ÇERKEZ ŞEYH ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇERKEZ ŞEYH ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2019 Pazar

ÇERKEZ ŞEYH ÇORUMLU ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ (8)

Mütevazılığı: Ömer Lütfi Efendi, mütevazi bir hayatı tercih ederdi. Kendisinin abartılı olarak anlatılmasını istemezdi. Büyük oğlu Avni Bey de onun fotoğrafını çekip bir anı olarak albümüne koymakta kararlıydı. Babasının fotoğrafını çekmeyi ne kadar istediyse de başaramadı, filmlerin tümü yandı. Hayatının son günlerinde gözleri katarakt sebebiyle zor görüyordu. Buna rağmen fotoğrafının çekilmek istendiğini sezdiği için bahçeye çıkarken geri döndü. Eşine “Hanım, ben resmimin çekilmesini istemiyorum. Çekilenlerin çıkmaması için de Allahü Teala’ya yalvarıyorum.”dedi.   Hacı Ömer Lütfi Efendi, Nakşibendi şeyhi olarak Çorum’da faaliyet gösteriyordu. Devrinde görev ve hizmette bulunan diğer şeyhlerle de dostluk ilişkilerini sürdürüyordu. Bunlar arasından en çok Rıfai Şeyhi Bekir Baba’yla olan sohbet ve hikayeleri bilinir.   O dönemde şeyhlerin hepsi, Cuma sabahı hamama giderler ve o abdestle de Cuma namazını kılarlarmış. Bir Cuma sabahı hamama gitmek istemiş. Hamamcı, erken uyanamadığı için külhana odun atamadığını, dolayısıyla hamamın soğuk olduğunu bildirmiş. Şeyh efendi, hamama gelen ateşini getirir, suyunu da ısıtır, diye hizmetkarı Haşim Efendi’den haber göndererek hamamın açılmasını istemiştir. Müritleriyle birlikte hamama vardıklarında sıcak suyla güzelce yıkanmışlardır. Hamam paralarını verirken fazla verince hamamcı uyaracak olmuş. Çerkez Şeyhi, fazlası, Bekir Baba’nın hamam parasıdır, demiş. Onlar çıktıktan sonra Bekir Baba da müritleriyle gelmiş, “Çerkez şeyhi, hamamı çok ısıtmış.”diyerek hamama girmiş. Hamamcı da olup biteni anlattıktan sonra, sizin hamam paranız da ödendi, demiş.   Bu menkıbenin Rıfailer arasında farklı bir versiyonu nakledilmektedir. O da hamama ilk giden kişinin Bekir Baba olduğu şeklindedir. Belki de bu tür olaylar, birkaç kez gerçekleşmiştir. Hacı Ömer Lütfi Efendi, Nakşibendi tarikatının Halidiye kolunu temsil ettiği bilinen Çorum’daki son şeyhdir. Burada kendi dergahında otuz üç yıl hizmet etmiştir. Bir taraftan müritlerini irşat etmiş, bir yandan da Ulu Cami’de cemaate vaaz ve nasihat etmiştir. Takvasıyla bilinen, hayatını Yaratıcı’nın emirlerini yerine getirmeye hasreden bir insandır. Hayatının son döneminde katarakt nüksettiğinden görme zorluğu çekmiştir. Artık Rabbının huzuruna bir an önce çıkmayı arzu eder hale gelmiştir
ETHEM ERKOÇ
OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.corumhakimiyet.net/cerkez-seyhi-haci-omer-lutfi-efendi-8-makale,756.html

Çorum Hakimiyet Gazetesi

ÇERKEZ ŞEYHİ ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ (7)

Mili Mücadeledeki tavrı: 
Çerkez Şeyhi Hacı Ömer Lütfi Efendi, Milli Mücadele günlerinde İstanbul’a değil, Ankara’ya destek vermiştir. Müritlerinden nakledilen bilgilere göre Mustafa Kemal Paşa, bir albay göndererek desteğini istemiş ve mümkünse savaşa bizzat katılmasını teklif etmiş. O da “Zamanı gelince gerekeni yapacağımızdan emin olabilirsiniz.”cevabını vererek albayı yolcu etmiş. Gerçekten de savaş başladığında halkı cihada teşvik etmiş, kendisi de savaşlara manen katılmıştır. Hatta Yunan ordusunun Sakarya’yı geçip ilerlemeye başlaması üzerine bir gece aniden ayağa kalkarak Salih Kazancı hafıza seslenmiş: -Git, Hıdırlık’takilere haber ver. Hepsi kalksınlar ve göreve hazır olsunlar. Kazancı Hafız, Hıdırlık’a gidip görevi yerine getirir. Suheyb-i Rumi’nin kabrinin başında bulunan sancağ-ı şerifi alıp oradakilerin ruhaniyetleriyle beraber yola çıkar. Derinçay mevkiine vardıklarında, Salih Hafız’a: -Senin görevin buraya kadardı. Geri dön, der. Salih Hafız, bundan sonrasını bilmez. Aradan bir süre geçer. Ama Şeyh Efendi’nin yorgun ve bitkin halinden bir şeyler olduğu fark eder. Tekkede Şeyh Efendi’nin hizmetinde bulunmakta olan Haşim Efendi, bir gece atın yemini suyunu verdikten sonra odasına çıkar. İçinde bir tuhaflık vardır, uyku tutmaz. Ahıra inip hayvanları kontrol etmek ister. Bakar ki at, ter içindedir. Uzun yoldan gelmiş gibi ağzından köpükler saçılmaktadır. Heyecanlanır, biraz da korkar. Atın terini iyice kuruladıktan sonra odasına döner. Ama bu hal günlerce sürer. Bu günlerde atın terinin yerleri ıslattığını görür. Dayanamayıp durumu Şeyh Efendi’ye bildirir. “Oğlum, bu gece düşmanı Sakarya’da bozguna uğrattık.” cevabını alır. Zafer haberi, Çorum’a daha sonra ulaşır. Sakarya Meydan Muharebesiyle ilgili menkıbeyi torunu Nevzat Aksu Bey de, şöyle nakleder: Sakarya Meydan Muharebesinin devam etiği günlerden bir gün, Çerkez Şeyhi, bazı talebeleriyle sohbet ederken birden ayağa kalkıp, kıbleye dönerek ezan okumaya başlar. Meclistekilerin hepsi ayağa kalkarak, şaşkın vaziyette bir birlerine bakarlar. Ezanı bitiren Çerkez Şeyhi, mütebessim bir çehre ile “Çok şükür, müjdeler olsun, Yunan kafiri Sakarya’da bozguna uğradı, kaçıyor. Fakat çok da şehidimiz var.”der. Çerkez Şeyhi’nin Kurtuluş Savaşı’na manen katılışıyla ilgili pek çok rivayet vardır. Biz, bu ikisiyle yetinmek istiyoruz. Ancak burada yaygın olan bir rivayeti daha nakletmekte yarar var. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında Milli Mücadele’ye karşı Anadolu’da bazı isyanlar çıktığı bilinmektedir. Bunlardan biri de Yozgat’ta başlayan ve Çorum çevresini de etkileyen Çapanoğlu isyanıdır. Müritlerinden nakledilen bilgilere göre Çapanoğlu’un da Çerkez olması nedeniyle Gazi Mustafa Kemal Paşa, telefonla Çerkez Şeyhini arayarak Çapanoğlu üzerinde nüfuzu kullanmasını ve bu isyanın bastırılması konusunda Milli Mücadele’ye destek olmasını istemiştir. Çerkez Şeyhi de “Onlara söz kar etmiyor. Bu işe gücüm yetmez.”diye cevap vermiştir.
ETHEM ERKOÇ
OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.corumhakimiyet.net/cerkez-seyhi-haci-omer-lutfi-efendi-7-makale,754.html

Çorum Hakimiyet Gazetesi

ÇERKEZ ŞEYH ÇORUMLU ÖMER LÜTFİ HAZRETLERİ(4)

Menkıbeleri: Çerkez Şeyhi’nin konağında her an ziyaret ve irşat vaki idi. Geleni güler yüzle karşılar, izzet ve ikramda bulunurdu. Mescidinde namaz kılınır, Kur’an okunur, sohbet yapılırdı. Şeyh Efendi, müritlerine ve cemaate İslam ve tasavvufunu, adabını anlatırdı. Onların her haline yön vermeye çalışırdı.   Ahmet Lütfi Kazancı hocamın verdiği bilgiye göre esnaftan bazı gençler, ona intisap etmişlerdi. Hemen her gün Şeyh Efendi’yi ziyarete giderlerdi. Camide imam ve müezzin olarak görev yapan biri anlatıyor: “Beraberce sabah namazını kıldık. Akabinde Şeyh Efendi’nin dergahına yöneldik. Yolda güzel bir hanım gördük. Uzun süre ve dikkatlice ona baktık. Kendi aramızda bir takım uygunsuz laflar da ettik. Sonra tekkeden içeri girdik. Selam vermeğe fırsat kalmadı ki Şeyh Efendi, bize döndü. Sert bir üslupla, derhal hamama gidip gusledecek ve elin alemin hanımlarıyla uğraşmadan bana geleceksiniz, diye bizleri geri çevirdi. Tepemizden kaynar sular dökülmüş gibi olduk. Aslında bizi görmüş olması imkansızdı. Sözüne uyup banyo yaptıktan sonra huzuruna vardık. Bize bir takım nasihatler yaptı. ‘O kadınların yerine bacılarınızı veya analarınızı koyun. Birileri onlara böyle kötü baksa ne yapardınız? İyi düşünün. Ondan sonra hal ve harekatınızı gözden geçirin…’dedi ve bu davranışımızın vebalini izah etti. Sonunda bize tövbe ettirdi.” Şeyh Ömer Lütfi Efendi, onlara gusül abdest almayı tavsiyesi, fetva değil, takva gereğidir.   Çorum’un meşhur âlimlerinden Kamil Yöney Hoca da Çerkez Şeyhi’ne intisap etmişti. Tarikatta daha hızlı ilerlemek istiyordu. Şeyh Efendi’nin izniyle bir Ramazan ayında birkaç müritle beraber tekkede itikafa girmişti. İtikaf kuralı gereğince hücrede yalnız kalınıyor, hep ibadet, zikir ve tefekkürle vakit geçiriliyordu. Tuzsuz ekmek ve tuzsuz çorbadan başka bir şey yenilmiyordu. Kamil Hoca, bir gece kendi kendisine “Şeyh görmeden biraz çörek, börek getirtsek de yesek.” diye aklından geçirmiş ama bu düşüncesini kimseye açıklamamıştı. Ertesi gün erken saatte sabah namazını tekkenin mescidinde şeyhiyle beraber kılmışlar. Namazdan sonra Şeyh Efendi, “Kamil oğlum, artık sen itikaftan çıkabilirsin.”demiştir. Kamil Hoca da mahiyetini anlayamadığı bu talimata uyarak itikaftan çıkmıştır. Bu olayı Kamil Efendi, dostlarına şöyle anlatmıştır: “İtikaftan çıktım. Benim gibi itikafta bulunan Alaybeyoğlu Hacı Şükrü Ağa’ya da aynı hitapta bulunmuştu. Meğer o da benim gibi aklından geçirmiş. Her ikimizin de itikaftan çıkarılışımızı, şeyhimizin kerameti olarak gördük. Başka bir izah bulamadık.”   Şeyh Efendi’nin tekkesine ilk gelen, genellikle sobayı yakarmış. Ancak sobayı yakacak olan kişinin de zahir günahlardan arınması gerektiğinden kimsenin haberi yokmuş. Tekkeye yeni iştirak eden ve içinde pek çok tereddütleri bulunan bir kişi, sabahleyin erkenden gelip sobayı yakmak ister. Herkesin yaptığı gibi sobaya odunları yerleştirdikten sonra minderin altından çırayı alıp sobayı tutuşturmaya karar verir. Minderi kaldırdığında bir de ne görsün orada çıra değil de simsiyah bir yılan bulunmaktadır. Korkup geri çekilir. Daha sonra mescitte imamlık görevi de yapan Salih Hafız gelir. Sobayı niye tutuşturmadınız, deyip minderin altından çırayı alıp yakar. Bunu hayretle izleyen yeni talip, ben orada çıra bulamamıştım, orada kapkara bir yılan çöreklenmişti, diyerek şaşkınlığını ifade eder. Buna bir anlam veremez. Bunun manevi bir işaret olduğunu ileride anlayacaktır.
(ETHEM ERKOÇ)
OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.corumhakimiyet.net/cerkez-seyhi-haci-omer-lutfi-efendi-4-makale,745.html

Çorum Hakimiyet Gazetesi

ÇERKEZ ŞEYH ÖMÜR LÜTFİ HAZRETLERİ (2)

TÜM MAKALELERİ Nakşi tekkesi: Hacı Ömer Lütfi Efendi, Nakşibendi tarikatının ünlülerinden Mevlana Halid-i Bağdadi’nin öncülüğünü yaptığı Halidiyye koluna mensup bir şeyh idi. Nakşibendilikten başka Kadiri, Sühreverdi, Kübrevi ve Çeşti tarikatlarından da icazetliydi. Ama o, şeyhi Edirneli Seyyid Mehmet Nuri Efendi’nin huzurunda Nakşi tarikatına girmişti ve o yönüyle biliniyordu. Seyit Mehmet Nuri Efendi’nin şeyhi de meşhur Hacı Feyzullah Efendi idi. Eyüp Sultan Mezarlığında metfundurlar. Yakınına da Mareşal Fevzi Çakmak defnedilmiştir. Bu konuda bir anı anlatmak durumundayım. Hafız Mehmet İhsan Kazancı, İzmit tersanesinde çalışan damadı Lütfi Kolağası’nı ziyarete gittiğinde birlikte İstanbul’a geçerler. Orada öncelikle Eyüp Sultan hazretlerini ziyaret ettikten sonra yanındaki Eyüp sultan Mezarlığını dolaşmaya başlarlar. Hafız Efendi’nin niyeti bellidir ama oraya varıncaya kadar bir şey söylemez. Seyhi Ömer Lütfi Efendi’nin de şeyhi olan o büyük Nakşi şeyhinin huzuruna varınca Yasin okumaya karar verir. Eniştesini de tembihler: -Lütfi, sen sessizce dinle. Sakın geri dönüp bakma. Hafız İhsan Efendi, sesli olarak Kur’an okumaya başlar. Bir müddet sonra mezarlıkta hışırtılar belirir. Hafız okumaya devam ettikçe hışırtılar artar. Lütfi Kolağası, korku ve endişeyle geri dönüp bakar. O andan itibaren hışırtılar kaybolur. Okuyup dualadıktan sonra Hafız Mehmet İhsan Efendi: -Enişte, niye sabırsızlık ettin, diye sorar. O da korktuğunu ifade eder. Hafız Efendi, bu büyük manevi hali açıklamak zorunda kalır: -Aslında korkulacak bir şey yoktu. Onlar sekine melekleriydi. Ku’an dinlemeye ve duamıza iştirak etmeye gelmişlerdi. Yanlış yaptın… Ulu Cami’de vaaz ve irşadı: Çerkez Şeyhi, temiz giyimli, hoş sohbet, ağırbaşlı bir insandı. Çorum ve havalisindeki Çerkezler üzerinde pek olumlu etkiler bıraktı. Onların dini yaşayış ve anlayışına yön verdi. Medrese eğitimiyle dini bilgileri, tasavvuf eğitimiyle de batıni ilimleri öğrenmiş ve her ikisini de bir birleriyle iyice mezcetmişti. Ulu Cami’de zaman zaman vaaz ederdi. Az, öz ve etkili konuşurdu. Onu dinleyen herkes, Şeyh Efendi bu sözleri bana söylüyor, diye düşünmekten kendini alamazdı. Bir vaazında kul hakkından bahsetmiş, bunun önemine işaret etmişti. Cami çıkışında birisi sormuş: -Hocam, kul hakkı çetindir. Hesabı zordur dediniz. Neden zordur? Bu soru üzerine aralarında şu diyalog geçmiştir: -Allah Teala, affetmez de ondan. -Çaresi? -Bundan kurtulmanın bir tek çaresi var. O da dünyada iken helalleşmektir. -Ya helalleşmezse? -O zaman ahrette ödersin. Ama orada para geçmez. Sevaplarından alınıp hak sahibine verelir. Sevapların kafi gelmezse o zaman hak sahibinin günahları senin boynuna yüklenir. Velhasıl o borcu ödemedikçe cennete giremezsin. -Çok ibadetimiz olsa da mı? -Elbette… Bir insan, peygamberlerin yaptığı kadar ibadet yapsa, fakat üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, o bir kuruşu ödemedikçe, onun hesabı mahşerde görülmedikçe cennete giremez. Gençlerle sohbeti: Ömer Lütfi Efendi, gençlere özel ilgi gösterirdi. Onlarla sohbet ederken daha çok onlara gerekli olan bilgileri vermeye ve onları kötülüklerden sakındırmaya özen gösterirdi. Bir gün gençlerle sohbetinde şöyle diyordu: “Şunu asla unutmayınız ki, nefis kafir olduğu için küfür çabuk yayılır. Onun için küfre dur demek zordur. Neden zordur derseniz; nefis, şeytan ve kötü arkadaş el ele vermiş, insanı yoldan çıkartmak için uğraşıyorlar. Bu akıntıya kapılmamak imkansız gibidir. Ey cemaat, bu akıntıya kapılmamak için iyilerle beraber olun. Malumunuz olduğu üzere Peygamber Efendimiz (sav) ‘Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir.’buyuruyor. Onun için kiminle arkadaşlık yaptığınıza iyi bakın. Zira insanın kalbi, karşısındakine çabuk kayar. Yahut onun kalbi sana akar. Netice olarak arkadaşınız iyiyse siz de iyisiz demektir. Her zaman için kurtuluşun tek çaresi vardır; o da iyi arkadaş edinmektir.(ethem erkoç)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.corumhakimiyet.net/cerkez-seyhi-haci-omer-lutfi-efendi-2-makale,743.html

Çorum Hakimiyet Gazetesi

ÇERKEZ ŞEYHİ HACI ÖMER HAZRETLERİ (1)

Çocukluk ve gençliği: Çerkez Şeyhi lakabıyla maruf Hacı Ömer Lütfi Efendi, Çorum nüfus kaydına göre 1849 yılında Kafkasya’da dünyaya gelmiştir. Resmi kayıtlarda adı Hacı Ömer olarak geçmektedir. Babası Absal, annesi Fatma’dır. İhsan Sabuncuoğlu 1293 Osmanlı-Rus Harbi nedeniyle 1877’de geldiklerini kaydetse de 1272/1856 yılında babası Absal (Abisal) Bey, beş kardeşiyle birlikte Kafkasya’dan ayrılarak Erzurum iline bağlı Hasankale ilçesine gelmişlerdir.   Ömer Lütfi Efendi ve tüm akrabaları, Hasankale’de sekiz ay kaldıktan sonra Kars iline bağlı Sarıkamış ilçesinin Hamamlı Köyü’ne yerleşmişlerdir. Buradaki ikametlerinin onuncu yılında babası Absal Bey vefat etmiş ve oraya defn edilmiştir. Bu olaydan sonra Tokat’ın Batmantaş Köyü’ne göçmüşlerdir. Akrabaları Kundukzade Mustafa Paşa’nın delaletiyle Ömer Lütfi Efendi, buradan İstanbul’a götürülmüştür.   Tahsil hayatı: Ömer Lütfi Efendi, İstanbul’da medrese tahsiline devam ederken Eyüp Sultan’da metfun Nakşibendi şeyhi Hacı Feyzullah Efendi’nin halifesi Edirneli Mehmet Nuri Efendi’nin dergahına gitmeye başlamıştır. Ömer Lütfi Efendi’nin daha sonra müritlerine anlattığına göre bu dergâha yönelişinin başlangıcı, yedi yaşında gördüğü bir rüyaya dayanmaktadır. O yaşlarda rüyasında bir zat “İlim öğrenmek için İstanbul’a gel.” der. Ama Ömer Lütfi, küçük yaşlarında bu şehri hiç duymamıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra ilim öğrenmek için İstanbul’a gitmek kısmet olmuştur. Fakat onu heyecanlandıran, Edirneli Şeyh Mehmet Nuri Efendi ile karşılaşması olmuştur. Onu ilk gördüğünde rüyasını hatırlamış ve o zaman rüyasında gördüğü zat ile karşısındaki kişinin aynı olduğunun farkına varmıştır. Bu hal karşısında hiç tereddüt etmeden Nakşi şeyhi Mehmet Nuri Efendi’ye intisap etmiştir. Aslında şeyhi Mehmet Nuri Efendi, pek çok tarikattan icazetlidir. Ömer Lütfi Efendi’nin İstanbul’da medrese ve tasavvuf eğitimi, on bir yıl sürmüştür. Medreseden aldığı ilim icazetine ilaveten 1884 yılında şeyhinden Nakşi, Kadiri, Sühreverdi, Kübrevi ve Çeşti tarikatlarından da icazet almıştır.   İlk görev: İcazet verildikten sonra bir yerde görev yapma zamanı gelmiştir. Şeyhinin talimatıyla Sivas’ın Aziziye kasabasına bağlı Kazancı Köyü’ne giden Ömer Lütfi Efendi, burada irşat faaliyetlerine başlamış tır. Görevinin ilk aylarında şeyhi onu Evliya hanımla nikâhlamıştır. Burada bir müddet görevini sürdürmüştür.   Çorum’a yöneliş ve yerleşişi: Çerkez Şeyhi, 1887 yılında Alaca ilçemize bağlı Bakırboğazı Köyü’ne, 1891 yılında da Çorum’a taşınmıştır. Burada altı ay kaldıktan sonra kardeşleri ve eşi Evliya hanımla birlikte deniz yoluyla hacca gitmek için İstanbul’a gitmişlerdir. İhsan Sabuncuoğlu, bu konuyu şöyle ifade etmektedir: “Hicaza gitmek üzere İstanbul’a gittiğinde Sultan Abdülhamid’e haber verilmiş ve ölünceye kadar Evkaf Dairesi’nden kendisine maaş tahsis olunmuştur.”   Çerkez Şeyhi Ömer Lütfi Efendi, hac sırasında eşi Evliya Hanım’ı kaybetmiş ve onu oraya defn etmiştir. Hac görevini tamamladıktan sonra tekrar Çorum’a dönmüş ve Karakeçili Mahallesi Alaybey Sokaktaki meşhur tekkesini tamamlayarak burada irşat faaliyetlerine başlamıştır. Bu konakta iki haymalık, bir buğday ambarı, ahır mevcuttur. Konağın bir kısmında ailece kendisi yaşamaktadır ki bu bölüme şeyh evi/harem denilmiştir. Orta bölümünde yüz kişiden fazla cemaatin namaz kılabileceği büyük bir mescit ve çok sayıda misafirin konaklayabileceği pek çok oda bulunmaktadır. Konaktaki oda sayısı, yirmiden fazladır. Bazıları, derviş odaları, bir tanesi de kütüphane olarak kullanılmıştır. Bu mescitte Kazancılardan Salih Hafız ve Hattat Osman Hafız, uzun yıllar imamlık yapmışlardır. Mescit, ibadet zamanları dışında tevhithane olarak kullanılmıştır.   Ancak Çorum’daki son Nakşi şeyhi Ömer Lütfi Efendi’nin konağı, 2012 yılı baharına kadar ayakta kalabilmiştir. Bir tarihi yaşatma niyetiyle de olsa bu tarihi konak korunabilir di ama maalesef 2012 yılının baharında yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.   Nüfus kayıtlarına göre sadece Alaybeyzade Osman Ağa’nın kızı Zekiye hanımla evlenmiş, ondan da Abdullah Avni ve Ubeydullah adında iki oğlu ve bir kızı dünyaya gelmiştir. Buradan anlaşıldığına göre eski eşinden çocuğu olmamıştır.(ETHEM ERKOÇ BLOĞUNDAN)OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.corumhakimiyet.net/cerkez-seyhi-haci-omer-lutfi-efendi-1-makale,741.html

Çorum Hakimiyet Gazetesi