BEDİR KARABIYIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEDİR KARABIYIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2023 Pazartesi

BEDİR KARABIYIK-BİR SUBAYIN ŞEHADETİ

 DİNDAR BİR SUBAYIN ŞEHADETİ..

Yıl 1990. Edirne’den Gaziantep İslahiye’ye tayinim çıkmıştı. Daha doğrusu ailece dindar olduğumuz için sürgün edilmiştik. Islah olmamız için ıslah edilmiş topraklarda kurulu İslahiye ilçesine…

İslahiye’ye geldiğim günün ikindi sularında kışlaya uğramıştım. İsmini gelmeden önce duyduğum Bedir Binbaşı nöbetçi amiriymiş. Tanışmak, birlik hakkında bilgi almak için ziyaretine gitmiştim.

Uzun bir sohbete dalmıştık. Gün kararmış, akşam namazını O’nun odasında, O’nun seccadesinde kılmıştım. Fırsat buldukça birlikte geçirdiğimiz iki yılımız olmuştu.

Serdengeçti edalı, sevecen, yürekli, duygusal, şakacı, dünyada kalıcı olmadığını bilerek yaşayan bir insandı. Milliyet hisleri güçlü bir Müslümandı. Türklüğü Müslümanlıktan ayrı düşünmezdi. Yaşadığı sıkıntılara rağmen ülkenin, ordunun yönetim biçimine aşırı hüs-ü zan beslerdi. Eleştirel yaklaşımlarıma mesafeli dururdu.

Askerlik kariyeri çok üst seviyede, Silahlı Kuvvetlerin en iyi komando subaylarından biriydi.

Neşeli tavırlarının yanında, söz, peygamber efendimize, sahabelerin rol model hayatlarından kesitlere geldiğinde gözyaşlarına boğulurdu.

Ramazan ayı geldiğinde kışlada orucu yasaklayan alay komutanına karşı verdiği mücadele, hafızamda hâlâ canlılığını koruyor…

Kendini kışla-orduevi-lojman üçgenine hapsetmez, halkla içten ilişkiler kurardı. İslahiye halkı ile tanışmam ve kaynaşmamda rol üstlenmişti. Aynı lojmanda kapı komşuluğu da yapmıştık…

1992 yılında Kars Sarıkamış’a tayini çıktı. Bir sene sonra benim de tayinim Sarıkamış’a çıkmıştı. Sarıkamış’a geldiğim gün yine nöbetçi amiriydi, yine kendimi O’nun yanında bulmuştum. Tıpkı İslahiye’de olduğu gibi. Yine odasında yine seccadesinde namaz kılmıştım. Sarıkamış’ı ve güzel ahalisini, orada kurduğu dostluklar üzerinden tanıdım. Fakir Sarıkamış halkının her zaman yardımına koştuğuna sık sık şahit oldum.

Dindar bir Müslüman olduğundan, hepimiz gibi o da çok sıkıntı çekti. Cengaver ruhlu, cesur, atılgan, gözünü budaktan esirgemeyen, şehid olmayı isteyen, birliği için gece gündüz çalışan bir subay olmasına rağmen “mürteci”, “güvenilmez (şüpheli)” kategorisine alınışına çok üzülürdü.

Çok problemli operasyon bölgelerine, problemli askerlerle gönderilmesine bile itiraz etmezdi.

Gittiği yerlerde halkın sevgisini kazanırdı. Arapça bilirdi. Operasyon bölgelerinde halkın evlerine gider, ekmeğini yer, sohbet ederdi. Arazide kurdurduğu mescid çadırında ezan ve Kur’an okuturdu. Köylüler rahatlıkla o çadırda namaz kılmaya gelirdi. Halkın kendisini hoca yerine koyarak bazı dini meseleleri sorduğunu gülerek anlatırdı.

İçten duygularla bağlı olduğu ordunun komutanlarının bir gün kendisini anlayacaklarını düşünürdü. Dindarlığın ülkemizin geleceği için elzem olduğunu, baskıların gelecekte büyük sorunlara yol açacağını, toplumsal dayanışmanın temel taşının ‘Din’ olduğunu, aziz İslâm dinini gayrimeşru ilân etmenin, ülkenin/devletin temellerini dinamitlemek olduğu, vatanseverliğin görevleri hakkıyla yapmaktan geçtiği kanaatindeydi.

Son günlerinde talep ettiği silâhın verilmemesi moralini çok bozmuştu. Tümen komutanının bir toplantıda sarf ettiği “Gericiler hamam böceği gibidir, ışığı görünce kaçacak delik ararlar” sözü hayal kırıklığının tuzu biberi olmuştu.

Dünyadaki son gününden bir gün evvel telefonla konuşmuştuk. Farklı bir ses farklı duygular içinde, bunca sene sonra ilk kez, komuta kademesinden ümidini kestiğini ilân etmiş, “Sen haklısın, bunların bize düşmanlığı bitmeyecek “ demişti.

4 Nisan 1994… Son operasyonda da en öndeymiş. Kahramanca ölmek arzusu yerine gelmiş, gözünden vurularak Hakkın rahmetine kavuşmuş. Haberi alıp askerî hastane morguna gittiğimde, yüzündeki gülümsemeye, şehadet parmağının kalkık haline şahit olmuştum… Morg görevlisi, (eksi 15) derece soğukta bile naaşın katılaşmadığından, canlı bir insanı soyar gibi kıyafetini çıkardığından bahsetmiş.

Birlikteki çantasından annesine ve eşine yazdığı ‘vasiyet mektuplar’ çıkmış. Söz konusu vasiyetler tümen komutanına okununca, Sarıkamış’ta cenaze namazının kılınmasına izin vermemiş. Askerî hastanenin bahçesinde, tümen komutanı, alay komutanları, subaylar astsubaylar, rahmetlinin Kıbrıs’ta görev yapan Albay ağabeyi ile dayısının oğlu Balıkesir milletvekili Cemal Öztaylan tabutun çıkarılmasını beklemiştik. Bir tarafa da Sarıkamış halkı yığılmıştı…

Askerler tabutu omuzlamış bahçeye çıktıklarında, vefakâr Sarıkamış halkı, “Bizim için şehid olan komutanımızın namazını kılacağız” diyerek cenazeyi askerlerin elinden aldı. Tümen komutanı alay komutanlarına bağırdı ama nafile. Cenaze, tekbirlerle Sarıkamış kaymakamlık binası ve tümen karargâhının olduğu kavşağa getirildi. Sokak ortasında cenaze namazını kıldık.

Rahmetli Bedir Binbaşının dayısının oğlu Cemal Öztaylan, orada sandalye üzerine çıktı : “Bedir Binbaşının ekmek torbasından Kur’an-ı Kerim çıktı. Torbadan Ajda Pekkan’ın fotoğrafı çıksaydı böyle bir muameleye tabi tutulmazdı. Allah şehidlerimizin cenaze namazını sokakta kılmaktan bizi kurtarsın…’ dedi. Yükselen âmin seslerine yüzlerce insanın hıçkırık ve gözyaşları karışmıştı…

Balıkesir Bandırma Hava Şehidliğinde, astsubay babası, pilot üsteğmen abisi ile birlikte yatıyor.

Hakka yürüyüşünün 26. yılında rahmetle anıyorum. Mekânı Cennet olsun!

Rahmetlinin Eşine ve Annesine Yazdığı Vasiyet- Mektuplar

Vasiyetimdir

Güzel Hanımcığım,

Şimdi ayrılık zamanıdır.

Sen genç, oğulcuklarım çok küçüksünüz. Sizi mesut ve bahtiyar etmek için çok çalıştım. Müslüman olduğum için munkarib oldum sizler de benle sıkıldınız. Ben zulüm gördüm sizler de üzüldünüz.

Elhasıl ben inanmanın diyetini ödedim. Sizler de benim rüzgârımda sürüklendiniz. İyi etdim.

İmanla dopdolu bir hayat yaşadım. Onlar beni boğmak istediler ben de onlarda ölümcül yaralar açtım. Çileli bir hayatdı bu, beraber yaşadık.

Beni anladın mı bilmiyorum! Göğsümün içindeki kafesine sığmıyordu. Çok da dua aldım. Bu sebepden uzun ömür ve hayır ümidim vardır. Fakat ben kefenimi hep üzerimde his ettim. Ecel gelirse safa gelsin onunla arkadaşım ben. Yeter ki son nefesde mümin olarak göçeyim. Hak vaki olursa inşallah şehid olurum.

Sana ağlama demiyorum. Seven sevdiği için elbet ağlar. Müsterih ol. Haram lokma yemediniz. Yedirmedim. Bilmeden işlediklerimizi Allah af etsin. Çocukları hoş tut, hep tatlı sözler söyle. Namaz kılmaya teşvik et. Onlar Allah’ın izniyle hayırlı insan olurlar. Talha hırçındır ama merhametlidir. Tahir hem akıllı hem iyi huyludur. İkisinde de siyasî zekâ vardır. Devlet adamı olabilirler o yöne yöneltmeye çalış. Benim dostlarım kimlerdiyse onlarla irtibatı kesmeyin.

Ben senden razıyım, Allah da razı olsun. Allah cennet nasib ederse seni de yanıma versin. İffet, namus ve hanımefendiliğinle her zaman bir yıldızdın. Güzel yüzünü Allah nasib ederse tekrar görürüm ama dünyada ama ahiret de.

Hakkınızı helâl edin.

Evin Babası Bedir

Vasiyetimdir

Canım Anneciğim,

Her şeyimi sana borçluyum. Hep sana hizmet etmeyi, yanımda kalmanı, sana hürmet etmeyi, güzel kokunu koklamayı arzuladım. Çok az kısmet oldu. Bu dünyada sana doyamadım.

Anneciğim dünyayı sevemedim tad da alamadım. Allah’ın emir ve rızasına aykırı her şey beni rahatsız etti. Elhasıl dünya bana küstü ben de ona.

Bilmiyorum ama zan ediyorum senin dualarının bereketiyle ömrüm uzun olur. Eğer sen veya ben önce gidersek önce giden kucağını açıp beklesin. Elbette kavuşacağız. Saçından bende bir tutam var onu yanımda taşıyorum. Ölürsem Allah’ın izniyle bu kahramanca olacaktır. Saçının telleri yanımda kalsın, sakın ağlama.

Bil ki göğsümde Kur’an var. Dudaklarım da son olarak Allah’ı zikretti, gönlün müsterih olsun. İbadetlerimi zikirlerimi hep bağışladım, elimde bir şey kalmadı. Rabbimin huzuruna bomboş gidiyorum. O’nun gufranının kuşatacağını umuyorum.

Sana başka ne yazayım, evvel gidene selâm olsun.

Oğlun Bedir..

3 Kasım 2020 Salı

BEDİR KARABIYIK

Bedir Karabıyık Bandırmalı Ali ÖZTAYLAN Efendinin yeğenidir. Kurmaylık sınavını birincilikle kazanır. Binbaşı iken bir helikopter kazasında şehit olur. Ölümü aslında şüphelidir. İslahiye’ye İstanbul’dan sürgün gelmiştir. Sorun İslamı yaşamasıdır. Bedir Karabıyık teğmen yahut yüzbaşı iken bulunduğu askeriyeye mescit yaptırmak ister. Üstlerinden izin ister. Siirtli seyyidlerden olan ve İstanbul’da yumurta ticareti yapan Nimet…’e müracaat edip derdini açıklar. Nimet efendi,”Mescit yapacağına cami yap” der. Paramız yok deyince kaç paraya cami biter der. Bedir efendi:o zamanın parası ile iki buçuk milyon TL der. Nimet efendi çek defterini çıkartır ve iki buçuk milyon TL miktarlı bir çek yazar ve verir. Bedir efendi:Efendim bu parayı bana nasıl güveniyorsunuz deyince Nimet efendi : Ben cami için verdim. İstersen yiyebilirsin der ve Askeri birliğin içine cami yapılır. Kışlanın komutanı çağırır, madem cami yaptırdın aynı büyüklükte Atatürk büstü de yaptır deyince kabul etmez. Binbaşı Bedir Karabıyık İslahiyeye sürgün gelmiştir. Ali Öztaylan efendi ilgilenmesi için Ahmet Çiftçiye telefon eder ve Ahmet Çiftci ile tanışırlar. Tabur komutanı Ramazan arefesinde Binbaşı Bedir’i çağırır ve kesin talimattır. Kimse oruç tutmayacak der. Bedir Karabıyık askerlere:Komutanın talimatıdır. Yemek çıkmayacak, oruç tutup tutmamakta serbestsiniz. Ancak tüm tabur oruçtur. Komutan ramazanın ilk günü içtimada emir verir:askerleri 5 km uzaklıktaki Kabaktepeye koşarak yürüteceksin. Tüm tabur oruçlu bir vaziyette bu mesafeye gider ve gelir. Komutan Binbaşı Bedir’i çağırır iki çay söyler, çayın birisini Binbaşıya uzatır iç diye:Komutanım içemem orucum der, içmez. Zaten verdiğiniz cezayı askerler ifa ettiler, der. Sonrasında bu değerli kurmay binbaşı bir helikopter kazasında şüpheli şekilde şehit düşer. Askeriye cenaze namazını kıldırtmak istemez. Ancak halk ayaklanır ve binlerce kişinin katılımıyla cenaze askeriye dışındaki camide namazı kılınır. Allah rahmet eylesin. Oğullarından birisi Bursa'da avukatlık yapar. Değerli eğitimci Vehbi Vakkasoğlu hocamız Antalya'da askerlik yaparken Bedir Karabıyık'ın teğmen iken komutanı olduğunu özel bir sohbetinde belirtmişti...

BEDİR KARABIYIK

Bandırmalı Ali Öztaylan hazretlerinin yeğeni, Ahmet Çiftci abimiz anlattı. Bandırma gübre fabrikasının bayiliğini almak için Bandırmaya gittim bir otele yerleştim. Sanırım bir mübarek kandil akşamıydı. Baktım camide herkes bir zatın elini öpüyor. Dikkatimi çekti bende yanına vardım. Bana misafirimsin dedi. Yanımda dur dedi. Camiden çıktıktan sonra “Efendim ben filan otelde oda ayırttım, çantam orada dediysemde yanındakileri otel gönderdi otel ücretini ödeyin eşyalarını alın gelin dedi. Evine gittim. Salon yerden tavana kadar kitap dolu idi. Ali efendi üstünü değiştirmek için izin istedi. Odadaki bulunanlarla tanışmak istedim. Her birisi üst düzeyde görevli aydın insanlar olduğunu anlayınca hayrette kaldım. Ali Efendi geldi. İşimi ve maksadımı sordu. Bende gübre fabrikasının bayiliğini almak için geldiğimi ancak zor bayilik verdiklerini söyleyince Müdür benim ahbabım, Fabrikanın hisseleri satılsın diye köy köy dolaştık dedi. Bana şu demli çayı iç sabah namazı uyanırsın dedi. Demli çay adetim olmamasına rağmen bana demli çay içirdi. Gerçekten sabah namazı kalktım. Ertesi gün gübre fabrikası müdürü kolaylıkla bana gübre bayiliğini verdi.

12 Nisan 2018 Perşembe

Şehit Binbaşı Bedir Karabıyık www.etarih.com (TGRT Arşivinden)


ŞEHİT BİNBAŞI BEDİR KARABIYIK


ŞEHİT BİNBAŞI BEDİR KARABIYIK ,Bandırmalı Ali Öztaylan hazretlerinin yeğenidir.Kurmaylık eğitimini birincilikle bitirmiştir.PKK'ya yükletilen şüpheli bir pusu neticesinde Kanas keskin nişancı tüfeğinden çıkan bir kurşunla şehit edilmiştir.Ali Öztaylan efendi hazretleri bu şehadetle alakalı "derin"izlerden bahsetmiştir.Aynı evden Baba 1954 de Sarıkamışta şehit,abisi şehit ve Bedir Karabıyıkta şehit.Her üçü de vatan sevdalısı,ahiret isteklisi mümtaz insanlar.Anadolu'nun gerçek sahipleri.

4 Mart 1994 Sarıkamış. Piyade Binbaşı Bedir Karabıyık eşi ve annesine son mektubunu, diğer manası ile, vasiyetini yazmaktadır.
 

 "Güzel Hanımcığım,

Şimdi ayrılık zamanıdır. Sen genç, oğulcuklarım çok küçüksünüz. Sizi mesut ve bahtıyar etmek için çok çalıştım. Çileli bir hayattı bu beraber yaşadık. Beni anlamışsınızdır. Göğsümün içindeki kafesine sığmıyordu. Çok dua aldım bu sebepten uzun ömür ve hayır ümidim vardır.

 Fakat ben kefenimi hep üzerimde hissettim. Ecel gelirse sefa gelsin, onunla arkadaşım ben. Yeter ki son nefeste mümin olarak göçeyim. Hak vaki olur, inşallah şehit olurum. Sana ağlama demiyorum. Seven sevdiği için elbet ağlar. Müsterih ol. Haram lokma yemediniz. Yedirmedim. Bilmeden işlediklerimizi Allah affetsin.

 Çocukları hoş tut, hep tatlı sözler söyle. Onlar Allah'ın izniyle hayırlı insan olurlar. Büyük oğlum hırçındır ama merhametlidir, küçük oğlum hem akıllı, hem iyi huyludur. İkisinde de siyasî zeka vardır. Devlet adamı olabilirler, o yöne yöneltmeye çalış. Benim dostlarım kimlerdiyse onlarla irtibatı kesmeyin. Ben senden razıyım, Allah da razı olsun. Allah cennet nasip ederse, seni de yanıma versin. İffet, namus ve hanımefendiliğinle her zaman bir yıldızdın. Güzel yüzünü, Allah nasip ederse tekrar görürüm Ama dünyada, ama ahrette.

 Hakkınızı helâl edin.

 Evin Babası Bedir

 

 Canım anneciğim,

 Her şeyimi ama her şeyimi sana borçluyum.

 Anneciğim, dünyayı sevemedim. Tad da alamadım. Allah'ın emir ve rızasına aykırı her şey beni rahatsız etti. Elhasıl dünya bana küstü, ben de ona.

 Bilmiyorum ama zannediyorum, senin dualarının bereketiyle ömrüm uzun olur. Eğer sen veya ben önce gidersek, önce giden kucağını açıp beklesin. Elbette kavuşacağız. Saçından bende bir tutam var. Onu yanımda taşıyorum. Ölürsem, Allah'ın izniyle bu kahramanca olacaktır. Saçının telleri yanımda kalsın. Sakın ağlama. Bil ki, göğsümde Kur'an var. Dudaklarım da son olarak Allah'ı zikretti.

 Gönlün müsterih olsun. İbadetlerimi, zikirlerimi hep bağışladım, elimde bir şey kalmadı. Rabbimin huzuruna bomboş gidiyorum, onun gufranının kuşatacağını umuyorum.

 Sana başka ne yazayım. Evvel gidene selam olsun.

 Oğlun Bedir"

 Binbaşı Bedir Karabıyık, bu mektubu yazdıktan tam bir ay sonra, 4 Nisan 1994 günü Sarıkamış'a bağlı Kızılçubuk Köyü'nde PKK hainlerinin kahpe pususu  ile ehit oldu. Şehit olduğunda Bedir Karabıyık'ın sağ üst cebinde bir Türk bayrağı, annesinin saç teli ve ufak bir Kur'an-ı Kerim vardı.