SEYYİD AHMET RUFAİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEYYİD AHMET RUFAİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2020 Cuma

EBÜL ALEMEYN

Seyyid Ahmed Rüfai'nin lakablarındandır. Gavsı azam Hz. Abdülkadir Geylani vefat ettiklerinden sonra gavsiyyet dahi kendilerine tevcih buyurulmuş ve bu suretle kutbiyyet ve gavsiyyeti cem eylemiş ilmi zahir ve batında vaktinin feridi olmasından dolayı bu lakab verilmiştir.
Hazret hazreti peygamberin emri üzre siyah sarık sarmıştır. Cenabı Resulullah Mekke'nin fethi günü siyah sarık sararak Mekke'ye girmiştir. Ramazan ve Kurban bayramlarında giydiği siyah bir sarığının olduğunu Cabir (ra) rivayet etmiştir.
Siyah tülbent sarınmak hakikatte, tecelli-i Celal'e mazhar olup ,fenayı külliye vasıl olanların sıfatıdır.

HAİN OLURUM

Hazreti Ahmed er- Rufai buyurdular:"Benden sırrı- Leylayı sordular. Keenne ben bilmiyormuşum  gibi, red ile cevap verdim."Sen onun eminisin; sırlarına vakıf olduğun aşikardır. Herhal de söyle " diye ısrar ettiler."Onun sırlarından haber vermiş olursam, emniyeti suiistimal etmiş, belki hain olmuş olurum" dedim.
Bu sözün zahiri ve batıni hakikatleri vardır.
Zahiri budur ki :Bir kimse, bir kimseyi emin addeder,mahremi esrar makamına kor da ona başındaki ahvali haber verirse, o kimse onu başka şahıslara ifşa etmemek gerekir, ederse na-merddir.
Batıni si şudur ki:Leyla'dan maksat zat-ı Hak olup , onun harimi inayetine dahil olan evliyaullah , derecei tevhidde vakıf oldukları esrarı naehle ifşa edemezler. Na-ehil olanlar o esrara tahammül getiremezler. Delalete düçar olurlar. Rububiyet sırrının keşfi küfürdür.

TECRÜBE EDİLMİŞ BİR İSTEK

Seyyid Ahmed er-Rufai hazretlerinin halifelerinden Ebubekir El-Hivari hazretlerinden nakledilmiştir ki:Her kim bir hacetten dolayı sıkılr ise kurtulmak için iki rekat namaz kılıp yüz kerre selatü selam getirsin ve bunu tenha olan bir yerde yapsın. Peygamberimize ve ashabına fatiha okuduktan sonra ayakta iken Seyyid Ahmed Rufai hazretlerinin kabirlerinin bulunduğu Basra'de bulunan türbesine dönüp tam bir itikat ve gönülden (*) duayı okuyup hacetlerini zikretsin. Ruhu şerifine, evlat ve halifelerine ve müridanına okusun. Tecrübeyle sabittir maksad hasıl olur.
Dua (*):EY EBUL ALAMEYN ! SENİN HİMMETİN HAZIR, SIRLARIN VE İNAYETİN AÇIKTIR. CEDDİN MUSTAFA HAKKI ÇİN, BABAN ALİYYÜL MÜRTEZA HÜRMETİNE VE ANNEN FATIMATÜZ ZEHRA KERAMETİ İLE BANA RAHMETİNİ İNDİR, İNSANLARIN EN HAYIRLISI OLAN CEDDİNE YÖNELT. HACETİMİN YERİNE GELMESİNİ SAĞLA. AKLIM KARMAKARIŞIK OLDU, BANA VESİLE OLAN YOLLAR KAPANDI, ÇAREM TÜKENDİ. BANA YETİŞ, EY VELİLERİN AHMED'İ; EY MÜTTEKİLERİN NURU; EY DUALARA İCABET EDEN; EY İYİ KORUYUP GÖZETEN; EY AHMED ER RÜFAİ. BANA RAHMETİNİ İNDİR, BANA RAHMETİNİ İNDİR, BANA RAHMETİNİ İNDİR"

31 Mart 2020 Salı

ÖMRÜNCE MEŞGUL OLDUĞU ŞEY

Pir Ahmed er-Rufai hazretleri 66 yaşında dünyayı değiştirmiştir (Miladi 1182). Bu pirin ömür süresi Allah lafzının ebced değeridir. Yani 66 dır. Vasıti ye Pir hakkında sordular:"Ömrü müddetince ne ile meşgul olurdu?" diye sorduklarında:"Ömrü müddetinde meşgul olduğu ömrü müddeti idi" cevabını vererek bu hesaba (ALLAH'a) işaret buyurmuştur

22 Temmuz 2018 Pazar

DOĞUMUNUN 900 NCÜ YILINDA:SEYYİD AHMET RUFAİ


Seyyid Ahmet Rufai hazretleriyle alakalı kaynaklar
 Evliyalar ansiklopedisi/İmamı Şarani/Bedir - Seyyid Ahmed Er Rifai, hayatı ve eserleri/es-Samarrai/Harf - Ahmed er-Rifai Hazretlerinin menkıbeleri/Kazeruni/Semerkand - Onların Alemi/Ahmed er Rifai/Alperen - Hak Yolcusunun Düsturları/Ahmed er Rifai/Erkam - Kurtarıcı Öğütler/Seyyid Ahmed er Rifai/Bedir - Ebu’l Alemeyn Seyyid Ahmed er-Rifai/Ken’an Rifai/Cenan

   Seyyid Ahmed’in(ks) gelmiş geçmiş ulular, pirler arasındaki müstesna yeri belli ki Sultanlar Sultanı Peygamberimiz Muhammed Mustafa(sav) Efendimize muhabbette, sünnetine bağlılıkta en ön safta yer alışındandır. İslam aleminde tevatür derecesinde meşhur olan şu hadise bu yakınlığa delil kabul edilebilir;

Rifai Hazretleri 1160 yılında(demek 41 yaşında iken) ilk hac vazifesini yerine getirdikten sonra, büyük dedesi olan Resulullah’ın(sav) kabrini ziyarete gitmişti. Medine’ye yaklaşırken ayakkabılarını çıkarıp Ravza’ya kadar yoluna yalınayak devam etti. Hz.Rifai bu hal üzere Efendimiz’in(sav) kabri önüne vardıkta kıbleye dönerek; “Esselamü aleyke ya ceddi” diye selam verdi ve diz çökerek şu beyiti okudu; “Uzakta iken ruhumu elçi yolluyordum, Toprağını öpsün diye vekil tayin ediyordum, Şimdi ise huzurunda hazır bekliyorum, Uzatıver elini, dudaklarım yansın istiyorum”.. Akabinde binlerce hacının gözleri önünde Resulullah’ın “Aleykümselam ya veledi” cevabıyla beraber mübarek eli de nurani bir şekilde kabirden dışarı uzanmış ve Ahmed er-Rifai bu eli öpmüştür. Şahitler içinde Geylani Hazretleri(ks) başta olmak üzere evliyadan ve ulemadan pek çok zat vardı ve vaktin ileri gelen tarihçileri de bunu aktarırlar. Nitekim halkın arasında müthiş bir cezbe hali meydana gelmiş, olağanüstü haller görülmüş, Rifai Hazretleri de bu hallerin yolundan gelenlere miras kalmasını niyaz ederek, müthiş bir tevazuyla kerametin kendinden kaynaklanmadığını nefsihana ispat için olsa gerek Mescid-i Nebevi’nin kapı eşiğine boylu boyunca uzanarak namaza girenlerin üzerine basıp girmelerini istemiştir. Rifailiğin alamet-i farikası diyebileceğimiz “burhan”ın(ispat, delil göstermek) en büyüğü aslında bu hal olup, bu yolun düsturu da yolun Pirinin tüm üstün hallerine galebe çaldığı anlaşılan bu tevazu, alçakgönüllülüktür..

Kadiri yolunun Piri Geylani Hazretleri’nin, Hz.Rifai için; “Sahabe-i Kiram, müçtehidin dışında tabakat-ı evliyadan hiç kimse Ahmed er Rifai’nin makamına vasıl olamamıştır” dediği rivayet edilir. Rifai Hazretleri’nin, yakın dost ve akraba olduğu Gavs’ül Azam Abdülkadir Geylani Hazretleri ile birlikte, zaman içinde geniş kitleleri etkileyecek olan kurumsallaşmış Tasavvuf ekollerinin ilk büyük kurucu öncüleri oldukları söylenebilir. Keza genel kabul Rifai, Geylani, Bedevi ve Dusuki Hazretleri’nin(hepsine selam olsun) Tarikat-ı Aliye’nin dört kutbu oldukları yönündedir.
Kerametleri saymakla bitmeyecek Seyyid Ahmed er-Rifai’nin bir lakabı “Ebü’l Alemeyn” olup, çift sancak sahibidir. Bunu iki kez “Gavs”lıkla şereflendirilmesi ve iki cihan Sultanı olması ile açıklamak mümkün. Rifai sancağı siyah ve beyaz, iki renklidir; beyaz nuraniyeti, temizliği temsil ederken siyah ise kusurların üzerini örtmeyi temsil eder. Gece ve gündüz gibi.. “Ebü’l Ureyca”, “sakat kızın babası” olarak anılması da bilhassa hastalara, sakatlara sahip çıkması, adeta babalık etmesine işaret eder. Fakirlerin, gariplerin koruyucusu olmuştur. Yaşamını sürdürdüğü Ümmüabide köyünde(Bağdat ile Basra arasında) dergah olarak tahsis ettiği ata yadigarı konağında her gün dervişleriyle beraber yüzlerce kişiye sofra açar, bizzat hizmetlerinde bulunur, kendisi ise çoğu zaman kalan sofra artıklarıyla beslenirmiş. Mahallenin uyuz köpeklerini tedavi etmesi, bakması, hayvan dostu olmasıyla da bilinirdi..

Seyyid Ahmed(ks) ilimde de zamanının en ileri şahsiyetlerindendi. Yedi yaşında Kuran’ı hatmetmiş, İslami ilimlerde kemali bulduktan sonra Tasavvuf ilmide yükselmiştir. Hocalarından Vasıti Hazretleri’nin “Herkes hocasıyla övünür, ben talebem Rifai ile övünürüm” dediği bilinir. Tarikatı alışının beş biatte olduğu rivayet edilse de ilk biatini aldığı dayısı Şeyh Mansur Betaihi Hazretleri’nin ondaki yeri ayrıdır ve onu hep sitayişle anardı(selam olsun).

Yetiştirdiği onlarca halife dışında daha sonra Hz.Seyyid Mahmud Hayrani, dolayısıyla Nasreddin Hoca, Sarı Saltuk ve dolayısıyla Tapduk Emre’den Yunus Emre, ayrıca Selahaddin Eyyubi gibi bir komutanı ortaya çıkaran Nureddin Zengi gibi İslam tarihinde önemli rol oynayan pek çok şahsiyetin bu ulu Pir’den nasip aldığı söylenmektedir. Pir Seyyid Ahmet Hazretleri’nin erkanı gibi tasarrufu da halen devam etmektedir. Yakın tarihimizde 2.Abdülhamid Han’ın hocası Ebu’l Hüda es-Sayyadi Hazretleri, Sivas Kongresi’nin düzenlenmesine önayak olan Abdullah el Haşimi Hazretleri, Kenan Rifai Hazretleri sayabileceğimiz bir kaç isim..

Kendisinden “Ahmetçik” diye bahseten bu yüce şahsiyete haset eden çevrelerden, ulemadan pek çok saldırı olmuş, Hazret asla öfkelenmemiş, hatta aralarına girip çıktıktan sonra soran dervişana “aralarında en edna kendimi gördüm” diyebilmiştir. Ona hakaretler içeren nice mektuplar yazan kimselere hep kibarlıkla cevap vermiş, “az bile söylediniz, Ahmetçik ancak sizlerin aciz hizmetkarınızdır, ne yapayım ki yüce Allah beni böyle yaratmış” mealinde yanıtlarını müteakiben, izan sahibi olanları pes etmiş, pişmanlıkla özür dilemiş, niceleri talebesi olmak üzere kendisine gelmişlerdir. Nefsine yönelik eziyetlere sabırla, tevazuyla katlanır, Hakk’a, Hak dostlarına, yoluna yönelik saldırılara karşı ise korkusuzca ve mertçe taviz vermeden durudu. Her toplumda olduğu gibi toplumumuzda da bu hal üzere kimselerin artmasına, bizlere referans noktası olacak, gönül açan, umut saçan böylesi şahsiyetlere ne de çok ihtiyacımız var!

Seyyid hazretlerinin sözleri: 


“Aşk bir av aletidir. Cenab-ı Hak onunla sevgi ve vefa sahiplerini avlar”


“Bir bilgiden fayda gördüğünüz vakit onu insanlara öğretiniz ki onlar da faydalansınlar. Böylece eseriniz dünya ve ahirette görünmüş olsun”


“İnsana zarar veren ve kendi zararının başkasına yüklenmesini, sözlerine ve işlerine güvenilmesini isteyen ve baş olma peşinde olan bir kimseyi görürseniz, ondan sakınınız ve o gibilerle haşır neşir olmayınız ki size onlardan zarar gelmesin!”


“Muhabbet kalpte biten dallar gibi olup, akıllar ölçüsünde meyve verir”


“Kalp düzelirse vahyin, sırların, nurların ve meleklerin ineceği yer olur. Kalp bozulursa zulüm ve şeytanların indiği yer olur. Kalp iyileşirse arkanda ve önünde olanı sana haber verir ve mühim olan şeyleri öğreterek seni ikaz eder. Eğer bozulursa sana değersiz şeyler söyler ve senin doğru yolu bulmanı ve saadetini engeller”


“Şimdi ve gelecekte ricalin/erlerin en üstünü; ihtiyacını, hacetleri yerine getiren Allah’a arz ettiği vakit cevabını alan kimselerdir. Bunlardan bir kısmı cevabını ilham şeklinde bir kısmı da özel olarak alır. Bir kısmı ise müşahade ettikleri, gördükleri şeyden asıl maksadın ne olduğunu anlarlar; böyle bir sırra sahip olana ne mutlu!”


“Halk ile edep üzere ol! Halk ile edep Hak ile edeptir. Az bir edep, çok ilimden ve amelden hayırlıdır”


“Kalbin cemali korku, aklın cemali fikir, ruhun cemali şükür, lisanın cemali sükut, yüzün cemali ibadet, tenin güzelliği vesveseyi terk, gönlün cemali hasedi terk, nefsin cemali ona muhalefet, sırrın cemali sabır, halin cemali istikamet, seyrin cemali teslim, hizmetin cemali edep, sözün cemali doğruluk, yolun cemali şeriate uygunluk, hepsinin cemali de tevfik-i İlahi(Allah’ın başarıya erdirmesi)’dir”


“Cefakar/eziyet verici olma, vefalı ol! Horluk ve hakirlik ve mahzunluk ve tevazu elbisesini çıkarma! Nefsini ve isteklerini yenmeye ve dünyayı kalbinden çıkarmaya çalış! Mevki sahibi ve baş olma hevesinde olma!”


“Kim ki kendisi ile istikamet üzere olursa, başkası da onunla doğru olur. Değnek eğri olursa, gölgesi nasıl doğru olur?”


“Tasavvuf yolunda sonradan gelenler öncekilere uyarlarsa, öncekiler onlara yardım eder. Eğer uymazlarsa, öncekiler onların başına karanlığı sararlar”


“Bizim yolumuz üç şey üzerine kurulmuştur; Verilmeyeni istememek, verileni ve isteyeni reddetmemek, biriktirmemektir”






SEYYİD AHMET RUFAİ HAZRETLERİ


 Tevazusuyla bilinen Seyyid Ahmed’in yolunu ve yöntemini en güzel kendi sözleri anlatıyor; “Allah’ın emrini yüceltmekte, yaratıklarına şefkatle ve Resulullah’ın(sav) sünnetine uymada, Hakk’a giden yol olarak, taat, fakr ve alçakgönüllülükten daha yakınını ve kolayını görmedim”, “Sufiler topluluğu birkaç fırka olmuş; Ahmedceğiz ise horluk hakirlik, alçakgönüllülük, acizlik ve ızdırap fırkasıyla beraber kalmıştır”…
Hem Seyyid(Hz.Hüseyin-ra- soyundan) hem Şerif(Hz.Hasan-ra- Soyundan) idi, “Ebu’l Alemeyn” yani çifte sancak sahibi olarak anılmasının bir sebebi de ola ki buydu.. “Adına Hamid de diyordu. (Hakk’a yürümesine yakın)Bir gün arkadaşlarına; ‘İçinizden kim ki, bu Hamid’de bir ayıp görür; ona bildirsin’ dedi. Aralarından biri kalkıp şöyle dedi; ‘Efendim, sende büyük bir ayıp var’.. ’Söyle ey kardeşim, o ayıbım ne ola ki?’ O şahıs da şöyle dedi; ‘Senin ayıbın bizim gibi müridlerin olmasıdır’… Sohbette bulunan fukara hep birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Rifai hazretleri de onlarla birlikte ağlıyordu. Bir ara ağlamaları diner gibi olunca şöyle dedi; ‘Ben size hizmetçiyim.. Ben hepinizden aşağıyım’…
Vuslat kapıdır, Allah’ın lütfu anahtardır, cömertlik merdivendir, ihlas kuvvettir. İhlas sahibi olduğun vakit merdivene çıkarsın, cömert olduğun vakit anahtara ulaşır, Allah’ın izniyle kapıyı açarsın. Tarikat; doğruluk, ihlas, iyi huy ve kerem üzerine kuruludur. Zenginlik ilimle ve süs hilim(yumuşak huy) iledir…”
“İnsanların ayıbına bakmamak dervişin şartlarındandır”
*“Biri sana; ‘Ben göklere yükseldim veya yükselirim’ derse ona inan, inkar edip yalanlama! Eğer yalancı ise yalan kendisinedir, sana bir zararı yok. Eğer o kimse doğru söylemişse onu yalanlayıp inkar ettiğinden dolayı sen zarar görürsün”
*“Cenab-ı Hak’tan başkasının külli ve cüzi herhangi bir etkisi olduğuna inanmak Allah’a ortak koşmaktır, küfürdür”
*“Hikmet, Allah’tan korkmaktır. Rabıta, Allah’a tevekküldür. Tedbir, işlerini Hakk’a havale etmektir. Teslim ‘Hepsi Allah’tandır de’(Nisa 4;78) sırrı üzerine amel etmektir”
*“Nefsini, hallerini ve amellerini görmek, yani onlara değer vermek Allah’ın gazabına yol açan şeylerdir. Ameli için Allah’tan karşılık beklemek ise ondan daha ağır sonuç doğurur”
*“Bir kimsenin Hak’tan gayri şey için sevinç duyması daha sonra o kimsenin vehime, kuruntuya kapılmasına yol açar”
*“Boş sözden, dedikodudan ne kadar başlar uçmuş, ne kadar kimsenin dini mahvolup gitmiştir”
*“Mevcudatı genellikle beğenmek muhabbetin sağlamlığına, onları kısmen beğenmek ise zulmete yol açar. Nurlar kalpte yerleşirse, organlardan iyilik doğar. Dünya sana yönelirse onun meşguliyeti bitmek tükenmek bilmez; yüz çevirdiğinde ise ateşine katlanılmaz. Akıllı olan, ikbalinde meşguliyet, idbarında hasret olan şeye güvenmez. İddia sahibi olmak ahmaklıktır, kalp onu tutmaya dayanamayıp dile sevkeder. Ahmağın dili de onu söze getirir”
*“Kimseyi küçük görmemelisiniz! Dünya işlerine ve ümmetlerin hallerine ve adetlerine ibret gözüyle bakmalısınız”
*“Kalp bir cevherdir, gaflet toprağı ile karanlık ve yıkık hale gelir ki, cilası fikir, nuru zikir, koruyucusu sabırdır”
*“Zikir, vesvese verenden kalbi korumak, insanlara meyletmeyi terketmek, her türlü davadan boşalmak, vahdeti kesrette bulmak, kalbe gelen manayı iyice düşünmektir. Doğruluk, Hakk’ın yardımının merdiveni, takva, hidayetin evi, teslim olmak, ilahi emre riayetin ta kendisi, ihlas en iyi korunma yolu, velayet ise Hak için mahzun ve alçakgönüllü olmaktır”
 *“Her Müslümanın kalbinde ilahi bir vaiz vardır. İnsanın kendine kendinden öğüdü olmazsa, edilecek vaaz ve nasihatten faydalanamaz. Gaflette kalan biçare nasihatten ne fayda görebilir? Gaflet yüreğin karalığıdır”
*“Korkudan muhasebe(kendini hesaba çekme), muhasebeden murakabe(kendi iç alemini gözetme), murakabeden meşguliyet, meşguliyetten Hak için meşguliyete devam etmek hasıl olur”
*“İslam hikmetin ruhudur. Arif akıllı olmazsa vesveseci olur, akıl sahibi hakim(hikmet sahibi) olmazsa hata eder. Hakim mümin olmazsa evhamlı olur”
*“Hikmeti bulduğunuz yerden alınız! Dikkat nazarınızı hikmet ve hakikate açınız, nereden çıktığına ve kimden göründüğüne bakmayınız!”
*“Kuran okuyunuz, Kuran okumayı bilmeyen ‘Kul Hüvallahü Ahad’ı okusun; onu üç kere okumak hatim gibidir” derdi, Hz.Peygamber(sav) hakkında da” “O delil, o kapı, o vasıta ve en çok nasibe sahip olan ve o en büyük sırdır” buyururlardı”
*“Ehl-i Beyt’in şanını ululayın, onlara ikram ve hürmet ediniz! Onlar hakkında bir kimsenin kötü şeyler söylediğini işittiğiniz vakit, gücünüz yeterse susturunuz, mümkün olmazsa, parmaklarınızı kulaklarınıza tıkayınız! Çünkü dünya ve ahiret ve bunlardaki her şey, bu büyük aileye bağış olarak verilmiştir; ve onlar hakkında Cenab-ı Hak ‘Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor(Ahzab 33;33)’ ve ‘De ki: Ben buna karşılık, akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum(Şura 42;23)’ buyurmuştur”
*“Senden üstün olanlarla sohbette dikkat edilecek edep, iyi hizmettir. Aynı seviyeden olanlarla sohbet, onları kendine tercih etmektir. Kendinden aşağıda olanlar hakkında edep, onlara şefkat etmek, öğüt vermek ve güzel terbiye vermektir”
*“Derviş olana göre bir nefes alacak kadar zaman, pek değerlidir. Vaktinizi boşa geçirmekten sakınmalısınız; çünkü vakit kılıçtır, iyi ameller işlemezseniz sizi keser”
*“Bir buğday tanesi ayak altında kalır da hürmet gösterilmezse Hakk’a şikayet eder, bundan dolayı da fiyatlar artar”
*“Nimeti inkar etmek, onun yok olmasına sebep olur; karşılığı budur. Nimetin şükrü, nimetin değerini itiraf etmektir”
*“Teslimiyet bıçağıyla, itiraz ve muhalefet ipini kesip bitirdiğiniz vakit zikretmiş olursunuz. Size ‘deli’ deninceye kadar Allah’ın zikri ile meşgul olunuz”
*“Vecd ve sema/musiki tarikatın kandili, tevhid ve marifet ise hakikatin kandilidir”
*“Ben size ‘sebeplere sarılmayı bırakarak ticaretle, sanatla ilgilenmeyiniz’ demiyorum; fakat ‘haram ve gaflet karıştırmayınız!’ diyorum”
*“Tevazu ilmini tahsil et, hayret ilmini öğren, alçak gönüllülük ve Hakk’a muhtaçlık bilgisini tahsile çalış! Alemi de kendini de bu hallerinle aldatıyorsun. Dostunun düşmanlarından uzaklaşmayınca, kendisine yaklaşamazsın. Düşmanlarıyla düşüp kalkarsan seni kabul eder mi?”
*“Kolaylıkla ve zahmetsizce dost arayan, vaktini dostsuz geçirir”
*“Senin dostun, seni günahlardan sakındırandır, arkadaşın, ayıplarını gösterip gördüren ve kardeşin, seni Hakk’a irşad edendir”
*“Cenab-ı Hakk’a; ‘Ya Rab, beni ilimle zenginleştir, yumuşak huyla süsle, takva ile yücelt ve afiyetle güzelleştir’ diye dua eyle!”
 *“Arifin vecdi imandır, durması izandır. Samimi kulluk, kulun Cenab-ı Mevla’sına teslimiyette bulunmasıdır; çünkü insan, kendi nefsine yardım etmeye kalkışır ise yorulur. Cenab-ı Hakk’a işleri havale ederse akrabası ve yakınları olmaksızın yardım görür ve başarıya ulaşır”
*“Nefsinden ve masivadan vazgeçmiş ve doğuştan getirdiği tabiatını yok etmiş olanlar ebedi olarak cehaletten kurtulmuşlardır. Dervişlik, cübbe ve sarıktan ibaret değildir. Cübbe hüzünden, sarık doğruluk ve ihlastan olmalı, elbiseler tevekkülden dokunmalıdır. Biliniz ki, arif olan görünüşte şeriat nurlarından uzak olmaz. İçindeki muhabbet ateşi sönmez. Kıl ucu kadar bile yoldan sapmayarak emirlere uyar. Yüreği vecd ve hal ateşi üzerinde kebap olur”
*“Aşağıda gelecek vasıflar ve huylar öldürücü zehir olduğundan, onlardan sakınıp uzaklaşarak Allah’tan korku üzere bulunmanızı tavsiye ederim. Bunlar; haset, kibir, yalan, gıybet, hırs, öfke, riya ve zulümdür”
*“Nefis üç kısımdır; emmare, cahil ve asilerin, levvame, müminlerin, mutmainne de başarıya erenlerin ve ariflerin nefsidir”
*“Nefse ait güçlerden en üst seviyede olanı şehvettir; onu rahatsızlık verici bir korku yahut kuvvetli ve sağlam bir şevkten başka bir şey yok etmez”
*“Hak Teala’nın kulları olan yüce veliler hazretlerinden yardım isterseniz, görülecek yardımın kendilerinden olduğuna itikat etmemelisiniz. Bu inanış şirktir. Ancak Hakk’ın veli kullarına ilahi sevgisi olduğundan, yardımı bu sevgi üzerine kurup, istedikleriniz Allah’tan olmalıdır”
*“İhlas, amelleri dünya ve ahiret için yapmayıp sırf Allah için yapmaktır”
*“Bir adamın akıllı olduğu sıkıntı zamanında sabırlı, bolluk zamanında alçak gönüllü, her işte ihtiyatlı ve hakkı gözetici olmasından bilinir”
*“Halkın haklarını bilip tamamiyle yerine getirirseniz, yani büyüklere hürmet, küçüklere merhamet, kötülük edenlere iyilik, iyilik gördüklerinize layık olan davranışı gösterip, halkın büyüklerinin öğüdünü dinler, kötülerinden uzaklaşır, biçarelere yardım ederseniz, halk sizden emin olur, hepsinin güvenini kazanırsanız, nefsinizi iyi yönetmedeki başarınızdan dolayı, Cenab-ı Hakk’ı razı etmiş olur ve akıllı ve hikmet sahibi kimselerden sayılmış olursunuz. Eğer nefsinizi bilmeyerek cahillik eder ve halk katında değer bilmezlikte bulunursanız, o halde kendinize yazık etmiş olursunuz. Allah’ın gazabına uğrarsınız ve ahmaklardan sayılırsınız. Kıvılcımı üstünüze sıçratıp kendinizi ateşe yakmayınız!”…
                  Hz.Pir Rifai(ks) Allah’a niyaz ettiği üzere O’na, kendi nefsinden neredeyse hiçbir şey kalmayacak biçimde vusul etti. “(Bedeninin) ölüm hastalığı içtendi. İçi erir giderdi. Allah ne verdiyse dışarı çıkardı. Bu hastalık bir ay kadar devam etti. Yirmi gün olmuştu ki, ne bir şey yemiş, ne de içmişti. Biri sordu; ‘Yirmi gündür ne birşey yedin, ne de içtin; ya bu gelen nereden geliyor?’ Şu cevabı verdi; ‘Bu gelen ettir. O çıkıyor. Artık et kalmadı. Yalnız ilik kaldı. O da bugün çıkacak. Yarın Allah Teala’ya gideceğiz’. Dediği gibi oldu. İki veya üç defa beyaz birşeyler çıktı. Sonra kesildi. Ve vefat etti. Perşembe günüydü. Son kelimesi şu olmuştu; ‘La İlahe İllallah, Muhammedin Resulullah”… Gani rahmet olsun, yolunda sabit-i kadem olma dileklerimle, sevdikleri ve sevenlerine Selam olsun, Hakk razı olsun, himmetleri ve şefaatleri üzerimizde sahiban ve daim olsun!