

Meleklerin sayısı

Cemaatle namaz kılmakta olan bir kimse, rükûdan kalkınca, seslice "Rabbena ve leke'l-hamd. Hamden kesiren tayyiben mübareken fih" duasını okudu. Hz.Peygamber (a.s) namazdan sonra "O duayı kim okudu? Otuz küsur meleğin, onu önce yazmak için, birbiriyle yarıştıklarını gördüm." diye buyurdu. 

Âlimler, sözkonusu duanın harflerinin de otuz küsur olduğunu gözönünde bulundurarak, duanın harfleriyle, meleklerin sayısı arasında sayısal bir orantının varlığından sözetmişlerdir.

İbn Atiyye, bu çeşit tevafukların, ifadelerin lafzından doğrudan anlaşılan ilimler gibi kuvvetli olmamakla beraber, işarî tefsir açısından çok güzel tesbitler olduğunu söylemiştir.

Azamet benim örtümdür

Bir kudsî hadiste, Allah: “Azamet benim örtümdür.”   buyurmuştur. Çok manidardır ki, azamet kelimesinin kök harfleri olan, “Ayn (130), Zâ (902), Mîm(90)”in ebced değeri, 1122 olup 17x66’dir. Görüldüğü gibi, azamet örtüsü, ebced değeriyle de kanıtlanmıştır. Azametin ebced değeri,  Allah lafza-ı celalinin ebced değeri (66) ile örtüşmekte ve onun için bir çeşit örtü görevini üstlenmiş bulunmaktadır.

“abese” kelimesi

Abese suresinin ilk iki ayetinin mealleri şöyledir:  "A'mânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve arkasını döndü."

İşte bu üslupta bir harikalık vardır. Çünkü cümlede kullanılan "abese" fiili malum olmasına rağmen faili zikr edilmemiştir. Bu üslup alışageldiğimiz ifade tarzlarının dışındadır. Ancak Kur'an-ı Hakim burada mucize bir belgeyi göstermiştir.

Şöyle ki; açıktan zikredilmeyen cümlenin faili, bizzat "Abese/Yüzünü ekşitti" fiilinin ebced değerinin içerisindedir. Evet bu kelimenin ebced değeri 132 olup "Muhammed" isminin karşılığıdır.

Yine kendisinden yüz çevrilmiş adamın da ismi verilmemiş ancak, onu da,  "el-A'ma" kelimesinin ebced değerinde şifrelemiştir. Evet, bu kelimenin ebced değeri 143'tür.

Söz konusu adamın ismi "Abdullah"ın ebced değeri de 143'tür. Bu bağlamda görülen bu tevafukları kör tesadüf rüzgârlarına havale etmek doğru değildir.

"Eğer seni vefat ettirirsek..”

Kur'an'da, Peygambere hitaben "Eğer seni vefat ettirirsek.." cümlesi üç defa zikredilmiştir.

Bunlardan ilki Yunus suresinin 46. ayetinde geçmiştir.

Ayetin meali "Eğer onları tehdit ettiğimiz (azabın) bir kısmını sana (dünyada iken) gösterirsek (ne a'lâ); yok (onu göstermeden) eğer seni vefat ettirirsek nihayet onların dönüşü de bizedir. (O zaman onlara  neler olacağını göreceksin.) Sonra Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir."

Ayette azabın bir kısmının Peygamber'e gösterilebileceği hususu vurgulanmıştır. Mekke'de inen bu surede belirtilen azabın bir kısmı Bedir savaşında gerçekleşmiş ve Peygambere gösterilmiştir.

Ayette ifade edilen Peygamber'in vefat haberi de çok harika bir tarzda ihbar-ı gaybi nevinden sözkonusu yapılmıştır. Şöyle ki: "Eğer seni vefat ettirirsek" cümlesi, Kur’an'da üç defa geçmektedir. Bu cümle açıkça, Hz.Peygamber'in vefatından sözetmektedir.

Geçtiği üç sure ve ayet numaraları da Hz.Peygamber'in ömrü olan, 63'ü gösteriyor. Ayet ve Sure numaraları şöyledir: Yunus 10 /46, Ra'd 13/40 ve Ğafir 40/77. Buna göre, ayet numaralarının toplamı: 163 tür. Sure numaralarının toplamı ise 63’ tür.

"Eğer seni vefat ettirirsek" cümlesinin harfleri 9 dur. 63 sayısı 9'un 7 katıdır. Vefatı haber veren bu cümlenin -harfleriyle beraber- ebced değeri, 632'dir.

Bu da Hz.Peygamber'in, miladi vefat tarihidir. İşte tevafuk penceresinden gaybi haberlerin göz önündeki görüntüsü!

VEDÂ şifresi

Hadis kaynaklarının bildirdiğine göre, Mâide Suresinin, “Bu gün sizin için dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” mealindeki üçüncü ayeti ile Nasr Suresi, Vedâ haccında inmiştir.   Buna göre:

- Peygamber, bir adı Vedâ’/Tevdî’ olan Nasr Suresi'nin inişinden sonra 81 gün yaşamıştır.

- Hz.Peygamber, Medine’ye hicretinden 9 yıl, 9 ay ve 9 gün geçmiş idi ki, Zilhicce ayının 9. gününde Vedâ hutbesini okumuştur. Ümmeti ile vedalaştığından dolayı,  bu hacca Vedâ haccı ve bu hutbeye de Vedâ’ hutbesi denilmiştir. Manidardır ki, Hz.Peygamber'in bundan 81 gün sonra vefat ettiği Vedâ hutbesinin adı olan “Vedâ” kelimesinin ebced değeri de 81’dir.

- Peygamber’in vedâ zamanına işaret eden Nasr Suresi'nin bir adı da Vedâ Suresidir. Kur’an’da, başında şifre bulunmayan (gayr-ı mukattaat) surelerin arasında yer alan Nasr Suresinin, bu sistemdeki sırası da 81’dir.

- Nasr Suresinin harf sayısı da 81’dir.

- Yine manidâr bir tevafuktur ki, Vedâ haccından 72 (8x9) gün sonra, Kur’an’ın en son ayeti olan “Allah’ın huzuruna varacağınız bir günden sakının” mealindeki ayet inmiştir.

Hz. Peygamber (a.s.), bunun Bakara Suresinin 281. ayetine konmasını emretmiştir. Ve bu ayetin inişinden 9 gün sonra vefat etmiştir. Ayetin son iki rakamı 81’dir. Bu sayı 9x9’dur.

Bu ayet, sondan itibaren Kur’an’ın 5949. (661x9) ayetidir. “Yevm=gün” kelimesi, ayette geçen 9. harfi ihtiva etmektedir. Demek, 9 gün sonrasına işaret etmektedir.

- Bakara Suresi,  80 kusur parça halinde inmiş, 9 yılda tamamlanmıştır.  Bakara Suresinin tamamlandığı 9. yılda inen şu 281. ayet, Kuvvetli bir ihtimalle 81. parça olarak inmiştir.

Kelimelerin tekrar sayıları ve ebced hesabı

Hz.Süleyman

- “Süleyman“ kelimesinde yer alan harflerin, okuyuşuna göre/tehecci usûlü (Sîn-lâm-yâ-mim-elif-nun) matematik değerleri: 510 olup 30x17’dir.

- Kur’an’da adı geçen peygamberler içerisinde, Hz.Süleyman’ın, tarihteki sırası, 17’dir.

- Mescid-i Aksayı yaparken, Hz.Süleyman’ın yaşı, 17’dir.

- Kur’an’da, Süleyman isminin tekrar sayısı, 17’dir.

- Süleyman isminin ilk defa geçtiği ayet numarası, 102  (2/102) olup, 6x17’dir.

- Süleyman isminin ikinci defa tekrarlandığı ayet numarası 102 ( aynı yer)=6x17’idir.

- Bu ismin sondan 8. (17’nin küçük yarısı) tekrarının yapıldığı ayet numarası 17’dir (27/17).

- Süleyman isminin 15. tekrarının yapıldığı surenin numarası, 34 olup 2x17’dir.

- Süleyman isminin 17. tekrarının yapıldığı ayet numarası, 34 olup 2x17’dir (38/34).

- Söz konusu 17 ayet içreisinde yer alıp, numaraları 17’nin katı olan üç ayet numarasının toplamı (102+17+34): 153’tür. Bu sayı, 1’den 17’ye kadarki sayıların toplamıdır. Bu ise sonsuz bir ilim tarafından yapılan bir dizaynın sinyallerini vermektedir.

“er-Rahîm” kelimesi

Bu kelimenin ebced değeri 289 olup 17x17’dir; Kur’an’daki tekrar sayısı, 34 olup 2x17’dir.

“ecel” Kelimesi

Bu kelimenin matematik değeri. 34’tür. Bu kelime, Kur’an’da 34 defa tekararlanmıştır.

“alâ” kelimesi

Bu kelimenin matematik değeri, 34’ür. Kelime, Kur’an’da 34 defa tekrarlanmıştır.

“fe bi eyyi” kelimesi

Bu kelimenin ebced değeri, 93 olup 3x31’dir. Kelime, Rahman Suresinde, 31 defa tekrarlanmıştır.

“İshak” kelimesi

Ebced değeri, 170 olup 10x17’dir. Kur’an’daki tekrar sayısı, 17’dir.

“eyyuhâ” kelimesi

Ebced değeri, 17’dir. Kur’an’daki tekrar sayısı. 153 olup 9x17’dir. Bu sayı, aynı zamanda, 1’den 17’ye kadarki sayıların toplamıdır.

Kelimelerin tekrar sayıları ve realiteler

Kur’an’da “yevm” (gün) kelimesi, bir yılın gün sayısı kadar (365 defa) geçmektedir.

Kur’an’da  “şehr” (ay) kelimesi, bir yılda var olan ayların sayısı kadar (12 defa) tekrarlanmıştır. Nüzul sırası itibariyle 12. tekrarı, Tevbe Suresinin 36 (3x12)  numaralı ayetinde yapılmıştır. Bu ayette: “Şüphesiz, Allah katında, ayların sayısı on iki (12)’dir” diye buyurulmuştur.

Bu 12 kelimeden iki tanesi, Sebe suresinin 12 numaralı ayetinde geçmiştir.

Kur’an'daki sıraya göre, “şehr”in 12. tekrarı Kadir Suresinin son ayetinde geçmektedir. Bundan sonraki Kur’an ayetlerinin adedi, 108 olup, 9x12’dir.

İsrailoğullarından elçi olarak gönderilen “on iki (12) Nakîb” tabiri,  bütün Kur’an’da yalnız, Maide Suresinin 12 numaralı ayetinde geçmektedir. Kur’an’daki (mansub) şekliyle, “Nekîbâ”nın harfsayısı (5) ile ebced değeri, 168 olup 14x12’dir.

“Biz onları (İsrailoğullarını) oymaklar halinde on iki kabileye ayırdık.” [Araf/160] mealindeki ayette, açıkça İsrailoğullarının 12 kabilesinden söz edilmiştir. “Biz onları yeryüzüne gruplar halinde dağıttık.” [Araf/168] mealindeki ayette ise İsrailoğullarının 12 kabile halinde yeryüzüne dağıtıldığı ifade edilmektedir.

Kur’an-ı Hakim, burada aynı ifadeler kullanmakla beraber, “on iki” tabirini açıkça kullanmamıştır. Bunun yerine işârî yolla on iki sayısını gösteren, güzel bir kaç tevafuk harikasını sergilemiştir.

Birincisi: Bu ifadenin yer aldığı ayet numarası 168 olup, 14x12’dir.

İkincisi: Burada “on iki” ifadesi yerine, önceki ayette olmayan “fi’l-ard” (yeryüzünde) kelimesine yer verilmiştir. Bu kelimenin ebced değeri, 1122’dir. Bu sayı, “on iki” nin arapça ifadesi olan “isnâ aşer” in matematik değeridir.

Üçüncüsü: Söz konusu ayet, Kur’an’ın, 1122. sırasına yerleştirilmiştir. Bu da “on iki” diyor.

Halife Kelimesi

- Halife/hilafet kelimesi, “hilfet” [Furkan/62] kökünden gelir. Bu kelimenin matematik değeri, 1110 olup, 30x37’dir. “Hilafet” kelimesi de bir farkla, 1110 (30x37)’dur.

- Kur’an’da, “Halife” kelimesi, iki defa söz konusu edilmiştir. Bunlardan ilki, Âdem’le ilgidir.  “Şüphesiz ben yeryüzünde bir halife kılacağım/yaratacağım.” mealindeki Bakara Suresinin 30 numaralı ayetinde geçmektedir. Peygamber’in “Nübüvvet hilafeti (Raşit hilafet), benden sonra 30 yıldır.” mealindeki hadis ile söz konusu ayetin numarası, otuz sayısında tevafuk etmektedir. Demek, bu sayıda hakiki hilafete bir işaret vardır.

- Bu ayet, genel sıralamada, Kur’an’ın 37. ayetidir. Böylece, ayetin  içinde bulunduğu suredeki sıra numarası ile, genel olarak Kur’an’daki sıra numarasında, hilafet kelimesinin  gösterdiği sayının iki çarpanı (30-37) da gözetlenmiştir.

- Halife kelimesinin ikincisi, Hz.Davud’la igilidir. “Ey Davud! Muhakkak ki, biz seni yeryüzünde halife yaptık.” mealindeki Sâd Suresinin 26 numaralı ayetinde geçmektedir. Bu ayet, genel sıralamada Kur’an’ın 3996. ayetidir. Bu sayı, 108x37’dir.

- Yukarıda görüldüğü üzere, 37 sayısına göre ayarlanan “Halife” kelimesinin geçtiği Bakara Suresi ile Sad Suresi arasında (ikisi dahil) tam 37 sure geçmektedir. Ve söz konusu 37 sure numaralarının toplam sayısı, 740 olup, 20x37’dir.

Bütün Kur’an’da yalnız iki defa geçen halife kelimesinin, her iki yerde de hilafet kelimesinin ebced değerine uygun olarak 37 sayısını göstermesi elbette manidardır.

Sultan Kelimesi

- Kur’an’da değişik anlamda kullanılan “Sultan” kelimesinin tekrar sayısı, 37’dir. Bu kelimenin 37. tekrarı,  kıyametin bir adı olan el-Hakka ismini alan, bir surenin 29 numaralı ayetinde geçmektedir.  Ayet meali ise “Saltanatım yıkıldı.” şeklindedir.

- İslam aleminin tarihinde, en büyük kabul edilen iki devlet, Abbasî ve Osmanlı devletidir.  Bu iki devletin kaderi, bu ayetin işaretine uygun bir çizgi takip etmiştir. Buna göre,

- Abbasî devletinde, geçen halife/sultanların sayısı, 37’dir.

- Abbasî devletinin 37. Halifesi, lisan-ı haliyle: “Saltanatım yıkıldı.”, dediğinde, tarih 1258’i gösteriyordu. Çünkü bu sayı, 34x37’dir.

- Osmanlı devletinde de, sultan/halife sayısı, 37 sayısını tamamlasın diye, Abdülmecid Efendi’ye hilafet yolunu açmıştı.

- Ve bu zat da, 37. halife olarak “Saltanatım yıkıldı.” dediğinde, tarih 1924’ü gösteriyordu. Çünkü bu sayı, 52x37’dir.

Kur’an’ın açık ifadesini pekiştiren bazı tevafuklar

Nisa Suresi

- “Ehl-i Kitap, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar.” mealindeki ayette yer alan Ehl-i Kitab'ın isteklerine, ebced hesabıyla cevap verilmiştir. Burada onlar, Hz.Peygamber'den kendileri için “gökten bir kitap” indirmesini istiyorlar.

Allah, Kur’an-ı Hakimin gökten inen bir kitap olduğunun kanıtı olarak, “gökten bir kitap” tabirini Nisa Suresinin 153. ayetine yerleştirmiştir. Çünkü “gökten bir kitab”ın Kur’an’daki ifadesi olan “Kitaben mine’s-semâ” nın ebced eğeri, 646’dır. Ve bu ifade bütün Kur’an’da yalnız bir defa ve yalnız burada zikredilmiştir. Söz konusu ayet ise Kur’an’da,  646. sıradadır.

- Ayrıca, 646 rakamı, 38x17’dir. Ayet numarası olan 153 ise 9x17’dir. Ayrıca, 1’den 17’ye kadarki sayıların toplamıdır.

- Bu ayette geçen kitab kelimesinin, buradaki tekrar sayısı, 76 olup 2x38’dir. Bu da 17’nin diğer çarpanıdır.  Sema kelimesi ise bu ayetten önce 9 defa geçmiştir. Buna göre, “Kitaben mine’s-semâ”da yer alan bu iki kelimenin tekrar sayısı itibariyle, kitap kelimesi, 85. sıradadır.  Ki, bu rakam, 5x17’dir.

- Ayette geçen Ehl-i Kitab kavramının tekrar sayısı 16’dır. 1’den 16’ya kadarki sayıların toplamı, 136 olup 8x17’dir. Ayrıca buraya kadar “el-kitab” kelimesi, 68. (4x17) tekrarını yapmıştır.

Yunus Suresi

“O bir gerçek midir? diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime yemin olsun ki, o şüphesiz bir gerçektir ve âciz bırakacak değilsiniz” (10/53)

- Ayette geçen “haber istiyorlar” mealindeki kelimenin kök harfleri “nbe” dir. Bunun ebced değeri, 53’tür. Ayetin numarası da 53’tür.

- “bir gerçek midir?” mealindeki  “e hakkun?” ifadesinin matematik değeri, 109’dur. Bu ayet, Kur’an’ın 1417. ayetidir. Bu sayı: 13x109’dur. Bu tevafuk Kur’an’ın verdiği haberlerin hakkaniyetini/gerçekliğini ispat etmektedir.

Yusuf Suresi

- Yusuf Suresinde, Melik’in gördüğü rüyada yedi semiz ve yedi cılız inek ile, yedi dolgun ve yedi zayıf başaktan söz edilmektedir.  Bu yedilerin rüyası ve tabirleri, yedi ayet içerisinde bahis konusu yapılmaktadır.

- Söz konusu yedilerin geçtiği ilk ayete kadar, surede 42 (6x7) ayet geçmiştir.

- Yedilerden bahseden yedi ayetin sonuncusu, surenin 49. (7x7) ayetidir. Bu ayet, sondan surenin 63. (9x7) ayetidir.

- Burada söz konusu edilen “yedi yıl” tabiri, 47 numaralı ayette geçmektedir. Yedinci “yedi” kelimesi de bu ifadede yer almaktadır.

- Bu yedi ayet numaralarının (43–44-45-46-47-48-49) toplamı: 322 olup 46x7’dir. Bu tevafuk her şeyden önce Kur’an’da tevafukların matlup olduğunu göstermektedir.

Sad Suresi

“Bu kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var.” [Sad/23] mealindeki ayette 99 sayısını gösteren bir tablo sözkonusudur. Bu sayısal tablo değişik yönden sonsuz bir ilme işaret ettiği gibi, Kur’an’ın sure ve ayet sıralanışının bir vahiy ürünü olduğunu da göstermektedir.

- 99 sayısı, 3x33’tür. Bunun Kur’an’daki Arapça ifadesi olan “Tis’un ve tis’ûne” nin matematik değeri, 1122 olup, 33x33+33’tür.

- Bu ayet, Kur’an’ın 3993. ayetidir. Bu rakam, 121x33’tür. Bu ayet, surenin sondan 66. ayetidir. Ayetin baştan buraya kadar ki sırası ile, içinde bulunduğu surenin sondan sırasının gösterdiği sayıların toplamı (3993+66=4059), 41x99’dur.

- Doksan dokuz sayısının Arapça ifadesinin gösterdiği 1122 rakamı, aynı zamanda, 17x66’dır. Söz konusu olan ayet, surenin sondan 66. ayetidir.

- “Onun doksan dokuz koyunu var.” cümlesinin Arapça ifadesi olan “lehu- tis’un ve tis’ûne- na’ceten” nin ebced değeri, -üç kelimesi dahil- 1683’tür. Bu rakam, 17x99’dur.

- Ebced değeri, 1683 olan bu cümle yalnız burada geçmektedir. Ve bu ayet, Mekkî mukattaat sureler sistemine göre, 1683. sırada yer almıştır.

Şura Suresi

Bu sure, vahyin durumunu, onun nasıl geldiğini ifade etmekle mümtaz bir yere sahiptir. Burada,  bu surede yer alan vahiy kavramının gösterdiği tevafuklar, söz konusu edilecektir.
İlgili ayetin meali şöyledir: “Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahy eder. O yücedir, Hakîmdir.” [Şurâ/51]
 - “Vahiy” kelimesinin matematik değeri, 24’tür.
 - Söz konusu ayette “vahy” kelimesinin başına kadar geçen harflerin sayısı, 24’tür.
 - Bütün Kur’an’da “Biz vahiy ettik.” manasına gelen “evhayna” kelimesinin tekrar sayısı, 24’tür.
 - Söz konusu vahyin 24 tekrarının, ilki de sonuncusu da, Hz.Muhammed’e  (a.s.) hitap etmektedir.
 - Vahiy kelimesinden türemiş diğer fiillerin (geçmiş ve gelecek zaman kipinin) tekrar sayısı, 48 olup, 2x24’tür.
 - Bir hadiste rivayet edildiğine göre,  Hz.Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Tevrat Ramazanın altısında, İncil, onun 13’ünde, Zebûr, Onun 18’inde, Kur’an da Ramazanın 24’ünde inzal buyurulmuştur.”
 Bilindiği gibi, Kur’an önce dünya semasına “Beytü’l-izze” denilen bir yere toptan indirilmiş, daha sonra, Vahiy meleği Allah’ın emirleri doğrultusunda, doğan ihtiyaca göre, oradan parça parça alıp Efendimize getirmiştir.
 Toptan inişi ifade eden “inzal” kelimesinin delaletiyle, buradaki Kur’an’ın inzalinden maksat, onun dünya semasına toptan inmesidir. Demek, üç gün sonra da Kadir gecesi olan Ramazanın 27. gecesinde, bizzat Hz.Peygamber’e vahy edilmeye başlamıştır.
 - Kur’an’ın indiği ilk Ramazan'dan son Ramazana kadar (40-63) 24 Ramazan geçmiştir.
 - Hz.Muhammed, Kur’an’da açıkça bildirilen peygamberlerin 24. südür. Bu sıra, Vahy kavramının ebced değerine uygundur.
 - “evhayna” kelimesinin 24. tekrarı, sözkonusu Şurâ Suresinin 52. ayetinde geçmektedir.
 - Bütün Kur’an’da “Vahy” kelimesi, altı defa kullanılmıştır. Bunlardan, bir zamire bitişmemiş ve el takısı almamış olanı, iki defa kullanılmıştır. Bu şekliyle, ebced değeri 24 olan “Vahy” kelimesinin ilk defa, kulanıldığı Şurâ Suresinin 53. ayeti, mukattaat sureler sistemine göre, 2424. sıradadır.
 - Yukarıda geçtiği üzere, bütün Kur’an’da “Vahy” kelimesi, altı defa kullanılmıştır.  Bu sayı, “vahiy müddetini 46 adet altı  aylık bir süreden ibaret olduğunu” vurgulayan hadisin manasına uygundur.
 - Yukarıda zikredilen hadiste, 46 adet altı aylıktan, bir adet altı aylık sürenin rüya ile ilgili olduğu, geri kalan 45 adet altı aylık ise Kur’an’ın vahyine ait olduğu ifade edilmiştir. Manidar bir tevafuktur ki, Şura suresinin başında yer alan “Ha-Mim” şifreli harflerden “Hâ” harfi, adı geçen ayette yer alan “Vahy” kelimesinde, 45. tekrarını yapmaktadır. Bu da Kur’an’ın harflerinin, ne kadar hikmetli ve manidar bir tarzda kullanıldığını göstermektedir.

- Kur’an’da vahy kavramıyla ilgili geçen kelimelerinin toplamı (fiil:72; mastar:6), 78’dir.  Vahy’ın durumunu ortaya koyan söz konusu ayetin son kelimesi, Allah’ın “Hakim” ismidir ki, ebced değeri, 78’dir. Şifreli harflerin sayısı da 78’dir. Sayı anlamındaki “aded” kelimesinin matematik değeri de 78’dir. Demek Kur’an-ı Hakimde her şey, hikmetlidir.
 - Bilindiği üzere, 24 sayısı, 3x8’dir. Söz konusu Şurâ Suresinin başında bulunan “Hâ” harfinin ebced değeri, 8’dir. Bu harf şifreli -kesik harflerin 64. südür. (8x8)
 - Adı geçen vahy ayeti, mukattaat sisteminde, baştan itibaren, 2424. sırada olduğu gibi, sondan itibaren de 320. sıradadır. Bu rakam, 40x8’dir. 40 rakamı, bu bağlamda, Hz.Peygamber’in ilk vahiy aldığı zamanki yaşını göstermektedir.

Allah'ın, sonsuz ilmiyle her şeyi nasıl kuşattığını ve her şeyi nasıl bir bir saydığını gösteren tevafuk tablolarını ve kelimelerin aritmetik değerlerinin Kur'an nezdindeki değerini anlamak için Kur'an'ın kendisine bakmak yeterlidir.

KURAN ÜZERİNE

Hz.Peygamber’in hayatında, sure ve ayetlerin sayıldığını gösteren bazı misalleri şöyle sıralamak mümkündür: 
Vasile b. Eska’ anlatıyor: Peygamber şöyle buyurdu: “Bana Tevrat yerine, seb’-i tivâl/yedi uzun sure; Zebûr yerine, Miûn/yüzlü (yaklaşık yüz civarında ayetleri bulunan sureler); İncil yerine, Mesâni (ayetleri yüzün altında olan sureler) verildi ve Mufassal (Hucurat veye Kaf suresinden sona kadar ki 65-66 adet) surelerle onlardan üstün tutuldum.” 
Ebu Hüreyre anlatıyor: Peygamber buyurdu ki: “Kur’an’da ayet sayısı otuz olan bir sure var; sahibine (onu okuyan bir kimseye) şefaat ederek onun bağışlanmasını sağladı. Bu, Tebâreke Suresidir.” 
“And olsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve yüce Kur’an’ı verdik” [Hicr/87] ayeti, Fatiha suresinin ayet sayısına dikkat çekmektedir. Hadis kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Hz.Peygamber,  bu ayetin, namazın her rekatında tekrarlanan ve yedi ayetli olan Fatiha Suresine işaret ettiğini ifade etmiştir. 
“Kim bir gece Bakara Suresinin son iki ayetini okursa onun için yeterlidir.” 
Abdullah b. Abbas anlatıyor: “Arap-Cahiliye döneminin kötü alışkanlıklarını öğrenmek istiyorsan, En’am Suresinin 30. ayetinden 100. ayetine kadarki ayetleri oku!” 
“Kim Kehf Suresinin başından (bir rivayette sonundan) on ayet okursa, deccalın şerrinden korunmuş olur.”   Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Bütün bunlar, Hz.Peygamber’in bizzat ayetleri saydığını gösteriyor.

Surelerin sıralanışı
Bu konuda farklı görüşler söz konusudur. Ümmetin ittifak ettiği görüş ise şöyledir:
Elimizdeki mushaflarda yer aldığı şekliyle, bütün surelerin sıralanışı, ayetlerde olduğu gibi, vahiy ile tespit edilmiş, Hz.Peygamber'in emirleri doğrultusunda yerlerine konmuşlardır. Bu görüşü savunanların dayandıkları delilleri şöyle sıralamak mümkündür:
 a) Kurân, Allah tarafından koruma altına alınmıştır. “Şüphesiz Kur’an’ı biz indirdik ve hiç şüphe yok ki, onu biz koruyacağız.” [Hicr/9] ayeti, bu hususu ilan etmektedir.
 Bunu, Kur’an’ın yanlış yorumlardan uzak tutulma anlamında, manalarının muhafazasına yönelik bir koruma olarak algılamak uygun olmaz.
 Çünkü böyle bir anlayış, insan iradesini kısıtlayıcı ve imtihan sırrına aykırı olduğu gibi, mevcut realiteye de uygun değildir. Eskiden beri, bir çok yanlış anlayış sahiplerinin de Kur’an’ı referans almaları, bunun açık kanıtıdır. O halde, bu koruma işi, Kur’an metnine ait bir teahhüttür.
 Kur’an, 6236 ayetin içinde yer aldığı 114 sureden meydana gelmektedir. Ayetler arasında var olan ince münasebetler, sureler arasında da söz konusudur. Ayetlerin vahiy ile tespit edildiği hususu, yukarıda geçtiği üzere, bütün ümmetçe kabul gören bir gerçektir. Aşağıda gösterileceği üzere, hadis kaynaklarında, surelerin büyük bir kısmının durumu da böyledir.   Sadece bir iki sureyi farklı değerlendirmek sağlıklı değildir.

b) Kur’an-ı Kerim'in bir araya getirilmesi de, onun manevî emrinin bir yansımasıdır. “Şüphesiz, Kur’an’ın bir araya toplanması ve onun okunması bize aittir.” [Kıyamet/17] ayeti, Kur’an’ın bir araya getirileceğine işaret etmektedir. Birinci derecede, onun Hz.Peygamber’in kalbinde toplanacağına delâleti sözkonusu olduğu gibi, ikinci derecede, onun, bir mushaf halinde, bir kitap halinde toplanacağını göstermektedir.
 “Allah tarafından gönderilen bir peygamber, tertemiz sahifeler okuyor.” [Beyyine/2],  ayeti ise Kur’an’ın sahifelere yazıldığını gösterdiği gibi, bu konuyu teşvik eden bir emir olarak da düşünmek gerekir. Bazı âlimler buna dayanarak Kur’an’ın cem’ini bir farz-ı kifâye olarak değerlendirilmiştir.   Mushaf ise sure ve ayetlerden ibarettir.
 c) Nitekim, Hakim’in rivayet ettiğine göre, bir Vahiy kâtibi, Kur’an’ın gerek Ebubekir döneminde ilk defa bir araya getirilerek belli sahifelerde toplanması işleminde, gerek Osman döneminde bir Mushaf halinde istinsah edilmesinde olsun, komisyon başkanı olarak görev yapan Zeyd b. Sâbit:
 “Biz Peygamber'in huzurunda, Kur’an’ı, değişik yazı malzemesinden (rika’) bir araya getirip düzenliyorduk”  demiştir.
 Bunun anlamı şudur:  Sahabîler, Peygamber’in işareti doğrultusunda, Kur’an’ı, hem sure, hem ayetleriyle bir araya getirip, sıralamışlardır.
 d) İbn Hacer’in de ifade ettiği gibi, Peygamber'in hayatında, surelerin büyük bir kısmının tertibinin bilindiğine şüphe yoktur.  Nitekim, Hüzeyfe es-Sakafî, şöyle anlatıyor: “Müslüman olup Peygamber’i ziyaret eden Sakîf heyetinde ben de vardım.
 Hz.Peygamber, (biraz gecikmeli olarak yanımıza geldi ve) dedi ki: “Kur’an’dan okumakta olduğum bir hizbim vardı, onu bitirmeden çıkmayayım dedim.” buyurdu.
 Sonra biz Peygamber'in arkadaşlarına: “Siz Kur’an’ı nasıl hiziplere ayırıyorsunuz?” diye sorduk. “Üç sure, beş sure, yedi sure, dokuz sure, onbir sure, onüç sure şeklinde birimler halinde ayırıp okuyoruz. En son, Kaf suresinden sona kadar (65 sureyi) okuyup Kur’an’ı hatmediyoruz.” şeklinde cevap verdiler.

İbn Hacer, bu rivayete işaret ettikten sonra şu tespitte bulunur: “Bu hadis, bize elimizdeki mushaflarda yer alan surelerin sıralanışı, Hz.Peygamber dönemindeki tertibin aynısı olduğunu göstermektedir. Bununla beraber, sözkonusu tertibin yalnız Mufassal sureler için olma ihtimali de vardır.”   Bunun çok zayıf bir ihtimal olduğunda şüphe yoktur. Surelerin yalnız bir kısmının, belli bir sıraya tabi tutulmasının hiç bir mantığı yoktur.

İbn Hacer’in sözkonusu açıklamasına değinen Suyutî, şu görüşlere yer vermiştir: Ha-Mim’lerin, Tâ-Sin’lerin kendi aralarında, peşpeşe sıralanması, buna karşılık, Müsebbihat (tesbihi ifade eden sözlerle başlayan surelerin) aralarına başka surelerin yer alması, yine  üç Tâ Sin’lerden Neml suresi, daha kısa olmasına rağmen, iki uzun sure arasında yer alması, bu işin vahy ile olduğunu göstermektedir. “Gönlün daha çok yatıştığı husus, Beyhakî’nin de ifade ettiği gibi, Enfal ve Beraet/Tevbe Suresinin dışında, bütün surelerin tertibinin, vahiy ile tespit edildiğidir. ”
 e) Buharî, İbn Mesud’dan şunu nakletmiştir: “Peygamber: Beni İsrail/İsra, Kehf, Meryem, Tâ Hâ ve Enbiya sureleri için, onlar ilk inen surelerdendir” diye buyurdu.” Hz.Peygamber'in burada söz konusu ettiği surelerin sırası, elimizdeki Mushaf’ın aynısıdır.
 f) Gerek Ebu Bekir dönemindeki Kur’an’ın, değişik yazı malzemelerinden derlenip, sahifelere yazılarak bir araya getirilen şekli olsun, gerekse, Osman zamanında yapılan istinsah çalışmaları sonucunda yazılan ve İmam adı verilen Mushaf olsun, bütün sahabeler tarafından kabul edilmiştir. Allah’ın kelamında, sahabelerin ittifak ettiği bir husus, onun bir vahiy mahsulü olduğunu göstermektedir.  Sahabenin icmâı, kesin bir hüccettir.
 g) Peygamber’in hayatında, bütün surelerin durumu biliniyordu. Aksine delalet eden hiç bir delilimiz yoktur. O halde, surelerin hepsinin veya bir kısmının sahabelerin ictihadına bağlı olduğunu söyeleyecek durumda değiliz.

Konuyu özetlersek, Kur’an ayetlerinin, elimizdeki Mushaflarda olduğu gibi, var olan tertibi/sıralanışı, vahiy ile tespit edildiğine dair, bütün ümmetin ittifakı vardır. Yoksa, Kur’an’ı ezberleyen, onu baştan sona hatmeden sahabeler, “bu işi tertipsiz/düzensiz nasıl yaparlardı!”
 Bilindiği gibi, Hz.Peygamber, her sene Ramazan ayında, o güne kadar inmiş olan Kur’an’ı, Cebrail ile karşılıklı olarak okurdu.  Son Ramazan'da, bu karşılıklı okuma, iki defa gerçekleşmiştir.
 Bakıllanî, İbn Enbârî gibi bir kısım alimler, Hz.Peygamber'in bu okuması, şu anda elimizdeki mevcut tertibe göre olup, ona temel teşkil ettiğini söylemişlerdir.   Her inen vahiyden sonra sözkonusu ayetlerin bu günkü Mushaf’ın tertibine uygun bir tarzda yerlerine yerleştirildiği hususu, bütün ümmetin kabul ettiği bir gerçektir. Durum böyle olunca, Ramazan'lardaki mukabelenin bu yazılı olan düzene göre olması en makul yol olarak gözükmektedir. İslam fakihleri tarafından, surelerin tertibine riayet etmenin önemine dikkat çekilmiş, tersinden veya bir sure atlanarak okumak, mekruh sayılmıştır.
 Buna göre, denilebilir ki - Ebubekr el-Enbarî ve el -Kirmanî’nin de dediği gibi- gerek sure ve gerek ayetler itibariyle olsun, elimizdeki Mushaf’ın tertibi, vahiy ile tespit edilmiş olup Levh-i Mahfuzdaki şeklinin aynısıdır.   İbn el-Hisar’ın ifadesiyle:
 “Kur’an’ın sure ve ayetlerinin tertibi, kesin kanaat verecek şekilde mütevatir bir nakille sabit olup, Hz.Peygamberin tilavetine ve sahabelerin icmaına dayanmaktadır.”

ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ KUR'AN'I OKUMAK

Müzzemmil suresi 4 ncü ayetinde ""Kur'an'ı tane tane oku"hitabı vardır.Kur'an'ın güzel okunması (tecvid) vacib ifade eden bir emirdir.Ayrıca manasını anlamak elzemdir.Arapçayı bilmeyenler ne yapmalıdır? Şüphesiz kendi lisanlarında tercemeleri mevcut olup bu tercemelerden istifade etmelidirler.Büyüklerden birisi şöyle demiştir:Manasını anlamadığım, gönlümün içinde olmadığı için hiçbir ayetten sevap beklemem.
Selef alimlerinden birisi herhangi bir sureyi okuduğunda gönlü onunla olmazsa o sureyi tekrar okurmuş.
Kur'an indirilmesinden amaç içindeki hakikatları anlamak ve muhtevası ile amel etmek olduğu için Kuranın okunuşunu dinlemek namazda farz, namaz dışında mendup görülmüştür.Kuranı okuyanın bir ecri/sevabı, dinleyen kimsenin iki ecri vardır.Çünkü o hem Kuranı dinliyor hem susuyor.Bu NEDENLE "KUR'AN'I DİNLEMEK , OKUMAKTAN DAHA SEVAPTIR"demişlerdir.

1 Ocak 2018 Pazartesi

GECELERİ KALK NAMAZ KIL

Müddessir suresinde ki bu emir Hz.peygamber(sav)'dir. Ancak tasavvufta nefsin ıslahı yönünde gecenin belli bir vaktinde kalkma disiplini vardır.Bu kalkış başlangıçta nefse ağır gelsede ehli bunu bir zevk olarak addeder.Ariflerden birisi şöyle der:Allah habibi ile münacatı istedi ve ona gecenin ortasında kalkması için seslendi.Derler ki, geceleyin namaza kalkmak ve Allah Teala'ya münacatta bulunmak dünyadan değildir.Tam tersine cennettendir.Çünkü zevk ehli bu iki fiilden almış oldukları tadı dünyanın tadına benzetmiyorlar.

mesnevi ilk 18 beyt e 2018 şerhi

ZAMAN YENİDEN BAŞLARKEN ,ZAMANDA 18.000 ALEMDEN GEÇEREK NASIL BURAYA DÜŞTÜK? ...2018 senesinin ilk gününde uyku tutmadığı için ve aklımda sadece 18 rakamı olduğundan bu saatte bu yazıyı kaleme pardon klavyeme vazifemmişcesine alıyorum..çünkü bunu yazar yazmaz uyuyabileceğim  :)... senemizin ilk tefekkürü hep yapageldiğimiz sütunlar-kalemler-yasalar-ruhlar alemine ait.18 rakamı mevlevilikte önemli kabul edilirmiş.ama başka ezoterikler içinde önemli.neden ?çünkü 1+8=9 asal sayısını verdiği için.. 2+0+1+8= 2+9= 1 1 yani devam eden birler.yepyeni yeni başlangıçlar demek..

ruhu mevlevi olan biri olarak, hz pirimiz mevlanamızın mesnevinisine yazdığı ilk 18 beytin manasına ne yazık ki bizler bugün eremiyoruz..halbuki ,o bize olağanüstü bir kayıt bırakmış .geçmiş tüm ölüler kitapları ,yani geçmiş tüm bilgeler ki,bugünde bu işi yapan tüm kişiler ; zihin üzerinden erk hayvanı buldurarak ölüler-zihin altına ancak gidebilirken ve kişiye onca hipnozla ancak telkinle kendi duymak istediklerini söylettirebilirken,hz pir mevlana onların asla çıkamayacağı aliyyunlardan aşağıya 18 beytle inerek maddeleşmeyi anlatmıştır..hem makamını ,hemde bir kanun sütunu nasıl olduğunu çok net kaydetmiştir..

İNSAN ADLI KAMIŞ NEYİN imalatı ve sonunda kamil bir ney olabildiğinde ancak SAHİBİNİN NEFESİYLE, O DELİKLERİNDEN VERDİĞİ SESLERİ ANLATIR ..


eski mısır insiyasyonu ki kabala onun izdüşümüdür , gab kazı gibi kamışlık tarlasına çıkarak İLAHUUUU İLAHUUU diye bağırarak irşada ancak şahit olarak yolunu tamamlayabilir..bir firavun gibi hayal edip-imajine ede ede =taklitle meditasyon yaptığı o ruh sütununa kendi kartuj mührünü vurup ;"ben firavun oldum-ben firavun oldum "diye sadece bağırabilir...fakat hiç bir anlamı yoktur.işede yaramaz.

amma hz pir mevlana öyle mi?!! asla!! o,aşağıdan yukarı çıkan bir yolcuyu değil,yukarıdan aşağıya inen bir yolcuyu anlatır.yani kendi miracını-yukarıdan aşağıya inişle bu 18 beyitle özetler..

kulak ve dile müşteri-jüpiter yıldızının talip olduğunu yani bu olayın ancak büyük talih mavi jüpiter =üçgen de meydana açılacağınıda bildirir..

bu beytlerde hz pir,ilahi yasa direkleri olan kamışlık tarlasında bir buğday başağı veya bir saz kamışıdır.ilahi nefha ile o kamışlar salınır ve onlar o sese aşıktır ki ; bunu da "SIRRI ALİ "bölümüyle,divanı kebirde kaydetmiştir..

o ervahlar tarlasındayken aslında nurdan bir sütundur..içi boştur.ve içine hava olarak ateş yani nefes üflenmiştir..bu nefesi üfleyen nasıl ki akciğerleri yakarak ses olarak-can olarak muhatabına verdiği nefesi ses olarak yankılatır.işte bu sesi verene ses veren de ,ancak ona kendini ah! edip inleyerek dinletir..
CAN İLE TEN (nefis) İÇİÇE OLSALARDA BU İKİ DENİZ ASLA KARIŞMAZ VE BİRBİRLERİNE KAVUŞAMAZLAR.. O YÜZDEN İLETİŞİM İÇİN 5 DUYUYA -4 YÖNE MUHTAÇTIRLAR..
aşıkın maşukuna ulaşabilmesi ancak can kulağı açık olanlaradır...ancak o ateşle ciğerleri pare pare yanmış aşık yürekleredir.. 
koparılan her sazlık tarlası kamışı olan RUH bu aşk ile yarılarak kalem yapılmıştır.bu kalemi ancak BALIK= NUN adlı deniz hokkası anlar ve kalem onun içinde büyüdüğü içinde ,ağaçlar kalem olsa ,denizler mürekkeb yazarak nasıl tükenmezse,kalem kamışta asla sevdiği nun dan ayrılmaz..fakat bu yazanla yazanın hasreti kavuşamamaktan değil, kendilerini ayrı sanmalarından gelir..

CAN DENİZİNDE BALIKLAR YÜZER.VE BALIKÇI BALIKLARINI AĞININ İÇİNDE OLSA DAHİ YAKALAR.
nur cihan yazmış....
ve ilk 18 beyit 
**

1.Dinle, bu ney neler hikâyet eder,


ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.


2-Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan


erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.


3-İştiyâk derdini şerhedebilmem için,


ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.


4-Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,


orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.


5-Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu)


olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.


6-Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu.


İçimdeki esrârı araştırmadı.



7-Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu


görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.


8-Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir.


Lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur.


9-Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir.


Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.


10-Neydeki âteş ile meydeki kabarış,


hep aşk eseridir.


11-Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,


bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.



12-Ney gibi hem zehir, hem panzehir;


hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür


13-Ney, kanlı bir yoldan bahseder,


Mecnûnâne aşkları hikâye eder.


14-Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk


etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur


15-Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve


ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - .


16-Günler geçip gittiyse varsın geçsin.


Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..



17-Balıktan başkası onun suyuna kandı.


Nasibsiz olanın da rızkı gecikti.


18-Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar.


O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.


hz pir mevlana rumi