KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
AHMED ŞEMSEDDİN SİVASİ HAZRETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AHMED ŞEMSEDDİN SİVASİ HAZRETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Haziran 2021 Pazar
İHLAS HASSASİYETİ
İHLAS HASSASİYETİ Mücahede, sabır, tevazu ile her türlü övgüye layık olan güzel ahlakı (ahlak-ı hamide) gaye edinen hak yolcusunun hayatı, merasimden ibaret olamaz. Attığı adımlar, ibadetleri, hayırlı işleri, benimsediği ahlaki nitelikler ancak ihlas ile anlam kazanır. Tasavvufi hayatın esası samimiyettir. Pes ihlas olmasa bu cümle a’mal, emeksiz aş gibidir etme ihmal, Beytiyle ihlassız ameli, tuzsuz aşa benzetir. Tohum gibi durur a’male niyyet, Ne diksen onu verir arz-ı himmet, Diyerek ihlası tohuma benzetmektedir. Kişi ne kadar ihlaslı olursa olsun, en küçük (riya) iki yüzlülük emarelerinin bile, ihlas güneşinin nurunu yok edeceğini, riya zerresinin ihlas dağını un ufak edeceğini söyler. Veli ger dağ ola ihlasın ey şad, Riyadan zerre eder onu ifsad. Hak yolunun yolcusunun kalbi dünya sevdasında oldukça, istikametini kıbleye çevirse de bir anlam ifade etmez. Gönül Hakk’a boyun eğip, huzura kavuşmamışsa, secdeye varsa, ona bu ibadet ne kazandırır? Riya ile (iki yüzlülük) tahsil edilen ilim, riya ile yapılan hayır ve hasenat, ibadet değil; doğru yoldan ayrılmak, yoldan çıkmak demektir. İhlas kişiyi dengeli ve tutarlı kılar. Sakın tenha diye isyana zinhar eyleme cür’et, El, ayak, göz, kulak hazır hazer kıl bu şuhudundan.
TEVAZU(ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK) DUYGUSU
TEVAZU (ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK) DUYGUSU Arzu ve istekleriyle mücadele eden bir insan, sabırla yol alırken, yolda haddini bilmeli, kendi zayıflığını görmeli, fakr duygusuyla, kendisini her zaman Allah’a muhtaç bilmeli, kula yakışan bir edeple Allah’ın huzurunda mütevazi bir tavır sergilemelidir. Şemseddin Sivasi’ye göre; tevazu, ilahi lütuf ve ihsan birbirini takip eder. Yolcu, tevazu kanatlarını gerdikçe ilahi rahmete nail olacaktır. Çünkü o, hak kapısının bir yoksuludur. Nezd-i Hak’da olmak istersen ulu, Mur ile mur ol, sakin itme ulu Allah katında yücelmek istersen, karınca ile karınca ol, büyüklenme. Kibr ü kübrün çünki birdür sureti, Kibri terk it ta bulasın devleti. İbadetlerin yerine getirilmesinde bile, kibir ve kendini beğenmişlikten sakınmaya davet eder. Sivasi, Allah’ın huzurunda tevazuyla yüzlerimizi yere sürmemizi ister. Güneş gibi yüzün yere sür ey Şemsi, tevazu ile, Dilersen zerre gibi konasın ruhsar-ı insana
SABIR VE SEBAT GAYRETİ-ŞEMSEDDİN SİVASİ
SABIR VE SEBAT GAYRETİ
Şemseddin Sivasi, tüm sıkıntıların çaresini sabırda görür, sabredenlerin selamete ereceklerini söyler. Zahmeti rahmet dengesine, rahatı mihnet ilişkisine, dermanı dert birlikteliğine, cananı can beraberliğine, merhemi yara irtibatına bağlar. Hak yolunun yolcusu sabırla olgunlaşacaktır.
Kimun kim yaresi var merhemi var,
Tabib ile anın bir hoş demi var
Tasavvufi ahlakın en bariz özelliği sabır ve sebattır. Hak dostlarının sabırla hedeflerine varacaklarını murabba şiirinde dillendirir.
Nice gül yüzlüler düştü türaba,
Gönül sabr eyledi elhamdülillah.
Ciğer ma’muresi vardı haraba,
Gönül sabr eyledi elhamdülillah
Allah bela ve musibetlere sabreden kulunun elbet günahlarını affedecektir. Sivasi derdide dermanı da Allah’tan bilir. Merhametlilerin en merhametlisi Allah olduğu için, gam yarasının merhemini de o verecektir. Kulun dünya malına, bağ ve bostana, varlık ve servete aldanmamasını tavsiye eder.
MÜCAHEDE EĞİTİMİ-ŞEMSEDDİN SİVASİ HAZRETLERİ
MÜCAHEDE EĞİTİMİ Nefsimizin ıslahı yolunda mücadeleyi tavsiye eden Şemseddin Sami; peygamberleri örnek gösterir. Hz. Eyüp’ün bela yağmuruna maruz kalması, Hz. Yakup’un hasret ateşinde yanması, Hz. Yusuf’un kuyunun derinliklerinde ve zindanlarda bedel ödemesi, Hz. Yahya’nın davası uğruna hayatını feda etmesi ve Hz. Musa’nın yurdunu terk etmesinden dersler çıkarmalıyız. Bu yolun yolcuları peygamberlerin halleriyle hallenmelidirler. İlahi ihsana nail olmanın yolu kulluğun gereklerini yerine getirmekle olur. Divanı’nın ilk gazelinde, hakikat yolunun yolcularını serdengeçtiler olarak nitelendirir. Tasavvuf yolunda rızaya eremeyen ihsana da kavuşamaz. Derde deva isteyen derman nedir bilmedi, Cevrini telh anlayan ihsan nidür bilmedi. Aşkında sadık-isen ver varını yolunda, Can ile başa kalan canan nedir bilmedi. Derd-i aşka düşmeyen dermana olmaz aşina, Cevre mahrem olmayan ihsana olmaz aşina. Arif olmak ister isen gel nedanem dersin al, Bildüğünden geçmeyen irfana olmaz aşina.
ŞEMSEDDİN SİVASİ, BİR ANADOLU EVLİYASI
NUTK-İ ŞERİF ŞABAN KUMCU
Vasıl olmaz kimse Hakk’a, cümleden dür olmadan,
Kenz açılmaz bir gönülde, taki pür nur olmadan.
“Her türlü kütüklükten uzaklaşmadan Hakk’a kavuşulmaz. Kalp tertemiz olmadan, gönlün hazineleri açılmaz.”
Sür çıkar ağyarı dilden, ta tecelli ede Hakk.
Padişah konmaz saraya, hane mamur olmadan.
“Hakk’ın bir kalpte görünebilmesi için, o kalpten kibir, iki yüzlülük, kıskançlık, kin, öfke ve dünya sevgisini çıkarmak gerekir. Allah, böyle bir kalbe misafir olmaz.”
Mütü kable en temütü, sırrını fehmeyleyen,
Haşr u neşri gördü bunda nefha i sür olmadan.
“Ölmeden önce ölünüz” sırrıyla, nefsini yok eden bir kişi, sur üflenmeden dirilişe nazar eder. Yeniden diriltilip, mahşer yerinde toplanılacağını görür ve her an kendisini Allah’ın huzurundaymış gibi hisseder. Tasavvuf diliyle ihsana kavuşur.”
Sen müyesser eyle ya Rab, bizlere beytin tavaf,
İlmin ile amil eyle, vade tekmil olmadan.
“Ya Rab, ömrümüz sona ermeden, öğrendiklerimizi, bildiklerimizi uygulamayı bize nasip et. Senin evini “Kabe’yi” tavaf etmek için bize kolaylıklar ihsan eyle...”
Bir acayip derde düşmüş, Şemsi yanıyor müdam,
Hakk’a makbul olmak ister, halka menfur olmadan.
“Şemsi, öyle bir aşka tutulmuştur ki, daima yanmaktadır. Hak katında makbul olmak isteyenler halk tarafından hor görülmeye, kötülenmeye razı olmalıdır.”
13. ve 14. Yüzyıl’da Anadolu’da tasavvuf geleneğini; Aşık Paşa, Şeyh Hamidüddin-i Veli, (Somuncu Baba) Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş’ı Veli ve Yunus Emre gibi mutasavvıf şairler temsil etmiştir. Tekke ve tasavvuf geleneği; 16. Yüzyıl’da Şemseddin Sivasi’yle yoluna devam eder. Şemseddin Sivasi, şiirlerini halkın anlayacağı Türkçe ile yazmıştır. Şiiri halkı irşad etmek için, önemli bir fırsat olarak değerlendirir. Son derece açık, samimi bir ifadeye sahiptir. Sağlam ve sade üslubu, arifane söyleyişi halk tarafından çok sevilmiştir. Arapça, Farsça kelime ve terkipler kullanmakla beraber, en derin konuları sağlam bir Türkçe ile ifade etmiş, anlaşılması zor, girift dolaylı anlatımlardan uzak durmuştur. Halkın anlayabileceği bir anlatım tarzını tercih eden Sivasi’nin, eserlerinde derinden gelen bir hissiyat hakimdir. Şiirlerinde Şemsi mahlasını kullanmıştır.
Şemseddin Sivasi, tasavvufta, Allah’ın rızasını merkeze almıştır. Rıza halinin kemalini, mücahede eğitimine, sabır sebat gayretine, tevazu duygusuna, ihlas hassasiyetine ve zikir diriliğine bağlamıştır. Rıza; hiddet ve kızmanın zıddıdır. Memnun kalmak, onaylamak, huzur bulmak, beğenmek, kabullenmek, arzulamak, seçmek, uygun görmek, yetinmesini bilmek, şikâyet etmemek, başa kakmamak anlamlarına gelmektedir. Tasavvufi tecrübede rıza; “Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular”, ayetinden hareketle, Rıdvan’a (hoşnutluk), iç huzura, gönül rahatlığına, sükûnete kavuşmaktır. Şemseddin Sivasi, hayata bir imtihan nazarıyla bakar. Bizleri her defasında hikmet-i Huda’ya dikkat kesilmeye davet eder. O, alemde asla tesadüfe yer olmadığını bilir. İlahi tecellileri, teslimiyet ve tevekkülle Allah’a havale eder. Her birimizin ayrı imtihanı vardır. İsyan, hazımsızlık, egomuzu tatmin, kendini merkeze koyma gibi bakış açılarını reddeder. Mümin bir kul Hak’tan razı olmalıdır.
Kimisin bir pula muhtaç eder ol,
Gıdasın az veriben aç eder ol.
Kimine mülk ediptir şark u garbı,
Kanaat vermez eder darb u harbı,
Kimisi bulmaz giye abayı,
Kimisi ar eder giymez dibayı.…………….
Kimin cahil kimin dana ediptir,
Kimin Ali kimin edna ediptir.
Kimisin eylemiştir zar u haste,
Yatar külhan bucaklarında beste.
Eder bu hal ile hamd ü senayı,
Demez ki bana çektirdin belayı.
Şemseddin Sivasi’nin bu beyitleri bize, Rabiatu’l-Adeviyye’nin şu sözlerini hatırlatır. Kendisine; kul rıza makamına ne zaman erişir, diye sorulunca şöyle cevap verir; “Allah’ın nimeti kadar, musibeti de kendisini memnun edince…” Nefs-i raziye derecesine ulaşan bir kul, kâinatta ayrılık, gayrılık, acı, felaket, kötülük ve keder görmez. Allah’ın takdir ve yazgısına mutlak bir itaate bürünür. Rıza makamında kul, benlikten kurtulur. Kişi olarak yalnızlığın her derecesinden uzaklaşır, Allah’a kavuşma yolunda mesafeler kateder. Ruhen huzur ve güven içinde olma, uğruna feda olunan adanmış bir aşk, başkalarını anlama duygusu, içtenlik ve her fırsatta insanlığa faydalı olma gayreti; rıza halinin göstergeleridir. Bu hal hayatın doğal seyrinde sürmesini kabulleniştir. Katrenin deryaya kavuşması gibi hak yolunun yolcusu da varlık macerasının sonunu görür. Kişiliğini benliğin alışılmış adetlerinden, gelecek derdinden uzak tutar. Anda yaşar ve vaktin şuurunda olur. Mazi ve istikbal düşüncelerinden kurtulur. Kişilere ve toplumlara yapılan dayatmalara, kısır döngülere tavır koyar.
28 Mart 2021 Pazar
AHMET ŞEMSEDDİN SİVASİ HAZRETLERİ
Seyyid Yahya Şirvani hazretlerinin Piri bulunduğu Halvetiyyenin alt koludur.Hazret irşad postuna geçmeden evvel önce babasının şeyhi olan Muslihiddin halife isimli zata intisap etmiş ancak dördüncü esmada iken şeyhi vefat etmiştir.Buyurmuştur ki:"Şeyh Efendim vefat ettiği zaman yetim kaldım. Mum'u sönmüş haneye ve suyu çekilmiş değirmene döndüm".
Şeyhinin vefatı üzerine yeni bir şeyh bulmak için Tokat'da bulunan Şeyh mustaa Kirbasi hazretlerine başvurmuş hazret:"Sen gençsin kuvvetlisin riyazat ve mücahedeye katlanabilirsin.Ben ise hastayım ve yaşlıyım.riyazete güç yetiremem" diyerek başka bir şeyh bulmasını ima ve işaret ettiği sırada murakabe edip:""Seni terbiye edecek zat altı ay sonra Tokat'a gelecektir" buyurmuş. Hakikatten altı ay sonra Tokat'a Şeyh Abdülmecid Şirvani hazretleri gelmiş ve Sivasi hazretlerine"Emri İlahi ve işareti Resul ile sizi irşada geldik"diyerek söze başlamış ve beyat gerçekleşmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)