Hazret-i Pir'in usulü, bir konuyu insanların anlayış seviyesine indirmek amaçlı eskilerin tahkiye dedikleri hikalelerle izah usulüdür.Dinleyen avam ise hikayenin bahsettiği konuları hemen anlar.Ancak insanda muutlaka bir alt yapının bulunması gereklidir.Bu nedenle mesnevi-i şerife bsaşlamadan öönce Hz.Pir'in Fi hi Ma Fih (için içindeki) adlı eserini okumasında faide vardır.Hatta okumaya başlamadan evvel Filibeli Hüseyin hilmi'nin "Amak-ı Hayal" isimli kitabını, Feridüddin Attar hazretlerinin "tezkiretül evliya" isimli kitabını okumaları gerekir.
Mesnevi-i şerifin hikayeleri aslında bizim hikayemizdir.Mesnevi-i şerif ,Mevlana efendimizin irticalen söylediği ve Hüsamettin Çelebi hazretlerinin yazıya döktüğü bir eserdir.altı cilt olup ilahi bir tertiple tanzim edildiğine inanmak gerekir.Şeriatın kurallarından, tarikatın kurallarından hakikatın sırlarını barındırır.
Bazılarına göre ise mesnevinin tertibi tertipsizliktir.Kişi mesnevii okumada vefa göösterirse , Mesnevi yüzündeki sır perdesini yavaş yavaş açmaya başlar.Başlangıçta Mesnevi-i şerifi anlamasakda bir müddet okumamız gerekir.Mesnevi içeriğinde bir çok ayet ve hadisleri barındırır ki bu yönüyle Mağ-zı Kur'an(Kuranın özü) olarakda anılır.
Mevlevi dervişleri kederli oldukları veya bir müşkülle karşılaştıkları zaman Hz.Pir efendimize niyaz ederler.Sonra Fatiha suresini okurlarMesneviden rast gele bir sahife açarlar.Hz.Pir efendimizle bu şekilde konuştuklarını ve onun kendilerine cevap vereceğine inanırlar.Bu husus defalarca denenmiştir.Buna "teveffül" derler.
Bloğun önceki yazılarında Konya Ereğli'li Süleyman Çömlekçi'nin Kilisde yaşadığı bir hal vardır ki Mesnevii anlamak için okuma şeklini tarif etmiştir. O YAZIYI AYNEN kopyalıyorum:
Masalınız içindir…bizatihi şahsını tanıdığım ama dünyadan göçmüş bir şahsiyetten dinlenenlerdir…Zatı muhterem Ereğlili Süleyman Çömlekçi efendi anlatmıştı:
Sülukum sırasında Kilis'te semercilik yapan 90 yaşlarında bir zata hizmetim gerekiyordu.Yanına varıp meramımı anlattığımda mübarek bir mesnev-i Şerif kitabını uzatarak :"-Al bunu oku,haftaya aynı gün gel ve bana anlat"dedi.ertesi hafta yanına varıp okuduklarımı anlattım.Ancak,yaptığı işten başını bile kaydırmayarak:"-Cık,cık"anlamında bir ses çıkartarak "Anlamamışsın" dedi. Ertesi hafta çok daha dikkatli bir şekilde okudum ve anlattımsa da yine aynı sonuç: "-Anlamamışsın".Bir kaç hafta bu şekilde devam eden sonuç üzerine söz aldım: "-Efendim,anlayabilmem için nasıl okumam lazım?"dedim.Bana," -Oğlum,Kur'an-ı Kerim'i nasıl okuyorsun! abdest alacaksın,kıbleye karşı diz çökerek okuyacaksın.Mesnev-i Şerif'te öyle okunur"demesi üzerine bu tarife uygun okumalarım başladı.Belirlenen gün yine dükkanına gittim ve bana "-Anlat" dedi.Ben anlatmak için geniş bir nefes aldım,ancak içim içime sığmıyordu,Kalbim çarpar bir şekilde ağzımdan kelime çıkmıyordu. Yaşadığım bu hal kaç dakika sürmüşse efendi söz aldı: "Eveet.şimdi anlamaya başlamışsın" dedi.
***
Söz konusu zat,Konya-Ereğli'deki evinin bahçesinde bulunan küçük bir kulube içinde muhafaza ettiği alet ve edavatı göstererek en iyi rebabın ağacının gül ağacından,derisinin sazan balığı derisinden yapıldığını ifade ile bir tane bizim için yapıp vakfa hediye edeceğini söyle di ise de ömür vefa etmedi.Ruhu şad olsun
***
Fotör şapka giyerek dolaşırdı.şapka ile alakalı olarak:"-Ülen! bu şapkada ne varki.Tren yolculuğunda abdeste sıkıştığında ihtiyacını giderir tren penceresinden dışarı atarsın"sözündeki manayı kaç kişi anlamıştır.
***
Yine aynı zattan nakildir.Askerliğini Kilis'te yapmıştır.Hafta sonları çarşı izni mevcut olduğundan çarşıya çıkar ve vaktini Kiliste bulunan Vakıf Efendi dergahında geçirir.Aynı koğuşta birlikte kaldıkları bir hemşerisi kendisinden ısrarla gittiği yere onuda götürmesini ister.Bir ,üç,beş sonunda bir şartla kabul ederim der:Karışmayacaksın,Konuşmayacaksın,ne verirlerse Yutacaksın,ne derlerse Tutacaksın.arkadaşı Peki der ve o hafta sonu Vakıf Efendi'nin dergahına varırlar. Günlerden Ramazan'dır oruç tutmaktadırlar. Mübareğin huzuruna çıkarlar sessiz bir şekilde huzurda otururlar. Vakıf Efendi kendisine hizmet eden dervişini çağırarak misafirlerine iki kahve yapmasını söyler. Kahveler gelir.Süleyman efendinin tereddütsüz kahveyi içmeye başladığını gören arkadaşıda naçar verdiği söz nedeniyle kahvesini içer. Sessiz ve sözsüz 1 saatlik oturmadan sonra müsade verilir ve çıkarlar. Bölük koğuşunda o gece bir olay ceryan eder:Arkadaşı gecenin bir saatinde uykuda bağırmaya başlar: Ne diyeceğim?ne diyeceğim?.Sesin şiddetinden tüm koğuş uyanır,Nöbetçi astsubay gelir ama bir türlü uykudan uyandıramazlar.Bir müddet sonra uykudaki kişinin ifadeleri değişir:Yine uykulu vaziyette "-Çıkmam buradan,Çıkmam buradan"diye uzunca bir süre devam ettikten sonra kendine gelir.Süleyman Efendi sorar:"-Lan bu ne hal!Sabaha kadar şöyle şöyle söyledin .Hayırdır ne rüya görüyordun?Arkadaşı başlar anlatmaya: Rüyamda kıyamet kopmuş sırat köprüsü kurulmuştur. Köprünün başındaki masada 3 kişi oturmaktadır.Tüm insanlar tek sıra halinde kuyruk olmuşlar bende kuyruğun en sonundayım. sırası gelene masadakiler bir şey soruyorlar.verilen cevaba göre yan cennete yahut cehennemi gösteriyorlar. Bu telaş esnasında masadakilerin sorularına verilecek cevabı merak ettiğimden "-Ne diyeceğim, Ne diyeceğim"diye söyleniyordum.Nihayet sıra bana geldi.Masadaki üç zattan ortadaki bana soru sordu:-"Vakıf Efendiyi tanıyor musun?" Ben de "-Efendim bir kahve içmişliğim var"demem üzerine bana cennetin yolu gösterildi.Cennete girdim.istediğim her şey vardı.işte bu zaman gördüğüm o güzellikler nedeniyle bağırıyordum:-"Ben burdan çıkmam"
hayırlı cumalar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder