Bakın o gün mükemmel bir Müslüman halife ilan edilseydi, ya rejim ya da Müslümanlar ona o makamı dar ederdi. Tencere yuvarlanıp kapağını buluyor. Sonuçta her topluluk layık olduğu gibi idare olunuyor. O günkü Halife, o günkü rejimin ve Müslümanların liyakati ile ilgili bir husus. Önce değişmesi gereken toplumun kendisidir. Baştaki ona göre değişir. Yoksa biri geldi ya da gitti diye toplum bir anda değişmez. Şeytanın ve onun dostlarının varlığı bizim günah işlememizin bahanesi değildir. Bir çok peygamber gelip-geçti, onların hayatına bakın. Mezhep imamlarının hayatını okuyun, 4 Halife dönemini okuyun, ama gereksiz övgü ve sövgüye sapmadan, sevdiklerinizi eleştirenlere kızmadan, kızdıklarınızın iyilikleri söylendiğinde öfkelenmeden, adil şahitler olalım. İşte o zaman Allah’ın yardımı bize ulaşacaktır. İsrailoğullarının başında Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Yuşa vardı. Ne oldu, deniz yarıldı ve Firavun, askerleri ile birlikte denizde boğuldu. İsrailoğullarına çölde kudret helvası ve bıldırcın kebabı ikram edildi. Susuz kaldılar, kayadan su fışkırdı. Sonra ne oldu? Hz. Musa, Hz. Harun’u halkının başına gözetleyici koydu, kendi Sina’ya gitti. 40 gün sonra döndüğünde kavmi puta tapmaya başlamıştı. Bu kez lanetlendiler. Kudüs’e giden 10 günlük yolu, 40 yılda zor tamamladılar. Başınızda 3 peygamber de olsa durum bu. Onun için övünmeyi-dövünmeyi bırakalım da nefs muhasebesi yapalım “inni küntü minezzalimin” diyelim. Zalimlerden ve cahillerden olduğumuzu itiraf edelim. Tevbe istiğfar edelim. Umulur ki Allah’ın (cc) yardımı ancak o zaman bize ulaşır. Allah’ın yardımı için krallar soyundan, savaşlar kazanmış kurmaylardan ve keramet sahibi peygamberler soyundan gelen birinin ille de başımızda olması yetmeyebilir. Şunu unutmayalım ki, Allah’ın (cc) kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Bazan, Tanrı kral (nam-ı diğer Goliath’ı), Calud’u devirmek için çocuk Davud’un sapanı ve bir küçük taş parçası yeter. Ama elbette bizim aklın muktezası için hazırlıklarımızın tam olması gerekir.
Allah’ın bizden istediğini, “sen yap” diye dua olarak geri göndermek doğru değil. O Ben-i İsrail’in sapkınlıklarından bir sapkınlıktır. Zaten, ben yaparken de yine Allah (cc) yapacak. O benim ellerimle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor. Böylece beni mükafatlandırmak istiyor. Zafer için bizim sorumluluğumuz Halid b. Velid’i oraya getirmekti. Onun kılıcının keskinliği idi. Ama bu mutlak şart değil. O günkü sahabeler bile “başımızda Halid gibi bir komutan varken bizi kim yenebilir ki!” gibi sloganlar atabiliyordu. Bundan haberdar olan Hz. Ömer, Halid b. Velid’i azletti. “Hiçbir savaşı kaybetmemiş bir komutanı niçin azledersin” dediklerinde ise, “Müslümanlar nerdeyse zaferi Allahtan değil, Halid b. Velid’den bekliyor olacaklardı. Zaferin Allah’tan olduğunu öğrensinler diye Halid’i azlettim” dedi. “Yerine kimi atayacaksın” dediklerinde de, “onun kölesini” dedi. “Neden o” dediler, “çünkü o Halid’in savaş sanatını en iyi bilen biri. Hep onun yanındaydı” dedi. Allah (cc) herhangi bir kişi, topluluk ya da ülkeye muhtaç değil. Ne diyordu Akif “Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri!” Derdimi anlatabildim mi!
Selam ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder