Mevlânâ Feth bin Şahref bin Dâvûd ki Ebû Nasr ile meknîdir (künyelenmiştir),
zühhâd ve verrâînden. Otuz sene miktar nan (ekmek) ekl etmemiştir (yememiştir).
Ahmed bin Abdülcâbir dedi ki:
“Pederimden işittim. Buyurdular ki Feth bin Şahref ile otuz sene miktarı
musâhabet eyledim (arkadaşlık yaptım, sohbetinde bulundum). Re’s-i âlîlerini (değerli
başlarını) cânib-i semâya (göğe doğru) ref’ eylediklerini (kaldırdıklarını) müşâhade
eylemedim (görmedim). Müddet-i mezkûrenın âhirinde (bu otuz SENENİN SONUNDA bir defâ ref’ edip (başını semâya kaldırıp) Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd celle ve alâya münâcaat (yalvarış) ile:
‘Yâ Rabbi! Sana şevk ve muhabbet ile intizârım (sana kavuşmayı bekleyişim bu
dünyada) mümted oldu (iyice uzadı). Kudûm-ı mülâkâtımı ta’cîl eyle (Sana kavuşma
vaktini artık hızlandır)’ deyû duâ eyledi”
Muhammed bin Ca’fer birinden istimâ eyledim, dedi ki:
“Vücûd-ı şerîflerini gasl eder iken (yıkarken) cesedinde lâ ilâhe ilallah
Muhammedü’r-Rasûlullah kelime-i şerîfesi(ni) yazılmış (olarak) gördük. Nazra-i ûlâda
kalemle yazılmış sandık (zannettik). Bir de dikkat eylediğimizde (gördük ki) dâhil-i cilde
(derinin içine) damardan nakş olunmuş olduğu zâhir oldu” Dedi intikalleri Bağdat’a idi. Otuz defâ salât-ı cenâzesi (cenâze namazı) kılındı.
Her birinde yirmi beş binden otuz bine kadar cem’aat-i müslimîn tekbirinde salât oldular
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder