Hikmet gönülde bir nûrdur. Hikmetin semeresi, fevz ü felahtır (kurtuluştur). Ve
buyurmuştur ki:
“Mü’minin matlûbu (amacı) hikmettir ve münâfığın matlûbu şehvettir” Ve
buyurmuştur ki:
“Hikmet mü’minin yitiğidir, onu kande (nerede) bulursa alır”
Hikmet, ilm-i ledünnîdir ki ilhâm-ı Rabbânîdir.
Hikmet kalb-i ârifte (Allah -c.c.- dostunun kalbinde) bir noktadır.
Hikmet, kemâl-i fehm ve firâsettir (mükemmel bir anlayıştır).
Hikmet, tekellümde (konuşmada) isâbet kılmaktır ki Hak ile nâtık (konuşan) ve
Hak ile sâkıt (susan) olmaktır.
Hikmet, hazâin-i kalb-i İlâhîdir (Allah’ın -c.c.- kalp hazîneleridir).
Gönülde şehvet (olması) hicâb-ı hikmettir (hikmete engeldir).
Kalbin zulmeti, şehvettir ve nûr ve huzûru hikmettir. Cihânda bir mekânda nûr ile
zulmet cem’ olmaz (ışık ile karanlık bir arada olamaz). Hikmetle şehvet bir gönülde cem’olmaz.
Şehvetleri terk olan hikmetlere mâlik (sâhip) olur. Re’su’l-hikme (hikmetin başı)
Hakk’a mülâzemettir. Terk-i şehvet-i zînet (süslenme şehvetini terk etmek) hikmettir.Alâmet-i hikmet kıllet-i ekl ve şurb ve menâmdır (hikmetin belirtisi az yemek, içmek ve
uyumaktır). Ve samt-ı müdam (sürekli susmak) ve hâceti miktarı kelâmdır yeteri kadar
konuşmaktır). Ve gönülde Mevlâ’ya teveccüh-i tâmdır. Alâmet-i hikmet Hakk’a tevekkül
ve tefvîz ve teslîm ve rızâdır. Ve halka hüsn-i hulk ile tevâzû (alçakgönüllü olmak) ve
rıfk ü müdârâdır (idâre etmek). Hikmet kendinden ekbere (büyüğe) teslîm olmaktır ve
esğara (küçüğe) ta’zîm (hürmet) ve şefkât kılmaktır. Hikmeti nâ ehline ehil olmayana)
söylemek hikmete zulümdür. Hikmete zulüm etmek büyük hatâdır. Zîrâ ki o zâlimin
hasmı Hüdâ’dır.
Hikmeti ehline söyle ve nâ ehlinden hıfz eyleye (koruya
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder