NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUFİ İZAHLARINDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUFİ İZAHLARINDAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2020 Cumartesi

MİNARE VE KUYU

Bir gün ömründe hiç minare görmeyen bir adam Nasreddin hoca’ya “Hocam, bu minareleri nasıl yapıyorlar?” diye sorunca hazret:”Bunu bilmeyecek ne var.Kuyuların içini dışına çevirirler, oldu sana bir minare” Kuyu insan vücuduna benzetilir.Kuyu bizdeki bedendir.İnsanın akılla oluşmuş ahlak kuyusu içinde yıllanmış pis sular ve balçıklar olabilir.O kuyu bir kuyucuya yani kamil bir insana müracaat edilerek temizletilmesi istenirse kuyucu onun içini dışarı çevirip temizler.Yerin dibine batmışken onu yükseltir.Bir minare haline getirir.Baştan dua ile hakikat ezanı okumaya , ilan etmeye başlar”

5 Aralık 2020 Cumartesi

NASRETTİN HOCA FIKRALARININ TASAVVUFİ İZAHI

Umûmî anlayışımız, Nasreddin Hoca’yı merkebe ters binmiş, hayvanın kuyruğunu eline almış, çok defa gülünç, bazen güldürücü, bazen hattâ müstehcen fıkralar anlatan bir molla olarak tanımaktan öteye geçemiyor. Ahlâkî mizah dehâsının fikir haysiyetini komiklikten tefrik edebilmek kolay olmadığı için, Nasreddin Hoca’yı, bizi güldürmeğe memur bu komik mollayı sadece merkebin kuyruğunu eline almış sarıklı, sakallı bir insan olarak tasavvur eder, üzerinde durmazdık. Emre’nin getirdiği yeni ve gerçek görüş, bizi, ona aşağıdan yukarıya doğru hayretle, hayranlıkla ve saygıyla bakma seviyesine çıkarıyor. Tasavvuf kitaplarında, tasavvuf tarihlerinde adı geçmeyen Nasreddin Hoca’nın büyük bir mutasavvıf olduğunu, fıkralarının da tasavvufî Hakikat ile tasavvufî ahlâkı telkin etmek istediğini ilk söyleyen, Emre’dir. Bu görüş, asıl Nasreddin Hoca fıkralarını, taklitlerinden ayırmak için şaşmaz bir mihenktir. Remzi Oğuz Arık ile Adanalı İsmail Emre hazretleri Adana’da Dr. Operatör İhsan Önal delaletiyle ilk tanışmalarında bu mevzu üzerinde konuşurlarken Remzi Oğuz Arık, Emre’ye: (Mâdem Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufî bir mânâ taşıdığını iddiâ ediyorsunuz, öyleyse ben size bir fıkra anlatayım, siz bunu tasavvufa tatbik edin) diyerek şu fıkrayı anlatıyor: Nasreddin Hoca’nın bir evi varmış. Hoca bir gün evine diyor ki: “Sen artık adamakıllı eskidin, neredeyse yıkılacaksın. Bâri bana ne zaman yıkılacağını haber ver de altında kalmayayım.” O da “peki” diyor. Aradan epeyce bir zaman geçiyor. Bir gün ev yıkılıveriyor. Bereket versin ki ev yıkıldığı zaman, Nasreddin Hoca içinde değilmiş. Akşam Hoca geliyor; bakıyor ki ev yıkılmış. Eve: “Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin?” diyor. O da: “Ben sana çok söyledim ama sen anlamadın. Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü. Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu. Bizim dilimiz böyledir” diyor İsmail Emre hazretleri bu fıkrayı şöyle mânâlandırıyor: (Evi insan vücuduna benzetsek olmaz mı? Evin yıkılması da ölüm olsun. Duvarın çatlaması, sıvanın dökülmesi filân da hastalanmamıza, saçlarımızın, dişlerimizin dökülmesine benzetilemez mi?) Emre bu izahı yaparken, Remzi Oğuz Arık, şiddetle ağrıyan dişinin sızısını dindirmek için Dr. İhsan Önal’dan bir aspirin istiyor. Bunun üzerine Emre: “İşte bakın, ev, size bir tuğlasının düşmek üzere olduğunu haber veriyor” deyince, bu izah ve bu yerinde misâl, rahmetlinin çok hoşuna gidiyor ve bunu not defterine kaydediyor. Emre, fıkranın gerçek manasını şu sözlerle tamamlıyor: (Bu vücut binası, bir gün nasıl olsa ölüm zelzelesiyle yıkılacaktır. İş, bu ev yıkılmadan, (ölmeden evvel ölerek) Ebedî Ev’e, (Emin Belde)ye, yani bir kâmil insanın gönlüne göç etmektedir.